Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

#390
17 yaşında bir çocuğum var ve anlıyorum, bilgisayara el atmalar ve o keyifli kargaşa içinde saatler geçebiliyor.
Şimdi bakayım başıma iş açtığım dönüştürme kelimesine.
Bir hayvan kürkünü giyen kişi kürkün parlaklığının gözbebeklerinin parlaklığında yansımasıyla  vahşi, ele geçirilmez, maceracı, çılgınca düşlere sahip olan içindeki ilkel baştan çıkarıcı deneyimi yaşar ve yaşatmak ister belki.
Böyle bir isteğe, bu seçimine kim karşı koyabilir. O kendi hayatının tüm bunlara sahip olabileceğinin ve ötesinin de olabileceğinin farkında değilse kimse ona bunu anlatamaz.
İlkbaharda tanışan ve birbirlerini seven bir çift vizonun, anne ve babasının, beş aya kadar gözleri kapalı olan yavrusuna işbirliği içinde başlarından türlü türlü tehlikeler geçerek yemek bulmalarını, kardeşleriyle oynadığı zamanları, sonbahar gelince nehirden nehire atlayarak sekiz kilometrelik bir alanı oluşturan kendine ait o alanı bulabilmek için yollara koyulduğunu, zevk için değil sadece gerektiği için avlanan, avlanacağı zamansa iyice döğüşmeyi ihmal etmeyen, coşku içindeyken karlı dağlardan defalarca kayan ve oyun oynamaktan keyif alan bu sevgili varlığın yaşadığı bu neşeli hayata insan tarafından son veriliyor. Her yıl milyarlarcası, kürkleri için, bazılarının kürk daha parlak görünsün diye canlı canlı bedenlerinden sıyırılarak...
Gregorsamsa' nın öyküsünde Yeryüzü Ana'nın memeleri olarak bahsettiği dağların, pırlanta ve altın için katledilmeleri. Bir tek taş pırlanta için şiddet senaryoları sonrası ele geçen bu nesne için nasıl bir keyif alınmaktadır.
Vicdan, zor gelişen bir duygu galiba insanlık için.
Siz kullanmayıp bir başkasına ısınması için vereceğiniz o manto yine şiddet ile ilgili bir hikayeye konu olabilir, satılabilir, ve aklınıza gelebilecek birçok senaryo. Oysa ki o manto annenizin de değer verdiği ve teyzenizin de farkında olmaksızın belki kendini de mutsuz etmiş olan dürtüleri için yine de severek kullandığı bu manto nasıl dönüştürülebilir. İşte başıma iş açtığım konu :)
O anda yazarken düşünmüştüm ki, o mantoyu başka bir eşya haline getirdiğinizde vizonun hikayesini, hayatını, çocuklarınıza, annenize vs.anlatarak belki vizon çiftliklerinden daha çok vizonun kaçırılmasına, ölen o vizonun bu hikayeyi dinlerken şükran ve onur duymasına ve belki de bir süre sonra  yaşanmış bu şiddete bir çocukluk hikayesi olarak gülümseyerek bakan insanlığın oluşumuna neden olabilirsiniz.
Şöyle olabilir mi, kollarını kesin, camdan ya da plastikten uzunca bir vazoya kaplayın. Kalanları ise bir tabureye ya da dört ayaklı bir masanın (neden dört ayaklıysa:)) üzeri hariç çevresine yapıştırarak, masa ve etrafındaki uzunca bir vazo ile bir sunak yapabilirsiniz belki. Ve bir vizonun hayatını gülerek yaşayarak anlatabilirsiniz. Kendimi sizin yerinize koydum düşündüm, güldüm epeyce düşünürken de. Aklıma daha pek çok yapılabilir geldi ama bu en güzeliydi.
Soğuktan donmak üzere olan bir insanın hayatını yaşamasına neden olacaksa o da güzel, kendini değersiz hisseden birinin mantoyu giyerek değerli hissetmesi de öyle. Ve diğer seçenekler, hepsi. Özgürleştirici seçenekler değil gibiler sadece.
Başıma iş açmadan bitireyim :)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

 

Alemtac

#392
Sevgili Tiversonus'un yazdıklarını düşünerek sabah kapıya bırakılmış olan ekmeği almaya gidiyordum. Kapının üzerinde takılı olan anahtarı aldım ve bir elimde anahtar diğerinde boş kahve fincanıyla mutfağa girdim. Kendime çok güldüm...aslında, evet Sevgili Tiversonus'un yazdıkları bir anahtardı benim için; koşulsuz sevgi...en ilkel halimizde kalabilsek, herhangi bir öğretiden negatif etkilenmemiş olsak...ama bu mümkün mü?

Anne karnında olduğumuz andan itibaren dış sesleri algılayabiliyoruz, çevremizde konuşulan her sesi değil aslında, her duyguyu algılıyoruz. Özellikle annemizin duygularını ve ilk öğreti böylece başlıyor. Aslında koşulsuz sevgiyi bilerek var olmuşuz, ilkel olduğumuz için verileni olduğu gibi alıyoruz...benliğimizi de hala işitebiliyoruz, böylece aldıklarımızından koşulsuz sevgiye uymayanları elimine edebiliyoruz. Dünyaya geldikten sonra olanlar oluyor...anlaşmalar, karmalar derken...işte böylece varoluşumuz da olan benliğimizi unutuyoruz.

Şimdi ona dönmek zamanıdır. Meditasyon benliğimizle temasta olmaya başlamamız için uygun bir yol.
 

Alemtac

#393
Kızım bir haftadır yanımda :) ve iki gündür hasta...bu sabah 38 derece ateşi vardı. Ağlıyor, "domuz gribi oldum beeeenn" diyerek. Başardılar mı ne? Korkutmak, korkmak büyük yanlış.
 

Alemtac

#394
Sevgili Güneş arkadaşımdam gelen bu yazıyı paylaşmak istedim.

Bir gün, bir çiftçinin esegi kuyuya düser.
            Adam ne yapacagini düsünürken, hayvan saatlerce anirir.
            En sonunda çiftçi, hayvanin yasli oldugunu ve kuyunun da zaten  kapanmasi gerektigini düsünür ve esegi çikartmaya degmeyecegine karar  verir. Bütün komsularini yardima çagirir. Herbiri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya baslarlar. Esek ne oldugunu fark edince, önce daha beter bagirmaya baslar. Sonra, herkesin saskinligina, sesini keser.
            Birkaç kürek toprak daha attiktan sonra, çiftci kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Esek, sirtina düsen her kürek toprakla müthis bir sey yapmakta, topragi asagiya silkeleyerek yukari çikmasina basamak hazirlamaktadir.
            Bir süre sonra, komsular toprak atmaya devam edince, herkesin saskinligi altinda esek, kuyunun kenarindan disari bir adim atip, kosarak uzaklasir!
            Hayat üzerinize hep toprak atacaktir; her türlü pislik ile.
            Kuyudan çikmanin sirri, bu pisligi silkeleyip bir adim yükselmektir.
            Sikintilarimizin herbiri bir adimdir. En derin kuyulardan bile yilmayarak, usanmayarak çikabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukari çikin.

            Mutlulugun 5 basit kuralini unutmayiniz:
            1. Kalbinizi nefretten arindirin - Affedin.
            2. Düsüncelerinizi endiselerinizden arindirin - Çogu zaten hiç gerçeklesmez.
            3. Basit yasayin ve elinizdekilerin kiymetini bilin.
            4. Daha çok verin.
            5. Daha az bekleyin.
 

sirera

#395
Sevgili Alemtac, umarım kızınız iyileşmiştir, acil şifalar diliyorum.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#396
Sevgili Sirera :) teşekkür ederim :)). Eh işte, hafif bronşit ve bugün dönüyor. Dönmek zorunday mış, tek ders bile kaçıramaz mış :))) Elimden geleni yaptım, iyileşecektir.
 

Alemtac

#397
İlk okulda öğrendiğimiz dersleri düşündüm, temelimizi oluşturan bu dersler di. O zamandan çarpım tablosunu öğrenemediysek, sonradan da öğrenemeyiz. Olur mu böyle şey? :)) Oluyor, benim oğlum mesela :) Hesap makinası var ya, ah işte teknoloji. Kızımın da coğrafya bilgisi hiç yok :) Ve temelimiz zayıf kalıyor, böylece ilerleyen hayatlarımız da bu temele göre şekilleniyor. İlk okulda öğrendiklerimizi unutmayız, unuttuk zannetsek te kolayca hatırlarız. Çocukluktan öğrenilen sağlam temelli hiç bir şey unutulmaz. Ancak karşımıza öğrendiğimiz dersle ilgili bir problem çıkınca hatırlarız, o ana kadar unuttuk sanırız. İlk okul öğretmeni çok önemlidir, sevilmesinin, varlığının unutulmamasının dışında; verdiği eğitimle geleceğimizi şekillendireceği için önemlidir.

Bu örneği verme sebebine gelelim; bizler bedenli varlıklar olmadan öncesine...bir zamanlar neşe içinde var olduğumuz yerde birer öğrenciydik. Öğretenlerimiz iyi birer öğretmen di ve derslerimizi iyi öğrendik. Aslında öğretmenlerimizi ve öğrendiklerimizi hiç unutmadık. Karşılaştığımız sorunları nasıl çözeceğimizi iyi biliyoruz ama farklı etkenler bizleri şaşırtabiliyor. Her birimizin öğrendiği dersler farklı gibi görünsede yani karşılaştığımız problemin çözme yolları her bir insan için farklı görünsede aslında aynıdır. Bizi şaşırtan; içinde olduğumuz problemde etken olan diğer insanlar ve onlara duyduğumuz hislerdir. Özellikle negatif duygular bizleri problem çözmede şaşırtan en büyük etkendir. Karşımıdaki bize zarar veriyor gibi görünen hareketler yaparken ona karşı negatif olmayan hisleri duymak mümkün mü? Bize göre negatif, yani kötü olan biri; bir başkası için dünya iyisi olabilir. Bize o an negatif görünen hareket aslında bizlerin hayrına olduğunu zaman içinde anlarız. Bizler iyilik yaparken, bir başkasına zarar vermiş oluruz. Hiç biri kötülük, zarar değildir; ne bizim neden olduğumuz, nede bize yapılan. Karşımızdakini suçlamadan önce, neyi neden yapmış olabileceğini düşünün. Hatırlayın içinizdeki sevgiyi.
 

sirera

#398
Kızınız bedava peynirin sadece fare kapanında olmuş olduğunu anlamış ki sizin şefkatli ellerinizden uzaklaşıp derslerine dönmüş olmalı :) Dilerim neşeyle, sağlıcakla olsun an be an. Çocuğum oynadığı takımda zaman zaman sakatlanmalar yaşar. Eve geldiğinde yardımcı olmamı isterse söyler bazen, alışkanlıkla ellerimi 5-10 cm uzağında tutar ve enerjinin hareket etmesine niyet ederim. Bana kızar, yaa der anne bırak şu acayip şeyleri, şu isimdeki kremle azcık ov geçtiği kadar uğraşma. Ağrının geçmekte olduğunu bilse de klasik yöntemleri daha güvenilir bulur :)Birçok tanıdığım da öyle. Bugünlerde bir kaç sağlık sorunuyla uğraşıyoruz. Tiversonus' un  paylaşımlarına bir süre ara verme kararı da üzüntü oldu aslında biraz önce okudum. Paylaşılan içsellikte suyun hareketi gibi bir hafiflik yaratıyor sanırım, bu devinimi hissettmek için hareketsizlik isteniyor, belki Tiversonus' da buna benzer birşey hissetmiştir. İş mailleri dışındakileri sıklıkla takip etmiyorum, bir mail grubunun olduğunu bile bilmiyordum. Aslında bu foruma üye olurken bu kadar çok yazacağım olduğunu da hiç düşünmezdim. Bu enerjinin akacağı varmış demek ki. Umarım bu süreçte huzur içinde taze, dinç ve en yüce olan bir'in gücüyle huzurlu, neşeli, iyi olur. Oluruz. Bir süre ben de bahsettiğim hastalıklarla uğraşıyor olup yazamayacağım sanırım. Bir süre sonra da dikenleri koruma uğraşımla uğrayacağımı sanıyorum.  Teşekkürler, herhangi bir kusur olduysa özür,
sevgi ve huzurla
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#399
Hayallah Sevgili Sirera...Yazınızı okurken neşeliydim ve verecek bir sürü cevabım vardı. İyide sizler yazmama kararı alırsanız, zaten burada yazan kaç kişi. Geçen gece saymıştım, hmm doğruymuş demek ki, sayma azalır derdi anneannem. Her ne ise Sevgili Sirera kendi adıma yazdığınız süre içinde yazdıklarınızdan mutlu oldum. En kısa sürede yazılarınızı tekrar paylaşmanızı diliyorum. Sevgiler.
 

sirera

Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#401
40 yaşın üzerinde olanlar hatırlar, arkası yarın adlı radyo tiyatrosu vardı bir zamanlar. Önce masal saati, ardından arkası yarın başlardı, akşam 8 civarıydı yanlış hatırlamıyorsam. Ailecek radyo başına geçer, önceki günden en heyecanlı yerinde kalmış olan radyo tiyatrosunu pür dikkat dinlerdik. Tabii televizyonun olmadığı mutlu yıllardı o zamanlar. Bittiğinde de neden bitti diye üzülür, ertesi gün başlayacak olan yeni arkası yarını heyecanla beklerdik. Bir öncekinin hazzı hala içimizde olduğu için, bir sonrakinden ilk başlarda pek hoşlanmaz, sonradan kaptırırdık kendimizi. Eğer gerçekten önceki kadar güzel bulmazsak başka kanal arardık. Annem ve babam bizlere dinlediğimiz tiyatro ilgili sorular sorardı; ne anlamıştık, ne anlatılmak isteniyordu, yaşamla örnekleştirirdik.

Burada yazdıklarımda öyle, yaşamımdan kesitlerle oynadığım tiyatro sahnesinden....

Arkası yarın.
 

Alemtac

#402
Can Dündar ''''dan....

Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu.
Ya keman çalacaktim, ya piyano; ya flüt çalacaktim ya da
akordeon... Olmadi,hepsini istedim, hiçbirinden vazgeçemedim.

Yillar geçtikten sonra her enstrumani iyi çalabiliyorum;
ama hiçbirinde virtüöz degilim.
 
Bütün enstrumanlari iyi çaliyorum, ama kimse tanimiyor beni.

Basarili olmak için her sey degil, bir sey lazimmis.

Basari bir verismis; bir seyi alabilmek için birseyi
vermek, digerlerinden vazgeçmek gerekiyormus.
Keske kemani seçseydim ve digerlerinden vazgeçseydim.

Karima da hayati zindan ettim, sevgililerime de...
Hiçbirinden vazgeçmedim.

Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya,
digerlerinden vazgeçmek...

Iste evlenirken ben bunu anlamadan evlenmisim.

Evlendikten sonra baska kadinlarin da oldugu bir hayati
yasamaya devam ettim.

Içlerinden bazilarini daha çok sevdim; ama ne onlardan
birinde, ne de karimda karar kilabildim.

Yillar sonra simdi yapayalnizim. .. Ne karim kaldi, ne de
digerleri...

Keske birini gerçekten seçebilseymisim, ama, yapamadim.
Cok kadin, hic kadinmis !!!

Tipki enstruman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta
elim bos kaldi.

Almak için birakmak gerekiyormus.
 
Hayatim boyunca yapacak çok isim oldu; hepsini yapmayi
istedim.

Hangisinde ''''en iyi'''' yim? simdi bakiyorum, kazananlar,
basarili olanlar hep bir tek sey yapmislar.

En iyi olmak için önce seçmek ve digerlerini birakmak
gerekiyor. Iste de böyle, özel yasamda da...

Bu seçimi yapmamiz gerekiyor; çünkü mutlaka bazilari daha
uygun...

''''Her seçim bir kaybedistir! ...''''

Her tercih bir vazgeçistir çünkü...
 
Hayata bir baska gözle bakmayi ögrendiyseniz, bu seçimde
kazandiklarini sananlara yalnizca aciyarak gülümsersiniz.

Her seyin siradanlastigi bir dünyada bazen kaybetmek en
dogru seçimdir.
 
Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçistir.

 

Alemtac

#403
Bizler yani insanlar sadece kendimizi tepki veren bir anlamda hisseden varlıklar sanırız. Aslında bu şekilde olmıyacak tı :) Tabiki hayvanların ve bitkilerin de hisleri olduğunu kabul ediyoruz diye ilave edeyim. Peki gözle göremediğimiz, varlığını bilmediğimiz yada bildiğimiz diğer varlıkların da tepkileri olduğunu biliyor muyuz? Onlar da korkar mı, mesela?
 

Alemtac

#404
Bence korku, tüm boyuttaki ve yoğunluktaki varlıklarda evrimleşmeyle (doğrumu tanımladım bilmiyorum?) birlikte azalıyor ve de yok oluyor. Yükseliş bilgiyle birlikte geliyor ve korku da böylece yok oluyor, yerini neşe alıyor. Şimdi aklıma birçok örnek geldi; ilk defa ateşi gören bir insan korkmuş mudur? Sonra onu nasıl kullanacağını öğrendikten sonra? Ama bir bebek ilk kez ateşe elini uzattığında canını yakacağını bilmez ve sonradan bizler onu bebeğe karşı kullanırız, istemediğimiz davranışlarında "cızzz"...yani ateşle korkuturuz, korkmayı öğretiriz aslında. Pamuktan korkan insan gördünüz mü? İşte nasıl olmuşsa olmuş...pamuktan korkulmaması gerektiğini bilsede olan olmuş.

Oğlum da, kızımın arkasından aynı şekilde hastalandı. Dün gece 39 derece ateşliyken "hastahaneye gitmek lazım" dedi fısıldar gibi, önce anlamadım...sonra tekrarlamasına gerek kalmadan anladım ve "domuz gribi değilsin" dedim, "sen bilmiyorsun, hastahaneye gitmek lazım", "lazım değil, ama istersen gidelim", "ölceğimi anlayınca giderim, yanınızda ölmem, ben kendim giderim", gülmek geldi içimden bu haline ama tuttum kendimi, "tamam oğlum, sen istiyorsan gidelim" ve vazgeçti, bebekliğinden beri çenesi düşer ateşlendiğinde, durmadan konuşuyor...artık gülmek serbest :)) internetten domuz gribinin belirtilerini buldum ve okudum oğluma...şimdi neler olduğunu söylemek pek doğru gelmiyor bana, yoksa herbir belirtiyi gösteren domuz gribidir anlamına gelmiyor. Aslında böyle bir grip olduğuna bile inanmıyorum. Neyse, işte korkutuluyoruz demek istiyorum.