Pİ VE PHİ NİN DANSI

Başlatan Tgur, 19 Kasım 2009, 00:57:14

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

Pİ VE PHİ \'NİN DANSI,

İlahi geometri olarak tanımladığımız ,determinizm ve karşıtı kaosu içine alan varoluş matematiğinde, pi ve fi den bahsetmek istiyorum,

Pi ,bir dairenin çevresinin çapına bölünerek elde edilen ve 3,1416.....sonsuza kadar uzanan katsayı,
Fi ise (PHİ), altın oran denilen ve 1,618... olarak tesbit edilen , fibonacci dizisinde 13 cü rakamdan itibaren sabitleşen ,doğanın birçok oluşumunda ,mesela insan vücudu,yüzü, uzuvlarının  yerleşimi,kutsal yerlerin oluşmasında göz önüne alınan ,dna sıralanması ve kalb ritmi oluşumunda, akciğer bronşlarının dallanması konularına kadar madde olarak nekadar oluşum varsa kaotik sanılanın gerisindeki gizemli oran..

Altın oranın detaylı özelliklerine fazla girmeyeceğim ,internette bol izah mevcut..
Ancak önemi hakkında bilgi sahibi olunması, matematikle ilahi düzen arasındaki ilintiyi belirtmesiyönündenkişilere tavsiye olarak bildireceğim konular içindedir.

Determinizm ,
olacakların evvel bilgilerle oluşacağı ,hazırlanmış olayın ,zaman geldiğinde mutlak devreye gireceğini vurgulayan bir anlayış tarzı ve newton açılımıyla son asra kadar izah edilebilen bilimin direği olarak insanların zihnini meşgul etmiştir.

Kuantum anlayışı ile ,kelebek etkisi de denen ,yani  ufacık bir etkenin ,varoluşu ifade eden her şeyi etkileyebileceği bilinci şu evrede hakim durumdadır .İşte bu husus , karmaşa ,kaos gibi gözüken belirsizlik ortamındaki hareketin, altın oran uygulaması ile bir ilahi geometri düzeni içinde kendine özgü bir düzeni vurgulamaktadır..

Ancak bu anlayıştaki açık kapı olarak, başlangıçta ,serbest seçim uygulamasının, bu ilahi düzende ne şekilde ifade edileceği şeklinde oluşmakta olduğunu söylenirse de sonuçta izahı sağlayacak doneler bulabilmekteyiz, şöyle,

Bir kelebeğin kanat çırpması dedik ,evrenin işitmesine uygun bir hareket ortaya çıkartmıştır,yani bundan varolmuş her madde etkilenecektir ,enerjisel hareket ,her ne şekilde olursa olsun iletişimini,tek bir atomda olan ,spin diye tarif edilen döngüsel olaya iştirak etmek şekliyle belirtir,yani dönme varoluşun en asıl işlevidir.Uzaysal izahlarda uzayda çizgisel olarak doğrunun olmadığı, eninde sonunda eğri karakterin ortaya çıktığı  gerçeğini hatırlayınız.

Dönme ve dairesel hareket bu yönüyle pi katsayısının önemini ortaya çıkarır ,işte pi katsayısının virgülden sonraki sonsuza kadar uzanan rakamsal çoğunluğu ve her tercih edilen rakamla elde edilen dairenin değişik oluşu ve ilave edilen her sonraki rakamla yapılan dairelerin bir evvelkinden büyük olması ,bu döngüsel hadisenin titreşim ve genişleyen özelliklerini de ortaya çıkarır.

Daha açık izah ile ,
pi, döngüyü ,ancak algılama veya seçim çeşidine göre oluşumdaki frekans diye de anlatılan titreşimi belirtmektedir.Burada genişleyen veya daralan daireler tercihin çeşitlilğini işaret eder,

Netice olarak ,altın oranla oluşmuş düzenlenmiş maddesel özelliğin, pi ve phi dansı dediğimiz bir müştereklikle ortaya bir varoluş dinamiği ve ahengini  sergilediğini söyleyebiliriz..


Tgur

#1
İlave olarak ,
Bir insan yüzü,altın oranla yerleşmiş göz,dudak ,burun gibi organlarının değişik görüntü verecek şekilde yerleşmesi ve yüz adelelerindeki kıvrımlarda oluşan dairesel hareketin izleri ile genetik etkilerle oluşmuş özel bir karaktere dönüşmüştür,yani uygun yerleşmiş dikdörtgenler,dairesel tercihlerdeki farklılık yoluyla insan yüzünün standartlığı bozulmuş, kendine özel şekil oluşmuştur,

Bu husus ,pi ve phi dansının örneğidir..

Düşünürsek daha bir çok örnek bulabiliriz.

Alemtac

#2
Sevgili Tgur değerli bilgilerinizi bizmle paylaştığınız için kendi adıma teşekkür etmek istedim :)

Phi bedenimizdeki en küçük bir parçada dahi mevcuttur, doğada da öyle ve evrende bildiğimiz bilmediğimiz her yerde. Bir yaprağın gövdeye tutunuşundan tutun da, dünyanın güneşe olan uzaklığına kadar. Bu bizim dünyanın parçası olduğumuz ve evrenle bir olduğumuzun kanıtıdır.

İnsan bedeninin her yerinde de pi sayısını bulabiliriz. Resim yapanlar bilirler, oranlamak için kullandığımız daireleri hatırlıyacaklar dır. Görünüşte dikdörtgen gibi algıladığımız bedenimiz yine dünya ve evrende var olan sonsuz pi sayısıyla eşitlenir. Pi sayısı, suya düşen taşın yarattığı dalgalar da oluşan daireler gibi gittikçe açılan dairesel döngüde olan yükseliştir.

Phi denge, pi frekanstır. Her ikisinde de sonsuza ulaşma çabası vardır. Ulaşmaya çalıştıkça, önümüzde açılan yeni yolları görebiliriz.

Birkez daha teşekkür etmek istiyorum, hatırlattığınız için :)
 

Tgur

#3
Sözlerdeki incelik ve dans ,ruha mutluluk prelüdleri veriyorsa oluşan ahengi de aynı tanımlamalara
sokabiliriz..
Teşekkürler kardeşim..

Alemtac

#4
Sevgili Tgur; Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır. Her yazınız, her manzumeniz derin anlam taşıyor ve içsel bilginiz açığa çıkıyor. Sanırım yazdıklarınızı okuyan herkes gönül perdesinin kıpıdılarını hissediyordur.

Bir örnek de benden : Sevgi frekansı (pi) vücudumuzun her zerresine (phi) yayılır ve içimiz de var olan her derde deva olur. Örnekleme çabam yine şifacılık yönümle birleşti :))
 

Konstantin

#5
Yeri gelmişken : Romalı ünlü matematikçi ve Fibonacci serisinin mucidi (Pisalı Leonardo, Leonardo Pisano d. 1170, ö. 1250) dünyaya eşsiz bir miras bırakmıştır. Her ne kadar Einstein, Newton ya da diğer popüler bilim adamı kadar tanınmasa da bulduğu sayı dizisinin "Tanrı'nın yaratma formülü" olduğu kanısı hakimdir. Temel olarak "0"dan başlayarak her rakamın bir öncekiyle toplanarak ilerlemesi gibi basit bir prensibe sahiptir. Örneğin seri şu şekilde başlar ve devam eder "0,1,1,2,3,5,8,13,21,34,55,89...." Görünüşte bu denli basit olan formülün ise araştırıldıkça evrende var olan tüm kütlelerin varlık matematiği ortaya çıkar. Toplanarak elde edilen sayılardan herhangi birini, bir önceki sayıya böldüğümüzde ise altın oranı (1.618) elde ederiz. Formülü tozlu bilimsel raflardan hayatımıza taşıyan sıradışı durum da burada başlar. Fiziklerinde, özellikle yüzlerinde altın oran yüzdesi yüksek olan insanlar istisnasız güzel bulunur. Bitkilerin yaprakları, ağaç dallarının yükseldikçe değişen sayıları, el ve ayak parmaklarımızın bölümlerinin uzunluğu, kar kristallerinin yapısı, galaksinin dizilimi, sörf dalgasının kırılma eğrisi, deniz kabuklularının elips yapısı, ayçekirdeği dizilimi, sinek kanadı hücreleri, kuşların tüy dizilimi..... liste uzaaaar gider. Kısacası insanların hiç de bilmediği, ilgilerini çekmeyen u matematik serisi tüm yaradılışın oran ve formülünü içerir. Hepsi bir yana son teknolojik gelişmelerle icat ettiğimiz sinema, televizyon, internet, baskı, medya gibi alanlarda binlerce insan, her gün, farkında olmadan bu orana göre çalışır. Uluslararası fotoğraf ölçüleri (2x3, 3x5, 5x8, 8x13...) serinin sayılarıdır. Sinema filmlerinin çerçeve ölçüleri (kadraj) 3x4, 16x9, 1.85x1 vs. bu sitematiğe göre ilerler. Baskıda kullanılan tüm kağıt ölçüleri bu seriye göre düzenlidir.

Deep Not: Formülün sayılarını öğrenmek çok kolay olduğundan, günlük hayatta karşılaştığınız herhangi bir objenin geometrisini derhal hesaplayabiliyorsunuz. Formülün şaşmazlığı insanı büyülüyor. Tramvay camından durağın yanındaki ağaca baktığımda; ağacın tek bir dal olarak yerden çıktığını, sonra sırasıyla 2,3,5,8,13'e bölünerek ve katlanarak devam ettiğini görüyorum. En iyisi siz, formüle fazla sarmayın... Ama bilin
Ars Longa, Vita Brevis

Alemtac

#6
KOZMİK KOD VE GİZEMİ

Fizikçi Heinz Pagels; "Evren, kodla, kozmik bir kodla yazılmış bir mesajdır ve asıl mesele bu kodu çözebilmektir" der. Peki bunca değişken üzerine kurulu bir sistemde nasıl bir kozmik kod gizli?
 
Konu üzerinde düşündüğümde şu sonuca varıyorum; eğer evren bizimle bir iletişim kurmak istiyorsa, bunu kozmik bir kodla yapması çok doğal. O zaman böyle bir kodun tüm evrende geçerli olması, sürekli tekrarlanması ve canlılar tarafından görülebilir olması gerekiyor. Buradan yola çıkarak ilk kontrol edeceğim şeyler kendini tekrarlayan rakamlar, sabit oranlar ve geometrik formlar olurdu. Böyle bir pencereden bakınca, zamanın çeşitli noktalarında aynı yerden bakmış olan diğer bazı adam ve kadınların gördüğü manzarayla karşılaşmak kaçınılmaz. Her ne kadar bir ucu ezoterizme, diğer ucu bilime bağlanmış bir ipin üzerinde cambazlık yetenekleri sergileyerek yürümeyi gerektirse de, bu pencereden görülen manzara herkes için aynıdır;
 
Pi, Fibonacci, Altın Oran ve Gizemli Geometri
 
Günümüzden 2300 yıl önce matematik, fizik, astronomi ve felsefe konularında bilincini evrenin sırlarına yöneltmeyi seçen Archimedes, Pi sayısını kürenin yüzölçümü ve hacminden yola çıkarak hesaplamıştı.

Buluşları sayesinde Kepler ve Galilei'ye ilham vermiş olan bu matematik dahisine göre; çapı 1 birim olan dairenin çevresi Pi'ye eşit oluyordu. Archimedes bu sayıyı 3,1/7 ile 3,10/71 arasında bir birim olarak sundu. Fakat Mısırlılar 3,1605 gibi daha sabit bir rakamı kullanıyorlardı.

Zamanla değişime uğrayan Pi, Hint-Arap sayı sistemini Avrupa'ya uyarlayan İtalyan matematikçi Fibonacci tarafından 3,141818 olarak uyarlanmış ve son olarak günümüz bilgisayarlarının milyonlarca basamağı kusursuz hesaplayabilmesi sayesinde yeni kimliği olan 3,14159265#8242;e ulaşmıştır. İşin ilginç tarafı, tüm bu hesaplamalar ve modern bilgisayarlara rağmen, Pi sayısı için hala tam bir sonuç yakalayabilmiş değiliz.
 
Leonardo Fibonacci, tıpkı Archimedes gibi bilimi kozmosu anlayabilmek için kullanıyordu. Fibonacci Dizilimi ya da Phi Sayısı olarak bilinen ünlü sayı dizisini matematik bilimine sunduğunda, Altın Oran olarak adlandırdığımız bir ölçüyü arıyordu. Aslında ondan çok önce M.Ö. 3000 yıllarında Mısırlılar da bu hesaplamayı piramitlerinde kullanıyorlardı.
 
0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, 4181, 6765, ..
 
Fibonacci Dizilimi'nde her sayı, kendinden önce gelen iki sayının toplamıdır ve bu sayılar birbirleriyle oranlandığı zaman Altın Oran ortaya çıkar. Bu oranın matematiksel karşılığı 1,618#8242;dir.
 
Peki değişken fizik kurallarıyla hayat bulan bir evrende, altın oranın en ufak bir şaşma olmaksızın, hiç değişmeden, kozmosun muhteşem düzeniyle birebir örtüşmesine ne demeli? Plastik sanatlar, müzik, matematik, geometri ve mimarinin en önemli yapı taşlarından birini altın oran oluşturur. Çünkü görsel bir ifade ile bu oranı yansıtan her bir sanat eseri, estetik olarak tüm açılardan hoş görünebilme özelliğine sahiptir.

Kısaca "sanatın matematiksel kusursuzluğu" diyebileceğimiz bu durumun en güzel örneklerine Leonardo da Vinci'nin eserlerinde rastlayabiliriz. Da Vinci bir matematikçi olarak, Mona Lisa ve The Last Supper'da altın oranın itinayla korunduğu üçgenlerden oluşan bir sistem kuruyordu. Yine de güzelliğin bilimsel tasviri olan bu sistemin en eşsiz örneklerini görebilmek için Louvre Müzesi'ni ziyaret etmemiz ya da Vatikan'ın sanat arşivlerine gizlice girmemiz gerekmiyor. Zira ister resimde, ister mimarlık ya da müzikte uygulansın, görebileceğiniz tüm eserler aslından kopyalanmış örneklerdir. Altın oranla bütünleşen en güzel eserleri görmek için doğada bir yürüyüşe çıkmak veya sadece aynaya bakmak yeterli. Yüzümüz, işaret parmağımız, dişler, akciğerler, kalp atış ritmi, ayçiçekleri, papatyalar, çam kozalakları, deniz kabukları, işitme ve denge oranımız, dna sarmalları, boynuzlar, mikro organizma ve virüsler, kar kristalleri, galaksi dizilimleri, Satürn'ün halkaları, gezegenlerin birbirine olan uzaklıkları bizzat evrenin elinde şekil bulmuş, mükemmel estetiğe sahip eserlerdir.
 
Özetle altın oran, mikroskop altında, doğal yaşamda, insan vücudunda ya da galaktik boyutlarda sergilenen inanılmaz güzellikte görsel bir şov ve açıkça gözlemlenebilen kozmik bir kod olabilir. Johannes Kepler de benzer şekilde düşünüyor olacak ki şöyle söylemiştir; "Geometrinin iki büyük hazinesi vardır; biri Pisagor Teoremi, diğeri bir doğrunun Altın Oran'a göre bölünmesidir." Resme uzaktan baktığımızda, evrenin matematik sistemler ve tekrarlanan geometrik düzenlerden oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte şimdi fenerimi tam da yüzünüze çevirmiş durumdayım. Zira en başından sizi uyarmış olmam bir yana, bilimin gitgide ezoterik bir hal aldığını da hep beraber görüyoruz. Yine de buradan sonrasına hazır mısınız, bilmiyorum.
 
Pi ve Fibonacci Dizilimleri'nin bizi sürüklediği kaçınılmaz noktada, geometrinin büyük miktarlarda bilgi iletebilen evrimleşmiş bir zeka, bir deneyim birikimi olabileceği çıkıyor ortaya.

Geometrik biçimler hiyerogliflere benzer; mantığını çözmek kolaydır fakat anlatmak istediğini görebilmek için dilini de bilmek gerek. Eğer birisi rahiplerin gizli dilini anımsayabilse Sümer hiyeroglifleri bambaşka öyküler anlatırdı. Belki de bu büyük zeka kimi zaman geometrik biçimler halinde evrimleştiğinden, dilin, görsel anlatımın ve her türlü ifade sanatının ötesindedir.

Pisagor bu sonuca yaklaşmıştı ama geometrisi çok az insan tarafından bu şekliyle anlaşıldı.

Örneğin; Piramitler Fibonacci Dizilimi ve Pi'nin mükemmel ölçüde bir araya getirilmesi sonucu oluşturulmuş geometrik şekillerdir. Bu anlamda Mısır'da piramit, bilincin birliğini simgelemek için kullanılıyordu. Piramitler tüm o çok katmanlı yüzeyleriyle yaratılması en güç olan yapılardır ve hem görsel hem de matematiksel olarak kusursuzluğu temsil ederler.

Mısır'daki Büyük Piramit bütünüyle açı ve biçimlerin kullanımına ilişkin bir form ortaya koyarak enerji akışını da sağlayabiliyordu.
 
En önemli nokta da tam burada açığa çıkıyor. Evrende 'madde' olarak adlandırabileceğimiz her şey farklı frekanslarda sürekli olarak titreşiyor. Hiçbiri sabit veya durağan değil. Bu rezonans bir anlamda kozmosun ritmi gibi, kendi dilini oluşturuyor.

Örneğin duygularımızın bile titreşim frekansları birbirinden farklı. Şu ana dek yapılan araştırmalarda görüldü ki; gezegenimizin rezonansına en yakın frekansı sevgi duygusu ile oluşturabiliyoruz.

Bu neden mi önemli?

Çünkü evrende benzer frekanslarda titreşen maddeler -ister gezegen olsun, ister sümüklü böcek, ya da bir duygu- birbiriyle mükemmel bir uyum içinde var olmaya başlıyor. Uyum ve balans tüm evrenin en önemli iki öğesi. Yaşadığın gezegenle uyum içinde olmak istiyorsan aynı frekansta titreşmen yeterli. Kolay değil ama yeterli. Pi ve Fibonacci sayılarının da, diğer tüm rakamlar gibi bir titreşim frekansı bulunuyor. İster sözlü ifade edilsin, ister görsel sanatlar yoluyla resmedilsin, ister doğada yer alsın farketmiyor. Çıkardığı sesin frekansı ile oluşturduğu imgenin titreşim rezonansı birebir örtüşüyor. Ayrıca; görsel olarak temsil ettiği dairenin pi oranında çevrilmesi ile oluşan titreşimin frekansı, pi sayısının kendisine eşittir. Aynı durum Phi olarak bilinen Fibonacci sayısı için de geçerli. Yani matematik bize bir şekilde madde ve şekillerin titreşim frekansını gösteren sayıları veriyor. Bu sayıları aynı amaçla kullandığımız her seferinde, aynı frekansı yakalıyoruz. Yani tüm geometrik şekiller, Pisagor'un da anlatmaya çalıştığı gibi, inanılmaz bir güzellikle farklı titreşim frekanslarına sahipler.

Evrenin prensipleri öyle kusursuz şekillerde bir araya geliyor ki, ses, görüntü, ifade veya rakam diye ayrılmadan tek bir temsile ithafen titreşim yaratıyorlar. Madde ses ile yönetiliyor, ses ise yarattığı titreşimle maddenin frekansını belirliyor. Ve bu ikisi birleşip evrenin bütünlüğünü oluşturuyorlar. Tüm bu titreşim sonucu her bir madde, her bir canlı kendine özgü bir kuantum alanı yaratıyor ve o alanın sınırları içindeki her bir farklı madde veya canlı ile atomik bazda etkileşiyor. Tıpkı Escher'in resimlerinde olduğu gibi çift yönlü bir tasarım söz konusu. Ne de olsa en önemli kapılar her iki tarafa da açılanlardır. Yani evrenin asıl güzelliği sadece şamanların girebildiği veya benim gibi meraklı hayalperestlerin burnunu içeri uzatıp şöyle bir koklamak istediği gizemli mağaralarda parıldıyor. Farkına varılıp taçlandırılacak bir değer olarak, tek bir ritm ile birlikte dans edeceği insanları sabırla bekliyor. Evren bize sadece şöyle söylüyor;
 
Beni anlamak istiyorsan, benim dilimi konuşmalısın. Konuşmaya başladığın an;
 Hoşgeldin Sevgili İnsan!

KAYNAK : BİLİM DÜNYASI
 

Tgur

#7
Teşekkürler kardeşim,ilgi ve alıntın için..

beyrutkapı

#8
Başta sevgili tgur olmak üzere yukarıdaki tüm alıntılar/bilgiler için teşekkür ederim dostlar. Sağolun varolun.
 

fidelista

#9
Güzellikte bir çekicilik olmasının nedeni bu mükemmel uyum ve oranlar o zaman , millet defileleri boşa izlemiyor demektir.

Tgur

#10
Sen sağ ol kardeşim öbür tarafta sen bahsedince aklıma geldi [:)]
Yalnız Sevgili Alemtaçı merak ediyorum hiç dokunmuyor bu aralar,