Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#345
Alıntı yapılan: sirera - 14 Mayıs 2025, 11:06:38 Titreşimlerimizin  genetiğimiz izin verdiği ölçüde bh ye yönelmesi olası görünüyor.
Genetik yapımız birçok şeyi (adeta herşeyi) belirliyor sanırım. KH spektrumu içinde olduğumuz için BH biraz uzak bir kavram gibi görünüyor. Bu yüzden BH ile yakından ilişkili olduğunu düşündüğüm "pozitifleşme" veya "iyi'leşme" gibi kavramlar (ve tabi aynı zamanda zıddı olan kavramlar), BH-KH realitesi içindeki durumumuzu daha kolay ve somut bir şekilde anlamamıza yardımcı olabilir belki.

Örneğin işler, güçler, dünyevi arzu ve korkular baskın olmadığı, kendime ayırabileceğim nispeten rahat bir zaman aralığım olduğunda ve bunu bir "kendi üzerinde çalışma" fırsatı olarak kullanmaya niyet ettiğim durumların bazılarında, kendi bilinç ve irade gücümle tamamen pozitif bir hal içinde olma imkanımı yokluyorum. Dünyadan bağımsız, tüm dünyaların, tüm zaman ve mekanların ötesinde, evrensel ve sonsuz olan ve aynı zamanda ben (ve herşey) olan şeyle özdeşliğimi hatırlayarak, tüm negatif yükümü tamamen bir kenara bırakabilmek istiyorum ve bazen kısa süreli de olsa bunu belirli bir ölçüde başardığım oluyor. Bunu engelleyen ve zorlaştıran başlıca faktörün, dünyevi hayatımıza adeta mutlak bir düzeyde aidiyet hissetmemiz olduğunu algılıyorum. Ve dünyayı (dünyaya ilişkin her türlü arzu ve korkuyu) bırakamayınca, negatif veya düşük frekansları da bırakamıyoruz ve adeta bir kısırdöngüye yakalanmış oluyoruz gibi geliyor bana.

Pozitifliğin "doğal durum" olduğunu hissediyorum. Pozitif olmamak bir hastalık hali gibi geliyor öyle bakınca. Ve dünya hayatının çok çok büyük bir kısmı bizi hastalık hali içinde tutacak nitelikte. Dolayısıyla dünyayı bırakamamak, hastalığı bırakamamak anlamına geliyor. Bu durum bizi bir seçim realitesiyle karşı karşıya bırakıyor veya bırakacak gibi hissediyorum.

benguonat

Kıtlık Transı diye bir kitaba başladım. Şimdilik iyi gidiyor. BH'leşmek için ne yapmak gerek konusuyla da örtüşen kısımları var:

Alıntı Yapİsteseniz de istemezseniz de dünyayı değiştirmeye yardımcı olacaksınız. Bolluğu varoluş biçiminiz olarak benimseğinizde, daha ilham verici ve ilham kaynağı olmaktan kendinizi alıkoyamazsınız. Çıkmazları aşacak köprüler inşa edecek ve sizi daha önce bunaltan sorunlara kolayca çözümler bulacaksınız. Kıtlık Transı'ndan kurtulmuş olacaksınız ve bolluk dolu hayatınız bunu isteyen herkes için açıkça gösterecektir.

Alıntı YapTarihin bu döneminde, dünyadaki insanların çoğunluğu güçsüz ve bitkin hissediyor. Bu pek de parlak bir gelecek yaratmıyor, değil mi? Kıtlık Transı'nın içindeki hayatın nasıl göründüğünü çok iyi biliyoruz - kanıtları döndüğümüz her yerde.

Kıtlıktan kurtulduğumuzda hayatın nasıl olduğunu görmek için doğru zaman. Kendine yeterli olan insanlar - kendi büyüklüklerine ve canlılıklarına kolayca erişimi olanlar - kaynakları olan, cömert, dirençli ve barış yapıcı insanlardır. Böyle insanlarla dolu bir dünya, şu anda karşılaştığımızdan çok farklı bir geleceğe sahip. Hepimiz daha büyük bir çözümün parçasını taşıyoruz. Her birimiz, ancak bizim yapabileceğimiz katkıyı sunarak rolümüzü oynuyoruz, hayata geçirmeye can attığımız katkı. Gerçek eğlence burada. Eğer yeterince mücadele ettiyseniz, daha fazla özerklik ve canlılık için hazır hissediyorsanız, okumaya devam edin.

Alıntı Yap1. Kıtlığın değişmez bir gerçek olduğu şeklindeki kültürel "sağduyuya" meydan okuyarak ve onu olduğu gibi, yani sadece bir hikaye olarak ortaya koyarak. Kıtlık şehrinde daha iyi bir yaşam için stratejiler sunmak yerine, "kıtlık gerçekliğinin" kaynağını ele alacağız ve bunun bir aldatmaca olduğunu ifşa edeceğiz, böylece onun üzerimizdeki gücünü ortadan kaldıracağız.

Alıntı YapÇoğumuz, ait olmanın ne gerektirdiği, kimin ait olup olmadığımızı belirlediği ve ait olmamızı tehdit eden şeyler hakkında dini ve kültürel mesajlarla bombardımana tutulmuştur. Tüm seçimlerimizde, ait olma meselesi arka planda durur, farkında olsak bile. Çoğumuz için ait olma isteği her şeyi etkiler. Sorun şu ki, çoğumuz kabul edilmediğimizde, ait olmadığımıza inanıyoruz, bu yüzden tüm zamanımızı başkalarının onayı için seçmelere katılmakla geçiriyoruz, dahil edilmeyi umarak ya da içinde olup olmadığımızı umursamıyormuş gibi yaparak. Bu acıların altında Kıtlık Transı yatmaktadır.


Alıntı YapAçık bir arazide yürüdüğünüzü hayal edin. Geniş, verimli bir tarlada devasa bir Çember ile karşılaşıyorsunuz. Akarsuları ve kaynakları bu güneşli bölgeye akıyor, yaşamın gelişmesi için en uygun ortamı sağlıyor. Bu, insan eliyle yapılmış bir Çember değil; aksine, evrenin enerjisinin kısıtlama olmaksızın aktığı bir alan. Çember, insanlar tarafından yapılmamış veya yönetilmemiştir, ancak herkes ve her şey bunun içindedir. Burada kendi kalıcı yeriniz var. Etrafa bakarak, doğal dünyanın taze kokusunu duyun, güneşin teninize değdiğini hissedin; burada olmak iyi bir his veriyor.

Çember, tatmin edici ilişkilerin, anlamlı işin, ilham verici öğrenmenin, sonsuz kaynakların ve fırsatların, kahkahaların ve yaratıcılığın, hakim bir rahatlık duygusunun evi. Kendinizi kaygısız, güvende, enerjik ve mutlu hissettiğiniz bir zamanı hatırlayın—belki de çocukken arkadaşlarınızla bir kale inşa ederken ya da sevgilinizle dans ederken. İşte o duygu: yaygın bir güven duygusu. Çember'de, hayat üstesinden gelinmesi gereken engellerden oluşmaz; sürekli bir olasılık akışıdır.

Bu Çember etrafında bir çit yok, bir giriş kapısı yok, giriş ücreti yok. Yaşınız, kilonuz, ten renginiz, cinsiyetiniz, eğitiminiz, milliyetiniz, mali durumunuz veya diğer insanların sizin hakkınızdaki görüşleri ne olursa olsun—siz zaten buraya aitsiniz. Hiçbir kişi veya durum sizi dışarda tutma gücüne sahip değildir. Sadece siz kendinizi Çemberden çıkarabilirsiniz, ama yeriniz her zaman sizin için ayrılmış olacaktır. Dairedeki yeriniz asla sona ermez. Eğer ayrılırsanız, sadece geri dönene kadar boş kalır.

...

İşte Çemberin içinde yaşamanın nasıl bir his olduğuna dair bazı raporlar:

"Daha akıllıyım, daha komiğim ve daha iyi göründüğümden eminim."

"Renkler daha parlak ve hayatta hissediyorum, tıpkı Mount Rainier'ı tırmandığımda olduğu gibi."

"Artık yavru köpeğimizin neden sürekli mutlu olduğunu biliyorum!"

"Bütün hayatım boyunca bir yoksunluk diyeti yaptığımı fark ettim. Ve 24 saat boyunca servis edilen bir ziyafet varmış. İkinci tabak alıyorum!"

"Çölde bir vaha... Şimdi bunun ne anlama geldiğini anlıyorum."

"Sorunlar burada gerçekten fırsatlara dönüşüyor."

"Karamsarlığımı bırakmakta tereddüt ediyorum ama burada imkansız gibi görünen hiç bir şey yok gibi."

"Ne kadar sıkı tuttuğumun farkında değildim. Açıldıkça her şey daha iyiye gidiyor!"

"Mümkün olan her şeyin tek kısıtlaması, ne kadar iyiliğe tahammül edebileceğimdir!"

Kitabın ingilizce pdf ini buldum oradan okuyorum. Merak eden olursa okudukça translate'te türkçeye çevirebilir ve ayrı bir başlıkta paylaşabilirim.👍🏻


bozadi

#347
Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 12:29:55 Kıtlık Transı diye bir kitaba başladım. Şimdilik iyi gidiyor. BH'leşmek için ne yapmak gerek konusuyla da örtüşen kısımları var:
Paylaştığın için teşekkürler benguonat. Evet, benim yararlanmaya çalıştığım basit ilkeyle temelde çok uyumlu bir yaklaşım içeriyor gibi görünüyor bu kitap. Müsait bir zamanımda biraz daha ayrıntılı incelemeye çalışacağım.

Yaptığın alıntıları inceleyince, sanki hem bireysel hem tanrısal nitelikte olan 5. yoğunluktaki varoluş biçiminin ilhamını uyandırmaya çalışıyormuş gibi hissettim.

"Kıtlık Transı" ifadesini çok isabetli buldum, zaten ben de bir negatiflik bataklığında kıvranıp duruyor olmamızın, bir tür "hipnotik" gaflet halinden kaynaklandığını düşünüyor ve zaman zaman ifade etmeye çalışıyorum. Mevcut berbat koşullarıyla dünya hayatına aşırı yapışma/aidiyet, yani dünyadan bağımsız düşünememe sorunu nedeniyle, her zaman orada duran sonsuz-sınırsız varlığımızın imkanlarını, şifasını, bereketini, sevgisini göremediğimizi, kullanamadığımızı düşünüyorum. Bu resmen bir "kabus" gibi. Uyanmamız gereken bir kabus. Tabi bizim şahsen uyanmamız, milyarlarca insanın hayatını bir anda cennete çevirmeyecek belli ki. Hatta kendi bireysel hayatımızı da cennete çevirmeyecek muhtemelen. Uyanmamız artık hiç acı çekmeyeceğimiz anlamına gelmiyor sanırım. Ama negatif frekansları varlığımızın en içinde deneyimlemek ayrı şey, nispeten yüzeyde deneyimlemek ayrı şey. Varlık özümüzün pozitif olduğunu bilip buna sahip çıktığımız zaman, artık dünyevi hayatın çeşitli sorunlarının bizde neden olduğu negatif duygu ve düşünceler varlığımızın özüne sızamayacaktır, nispeten yüzeysel kalacaktır, katlanılabilirliği ve kurtulunabilirliği çok daha yüksek olacaktır. Farkında olarak veya olmadan negatifliği varlığımızın iliklerinde hissetmeye başlayınca, KH'leşme (varoluşsal negatifleşme) durumuyla karşı karşıya kalıyoruz veya en azından BH'leşme potansiyelimiz ciddi ölçüde bloke oluyor diye tahmin ediyorum. Dünyevi hayat milyarlarca insanı, kurumları, şartları, arzuları, korkularıyla ne kadar gerçek ve mutlak görünürse görünsün, negatif duygu ve düşüncelerin (hastalığın) varlığımızın özüne sinsice sızmasına, orada giderek çoğalmasına müsaade etmemeliyiz.

benguonat

Alıntı yapılan: bozadi - 14 Mayıs 2025, 13:52:51 Tabi bizim şahsen uyanmamız, milyarlarca insanın hayatını bir anda cennete çevirmeyecek belli ki. Hatta kendi bireysel hayatımızı da cennete çevirmeyecek muhtemelen. Uyanmamız artık hiç acı çekmeyeceğimiz anlamına gelmiyor sanırım.

Herkesin hayatı farklı koşullarda. Diğer insanların hayatını bilemem. Ama benim yıllardır kendimde yaptığım çalışmalar neticesini verdi ve son birkaç aydır cenneti yaşıyorum :D 🧿 Acı çekmiyorum. Başka birisi dışarıdan hayatıma baksa mutlaka bulur olmamış bir şeyler ama benim bakış açım öyle değil artık. Ödüller, alınan dersler, daha yürünecek çok yollar var. Hatta bu bilinçle geçmişime baktım da, her şey çok yeri ve zamanında olmuş. Bu bilince önceden de ulaşabilirmişim. Uyanmamız hiç acı çekmeyeceğimiz anlamına geliyor. Ama uyanış, tekrar uyumama garantili değil :D Tekrardan kıtlık şuuruyla hareket ettiğimde dayağı çabuk yiyorum bak o zaman acı çekiyorum. Bu farkındalık da beni hemen o şuurdan çıkarıyor :D

Bu kitap ve forumdaki yazılardan da anladığım kadarıyla BH leşmek aynı zamanda bolluk bilincine yaklaşmak, KH leşmek ise kıtlık bilincine yaklaşmak oluyor.

sirera

#349
Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 12:29:55 Kıtlık Transı diye bir kitaba başladım. Şimdilik iyi gidiyor. BH'leşmek için ne yapmak gerek konusuyla da örtüşen kısımları var:

Alıntı Yapİsteseniz de istemezseniz de dünyayı değiştirmeye yardımcı olacaksınız. Bolluğu varoluş biçiminiz olarak benimseğinizde, daha ilham verici ve ilham kaynağı olmaktan kendinizi alıkoyamazsınız. Çıkmazları aşacak köprüler inşa edecek ve sizi daha önce bunaltan sorunlara kolayca çözümler bulacaksınız. Kıtlık Transı'ndan kurtulmuş olacaksınız ve bolluk dolu hayatınız bunu isteyen herkes için açıkça gösterecektir.

Alıntı YapTarihin bu döneminde, dünyadaki insanların çoğunluğu güçsüz ve bitkin hissediyor. Bu pek de parlak bir gelecek yaratmıyor, değil mi? Kıtlık Transı'nın içindeki hayatın nasıl göründüğünü çok iyi biliyoruz - kanıtları döndüğümüz her yerde.

Kıtlıktan kurtulduğumuzda hayatın nasıl olduğunu görmek için doğru zaman. Kendine yeterli olan insanlar - kendi büyüklüklerine ve canlılıklarına kolayca erişimi olanlar - kaynakları olan, cömert, dirençli ve barış yapıcı insanlardır. Böyle insanlarla dolu bir dünya, şu anda karşılaştığımızdan çok farklı bir geleceğe sahip. Hepimiz daha büyük bir çözümün parçasını taşıyoruz. Her birimiz, ancak bizim yapabileceğimiz katkıyı sunarak rolümüzü oynuyoruz, hayata geçirmeye can attığımız katkı. Gerçek eğlence burada. Eğer yeterince mücadele ettiyseniz, daha fazla özerklik ve canlılık için hazır hissediyorsanız, okumaya devam edin.

Alıntı Yap1. Kıtlığın değişmez bir gerçek olduğu şeklindeki kültürel "sağduyuya" meydan okuyarak ve onu olduğu gibi, yani sadece bir hikaye olarak ortaya koyarak. Kıtlık şehrinde daha iyi bir yaşam için stratejiler sunmak yerine, "kıtlık gerçekliğinin" kaynağını ele alacağız ve bunun bir aldatmaca olduğunu ifşa edeceğiz, böylece onun üzerimizdeki gücünü ortadan kaldıracağız.

Alıntı YapÇoğumuz, ait olmanın ne gerektirdiği, kimin ait olup olmadığımızı belirlediği ve ait olmamızı tehdit eden şeyler hakkında dini ve kültürel mesajlarla bombardımana tutulmuştur. Tüm seçimlerimizde, ait olma meselesi arka planda durur, farkında olsak bile. Çoğumuz için ait olma isteği her şeyi etkiler. Sorun şu ki, çoğumuz kabul edilmediğimizde, ait olmadığımıza inanıyoruz, bu yüzden tüm zamanımızı başkalarının onayı için seçmelere katılmakla geçiriyoruz, dahil edilmeyi umarak ya da içinde olup olmadığımızı umursamıyormuş gibi yaparak. Bu acıların altında Kıtlık Transı yatmaktadır.


Alıntı YapAçık bir arazide yürüdüğünüzü hayal edin. Geniş, verimli bir tarlada devasa bir Çember ile karşılaşıyorsunuz. Akarsuları ve kaynakları bu güneşli bölgeye akıyor, yaşamın gelişmesi için en uygun ortamı sağlıyor. Bu, insan eliyle yapılmış bir Çember değil; aksine, evrenin enerjisinin kısıtlama olmaksızın aktığı bir alan. Çember, insanlar tarafından yapılmamış veya yönetilmemiştir, ancak herkes ve her şey bunun içindedir. Burada kendi kalıcı yeriniz var. Etrafa bakarak, doğal dünyanın taze kokusunu duyun, güneşin teninize değdiğini hissedin; burada olmak iyi bir his veriyor.

Çember, tatmin edici ilişkilerin, anlamlı işin, ilham verici öğrenmenin, sonsuz kaynakların ve fırsatların, kahkahaların ve yaratıcılığın, hakim bir rahatlık duygusunun evi. Kendinizi kaygısız, güvende, enerjik ve mutlu hissettiğiniz bir zamanı hatırlayın—belki de çocukken arkadaşlarınızla bir kale inşa ederken ya da sevgilinizle dans ederken. İşte o duygu: yaygın bir güven duygusu. Çember'de, hayat üstesinden gelinmesi gereken engellerden oluşmaz; sürekli bir olasılık akışıdır.

Bu Çember etrafında bir çit yok, bir giriş kapısı yok, giriş ücreti yok. Yaşınız, kilonuz, ten renginiz, cinsiyetiniz, eğitiminiz, milliyetiniz, mali durumunuz veya diğer insanların sizin hakkınızdaki görüşleri ne olursa olsun—siz zaten buraya aitsiniz. Hiçbir kişi veya durum sizi dışarda tutma gücüne sahip değildir. Sadece siz kendinizi Çemberden çıkarabilirsiniz, ama yeriniz her zaman sizin için ayrılmış olacaktır. Dairedeki yeriniz asla sona ermez. Eğer ayrılırsanız, sadece geri dönene kadar boş kalır.

...

İşte Çemberin içinde yaşamanın nasıl bir his olduğuna dair bazı raporlar:

"Daha akıllıyım, daha komiğim ve daha iyi göründüğümden eminim."

"Renkler daha parlak ve hayatta hissediyorum, tıpkı Mount Rainier'ı tırmandığımda olduğu gibi."

"Artık yavru köpeğimizin neden sürekli mutlu olduğunu biliyorum!"

"Bütün hayatım boyunca bir yoksunluk diyeti yaptığımı fark ettim. Ve 24 saat boyunca servis edilen bir ziyafet varmış. İkinci tabak alıyorum!"

"Çölde bir vaha... Şimdi bunun ne anlama geldiğini anlıyorum."

"Sorunlar burada gerçekten fırsatlara dönüşüyor."

"Karamsarlığımı bırakmakta tereddüt ediyorum ama burada imkansız gibi görünen hiç bir şey yok gibi."

"Ne kadar sıkı tuttuğumun farkında değildim. Açıldıkça her şey daha iyiye gidiyor!"



Kitabın ingilizce pdf ini buldum oradan okuyorum. Merak eden olursa okudukça translate'te türkçeye çevirebilir ve ayrı bir başlıkta paylaşabilirim.👍🏻


Paylaşımların için varol @benguonat. Sevinirim, okurum kendi adıma. Minnettar olurum. 
4y den sonra kıtlık olmaz sanırım ama zaten öyle bişey yok ki😅
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Bu kitap ve forumdaki yazılardan da anladığım kadarıyla BH leşmek aynı zamanda bolluk bilincine yaklaşmak, KH leşmek ise kıtlık bilincine yaklaşmak oluyor.

KH'leşmek enerjinin tek bir noktaya toplanması olarak bakınca varlık felsefesi gibi düşünüyorum "kıtlık bilinci" belki doğru bir tanımlama olabilir. 4YKH adayı olmak içinse maddi açıdan bakarsak bayağı bir bolluk ve refah var.

Aynı yol, farklı eğilimler.
 

bozadi

Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Herkesin hayatı farklı koşullarda. Diğer insanların hayatını bilemem. Ama benim yıllardır kendimde yaptığım çalışmalar neticesini verdi ve son birkaç aydır cenneti yaşıyorum :D 🧿 Acı çekmiyorum.
Bunu duyduğuma çok sevindim doğrusu. Yani yıllardır verdiğin emeğin meyvesini başarılı bir şekilde alabilmiş olmana gerçekten çok sevindim; benim bu başlıkta niyet ettiğim şeye de güzel bir örnek ve ilham olabileceğini düşünüyorum bunun. 🥰🧿


Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Bu bilince önceden de ulaşabilirmişim.
Peki belirttiğin bu bilince ulaşmanda "Kıtlık Transı" kitabı en önemli araç veya araçlardan biri miydi, yoksa bu kitaptan bağımsız denebilecek şekilde mi oldu?


Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Uyanmamız hiç acı çekmeyeceğimiz anlamına geliyor. Ama uyanış, tekrar uyumama garantili değil :D Tekrardan kıtlık şuuruyla hareket ettiğimde dayağı çabuk yiyorum bak o zaman acı çekiyorum. Bu farkındalık da beni hemen o şuurdan çıkarıyor :D
Benim "uyanmamız acı çekmemizi sona erdirmeyecek muhtemelen" deyişimin sebebini daha sonra ayrıca açıklamak isterim ama senin iddia ettiğin şeyle ille taban tabana zıt veya çelişkili olmak zorunda değil sanırım benim savunduğum şey.


Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Bu kitap ve forumdaki yazılardan da anladığım kadarıyla BH leşmek aynı zamanda bolluk bilincine yaklaşmak, KH leşmek ise kıtlık bilincine yaklaşmak oluyor.
Evet, sanırım bu bir şekilde doğru.


Alıntı yapılan: 13 Ocak 2024(gottathink) Diş Hekimi Weston Price, tarımsal diyetlerin halk gruplarına uygulanması sonrası çene yapısında meydana gelen ciddi değişimi belgelemiş. Sıvı akışının kesilmesine neden olan DNA hasarının nedenlerinden biri mi bu?

(L) Bu zaten iptal ettiğimiz soruya dayanıyor. Sanırım bir anlamda bu soru yazıldığı şekliyle sorulamaz... Ama yine de geçerli: Tarımsal diyetlerin uygulanması bu durumun veya bu kesilmenin, bu genetik eksikliğin veya buna izin veren genlerin işlevsizliğinin devam etmesine yardımcı mı oluyor?

C: Evet

S: (L) Yani bundan tamamen tarımsal diyetler mi sorumlu?

C: Hayır

S: (L) Kısmen mi sorumlu?

C: Evet. Tarımsal diyetin amacındaki zihniyetle ilgili.

S: (Joe) Yoksunluk. Bolluk zihniyetinin eksikliği.

(L) Evet. Evet, bir şeyleri istiflemek zorundalar. Daha fazla yetiştirmeleri ve istiflemeleri gerekiyor, tahıl depolamak vs.

(Niall) Sonra parayı icat ediyorlar.

(Joe) Ve bunun neden olduğu azlık zihniyeti.

(L) Evet. Tamam, yani bu esasen Dünya'ya KH bakış açısıyla ve sanırım güç ve yeteneklerdeki azalmayla ilgili olabilir.

C: Evet

benguonat

#352
Alıntı yapılan: bozadi - 14 Mayıs 2025, 21:57:19
Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 14:49:04 Bu bilince önceden de ulaşabilirmişim.
Peki belirttiğin bu bilince ulaşmanda "Kıtlık Transı" kitabı en önemli araç veya araçlardan biri miydi, yoksa bu kitaptan bağımsız denebilecek şekilde mi oldu?

yok, o kitabı daha çok şu yüzden sevdim, benim dilimin ucuna gelip de bir türlü ifade edemediğim cümlelerin o kitapta kurulduğunu gördüm. "hah!" dedim. şimdi karşıma çıkan gamlı baykuşlara söyleyebileceğim toparlanmış cümleler var :D

bu bilince ulaşmam süreçti bence. bu forum da dahil bir sürü şeyin ve kişinin faydası oldu ama genel tema olarak şunu söyleyebilirim: resmen terapi alıyormuş gibi psikolojim üzerine çalıştım. kendimi iyi durumda sanıyordum farkında olmadığım bir sürü travmam çıktı ve bunları çöze çöze gittim. iyi-kötü bakış açısından kurtulup her şeyi ders olarak görmenin de baya faydası oldu.

güç kaynağım ise içimdeki deli oldu. kafam kah uzayda, kah bilmem kaç bin yıl öncesinde. gün içinde aklımdan geçenlerin veya yaptıklarımın bir kolajını yapsam kim bu manyak dersiniz. rüyalarım zaten ayrı deli. o delilik beni iyileştirdi. yaşasın delilik ;D muhahahahaha

daha aklıma gelmeyen bir sürü şey de vardır ama şu an bunlar geldi. bu bilince önceden de ulaşabilirdim çünkü kendimden utanç duymaya öyle alıştırılmışım ki. kendimi eleştirmeye çok alıştırılmışım. ne yapsam ne etsem kendimi ifade etmekten utanç duyuyor ve kendimi eleştiriyordum sürekli.

şunu düşünüyorum: bir olayın akışı hiç değişmese bile utanç çerçevesinden veya övünç çerçevesinden bakmakla senaryoyu baya değiştirebiliriz.

bozadi

#353
Ben kendi deneyimime ilişkin mevcut bakış açımla sadece şunu görüyorum: Dünyadaki koşullar ve yaşam şeklimiz, negatif veya olumsuz duygu-düşünceler üretmeye son derece elverişli. Negatifliğe adanan güçler tarafından buna özel olarak epeyce şekillendirilmiş. Biz bir hayat yaşadığımızı sanıyoruz, aslında bu hayat değil, bu bir dönüşüm makinesi. İşkence yoluyla, zayıflatma, bölme, parçalama, acizleştirme yoluyla insanlardaki pozitifliği tamamen devredışı bırakma, negatif bakış açılarını benimsetme amacı taşıyor gibi görünüyor. Elbette hayat bundan ibaret değil ama insanlar eliyle, egemen güçler eliyle yaratılan şeylerin çok, çok, çok büyük bir kısmı bir "öğütme makinesi" (pozitifliği parçalama, negatifliği güçlendirme makinesi) gibi işlev gösteriyor. Yani, sahte. Herşey sahte, herkes sahte. Tüm yaşananlar sahte. Bu hayat değil, bu yalan-dolan, bu üçkağıt, bu işkence, bu şeytanlık, bu hastalık... Tamamen değil ama çok büyük ölçüde öyle yani bence.

İşte, böyle bir tanım veya teşhis koyduktan sonra ne yapmam gerektiği sorusunu sorunca, aklıma ilk gelen şey, hemen mümkün olmasa bile negatif duygu-düşüncelerden (hastalıktan) arınmak. Tüm negatif duygu-düşünceler "hastalık" kavramıyla eşanlamlı olmak zorunda değil elbette ama eğer olumsuz duygu-düşünceler köklerimize doğru ilerlemeye başlamışsa, orada çok ciddi bir yozlaşma, ileri düzeyde bir hastalık (bilinç hastalığı, varlık hastalığı, ruh hastalığı) var bana göre. Sorun hayatımızda sorunlar olması değil, sorun varlığımızın bizzat kendisinde sorunlar olması; hem de çok ciddi sorunlar.

Derin ve/veya inatçı (ve sinsi, örtülü) negatif duygu-düşünceler içinde olmak, kendi kendine zarar vermekle eşanlamlı gibi görünüyor bana (fiziksel ve ruhsalık hastalıkların temel sebebi). Bizim "hayatımız" dediğimiz şey, kendi kendimize zarar vermeyi gerekçlendirme, mantıksallaştırma, meşrulaştırma işlevi görüyor gibi geliyor bana. Bu nedenle, bir yandan bu hayatı yaşamaya devam ederken, bir yandan da "bu hayat tamamen yalan, üçkağıt, işkence, hastalık" farkındalığımı artırmaya çalışıyorum. Bu farkındalık arttıkça, "peki ne yapmalıyım?" sorusu doğuyor ve belirttiğim gibi bunun en basit, en ilkel ve en etkili yolu, "negatif duygu ve düşünceler yoluyla kendi kendime zarar vermeyi bırakmak" şeklinde kendini gösteriyor. Ne şekilde olursa olsun, nasıl olursa olsun, imkan bulduğum tüm vakitlerde, tüm "hayatı" tamamen bırakıp, sadece ve sadece tüm negatif duygu ve düşüncelerden arınmaya, pozitifliği gerçek varlığım olarak hatırlayıp onu deneyimlemeye, o olmaya çalışıyorum. Bu konuda bir yalnızlık veya aşırı yalıtım korkusu duymuyorum çünkü pozitifliğin tüm varlığın özü olduğuna inanıyor, bunu biliyorum. Pozitiflik beni tüm varlıkla birleştiriyor ve bunun mevcut yaşam koşullarımda ne zaman, ne şekilde somut olarak tezahür edeceği beni birinci dereceden ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şey, kendime zarar vermeyi bırakıp bırakmadığım.

bozadi

#354
Bu yukarıda tasvir ettiğim bakış açısının "tek geçerli" veya "tam doğru" bakış açısı olduğunu iddia etmiyorum veya iddia etsem bile aslında eksiklik ve yanlışlık içermesinin gayet mümkün olduğunu biliyorum bir şekilde. Dolayısıyla "herkes böyle düşünmeli" diye birşey yok tabi ki ama mevcut bakış açımın bilinmesi için ifade etme gereği duyuyorum. Ben hala negatif veya KH baskın düşünce modu hastalığından muzdarip olduğumu algıladığım için, pozitifleşme (kendime dönme) terapisi gibi birşeyi kendime uygulama sürecinde olduğum ve bu terapi hala devam ettiği için, görüşlerimde veya görüşlerimi paylaşma şeklimde bu hastalıktan, sabırsızlıktan ve öfkeden kaynaklı çeşitli sapmalar olması muhtemeldir. Yani kendime uygulamaya çalıştığım pozitifleşme terapisi yeterince ilerledikten, sonuca yaklaşıktan sonra görüşlerimi daha sakin, daha huzurlu, başkalarının durumuna karşı daha anlayışlı ve empatik bir şekilde yapabileceğimdir diye tahmin ediyorum. Şu anda ideal durumda olduğumu iddia etmiyorum.

sirera

#355
Sevgili Bozadi, senin pozitif olma konusundaki çıkarımların, algıladıklarını açma, gözlemlerini içeren başlık bir hayli emek dolu ve kendi açımdan okudukça ilham verici. Varol. Okumanın ilham verici olduğu kadar senin için de yazmak ilham vericidir diye tahmin ediyorum. Pozitif olma hali ve gittikçe daha pozitif olma için çabalama bir gereklilik eğer varolmak istiyorsak.
Eğer oldum diyorsan oldum dediğin yerde biriken çöp azalmıyor bazen.
Hiçbirşey yokken, hiçbir şeyin olmadığını bile bile o varlık halini duyumsamak tüm travmalarını farkedip onların gelip geçen bulutlar gibi  olduğunu tarafsız huzur içinde bir varlık olarak izlemek nihai olarak devam etsin diye inzivaya çekilebilinir. Ancak o da gelip geçici. 5y de hiçbir saldırıya maruz kalmadan uyuyan varlığımız ile uyumu sağlamlaştırmak için içimizdeki dünyanın akışına kendini bırakmak gerekiyor. Gözlerimiz açıkken bu gerçeği yaşamak şükran duyulası.
Bazen yokuş yukarı kürek çekiyoruz sanki dağın tepesindeki ejderhayla randevumuz varmış gibi.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

benguonat arkadaşımızın "Kıtlık Transı" kitabı aktarımlarını yavaşça da olsa incelemeye başladım.

1. bölümde ilk dikkatimi çeken kısım:

Alıntı yapılan: Bir muhabir bir keresinde Albert Einstein'a şöyle sordu: "Dr. Einstein, evrene tek bir soru sorma şansınız olsa ve doğrudan bir yanıt alabilseniz, ne sorardınız?"

Cevabı anında geldi; sanki bunun üzerinde bir süre düşünmüş gibiydi. "Evren dost mu?"

Bu hayati soruya yanıtınız nedir? Not etmekte fayda var. Bu soruya verdiğimiz yanıt, yaşamımızda karşılaştığımız her şeye karşı olan tepkimizin temelini oluşturur.
Evet. Bu veya benzer başlıklar altındaki tartışmalarda, BH ile KH bakış açıları arasındaki en temel farkları yorumlamaya çalışırken, KH zihniyetinde bir "kurtlar sofrası" algısı olduğuna değinmiştim. Yani kendilerini evrenle/varlıkla "bir" görmüyorlar. Ayrılık görüyorlar. Nitekim biz de BH'den KH'ye düştüğümüzden beri kendimizi tüm evrenle, daha doğrusu tüm varlıkla "bir" görmekte feci şekilde zorlanıyoruz, hatta ikiliğe, ayrılığa neredeyse mutlak bir gerçekmiş gibi bakıyoruz. Ve kendimizi sonsuz varlıktan ayrı görür görmez, kaçınılmaz olarak büyük bir acizlik, eksiklik hissi bastırıyor. Ve bu eksikliği, bu acizliği gidermek için vahşi bir mücadele ve rekabet başlıyor. Burada "ikiliğin" nasıl tüm acıların, tüm azapların, işkencelerin kaynağı olduğu görülebilir. Nitekim KH varlıkları bizim KH'lik düzeyimizi iyice pekiştirmek için hayatımızı her türden işkenceyle, travmayla dolduruyor ki, negatif duygu ve düşünceler iyice hakim olsun bilincimizde, birlik ihtimalinden iyice uzaklaşalım, iyice kopalım, böylece egemen KH güçlerine seve seve kölelik yapacak duruma gelelim.



Tgur

Bozadinin ayrılığın KH uygulamasının alfabesi olduğunu haykıran sözlerine bütün benliğimle katılıyorum,

Bu nedenle halen mevcut mecalsizliğime rağmen "Perde" şiirimden bir kısmını nakletmeden duramayacağım,

"Kendini bulan beni görür ben sendeyim
Başka yerde arama burada her bedendeyim
Seninle görür , seninle işitir ve yaşarım
Arayanın beynindeyim, sorarım ben neredeyim


Dalda titreyen yaprak , esen yeldeyim
Akan su , duran göl ,denizlerdeyim
Yuvarlanan taş , sivri dağda , tepelerde
Hasılı gördüğün her şey , her yerdeyim


Böyle düşün artık gerçeği anla
Düşündüğün an gelirim senin yanına
Korkarsan uzaktayım şunu bil
Sevgidir diğer adım korku gelmez yanıma"

bozadi

Alıntı yapılan: Tgur - 17 Mayıs 2025, 11:17:11 Bozadinin ayrılığın KH uygulamasının alfabesi olduğunu haykıran sözlerine bütün benliğimle katılıyorum,

Bu nedenle halen mevcut mecalsizliğime rağmen "Perde" şiirimden bir kısmını nakletmeden duramayacağım,

"Kendini bulan beni görür ben sendeyim
Başka yerde arama burada her bedendeyim
Seninle görür , seninle işitir ve yaşarım
Arayanın beynindeyim, sorarım ben neredeyim


Dalda titreyen yaprak , esen yeldeyim
Akan su , duran göl ,denizlerdeyim
Yuvarlanan taş , sivri dağda , tepelerde
Hasılı gördüğün her şey , her yerdeyim


Böyle düşün artık gerçeği anla
Düşündüğün an gelirim senin yanına
Korkarsan uzaktayım şunu bil
Sevgidir diğer adım korku gelmez yanıma"

Birlik temalı şiirinden alıntı için teşekkürler Tgur. Sevgi ve korkusuzluk... Kendimize uyandıkça, doğal deneyimimiz bu olacak sanırım.


bozadi

#359
Kitapta 1. bölümde "Çember" kavramı öne çıkarılmış. Sevgi ve ışığa dayalı, "cennet" denebilecek mükemmel bir toplumsal yaşam tasviri. Yazar Victoria Castle "Siz aslında Çember'e aitsiniz, asıl gerçek orası" gibi bir mesaj veriyor anladığım kadarıyla. Çember'i ilk bakışta 5Y'ye benzettim ama 4Y (BH) veya ikisinin bir karışımı da olabilir. Belki kısaca "BH toplumu/hayatı" olarak düşünülebilir.

Yazar "aidiyet" kavramını ve tabi özellikle "Çember'e aidiyetimizi" vurgulamış. İlginç bir şekilde ben de BH'leşme/pozitifleşme konusuyla ilgili fikir yazılarımda "aidiyet" kavramını epeyce kullandım ama ben "dünyaya aşırı aidiyetimizin" neden olduğu sorunlar açısından ele aldım bu kavramı hep.

Yazarın "Çember" kavramı, "BH alemindeki yaşam şekli" diye kolayca anlamlandırabileceğimiz birşey olmasına rağmen, ben şimdiye kadar pozitifleşmeyle ilgili çalışmalarımda ve önerilerimde bu tür bir kavram tasavvur etmemiştim. Bu konuda yazardan biraz ayrışıyorum sanırım. Biz "kıtlık transı" içindeki negatif ağırlıklı toplumsal realiteye (hastalığa) o kadar alışkınız, onu o kadar normalleştirmişiz ki, gerçekten pozitif bir toplum tasavvuru ve o topluma aidiyetimizi hayal ederek bundan ilham alma fikri, hemen sahiplenebildiğim, benimseyebildiğim bir fikir değil şu an için. Ama belki yazarın bu ve ilişkili konulardaki açıklamalarını okumaya devam ederken fikrim değişebilir.

Ben bir tekliğe odaklanmayı tercih edegeldim. Bir topluma değil de, tüm şekillerin ötesindeki, en çekirdekteki en saf (ışıksal) varlık haline aidiyetimi, aidiyetin de ötesinde onun ta kendisi olduğumu düşünmekten, buna inanmaktan ilham aldım. İnsanın (ve her türlü bireysel varlığın) ötesindeki ve özündeki saf pozitifliğin, saf varlığın, saf bilincin bizzat kendisini olduğumu kabul etmeyi güçlendirici buluyorum.

Böyle düşünmemde Ra-Kasyopya kozmolojisi dışında Maharaj'ın da etkisi büyük sanırım. Maharaj doğrudan 7Y ile özdeşleşmeyi, o olduğumuzu hatırlamayı ısrarla öneriyor (her ne kadar "yoğunluk" terimini kullanmasa da). Çember kavramı ise 4Y ve 5Y'de yaşandığı şekliyle BH alemindeki bir "toplumsallığı" (çoğulluk, düalite) anlatıyor. Ama elbette BH alemindeki düalite, 3Y KH'deki düalite gibi değil. BH varlıklarının düalitesi, birliğin ışığını görmüş, yakalamış, hiç bırakmayacak, daima ona (mutlak birliğe) doğru ilerleyen bir düalite.

Aslında bu anlamda, insanların genelinin düaliteden bağımsız düşünmekte zorlanıyor olması açısından, mutlak tekliğe odaklanmak yerine bir BH alemindeki sevgi ve ışığa dayalı toplumsal yaşamı düşünerek ilham almak, pek çok insan için daha elverişli, daha kolay, daha etkilidir belki, bilemiyorum. Aslında elbette ben de bu düşünceden hiç ilham almıyor değilim. Hatta pozitifliğe odaklanma irademiz, BH toplumsallığına ulaşma, onu yaratma potansiyelinin ta kendisi sanırım. Yani Çember'e (BH alemine) ulaşma ve aynı zamanda onu yaratma (ona hizmet etme) doğrultusunda ilerliyoruz (insanlığın çoğunluğu henüz öyle bir doğrultuda ilerlemiyor olsa da).