avatar_gerçek tosun paşa

Hamas İsrail'e Saldırdı: İsrail Savaş İlan ETTİ

Başlatan gerçek tosun paşa, 07 Ekim 2023, 18:52:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#165
Trump'ın İran konusunda barış sağlamaya kararlı olduğunu gören Netanyahu yönetimi gemileri yakmış gibi görünüyor. Son günlerde ABD'de başlayan ve Trump'ı çok zorlayacak gibi görünen iç isyanların da bu meseleyle yakından bağlantılı olduğunu tahmin etmek zor değil.

Filistin'i tamamen ele geçirmesi önündeki engelleri ortadan kaldırmak için kısa bir süre önce Hizbullah'a ağır darbeler indiren Netanyahu hükümeti şimdi nükleer silah gerekçesiyle İran'a çok yoğun bir saldırı başlatmış, birçok tesisi bombalamış ve birçok İran'lı komutanı öldürmüş, habelerden anladığım kadarıyla.

Yakın geçmişte İsrail ile İran arasında büyük ölçüde göstermelik nitelikte karşılıklı bazı füzeli saldırılar gerçekleşmişti. Bu sefer durum farklı sanırım.

Netanyahu hükümeti çok ciddi yolsuzluklara batmış durumda. Filistin'de yaptığı katliamların boyutu hiç olmadığı kadar yüksek düzeylerde. Trump her ne kadar iktidara gelirken ve iktidarının ilk zamanlarında derin devletin hışmını azaltabilmek için İsrail'in politikalarını koşulsuz destekleyecekmiş gibi bir resim çizse de, son günlerde İran'la barış sağlama niyetinde olduğunu belli edince ve hatta bu duruma itiraz eden Netanyahu'ya ters tepkiler verince Netanyahu çıldırdı tabi. Bu süreçte hem ABD'de Trump'ı zor durumda bırakan olaylar tırmandı, hem de Netanyahu İran'la barış yapılmasını tamamen imkansızlaştıracak bir savaş sürecinin fitilini ateşlemiş görünüyor.

İran'ın devleti/hükümeti de uzun zamandır ciddi ekonomik sorunların, halk isyanlarının ve yolsuzlukların batağında ve üstelik İsrail'le olan mücadelesinde ikiyüzlü/sahtekar bazı tavırlar sergilediğine dair ciddi eleştirilerin de hedefi oluyor. Hizbullah'ın yediği ağır darbeye karşı seyirci kaldı adeta. Haniye'nin İran'da misafirken öldürülmesi, Hasan Nasrallah'ın öldürülmesi, Suriye'de Esad'ın devrilmesi İran için rezillikler zincirinin son halkaları oldu.

İsrail hükümeti şimdi gözünü tamamen karartmış İran'a belki de en büyük, en ciddi saldırısını yaparken İran devleti nihayet çok sağlam bir samimiyet sınavına girmiş oldu diye düşünüyorum.

Trump için de ciddi bir sınav süreci olacak.

sybleman

İsrail yine pervasızca saldırılarına devam ediyor. Hükümet düşmek üzereyken tekrar bir saldırı yaptı Netenyahu. Kendini sağlama alıyor savaş gündemi ile..

İran'ın istihbarat haberinden sonra oluştu. Bütün gizli tesisleri biliyoruz ve açıklama yapilacak demişlerdi. İran'ın nükleer kabiliyet geliştirmesini istemiyorlar ama yeraltı tesisleri de cogunluktaymis. 6 tane nükleer fizikciyi de öldürmüşler ama sonuçta senelerin bilgi birikimi var mevcutta yine tesisler var yeraltında. Ne kadar engelleyebilirler?

Amerika eğer İran karşılık verirse İsrail'in yanında oluruz demiş.

Elon Musk un Trump in epstein dosyalarında yer aldığını söylemesi olayı ile İsrail'e destek vermesi bağlantılı olabilir mi acaba?

bozadi

#167
Kasyopya forumda konuyla ilgili tartışmada, İsrail'de şeytani ritüel niteliğinde çok büyük bir çocuk cinsel istismarı skandalının patlak verdiğine de değinilmiş ve Russia Today sitesinin konuyla ilgili bir haberinin linki verilmiş:

Orijinal:
https://www.rt.com/news/619022-israel-satanic-child-abuse/

Google Türkçe çevirisi:
https://www-rt-com.translate.goog/news/619022-israel-satanic-child-abuse/?_x_tr_sl=auto&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=wapp


Konuyu Türkçe haber kaynaklarında araştırırken, İsrail'de son dönemde bu konuyla ilgili olayların ve tartışmaların tırmandığına dair bazı haberlere de rastladım:

https://haber.sol.org.tr/haber/israilde-gerici-siyonist-topluluklarda-sistematik-cocuk-istismari-yillarca-ortbas-edildi

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israilli-bakanin-kizi-ebeveynlerini-ve-kardesini-kendisine-cinsel-istismarda-bulunmakla-sucladi/3537319

Netanyahu hükümetinin savaşı bir an önce kızıştırmak istemesinin sebeplerinden biri dikkatleri bu skandallardan uzaklaştırma çabası olabilir.

bozadi

#168
İran'ın şu ana kadarki karşı saldırılarından edindiğim izlenim şu: Yönetim maalesef sahtekar tavırlar sergilemeye devam ediyor. "Cevabımız yarım yamalak olmayacak", "Siyonistleri pişman edeceğiz", falan filan. İran'ın güya her seferinde yüzlerce füze olmak üzere 4 ayrı füze dalgasıyla İsrail'e saldırdığına dair haberler çıktı. Ekranlarda somut olarak görünen tek şey, füzelerden birkaçının demir kubbeyi aşıp Tel Aviv'de bir yerlere düştüğü. Birkaç başka yere birkaç füze daha düşmüş olabilir ama "şu an" için kesin olan şey şu: Düşman İran'a saldırdığına kesinlikle PİŞMAN EDİLMİŞ falan değil, hatta büyük ihtimalle sevinmişlerdir bu "yarım yamalak" saldırıya. İki İsrail uçağının düşürüldüğü, hatta birinin kadın pilotunun sağ ele geçirildiği iddia edilmiş yarı-resmi devlet haber ajansı tarafından ama İsrail bunu yalanlamış ve İranlı yöneticiler de henüz iddiayı doğrulayacak birşey sunmuş değil.

İran'ın şu ana kadar verdiği yanıtta elde ettiği sonuçlar, İsrail'in saldırılarında elde ettiği sonuçlarla kıyaslanamaz bile. Düşmanı "pişman etmenin" yakınından bile geçmiş değil.

İran bundan sonraki süreçte İsrail'e "gerçek" bir yanıt verir mi, bilmiyorum, kesin bir fikrim yok, umarım verir ama şu ana kadar sergilenen şey bana göre aşağılık bir tiyatro. İsrail bu son saldırı sürecinde onlarca İranlı sivili de öldürdü ve benim gönlümden geçen şey İran'ın da İsrailli sivilleri öldürmesi değil, ama senin bir sürü en üst düzey komutanın öldürülmüş, yakın zamanda Nasrallah öldürüldü, Haniye misafirinken öldürüldü, bütün bunların üzerine sen İsrailli komutanlara veya hatta İsrail'in silah gücüne ne zarar verdin? Koskoca bir hiç, koskoca bir yalan, koskoca bir kokuşmuşluk.

Bütün bu rezaleti aklayabilecek tek şey, gerçek gücün saklanıyor olması, düşmana zayıf görünüp hiç beklemediği bir anda "gerçekten pişman edici" bir darbe vurulacak olmasıdır. İran yönetiminin böyle bir iradeye sahip olup olmadığını bilmiyorum. Hala umuyorum ama İran yönetiminin şimdiye kadar irade namına sergilediği şey bana mide bulandırıcı geliyor.


gerçek tosun paşa

Netanyahu savaşı körüklemediği an koltuğundan düşer. Hükümet gider. Bunu çok iyi biliyor. Bu sebeple İsrail için savaşın olmadığı bir senaryo mümkün değil.

Daha önce forumda İsrail ve Türkiye arasında bir sıcak çatışmayı çok olası gördüğümü söylemiştim kısa vadede fakat yanıldım. Bunu orta ve uzun vade olarak değiştiriyorum.

bozadi

#170
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 15 Haziran 2025, 01:33:19 Netanyahu savaşı körüklemediği an koltuğundan düşer. Hükümet gider. Bunu çok iyi biliyor. Bu sebeple İsrail için savaşın olmadığı bir senaryo mümkün değil.
Evet, yolsuzluklar, hukuksuzluklar arşa çıkmış. Yönetimdeyken epeyce bir dokunulmazlık imkanı var, bundan sonuna kadar yararlanmaya çalışıyor Netanyahu ve ekibi.

Büyük İsrail ihtirası en yüksek olan siyonist grubun aynı zamanda en karanlık, en şeytani işlere bulaşanlar olması çok tutarlı görünüyor. Büyük İsrail diye yanıp tutuşurken eldeki Küçük İsrail'den olacaklar. Bunu büyük ölçüde İran tek başına mı yapar, yoksa İsrail İran'ı (bütün yönetim kademesini) yıkar da başkaları mı buna yanıt olarak İsrail yönetiminin sonunu getirir bilmiyorum ama "İsrail'in Sonu" senaryosunu makul ve muhtemel görüyorum.

İsrail yok olacak da diğer devletler sonsuza kadar mutlu yaşayacak gibi bir senaryo değil tabi benim inandığım. Çok geçmeden tüm devletlerin de sonu gelecek sanırım. 4. yoğunlukta devletler düzeni diye birşey kalacağını, böyle birşeye ihtiyaç olacağını sanmıyorum. Hele ki mevcut dünya nüfusunun nispeten çok küçük bir kısmının 4y'ye mezun olabilecek durumda olduğu ve bunların çeşitli milletlerden küçük bir kısım olacağı düşünülürse, 4Y BH'de ülke/devlet/millet kavramları geçmişte kalacak, "dünya insanlığı ailesi" oluşacaktır diye düşünüyorum.


Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 15 Haziran 2025, 01:33:19 Daha önce forumda İsrail ve Türkiye arasında bir sıcak çatışmayı çok olası gördüğümü söylemiştim kısa vadede fakat yanıldım. Bunu orta ve uzun vade olarak değiştiriyorum.
Suriye ve Filistin üzerinden dolaylı bir çatışma var zaten ama belki de İran-İsrail meselesi tırmanmaya devam ederse, Türkiye sürecin bir yerinde İran'la doğrudan veya dolaylı işbirliğine girebilir gibi geliyor bana.

AKP yönetimi Filistin konusunda Arap yöneticiler arasında mekik dokudu bir ara, İsrail'i caydırıcı bir ortak Müslüman silahlı gücü oluşturmak için ama Araplardan umduğu karşılığı bulamadı. ABD ve uzantılarının koruması altındaki İsrail'le tek başına silahlı bir mücadeleye girmekten de çekindi doğal olarak. Filistin'de devam eden katliama müdahale edemiyor olmanın ezikliğini yaşıyor. İran nihayet, İsrail'in saldırılarına denk bir düzeyde olmasa da, hipersonik füzeler kullanmaya başladı. Yalnız bu füzelerin ne ölçüde "yüksek hassasiyetli" olduğunu, ne ölçüde askeri hedeflere yöneltildiğini ve isabet ettirilebildiğini anlayabilmiş değilim. Ama dün geceden itibaren kullanılmaya başlanan hipersonik füzeler sayesinde Netanyahu hükümetini hafiften de olsa ürkütecek yıkımlar yapmaya başladı. İsrail yönetimi bu aşamada eğer ABD yönetiminin koşulsuz-kayıtsız tam (saldırı) desteğini alamazsa, İran'a daha güçlü saldırma konusunda en az iki kere düşünmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Trump geçen haftalarda Netanyahu'yu terslemeye başlayınca ABD'de aniden iç ayaklanmalar başladı, belli ki Trump'ı korkutup yola getirmeye yönelikti bu. Trump şimdi bir kez daha İran konusunda İsrail'i koşulsuz-kayıtsız destekleyecekmiş gibi söylemlerde bulunuyor ama Netanyahu'dan nefret ettiği sır değil. İsrail devleti yok olsa, Trump kesinlikle yas tutmaz (Filistin için de tutmayacağı gibi).

Türkiye'nin veya AKP yönetiminin giderek tırmanan bir İran-İsrail çatışmasında alacağı pozisyon çok ilginç olacak. Sünni ve Şii İslam arasında bir uzlaşma, barışma, dayanışma vesilesi olabilir. İslam Araplara inmiş gibi görünen bir din ama Türkiye (AKP yönetimi) Osmanlı'nın varisi olmasının da etkisiyle, özellikle son yıllarda siyasal anlamda Sünni İslam'ın en aktif öncü gücü gibi davranıyor. İslam'ın coğrafya ve nüfus bakımından çok daha küçük ama siyasi ve askeri olarak son derece aktif diğer ana dalı olan Şiiliğin merkez üssü ise İran. Yani siyasi/askeri İslam'ın iki ana dalının ikisi de Arapların kontrolünde değil, denebilir sanırım. Arapların artık siyasi/askeri İslam'ın öncüsü olamayışının başlıca nedenlerinden biri, İslam'ın doğumyerine ev sahipliği yapan petrol zengini Suudi Arabistan'ın çok uzun zamandır ABD-İsrail güdümünde kalması oldu sanırım. Suudiler kesinlikle bağımsız bir İslami güç değildiler. Onların da etkisiyle komşu İslam devletlerinin çoğu da ABD-İsrail'le iyi geçinmeye çalıştı. Filistin meselesi etrafında İsrail'e karşı ciddi bazı direnişler ve küçük ölçekli de olsa zaferler kazanıldı (Filistinlilerin bizzat kendileri tarafından da) ama Arap dünyasının çoğu, Filistin meselesi özelinde de, genel olarak da İsrail-ABD ittifakının dayatmalarına boyun eğegeldi.

Son dönemde Filistin üzerinden İsrail'e en büyük direnişi gösteren Şii güç İran, Sünni güç ise Türkiye (Erdoğan yönetimi). Yakın zamana kadar İsrail karşıtı başlıca Arap güç olarak Hizbullah (Lübnan) ve Esad Suriye'si vardı ama Esad devrildi, Hizbullah'ın ise aldığı son ölümcül darbelerden sonra varlığını ve etkinliğini ne ölçüde sürdürdüğünü merak ediyorum. Tıpkı Hizbullah ve Esad gibi Haşdi Şabi (Irak) ve Husiler (Yemen) ciddi ölçüde İran güdümünde olarak kabul edilseler de, tümünün farklı ölçülerde özerklikleri ve hatta bazen sırf bu nedenle İran'la örtülü çatışmaları da olageldi sanki.

İslam dünyasında Sünniler ile Şiiler arasındaki etkileşimin başlıca iki aktörü Türkiye ve İran gibi görünüyor bana. İsrail meselesi bu konuda ilginç gelişmelere gebe olabilir. İran'ın İsrail'le mücadelesinde hep çok yüksek bir kükreme ama bir yandan da yarım gönüllülük (sahtelik) var gibi göründü. Bunun nedenlerinden biri, İran'ın Filistin üzerinden İsrail'e karşı yürüttüğü mücadele bağlamında Sünni İslam aleminden güçlü bir saygınlık görmeyi garantileme çabasıydı belki de. İslam aleminin büyük çoğunluğu Sünni. Şiiliğin merkez üssü olan İran bu anlamda çok eziklendi, aşağılandı uzun zamandır. Ama Filistin meselesine sahip çıkma (İsrail'e direnç ve karşıkoyuş gösterme) bakımından İran'ın tek başına (doğrudan ve dolaylı biçimlerde) bütün Sünni İslam aleminin toplamına yaklaşık olarak denk bir etkinliği oldu gibi görünüyor. Tabi bu aynı zamanda ateşli bir tartışma konusu olageldi. İran acaba gerçekten mazlum Filistin halkının davasına sahip mi çıkıyordu, yoksa bunu tamamen İslam alemi içinde kendi siyasi ve askeri çıkarlarına ve emellerine ulaşmak için bir araç olarak bencilce, hatta şeytani bir şekilde kullanıyor muydu... İran acaba İsrail'le gerçekten etkin şekilde mücadele mi ediyordu, yoksa kasıtlı ve örtülü bir şekilde İsrail'in ekmeğine yağ süren başlıca güç müydü?

Evet, açıkçası bence de İran Filistin meselesini Şiilikle ilgili siyasi/askeri emelleri doğrultusunda kullanmaya çalışageldi ve hatta İsrail'le "danışıklı dövüş" denebilecek kirli bazı oyunların içine de girdi bir ölçüde. Ama acaba bu durum İran'ın asla İsrail'e gerçek bir karşı koyuş (ve hatta ölüm-kalım) süreci içinde olmadığı anlamına geliyor mu? Bu konuda son dönemde epeyce şüphe içinde kaldım ama İran'ın İsrail'le olan düşmanlık hukukunun tamamen sahte olmadığını düşünme eğilimindeyim. İşin içinde ciddi yozlaşmalar ve sahtelikler de oldu ama düşmanlık hukukunu kökünden yalanlayacak kadar değil bence. Ayrıca "Filistin" ve "Sahtekarlık" deyince, Sünni İslam aleminin ezici çoğunluğu İran'dan daha az mı sahtekardı acaba diye sormak gerekir sanırım. Filistin meselesi İslam'ın kendi temel bazı iç muhasebe süreçlerinin turnusolu oldu sanki. Sünni İslam ezici çoğunluğu temsil ediyor ama İslam'ın göbeğindeki Filistin meselesinde, terazinin bir kefesinde İran merkezli Şiilik, diğer kefesinde Sünnilik aşağı yukarı denk gibi duruyor.

İran'ın Filistin üzerinden İsrail'e karşı yürüttüğü mücadelenin bir yandan çok güçlü ve çok istikrarlı olarak devam etmesine rağmen bir yandan da hep bir yarım gönüllülük ve hatta bir ölçüde sahtekarlık içermesinin nedenlerinden biri şu olabilir gibi geliyor bana: İran istese, tüm askeri varlığını köküne kadar kullanmaya karar verse İsrail'i çok kısa bir sürede ortadan kaldırabilir ama peki bunu yaptıktan sonra ne olacak? ABD ve müttefiklerinin ağır bir saldırısına uğrama ihtimali hiç düşük değil sanırım. Ayrıca diyelim ki ABD ve unsurları bir intikam saldırısına girişmedi. İsrail devleti yok edildikten sonra İran'ın İslam alemi içindeki pozisyonu ne olacak? Ezici çoğunluğu oluşturan Sünni İslam aleminin büyük bir kısmı elbette İsrail'in yıkılmasından memnuniyet duyacak ama İran'a ve Şiiliğe bakış açılarında uzunvadeli bir olumlu değişime (örneğin eşit gözle bakmaya) yol açacağı çok şüpheli bu durumun. Dolayısıyla, evet, sanırım İran Filistin meselesini sadece İsrail'le olan düşmanlık hukukunun savaş meydanı olarak görmüyor, aynı zamanda Sünni İslam dünyasıyla olan açık veya örtülü çatışma ve hatta düşmanlık hukukunun da geleceğini belirleyecek en önemli araç olarak görüyor ve Filistin davasını buna uygun olarak "kullanmaya" da çalışıyor. Ve böyle düşünmekte, böyle davranmakta çok haksız olduğunu da düşünmüyorum. İran'ı bu konuda ahlaki olarak yargılayıp "kötü" diye damgalayacaksak, ezici çoğunluğu oluşturan koskoca Sünni İslam aleminin on yıllardır Filistin'deki İsrail zulmünü durdurmak için ne yaptığı üzerinde biraz düşünüp onların "ahlakli gelişmişlik düzeyini" de sorgulamak gerekir. Dolayısıyla Filistin turnusolu İslam'ın iç çelişkilerinin bir çözüm potansiyelini de içeriyor sanırım.

Daha önce belirttiğim gibi, ben dinlerin tümünün yaygın olarak kabul edilen tarihsel oluşum hikayelerinde ciddi sahtelikler olduğundan şüpheleniyorum ama yine daha önce belirttiğim gibi, bence mevcut durumda esas önemli olan hangi din ideolojisinin benimsendiği veya bir din ideolojisinin benimsenip benimsenmediği değil, hangi din veya dinsizlik ideolojisi benimsenmiş olursa olsun, o inancın, o ideolojinin samimi pozitif bir eğilim doğrultusunda kullanılma düzeyidir. Tüm ideolojiler içinde en pozitifinden en negatifine kadar her türlü birey ve gruplar çıkıyor bildiğiniz gibi.


gerçek tosun paşa

#171
Ahmedi Nejad zamanında "ülkedeki MOSSAD ajanlarını tespit etmek için bir istihbarat birimi kurduklarını fakat bu birimin başında görevlendirdikleri kişilerin bile MOSSAD ajanı çıktığını" söylemişti.

Kas. celselerinde yıllar önce geçen İran'ın içinde çok fazla ajan ve satılmış olduğu söylemi ayyuka çıkıyor.

Paran varsa satın alırsın.


Netanyahu zıvanadan öyle bir çıktı ki Trump ona yetişmekte zorlanacak gibi duruyor. Hızla İran'da nükleer çalışmaların silahlanma yönünde kritik bir duruma geldiği noktasında hızlıca bir (emaneten) komisyon sonucu çıktı ve ne hikmetse hemen peşinden İsrail saldırısı gerçekleşti. D.Trump'ta kontrolünü kaybetmeyen dünya başkanı imajını pekiştirircesine "zaten ben görüşmelerimizde İran'a 60 gün süre vermiştim saldırılar 61.gün gerçekleşti" çıkışı yaparak meşrulaştırma girişiminde bulundu bu saldırıları.

İsrail'in ABD gibi dünya güvenlik ve refahını korumak için bu denli canla başla çalışması ve taşın altına elini koyması çok duygulandırıcı.  :)

Batı dünyasından yani önemli AB ülkelerinden yeterli desteği alamayan fakat bunu geçtim ABD başkanını bile "tınmayan" bir İsrail izliyoruz.

Çanlar İran için çalıyorsa sırada Türkiye var söylentileri var medyada bunun sebebi Necmettin Erbakan'ın yıllar önce bu konu üzerinde sıkça net açıklamalar yapmasıymış ve şöyle demiş;

Alıntı YapErbakan Hoca'nın yıllar öncesinden bugünü gördüğü o konuşması:

"İran ile tek cephe olarak çarpışabilir. Onun için de Suriye'yi alması lazım. Suriye'yi alacak. Bütün hududumuz İsrail ile olacak. Yahudi ile hudut olacaksın. O Yahudi de İran'la savaşacak. Ve sana diyecek ki sende benle beraber ol. Bunlara kalsa bunlar İsrail ile beraber olup İran ile savaşmaya da kalkarlar. Böylece İslam alemi darmadağın ederler, insanlığı mahvederler. Öyle olmasa dahi arkadan hedef Türkiye'dir. Türkiye'ye hücum edecekler. Türkiye'ye Sevr'i uygulayacaklar. Güneydoğu'yu alacaklar İsrail'e katacaklar. Ermenileri getirecekler, Pontus'u getirecekler. Ne yapacakları belli. Zaten onlar hazırlıklarını şimdiden yapıyorlar adım adım. Bütün bunların hepsi, arkadan gelecek olayların hepsi bizim Milli menfaatlerimize aykırı. 1400 yıllık Osmanlı-Selçuklu dönemimizin tarihine aykırı. Bulunduğumu cepheye aykırı. Biz hep mazlumlardan yana olduk. Bebek katillerini şimdiye kadar desteklemedik. Onlara maşalık yapmadık. Al şunu öldür demedi bu Millet tarihi boyunca..."

https://www.milligazete.com.tr/haber/25230373/erbakan-hoca-yillar-once-boyle-uyarmisti-israil-iranla-savasacak-arkadan-hedef-turkiyedir

Şimdi konu "bize dönecek mi?" buraya gelmeden önce İran ve İsrail'de olan durumu özetleyeyim sizler için.

İran saldırılardan daha fazla yara alan taraf. Kara yoluyla İsrail droneları ülkeye sokulup montaj yapılarak sabotajlarda kullanılıyormuş. Yani bu öldürülen devlet adamları ve üst düzey nükleer araştırmada görevli askerler vs. bu yolla ortadan kaldırıldı. Nabız bu kadar yükselmişken yeterli önlem alamayan İran içerisinde oldukça ciddi özensizlikler ve karışıklıklar var.

Mossad'ın bir saldırı yapacağı daha net olamazken bu kişileri korumak üzerine İran'da özel bir önlem alınmaması ilginç.

Fakat 80 milyonluk bir ülke olan fakir İran'ın halkı psikolojik ya da fiziki savaşa çok daha dirençli. Halkta korkudan ziyade büyük bir öfke durumu söz konusu olduğunu gözlemliyorum. İsrail'den çekinenden çok hesaplaşmak isteyen bir kitle var.

Sonuçta kara çıkarması ya da kara ordusu muharebesi yapmadan bir savaşı sonuçlandırmanın pek mümkün olmayacağını herkes biliyor. Şu havadan saldırılar, uçak bombardımanları vs. yıldırıcı olur fakat nihayetinde bir net sonuç çıkmaz.

İsrail içerisinde işler aslında daha karışık. Çünkü toplumda çok ciddi bir kesim muhalif ve Netanyahu'nun akıl tutulması yaşadığının ve dönen kirli işlerin öyle ya da böyle farkında. Halk içerisinde korku her geçen gün artıyor. Ülkeyi çok ciddi bir kesim terk etmek için hava alanlarını dolduruyor. Ben çok net biçimde bu karşılıklı saldırıların devam etmesi durumunda İsrail'in daha hızlı dağılacağı görüşündeyim. Ülkede bu savaş ortamını kendi topraklarına sıçraması sonucunda kaldırabilecek bir psikoloji ve askeri disiplin/tecrübe yok. Demir kubbeye güveniyorlar ve ordularının doğrudan ufak tefek operasyonlar harici bir sıcak çatışmaya girmeyeceğini umuyorlar.

Fakat bu kadar umut ve negatif kilitlenme korkuları da beraberinde getiriyor. Korkulardan biri yukarıda bahsettiğim orduların karşı karşıya gelme durumu. Hatta Netanyahu bunu çok kısa süre önce Osmanlı Orduları adı altında dile getirmiş.

Alıntı Yapİsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 11 Haziran 2025 tarihinde Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin İsrail Meclisi'ne (Knesset) yaptığı ziyarette, Osmanlı İmparatorluğu'na dair dikkat çekici bir açıklama yaptı. Netanyahu, konuşmasında, "Bazıları benimle aynı fikirde olmasa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun yakın zamanda geri döneceğini düşünmüyorum, dönmeyecek." ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihsel mirası ve bölgedeki etkisi hakkında bir değerlendirme olarak yorumlanabilir. Netanyahu'nun bu sözleri, Osmanlı'nın bölgedeki geçmişteki etkisinin günümüzdeki yansımaları ve Türkiye'nin artan bölgesel etkisiyle ilgili bir endişeyi yansıtıyor olabilir. Ayrıca, Netanyahu'nun babasının, Osmanlı'ya karşı savaşan Siyonist birliğin sekreterliğini yaptığı da dikkate alındığında, bu açıklamanın tarihsel bir bağlamı olduğu söylenebilir.

Bu bağlamda, Netanyahu'nun "Osmanlı ordusu" ifadesini kullanması, Osmanlı'nın askeri gücünün ve stratejik etkisinin günümüzdeki yansımalarıyla ilgili bir endişeyi ifade ediyor olabilir.

Öncelikle Osmanlı Ordusu tabiri TSK ve Türkiye unsurlarının ötesinde müslüman birleşik güçleri olarak düşünülürse daha net bir fikir verecektir. Türkiye'nin Orta Doğu içerisindeki orduları (elbette milis güçleri de) kendi çıkarlarına göre kullanacağına ve İran'ın da buna çıkarları gereği ayak uyduracağına referans veriliyor.
Suriye'yi kısaca gözden geçirelim;

İran, Suriye'deki rejimle sıkı işbirliği içinde, bölgedeki askeri varlığını güçlendirmek için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Suriye, İran'ın Lübnan'daki Hizbullah'a ve Gazze'deki Filistinli milislere lojistik destek sağlamak için hayati bir geçiş noktası.

İran destekli milis gruplar, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ve diğer yerel milis birlikleri, Suriye içinde askeri üsler kurmuş durumda. Bu üsler İsrail için doğrudan hedef teşkil ediyor.

İsrail, Suriye'deki bu İran üslerine düzenli hava saldırıları gerçekleştiriyor. Bu operasyonların amacı, İran'ın bölgedeki etkisini kırmak ve İran'ın İsrail'e yönelik balistik füze ve İHA kapasitesini sınırlamak.

Suriye'nin iç savaşının İran-İsrail çatışmasının bir parçası haline geldiği, dolayısıyla Suriye'deki istikrarsızlığın bölgesel güç dengelerini doğrudan etkilediği belirtiliyor.

Ayrıca, Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve İran ile olan ilişkileri, çatışmanın uluslararası boyutunu genişletiyor. Rusya'nın bölgedeki rolü, çatışmanın yönünü ve şiddetini etkileyen önemli bir faktör.

Özetlemek gerekirse Suriye, Lübnan ve Yemen üzerinde düzenli bir orduyla karşılaşmaktan çok çekiniyorlar. Türkiye üzerinden desteklenen ve hatta aralarında TSK unsurlarının da bulunduğu birliklerin kendi askerlerinin ellerini ve ayaklarını zangır zangır titreteceğini çok iyi biliyorlar. Çünkü düzensiz HAMAS milislerinin karşısında bile neredeyse hiçbir başarı elde edemediklerinin de çok iyi bilincindeler.

Peki bu Yemen nereden çıktı ve önemi nedir?

Yemen, İran ile İsrail arasındaki vekalet savaşının kritik bir sahnesi haline gelmiş durumda. Özellikle İran destekli Husi (Ensarullah) hareketi, bölgedeki en önemli vekil güçlerden biri olarak öne çıkıyor.

Husiler, İran tarafından desteklenen önemli bir milis gücü olarak, Yemen'deki çatışmada aktif rol oynuyor.

Husiler, İran'ın Körfez ve Kızıldeniz hattındaki stratejik nüfuzunu genişletmek için bir "araç" olarak kullanılıyor.

Husiler, insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) yönelik saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar, dolaylı yoldan İsrail'e de mesaj veriyor.

Yemen, bölgedeki enerji nakil hatları ve deniz ticaret yolları açısından kritik bir öneme sahip. İran'ın buradaki varlığı, İsrail ve Körfez ülkeleri için büyük bir tehdit olarak görülüyor.

Yemen'deki çatışmanın sadece yerel bir iç savaş olmadığı, aynı zamanda İran-İsrail arasındaki geniş stratejik rekabetin bir parçası olduğu vurgulanıyor.

İsrail'in, Yemen'de doğrudan askeri müdahalesi sınırlı olsa da, istihbarat ve siber operasyonlar yoluyla Husilere karşı etkin mücadele yürüttüğü belirtiliyor.

Husilerin teknolojik ve lojistik destek açısından İran'dan ciddi oranda bağımlı olduğu, bu nedenle İran'a yönelik saldırıların Yemen'deki Husiler üzerinde de etkili olduğu ifade ediliyor.

Yemen'deki bu durum, bölgesel gerilimin sadece sınırlarla sınırlı kalmadığını, daha geniş bir küresel ve bölgesel güç mücadelesinin parçası olduğunu gösteriyor.


Şimdi Küresel güçlerin nerede durduğuna değinerek toparlayalım.

Batı tarafı İran'ın füzelerinin yakında tükeneceğini ve uzun süre demir kubbe ile başa çıkamayacaklarını söylüyorlar. Demir kubbe geçirgenliğinin %10 olduğu söyleniyor, rakam ne kadar doğru emin olamasam da en az %10 olduğu garanti.

Fakat İran'ın füzelerinin çok isabetli ve gelişmiş füzeler olduğunu düşünmemekle birlikte çoğunun Rus ve Çin füzelerinden modifiye edildiğini, lanse edildiği gibi İran'ın çok gelişmiş bir füze teknolojisi olduğunu sanmıyorum. (ateşleme ve menzil olarak fena olmasa bile hedef doğruluğu/isabet konusunda zayıflar)

Her neyse bu gerilim Rusya'nın işine geliyor. Petrol fiyatları fırladı ve market kontrolünde Rusya daha avantajlı konuma geldi. Ayrıca ABD fazlasıyla enerji tüketiyor ve para kaybediyor hala Orta Doğu'da. Dolayısıyla İran'a füze lazım olursa el altından bir şekilde halledilir  :)

Aynı şekilde Çin'de fazlasıyla yatırım yaptığı İran ve çevre bölgeler için gerekli desteği İran'a sağlama konusunda çekingen davranmaz. Zaten İsrail'e çok sert ve net bir kınama da çektiler.


Gelelim sana Trump Efendi nam-ı değer sarı pipi. Trump gerçekten de Netanyahu'dan hoşlanmıyordur diye düşünüyorum ben de. Olayı kontrolü altında tutmaya ve forsunu korumaya çabalıyor ama şu an yazıyı yazdığım noktaya kadar geçen sürede yaşananlara göre Trump, İran'a ABD saldırısına onay verecek gibi durmuyor. Zaten tarafları barıştırma konusunda kararlılığından sıkça bahsediyor. Kesinlikle bölgede bir çatışma istemiyor ve alttan alta "bırakır giderim sizi" mesajı veriyor İsrail'e. Elbette bırakıp gidemez fakat suyu yatıştırmak için elinden geleni yapıyor. Şahsen üstteki mesajımda da söylediğim gibi ben Netanyahu hükümetinin kolay yatışacağını sanmıyorum. Bu savaş öyle ya da böyle devam edecektir. Onlar için bu bir zorunluluk.

Gelelim Türkiye'ye.

Türkiye belki dünyada gözü en açık olması gereken ülke ama şaşı. Bölgesel dinamikler o kadar sıkıntılı ki olay sadece savaşa katılma ile sınırlı değil. Sınır güvenliği, kitlesel göç, elektronik ve siber savaş gibi çok fazla unsur konusunda atılması gereken adımlar var. İstihbarat arı gibi çalışmalı ve çalışıyordur da diye tahmin ediyorum.

Özellikle PKK/YPG gibi yapılara İran tarafından destek verilmesi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Coğrafyaya çok yakın olan ülkemiz, sınır güvenliği doğrultusunda bir askeri operasyon yapabilir ve burada düşmanca kazalar meydana gelerek ufak bir sıcak çatışma denenebilir. İsrail uçakları için hava üssü konusu kriz yaratabilir. Bundan daha öncesinde bahsetmiştim.

Savaş doğrudan Türkiye'ye sıçrama olasılığı açısından düşük, ama dolaylı etkiler (göç dalgası, sınır çatışmaları, enerji piyasasındaki oynaklık, siber saldırılar, milis tehditleri) çok ciddi şekilde Türkiye'yi etkileyebilir.

Bu durum, Türkiye'nin dış politikada denge, caydırıcılık ve hazırlık stratejilerini eş zamanlı yürütmesini gerektiriyor.

fidelista

Trump tam bir pislik çıktı ne yazıkki.Ulusal istaihbarat başkanı iranın nükleer silah geliştirmediğini biliyoruz diyor trumpın cevabı umurumda bile değil.K.lar trump konusunda yanıldılar maalesef.

bozadi

#173
Alıntı yapılan: fidelista - 18 Haziran 2025, 00:22:04 Trump tam bir pislik çıktı ne yazıkki.Ulusal istaihbarat başkanı iranın nükleer silah geliştirmediğini biliyoruz diyor trumpın cevabı umurumda bile değil.K.lar trump konusunda yanıldılar maalesef.
fidelista, bu Trump rahatsızlığın nereden kaynaklanıyor? Daha önce de bu konu tartışılmıştı, benzer şeyler söylemiştin, sanki K'lar Trump'ın harika biri olduğunu ve daima harika işler çıkaracağını söylemiş gibi bir yorum yapıp sonra K'ların bu konuda ne kadar yanıldıklarını iddia etmiştin ve ben de bu yorumun neden yanlış olduğuna dair bazı celse alıntıları yapmıştım. Şimdi aynı plağı tekrar çalıyorsun. K'lar Trump'ın mükemmel biri olduğunu söylemedi asla, zayıf yönlerini çeşitli defalar ifade ettiler, en yakın tarihli bazı celseler de dahil olmak üzere.

Trump tam bir pislik çıktıysa Biden neydi? Trump daha birkaç hafta önce Netanyahu'ya "pislik" muamelesi yaptı, aşağıladı. Bunu yapabilecek kaç tane Amerikan başkanı tanıyorsun? Bunu takiben ABD'de iç ayaklanma çıkarıldı, Trump sürekli köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Trump tüm dünyayı kurtarmaya çalışan biri değil, ABD milliyetçisi, Amerikan halkının çıkarlarına öncelik veren, bu anlamda bencilliğini gizlemeyen biri, ama Amerikan derin devleti ve onların Biden gibi kuklaları Amerikan halkı da "dahil" olmak üzere tüm dünya insanlığının düşmanı. Yahu ABD Derin devletinin Trump'ı öldürmek için her fırsatı kolladığı apaçık ortadayken, ısrarla sadece Trump'ın zayıf ve çirkin bir durum arzeden yönlerine odaklanıp "Trump pisliğin biri çıktı, K'lar çok yanılmış" diye ısrar etmenin manası, mantığı nedir? Hayır, biz burada Trump övücülüğü için fırsat kollamıyoruz ama "Trump düşmanlığı" yapılacak bir durum da yok ortada.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: fidelista - 18 Haziran 2025, 00:22:04 Trump tam bir pislik çıktı ne yazıkki.Ulusal istaihbarat başkanı iranın nükleer silah geliştirmediğini biliyoruz diyor trumpın cevabı umurumda bile değil.K.lar trump konusunda yanıldılar maalesef.

Yani forumda defalarca kez bu konuda görüş ler bildirildi. Şahsen de Trump konusunun nasıl ele alınması gerektiğini açıkladım. Kas.ların yanıldığını değil tam nokta atışı yaptıklarını düşünüyorum. Belki senin beklentin konusunda yanlış çıkmış olabilir ama ortada şaşırtıcı ya da pislik çıktı denilebilecek bir durum yok.  :D

Devlet ilişkileri, bakanlar, başkanlar vs. Mahalleden esnaf ve komşu ilişkileriyle eş tutulup değerlendirilemez, buralardan yola çıkarak Abd başkanlığı yorumlanamaz.

gerçek tosun paşa

KANLI LİSTE

İsrail-İran savaşını salt iki ülkenin kapışması olarak görmek yanıltıcı olur!

Aslında "Küresel Dünya Savaşı" yaşıyoruz! Taraflar kimler peki?

Öncelikle son yirmi yıldaki, çabucak aklıma gelen olaylardan bir liste yazayım:

- NATO'nun genişlemesi sonucu ortaya çıkan Rusya-Ukrayna Savaşı...

- Kaddafi'nin linç edilmesi, Esat'ın düşürülmesi veya Arap Baharı gibi Ortadoğu'daki/Asya'nın Balkanlarındaki iç çatışmalar...

-Pakistan'da Başbakan İmran Han'ın, -kendine edilen hediyeleri sattığı gibi- absürt suçlamalar ile hapse atılması gibi ülke iç işlerini ilgilendirir gibi gözüken siyasi olaylar...

- Hindistan Pakistan Savaşı...

- Çıkarılan Tayvan krizi...

- Hatta ülkemizde son yıllarda gündeme getirilen "Uygur Türklerine zulüm" propagandası...

- Soros vakıflarının öncülük ettiği Özbekistan'dan Kırgızistan'a uzanan "turuncu devrim" girişimleri veya bu ülkelerin kendi aralarındaki sınır çatışmaları...

- Afganistan, Endonezya, Myanmar, Filipinler gibi ülkelerdeki etnik kökenli iç çatışmalar...

Listeyi uzatmayayım. Bu listede ne dikkatiniz çekti? Tüm bunların yaşandığı bölge Asya! Niye peki? Yazayım:
SAVAŞIN GİZLİ HEDEFİ

Sizi biraz geçmişe götüreyim...

2009-2013 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapan Hillary Clinton, ABD'nin gelecekteki stratejik yönelimi konusunda şu açıklamayı yaptı:

- "Siyasetin geleceğine, Afganistan yahut Irak'ta değil, Asya'da karar verilecektir ve ABD, tam bu çarpışmanın merkezinde olacaktır... Bu nedenledir ki, önümüzdeki on yıl boyunca, ABD devlet yönetiminin en önemli görevlerinden biri, Asya-Pasifik bölgesinde artan diplomatik, ekonomik, stratejik ve diğer yatırımlara odaklanmak olacaktır..."

Bayan Clinton, ABD'nin Asya'da siyasal ve askeri ittifaklar ağı inşa etmesine tek başına karar vermedi kuşkusuz... Aynı dönemde ABD Savunma Bakanlığı/Pentagon stratejik yönelimini açıkladı:

- "ABD'nin ekonomik ve güvenlik çıkarları, Batı Pasifik ve Doğu Asya'dan Hint Okyanusu bölgesine ve Güney Asya'ya uzanan yayda yaşanan gelişmelerle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır ki, bu durum gelişen zorlukların ve fırsatların bir karışımını ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla ABD ordusu küresel ölçekte güvenliğe katkı sunmayı sürdürmekle birlikte, Asya-Pasifik bölgesine yönelik olarak ister istemez yeniden bir denge kurmamız gerekecektir."

Henry Kissinger, "Asya'da büyük gelişme var ve biz bunun dışındayız" dedi.

Rand Corporation, "Asya'da savaş kaçınılmaz, küresel liderlik savaşsız teslim edilmez" diye raporlar yazdı...

Tümünün hedefinde Çin/Xi Jinping'in o dönem/2013'te açıkladığı, başta Asya ülkeleri olmak üzere 143 ülkeye yatırımı kapsayan "Kuşak Yol" projesi/iş birliği vardı.

Çin, Büyük Avrasya Ortaklığı ile kadim İpek Yolu'nu canlandıracaktı...

Keza Çin öncülüğünde kurulan Şanghay İş Birliği Örgütü/BRICS'i de bu kapsamda değerlendirmek lazım. (Tesadüf mü; bu pakta üye olan Rusya, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Hindistan, Pakistan, İran'ın başı dertten niye kurtulmuyor? Yanıtını sanırım kavradınız.)

Toparlayayım:

AVRASYA'YI KUŞATMAK

ABD psikolojik harp aygıtları, İran'ı mezhep eksenli göstererek "Şii Hilali" oluşturmaya çalışmakla suçlayarak, yalnızlaştırıp terörize etti:

- "Bölgenin en tehlikeli ülkesi!" (FETÖ'nün de İran'ı düşmanlaştırdığını hatırlatmak isterim.)

Şu gerçeği göz ardı etmeyiniz. Mesele sadece İran'ın enerji kaynakları değil; jeostratejik konumu!

İran'ın güney sınırı Basra Körfezi'ne kuzey sınırı Hazar Denizi'ne kıyıdır. Dahası Hürmüz Boğazı ile Basra Körfezi üzerinde etkin pozisyonu var...

Ayrıca Akdeniz, Karadeniz ve Güney Asya jeopolitiğini de etkileme kapasitesine sahip....

Yüzölçümü 1.648.195 km2 olan İran, toprakları bakımından dünyanın 19'uncu büyük ülkesi. Ülke genişliğinin 1.531.591 km2'sini kara parçası oluştururken, 166.600 km2'si ise kıyı...

Yani, İran'ın Orta Asya, Ortadoğu, Kafkasya ve Anadolu coğrafyasının kilit ülkelerinden biri olduğunu göz ardı etmeyiniz.

Kuzey Avrasya'yı Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'na bağlayan İran toprakları, aynı zamanda Orta Asya ve Güney Asya'yı Batı Asya'ya bağlamakta...

Ki anılan bağlantı sadece coğrafi işlev görmemekte; doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yolları bağlamında da önem arz etmekte...

Bu noktada İran toprakları, kuzey-güney ticaret yollarının merkezinde olup; doğu-batı ticaret yollarının ise önemli güzergâhı. Dahası İç Avrasya'da bulunan ülkelerin güneydeki uluslararası sulara çıkması noktasında da İran hayati derecede öneme sahip.

Uzatmayayım:

ABD emperyalizmi, Asya'daki 500 yıllık Batı hegemonyasının son bulmasına karşı direniyor. Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bu kez Avrasya'yı çevreleme/kuşatma peşinde...

Yukarıda yazdığım kara listeye bir daha bakın...

İsrail'in, İran'a saldırısının ana nedeni budur.

Heyhat! Bizimkiler yok din, yok mezhep diye konuşup duruyor! İran, ABD gölgesinde olsaydı rejimi gündeme bile gelmezdi!



Soner Yalçın
Odatv.com

bozadi

#176
Soner Yalçın güzel analiz etmiş ve bizimkilere de güzel dokundurmuş 👍

Bu arada bizim hükümet yanlısı basının epeyce bir kısmı, İran'ın istisnai bazı durumlar dışında İsrail'e karşı "gerçek" bir mücadelesi veya saldırısı olmadığını savunuyordu, ki açıkçası benim de buna dair şüphe ve endişelerim giderek tırmanıyordu. Ama "çok şükür" ki, İran'ın İsrail'e verdiği yanıtlarda son birkaç günde meydana gelen tırmanış, asıl "Yükselen Aslan"ın İsrail değil İran olduğunu hissettirmeye başladı bana (Netanyahu hükümeti, İran'a başlattığı bu son harekata "Yükselen Aslan" adını vermiş). Bunu neye rağmen düşünüyor ve hissediyorum? Teknik, idari, askeri ve sivil olarak İsrail'in İran'a verdiği zararın miktarının çok daha yüksek olmasına rağmen, İran şimdiye kadar ne kendisinin ne de başka herhangi bir devletin vermediği kadar zarar veriyor İsrail'e, Tel Aviv'e, Hayfa'ya, Mossad tesislerine, askeri-endüstriyel tesislere vs. Hem de en üst komutan kadrosu neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığı halde. Yani İran ciddi yaralar aldığı halde ve karşılıklı verilen zararların boyutu anlamında İsrail hala üstün olduğu halde, daha heybetli ve kararlı bir şekilde giderek "yükselmeye" devam eden taraf İsrail değil, İran. İsrail tüm kozlarını baştan oynadı, istihbarat çalışması ve kritik hedeflere nokta atışları sayesinde İran'ı tamamen pasifize edip yönetimi rahatça yıkabileceğini sandı ama İran yönetimi aldığı ciddi yaralara rağmen kozlarını daha yavaş, daha sakin, daha kendinden emin ve daha güçlü bir şekilde oynamaya başladı. Hani K'lar "KH'nin en büyük zayıf noktası, şeyleri olduğu gibi değil, görmek istediği gibi görmesidir" demişti ya, işte İsrail, bu son operasyonların başında İran'ın askeri ve nükleer yönetim kadrosu ve füze savunma sistemlerine yaptığı etkili saldırılar sayesinde İran yönetiminin elini-kolunu bağladığını, İran'ın artık bir gücünün kalmadığını "sanmayı" tercih etti. Demir Kubbe'nin bazen neredeyse tamamen aciz kaldığı çok sayıda süpersonik ve özellikle de daha sınırlı sayıdaki hipersonik füzelerle yapılan ve tüm dünyanın gözleri önünde meydana gelen yıkım, İsrail yönetiminin paçalarını tutuşturmuş durumda.

Tabi bu durum mevcut İran yönetiminin zaferinin "cepte" olduğu anlamına gelmiyor. İsrail işte şimdi Trump'ı İran'a askeri müdahalede bulunmaya "mecbur" bırakmak için uğraşıyor. Nitekim Trump'ın bugün ciddi bir "halka sesleniş" konuşması yapacağına dair haberler var. Belki de ABD derin devleti ve Mossad'ın derin baskıları nedeniyle İsrail'i desteklemek üzere İran'a askeri müdahaleye başlamak üzere olduklarını açıklayacak. Tabi şimdilik belli değil ne açıklama yapacağı ama başlıca ihtimallerden biri bu. Öyle olursa, Trump hiç istemediği halde kendine ihanet ediyor olacak, Pentagon'un ve Mossad'ın (veya İlüminati'nin) baskısına boyun eğerek. Kendi sonunu hızlandırıyor olacak. ABD'nin İsrail konusundaki politikası çok uzun zamandır kemikleşmiş, adeta Amerikan kimliğiyle özdeşleşmiş bir politika. Trump'ın buna temelden itiraz etmesi, meydan okuması imkansız. Nitekim daha önce İsrail'i ve Netanyahu'yu doğrudan ve dolaylı şekillerde eleştirdiği halde, derin devlet sopasını yiyince en önde gelen İsrail destekçisi gibi açıklamalar yaptı. Bu elbette "çirkin" bir durum ama Trump'ın global şeytanlarla aynı karakterde olduğu anlamına gelmiyor. Kennedy'den sonra ABD'nin başına ABD derin devletiyle çatışmalı birinin gelebilmiş ve ikinci defa başkan seçilip derin devletle mücadele etmeye çalışmış olması, halkın ciddi bir kısmından bu konuda azımsanamayacak bir destek almış olması adeta mucizevi bir olay. Ama Trump'ın bu davada (yönetimi şeytanlardan arındırma davasında) başarısız olması, "ABD'nin büyük yıkımı" gösterisi öncesi evrenin adeta herkesin gözüne soktuğu bir sebep, bir açıklama işlevi görüyor gibi geliyor bana. Yani kozmos diyor ki, "Bakın, Trump gibi halkın gerçek çıkarları doğrultusunda bir adam iktidara geliyor ve siz bu adamı harcıyorsunuz, öyleyse ABD'nin yıkılması şovuna hazır olun!"

ABD yönetimine atfen "Bir tepe üzerinde 5Y şehir" (yıkımı kaderleşmiş şeytani yönetim) vurguları bu nedenleydi.

Trump sadece ABD halkına ve ilgili diğer kitlelere "son şans, son uyarı" (daha doğrusu "haber verme, sebep hatırlatma") işlevi görüyor. Trump'ın kaderi baştan belliydi çünkü K'lar ABD'nin şeytani gidişatının geri döndürülebilir noktayı geçtiğini söylemişti.

bozadi

#177
K'lar Trump'ın başa gelmesinden neredeyse 10 yıl önce şu açıklamayı yapmış:

Alıntı yapılan: 3 Eylül 2008

C: ABD yıkıma doğru ilerliyor!

S: (L) Merhaba. Önce merhaba diyebilir miyiz?

C: Merhaba.

S: (L) Bu akşam kimle birlikteyiz?

C: Kasyopya'dan Yeayonya.

S: (L) Kasyopya'dan mı bağlantı kuruyorsun?

C: Evet.

S: (L) Pekala. Bu geceki maceraya neden "ABD yıkıma doğru ilerliyor" diye başladınız?

C: Sonucun değişmesi için herhangi birşeyin yapılabileceği noktayı geçti.

S: (L) Sonuç nedir?

C: Artan iç karışıklık. Almanya'da neler olmuştu?

S: (L) Almanya'da ne zaman ne olmuştu?

C: Savaşın sonuna doğru. Hitler'in çılgınlığı ve dünyanın Almanya'ya karşı nefreti.

S: (L) Pek parlak bir resim değildi sanırım. (J) Dünya Almanya'yı bombaladı...

C: Evet. Bunu nihai olarak ABD'de de bekleyin.

S: (J) Nükleer bombalar mı?

C: Ve fazlası.

S: (A____) Bu durum dünyanın kalanını da mı yok edecek?

C: Pek sayılmaz... ama kozmik faktörlerin yıkıcı etkileri olacak.

Ve Trump'ın 2017'de seçimle yönetime gelmesinden birkaç ay önce yapılan açıklama:

Alıntı yapılan: S: (Beau) Eğer Trump seçilirse, Amerikan dış politikasını gerçekten değiştirecek mi?

C: Deneyecek.

gerçek tosun paşa

Trump muhtemelen İran saldırısına onay verecek ama saldırıyı çok sert tutmayıp kısa keseceklerdir diye tahmin ediyorum. Çünkü olayın büyümemesi hem Trump'ın hem ABD de içerisinde çoğu gücün tercih edeceği bir seçenek. İran'ın Hürmüz Boğazı'na mayın döşemeye başladığı söyleniyor.

ABD Irak ve Afganistan'dan sonra -ki geçenlerde büyük gemilerinden zarar görenler sebebiyle Husilerden uzak durmayı tercih etmişlerdi- bir büyük "karizma çizdirmeyi" göze almak istemiyor. En azından başlangıç için durum böyle gelişir ama gündem çok hızlı değişiyor.

bozadi

K'lar tıpkı Hitler Almanya'sının bombalanması gibi, ABD'ye de nükleer ve başka silahlarla saldırı olacağını ve ayrıca "kozmik" darbelerin de olacağını söylemiş üstteki alıntıda.

Bunun İran meselesiyle doğrudan bir ilişkisi var mı bilmiyorum ama aklıma şu senaryo geliyor: Belki de İsrail ABD derin devletinin de yardımıyla İran'a (başkente ve çevresine) asker/sivil ayırt etmeksizin çok yıkıcı silahlarla saldıracak ve İran'ın adeta merkezi yok edilecek. İşte, böyle birşey olursa, belki de Rusya ve Çin ve müttefikleri hem İsrail'e hem de ABD'ye yönelik bitirici bir hamle yapabilir.

Veya belki önce İran İsrail'i ortadan kaldırır, sonra ABD ve müttefikleri İran'a çok yıkıcı saldırıda bulunur ve sonra Rusya-Çin ve müttefikleri ABD imparatorluğunu yıkar. Başka olasılıklar, başka senaryolar da olabilir elbette.