avatar_gerçek tosun paşa

Hamas İsrail'e Saldırdı: İsrail Savaş İlan ETTİ

Başlatan gerçek tosun paşa, 07 Ekim 2023, 18:52:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

İran'ın Katar ve Irak'taki ABD üslerine saldırı başlattığına dair haberler var. İlk fırlatılan füzelerin tümü engellenmiş gibi algıladım ama yine de, eğer ABD üslerine İran saldırısı haberi doğruysa (ki İran yönetiminin bunu doğrulayan bir açıklama yaptığına dair de haberler var), ciddiyet tırmanıyor demektir.

gerçek tosun paşa

Açıkçası İran'dan misilleme beklemiyordum. Trump ile ilgili bu konu özelinde bazı düşüncelerim vardı. Eğer gerçekten misilleme olursa işler değişir büyük oranda.

bozadi

İran bu son saldırıyı "uyarı amaçlı" olarak yaptığını açıkça belli etmiş. Can kaybını önlemek için Katar'lı yetkililere önceden haber vermişler. "Eğer ABD bize tekrar saldırırsa, bu sefer ABD üslerine gerçekten saldırırız" şeklinde bir mesaj verme amaçlıymış.

bozadi

#183
Katar'daki ABD üssüne atılan İran füzelerinin tümünün engellendiği şeklindeki ilk izlenimim yanlış olabilir çünkü İran söz konusu üssü "yok ettiğini" iddia etmiş. Bu iddianın abartılı olduğu düşünülse bile, füzelerden en azından bir veya birkaçının üsse isabet ettiği ve ciddi bir zarara yol açtığı varsayılırsa, durum gerçekten ciddi demektir. Ki İran'ın Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine kapatmayı planlıyor olması zaten tüm dünya için ciddi ekonomik bir sıkıntının habercisi olarak kabul edilirken, büyük bir ABD üssünü (hatta bölgedeki en büyük ABD üssü olduğu iddia ediliyor bir haberde) vurması, İran'ın artık "köprüleri yaktığı" anlamına geliyor olabilir.

Daha önce de belirttiğim gibi, önceki dünya savaşlarında olduğu gibi dünya insanlığının çok ciddi bir kısmının, örneğin milyonlarca insanın aktif olarak katılmak (ve ölmek) zorunda kalacağı bir dünya savaşı yaşanacağını sanmıyorum. Malum güçler tüm insanlığı sersefil edecek öyle bir savaş/kaos/ölüm ortamını tekrar yaratmayı çok istiyorlar muhtemelen ama buna açıkça girişmeleri durumunda Rusya ve müttefiklerinin böyle bir girişimi "ezmek" için gayet yeterli bir güce sahip olduklarını bildikleri için, böyle birşeye alenen kalkışamıyorlar.

Ama evet, dünyadaki mevcut siyasi-askeri düzenin iki kanadı olan ABD ve müttefikleri ile Rusya ve müttefikleri arasındaki restleşme belli ki tırmanıyor, tırmanacak. Nitekim K'lar da mahşerin dört atlısının nal seslerinin giderek daha güçlü bir şekilde duyulmaya başladığına dair bir yorum yapmışlardı.

Ama bildiğimiz dünyanın (az çok "normal" hayatın) sonunu getirecek olan en büyük şey bu savaş olmayacak sanırım. Doğal ve kozmik afetler ve şoklar da birçok şeyi alt üst edecek ve bu durum belki insanlığı çok korkutacak olsa da, malum güçlerin tezgahını da geridönüşsüz olarak altüst edeceği kesin görünüyor. Yani bir yandan siyasi-askeri olarak Rusya ve müttefiklerinin çabası, bir yandan da buna destek olan kozmik güçler, dünyada uzun zamandır egemen olan negatif güçlerin tezgahını yıkacak belli ki. K'lar bunun tıpkı doğum gibi çok zorlu, kanlı ama neticesi itibariyle tarifsiz coşku içeren bir süreç olacağını söylemişti.

bozadi

#184
İran'ın bölgedeki ABD üslerine saldırmasıyla birlikte tam gerilim en üst düzeye çıktı derken Trump İsrail'i barışa zorlamış gibi görünüyor.

Bu arada bu konuda ilginç ve bana mantıklı gelen şu yorumlara rastladım: Trump'ın İran'daki nükleer tesislere saldırması aslında İsrail'in İran savaşını sürdürme (ve ABD'yi de savaşa sürükleme) politikasını devredışı bırakmaya yönelikti. Çünkü İsrail'in İran savaşını tırmandırmadaki en büyük gerekçesi İran'ın nükleer tesisleriydi, ABD bu üsleri bombalamak suretiyle İsrail'in bu konudaki gerekçesini şu veya bu oranda ortadan kaldırmış oldu.

Gerçi bu saldırı üzerine İran'ın ABD üslerine saldırması muhtemelen Netanyahu'yu coşturmuştur çünkü bu durum ABD'yi savaşa sokmak için İran'ın nükleer tesislerinden bile daha "makbul" bir sebep gibi görünüyor. Ama işte tam bu noktada Trump çok enteresan bir manevra yaptı ve "Bu oyun çok uzadı, barışın artık!" dedi.

Şimdiye kadar edindiğim izlenimler itibariyle Netanyahu Trump'ın bu hamlesi üzerine sinirden deliye dönmüştür muhtemelen çünkü onun bütün hesabı ABD'nin İran'ı ve bağlantılı güçleri "halletmesi" ve böylece İsrail'in neredeyse zahmetsizce Filistin'in çökmesi üzerine. Trump geçtiğimiz ay henüz bu son çatışmalar başlamadan önce İran'la nükleer barış anlaşması yapmaya çalışırken bile Netanyahu bu duruma çok sinirlenmiş, hatta Trump'la aralarında gizlenmeyen bir sinir harbi başlamıştı. Bunun hemen ardından ABD'de iç isyanlar patlak verince Trump zor duruma düşmüş ve Netanyahu'ya karşı tavrını yumuşatmak zorunda kalmıştı. Ama belli ki Trump Netanyahu'ya her istediğini vermeye hiç niyetli değil, hatta bu son gelişmelerde de gördüğümüz gibi onu kendi barış planına zorlamaya devam ediyor.

Şimdi çok enteresan bir noktaya geldik. Trump zoraki bir barış ilanında bulundu ve hatta her iki tarafın da bunu kabul ettiğini iddia ediyor ama İsrail tarafı şimdilik bu konuda tamamen sessiz ve İran bir yandan bu barış girişimini destekliyor gibi görünürken, bir yandan da doğrudan İsrail'le arasında hiçbir resmi barış anlaşmasına varılmadığını söylüyor ve hatta ateşkesin başlamasına saatler kala İsrail'e füzeli bir saldırı yaptığı ve İsrail'de birkaç sivil kaybın olduğu söyleniyor bazı haberlerde.

Netanyahu bu zorlama barışı belki "geçici" olarak kabul etse bile uzunvadeli amacının kesinlikle bu olmadığı belli. Filistin'e rahatça çökebilmek için İran ve diğer İsrail karşıtı unsurların etkisiz hale getirilmesi işini ABD'ye yaptırmaya kararlı.

İran'ın "eğer İsrail saldırmayı bırakırsa" kendisinin de saldırılarını durduracağını söylemesini, yani bu anlamda "barışa" istekli görünmesini nasıl yorumlamak lazım, çok emin olamıyorum ama İran bu son çatışma sürecinde İsrail konusundaki "büyüklenmelerinin" altının boş olmadığını hissettirdi gibi geldi bana. Bir sürü yolsuzluk ve sahtelik olsa da, İsrail karşıtı davası tamamen boş değil, hatta belki hiç değil. İşi ağırdan almasının en büyük nedenlerinden biri, İsrail'e karşı yürüteceği "iş bitirici" bir hamleden sonra göreceği itibarı garantiye almak. Bunun için de, İslam dünyasının genelinin Filistin konusundaki acziyetinin, ezikliğinin ve öfkesinin iyice tavan yapmasını, böylece kendi yapacağı "kahramanlığın" değerinin en derin, en mutlak şekilde anlaşılmasını, kabul edilmesini istiyor. Yani İran tanınmak ve hatta baş tacı edilmek istiyor. Ezici çoğunluğu Sünni olan ve Şiilik konusunda genellikle çok olumsuz fikirlere sahip olan İslam dünyasının en doğru, en gerçek, en güçlü temsilcisinin kendisi olduğunun kabul edilmesini istiyor gibi görünüyor bana. Bunun için de, İsrail'i (ejderhayı) öldürme sahnesini dramatikleştirmeye, tüm seyirci kitlesinin dikkatini tamamen bu sahne üzerinde odaklamaya ve böylece seyircilerin kalplerini tamamen kazanmaya çalışıyor. Eğer bu tahminim az çok doğruysa, İran'ın bu beklentisi ne ölçüde gerçekçi ve makuldür bilemiyorum ama ilginç bir tartışma konusu olabilir, İslam'ın geçmişi ve bugünü açısından.


gerçek tosun paşa

Şu an bir ateşkes durumu oluştu. Ben de muhtemel Trump baskısı olarak görüyorum bu durumu fakat çok uzun soluklu olacağını düşünmüyorum. İran ve Abd arasındaki saldırılarında karşılıklı bilgi dahilinde danışıklı olarak yapıldığını düşünüyorum. Süreç bunu bayağı gösteriyor.

gerçek tosun paşa

#186
Bozadi İran iç dinamiğinde hükümetin ve devrim muhafızlarının hayati noktası İsrail. Şiilikten ziyade onlarda başta kalmak ve güç unsuru göstermek için büyük tehdit İsrail mottosuna sarılıyorlar. Hatta nükleer bomba çalışmaları içinde açıklamaları yine İsrail tehdidiydi.

İran ve devrim muhafızları lafı dolandırmasıyla, a derken z yapmasıyla çok ünlü. Hatta bazı yabancı bürokratlarda İran' ın yaptığı açıklamalarla özel görüşmelerde çok farklı hareket ettiğini dile getirmişler. Kısacası açıklamalar, o sert çıkışlar vs. halka kendilerini güçlü ve muzaffer gösteriyor kısacası propaganda tekniği.

Elbette senin şiilik ve islam üzerine yaptığın tespitleri çok yerinde görüyorum ama asıl motivasyonun bundan ziyade basitçe güç ve koltuk olduğunu düşünüyorum.

bozadi

#187
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 24 Haziran 2025, 23:44:31 İran ve devrim muhafızları lafı dolandırmasıyla, a derken z yapmasıyla çok ünlü. Hatta bazı yabancı bürokratlarda İran' ın yaptığı açıklamalarla özel görüşmelerde çok farklı hareket ettiğini dile getirmişler. Kısacası açıklamalar, o sert çıkışlar vs. halka kendilerini güçlü ve muzaffer gösteriyor kısacası propaganda tekniği.
Aynen, İran devleti/hükümeti çelişki, yalan, propaganda konusunda ihtisas sahibi gibi görünüyor. Hangi devlet farklı ki, diye bir soru da sorulabilir ve bunun istisnasının yok denecek kadar az olduğu söylenebilir belki ama İran'ın durumu çok enteresan. Ezici çoğunluğu Sünni olan ve Şiiliği bir hastalık, bir sapıklık olarak görme eğilimindeki bir İslam aleminde Şiiliğin bayraktarı pozisyonundaki İran'ın durumu çok enteresan. İran bu konuda "paranoyak" olmaya çok elverişli bir pozisyonda sanki.

Din ve siyasetin içiçe girme örnekleri arasında Türkiye, İran ve İsrail'in ilginç bazı benzerlikleri de olduğunu düşünüyorum. Özellikle İran ve İsrail arasındaki benzerlik daha da dikkat çekici muhtemelen. İkisi de paranoyaklığa neden olabilecek kadar "tehdit altında" hissediyor kendini. İsrail Müslüman Arap devletleri arasında zoraki bir şekilde kurulmuş bir Yahudi devleti. Kuruluşundan beri "düşmanlarla çevrili" olma duygusu içinde doğal olarak. "Vadedilmiş topraklar" idealiyle hem Filistin'i giderek tamamen ele geçirme, hem de sonrasında sınırlarını giderek genişletme planlarına sahip gibi görünüyor.

Şiiliğin merkezi İran ise kendisine kıyasla epeyce kalabalık olan Sünni Arap devletleriyle doğrudan veya dolaylı biçimde çevrili olma duygusu yaşıyor, ki bunun bazı bakımlardan İsrail'in durumuna çok benzediğini düşünüyorum. Ve tıpkı İsrail gibi İran da bir yandan "düşmanlarla çevriliyim" duygusu içindeyken bir yandan da çevre bölgeleri ele geçirme veya en azından siyasi-askeri-dini nüfuzunu giderek yayma konusunda çok yüksek bir motivasyona sahip. Çevresindeki Şii gruplar üzerinden bu konuda çok yoğun bir mesai yapıyor.

Ve ne kadar ilginç ki, tarihte Persler Yahudilere genellikle büyük hoşgörü ve yardımlar sundukları halde, Humeyni döneminden itibaren İran ve İsrail can düşmanı haline geliyor. İsrail'in en büyük zulmü Sünni Filistin'e yönelik olduğu halde, büyük batılı güçlerin tehditleri nedeniyle kalabalık Sünni İslam dünyası bu zulme çok büyük ölçüde seyirci kalırken Şii İran ise Filistin meselesi üzerinden İsrail/siyonizm karşıtlığını adeta kimliği ve varlık sebebi haline getirdi.

MÖ 6. yüzyılda Kudüs merkezli bir Yahudi devleti varmış ve baskısı altında olduğu Babil İmparatorluğuna bazen isyan girişimlerinde bulunuyormuş. Babil İmparatoru II. Nebukadnazar bu Yahudi devletini ve merkezi tapınağını yıkıp nüfusun büyük bölümünü Babil'e (bugünkü Irak/mezopotamya civarı) sürmüş. Yaklaşık 50 yıl sonra ise Pers Kralı Büyük Kiros Babil'i fethedip Yahudilere Kudüs'e dönme ve tapınaklarını yeniden inşa etme izni vermiş, hatta bunun için destek olmuş. Bundan dolayı Yahudiler Büyük Kiros'u bir tür "Mehdi" (büyük kurtarıcı) olarak görüyorlarmış.

Günümüzde İran'ın İsrail devletine olan düşmanlığı, geçmişte yaptığı büyük iyilikten duyduğu bir pişmanlık ve dengeleme çabası mı acaba diye merak ediyorum. Şurası kesin görünüyor ki, İran'ın Filistin davasına verdiği önem, İslam dünyasındaki saygınlığını ve gücünü artırma amacıyla çok yakından ilintili.

Perslerin İslam öncesinde en temel veya yaygın dinsel eğilimi Zerdüştlüktü. Ve bildiğim kadarıyla Perslerin güçlü oldukları dönemler boyunca Araplar hiçbir zaman Persler kadar organize ve güçlü bir devlet/imparatorluk kurup Perslerle bir rekabete girmedi. Yani, Persler varken Arapların neredeyse esamesi okunmuyordu (MÖ 2. yüzyıldan itibaren Güney ve Orta Arabistan'da kabilelerden oluşan Kinde adlı bir Arap krallığının ve MS 3. yüzyıldan itibaren de Hristiyan Lahmi ve Gassani krallıklarının varlığına rağmen). Günümüzdeki tanımlara uygun ilk Arap devletinin kurulması İslam'ın ortaya çıkıp İslam devletinin kurulmasıyla eşzamanlı ve adeta eşanlamlı şekilde gerçekleşmiş.

Persler ile Bizanslıların kendi aralarındaki savaşlardan yorgun düşmelerini fırsat bilip bir İslam imparatorluğu kuran Arapların çok kısa sürede güçlenip Perslere boyun eğdirmesi sonucunda zamanla Zerdüştlüğün azalmasına ve İslamın yaygınlaşmasına rağmen Persler ile Araplar arasındaki prestij ve güç mücadelesi her zaman bir şekilde devam etti. Günümüzde Şiiliğin "Arap İslam'ı"na karşı bir tür "Pers İslam'ı" olduğu iddia edilebilir belki. Şiilik Perslere/Farslara (İranlılara) özel olmasa da, en büyük lokomotifi onlar olmuş gibi görünüyor, kesintisiz bir tarihsel evrim hikayesi yok gibi görünse de.

Bu arada bazı Sünni Alimler Şiiliğin kuruluşunda Yahudilerin parmağı olduğunu iddia ediyor ama bu iddianın az veya çok bir geçerliliği varsa bile bütün Şiilik mevzusunun "Yahudi oyunu" diye açıklanmasının çok ciddiye alınabilir olduğunu sanmıyorum. İslam'ın kendisinin bazı bakımlardan bir tür "Yahudilik" olduğu da iddia edilebilir. Ve üstelik bugün Sünni İslam dünyası İsrail'in Filistin'i "lokma lokma yiyip yutmasını" adeta seyretmekle yetinirken İran'ın İsrail'e bu konuda direnç gösteren başlıca güç olması gibi bir durum olduğunu da göz önünde bulundurmak gerek. Evet, Sünni olan Filistin'in kendi direniş örgütleri de mücadele ediyor ama onların en büyük destekçisi de yine İran.

Günümüzde İran devlet ve ordu yöneticilerinin ne ölçüde samimi Şiilik davası motivasyonuyla ve ne ölçüde "koltuk sevdasıyla" hareket ettikleri çok ilginç bir tartışma konusu olur. K'ların da çeşitli ipuçlarını verdikleri gibi, yönetimde ciddi yolsuzluklar, ikiyüzlülükler, karanlık ilişkiler olduğuna şüphe yok. Ve evet, "propaganda"nın gücünden yararlanma çabası maksimum düzeyde gibi görünüyor. Bu bağlamda abartılara ve yalanlara başvurulması da nadir bir durum değil gibi geliyor bana. Had safhada ego ve bencillikler var belli ki. Ama acaba bu bencilliğin belirli bir miktarı "nispeten" sağlıklı veya makul bir bencillik olabilir mi diye sormadan da edemiyorum. Bu konuda fikirlerim sabit değil. Şüphe duyuyorum ama aynı zamanda ümit ediyorum, bir miktar doğruluk, dürüstlük, samimiyet vardır veya olsun diye. Yani örneğin İranlı yöneticiler kendi şahsi ikballerini ülkenin ve milletin (Farslığın ve Şiiliğin) ikbalinden mutlaka daha önde mi tutuyorlar? Bundan emin oluyorum. Canları ve/veya malları ağır bir tehlikeye girse, ülkeyi/milleti en mutlak manasıyla satmaya hazırlar mı? İsrail'e karşı düşmanlıklarında hiçbir "samimiyet" yok mu, tamamen "koltuk" derdinden mi ibaret? Kesin bir cevap veremiyorum. Şüphe duyuyorum ama aynı zamanda bir "samimiyet" olduğuna inanıyorum veya inanmak istiyorum.

ABD üssüne yapılan saldırıda elbette ABD ile İran'lı yöneticiler arasında bir "anlaşma" olmuş olması pekala mümkündür, hatta çok muhtemel görünüyor. Ama diyelim ki Trump ister kendisi de öyle tercih ettiği için, isterse de mecbur bırakıldığı için İran'a topyekün savaş açtı, bu durumda İranlı yöneticiler şimdiye kadar geliştirdikleri en ileri düzey füzeleri İsrail'e ve ABD'ye karşı kullanmaz mıydı? Bunun yerine yanlarına alabildikleri kadar mal-mülk alıp kaçmayı mı tercih ederlerdi? Ve kaçmaları, kaçtıkları yerde hayatlarını sürdürmeleri ne kadar mümkün? Yöneticilerin zaten birçoğu öldü. Demirbaş olarak bir tek Hamaney var gibi görünüyor, onun da yaşı zaten çok ileri. Kalan birkaç yılında zevk-sefa içinde yaşama planı yaptığını ve bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum. Bana göre bu yöneticiler ne kadar kirli/yolsuz tarafları olsa da, İran davasıyla birleşmiş durumdalar, bu konuda samimiler.

Yanıldığım hususlar varsa (ki mutlaka vardır), bunları anlamayı umuyorum veya asıl gerçekler eninde sonunda zaten ortaya çıkacak.

gerçek tosun paşa

Öncelikle yazı çok güzeldi, tarihsel bağlamıyla birlikte keyifle okudum.

Ben de samimiyet ve ego/bencillik terazisinin nerede durduğuna emin değilim ama en az %70-80 civarı bireysel çıkarların ağır bastığını düşünüyorum sanırım.

Persler ve yahudiler arasında belki çok yüksek bir karma geri ödemesi olarak kadersel bir mücadele gereği olabilir gibi geliyor. Bunun muhtemelen genetik üzerine de çıkarımları kuvvetle muhtemel. Yüksek boyutlardan nasıl göründüğünü algılayabilmek çok hoş olurdu doğrusu.  :D

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Haziran 2025, 13:30:37 Yani örneğin İranlı yöneticiler kendi şahsi ikballerini ülkenin ve milletin (Farslığın ve Şiiliğin) ikbalinden mutlaka daha önde mi tutuyorlar? Bundan emin oluyorum. Canları ve/veya malları ağır bir tehlikeye girse, ülkeyi/milleti en mutlak manasıyla satmaya hazırlar mı? İsrail'e karşı düşmanlıklarında hiçbir "samimiyet" yok mu, tamamen "koltuk" derdinden mi ibaret? Kesin bir cevap veremiyorum. Şüphe duyuyorum ama aynı zamanda bir "samimiyet" olduğuna inanıyorum veya inanmak istiyorum.

Belki geçen yıllar ve verilen onca uğraştan sonra "koltuk ve makam" üzerine yapışıyordur. Bu mücadeleyi kim olursan ol vermek zorunda kalıyorsundur? Ben de emin olamıyorum. Çok ufak miktarlarda bile olsa pozitif bir zerrenin olduğun da şahsen emin hissediyorum. Ne tarafın ne zaman ağır basacağını ancak belki görebileceğiz ya da anlayabileceğiz.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Haziran 2025, 13:30:37 ABD üssüne yapılan saldırıda elbette ABD ile İran'lı yöneticiler arasında bir "anlaşma" olmuş olması pekala mümkündür, hatta çok muhtemel görünüyor. Ama diyelim ki Trump ister kendisi de öyle tercih ettiği için, isterse de mecbur bırakıldığı için İran'a topyekün savaş açtı, bu durumda İranlı yöneticiler şimdiye kadar geliştirdikleri en ileri düzey füzeleri İsrail'e ve ABD'ye karşı kullanmaz mıydı? Bunun yerine yanlarına alabildikleri kadar mal-mülk alıp kaçmayı mı tercih ederlerdi? Ve kaçmaları, kaçtıkları yerde hayatlarını sürdürmeleri ne kadar mümkün? Yöneticilerin zaten birçoğu öldü. Demirbaş olarak bir tek Hamaney var gibi görünüyor, onun da yaşı zaten çok ileri. Kalan birkaç yılında zevk-sefahat içinde yaşama planı yaptığını ve bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum. Bana göre bu yöneticiler ne kadar kirli/yolsuz tarafları olsa da, İran davasıyla birleşmiş durumdalar, bu konuda samimiler. Yanıldığım hususlar varsa, bunları anlamak için elimden geleni yapacağım veya zaten asıl gerçekler er geç ortaya çıkacak

İran'a yapılan nükleer bölgelere yönelik saldırılardan önce oradaki değerli element ve ekipmanın oralardan bilinmeyen (ya da bazıları tarafından bilinen) bir yere götürüldüğüne dair önemli bulgular var. Kamyonların çıkış görüntüleri gibi. Ve ABD Genelkurmay başkanıyla D.Trump 'ın yaptığı saldırı sonrası açıklamalarının son derece tutarsız olması da saldırının İran'a önceden bildirildiğini ya da göstergelik olduğunu gösteriyor olabilir.

Sonuçta ABD'nin elinde gerçekten orayı dümdüz edebilecek bir filo, aşırı tesirli bombalar ve teknik kabiliyet bulunuyor. Sanırım bu biraz İsrail ve Netanyahu'nun "bakın istediğiniz ve yakındığınız tedidi ortadan kaldırdım şimdi biraz uslu olun" mesajıydı.

İran'ın da Katar saldırılarında zarar gören sivil ya da asker olmadı. Üslerdeki uçaklar ve önemli ekipman zaten 2 gün öncesinde boşaltılmış diyorlar.


Kaçacak bir yer olduğunu düşünmüyorum. Para ve güç sahipleri işin sonunda ülkeyi terk etmeyi de deneyebilir ama İran öyle ya da böyle direnecek süreci düzgün yönetmeye ve büyük krizlerden uzak durmaya çalışacaktır. Fakat hükümet neredeyse düşmek üzereyken "Bakın ben 40 yıllık hayali gerçek kılıp İran nükleer alanlarını bombalatan adamım kendinize gelin ve sorun yaratmayın, ABD Başkanı beni dinliyor." minvalinde siyaset yapan Netanyahu paçayı son anda kurtardı. Bu son çıkışı işine yaradı ve biraz süre kazandı ama bu avantajı ona daha ne kadar fayda sağlayabilecek? Göreceğiz. Tekrar bir sorun çıkarması ya da farklı bir konuyla gündeme gelmesi uzak değil fikrindeyim.

gerçek tosun paşa


bozadi

Netanyahu her ne kadar "zafer" ilan etse de, İran konusunda asıl istediğini (İran'ın tamamen etkisiz hale getirilmesi) alamadığı gibi, İran ilk kez İsrail'in canını bu kadar (başka hiçbir gücün yapamadığı kadar) yaktı, özellikle demir kubbenin engelleyemediği hipersonik füzeler yoluyla. İran'ın elindeki füzelerin henüz çok az bir kısmını kullandığı tahmin ediliyor. Dolayısıyla İran'ın İsrail'e yönelik sopası olduğu gibi duruyor ve hatta o sopanın ucu ilk kez bu kadar açıktan gösterildi.

Netanyahu'nun bu ateşkesi/barışı uzunvadeli olarak kabul edemeyeceği ortada. İran'ın sopasını ABD'ye parçalatana kadar rahat edemez.

Trump'ın durumu vahim ve bu durum onun son öfke patlamalarıyla da kendini gösterdi. İsrail'le/Mossad'la çok yakın ilişki içindeki Amerikan derin devletinin baskılarından bunalıyor. Trump derin devleti yenebilecek güçte olmadığıyla yüzleşemiyor. ABD ve müttefiklerinin halklarının azımsanamayacak bir kısmı ABD derin devletinin hipnotik etkisi altında. Dolayısıyla, Trump'ı destekleyen de azımsanamayacak bir kitle olmasına rağmen, derin devleti ezebilecek kadar güçlü değil. Dolayısıyla Trump için mutlu bir son olamayacağı anlaşılıyor, K'lar da çeşitli defalar bunu ima etti. Yapabileceği en iyi şeyin derin devlete karşı bir halk isyanına/devrimine öncülük etmek olduğu söylenmişti yanlış hatırlamıyorsam. İçinde bulunduğu durumun çıplak gerçeğini söyleyemiyor. "Amerikan halkı için iyi bir gelecek kurmama derin devlet müsaade etmiyor, beni yok etmeye kararlılar" diyemiyor. Allah yardımcısı olsun, demek geliyor içimden.

benguonat

Başlıkta yazılanları takip ediyorum ama bu konulardan anlamadığımı söyleyebilirim. Az önce Pleiades Öğretileri kitabını okumaya başladım. Bu bölgede yaşanan karışıklıkların burada yazanlarla alakası var mı?

Alıntı YapDünya üzerinde farklı türlerin, uzaydan gelen yaratıcı tanrıların girişini sağlayan çeşitli kapılar vardır. Dev kapılardan biri de uğruna savaş verilmekte olan Ortadoğu kapısıdır. Dünya tarihinde gerilere doğru gidecek olursanız bu kapıdan ne kadar çok din ve uygarlığın geçtiğini göreceksiniz. Çapı yaklaşık bin mil olan dev bir kapıdır bu. Ortadoğu'da bu kadar çok hareket olmasının nedeni bu kapıdır. Kertenkeleler bunu kullandı.
 
Kertenkeleler bu kapıyı denetim altında tuttu. Bu bölgeyi çalışmalarını yürütecekleri bir yer altı üsleri ve mağaralarını yaratmak için kullandılar. Dicle ve Fırat ırmakları arasında yer alan eski Mezopotamya uygarlığı, belli bir uygarlığın giriş yaptığı bir uzay kolonisiydi. Kuveyt bu bölgenin ağzında bulunuyor. Bu, insan ırkının başkalarının gereksinmesine hizmet üzere yönlendirildiği bir kapıdır.
 
Kertenkeleler arasında iyi ve kötü niyetli olanlar bulunur. Neden size bütün bunları anlatıyoruz? Neden bilmeniz gerekiyor bunu? Bilmeniz gerekiyor çünkü Kertenkeleler yeniden geliyor ve sizin boyutunuzla birleşiyor. Bilinçteki evrimsel sıçrama, sadece sevgi ve ışığa doğru hareket edip her Allahın günü baklava börek yemekten ibaret değildir. Gerçeğin ne kadar karmaşık olduğunu, ne kadar farklı çeşitlerinin bulunduğunu ve hepinizin nasıl varolduğunu kavramak zorundasınız. Onlarla barış yapmak ve ruhunuzun bütünleşmesine odaklanmak üzere birleşmek zorundasınız. Bu şekilde İlk Yaratıcıya geri gelebilirsiniz.
 
Pek çok şeyi yargılama ve kötü olarak etiketleme fırsatı ile karşı karşıya gelmek üzeresiniz. Ama yargılayıp etiketlediğinizde yeni gerçeklikleri deneyimleyip hissedemeyeceksiniz. Bunun bir özgür irade alanı olduğunu ve son plan, oynanacak son kart olan bir Tanrısal Plan bulunduğunu her zaman göz önünde bulundurun. Hepinizin bu son kartın bir as olacağını hatırlaması gerekiyor.


Alıntı YapYaratıcı tanrılar üzerinize yeniden baskı kurmak için geliyor çünkü yok olmak istemiyorlar. Sizin kanalınızla bir "sistem çökmesi" yaşandığını görüyorlar, daha büyük bir zarar ve korku vermek, bölge için bir kez daha savaşmak üzere buradalar. Besin kaynakları onlar için önemli. Gezegenin denetimini yitiriyor, korku ve karmaşa yaratmak için yerin altında yuvalarının bulunduğu, ilk kapıları Ortadoğu'ya doğru çekiliyorlar.
 
Özgün Planlamacılar, frekansa ilişkin olarak seçme özgürlüğünü gezegene geri getirmek istiyor. Evrimin son döneminden sorumlu olan tanrılar frekans değişimini kullanarak seçme özgürlüğüne izin vermiyor. Size hayal edebileceğiniz her yolla yanlış bir gerçeklik resmi çizerek psişik enerjinizi çalıyorlar. Biz bu tanrıların kötü olduğunu söylemiyoruz. Size sadece meydana gelen olaylar ve bu olaylara nasıl da masumca karıştığınız konusunda bilgi veriyoruz. Bu durumların sizin belli bir şekilde düşünmenizi ya da hissetmenizi ve belli bir bilinçle titreşmenizi sağlayacak düzenlemeler olduğunu anlamıyorsunuz.




bozadi

Alıntı yapılan: benguonat - 26 Haziran 2025, 15:03:13 Başlıkta yazılanları takip ediyorum ama bu konulardan anlamadığımı söyleyebilirim. Az önce Pleiades Öğretileri kitabını okumaya başladım. Bu bölgede yaşanan karışıklıkların burada yazanlarla alakası var mı
Evet, kesinlikle :-)

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: benguonat - 26 Haziran 2025, 15:03:13 Başlıkta yazılanları takip ediyorum ama bu konulardan anlamadığımı söyleyebilirim. Az önce Pleiades Öğretileri kitabını okumaya başladım. Bu bölgede yaşanan karışıklıkların burada yazanlarla alakası var mı?

Alıntı YapDünya üzerinde farklı türlerin, uzaydan gelen yaratıcı tanrıların girişini sağlayan çeşitli kapılar vardır. Dev kapılardan biri de uğruna savaş verilmekte olan Ortadoğu kapısıdır. Dünya tarihinde gerilere doğru gidecek olursanız bu kapıdan ne kadar çok din ve uygarlığın geçtiğini göreceksiniz. Çapı yaklaşık bin mil olan dev bir kapıdır bu. Ortadoğu'da bu kadar çok hareket olmasının nedeni bu kapıdır. Kertenkeleler bunu kullandı.
 
Kertenkeleler bu kapıyı denetim altında tuttu. Bu bölgeyi çalışmalarını yürütecekleri bir yer altı üsleri ve mağaralarını yaratmak için kullandılar. Dicle ve Fırat ırmakları arasında yer alan eski Mezopotamya uygarlığı, belli bir uygarlığın giriş yaptığı bir uzay kolonisiydi. Kuveyt bu bölgenin ağzında bulunuyor. Bu, insan ırkının başkalarının gereksinmesine hizmet üzere yönlendirildiği bir kapıdır.
 
Kertenkeleler arasında iyi ve kötü niyetli olanlar bulunur. Neden size bütün bunları anlatıyoruz? Neden bilmeniz gerekiyor bunu? Bilmeniz gerekiyor çünkü Kertenkeleler yeniden geliyor ve sizin boyutunuzla birleşiyor. Bilinçteki evrimsel sıçrama, sadece sevgi ve ışığa doğru hareket edip her Allahın günü baklava börek yemekten ibaret değildir. Gerçeğin ne kadar karmaşık olduğunu, ne kadar farklı çeşitlerinin bulunduğunu ve hepinizin nasıl varolduğunu kavramak zorundasınız. Onlarla barış yapmak ve ruhunuzun bütünleşmesine odaklanmak üzere birleşmek zorundasınız. Bu şekilde İlk Yaratıcıya geri gelebilirsiniz.
 
Pek çok şeyi yargılama ve kötü olarak etiketleme fırsatı ile karşı karşıya gelmek üzeresiniz. Ama yargılayıp etiketlediğinizde yeni gerçeklikleri deneyimleyip hissedemeyeceksiniz. Bunun bir özgür irade alanı olduğunu ve son plan, oynanacak son kart olan bir Tanrısal Plan bulunduğunu her zaman göz önünde bulundurun. Hepinizin bu son kartın bir as olacağını hatırlaması gerekiyor.


Alıntı YapYaratıcı tanrılar üzerinize yeniden baskı kurmak için geliyor çünkü yok olmak istemiyorlar. Sizin kanalınızla bir "sistem çökmesi" yaşandığını görüyorlar, daha büyük bir zarar ve korku vermek, bölge için bir kez daha savaşmak üzere buradalar. Besin kaynakları onlar için önemli. Gezegenin denetimini yitiriyor, korku ve karmaşa yaratmak için yerin altında yuvalarının bulunduğu, ilk kapıları Ortadoğu'ya doğru çekiliyorlar.
 
Özgün Planlamacılar, frekansa ilişkin olarak seçme özgürlüğünü gezegene geri getirmek istiyor. Evrimin son döneminden sorumlu olan tanrılar frekans değişimini kullanarak seçme özgürlüğüne izin vermiyor. Size hayal edebileceğiniz her yolla yanlış bir gerçeklik resmi çizerek psişik enerjinizi çalıyorlar. Biz bu tanrıların kötü olduğunu söylemiyoruz. Size sadece meydana gelen olaylar ve bu olaylara nasıl da masumca karıştığınız konusunda bilgi veriyoruz. Bu durumların sizin belli bir şekilde düşünmenizi ya da hissetmenizi ve belli bir bilinçle titreşmenizi sağlayacak düzenlemeler olduğunu anlamıyorsunuz.





Bu konuya yanıt olarak ve sonradan gelişen açıklamalar dahilinde yeni mesajları farklı bir konu olarak burada böldük.

bozadi

#194
Azerbaycan'dan kalkan askeri kargo uçağımızın Gürcistan'da (Azerbaycan sınırı yakınında) düşmesi olayının (20 şehit) İsrail ile bir bağlantısı olup olmadığını çok merak ediyorum. Uçağın havada üç parçaya ayrıldığına dair görüntüler var (kanatlar ve kokpitin iki ayrı parça olarak düştüğü görülüyor, kuyruk görülmüyor veya ben göremedim). Kesin olmamakla birlikte bir sabotaj ihtimalini akla getiriyor bu. Gürcistan hava savunma sistemleri tarafından "yanlışlıkla" ateş açılmış olabileceği ihtimali de dillendirilen senaryolar arasında. Eğer olay sabotaj ise, "hava savunma sisteminin yanlışlıkla devreye girmesi" mazereti kullanılmak istenmiş olabilir ama farklı, daha doğrudan bir sabotaj türü de olabilir. "Kaza/tesadüf" ihtimali düşük gibi geliyor bana, nedense.