Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

MEVLÂNA CELÂLETTİN-İ RUMÎ Şiirleri

Başlatan Tiversonus, 20 Haziran 2009, 22:11:39

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
[h5]

BİR KAÇ ÖPÜŞ VARDIR İSTEDİĞİMİZ

Bir kaç öpüş vardır istediğimiz
bütün ömürlerimizle,
ruhun bedenin üstüne değmesi.

Deniz suyu yalvarır inciye
kabuğunu kırsın diye.

Ve zambağın ne kadar hırsla
vardır gereği vahşi bir sevgiliye.

Geceleyin, açarım pencereyi
ve sorarım aya gelsin diye
ve bastırsın yüzünü benimkine karşı.
Nefes versin içime.

Kapa dil-kapısını
ve aç aşk-penceresini.

Ay kullanmaz kapıyı,
yalnız camı.


Mevlana
[/h5]




[h5]
SUYUN KALDIRMA GÜCÜ

Seni gördüm ve bomboşum.
Var oluştan daha güzel, bu boş olma
hiçbir varoluş bırakmaz ortada, ve buna rağmen,
o geldiği vakit, dallanır budaklanır var olma,
ve daha fazla varoluş getirir o meydana.

Övgü, vermektir övgüyü,
birinin ne denli kapıldığına
boşluğun içine.

Övgü vermek güneşe,
övmektir kendi gözlerinizi.
Övgü verin okyanusa. Küçük bir gemi ne der ki?

Böylece sürüp gider bu deniz gezisi, ve kim bilir nereye?
Tutulmak okyanus tarafından güçlükle
en iyi şanstır düşebilen bahtımıza.
Uykudan uyandırılmaktır o, bütünüyle.

Ne diye kendimizi üzelim uyuyakalmışız diye?
Önemli değildir bilinçsiz kalışımız bu kadar uzun süre.
Uyku sersemiyiz biz, fakat bırak suçluluk duygumuz gitsin uzağa.

Hisset sevecenliğin hareketlerini
oranda buranda,
suyun kaldırma gücü gibi.


Mevlana
[/h5]

Tiversonus

#16
[h5]
DEVAM ET ARAŞTIRMAYA

Hazır olmadığını bile bile,
devam et araştırmaya: Tanrının yolu üzerinde
gerek yoktur hazırlanmaya.
kimi görsen kendini adamış olan araştırmaya,
dost ol onunla ve baş ey onun huzurunda,
çünkü seçerek komşuluk etmeyi araştıranlarla,
kendin bir olursun onlarla;
korunarak zaferi kazananlarla,
öğrenirsin zafer kazanmayı kendi başına.
Bir karınca Süleyman payesine ulaşmayı araştırırsa,
hor görerek gülme onun arayışına.
Herşey, sahip olduğun, beceride, zenginlikte ve el sanatında,
değilmiydi başında yalnız bir düşünce ve bir araştırma?



Mevlana

[/h5]




KEEP SEARCHING


Even though you're not equipped,
keep searching:
equipment isn't necessary on the way to the Lord.
Whoever you see engaged in search,
become her friend and cast your head in front of her,
for choosing to be a neighbor of seekers,
you become one yourself;
protected by conquerors,
you will yourself learn to conquer.
If an ant seeks the rank of Solomon,
don't smile contemptuously upon its quest.
Everything you possess of skill, and wealth and handicraft,
wasn't it first merely a thought and a quest?

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

Garcheh âlat nistet to mi talab
nist âlat hâjat andar râh-e Rabb
Harke-râ bini talab-gâr ay pesar
yâr-e u shaw pish-e u andâz sar
Kaz jevâr-e tâlebân tâleb shavi
vaz zelâl-e ghâlebân ghâleb shavi
Gar yeki muri Solaymân be-jost
ma-negar andar jostan-e u sost sost
Harcheh dâri to ze mâl o pisheh-'i
nah talab bud avval va andisheh-'i?

Mathnawi III: 1445-1449

Version by Camille and Kabir Helminski
Rumi: Jewels of Remembrance
Threshold Books, 1996
(Persian transliteration courtesy of Yahyá Monastra)[/size=1]

Tiversonus

#17
[h5]
YORUMLANMASI GEREKEN RÜYA


Bir rüyadır bu yer.
Yalnız bir uykucu onu gerçek sanar.

Sonra ölüm gelir gün ağarması gibi,
ve gülerek uyanırsınız
acınız sandığınız şeye

Fakat bir uyuşmazlık vardır bu rüyayla.
Acımasız ve bilinçsiz herşey
yapılan şimdiki dünyanın aldatıcı görünüşünde,
gözden kaybolmayan herşey ölüm uyanışında.

O kalır,
ve yorumlanması gerektir.

Bütün çirkin gülüşler,
bütün çabuk seks istekleri,
Yusuf'un o yırtık ceketleri,
güçlü kurtlara dönüşürler
yüzyüze gelmeniz gereken.

Öç alma arzusu şimdi bazen gelen size,
hızlı, geri ödeme vuruşu,
bir çocuk oyunudur yalnız
diğerinin ne olacağıyla karşılaştırıldığında.

Bilirsiniz sünnetin ne olduğunu burada,
bütünüyle hadım etmektir orada!

Ve bu sersemlemiş zaman yaşamakta olduğumuz,
işte buna benzer o:
Bir adam uyumaya gider şehirde
herzaman yaşamış olduğu, ve rüyasını görür
başka bir şehirde yaşadığının.
Hatırlamaz rüyasında
yatağında uyuduğu şehri. İnanır
rüya-şehrinin gerçekliğine.

Bu çeşit uykudur dünya.

Birçok ufalanmış şehrin tozu
üstümüze çöker unutkan bir uyuklayış gibi,
fakat biz o şehirlerden daha yaşlıyız .

Bir mineral olarak başladık biz. Bitki hayatı içine çıktık
ve sonra hayvan durumuna, ve sonra insan oluşuna,
ve herzaman unuttuk önceki durumlarımızı,
baharın başlangıcından başka, hafifçe hatırladığımızda o zaman
yeşil olmayı yine.
İşte böyle döner genç bir insan
bir öğretmene. İşte böyle yaslanır bir bebek
memeye, bilmeden gizemini
arzusunun, fakat dönerek içgüdüyle.

Geliştirilen bir akış boyunca yol gösteriliyor insan cinsine,
zekaların bu göç edişi içinden,
ve uyurmuş gibi gözüksek te,
bir uyanıklık vardır içimizde,
rüyaya yön veren,

ve korkutup şaşırtacaktır neticede o bizi geriye
kim olduğumuzun gerçeğine.



Mevlana
[/h5]

Mesnevi (IV, 3654-3667, 3628-3652)[/size=1]

Tiversonus

#18
[h5]
BELİRLİ BİR İŞ YAPMAK İÇİN DUYULAN SEVGİ

Yolculuk canlandırıcıdır bazısı için
evde kalmak olduğu kadar başkaları için.

Yalnızlık dağda bir yerdir
arkadaşlıkla dolan
bunun için,
ve ölüm-yorgunluğu
onun için.
Bu kişi bayılır
bir topluluğun
çalışma sistemlerinden yükümlü olmaya.
Bu kişi bayılır
kızgın demiri şekillendirmenin yöntemlerine
bir çekiçle.
Herbirine verilmiştir
güçlü bir istek belirli bir iş yapmak için.

O hareketler için duyulan aşk,
ve bütün hareket aşktır.

Sopalar ve ölü çimen parçalarının ve yaprakların
rüzgârda kayış şekilleri
ve yağmurun ve su birikintilerinin gittikleri yönler
yerdeki, bu hareketlerin hepsi
bir peşinden gitmektir
onlara verilmiş olan aşkın.


Mevlana
[/h5]

Mesnevi, (III, 1616-1619)[/size=1]



[h5]

ŞEYHİN BİRİ MEYHANEYE GİRER

Şeyhin biri meyhaneye girer diyerek,
"Ben oruç tutuyordum. İçecek birşey verin,.
Zorunluk bunu gerektirir."

Bir bardak getirdiler ona, ve o dedi ki,
"Bakın ! Bu şarap değildir."

Güzel, baldı o, altın renkli.
Yoktur bardaklar böyle Bir kişi için
şekille dolmuş. Hepsi kaynaktan gelir.

Işık, hayvan tersinin üstünde parlayan,
hayvan tersinin bir parçası değildir.

Sordu birine öğrencilerinden,
"Git şarap getir bana şarap mahzeninden,"
ve öğrenci gitti ve tadına baktı.
Balla doluydu her bir fıçı.

"Sarhoşlar, bu içtiğiniz nedir
sizlerin?"

"Şeyhim, herşey tatlılığa dönüştü
sen geldiğinden beri.

Değiştir ruhlarımızı bizim
biz de sana benzeyelim."

Bütün dünya oluşmuştur hayvan tersinden
ve kandan ve şeytan sidiğinden
ve gene de tuttuğu zaman onu kendi çıkarını düşünmeyen biri,
tatlı kaynak suyuna benzer lezzeti.



Mevlana

[/h5]


Mesnevi (II, 3410-3423)[/size=1]

Tiversonus

#19
[h5]
DERENİN İÇİNE BAKMAK

Ruhun yolu
duygularla ve akılla
bir dere gibidir.

Arzunun yabani otları kalınlaştığı zaman,
akıl akışını durdurur,
ve ruh-yaratıkları saklı kalır.

Fakat bazen makul düşünen aklınız
o kadar güçlü akar ki, temizler
tıkanan akarsuyu
sanki Tanrı'nın eliyleymiş gibi.

Ağlamak ve boşuna emek çekmek yok artık,
varlığınız büyür ve güç kazanır
arzularınızın daha önce olduğu kadar.

Gülüş ve tatmin oluş, o ustaca akış
izin verir ruh-yaratıklarının gözükmesine.

Bakarsınız aşağıya,
ve açık seçiktir gördüğünüz rüyâ.

Işıktan yapılmış kapılar
açılırlar ardına kadar. Görürsünüz içeriyi.


Mevlana
[/h5]

Mesnevi (III, 1824-1834)[/size=1]

Tiversonus

#20
[h5]

KOYU RENKLİ TATLILIK

Yer döner yeşile. Başlar davul çalmaya.
Yedi cilt halinde gelir kitapları
yapılan yorumların kalp üstüne.

Kalem başını koyar aşağı
koyu renkli bir tatlılık vermek için sayfaya.

Gezegenler gider istedikleri yerlere.
Venüs yönelir Kuzey Yıldızının yanına.
Ay tutunur Aslan burcuna.

Buradadır kendi-olmayan ev sahibi.
Bakarız birbirimizin gözlerimize.

Çocuk çocuktur hâla
alfabeyi öğrendikten sonra bile.

Süleyman sabah kadehini kaldırır dağlara.
Otur otağın içindeki yerine,
ve dinleme dini bütünlerin ağız kavgasını.
Biz içimize emerken ilk baharı, sakın açma ağzını!


Mevlana




KIRMIZI GÖMLEK

Kimse gördü mü o oğlan çocuğunu?
Bir zamanlar buraya gelirdi o.
Yuvarlak-yüzlü, başbelası, ağzı şaka yapmakta çabuk,
ciddiyete gelince yavaş. Kırmızı gömlek,
kusursuz uyumlu, kurnaz,
kasları güçlü, cebinde herzaman birşeyler var,
Kamıştan düdük, fildişi mızrap, parlatılmış
ve onun tanrı vergisi hünerine hazır.
Bilirsin onu.

Duydun mu onun hakkındaki masalları?
Firavun ve bütün Mısır dünyası
yıkıldı, ortadan yok oldu böyle bir Yusuf'un hatırına.
Ben seve seve harcardım yılları
ondan bir haber almaya
üçüncü, dördüncü elden bile olsa.



Mevlana

[/h5]
Not: Mevlânanın her çocuğun günün birinde bir peygamber olabileceğini, ve bu yüzden bütün çocuklara saygı duyulması gerektiğini anlatan bu şiiri, bana hep biribirinden ayrı iki değişik şeyi hatırlatır. Birincisi sanırım 1960 lı yıllarda Ara Güler'in Diyarbakır tren istasyonunda çektiği 8-10 yaşlarında bir oğlan çocuğunun renkli fotoğrafıdır. İkincisi Peru asıllı romancı Carlos Castenada'nın 'Don Huan'ın Dersleri' isimli serisinden bir paragraftır. Bu kitaplar Türkçe'ye çevrilmişmidir bilemem. Kalifornia'da antropoloji üzerine doktora tezi yazan Carlos Castenada Meksika'daki Yaki yerlilerini tez konusu olarak incelerken, orada bir otobüs durağında tesadüfen Don Huan adında bir Yaki büyücüsüyle karşılaşır. Onunla arkadaşlığını ve ondan öğrendiklerini anlatan bu seri 1970 lerde Amerika'da yıllarca en iyi satan kitaptı. Bu kitaplardan birinde Carlos'la Don Huan Meksika'da çok fakir bir köyde bir lokantada basit bir yemek yerlerken, o köyün aç ve fakir olan çocukları lokanta camekanının öteki tarafından onlardan bir ekmek parçası dilenirlerler. Carlos bu durumdan ve çocukların zavallılığında son derece tedirgin olduğunu Don Huan'a söyleyince, Don Huan Carlos'a çok sinirlenir. Önce kendisinin de bir zamanlar aynen bu çocuklar gibi dilendiğini söyleyerek ondan sonra bu çocukların ne kadar değerli olduğunu anlatan yukardaki şiire benzer bir konuşma yapar.

Bulursanız ismi "The Teachings of Don Juan: A Yaqui Way of Knowledge" olan bu seriyi alıp okumanızı öneririm. Eminim Amazonda vardır.

Saygılarımla,

Vehbi [/size=1]

Tiversonus

#21
[h5]
ŞAŞKINLIK

Vardır aklın birçok maskeleri.
Bir parçanız havada süzülüyor büyük bir rüzgârın akıntısında,
diğer alışılagelmiş hareketleriniz yürürken küçük adımlarla
ve gagalarken yeri.

Ruhlarımıza ölümdür göreneksel bilgi,
ve değildir o gerçekten bizimkisi. O yüklenmiştir üzerimize.
Gene de devam ettiririz söylemeyi
bizim bu "inançları" "rahatlatıcı" bulduğumuzu.

Cahil olmamız gerektir bizim öğretildiklerimizden
ve şaşalamış olmamız onun yerine.

Koşarak geç kazançlı ve rahatlatıcı olanı.
Güvenme sana iltifat eden hiç kimseye.
Ver yatırım paranı, ve kârı
anaparanın üzerinde, gerçekten aç biilaç olanlara.

Unut selameti. Yaşa yaşamaktan korktuğun yerde.
İtibarının canına oku. Düş dile.
Ben basiretli planlama deneyimi yaptım uzun süre.
Divane olacağım bundan böyle.


Mevlana




MUTFAK VE SEKS

Hayatını tehlikeye atarsın arzuları beslemek için,
fakat ruhuna yalnız bodur seralar verirsin otlamak için,
onları da istemeye istemeye.

On tane ödünç alırsın ve ondördünü geri verirsin.
Kararlarının bir çoğu izlenebilir geriye
mutfağa ve sekse.

Bir kömürlükten bir sonrakine gider
kömür kovası. Altı arkadaşın kaldırırlar
senin yakışıklılığını ve taşırlar
onu mezarlığa.

Değişir giderken yemek masadan tuvalete,
Yaşarsın ölümlerin ortasında
düşünerek doğrudur bu yeterince.

Kapat bu gözleri ötekini açmaya.
İzin ver orta nokta aydınlatsın görüşünü.


Mevlana



PAYLAŞTIĞIMIZ ÖZ

Bak balık, sen zaten deryadasın
Orada yüzmek dahi seni görkemle dost kılar.

Fakat bu kıskançlık ne ki?
Sen Ben-i-Amin'misin?
Buğday çuvalının içine altın bir bardak mı koydu Yusuf senin,
ve hırsızlık yapmakla mı suçladı seni?

Fakat o sonra seni bir kenara çekti ve dedi ki,
Ben kardeşinim senin. Ben duayım, sen Amin.

Ölümsüz diyarlarda gider geliriz,
yine de buradaki mala endişeleniriz.

İzin verin, duası olsun şu her birimizin.

"Ömrümün kaynağısın.
Dağ kaynaklarından ırmaklar getirirsin.
Gözlerime ışık verirsin.

Sunduğun şarap beni kendimden geçirir
ve paylaştığımız özün içine getirir.
Bunu yapmak dindir."


Mevlana
[/h5]

Tiversonus

#22
[h5]
İBİBİK KUŞUNUN MARİFETİ

Ne zaman büyük bir çadır dikilse kırsal bir alanda
Süleyman için, gelirlerdi kuşlar
ona olan saygılarını göstermek ve onunla konuşmak için.

Süleyman kuş dilinden anlardı.
Zihin karıştıran cıvıldama yoktu
onun huzurunda. Her bir tür konuşurdu
kendi çağırışını açıkça.

Ne büyük bir sevinçtir anlaşılmak!
Sırlarını söyleyemeyeceği insanlarla
birlikte olduğu zaman bir insan,
farkı yoktur onun bağlı olmaktan.

Ve demek istediğim akrabalık değil kültürden gelen,
Türkler ve Hintliler vardır aynı dili konuşan.
Türkler vardır birbirini anlamayan.

Benim konuştuklarım bir tek aşkı içlerinde
bir arada tutanlardan.

Kuşlar böylece soruyorlardı Süleyman'a
sorular ve söylüyorlardı ona marifetlerini onların.
Hepsi arzulardı sorulmak için
kalabilirlermiydi huzurunda Süleyman'ın.
Sırası geldi İbibik kuşunun.

"Sultanım, benim bir tek hünerim var yalnız, fakat ümit ederim
size yararlı olacaktır."
"Söyle."
"En yüksek noktasına çıktığım zaman
benim yeteneğimin ve aşağıya baktığım zaman,
yerin içini görebilirim o zaman
yerin altındaki su tabakasına kadar.

Görebilirim o kille çamurlanmışmıdır,
ya da berrakmıdır, taşın içinden akarak.

Görebilirim nerelerdedir kaynaklar,
ve nerede kazılabilirler iyi kuyular."

Süleyman cevap verdi, " İyi bir yoldaş olursun sen
benim el değmemiş bölgelere yaptığım yolculuklar için!"

Kıskanç karga dayanamadı buna.
Bağırdı avazı çıktığı kadar,
"Böyle keskinse görme gücü ibibik kuşunun,
nasıl oldu da görmedi kapanı
onu birzamanlar yakalamış olan?"
"Güzel soru sordun," dedi Süleyman.
"Peki de dersin buna, ibibik kuşu sen?"
"Gerçek olan bir marifettir su-araştırma hünerim. Ve gerçektir gene
doğruluğu beni tuzağa düşüren şeylere karşı
kör olduğum benim. Bir niyet vardır
bilgimin ötesinde benim
hem körlüğüme hem de gözle görülmeyen şeyleri görmeme neden olan.
Karga kabul etmez doğruluğunu bunun."



Mevlana

[/h5]
Mesnevi (I, 1803-1813)



[h5]
BİR TEK ŞARKI

Övülen Bir olduğu gibi,
Birdir övgü de,
boşaltılıyor çok sayıda sürahi
kocaman bir leğenin içersine.

Bütün dinlerin hepsi,
bütün bu şarkı söyleme,
hepsi tek bir şarkı.

Ayrıcalıklar sadece
aldanma ve beyhude.

Gözükür gün ışığı biraz ayrı
bu duvarın üzerinde, olduğundan şu duvarın üzerinde,
ve çok değişik bu öteki duvarın üzerinde,
fakat bunların hepsi
gün ışığı, aynı.

Biz ödünç aldık bu giysileri,
bu zaman ve yer kişiliklerini,
bir ışıktan, ve verdiğimiz zaman övgüleri,
boşaltıyoruz onları geri içeri.


Mevlana
[/h5]

MESNEVİ (III, 2122-2127)



ONE SONG
Rumi

What is praised is One,
so the praise is One, too,
many jugs being emptied
into a huge basin.

All religions,
all this singing,
is one song.

The differences are just
illusion and vanity.

The sun's light looks a little different
on this wall than it does, on that wall,
and a lot different on this other one,
but it's still one light.

We have borrowed these clothes,
these time and place personalities,
from a light, and when we praise,
we're pouring them back in.

MESNEVI (III, 2122, 2127)

(English Text by Coleman Barks)

Tiversonus

#23
[h5]

AŞK ENERJİSİDİR BİR GİRDAPIN

Bir aşık olmak
ve hasta ve pişman hissetmek kendini
el ele gitmez beraber.

Aşk bir ejderhadır.
Mahcup olmak küçük bir solucan.

Biri Tanrının niteliklerinden biri
Ötekisi, düşünmekle dolu bir ruh hali.

Ay ışığıdır aşk duvarı üzerinde yatak odanızın,
enerjisi bir girdapın.

O orada olmadığı zaman,
bir insan olur bir çılgın
balık, dibinde yerin
olduğu girdapın,

ya da boş bir korkuluk arasında uyuyanların.


Mevlana

[/h5]

Mesnevi (VI, 969-983)

Tiversonus

#24
[h5]

SEVGİ

Gök aşktan yanmasaydı
bu kadar aydınlık olmazdı.

Güneş aşktan yanmasaydı
hiç ışık salmazdı.

Irmak aşktan yanmasaydı
ses çıkarmazdı, akmazdı.

Deniz, toprak ve dağ sevdalanmasaydı
hiçbirşey doğmazdı-- ne balık, ne ağaç, ne de insan.


Mevlana

[/h5]



[h5]
Bu Şiir Ondan Utanıyor

Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?
Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?
Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,
yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?

Bu nasıl yüz böyle,
bu nasıl ışık?
Bu nasıl ay böyle,
bu nasıl güneş?
Mağradan mı çıktı,
dağdan mı iniyor,
o yalnızlığın adamı,
o dost?

Boş yere arama şarap testisini sen.
Koklama onun ağzını sen boş yere.
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;
dostum, onu sen kendin gibi belleme.

Yolda o yapayalnızsa ne olur?
Başında sarık yoksa ne çıkar?
Ne bundan güneşe bir leke olur,
ne ayın gösterişine zarar.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.
Bir kolayına getir onu bul.
Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.
Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Biz duvara asılı duran resimleriz.
Bizi yapan ressamın varlık şavkı
duvarın üzerine bir vurdumu,
bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız
Onun selvi boyu bir göründü mü,
bakarsın dünya güllük gülistanlık.
Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi.
bakarsın kıyamet koptu gitti.

Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o.
Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.

Sustum artık ben,
sustum artık
Bu şiir utanıyor ondan.
[/color]

Mevlana
[/h5]
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?siir_id=16372&sair=1799&sira=14&adet=59

Tiversonus

#25
[h5]
DÎNİ VİTRİNDE ALIŞVERİŞ EDENLER

Dîni vitrinde alışveriş edenler,
"şu kaça? bu kaça", diye soranlar tembel tembel.
Almayacaktım, sadece bakıyordum diyerek
yüz tane mala ellerini sürüp geri koyanlar,
Sermayesiz gölgeler.

Harcanan sevgi ve ağlamaktan yaşlanmış iki tane göz.
Fakat onlar dükkana girer,
ve aniden bütün hayatları bir anda geçer,
o dükkanda.

Nereye gittin? "Hiçbiryere."
Ne yemek zorunda kaldın? " Çok birşey değil."

Bilmesen bile ne istediğini,
al birşey, değiş tokuş akıntısının parçası olmak için,

Kocaman, aptalca bir proje başlat,
Nuh peygamber gibi.

Kesinlikle fark etmez
insanların senin hakkında ne düşündüğü.


Mevlana



[/h5]




SPIRITUAL WINDOW SHOPPERS

These spiritual window-shoppers,
who idly ask, 'How much is that?' Oh, I'm just looking.
They handle a hundred items and put them down,
shadows with no capital.
What is spent is love and two eyes wet with weeping.
But these walk into a shop,
and their whole lives pass suddenly in that moment,
in that shop.
Where did you go? "Nowhere."
What did you have to eat? "Nothing much."
Even if you don't know what you want,
buy _something,_ to be part of the exchanging flow.
Start a huge, foolish project,
like Noah.
It makes absolutely no difference
what people think of you.


From Coleman Barks' Essential Rumî

Tiversonus

#26
Mevlana Şiirleri'nin bu kadar az okunmasına aldırmıyorum...Aldırdığım başka bir şey, "zaman" ile ilgili belkide ya da "zamansızlık" ile ilgili...

Yaylaya gitmeye hazırlandığımda babamda "ben de geleyim mi?" diye sorunca "hayır"diyemedim ve birlikte gittik, haber muptelası olan babamın yanına, odasına pek fazla girmiyordum, hem şu GSM telofonunu devamlı şarzda tutmasından dolayı hem de tv den dolayı. İşte sohbet ederken şu bilinçli olarak söyledim: "açılım süreci, Kendine Hizmet Dünya grubunun bir kaos yaratma sürecidir, barış, sevgi, birlik için amaçlanmamıştır ve çok sinirli dediğin yöneticinin dögüsünü takip ederim ve sanırım bir süre sonra, tv de, bir müzik eşiğinde ve tüm halkın göreceği şekilde "gözyaşı" dökecektir, bu hep döngüsel bir sürecidir" ve benzeri şeyleri konuştuk...Sonra konudan ayrı olarak, başka konulara geçerek;  psikopatlık üzerine sohbet ettik ve Gurdjieff'in ekolünden olanların ve Kasyopya'lıların ve Ra toplumsal belleğn, yüzde elli otomatik enkarnasyon sahibi ruh vurgusunu veya bu döngüde ruh kıvılcımını geliştirme şansı olmayanalardan ki bu süre yaklaşık 300.000 yıldır...Ve elbette bunun "iyi ve kötü olmanın ötesinde" bir öğretme/öğrenme dinamiği sağlayan dualik yapı olduğundan... Ve babama odağını kendisine çevirmesine ve kendisini iyi hissettirmeyenlere de teşekür etmesi gerektiğini ve Mevlana'dan bir kaç aktarım yaptım...


Ve bilinçli zihnim bilerek, bir şekilde bilen tarafım ile de söylediğim "gözyaşı" olayının bir gün sonra gerçekleşeciğini bilmiyordum. Nasıl mı gerçekleşti? "Oğlum bak tam senin dediğin gibi diye, yoksa internetten mi baktın, ama tv de canlı yazıyordu!?!" diyordu babam.


Yer Mevalana etkinliklerinin yapıldığı bir salon ve bir gün önce söylediğim gözyaşı ile ağlayan insanlar, bunu izleyemedim yani gözyaşılı kısmı ama sonrasını bir on-oeş dakika izledim...


Ve Mevlana'dan etkilendiğini düşündüğüm bir şairden, düşün insanından, bir kaç şiirini paylaşmak istiyorum. "Nedir Mevlana?" SORUSUNA BİR CEVAP OLUR MU TAM BİLMİYORUM, AMA BİR İPUCU VERİR BELKİ DİYE...




[h5]

Ey kendinden habersiz, gel Hakk'ı tanı, zira o sendedir.
Vücudun şehrine girip seyret.
Onun sende olduğunu görürsün.

Zanna kapılıp nerdedir diye şaşkın şaşkın gezersin.
Boşuna her yeri gezip durma.
Çünkü canın mekanı sendedir.

Ben Hakk'm senden ayrı olduğunu nasıl söyleyebilirim?
Çünkü Hakk'm nizamının sende olduğunu gözümle görmüşüm.
İlahî bir bülbül isen başka bir gül bahçesi arama.


Nesimi






Ne zaman ki, kahpe felek, cahili ve haddini bilmezi sever oldu;
artık şüphesiz, faziletin müşterisi bulunmaz.
 
Fırsatçı hırsız, bütün gerekli şeyleri götürse yeridir.
Çünkü yola koyulan kafilede bir kişi bile uyanık değildir.
 
Halkın işi çığırından çıktı.
Gönül yıkıcılar çoğaldı.
Yaralı bir gönülü tamir edecek bir mimar bile bulunmaz.
 
Var git derde katlan ve eziyetlere karşı sabırlı ol.
Çünkü gönlün dileğinin azı da, çoğu da bulunmaz.
 
İki yüzlülük ve hilekarlık işte aldı yürüdü.
Fazileti müşterisiz bıraktı.
İlim sahiplerine parlak bir pazar kalmadı.
 
Ey Nesîmî, sen sırrını bu ayak takımına açma.
Çünkü bugün dünyada sırdaş bir insan bile bulunmaz. [/color]

Nesimi


[/h5]


Kaynak:

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0madeddin_Nesim%C3%AE

Bilgi:

Seyyid Nesimi'nin hayatı hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte doğum tarihinin 1339- 1344 yılları arasında olduğu, idamının da 1417 veya 1418 yılında olduğu tahmin edilmektedir. Ve 1417'de Halep'de derisi yüzülerek öldürülmüştür. Cesedi bir hafta halka gösterildi. Ayrıca öldürüldükten sonra derisini omzuna alıp 7 kapıdan aynı anda cıktıgı söylenmektedir.

Tiversonus

#27
[h5]
AŞKIN TADI


Tadını almamış birisi aşkın
Bir odun ya da taş parçasıdır Allah için.
Aşk suyu çıkarır taşlardan;
Aşk tozu temizler aynalardan.
aldatmak dövüşü araştırır, inanmak barışı.
Aşk kalbin denizinde açar ağzını;
Bir balina gibi yutar iki dünyayı.
Bir aslan gibidir aşk, haberi yoktur hileli oyundan;
Tilkiye dönüşmez bir aslandan.



Mevlana[/h5]






Çeviren: Vehbi Taşar

(Divan 1331:1-5)

Farsça'dan Çeviri: Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998

TASTE OF LOVE
Rumi

The one who has not had a taste of love
Is but a piece of wood or stone to God.
Love extracts water from stones;
Love removes rust from mirrors.
infidelity seeks war, faith peace;
Love sets fire to war and peace alike.
Love opens its mouth in the sea of the heart;
It devours the two worlds like a whale.
Like a lion, love knows no ruse;
It does not change from a lion to a fox.

(Divan 1331:1-5)
Translated by Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998 [/size=1]






[h5]
ANIN BİLİNMEZLİĞİ


Haberler diye birşey vardır akla,
içteki bilgiye oysa,
o hep olmakta olanın ortasındadır.

Kuşku duyanlara acı verir bu.
İnananlara asıl gerçektir.
Aşıklara ve öngörülü olanlara,
o yaşanırken olan yaşamdır.



Mevlana
[/h5]

Tiversonus

#28

GÜNDOĞUMU YAKUTU

Sabahın erken saatinde,
şafaktan hemen önce, sevgili ve sevgilisi uyanır
ve su içerler.

Sorar sevgilisi, "Beni mi seversin daha çok yoksa kendini mi?
Gerçekten, bana doğruyu söyle kesin."

Sevgili der, "Birşey yok benden kalan.
Ben yakut gibiyim gündoğuşuna kaldırılıp tutulan.
Hâla bir taşmıdır o, yoksa kırmızıdan
yapılmış bir dünya mı? Yoktur direnci gün ışığına."

İşte bu yüzden Hallaj , Ben Allahım, dedi,
ve gerçeği söyledi!

Yakut ve gün doğuşu birdir.
Yürekli ol ve disipline sok kendini.

Kulak ve duymak ol tamamiyle,
ve kulağına küpe gibi tak bu güneş-yakutunu.

Çalış. Kazmaya devam et kuyunu
Düşünme bile çalışmayı bırakmayı.
Oralarda bir yerlerdedir su.

Teslim et kendini hergünki uygulamalara
Kapı üstünde halkadır
hakkını vermen onlara.

Sürdür kapıya vurmanı, ve içerdeki sevinç nasılsa
açacaktır sana bir pencereyi
ve bak dışarıya,
kim var orada?


Mevlana


THE SUNRISE RUBY

In the early morning hour,
just before dawn, lover and beloved wake
and take a drink of water.

She ask, "Do you love me or yourself more?
Really, tell the absolute truth."

He says, "There's nothing left of me.
I'm like a ruby held up to the sunrise.
Is it still a stone, or a world
made of redness? It has no resistance
to sunlight."

This is how Hallaj said, I am God,
and told the truth!

The ruby and the sunrise are one.
Be courageous and discipline yourself.

Completely become hearing and ear,
and wear this sun-ruby as an earring.

Work. Keep digging your well.
Don't think about getting off from work.
Water is there somewhere.

Submit to a daily practice.
Your loyalty to that
is a ring on the door.

Keep knocking, and the joy inside
will eventually open a window
and look out to see who's there.

Mevlâna- The Essential Rumi Coleman Barks

Tiversonus

#29
SÖYLE BEN KİMİM


Toz zerreleriyim ben
gün ışığında.

Güneşim
yusyuvarlak.

Toz zerrelerine derim,
"Kal."

Güneşe derim, "Hareket et,
durmadan."

Sabah sisiyim ve akşamın
nefesiyim.

Bir kavaklığın tepesinde rüzgâr
ve sarp bir kayalığın üstüne çarpıp kırılan dalgalar.

Orta direk, dümen, dümenci,
ve tekne omurgası,

mercan kayalığıyım aynı zamanda da
onların saplanıp kaldıkları.

Bir ağacım ben talimli bir papağanla dallarında.
Sükut, düşünce, ve seda.

Bir neyin içinden gelen ahenkli hava,
bir taştan sıçrayan kıvılcım, bir titreme metalde.

Hem mum,
hem de onun etrafındaki deli pervane.

Gül,
ve bülbül kaybolan güzel kokunun içinde.

Varoluşun bütün sınıflarıyım, ve dönen samanyolu,
evrimsel akıl.

Kalkan ve inen.
Olan ve olmayan.

Sen
Celâlettin'i bilen,

sen
hepsinin içinde bir tane,

söyle
ben kimim.

Söyle
BEN SENİM
.


Mevlâna

Çeviren: Vehbi Taşar

31 Aralık, Sayfa 407, "A Year With Rumi, Daily Readings" Coleman Barks
with John Moyne, Nevit Ergan, A.J. Arberry, Reynold Nicolson, and others,
HarperSan Francisco, 2006[/size=1]






İSA NEDEN KAÇIYORDU


Meryem'in oğlu İsa koşturur bir yamaçtan yukarı
sanki vahşi bir hayvan onu kovalıyormuş gibi.
Sorar ardından gelen biri, "Nereye gidiyorsun sen?"
Kimse kovalamıyor seni. "Senmisin ölmüş bir insanın
üstünde sözler söyleyen uyandırmak için onu? Benim.
O zaman senin bunun gibi koşmana kim neden olabilir ki?

Açıklar İsa:

"Körün ve sağırın üzerinde Ulu İsmin adını anarım,
ve onlar kavuşur sağlığa. Taş kalpli bir dağ kenarının
üstünde durur ve ona Allah derim, ve o gömleğinin
dikişlerini söküp parça parça eder göbeğine kadar.
Fakat saatlerce sevgi ile konuştuğum zaman
insan sıcaklığından anlayan ve onunla alay eden kişilerle,
ve onlara Allah'tan bahsettiğim zaman, en ufak birşey olmaz.
Onlar kaya olarak kalır, ve kuma dönüşür. Başka türlü hastalıklar
rahmetin içeri girmesi için yollardır, fakat bu yanıt vermeme
Allaha karşı sertlik ve soğukluk geliştirir. Ben ondan
kaçmak için koşuyorum. Hava suyu nasıl dirhem dirhem çalarsa,
o şekilde buharlaşır ve kurur gider övgü budala insanlarla
ayak direyen değişmeye karşı. Üstünde oturduğun soğuk taş gibi çalar
vücut sıcaklığını toplumsal değerlerin alaycısı. O güneşi duyumsamaz."

Hiçbirşeyden kaçmıyordu İsa. Yeni bir yöntemle öğretiyordu yalnızca.


Mevlana






DÜNYANIN NÜFUSU İSA

Dünyanın nüfusu İsa,
ve onun içindeki her nesne de.
Yer yok iki yüzlülüğe.
Ne diye acı çorba içmeli iyileşeceğim diye,
şeker gibi su dururken her yerde?


Mevlâna




ASIL YAŞAMINIZ


Yoldan ayrılmaya başladığınızda
görünür yol size.

Olmaya son verdiğinizde,
asıl yaşam başlar yola.

Siz küçüldüğünüzde
sizi içine alamaz bu dünya.

Bir yaratık çıkarılacaktır meydana.
Bir varlık gösterilecektir size.

Siz yoksunuz onda.



Mevlâna





KOLAYCA AĞLA


Zekanı akkor halinde tut
ve acını pırıl pırıl,
yaşamın böylece taze kalır.
Kolayca ağla, nasıl ağlarsa küçük bir çocuk.


Mevlâna

Çeviren: Vehbi Taşar

CRY EASILY
Rumi

Keep your intelligence white-hot
and your grief glistening,
so your life will stay fresh.
Cry easily like a little child.

Coleman Barks