Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Yükselişsel Serzenişler

Başlatan Tiversonus, 23 Aralık 2009, 17:29:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

"dikenli" birisine (aslında dikeni olmayan gül var mıdır ki:)) uyarak ve  bana faydalı olacağı düşüncesi sinerek bu başlığı açtım... .

Aklıma şu geldi ve paylaşmak istiyorum: Boyacı Selahattin usta aklıma geldi...Bir gün büroma hafif çakır keyif olarak "düştü"...Bir kaç yıl önce komada kalmış ve hastaneden çıktığında ise yüksek bir fatura ile karşılaşmıştı ve sanırım bir bunalıma girmişti, hiç bir sosyal güvencesi yoktu...Bazen torunu ile kapatmaya yakın işyerine gelir ve iyi bir sevgi dolu olduğunu sezerdim...Kızı ise, annemin kalp ameliyatı olduğu özel hastane de muhasebeci olarak karşıma çıkmıştı, garipsemiştim; sessiz bir babadan, çok sesli sevecen, konuşkan bir kız, hmmm demek ki eşinden olmalı demiştim, belki de çerkez olmanın genetiğindendir...Nereye geleceğim? Selahattin usta bizim ailenin joker tamircisi, boyacısı, sucusu, tamircisidir, bazen buz kalıplarını taşımada da yardım eder kardeşlerime...ve şunu söyledi; "geceleyin uçuyorum, çok güzel ve kimseye anlatmıyorum...İçimden geldi bir çok tarikata gittim, şıhın elini öpmek bana ters geldi ve içim genişlemedi, deneyerek bıraktım ve senin bana anlattıkların, geçen hafta anlattıklarından huzur buldum" dedi...Ben de "bak, özgür iradeye saygı çok önemli, sana anlattığımın onda birini şu karşıdaki kardeşime anlatmış değilim, belki yüzde birini bile ve Başkalarına hizmette hiyerarşi olmaz, bir santim mesafe/hiyerarşi olursa bir daha gelme" ve o da Yunus'tan bir dize okudu, tam hatırlamıyorum şimdi hangi dize idi...Ve ben işyerine günlerce uğramadığımda gelir bakar ve gidermiş...Ne anlatmıştım? Ruhsal gerçeklerden başka ne olabilir ki, elbette ilk anlattığım "zihin ve sezgi" olayı idi ve "sezgi" ile çalışması gerektiğini sanırım. Bir de "Akıl/Beden/Ruh" yapısını ve Duygusal Beden/Ruhsal(Eterik) Beden/Zihinsel Beden/Fiziksel Beden dörtlemesini bahsetmiştim...Çok basit bahsederek sadece bildiklerimi paylaşmaya çalışmıştım...

İşte bu başlığı açtığımda bu aklıma geldi. Çünkü gerçeğin formatı asla olmaz, her format Ruhsal gerçeği anlatmak için yerine göre kullanılmalıdır. Malum, şimdi kitap okuyamayan bir yapıdaki çok zeki bir insana (evet çok zeki ama işte okuma formunda değil, açıkçası piyasadaki insanlar üniversitedeki insanlardan çok daha zekidirler) anlatmanın bir yolunu bulmak gerekiyor...Ve biliyorum ki, çok okuyamayan bir toplumumuz var ve dikkatini de uzun süre toplayamaz...

Aslında kısa, öz anlatılabilecek bazı kavramlar, bir batı-kapitalist format uğruna da çok uzatılıyor diye düşünüyorum. Örneğin, E.Tolle "an felsefesini" bilmem kaç sayfada anlatmıştır ve ben bunu doğru bulmuyorum. Neden? Bazen "fazlaca detay, öğrenmeyi zorlaştırır" diye düşünürüm...Bir evin kaç kolon sutunu ve kirişi vardır ki? Evet bırakalım insanlar temelin aralarını kendileri doldursunlar, detay bazen insanı bilgiden uzak tutabiliyor ya da bilgiyi deforme edebiliyor...

Bence sade, basit, anlaşılır şeyleri paylaşmak için ama birlikte paylaşmak için bence bu başlık bir deneyim olabilir bizlere...Bırakalım karışık olsun, sonra madde haline getirir "ikiz başlığa" atarız: Nasıl bir öneri?

Aslında ilk bakışta bir "serzeniş" başlığına ters gibi geliyor değil mi??? Ama bakın, serzeniş yaparken eğer "çözümü" gösteremez isek ya da kendi bakışımızı ortaya koymaz isek, bu pek de pozitif bir davranış olmaz diye düşünüyorum...Yani serzenişlenelim ve önerelim diyorum. Müthiş basit ama müthiş değerli deneyim "özlerimizi" serzenerek paylaşalım mı? Kural bu kadar olsun: Çok basit deneyim özünü serzenerek verelim. Kim ben değil Biz, okey, tamam mi??? :))) Gülmeyeni dövelim bi de bu da ikinci kural olsun:)))

Yok sa siz Mevlana'nın, eşeğe ters binen hocaefendinin torunu değil misiniz, tüh hacivat ve karagözü unuttuk:))

sirera

#1
Spiritüel konulardan ne kadar uzak kalmaya çalışsam da gelir beni bulurdu hep. Boş işler gibi bakmadım, son derece saygı duyarak baksam da konuya ilgi duyan kişilere sonuç olarak kelimelerle anlaşıldığı sürece içsel eğitimde bu konularla sıkı fıkı olmanın kafa karıştırıcı olmaktan başka işe yaramadığını düşünüyordum. Mümkün olduğunca arı ve samimi bakışı içinde oluşturduktan sonra ve bununla yanında beliren iyi bir şiiri içine katınca işte budur içindeki anlamı genişletmek, kendini var etmek, ötesi laf salatası gibi yaşardım. Çok bencilce, kibirli ve kendine dönük yaşamak, paylaşımsız yaşamak. Potansiyelin ne olduğunu hissetmek ama u potansiyeli hayatında var etmenin imkansızlığını duyumsamaktandı. Bazen etrafımda bir alan daha hissederim, bu alan öylesine genişler ki konuştuğum kişiyle kendim arasındaki o alanda her hareket her ses dönüşüme uğrar, birbirimize ait birşeyler hissederiz. O zaman bazen konu açılır sözler sarf edilmeye başlanır o alan içinde bir doyum oluştukça söz susar, gülmeye veya ağlamaya başlanılır(sesli veya sessiz) Böylesine muhteşem anları yaşamak her işten ve teknik gelişmeden daha yüce daha samimi ve o iş ne ise onu geliştirici e yeniliyici olduğunun duyumsayışı ardından. Sonra forumda okumak yazmak var, yanındaki kişiyi tanımadan, aynılarını duyumsamak ve duyumsandığını bilmek, zaman ve alanın sınırlarının ötesinde.
Bir de keloğlan vardır unutulmuştur o da. Tuz almaya giderken yolda ne alacağını unutan, yüzü pak gönlü ak olan keloğlan. Keloğlan gitmiş gitmiş masal da bitmiş. Keloğlan tuzu unutmasa masal bitmeyecekmiş ama tuzu unuttuğu için masal var. Bir garip iş. Ha bir de yalan dünya serzenişi var.

Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#2
"Her koyun kendi bacağından asılır" görüşü kapitalist üretim sisteminin, alt yapının üst sosyal yapıya dayattığı bir sosyal duruş modelidir. Bu öyle etkin olur ki artık akrabalık ilişkileri çözülür ve olabildiğince dar bir "grup" ile yaşamak şekline dönüştü. Artık anne ve çocukları temelinde bir grup yapısı. Erkek/Koca dahi o grupta çoğu zaman bulunmaz. Bireyselleşme en uç noktalarına kadar insanları bir şekle zorlayarak devam eder. Bu çok etkin şekilde devam eder...Ve işte bu durum, forumlarda (teknolojik altyapıda) bir şeylerin yerinin doldurulması gibi sanal bir amaca dönüşür. Bu sanallık bir zaman sonra erir ve yok olur ancak yokoluşunun sonucunda yeni bir şeye de dönüşmez, dönüşemez...Bu yargı/görüş kısmına değinmeden yapılan bir gözlem...

Osho bir defasında halkın "kendinden daha zeki siyasetçiyi seçmeyeceğini" söylemesi aklıma geliyor. Ve doğru buluyorum, incelenebilir bir gerçektir. Hatta eş seçimi durumlarında da çok yaygındır ve çoğu zaman "bilinçsiz" ce bu yönelim yapılır. Ve o halk bir şekilde "başkalarından" çözüm aramaya başlar ya da sorumluluğu başkalarına postalar:)) Başkalarının da kendisinden farklı bir durumda olmadığını hiç düşünmez belki de, çünkü o başkalarının ne olduğunu bilemeyecek kadar küçük toplumunda bireyselliği yaşamaktadır...Nasıl birr paradoks bu değil mi?


Bu durum belkide "kendini bilmek" türünden bir olayın alt yapısını hazırlayan bireysel duruşa zorlayan ve hatta eski sosyal yapıyı parçalayan, belki Ruhsal toplumsal birliğin sağlanmasını hazırlayan bir Dalga etkisi olarak ta düşünebilinir. Artık kişi TEK-TAM olmak durumunda ancak dayanılabilinir Akıl/Beden/Ruh yapısına kavuşabilir. Ancak bu böylemidir?

Tiversonus

#3
Sanırım neşeyi, coşkuyu dahi TEK-başına üretmenin gerekli olduğu ya da ilahi eril ve dişili dengelemekten başka dinginliği bulamayan sosyal yapıların içerisinde yaşıyoruz...Bu gelişme benim izlenimlerime göre; eski paradigma ile yeni paradigmanın ortalarında yaşamamızdan kaynaklanmakta. Kafalar karışık, eski ile yeni arasında bir noktada micro kaosu yaşıyor insanlar...Gazete haberlerinde aile içi ensest 3 haber, bir adet anne köpeğin ölmüş yavrusunun başındaki iç sızlatan resmi ve "nerede çözümcüler ya da herkes suçlu ama ben asla değilim" türünden haberler....

:))))Ve kendimi şanslı görüyorum, durduk yerde neşe yaratabilme yaratıcılığımı seviyorum. Evet hepsi hepsi duvarda birer tuğla ve ben bir maili sanırım boşuna beklemişim çoğu zaman ama ben asla savaşmaktan vazgeçmeyen yapım ile sanırım yeni paradigmaya çok kolay uyumlanırım, gerçekten bunları düşündüm: Çözülme ve yeni birleştirici itkisel olayların beklenmesi ve yeni paradigma da buluşma...Olayın seyri tam inancımla bu ve bekleyeceğim yeni paradigma gelene kadar ayakta kalabilen, işte o birleşilebileceklerdir ve dördüncü yoğunluğu bekleyeceğim, elbette hazırlanarak...

Tiversonus

#4
Kısaca ya da özet ile şunu söylüyorum: Parçalara ayrılmadan ayakta kalabilşmek için, -evet hedefte sadece bu var, birleşmeler değil- "DENGE yaratma pratik yaratıcılığımızı" geliştirme zamanı, sanatçı ruhlu olanlar ne demek istediğimi anlarlar...Dalgadan sonra ayakta kalanlar, mesih-Birlik Bilincinde olanlar ya da Ruhsal Titreşimi üst olanlar olabilir ancak ve İŞTE ONLAR nisbeten TAM olan RUHLAR; yeni paradigmada BİR'leşebilirler....Bu nedenle kimseyi YARGILAMIYORUM, evet benim bu şekilde düşündüğümü bilsinler ki, ben yüzde 51 zararsızlık tayım...İçsel ilerlemeye zorluyor şartlar ya da ayakta kalabilmek için Ruhsal olarak büyümek gerekiyor, bu da ilk aşamada DENGE durumuna gelen dört beden ile ilgili: Zihin, Fizik, Eterik(Ruh=) vr Duygu...

Pratik yaratıcılığa örnek; dışa odaklı birileri etrafınızda konuşurken, zihni başka faza getirmeyi denediniz mi??? Bunun üzerindeyim, yani pratikliyorum...

Başı olmayan bir şeyin sonu da olamaz ve "Herşey derslerden ibarettir" bu Ruh'un öğrenmesi yolculuğu...


sirera

#5
Mezarlıklardan geçerken içimden geçenler özgürleşme tanımlıdırlar. Özgür kalamayanlar yaşayanlardır da aynı zamanda. Birisi için eleştiri yapan birine şunu söyleyin bakın, o kişinin gözlerinin içine baktığımda yaşadıkları ile büyülenmiş olduğunu görüyorum, silkelenebilirse düzelecek, onun için birşey yapamayız şimdi, herşeye rağmen ayakta kalabildiği ve fiziksel hasta olmadığı için içsel hastalığının da bir an önce iyileşmesi için şükür etmekten başka. Doğrusu o ya eleştiri yapan kişinin umurunda değildir aslında eleştirdğinin iyileşmesi, bu durumda hasta olan kendisidir de bir bakıma. Bunu duyumsamayı başaran eleştiren hem kendini hem eleştirileni iyileştirmeye başlar. Saf akıla yönelik bir çalışma bir savaştır yaşanan hayatın içinde hem yaşayanlar hep yaşayanlarca, beklentisiz ve tanımsız. Durulmadan, donmadan, her ân yenilenmenin zevki ile. Tüm duygular ve duyumsamalarla.
Bu başlık karikatürler için olacaktı hani. Nassıl olacak da olacak? :)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#6
Evet hep kendime kızıyorum, kızdığım şu biliyorsun ne olman gerektiğini ama işte savaşımız kendimizle..Ve garip eşitlik durumları en zorlu mücadele şeklidir, kendim kendime karşı...Kısaca zevk alarak ben yazayım sizde çizin dye öneriyorum. ama işte ısmarlama olmuyor, geldimi yazarım, sizde ilhamlı anda çizersiniz, gerçi çok egolu bir paylaşım olacak ya ama affetsinler egosuz kardeşlerimiz.. "Ben yaraammmaaazıııım!!!" offf be:))))

Tiversonus

#7
Hmm bakın aklma geldi nefes egzersizi yapanlar kabız olmazlar, işaretler:))