Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rinda

#120
S: (A) Yani insanlar parçalara ayrışıyorlar ve hepsi kendini asıyor. (Joe) Tam tamına 24 kişi, hepsi kendini astı. (A__) Ve hepsi 30 yaşın altında. (L) Ee, bir yandan devam eden HAARP'ın etkileri, bir yandan devam eden mikro dalga kuleleri ve bir yandan da kozmik dalgalar. (DD) Geçen hafta bir Tulsa'daki bir arkadaşım intihar etti.
C: Tüm Dünya' da daha çok dengesiz (instabil) davranış bekleyin.
------------

'İntihar başkenti'nin sırrı çözüldü!
27 Haziran 2008 Cuma 13:27İngiltere'nin Galler bölgesindeki Bridgend kasabasında, son 18 ayda 22 gencin intiharını soruşturan yetkililer, esrarlı intiharlarla ilgili çarpıcı bir gerçeğe ulaştı.

Yapılan araştırmada, 'intihar başkenti' olarak anılan Bridgend'daki ölümlerin, çevredeki GSM kulelerinden yayılann radyasyon dalgalarıyla bağlantılı olduğu belirlendi.

Radyasyonun etkilerini araştırmak üzere hükümet tarafından kurulan komitenin üyesi Dr. Roger Coghill, kasabada intihar eden 22 gencin evlerinin, kulelere çok yakın olduğunu söyledi.

Kulelerin mesafesi ile depresyon arasındaki bağlantılara ilişkin dünya genelinde araştırmalar yapan Coghill'in raporunun, yeni tartışmaları alevlendireceği belirtiliyor. Elde edilen sonuçların, kulelerin yerleşim alanlarına kurulmasına karşı çıkan çevrelerin elini de güçlendireceği kaydediliyor.

İngiliz Daily Express gazetesine konuşan Coghill, kulelerin Bridgend'deki intihar vakalarıyla bağlantılı olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunduğunu belirterek, 'Mobil radyasyona maruz kalmanın depresyona yol açtığını gösteren birçok araştırma var. Radyo ve elektrik dalgaları yayan malzemelerin yakınındaki insanlar arasında intihar oranları yüksek' dedi.


İngiltere'deki mevzuata göre GSM kulelerinin yerleşim bölgelerine en az 800 metre mesafede olması gerekiyor. Ancak Bridgend'deki kurbanların evlerinin ortalama 356 metre mesafede olduğu belirtiliyor.

Uzmanlar, gençlerin beyinlerinin radyo dalgalarına karşı daha duyarlı olduğunu belirtiyor. Coghill, 'Bildiğimiz şu ki, elektrik enerjisi beynin kimyasını etkileyerek serotonin düzeyini düürüyor. Depresyonun serotonin düzeyini azalttığını biliyoruz ve depresyon için standart tedavi yöntemi, serotonin düzeyini takviye edecek ilaçlar vermektir' diye konuştu.

Bridgend'de 5 Ocak 2005 tarihinden bu yana 22 genç intihar etti. İntiharlardan bir kısımın, bazı internet siteleriyle bağşantısı olduğu öne sürülse de, şu ana kadar bütün ölümler için ortak olan bir neden tespit edilemedi.

kaynak: www.hurhaber.com

şimdi bu haber de benim dikkatimi ilk çeken satır: "İngiliz Daily Express gazetesine konuşan Coghill, kulelerin Bridgend'deki intihar vakalarıyla bağlantılı olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunduğunu belirterek, 'Mobil radyasyona maruz kalmanın depresyona yol açtığını gösteren birçok araştırma var. Radyo ve elektrik dalgaları yayan malzemelerin yakınındaki insanlar arasında intihar oranları yüksek' dedi."

Yani bir enerji akımı, bir sürkülasyon olduğu kesin
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tiversonus

#121
:)) Teşekür ederim, bu güzel paylaşımlar için, yani herkese...

Alemtac

#122
Bir milyon yaşındaki taş baltalar

Giriş Saati : 03.09.2009 09:44
Güncelleme : 03.09.2009 09:48

İspanya'nın güneyinde, 70'li yıllardaki kazılarda bulunan taş baltaların yaklaşık bir milyon yıllık olduğu belirlendi.
Nature adlı dergide yayımlanan ve ABD'nin prestijli Berkley Üniversitesi Jeokronoloji Merkezi tarafından yapılan araştırmada, bugüne kadar Avrupa'da bulunan taş baltaların 500 bin yıllık, İspanya'nın La Solana del Zamborino ve Estrecho del Quipar kazılarında bulunan baltaların ise 760 bin yıl ila 900 bin yıllık olduğu belirtiliyor.

Makalede, Afrika'da bir buçuk milyon yıllık baltaların bulunduğunu, bu buluşun, Paleolitik dönemde büyük bir teknolojik sıçrama olduğunu ve bu tür baltaların sahiplerine daha fazla hayata kalma şansı sağladığını gösterdiği ifade ediliyor.

Makalede, İspanya'da bulunan taş baltaların da yaklaşık bir milyon yıllık olmasının, Afrika ve Avrupa'da aynı dönemlerde insanların balta kullanmaya başladığını gösterdiği kaydediliyor.

Baltaların yaşı, araştırmayı yapan Gary Scott ve Luis Gilbert adlı bilim adamları tarafından "magnetostratigrafi" adlı teknikle belirlendi.

Araştırmacılar, kullandıkları teknik sayesinde, bu taş baltaların dünyanın kutup magnetik alanındaki son değişim olan 780 bin yıl öncesine, yani üst Pleistosen dönemine ait mineral unsurlar içerdiğini tespit etti.

Bilim adamları, "Üst Pleistosen döneminde kutup alanı ters. O dönemde pusula olsaydı, iğnesi kuzeyi değil güneyi gösterirdi" diye konuştu.

http://www.sabah.com.tr/Dunya/2009/09/03/bir_milyon_yasindaki_tas_baltalar
 

Alemtac

#123
Bir hayal gerçek oluyor
Japonların uzaya kuracağı güneş enerjisi santrali kuruyor... Bilim-kurgu kitaplarından fırlamışa benzeyen proje üzerinde 1998'den beri çalışılıyor.


AA

Tokyo- Japonlar, uzaya güneş enerjisi santrali kuracak, santralin üreteceği enerji lazer veya mikrodalga olarak yeryüzüne nakledilecek. Hükümet, bu "fütürist" santralin kurulabilmesi için kolları sıvadı ve 2030'a doğru dünya yörüngesinde güneş santrali kurulmasına ilişkin projeye katılacak firma ve kurumları belirledi.

Yer'den 36 bin kilometre yüksekte kurulacak santral, güneş panellerinden oluşacak. Yeryüzünde kullanılmakta olanlara benzeyen fotovoltaik elementler, güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürecek. Paneller yerdekinin en az 5 katı fazla elektrik üretecek. Elektrik akımı, Yer'deki devasa bir parabolik antene lazer veya mikrodalga huzmeleri şeklinde gönderilecek.

Güneş enerjisinin temiz ve sonsuz olduğunu vurgulayan Japon yetkilileri, bu sistemin enerji ihtiyacının karşılanmasına ve sera gazlarının yol açtığı küresel ısınmayla mücadeleye katkıda bulunacağını düşünüyor. Bu muazzam bilimsel ve sınai proje, Japon Uzay Kurumu başkanlığında yürütülecek. Japonlar, bilim-kurgu kitaplarından fırlamışa benzeyen proje üzerinde 1998'den beri çalışıyor.

Bu kapsamda ilkin enerjinin mikrodalga halinde aktarılabilmesi için bir deneme uydusu fırlatılacak. Ardından her biri 10 megavat gücündeki güneş panellerinin robot çalışmalarıyla uzaya yerleştirilmesinin mümkün olup olmayacağı görülecek. Daha sonra 250 megavatlık bir prototip santral yörüngeye oturtulacak. Böylece santral bütünüyle testten geçirilerek maliyet ortaya çıkacak.

Araştırmacılar, nihai olarak 1000 megavatlık sistem kurmayı tasarlıyor. Evdeki hesap çarşıya uyarsa, elektriğin kilovat başına maliyeti, bugünkünün beşte ya da altıda biri kadar olacak. Ancak bu enerjiyi kullanacak halkın ikna edilmesi şart gözüküyor, zira birkaç sene evvel yapılan kamuoyu araştırması, insanların lazer ve mikrodalga deyince endişe duyduğunu göstermiş bulunuyor.

4 Eylül 2009
 

Alemtac

#124
Kuzey Kutbu, en sıcak dönemini geçiriyor
Kuzey Kutbu'nun son 10 yıldır, son 2 bin yılın en sıcak döneminden geçmekte olduğu belirlendi.


AA

Washington- İnsanoğlunun faaliyetleri iklim üzerinde o denli etkili duruma geldi ki, insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan sera gazlarının etkisi, Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin iklim üzerinde 21 bin yılda bir yol açtığı etkiden daha belirleyici oldu.
Dünya aslında 21 bin yıllık bir küresel soğuma dönemi içindeyken, insanoğlunun faaliyeti bu doğal gidişatı tersine, küresel ısınma yönüne çevirdi. Önde gelen bilim dergilerinden Science'da yayımlanan uluslararası bir araştırmaya göre ''insanın bu faaliyeti olmasaydı, dünya 4 bin yıl daha soğumayı sürdürecek, sonra da Güneş çevresindeki yörüngesindeki değişimler nedeniyle ısınma dönemi başlayacaktı."

Makaleyi kaleme alan iki bilimciden biri olan, ABD Atmosferik Araştırmalar Ulusal Merkezi'nden David Schneider, çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, Kuzey Kutbu'nun, Kuzey Buz Denizi'nin küresel iklim değişimine yol açan etkilere karşı çok hassas olduğunu belirterek, ''İklim sisteminde neler olup bittiğini ilk olarak burada gözlemleyebilirsiniz. Burada gözlemledikleriniz, dünyanın geri kalanında sonradan olacakların da bir göstergesi'' dedi.

Dünyanın Güneş çevresindeki yörüngesinden kaynaklanan Büyük Soğuma Dönemi 7 bin yıl önce başladı ve ortaya ''Küçük Buz Çağı'' çıktı. Bu çağ, 16.-19. yüzyıllar arasında, Sanayi Devrimi'ne paralel olarak son buldu. Oysa soğuma, normal 20., 21. ve ilerleyen yüzyıllarda da sürmeliydi.

Bu soğumaya yol açan yörünge etkisi, Kuzey Kutbu'nun, Dünya'nın pozisyonundan ötürü yaz aylarında giderek Güneş'e daha uzak kalmasından kaynaklanıyor. Arizona Üniversitesi'nden Darrell Kaufmann'a göre Kuzey Kutbu'nda yaz ayları sırasında Dünya, Güneş'e, 2 bin yıl öncesine göre 1 milyon kilometre daha uzakta kalıyor. Yaz aylarında kutupların Güneş'e uzaklığının yol açtığı soğuma eğiliminin 4 bin yıl daha sürmesi gerekirken devreye insan faaliyetlerinin yol açtığı küresel ısınma girdi ve bu doğal süreci yarıda keserek tersine çevirdi.

Makalenin yazarlarından olan, ABD Atmosferik Araştırmalar Ulusal Merkezi'nden Bette Otto-Bliesner de açıklamasında, ''İnsan kaynaklı sera fazı etkisi olmasaydı, Kuzey Kutbu'ndaki yaz dönemi sıcaklıkları giderek daha düşük düzeylere inecekti'' diye konuştu.

Kuzey Kutbu'ndaki ortalama sıcaklık, eğer insan faaliyetlerinden etkilenmeseydi, bugün bulunduğundan 1.66 derece daha düşük olacaktı.

Dünyanın kliması olarak nitelenen kuzeydeki buz tabakasının kapsadığı alan daraldıkça, koyu renkli alanlar artıyor ve bu da dünyanın daha çok güneş ışınını soğurmasını, daha fazla ısınmasını beraberinde getiriyor. Bu ısınma, Grönland'daki karasal buzul tabakalarının da erimesine ve deniz düzeyinin yükselmesine yol açıyor.

Kuzey Kutbu'ndaki bu ısınma, bir başka tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Yüzyıllardır donmuş toprak altında sıkışmış olan ve karbondiokside göre kat kat daha fazla sera, küresel ısınma etkisine sahip olan metan gazı, ısınarak gevşeyen topraktan, atmosfere yayılmaya başlıyor.

4 Eylül 2009
 

Alemtac

#125
Avrupalılar aslında siyahmış... 5500 yıl önce!
Avrupa'da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar 'koyu' olduğu, o yıllardan itibaren de hızla açılmaya başladığı iler sürüldü.
     
ntvmsnbc
Güncelleme: 14:22 TSİ 31 Ağustos. 2009 Pazartesi

OSLO - Avrupa'da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar 'koyu' olduğu, o yıllardan itibaren de gittikçe açılmaya başladığı belirtildi. Bunun temel nedeni de vücut için yaşamsal önemdeki vitamin D alımının düşmesi.

Oslo Üniversitesi Fizik Enstitüsü'nden Joan Moan ile New York Brookhaven Ulusal Laboratuarı'ndan biofizikçi Richard Setlow'un ortak araştırmasında, İngiltere ve İskandinavya'da binlerce yıl önce yaşayan insan nesillerinin oldukça koyu derili olduğu, ancak avcılıktan tarıma geçiş sürecinde vücuda giren veya orada üretilen vitamin D miktarının azalmasıyla deri renginin de açılmaya başladığı savunuldu.

Moan ile Setlow, 5500 ila 5200 yıl önce İngiltere'de yaşayan insan nesillerinin balık tüketiminde hızlı bir düşüş yaşandığı kanısında. Et ve balığa ikame edilen tarımsal gıdaların da vitamin D açısından fazla zengin olmaması, ayrıca Avrupa'nın kuzeyinde yaşayanların vücutta vitamin D üretimini tetikleyen güneş ışığına fazla maruz kalmamaları deri renginin açılmasının işaretleri olarak kabul ediliyor.

Yine de bu yorumun hemen kabul edilmemesi gerektiğini savunan bilimciler, Avrupa'nın binlerce yıl önceki nüfus hareketlerinin çok karmaşık olduğunu, soğuk ve sıcak bölgeler arasında göçlerin sıkça yaşandığını ve genetik mutasyonun Avrupa'daki her insan grubu için söz konusu olamayacağını söylüyor.

Üstelik Avrupa'ya göç eden ilk insanların bunu tek seferde yapmadığı ve geçen 700 bin yıl boyunca binlerce kere göç akımlarının olduğu, ayrıca buzul çağlarında bu insanların yer değiştirerek daha güneydeki sıcak bölgelere çekildiği gibi bulgular da mevcut.

Öte yandan hava ve beslenme koşullarına bağlı genetik mutasyon ihtimali hala en yaygın ve inanılır görülen teori. Bazı araştırmacılar, insanın konuşmaya başlamasını sağlayan FoxP2 geninin bile 50 bin yıl önce genetik mutasyonla ortaya çıktığını savunuyor.

 

Alemtac

#126
"Japon First Lady"yi uzaylılar kaçırmış!
Japonya'nın yeni seçilen Başbakanı Yukio Hatoyama'nın eşi renkli kişiliği ile Michelle Obama ve Carla Bruni'yi gölgede bırakacak gibi.

(Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra) -- Miyuki Hatoyama yaşam biçimi gurusu, temelde tahıl ve bakliyat tüketimine dayalı diyet meraklısı, yemek pişirme kitabı yazarı, emekli aktris ve aralarında kahve çuvalından yaptığı bir eteklik de bulunan cesur kıyafetlerin yaratıcısı.

Dahası da var: Venüs gezegenine seyahat etmiş ve uzaylılar tarafından kaçırılmış.

Tom Cruise bir zamanlar Japonmuş

62 yaşındaki Miyuki Hatoyama bir önceki yaşamında Tom Cruise'la da tanışmış. O zamanlar Tom Cruise Japonmuş. Hatoyama şimdi ise Cruise ile bir Hollywood filminde birlikte oynamak istiyor.

Hatoyama geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda "Karşılaştığımızda ona 'uzun zamandır görüşemedik' diyeceğim ve o da benim neden sözettiğimi anlayacak" dedi.

Ama geçtiğimiz pazar yapılan seçimlerden sonra dikkatleri çeken en önemli şey Hatoyama'nın yazdığı "Karşılaştığım Çok Tuhaf Şeyler" adlı kitabı oldu. Hatoyama kitapta 20 yıl önce bir gece uyurken uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia ediyor.

"Vücudum uyurken, ruhum üçgen şeklindeki bir UFO ile Venüs'e gitti" diyor Hatoyama geçen yıl yayımlanan kitabında ve"Çok güzel bir yerdi ve çok yeşildi" diye devam ediyor.

Japonya ekonomisini içinde bulunduğu kirzden çıkarmakla sorumlu olan Başbakan Hatoyama ise birçok yeteneği bulunan eşine son derece bağlı. Başbakan Hatoyama kendi internet sitesinde eşiyle birlikte çektirdiği sevecen bir fotoğraf yayınlayıp, "Eve gittiğimde rahatlıyorum. Eşim sanki bir enerji ikmal istasyonu," sözlerine yer veriyor.

Kendisi de sıradışı bir politikacı olan Başbakan Hatoyama seçim kampanyası sırasında "Sevgiyle dolu siyaset" çağrısında bulunmuş ve bu yüzden diğer Japon politikacılar tarafından "uzaylı" olmakla suçlanmıştı.
 

Alemtac

#127
Matematikte kadın-erkek eşitsizliği!
2009-06-04 12:08:00

 Bilim adamları yıllardır merak edilen sorunun cevabını aradı: "Neden kadın matematikçilerin sayısı erkek matematikçilerden az?" Farkın nedeni yetenek mi yoksa matematiğin eril imajı mı?

19. yüzyılda bilim adamları kadınların beyninin erkeklerden daha küçük olması nedeniyle kadınların düşünce, akıl ve mantık yeteneğinin sınırlı olduğu kanısındaydı. Ancak bugün kadınların yeteneklerinin erkeklerle aynı hatta bazı konularda daha üstün olduğu biliniyor. ABD'nin Wisconsin Üniversitesinden iki bilim insanı, bugün neden erkek matematikçilerin kadın matematikçilerden daha fazla olduğunu bulmak için kolları sıvadı.
3 milyon kişinin ilk ve ortaokuldaki sınavlarına ilişkin bilgilerini toplayan bilim insanları, bugün kız ve erkek çocuklarının başarısı arasında fark bulunmadığını gördü. Ayrıntılı incelemeden sonra, kız çocuklarının başta hesap konusunda erkeklerin biraz daha önünde olduğu, ancak bu avantajın daha sonra kaybolduğu belirlendi.

"Pnas" dergisinde yayımlanan ve Fransız "Le Figaro" gazetesinin internet sitesinde yer alan makalede, kız ve erkek çocukları arasında soyut kavramları anlama ve karmaşık soruların çözümü konusunda fark bulunmadığı da görüldü. Ancak örneğin Fransa'da yüksek öğrenime hak kazanmak için girilen lise bitirme sınavında erkeklerin kızlardan daha başarılı olduğu saptandı. Fransa'da "zor" olarak bilinen, aralarında matematiğin de bulunduğu alanları seçen kızların sayısı azdı. "Matematiği iyi olan" kızlar bile bu yönde yüksek öğrenimi amaçlamıyordu.
 
Bu saptamalarla yetinmeyen bilim adamları, daha ayrıntılı bilgi için kız ve erkeklerin matematik yeteneği arasında fark olup olmadığını araştırdı. Araştırma sonucunda kesin cevap bulunamadı. Çünkü yetenek, çağ, ülke ve sosyokültürel yapıya göre değişim gösteriyordu.

Bilgi için tarihten de yararlanan bilim adamları, geçmişte birçok matematik dahisi kadından biri olan Marie-Sophie Germain üzerinde durdu. 1776'da Fransa'da doğan bu kadın, 13 yaşında matematik dehasını göstermiş ve öğrenimine devam etmek üzere erkek takma adı almıştı. Germain, ancak erkek adıyla mektupla öğrenim görebilmişti. Sonuç olarak, sosyokültürel çevre etkiliydi.

Son aşamada manyetik rezonans (MR) cihazıyla beyni inceleyen bilim adamları, kadın ve erkeklerin beyninde ilgi merkezlerine ilişkin, yetenek değil de işleyiş farkı bulunduğunu gördü. Ancak bu fark da çok azdı, kadın ve erkek matematikçiler arasındaki sayı farkını açıklamaya yetmedi.

Hiçbir kadın matematikçi Nobel matematik ödülüne eşdeğer olan Fields ödülünü alamasa da, kadın matematikçiler kendilerine erkeklerden farklı davranıldığını yalanlıyor.

Bazı bilim insanlarına göre, "matematiğin imajı" nedeniyle kadın ve erkekler arasında böyle bir fark bulunuyor. Matematik daha "eril bir alan" olarak görülüyor. Farkı yok etmek için, belki de "bu imajın ortadan kaldırılması" gerekiyor.

AA
 

Tiversonus

#128
Biri "kör" diğer "topal"; işte vardır bunda bir eğitici amaç:)))

Alemtac

#129
Astronomdan şair de olunurken, matematikçiden şair duydunuz mu? ;) Hem astronom hem matematikçi olabilir, ona bir şey demem :))

Matematik düşünüş biçimi, mantık geliştirebilme yeteneği...ondan kopmamız imkansız, dinlediğimiz müzikten yediğimiz ekmeğe kadar herşeyde, evrenin yaradılışında matematik var ve yetenek herbirimize eşit olarak dağıtılmış ancak cinsiyet ayırmaksızın korkulur matematikten. Bence asıl kabahatli eğitim sistemi, hız ve havuz problemleriyle yıldırmış insanları :)).
 

Tiversonus

#130
Aslında beyin kürelerinin kullanışı ve yapısı ile ilgili yukarıdaki sözü söylemiştim. Buralardaki "fark" acaba çevresel faktörlerden mi oluştu bunu da net olarak bilmiyorum. Yani yapısal bir fark var ancak Bir olabilmenin belkide en küçük örneği için böyle oldu mu? Sonra da Bir olabilmek için her parçanın "Tüm" olamsı yani kendi içinde birlik olması gerektiği söyleniyor. Yani bence sezgisel olarak şu aklıma geliyor: Ra bilgilerinde bahsedilen, Ra Toplumsal bileşiminin 3. yoğunluktan 4. yoğunluğa çıkışları, bu metod, yani Sonsuz Zeka'ya frekans kapısını potansiyel olarak var olması. Dünya insanları (kadınları ve erkekleri) ne güzel olmaz mıydı aynı metod ile Sonsuz Zeka'ya ferkans açarak, 4. yoğunluğa çıksalar. Aklıma bunlar geldi. Yani iki cinsiyet arasında -belirli koşullarda- Sonsuz Zeka'ya açılan bir potansiyelin olması birbirlerini bir şekilde tam olduktan sonra daha da öteye taşıyan Bir'lik oluşumu olması. İşte artık Dünya değişimleri dışında bilinç evrimi yolu kalmadı, bu bir gerçek.

Alemtac

#131
"Yani her kadın ve her erkek; tek beden de hem dişi ve hem de erkek olmayı becermek zorunda." demiştiniz. İşte bunu başardığımız zaman...:)
 

Tiversonus

#132
Bazen konuşulmayanı konuştuğum için garipsendiğimi biliyorum. Ama bakın şöyle her dişi veya erkek kendi enerji merkezlerini dengeleyecekler ve sonra buradan ancak hükmetmek, sahip olmak dışında işbirliği çıkabilir. Ve sanırım Dünya'da bu fırsat potansiyel olarak vardı, bir şekilde DNA müdahalesi veya Dünya küresinin 3. yoğunluk varlıklarının yapısı dolayısı ile bu yoldan "sevgi ve merhamet" geliştirilemedi, kala kala dünya değişimleri nedeniyle oluşacak "bilinç etkisi" kaldı. Pleiadesliler diyor ya: bir öğleden sonra yirmi milyon küreyi terk eder se bu kalanlar arasında biliçte bir etki yapar. Şimdi bilinç evrimi (genel olarak) için bu yol gözüküyor. Elbette farklı düşünenler de olacaktır.

Alemtac

#133
Haklısınız ve ne yazık ki. İnsan bilinci ancak felaket anlarında yükselir ve birlik içinde olunur. Yapılan araştırmalar ortaya koyuyor bunları. Daha başka yolu olması lazım ama yaşanacaksa yaşanacak.
 

Tiversonus

#134
ABD'li medyum lotoyu bildi

ABD'li medyum ve illüzyonist Derren Brown, geçen Çarşamba günü loto çekilişiyle eş zamanlı gerçekleşen Channel 4 kanalındaki programında kazanan numaraları bilince ülkenin gündemine oturdu.

İSTANBUL - Çarşamba akşamı Amerikan Channel 4 ve İngiliz BBC1'de canlı yayınlanacak programda lotoda kazanmanın sırrını anlatacak olan Brown, sayıları görebildiği için hiç loto oynamadığını açıkladı. Lotoda kazanırsa iç dünyasında kaybetmekten korktuğunu söyleyen Brown'un programının reyting rekoru kırması bekleniyor.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24998519/