MEVLÂNA CELÂLETTİN-İ RUMÎ Şiirleri

Başlatan Tiversonus, 20 Haziran 2009, 22:11:39

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus


İKİ DÜKKAN İŞLETMEK

Koşma bütün dünyanın etrafında
Saklanacak bir delik bulmak için.

Her mağarada vahşi hayvanlar yaşar.
Bulacaktır seni
Kedinin pençesi
Farelerle oturduğun sürece.

Tek gerçek huzur
Tanrıyla yalnız olduğunda gelir.

Gelmiş olduğun o olmayan yerde yaşa
Burda bir adresin bile olsa.

Bu yüzden her şeyi iki yönlü görürsün
Bazen bakarsın bir insana
Alaycı bir yılana benzer.

Başka biri bakar ona
Görür sevinç dolu bir sevgili.
Ikiniz de haklısınız!

Herkes yarım yarım
Kara öküzle beyaz öküze benzer.

Yusuf kardeşlerine çirkin gözükürdü
Babasına yakışıklı.

O olmayan yerden bakan gözlerin
Uzaklığı, yüksek ve alçaklığı
Yargılayabilir.

İki dükkana sahipsin
Birinden ötekine koşuşturup durursun.

Korku tuzağı gibi üzerine daralan dükkanı kapatmaya çalış.
Oraya gitsen şah mat, buraya gitsen şah mat.

Balık oltaları satmadığın dükkanı işletmeye devam et.
Sen özgür yüzen balıksın.



Rumi

Çeviren: Vehbi Taşar




Tending Two Shops

Don't run around this world
Looking for a hole to hide in.

There are wild beasts in every cave!
If you live with mice,
The cat claw will find you.

The only real rest comes
When you are alone with God.

Live in the nowhere that you came from,
Even though you have an address here.

That's why you see things in two ways,
Sometimes you look at a person
And see a cynical snake.

Someone else sees a joyful lover,
And you're both right!

Everyone is half and half,
Like the black ox and white ox.

Joseph looked ugly to his brothers,
And most handsome to his father.

You have eyes that see from nowhere,
And eyes that judge distances,
How high and how low.

You own two shops,
And you run back and forth.

Try to close the one that's a fearful trap,
Getting always smaller. Chekmate,
This way, Checkmate that.

Keep open the shop
Where you are not selling fishhooks anymore.
You are the free-swimming fish.

Rumi (from Essential Rumi by Coleman Barks)



Tiversonus

#1
[h5]
BUNUN GİBİ

Her kim sorarsa sana
bütün cinsel isteklerimizin
kusursuz tatmininin
neye benzediğini, kaldır yüzünü
ve de ki,

Bunun gibi.

Eger birisi dile getirirse gece gökyüzünün
zarifliğini, dama tırman
ve danset ve de ki,

Bunun gibi.

Her kim bilmek isterse "ruh" nedir,
yahut "Tanrının Mis Kokusu" ne demektir,
başını ona doğru ey.
Yüzünü yakın tut orada

Bunun gibi.

Birisi tekrar ederse eski şiirsel imaji
bulutların ayın örtüsünü nasıl yavaşça kaldırdığına dair,
yavaşça gevşet kaftanının iplerini
düğüm düğüm

Bunun gibi.

Her kim merak ederse İsa'nın ölüyü nasıl dirilttiğini,
Mucizeyi açıklamaya çalışma.
Öp beni dudaklarımdan

Bunun gibi. Bunun gibi.

Sorarsa birisi "aşk için ölmek,"
ne demektir diye, burayı
işaret et.

Boyumun ne kadar olduğunu sorarsa birisi, çat kaşlarını
ve parmaklarınla ölç boşluğu
alnının üstündeki kırışıklıkların arasındaki

Bukadar uzun.

Bu ruh bazen canı bırakır, bazen de geri gelir.
birisi buna inanmıyorsa,
evime geri yürü

Bunun gibi.

Aşıklar inlediği zaman
bizim masalımızı söylüyorlar

Bunun gibi.

Ben ruhların yaşadığı bir semayım.
esinti bir sır söylerken,
bu derinleşen maviliğe bak

Bunun gibi.

Birisi sorduğu zaman ne yapmak gerektiğini,
onun elinde bir mum yak,

Bunun gibi.

Yusuf'un kokusu Yakub'a nasıl geldi?

Huuuuuuu.

Yakub'un gözleri tekrar nasıl gördü?

Huuuuuuu.

Biraz merak göz arındırır

Bunun gibi.

Şems Tebriz'den geri gelince,
koyacak başını kapının kenarından hemen
bizi şaşırtmak için

Bunun gibi.



Rumi


[/h5]
Türkçeye Çeviren: Vehbi Taşar

'The Essential Rumi', İngilizce çevirileri
Coleman Barks John Moyne'la birlikte[/size=1]




LIKE THIS

If anyone asks you
how the perfect satisfaction
of all our sexual wanting
will look, lift your face
and say,

Like this.

When someone mentions the gracefulness
of the night sky, climb up on the roof
and dance and say,

Like this.

If anyone wants to know what "spirit" is,
or what "God's fragrance" means,
lean your head toward him or her.
Keep your face there close.

Like this.

When someone quotes the old poetic image
about clouds gradually uncovering the moon,
slowly loosen knot by knot the strings
of your robe.

Like this.

If anyone wonders how Jesus raised the dead,
don't try to explain the miracle.
Kiss me on the lips.

Like this. Like this.

When someone asks what it means
to "die for love," point
here.

If someone asks how tall I am, frown
and measure with your fingers the space
between the creases on your forehead.

This tall.

The soul sometimes leaves the body, the returns.
When someone doesn't believe that,
walk back into my house.

Like this.

When lovers moan,
they're telling our story.

Like this.

I am a sky where spirits live.
Stare into this deepening blue,
while the breeze says a secret.

Like this.

When someone asks what there is to do,
light the candle in his hand.

Like this.

How did Joseph's scent come to Jacob?

Huuuuu.

How did Jacob's sight return?

Huuuu.

A little wind cleans the eyes.

Like this.

When Shams comes back from Tabriz,
he'll put just his head around the edge
of the door to surprise us

Like this.




From 'The Essential Rumi', Translations
by Coleman Barks with John Moyne[/size=1]

Tiversonus

#2
[h5]
Dün Gece

Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
Onunla sarmaşdolaş, dudak dudağa,
talih kapısı ardına kadar açık,
güneş kucağımızda.

Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
Şarap tasını her sunuşunda
diyordu aklına başına al.
Hani dün gece aklın da tam sırasıydı ya!


Rumi
[/h5]

Tiversonus

#3
[h5]
UZUN SİCİM

Fare çok sevdiği kurbağaya sorar,
"Bilirmisin
senin benim için ne olduğunu? Gün boyu,
çalışmak için bana enerji verensin. Geceleyin,
benim en derin uykum.
Fakat beraber olabilirmiyiz
zamanın dışında da, içinde olduğu gibi?

Fiziksel olarak, yalnızca sabah kahvaltısında birlikteyiz.
Günün geri kalanında senin yokluğun
bütün hasret çekmelerimin içine girer!
beş yüz defa daha çok içerim
sanki doymamak hastalığım varmış gibi yemek yerim.
Yardım et bana!

Biliyorum, ben deymem buna ama,
senin cömertliğin o kadar büyük ki!

Bırak gün ışığın parlasın bu bir parça hayvan tersinin üzerinde,
ve kurusun ki yakıt olarak kullanılabileyim
hamamın ışığını yakmak ve suyunu ısıtmak için.

Yaptığım korkunc ve aptalca şeylere bak,
ve şifalı otlar ve yabangülleri büyült onlardan

Güneş toprakla birlikte yapar bu işi.
Düşün ne şan ve şerefler yaratabilir Allah
bütün işlenen günahların gübrelerinden!"

Fare devam eder yalvarmaya, "Dostum,
Biliyorum çirkin gözüküyorum sana.
kendi kendime de çirkin gözüküyorum!
Tam anlamıyla çirkinim!
Fakat bak bana, üzülmeyecekmisin
ben ölünce? Oturmayacakmısın mezarımın başında
biraz ağlayaraktan?
Bütün istediğim senden
biraz benimle olman
ben hala yaşarken!
Şimdi istiyorum seni ben. ŞİMDİ!"

Zengin bir zat alışmıştı şereflendirmeyi Sufînin birini
ona gümüş sikkeler vererekten.

"Ey gönlümün efendisi, bir gümüş sikke mi istersin şimdi,
yoksa yarın sabah kahvaltısında üç tane mi?"

Sufî cevap verdi,
"Şimdi elimde olan dünden kalmış yarım sikkeyi
daha fazla severim ben bütün bir sikke vaatinden bugünün,
ya da yarının yüz tanesinden.
Sufî çocuğudur şimdinin."

Fareye geri dönelim, şunu diyen,
"Şimdi'nin şamarında peşin para vardır. Şamarlar at
enseme, her yerime!"

Yüz tane evrenin ruhunun ruhu benim ruhum,
bu "şimdi-nehrinde" su ol ki yasemin çiçekleri
yükselsin kenarında , ve çok uzakta birisi
farkedebilsin çiçek renklerini, burda su olduğunu
anlamak için.

"İşaret yüzdedir." Bir meyve bahçesine bakıp
Dün gece yağmur yağıp yağmadığını anlayabilirsin.
İşaret o tazeliktir.

Fare tekrar konuşur,
"Dostum, ben topraktan yapıldım,
ve toprak için. Su sensin.

Kıyıda dikilip seni çağırıyorum hep.
Acı bana. Seni suyun içinde izleyemem.
Bir yol var mıdır görüşebilmemiz için?
Bir haberci? Bir hatırlatan kişi?"

İki dost birlikte karar verdi cevap
uzun, ve hasretle uzayan! bir sicim, bir ucu
farenin ayağına bağlanmış ve ötekisi kurbağanın,
sicimi çekerek gizli bağlantıları hatırlanabilirdi
ve ikisi buluşabilirlerdi birbirleriyle,
ruhun vücutla yaptığı gibi.

Kurbağaya benzeyen ruh sık sık vücuttan kaçar
ve süzülür mutlu sularda. Sonra, fare olan vücut
çeker sicimi, ve ruhun aklından geçer,
Allah kahretsin!
Nehir kenarına gidip o kafası dağınık fareyle
konuşmak zorundayım.

Daha cok işiteceksin bu konudan bahsedildiğini
Gerçekten uyandığın zaman Kıyamet Gününde!

Fare ve kurbağa böylece bağladılar sicimi birbirlerine,
Kurbağa'nın önsezisi ona dediyse de
bir karışıklığın bekleneceğini.

Hiçbir zaman ihmal etme bu önsezileri.
Ufacık bir tiksinti bile hissediyorsan birşeyi yapmak için,
onu dikkatle dinle. Bu uyarılar Tanrı'dan gelir.

Kâbeye doğru gitmeyi reddeden savaş filinin
hikayesini hatırla. O yöne doğru felç olmuş, fakat
son hızla gider Yemen'e doğrultulduğu vakit.
Görülmeyenden ona gelen bir iç-bilgisi vardır.

Aynı şekilde Yakup Peygamberin öbür oğulları
Yusuf'u bir yolculuğa götürdükleri vakit iki gün için,
Yakup'un yüreği yandı bu yolculukdan dolayı, ve doğru çıktı bu,
ilâhi kader galip geldiyse de sonunda
kötü şeyler olacağının ön-haberine rağmen;
herzaman olduğu biçimde.
Herzaman kör bir adam değildir
çukura düşen. Bazen gözü gören de düşer.

Kutsal bir kişi bile bazen çukura düşebilir,
kadın ya da erkek olsun,
fakat daha yükseğe çıkar geçirdiği sıkıntılar yüzünden,
kaçar birçok aldatıcı görünüşlerden,
kaçar geleneksel dinden,
kaçar kendini bu kadar bağlamış olduğu
olağanüstü şeylerden.

Düşün OLAĞANÜSTÜ ŞEYLER nasıl
yokluk çölünden çıkıp bu var oluşun içinde
sürü halinde biraraya gelir.
Gece gündüz gelip dururlar uzun bir sıraya girip,
Birbirlerinden sırayı kaparaktan,
"Çık dışarı, şimdi sıra benim!"

Bir oğul ergenlik yaşına gelir, ve babası toplanır gider.
Bu olağanüstü şeylerin yeri birçok yolun kesiştiği
bir yol kavşağına benzer,
herşey herçeşit değişik yoldan gelip gider.

Biz duruyormuşuz gibi gözükürüz,
fakat gerçekte hareket ediyoruz, ve olağanüstü şeylerin
fantazileri kayıyor içimizden
perdelerin arasından kayan düşünceler gibi.
Onlar herbirimizin içinde var olan derin bir sevgi
kuyusuna giderler.
Kavanozları doldururlar ve sonra terkederler.

Geldikleri bir kaynak vardır onların,
ve bir çeşme vardır içinde buranın.
Cömert ol.
Minnettar ol. Olamazsan itiraf et.

Bilemeyiz
ilâhi zekânın
aklından ne geçtiğini!

Ben kimim,
ortasında dikilen
bu düşünce trafiğinin?

Rumi

[/h5]

Tiversonus

#4
[h5]
BU IŞIKLAR

Suyun içinde, bir su değirmeni döner.
Bir yıldız ayla dolanarak gezer.

Okyanus gecesinde yaşarız bizler
merak ederek, nelerdir bu ışıklar?


Rumi

[/h5]

Tiversonus

#5
[h5]

CİNSEL İLİŞKİ İLE İLGİLİ ZORUNLULUK, BİR KADININ GÜLMESİNİN NE YAPABİLDİĞİ VE GERÇEK ERKEKLİK GÜCÜNÜN İÇERİĞİ

Birisi durup dururken Mısır Halifesine der,
"Musul Kralının bir cariyesi var hiç birine benzemez,
anlatılamayacak kadar güzel.
İşte şuna benzer."
Ona benzeyen bir resmi kâğıda çizer.

Halife bardağını düşürür.
Hemen komutanını Musul'a gönderir
binlerce kişilik bir orduyla. Kuşatma bir hafta devam eder,
birçok ölü ve yaralıyla, surlar ve kuleler sallanır,
balmumu gibi yumuşar. Musul Kralı bir elçi gönderir
"Ne gerek var bu öldürmelere? Eğer şehri istiyorsanız,
bırakayım sizin olsun!
Eğer daha çok zenginlikse istediğiniz, o daha bile kolaydır."

Komutan bir kâğıt parçası çıkarır
kızın resmi üstünde olan. Budur istediğim.
Güçlü Musul Kralı hemen cevap verir.
"Çıkarın onu dışarıya. Put puta tapana aittir."

Komutan kızı görünce, aşık olur ona
Halife gibi. Gülmeyin buna.
Bu sevgi parçasıdır sonsuz aşkın aynı zamanda,
onsuz geçmez.dünya evrimden
Nesneler taşınırlar cansızlıktan bitkiselliğe
bitkisellikten kendilerine dönerler ruhla donatılmış, ısrarı yüzünden
kusursuzluğa ulaşmak isteyen her aşkın.

Bu komutana toprak verimli gözükür,
o yüzden tohumunu eker. Uyurken, kızı
rüyasında görür. Onun imajıyla sevişir,
ve beli fışkırır dışarıya.

Bir süre sonra uyanmaya başlar.
Yavaşça anlar ki kız orda değildir.
"Tohumumu yok yere verdim.
Bu düzenbaz kadını bir sınava koyacağım."

Bedeninin komutanı olmayan bir önder, olamaz saygı duyulan
bir önder, beli toprağa dökülen böyle.
O şimdi bütün kontrolu kaybeder. Aldırmaz
ne Halifeye, ne de ölmeye.
"Aşık oldum," der.

Böyle şehvet galeyanı geldiğinde harekete geçme.
Bir erbaptan nasihat iste.
Fakat komutan bunu yapamadı.

Karasevdası onun bir karasu dalgasıdır onu uzağa taşıyan.
Var olmayan birşeyden bir hayalet çıkar
kuyu karanlığında gözüken,
ve hayaletin kendisi yeterince güçlenir
gerçek aslanları çukura atacak kadar.

Biraz daha öğüt vereyim: tehlikelidir başka adamlara izin vermek
senin bakımında olan kadınlarla yakın ilişkileri olsun diye.
Pamuk ve ateş kıvılcımlarıdır onlar birlikte.
Zordur, neredeyse olanaksız, söndürmek.

Komutan doğruca Halifeye geri dönmez,
fakat onun yerine gözlerden uzak bir kırlıkta çadır kurar.
Cayır cayır yanarak, yeri gökten ayırdedemez.
Sağduyusu kaybolmuştur davul gibi bir sesin içinde,
işe yaramayan turp ve bir turpun oğlu
Halifenin kendisi bir sivrisinektir, hiçbirşey.

Ve tam bu ekin ekici kadının kilotunu yırtar
ve yatarken onun bacaklarının arasında, erkeklik organı kımıldayarak
doğruca hedefine, büyük bir kargaşalık olur
ve yükselen bir bağırışma çadırın dışındaki askerlerden gelen.
Komutan zıplar yerinden parlayarak çıplak poposu
ve koşar dışarı elinde palası.

Siyah bir aslan yakındaki bir bataklıkta
girmiş atların arasına. Karışıklık.
Aslan yirmi ayak zıplar havalara,
çadırlar dalgalanır okyanus gibi.

Komutan çabucak yaklaşır aslana,
kafasını ikiye ayırır bir vuruşta,
ve şimdi kadının çadırına koşuyor geri.

Gerildiği zaman onun güzelliğiyle yine,
erkeklik organı onun daha da fazla sertleşir.

Döğüşme, bir araya gelme, aslanla olduğu gibidir.
Erkeklik organı dimdik durur başından sonuna dek,
ve zayıfça saçmaz ortaya beli.
Güzel kişi hayrete düşmüş onun cinsel gücünden
Hemencecik büyük bir enerjiyle o da katılır komutanın enerjisine,
ve onların iki ruhları çıkar tek olarak onlardan.

Ne zaman iki kişi böyle bağlansa, bir başkası daha gelir
görünmeyen dünyadan. Belki de doğumla gelir,
eğer hiçbirşey önlemezse ana rahmine düşmeyi,
fakat bir üçuncüsü gelir herzaman, iki kişi birleşince sevgiyle,
ya da nefretle. Şiddetli nitelikler doğan
böyle birleşmeden gözükür manevi dünyada.

Tanıyacaksın onları gittiğin zaman oraya.
Ortaklıkların çocuklar taşır.
Dikkat et, onun için. Bekle, ve bilinçli ol
Gidip tanışmadan önce biriyle.
Unutma çocuklar vardır düşünülecek!

Onlarla yaşaman gereken ve bakman gereken çocuklar,
birbirlerinize olan güçlü duygularınızla doğan, varlıklar,
bir şekilleri, ve konuşmaları, ve yaşayacak bir yerleri olan.
Şimdi bile ağlıyorlar onlar senin için.
Unuttun bizleri. Gel geri.
Farkında ol bunun. Bir kadın ve bir erkek birlikte
herzaman manevi bir sonuç verir.

Komutanın bundan pek haberi yoktu. Düştü içine,
ve bir sinek gibi yapıştı üstüne bir çanak yayık ayranının,
bütünüyle içine çekerek bu aşk macerasını. Sonra,
aynı şekilde birdenbire kaybetti ilgisini. Kadına der,
"Bir tek laf bile yok bundan Halifeye."

Onu götürür oraya ve Halife çarpılır kadına.
O yüzlerce defa daha güzeldir Halifenin hayal ettiğinden.

Belirli bir adam duygularını güzel sözlerle ifade edebilen bir hocaya sorar,
"Ne doğrudur ve ne yanlış?" "Bu yanlıştır:
Bir yarasa güneşten saklanır, güneşin düşüncesinden değil.
Düşüncedir korkuyu koyan yarasanın içine ve onu yönlendiren
mağaranın daha derinliklerine. Bir düşüncen vardır senin
düşmanın hakkında seni iliştiren bazı yoldaşlara.

Musa, içteki ışığı olan açığa vuruşun,
Sinai'in tepesini ışıkla tutuşturdu, fakat dağ
tutamadı o ışığı.

Aldatma kendini bu şekilde!
Bir düşüncesi olmak değildir yaşamak
hiçbirşeyin gerçeğini,.

Yoktur yüreklilik savaş düşüncesinde.
Resimlerle örtülüdür hamamın duvarı
ve pek çok gevezelikler kahramanlık hakkında. Kımıldatmaya çalış bir düşünceyi
kulaktan göze. O zaman senin yünlü kulakların
ışık lifleri kadar incelecektir.

Bütün bedenin bir ayna olur,
hep göz ve manevi nefes alış.
Bırak sevgiline kulağın yönetsin seni."

Böylece Halife dehşetli aşık olmuştur bu kıza.
Krallığı gözden yok olur şimşek gibi.
Eğer sevgin uyuştuysa, şunu bil: sahip olduğun
gözden yok olduğu zaman, yalnızca bir rüyadır, bir kendini beğenmişlik, bıyık
arasından nefes. O seni öldürecekti.

Diyenler vardır, "Hiçbirşey devam etmez."
Onlar yanlıştır. Her an derler,
Eğer başka bir gerçek var olsaydı,
Ben görürdüm onu. Bilirdim onun hakkında."

Çocuk bir düşünce dizisini anlamadı diye,
büyükler mantıklı davranmaktan vaz mı geçsin?
Eğer makul insanlar evrende sevginin varlığını
hissetmiyorlarsa, bu demek değildir o orda değil.

Yusuf'un erkek kardeşleri Yusuf'un güzelliğini görmediler,
fakat Yakup onu hiç gözden kaybetmedi. Musa ilk önce
yalnız odundan bir değnek gördü, öteki görüşüne onun
o bir engerek yılanıydı ve bir nedendi panik yaratmak için.

Görme duyusu çelişkilidir bilmekle içteki.
Musa'nın eli bir eldir ve ışığın bir kaynağı.

Bu konular sonsuz ne kadar gerçekse o kadar gerçektirler,
fakat bazılarına dini hayaller gibi gelirler,
onlar yalnızca cinsel organların ve sindirim sisteminin
gerçek olduğuna inananlardır.

Dost'tan bahsetmeyin onlara
Diğerleri için, seks ve açlık solan imajlardır,
Ve Dost daha devamlı, sıkı sıkı buradadır.
Bırakın öncekiler kendi camilerine gitsinler, ve biz gidelim kendimizinkine.
Uzun süre konuşma şüphecilerle ya da onlarla
tanrısız olduklarını iddia eden kişilerle.

Böylece düşüncesi vardır Halifenin
güzel kadına girmek için
ve gelir kadına istediğini yapmak için.

Bellek erkeklik organını kaldırır, gererek onu düşüncesiyle
aşağıya doğru itmenin ve yukarı kaldırarak
zevkle o organı büyüten.
.
Fakat o bu şekilde yatarken kadınla,
aniden bir emir gelir Tanrıdan
zevk verici işleri durdurmak için. Çok ufak bir ses,
sanki bir fare yapıyormuş gibi. Erkeklik organı sarkar aşağıya,
ve arzu kayar gider.

O sanar fısıldayan ses bir yılandır
samandan yapılmış hasırdan yükselen. Kız onun sarkan organını görür
ve havada uçar gülme nöbetleriyle bu hayret verici şeye.
Komutanın aslanı nasıl öldürdüğünü hatırlar
erkeklik organı dimdik ayakta dururken.

Uzun ve yüksektir sesi onun kahkahalarının.
Ne düşünse arttırır kahkahasını,
afyon yutanların kahkahası gibi
komiktir herşey.

Her duygunun bir kaynağı ve onu açan bir anahtarı vardır.
Halifenin kızgınlıktan gözü döner. Kılıcını çeker.
"Nedir bu kadar eğlendirici? Söyle bana düşündüğün her şeyi,

Saklama hiç bir şeyi. Şu anda
ben gaipten haber alan bir kişiyim. Yalan söylersen eğer, kafanı keserim.
Gerçeği söylersen, sana vereceğim özgürlüğünü."

Yedi tane Kuranı üstüste istif eder
ve yemin eder onların üstüne söylediğini yapacağını.
En sonunda kendi kendini bir araya toparladığı zaman
kız herşeyi anlatır büyük detayla. Kırlardaki çadırı,
aslanın öldürülüşünü,
kaptanın çadıra geri dönüşünü erkeklik organıyla
hâla bir gergedanın boynuzu kadar sert.

Ve karşılaştırır onu Halifenin kendi erkeklik organıyla
aşağı sarkan bir fare-fısıltısı yüzünden.
Saklı şeyler herzaman aydınlığa çıkarlar.
Kötü tohum ekme. Emin ol, geleceklerdir yukarıya.
Yağmur ve güneş ısısı onları havaya doğru yükseltir.
Yapraklar döküldükten sonra bahar gelir,
yeterince delil olan doğru olduğuna yeniden hayata gelmenin.
Sırlar Baharda açığa çıkarlar, toprak-dudaklardan dışarıya yaprağa
Endişeler şarap-başağrılarına dönerler.
Fakat şarap nereden geldi? Düşün.

Tomurcuklardan bir dal tohuma benzemez.
Bir adam beli andırmaz. İsa Cebrail'in
nefesinden geldi, fakat şekli ona benzemez.
Üzüm şarapa benzemez.
Sevginin hareketleri tohumlarıdır tamamiyle
değişik bir şeyin, bir yaşayan-yerin.
Hiç bir başlangıç gittiği yer gibi değildir.
Acımız nereden gelmiştir bilemeyiz.
Bilmiyoruz bütün yaptıklarımızı.
Belki de böylesi daha iyidir.
Buna rağmen acı çekeriz onun için.

Halife tekrar açıklığa kavuşur. "Kibiriyle
benim gücümün ben bu kadını başkasından aldım,
hiç şüphesiz, bu yüzden, birisi gelip vurdu kapıma.
Kim zina yaptıysa o bir pezevenktir
kendi karısı için.

Eğer incitirsen birini, çekersin
aynı incinmeyi kendine doğru. Benim hainliğim
dostumu bana hain hale getirdi. Bu tekrarlama
durmalı bir yerde. İşte, merhametle yapılan bir iş.

Seni komutana geri yollayacağım,
karılarımdan birisi seni kıskandı diyerekten,
Ve komutan yeterince cesur olduğundan
seni Musul'dan geri getirdiği için
evlenecektir o seninle."

Bu erkeklik gücüdür bir peygamberin.
Halife cinsel bakımdan iktidarsızdı,
Fakat son derece güçlüydü onun erkekliği.

Gerçek erkekliğin özü tamamiyle bırakmak yeteneğidir
şehvet uyandıran alışkanlıkları. Komutanın
cinsellik içgüdüsünün şiddeti daha azdır bir kabuktan bile
Halifenin soyluluğuyla karşılaştırıldığında sona erdiren
şehvet eken ve gizlilik ve kincilik biçen çevrimi.


Rumi
[/h5]


Çeviren: Vehbi Taşar

The Essential Rumî, Coleman Barks, Chapter 6, Controlling the Desire-Body, pp 55-61 [/size=1]

Tiversonus

#6
[h5]
MEDİTASYON

Ne hristiyan, ne yahudi, ne hindu, ne budist, ne zen budist, ne de sufiyim.
Hiçbir din ya da kültür düzenine ait değilim.
Ne doğu, ne batı dan geldim, ne deniz, ne de yerden çıktım.
Ne tabii, ne havai, ne de çeşitli maddelerden oluştum.

Ben yokum.
Ne bu dünyada varım, ne de öteki dünyada.
Ne Ademdan, ne Havvadan, ne de başka bir başlangıc masalından çıktım.

Yerim yersiz, izim izsiz.
Ne vücut ne de ruhum.

Sevgiliye aitim.
İki dünyayı bir gördüm,
Bir onu çağırdım, bir onu bildim.

Önce, sonda, dışta, içte,
Sadece o,
nefes alan,
Ve nefes veren
İnsanoğluyum.

Rumi
[/h5]



MEDITATION

Not Christian or Jew or
Muslim, not Hindu,
Buddhist, Sufi, or Zen.
Not any religion
or cultural system. I am
not from the east
or the west, not
out of the ocean or up
from the ground, not
natural or ethereal, not
composed of elements at all.
I do not exist,
am not an entity in this
world or the next,
did not descend from
Adam and Eve or any
origin story. My place is
the placeless, a trace
of the traceless.
Neither body or soul.
I belong to the beloved,
have seen the two
worlds as one and
that one
call to and know,
first, last, outer, inner,
only that breath breathing
human being.

Coleman Barks Translation from Essential Rumi[/size=1]

Tiversonus

#7
[h5]
AŞIKLAR

Ey aşıklar! Ey aşıklar!
Dünyadan gitmenin zamanı geldi.
Ruhumun kulağında yıldızların derinlerinden
Gelen bir davul çalar.

Deve sürücümüz işinin başında;
Kervanımız hazırlanıyor.
O bizden af diler rahatsızlık verdi diye,
Sorar neden uykudayız biz yolcular.

Heryerde mırıltısı duyulur yola çıkışımızın;
Mumlar gibi yıldızlar bizi mavi peçelerin ardından atar.
Ve sanki apaçık yaparmış gibi görünmeyeni
Harikulâde insanlar ortaya çıkar.


Rumi
[/h5]
Çeviren: Vehbi Taşar[/size=1]


LOVERS

O lovers, lovers it is time
to set out from the world.
I hear a drum in my soul's ear
coming from the depths of the stars.

Our camel driver is at work;
the caravan is being readied.
He asks that we forgive him
for the disturbance he has caused us,
He asks why we travelers are asleep.

Everywhere the murmur of departure;
the stars, like candles
thrust at us from behind blue veils,
and as if to make the invisible plain,
a wondrous people have come forth.

Mevlâna Celâlettîn-i-Rumî
The Divani Shamsi Tabriz, XXXVI [/size=1]

Tiversonus

#8
[h5]

DEĞİLİM BEN, BEN İKEN

Söyleyeceğim dedim söyleyebildiğim kadar iyi, kalbimin hikayesini;
Gözyaşlarımın fırtınasında yakalanan, kanayan bir kalple,

Başaramadım yapmayı bunu!
Bağlantı kurmaya çalıştım olayla kırık, sessiz sözcüklerde;
Düşüncelerimin bardağı o kadar narindi ki düştüm kırılmış cam gibi parça parça
Bir çok gemiler yok oldu bu fırtınada;
Benim yardıma muhtaç gemim nedir onlarla karşılaştırılınca?

Dalgalar yok etti benim gemimi, ne iyi kaldı ne de kötü;
Kendimden özgür, bedenimi bağladım bir sala
Şimdi, ne yukarıdayım ne de aşağıda- hayır bu değildir doğru bir tanımlama;
Bir an bir dalganın üstündeyim, ve sonraki an. bir başkasının altında
Varlığın farkında değilim, yalnız budur bildiğim:
Değilim ben, ben iken, ve ben değilken, benim!

Rumi

[/h5]

Çeviren: Fatemeh Keshavarz
(Divan 1419:1-6) [/size=1]



WHEN I AM, I AM NOT

I said I shall tell the tale of my heart as best as I can;
Caught in the storm of my tears, with a bleeding heart,

I failed to do that!
I tried to relate to event in broken, muted words;
The cup of my thoughts was so fragile, that I fell into pieces like shattered glass.
Many ships were wrecked in this storm;
What is my little helpless boat in comparison?

The waves destroyed my ship, neither good remained nor bad;
Free from myself, I tied my body to a raft.
Now, I am neither up nor down-no this is not a fair description;
I am up on a wave one instant, and down under another the next.
I am not aware of my existence, I know only this:
When I am, I am not, and when I am not, I am!

(Divan 1419:1-6)

Translated by Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998[/size=1]

Tiversonus

#9
[h5]
AÇGÖZLÜLÜK, KISKANÇLIK VE NEFRET

Açgözlülüğü, kıskançlığı, ve nefreti at kalbinden.
Kötü düşünceler ve kızgınlık – bırak gitsinler.
İnkar et bunu ve kaybedersin, kes kayıplarını böylece.
İtiraf et bunu ve büyür kazançların süratle.


Rumi
[/h5]
1459, Rumi'nin Külliyat-ı-Şemsi Tebrîzisinden
(Tahran, Amir Kabir, 1988) Badiozzaman Forouzanfar tarafından yayına hazırlanmıştır.
Çeviren: Vehbi Taşar [/size=1]



GREED, JEALOUSY AND HATRED

Throw greed, jealousy, hatred out of your heart.
Evil thoughts and temper - let them go.
Deny this and you lose, so cut your losses.
Own this and your profits quickly grow.

#1459, from Rumi's Kolliyaat-e Shams-e Tabrizi
Edited by Badiozzaman Forouzanfar (Tehran, Amir Kabir, 1988).[/size=1]

Tiversonus

#10
[h5]
DOĞRU SÖYLEMİYORUM BUNU

Sen beni bağlarsın
ve ben hırsla kurtulmaya çalışırım
bağlarımı açıp kaçmak için dışarı
havaya, yuvarlak bir aydınlığa, bir mum ışığına,
bütün düşünceye, bütün aşka doğru.

Bu akıl karıştıran sevinç, senin işin,
bu içki mahmurluğu, senin müşfik dikenin.

Sen bakmak için dönersin. Ben etrafımda.
Doğru söylemiyorum bunu.

Ben hapise atılan deliyim, hayalet kadınları iple bağladığı için.
Ben Süleyman'ım.

Ne giderse gelir geri. Gel geri.
Biz hiçbir zaman bırakmadık birbirimizi.

Kuşkusunu saklar inanmayan biri,
fakat ben onun gizemini söyleyeceğim.

Uyanık durmak gitgide daha fazla,
ayağa kalkmak geceleyin,
fırıl fırıl dönmek kendi etrafında
ve yere düşmek aşkla Şems için.


Rumi

[/h5]

Tiversonus

#11
[h5]
YOK BAŞKA SÖYLENECEK ŞEY

Ah, başımızın üstünde dönen gök!
Aynı hırkayı paylaşırsın sen benimle güneşin aşkı için.
Tanrıya aşık oldun – ve sana söyleyeyim sırrını açığa vurduğunu neyin:
İçerde ve dışarda ışık saçarsın ve bereketlisin.
Denizde sırılsıklam olmazsın, yeryüzünde sınırlanıp kalmazsın;
Ateşte yanmazsın, ve rüzgârdan tedirgin olmazsın.
Ey değirmen taşı! hangi sudur döndüren seni?
Anlat hikayesini! belki de demirden yapılmış bir tekerleksin.
Döner bir yana ve yeryüzünü yağmur damlalarıyla yeşillendirirsin cennetteki gibi,
Sonra öteki yana döner ve ağaçları köklerinden sökersin, fırtınadaki gibi,
Güneş öbür yana döner ve ağaçları söker köklerinden fırtınada,
Güneş bir kandil ve sen bir pervanesin davranışta;
Ağını örerek bu bu kandilin etrafında.
Sen İhram giyinmiş bir hacısın turkuvaz renkli
Kâbenin etrafında dönersin hacılar gibi;
Tanrı dedi kurtulur kim hacca giderse kötülükten
Ey görevini bilen penceresi gökyüzünün sen eminsin kötülükten.
Herşey bahane, olan sadece aşktır ve yok onun yanında başka hiçbirşey;
Aşktır Tanrının evi ve sen o evde yaşıyorsun.
Yok başka diyeceğim şey, çünkü söylemek mümkün değil;
Tanrı bilir ne kadar daha çoktur içimde bağıran söylenecek şey.


Rumi
[/h5]

Çeviren: Vehbi Taşar
(Divan 2997:1-10)
Çeviren: Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998 [/size=1]




NO MORE TO SAY

O, the sky who turns above our head!
In love of the sun, you share the same mantle with me.
By God you are in love - and I shall tell what reveals your secret:
Inside and out you are radiant and lush.
You do not get soaked in the sea, you are not bound to the earth;
You do not burn in fire, and are not disturbed by the wind.
O the millstone! which is the water that makes you turn?
Tell me! perhaps you are a wheel made of Iron.
You turn one way and make the earth green [with raindrops] like paradise;
Then you turn the other way and uproot the trees [in storm].
The sun turn the other way and uproot the trees [in a storm].
The sunis a candle and you a moth in action;
Weaving your web around this candle.
You are a pilgrim wearing in Ihram turquoise in color
Like pilgrims you are in circumambulation in Ka'bah.
God said:'whoever performed Hajj is safe';
O dutiful wheel [of the sky!] you are safe from harm.
Everything is a pretext, there is love and nothing besides love;
Love is the house of God and you are living in that house.
I will say no more, for it is not possible to say;
God knows how much more is in me crying out to be told.

(Divan 2997:1-10)
Translated by Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998 [/size=1]

Tiversonus

#12
[h5]

EY KÂBEYE GİDEN HACILAR

Ey kâbeye giden hacılar! Siz nerelerdesiniz? Nerelerdesiniz?
İşte burada sevgili, geri gelin! Geri gelin!
Bitişik kapıda oturuyor sizin sevgiliniz;
Çölde yolunuzu şaşırmış, neyi ararsınız siz?
Görürseniz eğer şekilsiz belirtilerini sevgilinin şeklinin
Siz üstâd olacaksınız, ev olacaksınız, ve Kâbe olacaksınız kendiniz.
On defa ulaştınız o Kâbe olan eve aynı yoldan;
Çatısına yalnız bir kez tırmansanız yetişir sizin ruhunuz olan bu evin.


Rumi
[/h5]
(Divan 648:1-4)
Çeviren: Vehbi Taşar
Farsça'dan Çeviren: Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998

[/size=1]



O PILGRIMS TO THE KA'BAH

O pilgrims to the Ka'bah! Where are you? Where are you?
The beloved is right here, come back!
Your beloved is residing next door;
What are you searching, confused, in the desert?
If you see the formless manifestation of the beloved's form
You will be the master, the house, and the Ka'bah yourself.
Ten times you reached that house [Ka'bah] through the same route;
Just once climb up the roof of this house [your soul].

(Divan 648:1-4)
Translated by Fatemeh Keshavarz,
'Reading Mystical Lyric: The Case of Jalal al-Din Rumi',
University of South Carolina Press, 1998[/size=1]


Bu şiiri şimdi son sitede yayınlanan Kasyopya celsesindeki "Küp/Kabe" ile birlikte düşünelim:)) Evet büyük bir değere sahibiz ama farkında değil bir çok kişi sanırım!

Tiversonus

#13
[h5]
BEŞ ŞEYİM VAR SÖYLEYECEK

Uykudan uyandırılan aşık Sevgiliyle konuşur hemen,
"Sen gökyüzüsün benim ruhumun içinde dolandığı,
aşkın içindeki aşk, yeniden-dirilme yeri.

İzin ver bu pencere senin kulağın olsun.
Bilincimi kaybettim pek çok defalar ben
senin dinleyiş sessizliğin için duyduğum özlemle,
ve senin hayatı hızlandıran gülüşünle.

Verirsin dikkatini en küçük meselelere,
benim kuşkulu güvensizliklerime, ve en büyüklerine.

Bilirsin taklittir benim sikkelerim,
fakat kabul edersin onları her durumda,
benim saygısızlığımı ve yalandan yapışımı!

Beş şeyim var söyleyecek,
beş parmak verecek
görkeminin içine.

İlkönce, Senden ayrı kaldığımda ben
bu dünya var değildi,
ne de ötekisi.

İkinci olarak, ben ne arıyorduysam
o Sendin her zaman.

Üçüncüsü, niçin öğrendim acaba üçe kadar saymayı?

Dördüncüsü, mısır tarlam yanıyor benim!

Beşinci, bu parmak Rabiye için ayakta durur,
ve bu başka biri için.
Bir fark var mı?

Sözlermidir bunlar yoksa gözyaşlarımı?
Ağlamakmıdır konuşma?
Sevgilim, ben yapayım?"

Böyle konuşur o, etraftaki herkes
bağırmaya başlar onunla, çılgınca gülerek,
inleyerek yayılmasına birleşmesinin
Aşığın ve Sevgilinin.

Gerçek din budur. Bütün diğerleri
fırlatıp atılmış sargılardır onun yanında.

Budur seması esirliğin ve üstünlüğün
birlikte dans edişinin. Budur var-olmama.

Ne sözcükler, ne de herhangi bir doğal olmuş şey
ifade edebilir bunu.

Ben bilirim bu dans edenleri.
Gece ve gündüz söylerim onların şarkılarını
bu şaşılacak kafesin içinde.

Benim ruhum, uğraşma cevap vermek için şimdi!
Bir arkadaş bul kendine, ve saklan.

Fakat ne gizli kalabilir ki?
Durmadan kaldırıyor başını aşkın gizemi
çarşafların altından dışarı,
"Buradayım işte!"


Rumi
[/h5]

Mesnevi (III, 4694-4734)[/size=1]

Tiversonus

#14
[h5]

SÖYLE BEN KİMİM   


Toz zerreleriyim ben
gün ışığında.

Güneşim
yusyuvarlak.

Toz zerrelerine derim,
"Kal."

Güneşe derim, "Hareket et,
durmadan."

Sabah sisiyim ve akşamın
nefesiyim.

Bir kavaklığın tepesinde rüzgâr
ve sarp bir kayalığın üstüne çarpıp kırılan dalgalar.

Orta direk, dümen, dümenci,
ve tekne omurgası,

mercan kayalığıyım aynı zamanda da
onların saplanıp kaldıkları.

Bir ağacım ben talimli bir papağanla dallarında.
Sükut, düşünce, ve seda.

Bir neyin içinden gelen ahenkli hava,
bir taştan sıçrayan kıvılcım, bir titreme metalde.

Hem mum,
hem de onun etrafındaki deli pervane.

Gül,
ve bülbül kaybolan güzel kokunun içinde.

Varoluşun bütün sınıflarıyım, ve dönen samanyolu,
evrimsel akıl.

Kalkan ve inen.
Olan ve olmayan.

Sen
Celâlettin'i bilen,

sen
hepsinin içinde bir tane,

söyle
ben kimim.

Söyle
BEN SENİM.



Rumi
[/h5]
Çeviren: Vehbi Taşar

31 Aralık, Sayfa 407, "A Year With Rumi, Daily Readings" Coleman Barks
with John Moyne, Nevit Ergan, A.J. Arberry, Reynold Nicolson, and others,
HarperSan Francisco, 2006[/size=1]





[h5]
İSA NEDEN KAÇIYORDU

Meryem'in oğlu İsa koşturur bir yamaçtan yukarı
sanki vahşi bir hayvan onu kovalıyormuş gibi.
Sorar ardından gelen biri, "Nereye gidiyorsun sen?"
Kimse kovalamıyor seni. "Senmisin ölmüş bir insanın
üstünde sözler söyleyen uyandırmak için onu? Benim.
O zaman senin bunun gibi koşmana kim neden olabilir ki?

Açıklar İsa:

"Körün ve sağırın üzerinde Ulu İsmin adını anarım,
ve onlar kavuşur sağlığa. Taş kalpli bir dağ kenarının
üstünde durur ve ona Allah derim, ve o gömleğinin
dikişlerini söküp parça parça eder göbeğine kadar.
Fakat saatlerce sevgi ile konuştuğum zaman
insan sıcaklığından anlayan ve onunla alay eden kişilerle,
ve onlara Allah'tan bahsettiğim zaman, en ufak birşey olmaz.
Onlar kaya olarak kalır, ve kuma dönüşür. Başka türlü hastalıklar
rahmetin içeri girmesi için yollardır, fakat bu yanıt vermeme
Allaha karşı sertlik ve soğukluk geliştirir. Ben ondan
kaçmak için koşuyorum. Hava suyu nasıl dirhem dirhem çalarsa,
o şekilde buharlaşır ve kurur gider övgü budala insanlarla
ayak direyen değişmeye karşı. Üstünde oturduğun soğuk taş gibi çalar
vücut sıcaklığını toplumsal değerlerin alaycısı. O güneşi duyumsamaz."

Hiçbirşeyden kaçmıyordu İsa. Yeni bir yöntemle öğretiyordu yalnızca.

Rumi[/h5]
Çeviren: Vehbi Taşar[/size=1]




[h5]
TEK SALLANAN VARLIK

Aşk isteyerek alçaltmak değildir kendini, asla,
ne de kitaplardır, ya da bir takım işaretler kağıt üzerinde,
ne de insanlar neler söyler birbirinin hakkında.

Bir ağaçtır aşk
sonsuzluğa erişen dallarla
ve köklerle yerleşmiş derin sonsuzluğun içersinde,
ve yoktur gövdesi.

Gördünüz mü onu? Göremez akıl.
Olmaz istemekle.

Bu aşka duyduğun özlem
senin içinden gelmeli.

Dost'la bir olduğunda,
senin özlemin
bir tahta parçasına sarılan adam gibi olacak okyanusta.

Okyanus, tahta ve adam,
tek sallanan varlık olacak en sonunda,
Şems, Tebriz'in kendi, Allahın gizemi.


Rumi

[/h5]
Çeviren: Vehbi Taşar[/size=1]




[h5]

SENİN YÜZÜN

Planlıyor olabilirsin ayrılmayı,
dünyayı bırakan bir insan ruhu gibi
götürerek beraberinde neredeyse onun bütün şirinliğini.

Eyerlersin atını. Düzülmen gerektir yola.
Unutma dostların var burada
çayır ve gök kadar vefalı.

Ben mi ihmal ettim seni? Kızdın bana belki.
Fakat unutma sohbet gecelerimizi,
kuyu işini, deryanın yanındaki sarı gülleri,

özlemi, başmelek Cebrail'in deyişini,
"Olsun olduğu gibi."

Senin yüzündür, Şems-i Tebrizî
her dinin ansımayı denediği.


Rumi

[/h5]
Çeviren: Vehbi Taşar
[Ç.Not: Bu şiir Mevlâna'nın Şems-i Tebrizî için yazdığı yüzlerce ağıtın en güzellerinden biridir.]
[/size=1]





[h5]
HAM, İYİ PİŞMİŞ VE ÇITIR ÇITIR YANMIŞ

Sorarsın, Ne diye ağlarsın
her tarafta bunca tatlılık varken?

Ben balı yaparken ağlarım,
bir arının gömleğini giymiş,
ve direnirim bu acıyı paylaşmamak için.

Udunu çalarım gökyüzünün.
Bir yılan gibi kıvrılırım etrafında gömümün.

Sen dersin, Ne diye "ben" deyip durursun?
Dostum, Ben ondan çok uzun süre ayrı kaldım.

Burada gördüğün senin kendi aksin.
Ben hala hamım, ve aynı zamanda iyi pişmiş,
ve çıtır çıtır yanmış.

Hiçkimse bilemez gülüyormuyum
yoksa ağlıyormuyum. Ben bile merak ederim bazen.
Nasıl ayrı ayrı olabilirim ve gene de bitişmiş?


Rumi
[/h5]

Çeviren: Vehbi Taşar[/size=1]