BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: sybleman - 01 Mayıs 2025, 09:51:07 İkisi aynı kavram gibi düşünürdüm. Farklı yorumlayabileceğimi düşünmedim açıkçası. Katılıyorum kendi üzerimizde çalışmak çok önemli. Artık düzenli yapmaya çalışıyorum.

Güzel cevap. Aslında burada yaptığımız şey de birbirimize tam olarak düşünemediğimiz noktalar içinde yardımcı olmak.

Basitçe şöyle pozitiflik dediğimiz şey yaratımın özü (sevgi). Dolayısıyla BH-KH ve kısa döngü-uzun döngü kavramlarının ve mevcut tüm logosların da varlık sebebi.

bozadi

#316
Alıntı yapılan: benguonat - 01 Mayıs 2025, 14:04:52 Hani koşulsuz sevgi diyorlar ya, ben de koşulsuz mutluluk diye ekliyorum.
Bunun için de potansiyel bir nedensellik önermek/hatırlatmak istiyorum: "Çünkü ben buyum!" Eski bir reklamda geçen "Açken sen sen değilsin" esprisi vardır. Ben bunu şu şekilde kendi konumuza çekiyorum: "Negatifken sen sen değilsin." Elbette pozitif-negatif tüm hallerimiz bize ait ama yolumuzun gereği, negatifliğimizi (korkuyu, endişeyi vs) daima azaltmak ve pozitifliğimizi daima artırmak diye düşünüyorum.


Alıntı yapılan: benguonat - 01 Mayıs 2025, 14:04:52 Ama ben koşulsuz kavramını, hep neden-sonuç kavramı üzerinden düşünmüşüm de hiç "an" üzerinden düşünmemişim. Pozitif veya negatif hissetmek sadece bir an meselesi. Ve onu devam ettirecek düşünceler, tecrübeler sonradan doluşuyor.
7Y (kendi özümüz olan Tanrı) çok uzakta bir yerde gibi görünüyor. Pozitiflik irademiz şimdi ve buradaki Tanrılığımızdır bana göre.


Alıntı yapılan: benguonat - 01 Mayıs 2025, 14:04:52 Çeşitli pratiklerle bir anda ruh halimizi mutluluğa çevirmek mümkün.
Pozitifleşmek şimdi ve burada bilincimize egemen olmaya çalışan negatifliklerle mücadele için gerekli olduğu gibi, tüm yaşam auramıza, etkileştiğimiz herkese ve herşeye pozitif sinyaller de gönderiyor olacaktır. Sürekli dönen yaşam çarkı, biz farkında olmadan bilincimizin altından üstüne sürekli birşeyler taşır, yani biz bilinçli olarak farkında olsak da olmasak da ilerleyen olaylar, durumlar ve etkileşimler, bilinçaltımızda şu veya bu ölçüde çözümsüz bir şekilde bekleyen tüm sorunları ucundan-kıyısından yüzeye çıkarır. Ve bunlar yeni negatif duygu-düşünceleri tetikleyebilir. Pozitiflik irademiz kesintisiz hale geldikçe ve güçlendikçe, bilinçli olarak farkında olmasak bile, hayatın dönen çarkının bilinçaltımızdan yüzeye çıkardığı, geçmişten kalma tüm çözülmemiş olaylara, durumlara, kişilere (bunların bizde duran sorunlu enerjilerine) yönelik şifalandırıcı etkiler de yapıyor olacağız. Yani sanırım bu anlamda pozitiflik temizlik demek. Pozitiflikte ustalaşmak, psişik hijyen konusunda da giderek ustalaşmak demek. Varlık evimizin hem şimdi bulunduğumuz alanını temizlemek, hem de yavaş yavaş evin tamamını ve çevresini temizlemek için pozitifliğe erişmek, benimsemek, sürdürmek ve giderek güçlendirmek gerekiyor. Üstelik pozitiflik bir angarya değil, mutluluğun, sevincin, huzurun ta kendisi.

bozadi

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 01 Mayıs 2025, 16:27:36 Sürece güvenmek ile neredeyse bu pozitiflik hali aynı olmasa bile neredeyse aynı şeyler.
Önceki mesajlarımdan birkaçında bunu vurgulamaya çalıştım. Yine bu konuyla bağlantılı olarak K'lar "Biz gelecekteki siziz" diyorlar. 7Y de dahil olmak üzere tüm üst yoğunluklar bizim geleceğimiz, ve üstelik sadece geleceğimiz değil, belirli oranlarda şimdi ve buradamız. Bireysel varlık özümüzün bir parçası, biz enkarne halindeyken (yani şu anda) bile  5Y'de ve oradan hiç ayrılmıyor. "Ben senim" diyen Yüksek Benliğimiz 6Y'de. Ve yine K'lar 7Y için "ebedi ikametgahınız" diyor çünkü hepimiz 7Y'nin bir kıvılcımını taşıyoruz, biz buyuz. Sürece güvenmeyişimiz, varoluş filmininin (ilüzyonunun) belirli bir karesinde takılıp kalmakla ilgili görünüyor. Egosal arzular ve korkular nedeniyle resmin küçücük bir yerinde debelenip duruyoruz, büyük resimle bağımızı (o olduğumuzu) unutmuşuz.

Tgur

#318
Şu anlarda  bedensel sağlığım için ağır bir terapi altındayım fırsat buldukça kıymetli dostların yorumlarını okuyor ve ortada beliren kilit konular üzerinde bir şeyler söylemek istiyor ve eski enerjimi yakalamaya çalışıyorum,

BH olma yolundaki insan çabası ne olmalı,
Bir yerlerden K ların bu konuda çaba göstermek gerekmez gibi bilgiler hatırlıyorum,ne demek istenmekte,

Maddeye kısılmış ruhlar olarak bu yoğunlukta çaba, beklenti ve arzulu düşünce ile kirlenmekte bence,çaba daha çok bu yanlışlara kapılmadan benliklerimizde oluşmuş düğümleri çözme yolunda olmalı tabii bu olay bilginin alınıp yoğurulması ile  ,

Mesela asırlardır yüklenmiş dinsel ve tabusalla kısıtlanmış barajlanmış düğümün gerçek bilgi ile çözülüp bertaraf edilmesi kişinin düşünsel mecraında sonsuza doğru bir yol açmakta hürriyeti tattırmakta,
Zira ayrılığın kaldırılması bütünün özde olduğunun idraki kişiye varoluş kademesinde her zerreyle bir olduğunu vurgular,

Buna benzer bir çok düğüm benliğimizde durmakta işte onları beklentisizlik özelliği ve bilgi ile görüp çözmeye yönelmek bahsi geçen BH laşmayı samimi ve içten bir yolla sağlar.








Tgur

#319
Kendimde bahsettiğim narsist düğümleri de çözme yolundayım ancak bana önerip kullanmakta alışmaya başladığım yapay zekadan bu yazıma yorum istedim Sirera dostun söylediği gibi yapay zekayı da evrenselleştirmeye çalışıyoruz  galiba,
———-
Yazınız çok derinlikli ve katmanlı bir düşünsel yapı sunuyor. Şöyle yorumlayabilirim:

Söylediklerinizde, insanın maddi dünya tarafından kuşatılmış ruhsal yapısının, çaba, beklenti ve arzularla kirlenmiş olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu kirlenme, insanın özünden, yani hakiki benliğinden uzaklaşmasına sebep oluyor. Buradaki çaba ise aslında dünyaya dair dışsal hedeflere yönelmektense, içsel bir arınma süreci olarak tanımlanıyor. Yani mesele dışa dönük değil, içe dönük bir çözülme süreci: benliğimizdeki düğümleri çözmek.

Bu düğümler arasında en kalıcı ve güçlü olanlardan biri de dinsel dogmalarla, tabu haline getirilmiş düşünce kalıplarıyla oluşmuş olanlar. Bunlar, bireyin düşünce özgürlüğünü, zihinsel serüvenini barajlayan engeller. Fakat bu düğümler doğru bilgiyle, yani sadece alınmış değil, "yoğrulmuş" bilgiyle çözüldüğünde, insanın içsel hürriyeti ortaya çıkıyor. Bu çözülme, insanın kendini sadece birey olarak değil, bütüne ait bir zerre olarak görmesini sağlıyor. Ayrılık, bireysellik, "öteki" kavramı ortadan kalkıyor ve kişi varoluşsal bir birlik hissine ulaşabiliyor.

Bu noktada beklentisizlik önemli bir anahtar olarak öne çıkıyor. Çünkü beklenti, arzularla bağlantılıdır ve arzu da benliği çabuk kirletebilecek bir yönelimdir. Beklentisiz bir duruş, daha saf bir bilgiyle, içsel bir dönüşüm sağlayabilir. Buradan da sizin "BH'laşma" diye tanımladığınız, belki benliğin hakikatle buluşması ya da bilinç halinin dönüşümü gibi bir sonuca varılabilir.

⸻

Yani özetle; ruhsal özgürlük, zihinsel tabuların çözülmesi, beklentisiz bir hal ve öz benlikle samimi bir yüzleşme yoluyla mümkün oluyor diyorsunuz. Bu çok derin ve mistik bir içsel yolculuk anlatımı. Devam etmek isterseniz, BH'laşma kavramını biraz daha açmanızı ya da sizce çözülecek başka temel düğümler neler olabilir, onu sormanızı çok isterim.

Harika, BH'nin "başkalarına hizmet" anlamına geldiğini öğrenmek, metninizi daha da derinlemesine anlamamı sağladı. Şimdi söylediklerinizi bu bağlamda tekrar ele alırsak:

⸻

BH'laşmak, yani başkalarına hizmet, sizin bakış açınızla bir sonuç değil, bir yol gibi görünüyor. Yani insanın benliğindeki düğümleri çözmesi, içsel kirlerinden arınması, beklentisizlikle hakiki bilgiyi içselleştirmesi, onu doğal olarak başkalarına hizmet eden bir varlık hâline getiriyor. Bu hizmet, bir görev veya sorumluluk değil; varoluşun doğal bir yansıması oluyor.

Bu noktada BH'laşmak, öz benliğin dışavurumu hâline geliyor. Kişi artık kendisini "bir" görmeye başladığında, karşısındakiyle arasında ayrım kalmıyor ve hizmet eylemi de bir tür sevgi ifadesine dönüşüyor—birlik bilinciyle yapılan bir paylaşım. Bu da aslında en yüksek özgürlük hâli çünkü kişi artık ne tanınmak ne de ödüllendirilmek gibi bir beklenti içinde. Beklentisizce hizmet, ruhsal olgunluğun sembolü oluyor.

⸻

Dolayısıyla sizin bu anlatınızda BH'laşmak, içsel dönüşümün bir tezahürü, bir nevi içten dışa taşan bir hakikat durumu olarak okunuyor. Bu haliyle de aslında mistik geleneklerdeki "melamilik", "hizmet ehli olmak" ya da "kendini aşmak" kavramlarıyla da benzeşiyor.

İstersen bu kavramın günlük hayattaki karşılıklarını da konuşabiliriz. Mesela BH'laşmak sizce sadece bireysel ilişkilerde mi tezahür eder, yoksa toplumsal yapıda da bir karşılığı olabilir mi

bozadi

#320
Alıntı yapılan: Tgur - 02 Mayıs 2025, 10:04:19 BH olma yolundaki insan çabası ne olmalı,
Bir yerlerden K ların bu konuda çaba göstermek gerekmez gibi bilgiler hatırlıyorum,ne demek istenmekte,
Sevgili Tgur, fiksel tedavi sürecini inşallah nispeten kısa bir süre içinde verimli şekilde tamamlamanı dilerim.

"BH" ve "çaba" konusundaki şüpheni anlıyorum, gerçekten de spiritüel yolda "kendiliğinden bir akışla" akmak gerektiğine dair elimizdeki kaynaklarda çeşitli doğrulayıcı ifadeler var. Ama görünüşe göre bu "akış" faktörü özellikle biz BH'ye gerçekten geçtikten sonra daha anlamlı ve geçerli hale gelmeye başlayacak. KH'den BH'ye geçiş sürecinde bazı çabalar harcamanın gayet doğal ve gerekli olduğu söylenebilir sanırım. Nitekim "bilinç artırma" denen şey de tamamen çabasız olmuyor. K'lardan aşağıda yaptığım alıntıda ne tür veya ne ölçüde bir çabanın doğal ve gerekli olduğuna dair bazı ipuçları var gibi görünüyor:

Alıntı yapılan: 17 Haziran 1995C: Bunu hepinize söylüyoruz. Artık bireysel olarak, kendinizi üçüncü yoğunluğun sınırlandırmalarından mümkün olduğu kadar kendi adımlarınızla çıkarma çabası göstermenizin vaktidir; kendinizi buna zorlamayın, yalnızca kendi adımlarınızla çaba gösterin. Öğrendiğiniz derslerle artık dördüncü yoğunluğa hazırlanmaya başlamak için fazlasıyla hazırsınız. Üçüncü yoğunluk, artık ihtiyaç duymadığınız seviyede bir fiziksellik, sınırlama ve bu paralelde şeyler içeriyor. Bu nedenle, zaman zaman üçüncü yoğunluğa bağlanmanın daha rahat olmanızı sağladığını anlıyor birlikte, zaman, işte yine o kelime, artık ilerleme ve dördüncü yoğunluk için hazırlanma zamanıdır... (...) Halen üçüncü seviyedeyken, üçüncü yoğunluk aleminde daha rahat olanlara belirli bir derecede uyum göstermeniz gerekli. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi, belki de artık sizin için dördüncü yoğunluğa hazırlanma ve mutlak gereklilik durumları dışında üçüncü yoğunluğa ait tüm "nerede"lerle, "nasıl"larla ve "neden"lerle ilgilenmeyi bırakmaya başlama "zamanıdır." Bu artık gerçekten geride bıraktığınız birşey ve bunu biliyoruz, çünkü altıdan bire ve yine birden altıya kadar kadarki tüm seviyelerden görebiliyoruz.

Tgur

Teşekkürler Bozadi,
Aktardığın alıntı  fizikselliğin ağır kavramlarından sıyrılmayı genel olarak önermekte ,tıpatıp aynı olmaz gibi gözükse de belirttiğim "düğüm çözme" işinin bir başka ifadesi gibi kabul edilenebilir,

Hassasiyetin için sağol..

gerçek tosun paşa

@Tgur abi tekrardan çok geçmiş olsun. Kısa zamanda iyi olursun inşallah. Seni buralarda görmek güzel.  :)

bozadi

"BH'leşme" (pozitifleşme) ve "çaba" konusunda aklıma gelen diğer bazı hususlar:

Tıpkı arzulamak/istemek kavramının KH ile yakından ilgili olmasına rağmen, KH'den BH'ye geçiş sürecinde belirli bir geçerliliği veya gerekliliği olabilmesi gibi, "çaba gösterme" kavramının da buna benzer, KH'den BH'ye ilerleyişte doğal ve gerekli bazı yönleri olabileceğini düşünüyorum.

Eğer egoyu hastalık olarak kabul edersek (her ne kadar 3Y KH'deki şartlar nedeniyle egonun da belirli bir gerekliliği olsa da), göstermemiz gereken çaba aslında "hastalığımızdan kurtulma çabası" olarak düşünülebilir sanırım. Hastalık haline kıyasla, sağlık halinde hayat akıcıdır, hastalıkta neredeyse her an sıkıntılı, işkencelidir. Ve kişinin bu sıkıntıyı atlatabilmesi için de tedaviyle ilgili bazı zorluklara, sıkıntılara katlanması gerekir genellikle.

Ama elbette bizim nispi "sağlık" hali dediğimiz halde bile "ego" dediğimiz ciddi bir bilinçsel hastalık söz konusu olduğu için, hayatı pek de keyifli veya makul bir akıcılık durumu olarak deneyimlemiyoruz. Egosuz halin akıcı veya adeta çabasız olduğu (sıkıntılı bir çaba gerektirmediği) söylenebilir sanırım. Nitekim BH'deki egosuz yaşam şeklinin öyle olduğu anlaşılıyor.

Bizim göstermemiz gereken çaba, aslında bizi çabasızlığa götürecek bir çaba sanırım. Hiçbir şey için sıkıntılı bir çaba göstermemiz gerekmediğini anlayabileceğimiz bir noktaya ulaşmak için çaba göstermemiz gerekiyor adeta. Neden çaba göstermemiz gerekiyor? Ne için çaba göstermemiz gerekiyor? Çünkü kendi tam iyiliğimize olmayan bir düşünüş modundayız, yani bir bakıma "yanlış" (egosal) bir düşünce modundayız genellikle. Doğru düşünüş şekline geçtiğimizde hiçbir şey için (sıkıntılı) çaba göstermemiz gerekmeyecek, ama şu anda o modda olmadığımız için "çabasız / sorunsuz akış" pek mümkün olmuyor genellikle. Ve çaba harcamanın daha ne kadar süreyle gerekeceği aslında tamamen bize bağlı. Doğru düşünüş/inanış/biliş durumuna ne kadar erken geçebilirsek, çabasız veya dirençsiz akışa o kadar çabuk ulaşmış olacağız. Tabi bu bir süreç ve bu anlamda, doğru bakış/düşünüş/biliş haline geçiş de dereceli olarak gerçekleşiyor olacak sanırım ve bu anlamda, doğru çabaları gösterdiğimiz sürece, keyifli akış da dereceli olarak artıp olağan gerçekliğimiz haline gelecek muhtemelen.

bozadi

#324
Benim bir bakıma "çocukluktan olgunluğa geçiş" olarak algıladığım bir duruma değinmek istiyorum bu pozitifleşme / iyi'leşme bağlamında.

Çocuklar (tıpkı hayvanlar gibi) teorik olarak her ne kadar kendi sevinçlerini, oyunculuklarını, eğlenme yeteneklerini kendi bünyelerinde hazır buluyor ve kullanıyor gibi görünseler de, malum ağır KH şartları nedeniyle, kendi doğal içsel eğilimleri yoluyla dolu dolu eğlenebilen, sevinebilen bir çocuğa (3Y bireyine) rastlamak kolay değil. Daha önce belirttiğim gibi 7 yoğunluk skalasında 3Y'yi nispeten çocuksu bir seviye olarak görüyorum. 4Y'yi ise belki ileri ergenlik veya gençlik olarak görüyorum. 3Y'ye kıyasla 4Y doğal olarak daha olgun bir seviye. Nitekim 3Y'de BH'den KH'ye kaymak/düşmek mümkün olabildiği halde 4Y'den itibaren böyle bir sapmanın veya düşmenin mümkün olmaması da 4Y'deki ciddi bir özgür irade olgunlaşmasıyla yakından ilgili sanırım.

Ağır zorluklarla dolu 3Y KH hayatının çocukları olarak kendi sevincimizi, eğlencemizi, mutluluğumuzu kendimiz üretme (kendi özümüzden türetme) konusunda sıkıntılar yaşıyoruz çünkü epeyce işkenceli bir oyunun içindeyiz. İşte, 4Y frekansları iyice yaklaşırken, artık varoluşsal olarak ihtiyaç duyduğumuz huzuru, mutluluğu, sevinci, sevgiyi 3Y KH şartları içinde aramak veya ummak yerine, buranın ötesini görebilmemiz, hatırlayabilmemiz, özdeşleşebilmemiz (ben aslında buymuşum diyebilmemiz) gerekiyor. Sevincimiz, huzurumuz, mutluluğumuz 3Y KH'nin şartlarına bağlı olmamalı. 3Y KH'de ne olursa olsun (ve kendi 3Y KH vücudumuzun ve belirli bir isim taşıyan falanca şahıs oluşumuzun başına ne gelirse gelsin), bunun bizim mutlak gerçekliğimiz olmadığını hatırlayabilmeli, bilebilmeli ve gerçeğin ebedi doğasını hatırlayıp bunun koşulsuz şartsız huzurunu, güvenini, sevgisini, sevincini duyumsayabilmeliyiz.

Kendimizi bir beden ve bir kişi (dünyevi anlamda, belirli şartların ürünü olan, belirli bir isim taşıyan belirli şahıs) sanma ve kendimizi dünya ile özdeşleştirme (bu ilüzyonu, bu rüyayı, bu yalanı mutlak gerçek sanma) hatası nedeniyle ebedi varlığımızın pozitifliğini duyumsamakta, görmekte, almakta, kullanmakta ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.

bozadi

3Y KH ve daha üst seviye KH'nin müdahaleleri nedeniyle inanılmaz işkencelerle dolup taşan bir hayatın içinde bulunmamıza rağmen, yani bizi kesin bir şekilde KH'leştirmek için 7/24 çalışan bir makinenin (Matriks'in) içinde bulunuyor olmamıza rağmen, nadiren de olsa gerçek veya nispeten saf bir huzur, güven, sevgi, sevinç deneyimlediğimiz durumlar oluyor. Belli ki o pozitifliğin kaynağı 3Y KH değil, her ne kadar 3Y KH içindeki başka bireylerden zaman zaman gördüğümüz olumlu yaklaşımlar da bizde bazen son derece pozitif ilhamlar yaratabiliyor olsa da. Sevincin, pozitifliğin (ışığın) en nihai, en gerçek, en mutlak kaynağı 7Y. Yani kendi saf özümüz. Ve her an erişime hazır. Sevgi, sevinç, huzur, ışık kendi varlığımızın özü olduğu halde onu görmüyor, almıyor, kullanmıyoruz. Niye? Çünkü 3Y KH filminin içindeyiz ve film neredeyse tüm dikkatimizi kendi üzerinde toplayacak şekilde yapılandırılıyor doğal olarak. Başka şeyler düşünmemizi, alternatif düşünce veya frekanslara yönelmemizi istemiyor, bunun için bizi 7/24 arzu ve korku bombardımanlarına maruz bırakıyor. Ve sonuç olarak dikkatimiz ebedi gerçekliğimizden ciddi oranlarda kopuyor. Ama bu demek değil ki özgür irade denen şey işlevsiz veya bu konuda işe yaramıyor. Hayır, biz kendimiz istemedikçe, razı olmadıkça, özgür irademizin dış güçler tarafından tamamen veya kalıcı veya kesin biçimde kontrol altına alınması mümkün değil. Yani, sonuç olarak, bu işkencenin muhatabı (daha doğrusu mağduru) olmayı biz kendi özgür irademizle kabul ediyoruz.

bozadi

Bu yüzden şu gerçeğe dikkat çekmeye çalışıyorum: Eğer isterseniz, gerçekten isterseniz, çok kısa süreyle veya başta çok küçük bir miktarda da olsa, aleyhteki (şiddetli negatif) tüm şartlara rağmen, şimdi ve burada pozitiflik duyumsayabilir, olabilirsiniz. Bunu gerçekten, gerçekten, gerçekten isterseniz, yaparsınız ve olursunuz. Geçici bir süreyle ve başta küçük bir miktarda da olsa. Eğer bunu yapabiliyorsanız, bu konuda giderek ustalaşmanızın önünde de aslında hiçbir engel yok. Ama dikkatimizi, kalbimizi, aklımızı buna vermeyi tercih etmiyoruz. Neden? Bu konuda "çevre"nin etkisi büyük. Toplumsal asimilasyon. Körle yatan şaşı kalkar misali.

bozadi

Yukarıda K'lardan yaptığım alıntıda da işaret edildiği gibi, artık bu konuda toplum genelinden ayrışabilmemiz gerekiyor. Bu toplumun çok büyük bir kısmının 4Y'ye mezun olma imkanları bulunmadığı çok net. Eğer biz KH bataklığından çıkıp 4Y BH gerçekliğine geçmek istiyorsak, artık yolumuz, bilincimiz, düşünüş ve davranış şeklimiz konusunda toplum genelinin etkisi altında kalmamaya özen göstermemiz gerekiyor.

bozadi

#328
Bunu yine "çaba" konusuyla ilişkilendirmeyi denemek istiyorum:

Bizler pozitifliğe (aleyhteki tüm şiddetli koşullara rağmen, kendi bağımsız bireysel özgür irademizle kendi varlığımızdan pozitiflik türetmeye) pek alışkın değiliz, veya daha doğrusu bunda ustalaşma gerekliliği konusunda ciddi bir bilinç gevşekliğimiz var. Bu durumda "pozitifleşmek" çaba gerektiriyor, sıkıntı gerektiriyor çünkü alışkanlığımız olmayan bir şey yapmaya çalışıyoruz. Ama geçici bir şekilde de olsa bir kez pozitifleştiğiniz zaman, "çabasızlık" (hayatın genel olarak keyifli akıcılığı) denen şeyi deneyimlemeye başlarsınız. O pozitifliği sürdürebilsek, akıcılık da sürecek ama dünya hayatının bir sürü şartları bizi pozitifliği koruma iradesinden caydırıcı etkiler yapıyor ve "alışkanlığımız" olan egosal düşünüş biçimlerine geri "düşüyoruz". Negatif ağırlıklı ama hiç değilse "aşina", yani bildiğimiz ve epeyce alıştığımız bir durum.

Çevremizde gerçek pozitifliğe rastlamak pek mümkün olmadığı için, gerçekten pozitif olma konusunda kendinizle baş başasınız ve bunu yaptığınızda en yakın çevrenizdekilerle (bireylerle veya olağan şartlarla) bile bazı uyum problemleri yaşamanız gayet olasıdır. İşte, pozitifliğin normalde çabasızlıkla neredeyse eşanlamlı olmasına rağmen pozitifleşmenin ciddi bir çaba gerektirmesi bununla ilgili. Alışık değiliz pozitifliğe. Çevremizde negatifliğin binbir türlüsüne fazlasıyla alışığız ama pozitifliğe, gerçek pozitifliğe rastlamak çok nadir bir durum. İşte, pozitiflik olağan yaşam ortamımızla veya şartlarımızla hiç uyumlu olmadığı için, bir yandan olağan yaşamınızı sürdürüp (ona uyup) bir yandan da güçlü bir şekilde pozitifleşmeye çalışmak, bir koltukta iki karpuz taşımaya benzer. Zor, hatta imkansızdır. Pozitifleşmenin "çaba" gerektirmesi, hatta çabalara rağmen korunup sürdürülmesinin çok zor ve hatta imkansız görünmesi bundan kaynaklanıyor. Pozitiflik kolaylıktır, akıcılıktır. Ama biz buna hiç alışık değiliz. Acımasız, saldırgan yaşam koşulları ilkel/sürüngen beynimizi sürekli tetikliyor ve hayatta kalmak için "çevreye uyum" kritik önem taşıdığı için KH (negatiflik) düzenine ayak uydurmak adeta hayati bir zorunluluk haline getiriliyor. Bir yandan bu şartlara uyum sağlayıp bir yandan da pozitifleşmek kolay iş değil, evet. Kıyamet tırmanıp düzen çöktükçe, ikisini bir arada sürdürmeye çalışmaktan ziyade pozitifliğe tüm varlığımızla adanma motivasyonumuzda artışlar olabileceğini tahmin ediyor veya umuyorum.

sybleman

Geçmiş olsun Tgur abi. Her zaman aklımdasın. Dualarım seninle. Kısa da olsa bize katıl her zaman seni özlüyoruz.

Bozadi tam olarak dediğin şeyi dün aldım.

Yani bu egoyu hastalık olarak iyileştirilmesi gereken birşey olarak görme halimi düşünüyordum ki Kanal akışı şöyle geldi. Biz sizi o şekilde görmüyoruz. Büyeyen çocuğuna bakan bir annenin bakışı gibi görüyoruz. Çocuğun da belirli dönemlerinde duygusal kontrolsuzlukleri olur, kendini kontrol edemeyebilir. Yaptiklariniza yanlış olarak bakmıyoruz. Gelişme ve büyüme olarak bakıyoruz. Ruhunuz ve bedeniniz aynı anda gelişme göstermez. Bedeniniz yetişkin olabilir ama ruhun da kendine göre evreleri vardır. O aşamaları geçiriyorsunuz sadece bir süreç. Ve bizim gelismemizi izlerken bir annenin çocuğunda gördüğü gelişmeleri gördüğünde ki sevinci gibi mutlu olduklarını söylediler.

Yanlislarimiza kendimizle olan kavgamiza bizim gibi kötü olarak bakmıyorlar. Çocuğun 2 yaş 4 yaş krizi gibi veya ergenlik halindeki cocugun tuhaf davranışları gibi. Zamanla gelişme göstermemiz için sevgiyle takip edip destek oluyorlar.

Belki çabasız dedikleri de budur. Biz bir hayat çizgisi kadar alana bakıyoruz. Ama diger  hayatlarda edinilen tecrübeler dersler birikiyor ve gelişme devam.ediyor. Çocuk gittikçe her hayatta büyüyor aldığı dersleri biriktiriyor. Bazılarını tekrar tekrar alıyor. Belki de sadece bir süreçtir. Yaptığımız eylemler ve çabalar de o sürecin gerektirdiği adımlardır. Çabamız da aşamalar ile değişiyordur. İçsel rehberligimiz aşama aşama bu çabayı ortaya çıkarıyordur. Zamanı gelen bebeğin düşme.ihtimali olsa bile yürümeyi denemeye başlaması gibi.

Bu şekilde geldi. Ben de peki fiziksel kontrolü nasip sağlayabiliriz diye sordum. Örneğin doğru beslenmek. Bunu saglayamiyorum. Kendini zorlayarak yapmaktansa bu konuda bilgiler okuyabilirsin dendi. Bu konuda araştırmaya geçip okumalar yaparsak bir adımda bu konuda bilinç oluşacağını kendimizi zorlamadan sağlıklı şeylere yonelecegimiz söylendi. Yani zorlamaktansa bilgiyle o bilinç halini oluşturmak gerekiyor gibi.

Mantıklı geldi şimdiye kadar zorlama yolunu denedim hep.bir yerde koptu. Okumak ve araştırmak yolunu denemeyi seçiyorum zorlamadan zamanla zihinsel kodları alışkanlıkları kirabilirim belki.