Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_rinda

rinda hayatı deniyor...

Başlatan rinda, 25 Haziran 2009, 20:55:05

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rinda

Yaratıcı ve Kainat...
Yaratan ve Yaratılan...
Erkek ve Dişi...
Sperm ve Rahim...


-Biri erkek biri dişi, bunu yapan iki kişi...- bir olmazsa diğeri olamaz mı?

Bunların birbiriyle ilişkisi sizce ne olabilir. Yoksa size ilişiksiz mi geliyor bu sayılanlar.
İki zıt kutbun birbirini çektiği düşünülürse aslında biri diğeri, diğeri de diğerine ait bir şeyler barındırıyor içinde tıpkı yin&yang gibi. Önceden bir vardı. Birden iki oldu. İkiden üç oldu. Sonra üç bire döndü. Ve her şey tekrar başladı. Birden iki, ikiden üç. Kutsal üçleme gibi.

Allah (Yaradan) -OL!- der ve anında olur. -AN- varoluşumuzun başladığı nokta.


Tanrı yaratıcılığını kainat üzerindeki dişi varlıklar üzerinden yaratmayı sürdürür. Ama erkeksiz mi? Hayır. Ama yaratmayı erkeksiz sürdürdüğü yerlerde vardır. Yaradan aynı zamanda bizim düşüncelerimizle yaratıcılığının işlevselliğini sürdürürken., aslında alınan ilhamlar kozmostan gelen yaratıcı enerjinin her birimizin beynine kanalize olmasından başka bir şey değildir. Yani -buldum-(-ebreka-) dediğimiz andan itibaren aslında bulunan bir şey yok, olan aradığımız enerjinin bize kanalize olmasıdır aslında yada başka bir değişle yeniden keşfi. -Buldum- derken bile, bir şeyi aradığını ve bulduğunu ima edersin. -keşfettim- diye bağırmazsın.

-İste alacaksın- der İncil'in bir ayetinde. Sen sorularını yoğunlaştırdığın ölçüde cevaplarını alırsın. Sormazsan öğrenemezsin. Bizde de buna bağlı olarak - sormak değil, öğrenmemek ayıp- diye bir söz yok mu? Yaradan insana dair her şeyi sunmuş, ancak görmesini bilene vermiş nimetlerini. Aslında aradığımız her şey etrafımızda asılı bir ağacın dallarında koparılmayı bekleyen meyveleri gibi.

Zaman nedir ki? Kiminin esir olduğu kimini esir ettiği. -Bekleme- fiilinin suç ortağı. Eğer birçok hayatlar yaşadığımız düşünülür ve her bir hayattan öğrendiklerimiz akaşik kayıtlarımızda mevcut olduğu düşünülürse ve yine yeniden yaşamlar yaşayacağımız düşünülürse aslında zamanın kocaman bir zamansızlık olduğu düşünülür.

ZAMAN, BİZİM İCAT EDİPTE  KENDİSİNE TUTSAK OLDUĞUMUZ BİR KAVRAMDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİL. -AN- ZAMAN DAN ÖNCE DE VARDI, ZAMANIN SONRASINDA OLACAKTIR.
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#1
İnsanı olgunlaştıran aslında acılardır. Her acı ruhunda senin görmediğin ama tehlikeye maruz kalabileceğin açıklarını sana gösterir ve sen de buna göre artık tedbirli olmaya başlar ve insanları tanımaya başlarsın. Ne yazık ki bu açık yaralarını ancak başkaları onlara parmak bastıkça, orada bir yaran olduğunu anlarsın. Bu, tıpkı fark etmeden elinin bir şeyin (kağıt gibi) kesmesi ve sen oraya bir hareket yaptıktan sonra fark etmen gibidir.
 
Sana acı veren her olayı anlayışla karşıla, ama tedbiri elden bırakma. Çünkü bu acıları yaşamasaydın, orada bir yerlerde açık bir yanının(yaranın) olduğunu fark etmeyecektin. Acılardan öğrenmen gereken şey öfke ve nefret değil, hayata ve insanlara yada olaylara karşı daha tedbirli olmandır.
 
Ve aslında yaşadığımız her acıya bir teşekkür borçluyuz, böyle de bir açık (zayıf, zaaflı) yanımızın var olduğunu bize gösterdiği için.

Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#2
Affetmek-Affedilmek

İnsan kendi geleceğinin tasarımcısıdır. Ama kimse bilmek anlamak istemez. Bunun sorumluluğunu kader denen terimin üzerine atarlar. Çünkü yönlendirilmek, sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi ya da birinin üzerine atmak daha koyla gelmiştir. Oysa yaşadığımız her şeyden bizzat biz, kendimiz sorumluyuz. Yaşantılarımız geçmişteki aklımızdan geçirdiklerimizdir. Bir nevi dileklerimizin yerine gelmesidir. Bir söz vardır ya "dileklerinize dikkat edin, gerçekleşebilir"
Bu yaşantılarımızın tasarımlarını geçmişte yaptığımız için "suç" diye nitelendirilen davranışların sorumlusu da biziz. Bunu için de başkalarından af dilemek yerine insan önce kendisini affetmeli ve bunun kader olmadığını kendine itiraf etmelidir.
Ölüm döşeğindeki bir insan her zaman kötülük yaptığı kişinin kendisini affettiğini duymak ister. Oysa kendini affetmesi gerektiği hiç aklına gelmez. (Affedilen de, affeden de asılında aynı kişidir. Ama aynı kişi olduklarını hiçbir zaman bilmediler.)
Aynı durum affetmesi beklenen kişi için de duygusal bağlamda farklı değildir. Çünkü Haksızlığa, kötülüğe uğradığını düşünen kişi de öfke içinde olduğundan bu duygu ona da farklı bir şekilde zarar verecektir. Bu zarardan ve öfkeden kurtulmanın tek yolu o kişiyi sakin ve  bir gözlemci olarak affetmektir. Affetmek çağın en büyük ilacı. Çünkü bütün hastalıkların kaynağı öfke ve üzüntüdür.
Affedilmeyi bekleyen kişiyi de zaman ilerledikçe onu da pişmanlık içten içe kemirecek, çökertecektir. Oysa hiçbir olayı husumetle dönüştürmeden nötrleştirmek için sadece gerekli olan şey yaptıklarının sorumluluğun üstlenmek ve affetmektir. Çünkü affetmek affedilmekle eşdeğerdir.
Ama bu demek değildir, her defasında yap sonra kendini affet. Bir kez sorumluluğu öğrendiğinde ve üstlendiğinde zaten bunu yapmak mümkün değildir. Çünkü insanın doğal hali gözlemci huşu halidir. Kötülük yapmak ciddi efor gerektirir.
Yaptıkları davranışları "kader"e bağlayan insanoğlu, tüm davranışlarının önceden belirlenen "kader çizgisi"nde yer aldığına inanır. Böylelikle yaptığı davranışların sorumluluğundan kendini sıyırdığını düşünür. Ve meydana gelen davranışların ödülü ya da cezası cennet ya da cehennem olarak belirlenir. Oysa "yaradan her şeyi önceden biliyorsa neden yaşamadan cennete ya da cehenneme yollamıyor" diye bir soru ortaya çıkar. Bunun cevabı da "belki iyi yolu seçeriz" ya da "bakalım kötü yolu tercih edecek mi?" sınandığını anlatmak için bir savunma cevabı verebilir. " "oysa hangi yolu seçeceğimiz kader çizgisinde yazmıyor mu" diye bu paradoks böyle dönüp durur.
İnsanın kurtuluşu kendisinde olmakla beraber, cennet de cehennem de burada. Hangisini seçeceğimiz tamamen kendimize aittir.

Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#3
Kayıtsız şartsız teslimiyet

İnsanların manevi anlamda yaptıkları, yapacakları her eylemin bir gün öldüklerinde kendilerin layık görülen mevkiinin cennet olmasıdır. Oysa insanoğlu hangi dine mensup olursa olsun her eyleminden sonra gideceğin yerin bir gün cennet olmasını istedikten sonra o iyiliğin mükafatını düşünmesi kendi kafasında inandığı Yaradan'ına şart koşmak değil de nedir? -ben bu iyiliği yaparsam sen de beni cennete göndereceksin- asıl önemli olan yapılan eylemin kayıtsız şartsız yapılmasıdır. Aksi takdirde Yaradan'a şart koşmak olur mu? -ben bu eylemi yaparım ama beni cennete layık görürsen!- Bu pazarlık değil de nedir?
Bu iyilik olarak nitelenen eylemleri başkaları yada ilahi varlıklar için yapmamalısınız; kendiniz için yapmalısınız. İşte o zaman kendinizi çok iyi hissedecek ve dünyanın en mutlu insanı olacaksınız. Dünyada da cenneti yakalamış olacaksınız.
İyilik yap ama kendin için yap ve yaparken duygularına dikkat et. Çünkü bu duyguyu bilincine varınca onu tekrar tekrar yaşamak isteyeceksiniz. İşte tarif edilen cennet o duygunun merkezindedir.


Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#4
...

Dünya gezegeni üzerinde meydana gelen her türlü olaydan biz insanlar sorumluyuz. Ama nedense bunu görmemezlikten gelip, suçu direkt olarak gezegene atmak yada kader deyip üzerimizden sorumluluğu atmak biz çiğ süt emmiş Ademoğulları ve kızlarının daha çok işine geliyor. Başka bir savunma mekanizmasında da şöyle tümceler sarf edilir: "batsın bu dünya" – "bu ne biçim bir dünya". Hele bunlar söylemeye hiç mi hiç hakkımız yok. Çünkü dünya çok güzel bir gezegen, ama içinde yaşayanlar ...
İnsan ruhu özgür iradeyi de içinde barındıran bir varlıktır. Bu da insanın en önemli ve değerli özelliğidir. Yaradan bu özellikle insana sorumluluk bahşetmiştir. İnsan kendinden ve yaşadığı çevreden sorumludur. Ama sorumluluk arttıkça insanlar kaçmıştır, kaçtıkça dünya kirlenmiştir. Bugün insan kendi pisliğinin içinde boğulmak üzere olduğu halde hala bunun sorumluluğun üstlenmemektedir..
İnsan ruhu o kadar özgürdür ki, hangi aileye gelmeyi bile kendi seçer (bunu daha sonra unutmuş olsa bile), çünkü bu öğrenmesi gereken dersler ve geçmesi gereken sınavlarla ilgilidir. Ve ilk ders de kendin sevmekle, kendiyle barışık olmakla alakalıdır.
İnsan ruhu çok evreler atlatmıştır var oluşundan bugüne kadar. Ama o kalın unutkanlık perdesinin inmesiyle bütün bunlar unutuldu, unutturuldu. Unutturuldu, çünkü insan iyi ve kötüyü biliyordu ve bunu da seçme hakkına sahipti, ama küçük bir nüansla. Bu nüans da kendi çıkarı doğrultusunda. Bu da göreceli ve taraflı oluyordu. Bu nedenle herkes eşit olması adına unutkanlık perdesi çekiliyor gözlerinin önlerine.
Eğer unutkanlık perdesi olmasaydı, kötülüğü kendine iyilik edinmiş ruhların kötülükleri daha büyük boyutlara ulaşabilir ve insanlar birbirini yok edebilir yada dünya zamanından önce yok olabilirdi.
İnsan ruhu, bedeni ve zihniyle aslında olduğunu bildiği ya da zannettiğinin çok fazlası bir varlık. Ama bunların hepsi unutturuldu, Hem manevi hem beşeri anlamda.

devam edecek...
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#5
Benim yaşadıklarımdan öğrendiğim, yaşadıklarımdan ve okuduklarımdan ibaret

Yaşadıklarımdan ders çıkarırken, okuduklarımdan da bilgiler çıkartmayı öğrendim. Ama en önemlisi ise bu dünyadan bir toz zerreciği bile götüremeyecekken yanımda götürebileceğim bir şeyi keşfettim. Eminim nasıl olur, biz bu dünyadan beraberimizde götürecek hiçbir şey göremiyoruz, bilmiyoruz dediğiniz duyar gibiyim. Ama bir şey var, ne mi? Tabii ki yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz, ve içinize sindirdiğiniz ve sizin için önemli olan okuduklarınızda çıkardığınız notlar, dersler, kısaca edindiğiniz bilgiler.

Bu nedenle benim için ruhumu beslemek yerine göre midemi beslemekten daha önemli oldu hep. Okuduğum her kitap bana yeni dünyalar açtı. Her defasında okuduklarıma farklı açılardan bakmayı, ve sorular üretmeyi öğrendim. Ve her sorunun cevabını başka bir kitapta, ya da aynı kitabı birkaç defa okuyarak buldum. Ben bilgiyi çok aradım ve hala arıyorum. Kitaplar yalnızlığımın ve arayışlarımın en büyük yardımcısı ve destekçisi oldu. Onlar bana içime bakmayı öğretti, bir bakıma kendimi bana tanıttı. Tanıdığım her bende başka benler gördüm. Bazen benden uzak, bazen bende daha içeri. Bazen de başkalarında beni gördüm, hüzünlendim, kimi zaman neşelendim. Ama her defasında yeni bir şeyler keşfetmenin heyecanını duydum. Her bulunan cevap başka soruları getirdikçe -işte biraz daha yaklaşıyorum- diyordum.
Ama okumalarım hiçbir zaman körü körüne olmadı. Yeri geldi okuduğum satırların sözcüklerini tek tek irdeledim, irdeliyorum. Bir sözcüğün altındaki birçok anlamı keşfettim, ve bu bana büyük haz ve heyecanlar yaşamama vesile oldu. Kendimce araştırdım, kurcaladım, bilgilendikçe yeni bilgilere susadım. Hayatın anlamını bulmaya çalıştım. Ama onu çevremde değil, doğada ve kendimde aradım ve buldum. Her bir buluş başka bir keşfi de beraberinde getiriyordu. keşfediyorum. Bu öyle bir şeydi ki, bu dünyadaki kelimeler bu duygunun karşısında kifayetsiz kalıyordu.
Bu edindiğim bilgiler bana ne geçmişten, ne gelecekten geliyordu. Bu bilgiler bana yaşadığım andan geliyordu. Bu da doyumsuz hazlar yaşamama sebep oluyor, kendimi küçük bir çocuğun ilk kelimesini söylemesi gibi sonsuz bir mutluluk veriyordu.

Ve neyi öğreniyorsunuz biliyor musunuz? Her okuduğunuzun gerçek olmadığını, okuduklarınızı ayırt etmeyi öğreniyorsunuz. Bir şey daha öğreniyorsunuz bu arada; ayrıntıda yaşadığınız hayatın sonsuz resmini görmeye başlıyor, plan içindeki planı algılıyorsunuz. Ama bunu üzücü bir yanı var, o da bunları bilip de dile getirememek. Çünkü gördüğünüz(!) şeyleri kelimelere dökmeye başladıkça saçmalamaya başladığınız fark ediyorsunuz. İşte -Söyleyen bilmez, bilen söylemez- sözünün ispatı da bu olsa gerek.

Bu nedenle okumak benim için hazların en büyüğü.
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#6
Bu günlerde kendimi çok gerilemiş hissediyorum. Ben böyle değildim. Gerileme de bir ilerle midir, yoksa değişimin oyunu mudur? Daha çooook yanmam lazım çoooooook. 1 arpa boyu yol bile gidememişim daha. Neyin gerilemesinden bahsediyorum ki?

Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Pınar

#7
Yanmak için güneşe çık Sevgili Rinda...:))  Gerileme diye birşey yok, yerinde saymak var, o zaman herşey günlük gülistanlık. Eğer içsel sıkıntılar bastı ise, sancılar arttığı ise o en karanlığın öncesidir, aydınlık yakındır.:)

Sevgiyle...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

rinda

#8
Bir türlü beceremiyorum yaşamayı, o kadar beceriksizim ki, beceriksizliğimi inadımın arkasına saklıyorum. içimde kabaran birşeyler var ama ego köpüğünden göremiyorum
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tiversonus

#9
Sevgili rinda; bu zamanlarda bilirim ki  "tavsiyeler" de can sıkar:)) Bu nedenle sadece şunu söylemek isterim: deneyimle, evet bırak aksın içindeki sıkıntı yanı sıkıntıyı deneyimle ve onu izle ve sonra bil ki, her acının panzehiri içndedir. yani sıkıntıların ve acıların da bir öğretici, pişirici yanı var. bir de ben kendimle konuşurum: "Ben'liğin biliyorum ki sen ve ben farklı değiliz, lütfen buyur kumanda sende, öğret bana" gibi benzer şeyler söylerim...Elbette sen daha iyi bilirsin:)))) yalnız değilsin, kimse yalnız değil:)))

rinda

#10
Şu anda tavsiyeye ve -lere çok ihtiyacım var. Netekim akıl akıldan üstündür. teşekkürler Tiver ve Pınarım...
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#11
Dün akşam arkadaşlar bizdeydi. Arkadaşım Cio bana enerji çalışması yaptı ve şimdi geçen günlere göre çok daha iyiyim. Ama hala bir durağanlık söz konusu. O da benden kaynaklı diye düşünüyorum.
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Pınar

#12
Rindacım, ayın 6'tısında ay tutulacak, bence çok sorgulama.Ama neyi bırakman gerekiyorsa ona tutunmadan bırakıver. Bırak çıksın hayatından, keza bu tutulma senin de 10. evinde-topluma açılan kapımızda- oluyor tatlım.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

rinda

Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Alemtac

#14
Güzel kardeşim :)) bu kadar diyip bırakmışsın, içinde oluşan isyan duyguları neye ise oluş nedenlerini düşün derim. Vardır bir hikmeti :)