Antik Kalıntılar - İzler

Başlatan Tiversonus, 03 Mayıs 2009, 20:15:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Nuh Tufanı\'nın izlerini arayan Amerikalı ünlü káşif Robert Ballard, Karadeniz\'in 95 metre derinliğinde antik bir medeniyete ait kalıntılar buldu. Antik yerleşim alanının 7500 yıl önce yaşanan büyük sel felaketinin ardından suların altında kaldığı sanılıyor.



NUH Tufanı\'nın izlerini arayan Amerikalı Robert Ballard, Karadeniz sahilinden 20 km açıkta ve 95 metre derinlikte antik bir uygarlığa ait kalıntılar buldu. Araştırmacılar, 7500 yıl önce yaşanan büyük sel felaketi sonrasında söz konusu yerleşim alanının sular altında kaldığı söylediler.


Titanic ve Bismark gibi batık gemileri okyanus dibinde bulan ünlü araştırmacı Dr. Robert Ballard, eylül başından itibaren Karadeniz\'in dibindeki kalıntıları taramak için 5 haftalık bir inceleme gezisi başlattı. Araştırmacılar geçtiğimiz günlerde sahilden 20 km açıklıkta dörtgen bir yapıya ait parçalar, tahtadan ve taştan oyma kalıntılar buldular


BU İNSANLAR KİM?

12 m genişliğinde ve 15 metre uzunluğunda, kirişleri tahta oymalı yapının bir ahır olabileceği söyleniyor. Karadeniz\'in oksijensiz sularının kalıntıların iyi korunmasını sağladığı kaydedildi.


Sinop\'un 20 km açığındaki gemisinden telefonla soruları yanıtlayan Robert Ballard, bu yapının kesin insan ürünü olduğunu söyledi. Ballard\'a göre yapı, 7 bin yıl önce taş çağında Anadolu\'da görülen bina kalıntılarının karakteristik özelliklerini taşıyor.


Ballard, ''Şimdi biz o dönemde kıyılarda yerleşim olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise bu insanların kimler olduğu ve yerleşimlerinin ne kadarlık bir alanı kapladığı, araştırmamızı genişleterek bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağız'' dedi.


Keşif gezisinde önce özel sonar cihazsıyla deniz tabanı taranıyor. Olağandışı oluşumlara rastlandığında robot kameralar suya indirilip bölge inceleniyor. Şimdilik bölgenin sadece fotoğraflandığı ve hiçbir şeyin su yüzüne çıkarılmadığı bildirildi. Araştırma, Türk karasularında yapıldığı için Anıtlar ve Müzeler Kurulu\'ndan da bir yetkili de araştırmalara katılıyor.


BÜYÜK SEL ÖNCESİ

Arkeolojik araştırmaya liderlik eden Pennsylvania Üniversitesi\'nden Fredrik Hiebert, ''bu keşif, büyük sel öncesinde Karadeniz sahillerinde yerleşim olduğunu kanıtlayan ilk delil'' diye konuştu. Hiebert, ''Bu büyük keşif, Avrupa, Asya ve eski Ortadoğu arasında anahtar rol oynayan bir bölgenin tarihini yeniden yazdıracak'' dedi. National Geographic Society adına yapılan araştırma, binlerce yıl önce meydana gelen korkunç sellerden önce, antik kentin kıyıda yer aldığını ortaya koyuyor.

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/09/14/240518.asp

Tiversonus

#1
Karadeniz'de Nuh'un Gemisi operasyonu

Amerikalı bilimadamları 27 Temmuz'da Sinop'tan demir alarak Karadeniz'in derinliklerinde eski uygarlıkları araştıracaklar.

Arkeolog Fredrick Hiebert, 1994 yılında Türkiye'nin Karadeniz kıyılarında su altındaki antik uygarlıklara ait kalıntıları incelemek üzere bir araştırma gezisine çıkmıştı. Bu gezide yöre halkı da Karadeniz'in derinliklerinde "bir şeyler" olduğuna dair hikayeler anlatmıştı. Bir kaç yıl süren öncü araştırmalardan sonra, Karadeniz'in oksijensiz derinliklerinde batıkların ve hatta mumyalaşmış insan kalıntılarının olduğuna kanaat getiren Hiebert, asıl araştırmayı başlatmaya hazırlanıyor.

NUH'UN GEMİSİ'NİN PEŞİNDE

Karadeniz'in dibinde yapılacak çalışmalar Bronz Çağı, Roma ve Bizans dönemleri ve Hıristiyanlığın Rusya'ya yayılmasıyla ilgili önemli ipuçları verecek. 27 Temmuz'da başlayacak olan iki haftalık ekspedisyon 5 milyon dolarlık bütçe ile destekleniyor.

       Karadeniz günümüzden 7500 yıl önce, tatlı su iken meydana gelen büyük bir deprem ve artçı sel felaketleriyle tuzlu su doldu. Bunun sonucunda bir çok canlı ölürken kıyı bölgeler de sular altında kaldı. Bazı bilimadamları bu sel felaketinin kutsal kitaplardaki 'Nuh'un Gemisi' hikayesi ile bağlantılı olabileceğini savunuyor. Hiebert'in amacı da zaten bu sel felaketinden sonra sulara gömülen Karadeniz uygarlıklarını ve bu felaketin kutsal kitaplarla bağlantısını ortaya çıkarmak.



 Ekspedisyon 'telepresence' yöntemiyle tüm akademik çevreler tarafından izlenecek. Titanik'in batığını bulan Robert Ballard da University of Rhode Island'da kurduğu Karadeniz Enstitüsü'nden ekspedisyona bağlanacak. Batıklara ulaşıldığında, dalgıçların çekeceği batık görüntüleri ve diğer sualtı ekspedisyonları da webkameralarından internette gösterilecek.
       
ANTİK ÇAĞLARIN TİCARET LİMANI: SİNOP
       Arkeologlar ve okyanusbilimcilerden oluşan ekip, çalışmalarına antik çağlarda en önemli ticaret limanı ve kültür kenti olan Sinop'tan başlayacak. Bilimadamları Sinop'un antik dönemde Kırım'a zeytinyağı, bal ve demir ihraç ettiğini; karşılığında şarap aldığını belirtiyorlar. O dönemde, demirin havuç inceliğindeki kavanozlara yerleştirilerek ihraç edilmesi dünyadaki ilk paketleme teknolojisi olarak niteleniyor. Bilimadamları Sinop'un Güney Karadeniz'in kuzeye en yakın noktası olduğunun antik çağ denizcileri tarafından da bilindiğini ve bu nedenle Anadolu'nun kuzeyde en işlek limanı olduğunu belirtiyorlar.
       
BATIKLAR İLK GÜNKÜ GİBİ ÇIKACAK
       Karadeniz'in derinliklerinde oksijen bulunmadığı için bu noktalarda bulunabilecek herhangi bir batık ya da insan kalıntısı, bilimadamlarına göre "kusursuz" bir durumda olacak. Oksidasyonun yok denecek kadar düşük olması nedeniyle, insan cesetlerinin neredeyse öldükleri günkü görünümlerini muhafaza ettikleri ihtimali herkesi heyecanlandırıyor.
       Daha önce bulunan ve Batık D adı verilen gemi, Karadeniz'in oksijensiz sularında o kadar güzel korunmuştu ki, geminin gövdesindeki işlemeler ilk günkü gibi parlıyordu.   
 
          Arkeologlar bu deniz kazılarında antik gemi yapımı ve ürünlerin yüklenmesi üzerine de bir çok bilgiye ulaşacaklar. Florida State University'den deniz arkeoloğu Dr. Cheryl Ward bu gemilerde "mürettebatın yolluğu olarak üzüm, mercimek bulunabileceğini aynı zamanda ticareti yapılan ipek ve diğer müceverhata rastlanabileceğini" söyledi.
       
 




SİNOP AÇIKLARINDA ANTİK KENTE İNİLECEK
       Arkeologlar Sinop açıklarında yaklaşık 120 metre derinlikte 7500 yıllık bir uygarlığın kalıntılarına ulaşmayı hedefliyorlar. Bilimadamları sözkonusu kalıntıların burnun ucunda bir balıkçı yerleşimi olduğunu ve Karadeniz sularının 7500 yıl önce yükselmesi sonucunda tüm köyün sular altında kaldığını savunuyorlar.   
 Herkül robotu ilk kez Karadeniz'de kullanılacak.

           Ballard ve ekibi 2 metre büyüklüğünde 'Herkül' adlı bir robot geliştirdiler. Herkül önce sualtına girerek köyün içinde dolaşacak, uzaktan kumanda ile kontrol edilen robot, köyden parçalar toplayarak onları güverteye çıkaracak.

       Ekspedisyon başkanı Profesör Hiebert, "projenin deniz arkeolojisinde bir çığır açacağını" vurgulayarak "başarılı olmaları durumunda tüm kıyıların deniz ekspedisyonlarına açılacağını" belirtti.
       
NUH'UN GEMİSİ SUYÜZÜNE ÇIKACAK

       Şimdilik oldukça tartışmalı olmasına karşın, bu ekspedisyon 'Nuh'un Gemisi' ile ilgili ipuçları verebilir. Bilimadamları, günümüzden 7500 yıl kadar önce, tüm dünyadaki suların yükselmesi sonucunda Akdeniz'in taştığını ve Marmara'yı aşarak bir göl olan Karadeniz'i doldurduğunu düşünüyor. Deyim yerindeyse bu sel felaketi, suları o derece yükseltti ki, Karadeniz 160 metre kadar yükseldi ve 160 bin kilometre kare kadar alan (Türkiye'nin 5'te biri) sular altında kaldı. Yakın zamana kadar bilimadamları bu selin 9000 yıl önce meydana geldiğini ve uzun bir zaman diliminde gerçekleştiğini düşünüyorlardı. Ancak deniz jeoloğu Walter Pitman ve William Ryan, 1997'de, bu selin 7150 yıl önce ve aniden meydana geldiğini kanıtlayan makalelerini yayımladılar. Bu makale bilim dünyasına bomba gibi düştü ve dikkatleri kutsal kitaplardaki 'Nuh Tufanı'na çevirdi. Bilimadamları, her ne kadar doğal bir olayın antik metinlerle açıklanmasına ehemmiyet vermeseler ve Nuh'un Karadeniz'de değil Mezopotamya'da yaşadığına dikkat çekseler dahi, 27 Temmuz'da Sinop'tan başlayacak bu ekspedisyona şimdiden 'Nuh'un Gemisi' adı takıldı bile.
         
   


http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/225412.asp#BODY

Tiversonus

#2
16 Subat 1947 tarihli New York Herald Tribüne gazetesinde söyle bir yazi çikti:


"New Mexico'da ilk atom bombasi patlatildigi zaman, çöl kumlarinin camlastigi ve yesil bir renk aldigi görüldü. Olay bazi arkeologlar için çok sasirtici oldu. Firat vadisinde kazi yapiyorlardi; önce 8000 yil öncesinden kalma bir katmanda tarim toplulugu kalintilarini, devam edince daha eskiden kalma hayvancilik yapan bir toplumun izlerini, biraz daha derinde daha da eski bir magara adami kültürünün kalintilarini bulmuslardi. Kazmaya devam ettiler ve bu kez yesil bir eriyik cam katmanina ulastilar..."


Camlasma etkisini çölde yildirim düsen noktalarda görebiliriz. Buna dayanarak olayin dogal nedenlerle oldugunu öne sürmek mümkün.Ancak yildirim etkisiyle olan camlasma genellikle dar kapsamli olup agaç köküne benzer bir yapidadir ve çok genis bir arazide, esit kalinlikta bir yesil cam katmani olusturmaz.


Tektitlerin dagilimi da düzenli degildir. Hem karada, hem de denizde bazi yerel yogunlasmalar yaninda bazi çok genis yaygin alanlar vardir. Bunlardan bazilari (örnegin Moritanya'da Aouelloul, Tasmanya'da Darwin Cami ve Kazakistan'daki Irgizitler gibi) krater formasyonu içinde olup bir gök cisminin çarpmasina baglanabilir. Ancak bu tez dünyadaki bütün tektit olusumlarini açiklamiyor.
Kesin görünen tektitlerin insan yapisi olmadigidir.


Bir baska tez tektitlerin ay kaynakli olabilecegidir. Bazi bilim adamlarina göre ayda patlayan bir yanardagin püskürttügü lav parçaciklaridir. Ancak bu tez ayda en az 750.000 yil önce bir volkanin indifa etmis olmasini gerektirir ki, bu da pek olasi degildir.


Tektitlerin dünya kaynakli olmasi ve volkanik faaliyetten kaynaklanmis olabilecegi tezi de öne sürülmüstür. Bu yoldan tektit olusumu için toprak veya normal kayalari bir anda içinde su ya da hava kabarcigi olmayan cam eriyigine dönüstüren ve de olusan parçaciklari atmosferin binlerce kilometre üstüne firlatacak bir süreç olmasi gerekir. Bu da olasi görünmemektedir. Üstelik bazi tektit bulunan yerlerde volkanik faaliyet isaretine de rastlanmiyor.


John O'Keefe Scientific American dergisinde çikan bir incelemesinde bütün bu olasiliklari sayiyor ve sonuçta olayi Ay'daki volkanik patlamalara bagliyor. Ancak O'Keefe'in hiç söz etmedigi bir baska olasilik var: Yeryüzünde nükleer bir patlama olmus olmasi... Bazi bilim adamlari bu katmanlarin nükleer patlama sonucu olmus olabilecegini öne sürüyorlar. Güçlü bir dayanak noktalari var: New Mexico'da görülen camlasma... Bu tez bizi dogal olarak dünyamizda çok eskiden nükleer bir savas oldugu olasiligina götürüyor. Örnegin Sudan'da Cebel Barkal dagindaki iz... Ne oldugu anlasilamadi ama çok büyük bir patlama sonucu olmus görünüyor.



Sudan Cebel Barkal Dağı


Çevredeki tas ve çakillar simsiyah olmus.Bu dag bölge sakinlerince kutsal sayiliyor. Eteklerinde Misir Tanrisi Amon'a ait bir tapinak harabesi var. Yaklasik 90 m yükseklikte, ulasilmasi en zor yerde bazi yazilar var. Kalintilari bulan National Geographic ekibinden Timothy Kendall bunun "muhtesem bir mühendislik eseri oldugunu" söylemis.


Cebel Barkal'in nükleer bir patlama sonucu olup olmadigini bilmiyoruz. Ayni sekilde Avustralya'daki ünlü Ayers Kayasi'nin da nasil olustugunu bilmiyoruz. Ancak dünyamizda daha önce nükleer patlamalar olduguna dair bazi göstergeler var. Kutsal kitaplardan Sümer tabletlerine, Hint vedalarina kadar pek çok yerde karsimiza çikiyor ve çogu zaman yalniz patlamayi degil radyasyon etkisini de anlatiyorlar. Gerçi bunlar genellikle son 35000 yil içinde geçiyor ama, bu bile klasik tarih kurgusuna aykiri, daha önemlisi eger bir kez olmus ve yerel bir uygarligin yok olmasina neden olmussa, daha önce de olmus olamaz mi?


Bir Moldavit Örneği


Sitchin'in alternatif tarih dizininde, Sümer Tanrilarinin bir savas sirasinda nükleer silah kullandigi söyleniyor. Bu kurguya göre olay MÖ 2024 yilinda olmus! Izleri bugün bile açikça görünüyor
Simdi bu olayin eski kayitlara göre nasil olduguna bakalim. Ilk referansi Tevrat'in ilk kitabi olan Tekvin'in 18 ve 19. bölümlerinde görüyoruz. Burada Sodom ve Gomora:nin yok olusu anlatiliyor...


Özetle, Tanri günahlarindan ötürü, Sodom ve Gomora kentlerini cezalandirmaya karar verir. Ancak bunu Ibrahim'e bildirmek ister. Ibrahim Tanriyla pazarliga girer ve Sodom'da on günahsiz kisi bulunursa kentin bagislanacagi sözünü alir. Tanri Sodom'a iki melek gönderir. Melekleri Lut karsilar ve evine misafir eder. Ancak kent halki Lut'un evini basar; melekler hepsini kör eder, kapiyi bile bulamazlar. Melekler Lut'a hemen kaçmasini, çünkü kenti yok edeceklerini söyler. Lut yakinlarina haber verir ama ciddiye alinmaz. Ertesi sabah Lut'a karisini ve kizlarini alip hemen kaçmasi söylenir. Lut tereddüt edince, melekler hepsini kent disina çikarir. "Hemen uzaklasin ve ne olursa olsun, sakin arkaniza bakmayin." deyip kente dönerler. Lut civardaki Zoâr köyünde saklanir. Günes yükselirken Tanri Sodom ve Gomore'nin üstüne yanan kükürt yagdirmaya baslar. Her iki kent içindeki tüm canlilarla birlikte yok olur. Ancak Lut'un karisi geriye bakar ve aninda bir tuz sütununa dönüsür. Ertesi gün Ibrahim Tanriyla görüstügü yere gider ve Sodom'la Gomora'nm bulundugu yerde sadece duman bulutlarinin oldugunu görür.
Öykü budur. Ancak çok farkli yorumlari vardir.



Sina çölündeki felaket izi.Resim Apollo 7 uzay aracindan çekilmistir.Ortada beyaz çizgiler çok belirgindir.


Sitchin'in Sodom ve Gomora'nin yok olmasini nükleer bir patlamaya bagladigini görmüstük. Ama bununla da yetinmiyor ve bölgede El Lisan olarak bilinen burnun batisinin kapali oldugunu ve patlama sonucu açilarak alttaki derin vadiyi doldurdugunu söylüyor.. Eger oralarda bir fay hatti varsa, patlama bir zelzeleyi tetiklemis ve kapali kismin çökerek sularin asagi akmasina yol açmis olabilir..


Sitchin bu varsayimini Sümer tabletlerine bagliyor. The Wars of Gods and Men adli kitabinda yazdigina göre savas daha önce de oldugu gibi Sümer Tanrilari (ya da Nibirulular) özellikle Marduk ve Ninurta arasinda geçiyor.


Tiversonus

#3
Tetis Denizi





Tetis Denizi : Bugünkü akdenizin orijinini oluşturan denizdir. olayı wegner'in teorisine dayandırarak anlatmak gerekirse; paleozoik dönem sonunda bütün kıtalar yanyana bulunmaktaydı ve ortak bir dünya kıtasını * oluşturmaktaydı. büyük bir dünya okyanusu * da bu dev kıtayı çevreliyordu. daha sonra dünya kıtası önce kuzey ve güney kıtaları olarak ikiye bölündü, kuzeydekine laurasia güneydekine ise gondwana adı verildi ve bu iki kıtayı birbirinden ayıran denizede tetis denizi adı verildi.



1975 yılında Karadeniz tabanında yapılan sondajlar, bundan 5,5 milyon yıl önce Karadeniz'in Macaristan Havzasına boşaldığını kanıtladı.

Scrips Osenografi Enstitüsü yönetimindeki Glomar Challenger sondaj gemisi 1970 yılında Akdeniz'de bir seri sondaj yaptı. Bu sondajların sonuçlarının incelenmesinde, Akdeniz'in bundan altı milyon yıl önce kuruyup bir çöl haline geldiği saptandı. Bu durum bir milyon yıl kadar sürdükten sonra Cebelitarık Boğazı'nın yarılmasıyla Akdeniz Havzası tekrar su dolarak deniz haline dönüştü.

Akdeniz tarihinin Karadenizle de sıkı bir bağlantısı bulunduğu sanılıyordu. Bu bağlantıyı araştımak üzere Glomar Challnger gemisi görevlendirildi ve gemi 19 Mayıs 1975'de Wood Hole Osenografi Enstitüsünden Yuri Neprochnov başlangıcına İstanbul Boğazı'ndan Karadeniz'e açıldı.

Bugünkü Karadeniz en derin yeri 2200 m olan 1200 km uzunluğunda bir çanak halindedir. Özelliklerinden biri 200 m derinliğin altında oksijensizlik nedeniyle yüksek sınıflı canlıları içeren bir yaşam bulunmamasıdır.

Gerek Akdeniz ve gerekse Karadeniz Havzaları eski TETİS (Tethys) denizin kalıntılarıdır. Tetis denizi Atlantik ve Hint Okyanusuyla bağlantılıiken tektonik kıt'a plakalarının hareketi ile önce Hint Okyanusuyla bağlantısı kesildi. Bundan 15 milyon yıl önce Afrika plakasının Avrupa plakasına yaptığı basınç ile Alpler ve devamı olan Toros sıra dağları oluşarak bu büyük iç denizi Akdeniz ve Patesis olmak üzere ikiye ayırdı. Tektonik plakaların basıncı artmaya devam edince bu kez İberik yarımadası Afrika ile birleşti ve Akdeniz'i buharlaşması çok yüksek fakat su beslenmesi çok düşük olan birgöl haline getirdi.

Bu olaylardan sonra yaklaşık 6milyon yıl önce Akdeniz kuruyarak bir alçak çöl haline geldi. 5 milyon yıldan biraz fazla zaman önce Cebelitarık Boğazı yırtılarak Akdeniz Havzası tekrar deniz suyu doldu. Bu olay Miosen Çağını Pliosen Çağından ayıran kronolojik bir noktadadır. Pliosen Çağını 1,8 milyon yıl önce Pleistosen Çağı ve onu da 10.000 yıl önce şimdiki çağ olan Holosen izlemiştir.

Akdeniz'in bu hikayesi üzerine kuşku düşüren iki sorun vardı. Bunlardan biri Doğu Akdeniz'deki bir sondaj yerinde bulunan Cyprides fosilleriydi. Cyprideis tatlı sularda yaşayan bir hayvan olup, tuzlu sularda yaşamını sürdüremez. Bu buluntu, kurumuş Akdeniz tabanının sonradan yer yer tatlı su gölleriyel kaplandığı kanısını veriyordu ancak bu gölleri oluşturan tatlı su nereden gelmişti?

İkinci sorun ise Adriyatik kıyılarındaki denizaltı mağaraları ile Fransa, İspanya ve Kuzey Afrika kıyı bölgelerinde rastlanan yaşayan fosil şeklindeki canlı türleri idi. Bu türlerin atalarının Akdeniz tipi tuzlu bir denizde yaşamasıolanakdışıdır. Paratesis Denizi'ne özgü olan bu türler bugün Hazar Denizi'nde yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu türcanlıalr Akdeniz Havzasına nasıl gelmişlerdi?

Glomar Challenger Karadeniz'deki üç haftalık gezisinde 3 değişik noktada sondaj yaptı. En derin delme işlemi Bulgaristan sahilinin doğusunda kıta sahanlığı eğimi sonunda 2000 mderinlikteki 380 noktada yapıldı. Yalnız bu noktada alınan karot (sondaj deliği boyunca alınan örenk) boyu 1073 m idi.

Sondajlardan alınan ilk sonuçlar, Karadeniz'in buzul çağı sonu olan 10.000 yıl öncesine kadar bir tatlı su gölü olduğudur. Karadeniz'in 200 m altında canlıların yaşamadığı, zamanımıza ait çöküntüler,deniz dibi canlılarınca rahatsız edilmemiş düzenlikatmanlar durumundadır. Halbuki 10.000 yılöncesinden daha geriye gidildiği zaman tortul kütleler çoksayıda tatlı su dibinde yaşayan canlıların fosillerini içeriyordu.

Bu sefer başka bir sorunla karşılaşıldı. Elde edilen tatlı su fosillerinin kronolojik dökümünü yapmak için dünyadaki fosil kayıtlarında yeterli bilgi mevcut değildi. Elde edilen tatlı su fosillerinin kronolojik dökümünü yapmak için dünyadaki fosilkaynaklarında yeterlibilgi mevcut değildi. Elde edilen spor ve polen gibi bitkisel artık fosilleri ise o anın iklim koşulları hakkında bilgi vermekte fakat tarihlemede bir faydası olmamaktaydı.

Karotları inceleyen uzmanlar bir özellikle karşılaştılar. Karadeniz dibindeki tortul kütleler asırlar boyunca kimyasal çöküntü olarak devam ederken dipten 322 m derinlikten itibaren silt, kil ve hava etkisiyle ufalanmış malzemeden oluşan mill ibir katman ani olarak başlayıp zamanımıza kadar gelmiştir. Kimyasal çöküntüler karbonlar halindedir. Bu oluşuma bugün İsviçre'de Zürih Gölünde rastlanmaktadır. Nehrin getirdiği mil ve sürüntü maddeler göle varmadan evvel tutulmaktadır. Çevre ısısının yükselmesiyle karbındioksit sudan ayrılıp göl sularını karbonlarla doymuş hale getirir. Bu olay karbonatların su içinde erime gücünü azaltarak dibe çökmelerini sağlar. Bu örneği göz önüne alarak Karadeniz'in bugünkü dibinden 322 m'nin altında bulunduğu zamanki karakterinin ve çevrenin iklim koşullarının bugünkü Zürih Gölündeki koşullara benzediği sonucu çıkarılır.

Karadeniz'e gelen milin önemli birmiktarı Tuna Nehri tarafından getirilmekte olup 322 m'ye kadar olançağlarda Tuna Nehri Karadeniz'e varmadan evvel biryerde göllenip milini orada bırakıyordu. Bunun yanıtını Romanyalı jeolog Dan Jipa 1976 yılında Karpatlarda çok kalın mil katmanları bulunduğu zaman vermişoldu. Karpatlarda bulunan milli göl tabanı çok ince bir Pleistosen Çağı tortul katmanından sonra başlıyor ve 600.000 yılönce bitiyordu. Tuna Pleistosen Çağında bu gölemilini bıraktıktan sonra Karadeniz'e akmış, fakat bir müddet sonra bu göl dolduğundan yatağını değiştirerek milini Karadeniz'e taşımaya başlamıştı.

Karadenizin son 2 milyon yıllık kaba tarihi aydınlandıktan sonra Romanya İlimler Akadaemisinden Musat Gheorghian karotlarda bulduğu paratetis için tipik olan bir fosili diğer bilgilerle karşılaştırarak alınan örneklerin 10 milyon yıl öncesine kadar indiğinisaptadı. Gene karotlar içinde bulunan yüksek yerlere ait polenler Avrupa Kıtasında 6-8 milyon yıl önce türünü yitirmişti.

Bulunan bu tarihleri karotlar üzerine oturttuktan sonra Akdeniz'in kuruduğu dönemde Karadeniz tabanının çakıl kağlı olduğu saptandı. Çakıl bir sığ su birikimidir. Bazen denizaltı akıntılarıyla derinlere sürüklenir, fakat Karadeniz'de bu sürüklenme belirtisi yoktur.

Heidelberg Üniversitesinden Peter Stoffas özümseme için bol ışık istediğinden sığ sularda yaşayan bir yeşil yosun fosilini ve Kiel Üniversitesinden Hans Schrader çakıllarının altında sığ sularda bulunan diatom örneklerini Glomar Challenger karotları içinde bularak Karadenizin bundan 5-6 milyon yıl önce sığ, hatta yer yer kuru bir tatlı su gölü olduğu kanıtını güçlendirdi. Ne var ki Karadenize akan sular her zaman buharlaşan su miktarından fazla olduğu için böyle bir kuraklığa yeryüzünün başka bir yerinde de rastlamak gerekiyordu. Halbuki böylebirşey yoktu,ayrıca Paratetis Denizinde buharlaşma sonucunda bir kuruma olsaydı, Akdeniz'deki gibi tuz katmanlarına rastlamak gerekiyordu.

Çekoslavak Bilim Akademisinden R. Juricek çalışmları sonunda Akdeniz ve Karadenizin birbirine bağımlı tarihi bütün sorunları cevaplayacak şekilde açıkladı.

Akdeniz Havzası Miosen Çağı sonunda tamamen bir çölünde iken sonradan tuzsuz sulardan oluşan sığgöller meydana geldi. Bu göl sistemine Lago Mare denir. Akdeniz sondajlarında çözülemez sorun çıkaran Cyprideis fosilinin yaşadığı bu göllerdi. LagoMare için gerekli su ise Paratetisin kısmen Akdenize akmasından kaynaklandığı Akdenizin kururken meydana getirdiği akıntılarla oluşan vadiler ve Macar Ovasında bulunan diğer derin yarıkalr yolu ile Paratesis Adriyatik Denizine boşaldı. Paratesisin boşalması Avrupa'daki su akım düzenini de değiştirdi ve Avrupa'nın suları Akdeniz'e akmaya başladı. Bunun sonucu olarak Karadeniz'e gelen su ile buharlaşan su arasındakidenge bozuldu ve sular buahrlaşarak azalmaya başladı. Sığ su fosilleri ve çakıllar oluştu. Güney Florida Devlet Üniversitesinden Frank T. Manheim karotlar içindeki boşluk sularını inceleyerek suyun tuzluluk derecesinin normal denize oranla üç misli fazla olduğunu saptadı. Paratesisin akması bir çok tipik canlıları Akdenize taşıdı. Hazar Denizi örneklerinin Adriyatik sahillerinde bulunması da bu açıklama ile yanıtlandı.

Lago Mare'nin ömrü kısa oldu. 5,2 milyon yıl önce Cebelitarık Boğazı yarılarak Akdeniz Havzasına girdi. Karadeniz sondajlarında görülen çakıl taşları katmanı üzerindeki deniz çamuru Paratetis'in boşaldığı yerden giren suların bugünkü Karadenizi oluşturduğunun kanıtıdır.

Bu olaydan sonra Avrupa su akım düzeni yeniden değişti ve Karadeniz'e buharlaşma ile giden sudan fazla su gelmeye başladı. Bu suretle 5 milyon yıl önce tuzunu kaybederek tekrar tatlı su gölü haline gelen Karadeniz bundan 600.000 yıl öncesine kadar Zürih Gölü modeline uygun olarak kaldı.

Karpatlardaki göl dokunca Tuna Nehri'nin çamuru Karadeniz tabanını millemey başladı. Son çağlarda istanbul Boğazı erozyon ile açıldı, ancak Avrupa'da buzulların varlığı nedeniyle, buzulların zaman zaman eriyerek Karadeniz su düzeyini yükseltmesi sebebiyle tatlı sular İstanbul Boğazı kanalı Akdeniz'e aktı, fakat Akdeniz'den Karadeniz'w tuzlu su gelmesi olanaksızdı. Nihayet 10.000 yılkadar önce Buzul Çağının sona ermesiyle denizler yaklaşıkolarak 100m yükseldi. Bu olay sonucu Akdeniz su düzeyi İstanbul Boğazı düzeyinin üzerine çıkmış olduğundan Akdenizin tuzlu suları İstanbuldan tekrar Karadenize girdi.

Tekrar Karadeniz'e giren suların içeriğindeki fazla tuz dolayısıyla yoğunluğu yüksek olduğundan üstten akan tatlı sulara karışmadı ve doğru Karadeniz Çanağının alt su katmanlarını oluşturdu. Bu nedenle Karadenizin altındaki tuzlu sular için oksijen alma olasılığı kalktı ve bugünkü yaşamsız denizaltı oluştu.




Tarihi değiştirecek keşif








BİTLİS AA

Bitlis'teki mermer ocaklarının birinden, üzerinde çeşitli deniz canlılarına ait fosillerin bulunduğu mermer blokları çıkarıldı.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Arkeolog Sinan Kılıç, bulunan kalıntıların tarihi deniz "Tetis"in işareti olduğunu söyledi. Söz konusu denizin çok büyük ve tarihi bir deniz olduğunu söyleyen Kılıç, "Günümüzden milyonlarca yıl önce, dünyadaki tek kıta olan Pangea'nın ayrılmaya başlamasıyla birlikte, bu deniz ilk iç deniz olarak ortaya çıktı. Milyonlarca yıl önceki Tetis Denizi'nin, ne zaman var olduğu bu fosillerden öğrenilebilir.

Dağlar ve kayalar geçmişte deniz yatağıymış. Bu nedenle dağların tepelerinde deniz kabukluları bulmak çok normal" dedi.

Fosilli mermerleri bulan Genç Polat Orman Ürünleri ve Madencilik şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Nesim Haspolat ise bu özelliğe sahip bir mermerin Türkiye'nin başka bölgesinde bulunmadığını ifade ederek şöyle dedi: 'Deniz yatağı olabilir' "Bu tarzda, bu şekillerde fosillerin olduğu mermeri ben sadece Bitlis'te gördüm. Buralar zamanında deniz yatağı olabilir. Çünkü bu fosilli mermerler milyonlarca yıl önce oluşmuş. Genellikle istiridye, deniz kabukluları, deniz yıldızı, kelebek, balık gibi deniz ürünlerinin bulunduğu taşlara rastlıyoruz. Bunların ne kadar sürede meydana geldiği konusunda arkeologlar bölgeye gelerek araştırmalar yapmalı."