Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#45
Uzayda, Güneş'ten 500 kat daha fazla kütleye sahip bir kara deliğin bulunduğu kaydedildi.

Nature dergisinde bugün yayımlanan bir araştırmada, kara deliğin Avrupa Uzay Ajansı'nın uydusu XMM-Newton tarafından tespit edildiği belirtildi.

Araştırmada, bu yeni tip kara deliğin "süperkütleye" sahip kara delikler zincirinin "kayıp halkasını" teşkil ettiğinin düşünüldüğü kaydedildi. Kütlesi birkaç milyon Güneş kütlesiyle birkaç milyar Güneş kütlesi arasında değişen süperkütleli kara delikler çoğu galaksinin merkezinde bulunuyor.

Araştırmayı yapanlardan ve Toulouse'daki uzay ışınımı araştırmalar merkezinde görevli Fransız astrofizikçi Didier Barret'ye göre, süperkütleli kara deliklerin nasıl oluştuğu bilinmiyor. Barret, "Bir varsayıma göre bu tip kara delikler daha küçük kara deliklerin bir araya gelmesinden de ortaya çıkmış olabilir" diye konuştu.

Araştırmaya göre, HLX-1 adı verilen kara delik Dünya'ya 290 milyon ışık yılı uzaklıkta, ESO 243-49 adlı galaksinin çevresinde bulundu. (1 ışık yılı = 9.500 milyar kilometre). Kara deliğin son derece parlak X ışınları yayan bir kaynak olarak tespit edildiği belirtildi.

Fransız uzay araştırmaları merkezi ve İngiliz Leicester Üniversitesi yayımladıkları bildiride, HLX-1'in X ışınlarının parlaklığını "olağanüstü" olarak nitelendirdi. Bildiriye göre, parlaklık Güneş'in parlaklığından 260 milyon kat daha fazla.

Bilim adamları, maddenin kara deliğe düşerken ısındığını ve yutulmadan evvel X ışınları yaydığını kaydetti.

Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekip, HLX-1'i, Kasım 2004 ve Kasım 2008 arasında XMM-Newton teleskobuyla yaptığı gözlemler sonucu buldu ve X ışınlarının tek kaynağı olduğunu gösterdi.

Kara delik astrofizikte, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisim. Kara delik, uzayda belirli nicelikteki maddenin bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir de denilebilir. Bu tür nesneler ışık yaymadıklarından kara olarak niteleniyor.

1 Temmuz 2009- Cumhuriyet
 

elek

#46
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen rinda

Ay dedeyi vuracaklar!

NASA Ay yüzeyini ve kraterlerini inceleyip daha sonra bir Centaur roketi ile ay yüzeyine yeni bir krater açmayı planlıyorlar. Amaçları ise Ay yüzeyinde su olup olmadığına..

Ayda su var mı, yok mu? Patlatalım görelim.

NASA Ay yüzeyini ve kraterlerini inceleyip daha sonra bir Centaur roketi ile ay yüzeyine yeni bir krater açmayı planlıyorlar. Amaçları ise Ay yüzeyinde su olup olmadığına kesin olarak karar vermek.

17 Haziranda fırlatılacak "Lunar Crater Observation and Sensing Satellite - LCROSS", yani Ay yüzeyi krater inceleme uydusu yörüngesine girdikten sonra iki ay boyunca veri toplayacak. Ardından da 8 Ekimde Ay yüzeyini taşıdığı Centaur roketiyle vuracak.

9.000km/saatlik bir hızla, yani saniyede 2,5kmlik bir hızla Ay yüzeyine çarpacak Centaur roketinin 350 tonluk bir toz ve taş yığınını yaklaşık 10 km yukarı fırlatması bekleniyor. Güneş ışınlarına kadar ulaşacak toz bulutu amatör gözlemciler tarafından da izlenebilecek. Bu sırada uydu da bu toz bulutuna odaklanarak suyun izini arayacak.

Daha önce yapılan araştırmalar da Ayın kutuplarında hidrojene rastlanmış, ama bilim adamları bunun kuyruklu yıldız kalıntılarından kaynaklanabileceğini düşünüp kesin bir karara varamamıştı.

gazetevatan

[/size=1]

 Okuduklarıma göre Ay da farklı bir vibrasyonda varlıklar yaşıyor. Bu tür bir patlatıcı'nın ay yüzeyinde kullanılmasına izin vermeyeceklerini düşünüyorum. Tabi bu onların bedenlerien zarar vermez belki ama eylemin metafizik sonuçları açısından sakıncalı olabilir.  Ay yüzeyine çarpan meteorlarla aynı şey değil bu .. İnsanların kendi gezegenleri dışında bir planet ya da uydu da bu tür bir güç kullanılmasına izin verilmeyeceğini düşünüyorum. Ama belkide olayın çapı açısından önemi yoktur ..

 Siz ne düşünüyorsunuz arkadaşlar ?

Sizin sırrınız- 1.Kitap :
6-mart-1982

elek not: Yaren ile bir çocuğun sohbetinde bu konu geçiyor o kısmı alıntılıyorum ;

Çocuk : Ay'da yaşayanlar var mı ?

Yaren : Var yavrum. Fakat o ay'ın yaşam düzeyine uygun şekilde, bizim göremeyeceğimiz şekilde yaşayanlar var.[purple][/purple]

http://www.yarendernegi.org.tr/
Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Alemtac

#47
"Dünya'yı yeterince deldik, deştik (çünkü sahib ve herşeyi yapmaya hakkımız olduğunu düşünüyoruz) ne güzel oyun oynuyoruz. Yeter artık sıkıldık, kaz - patlat hep aynı yer. Şurada görünen ay'a gidelim birazda orada oynayalım, hem uranyum da var, başka neler var kimbilir..."

Bu yaramaz çocuklara dur dyecek birileri vardır...yani öyle umud ediyorum.
 

elek

#48
Evet şüphesiz var. Yanılmıyorsam Apollo uzay araçlarından (apollo 11 miydi) birinin ay'a yolculuğu sırasında arızlanmasının nedeni bir çeşit patlayıcı taşıyor olduğundan , evrensel kardeşler tarafından müdehaleye uğramış olmasıymış.

Ayrıca nüklüer tesislerin yakınlarında çeşitli cisimler görüülüyor. Türlü arıtma ve temizleme işinde yardımcılar.

 Tabi hiroşima daki atomik patlamaya özgür irade yasasınca karışmadılar ama daha fazlasına izin verilmiyor el konuluyor sanırım.
Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Pınar

#49
Bence bu balon haber.:) Çünkü adamlar, aya ait çekimleri dahi henüz bizlere göstermiş değiller, tee 60 sonlarında yapıldı bu gezi.Elimizde sadece bir film ekibinin çektiği görüntü var, meraklı insanların merakına biraz merhem olsun diye o da ya. Bir de bir film var "Zaman makinası" orada ay üzerinde bir haltlar yemeye çalışan süper güçler en sonunda ayı dünyanın tepesine indiriyorlardı.:) Daha yeni tvde izlediğim ama adını hatırlamadığım ve yarısından sonra mide bulantısı nedeniyle izlemeye devam edemediğim bir film var.Aya bir meteor çarpıyor sonra anlaşılıyor ki meteor değilmiş, bir gezegenin parçasımıymış neymiş.Ay oluyor bir ton, geliyor dünyaya falan filaan....Bizi neye hazırlıyorlar bilmiyorum, ama bu adamların açıklamaları ile film sektörleri eş zamanlı hareket ediyorlar.Ayı tepemize düşürünce rahat edecekler herhalde.Ya da bu bir zihin yıkama, biz öyle olduğunu algılarken, aslında farkındalığımızın dışında başka dolaplar dönecek.
Öte yandan yukarıdaki ya da hernerde iseler o arkadaşlara da bir hayli kızıyorum.Hem özgür irade diyorlar, hem de mahvettiniz diyorlar.Eeee, öğreniyoruz.Bizim de öğrenme yolumuz bu! DNA mızı kurcalarken iyiydi değil mi, o zaman da siz eğleniyordunuz ve öğreniyordunuz. Kafayı gene dağıttım.Birileri bize özgür irade derken, diğerleri bizi camekana bacağımızdan asmaya çalışıyor, maydonoz da cabası.Her ne olcak ise, olsun.Ben özgür iradem ile herşeyi kabul ettim.Mutluyum, huzurluyum, sevgiler.....

Ayrıca meditasyonlarımda ve reiki grup çalışmalarımda farkına vardığım şudur ki, YALNIZ DEĞİLİZ. Önerilen kitaplar bölümüne koyduğun alıntıda bahsedildiği üzere biz çok ileri gittik, ve hala gidiyoruz.Ve sanıyorum bu evrendeki en büyük suç, Özgür İraden olduğu halde bunu kullanmamak.Bu mail yolu ile gezen ve benim buraya alıntıladığım yazıda da önemle vurgulanıyor.Ama gelin mi desek, yoksa demesek mi, bilmiyorum.:(
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#50
Dünya'yı mahvetmek üzereyiz sevgili dostlar. 2008 de Nasanın bildirdiği ölçümlere göre Antartika üzerindeki Ozon deliği 27,5 milyon kilometre kareye ulaşmış durumda.

http://video.nationalgeographic.com/video/player/news/environment-news/antarctica-ozone-vin.html

İnsan denen bizleri, dediğim gibi; yaramaz çocuklar olarak görüyorum ve Dünya Çocuk Yuvasında özgürce oyunlar oynuyoruz. Ne yazık ki oyuncağımıza iyi bakamıyoruz ve biliyoruz yada bilmiyoruz bir başka oyuncağımız olamayacak. Atmosferde ki kirlilkleri temizleyen, nükleer atıkları zararsız hale getiren, bizlere ekin çemberleri ile mesajlar vermeye çalışan ve daha henüz farkedemediğimiz neler yapan dostlarımız tarafından müdehale edilmesi gereken bir durumdayız ki bunlar yapılıyor.

İletmiş olduğum linkten dilerseniz diğer haberlerede ulaşabilirsiniz; Hintli'ler ve Çinliler'in aya roket gönderdikleri, uzay yürüyüşü yapmakta olan astronotun çantasını nasıl elinden kaçırdığı, marsta kar olduğu vs vs...
 

Alemtac

#51
Evrim karşıtlarını kızdıracak bir haberimiz var! 20.05.2009 17:48:46

Almanya'da bulunmasından tam 26 yıl sonra ABD'nin New York kentinde sergilenmeye başlanan 47 milyon yıllık primat fosili, bilim dünyasını heyecanlandırdı. Fosilin evrim tartışmalarına yeni bir boyut katması bekleniyor.

(CNN TÜRK) -- Ida takma adı verilen fosil, daha 1 yaşına gelmeden ölen dişi bir primata ait.  Ida'nın insan ırkıyla memeliler arasındaki kayıp halka olabileceği öne sürülüyor.

Frankfurt'taki Senckenberg Müzesi'nden Dr. Yens Franzen'a göre İda, insan ve maymunları kendisinden önceki bir primat grubuna bağlıyor.

Dr. Franzen, "İda'nın başparmağı sayesinde kavrayabilen elleri var. Bizler gibi tırnakları da düz. İlk bakışta bile bunun bizlerden çok uzak bir canlı olmadığını düşünüyorsunuz." diyor.

Daha önceden 55 milyon yıllık fosiller bulunsa da, Ida "Neredeyse hiç bozulmamış" olduğu için çok daha önemli.

İda, kendi türü içinde şu ana kadar bulunanlar arasında en az eksiğe sahip fosil...

Araştırmacılar genellikle fosil primatların dişlerinden yola çıkmak zorunda kalırlardı.

Ama şimdi ilk kez olarak bu primatın vücudundaki her bir kemiği inceleyebiliyorlar.

Amatör bir koleksiyoncu tarafından bulunan ve 20 yıl boyunca bilim dünyasının haberi olmadan bir koleksiyonun içinde duran fosil, 2006'dan bu yana Norveç'teki Oslo Üniversitesi'nde inceleniyor.

Fosili inceleyen bilim adamlarını asıl şaşırtan, İda'nın genellikle daha gelişmiş primatlarla özdeşleştirilen bazı özelliklere sahip olmasıydı.

Bilim adamları, fosilin, insanların ve gorillerin evrildiği iddia edilen primat türünün yakın akrabası olabileceğini belirtiyor...

Fosili inceleyen grubun lideri Norveçli bilim adamı Jorn Hrum'a göre, fosil evrim teorisi çalışmalarında da "evrim" yaratabilir.

Hrum, "İnsan evriminin ilk evrelerini anlayabilmek için çok önemli bir buluş çünkü bu şu ana kadar bulunan en eski ve en iyi durumdaki memeli fosili. Bu fosil, ilk memelilerin evrimini anlamak açısından çığır açabilir" diye konuşuyor.

Darwin'e anlamlı bir 200'üncü yaşgünü hediyesi olarak değerlendirilen primat fosilinin yarı insansı maymunların yani "Hominidlerin" ayrışması süreci hakkında vereceği bilgiler bilim dünyasını ayağa kaldıracak cinsten.

Ancak gelen haberlere göre, bazıları, açıklanan tezlere kuşkuyla yaklaşıyorlar.

Bu araştırmacılar İda'nın, çok erken dönemde yaşamış primatlardan biri olduğunu, ama insanın oluşumundaki halkalardan biri olmadığını düşünüyor.

Fosilin bulunuş öyküsü

İda takma adı verilen fosilin bulunuş öyküsü de ilginç. Fosil, Almanya'da Messel taş ocağında 1983 yılında bir amatör fosil avcısı tarafından, iki parça halinde bulunmuş.

Fosil avcısı buluntuyu 20 yıldan daha fazla bir zaman sakladıktan sonra, Thomas Perner adında bir fosil komisyoncusu aracılığıyla satmaya çalışmış ve bu şekilde, bu eşsiz fosil bilim dünyasının eline geçmiş ve 2007'de birleştirilmiş.
 
Bu fosilin bir "kayıp halka" olduğu söyleniyor. Bilim, bu tür "kayıp halka"lar bulmaya çok meraklı. Bu biraz da, evrim kuramına yaratılışcılardan gelen bir eleştiriye karşılık bulma çabası. Ida'nın gerçekten bir kayıp halka olup olmadığı tartışmalı.. Ama primatlar içinde iki temel takımı oluşturan prosimiyenler ve simiyenlerin ayrışma noktasında (40 milyon yıl) durduğu düşünülüyor. Bu iki gruptan simiyenlere daha yakın. Simiyenler de, daha sonra insansı maymunların (25 milyon yıl) , oradan da insanın (7-6 milyon yıl) ortaya çıktığı grup.

Midesindeki son yemeği bile fosilleşmiş

Guardian'a yeni bulguları değerlendiren ve fosil ile ilgili bir belgesel de hazırlamış olan Sir David Attenborough, "İda adı verilen 47 milyon yaşında bir fosil, hayvan yaşamıyla insan arasındaki bağ. Evrim tarihimizin kilit önemdeki döneminden kalma. Bu güzel yaratık, bizlerin diğer memelilerle bağımızı ortaya koyacak" diye konuştu.

''İda'yı bu kadar özel yapan da enfes bir şekilde korunmuş olması" olduğunu söyleyen Attenborough, "Bulunduğu yer, Almanya'nın Darmstadt bölgesinde çok seçkin bir yer, volkanik bir göldü. Bu fosilde, diğer fosilleri incelerken yaptığınız gibi tahminlerde bulunmanız gerekmiyor. Yalnızca kemikler değil, tüy ve et, hatta, son yemeğinin (böğürtlen) kalıntıları da var" diyerek primatın fosilinin ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.
 

Gregorsamsa

#52
Merhaba Arkadaşlar,

Belki başka takip edenler vardır ama yoksa diye bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bizim suni medyamız tamamıyla başka gündemlerle meşgul olduğu için pek yer almıyor, ya da nadiren yer alıyor ama Batı, hatta Dünya medyasında domuz gribi hakkında 2 ayrı kanaldan gelişen 2 yoğun gündem var.

Birincisi; resmi, ya da -bizimkisinin de bir uzantısı olduğu- boyalı diyebileceğimiz medyada (dünya bilgi kaynağının %99 unu oluşturan) domuz gribiyle ilgili aşırı korkutucu, hummalı ve abartılı haberler var. Hem de bu demeçler, haberler birinci ağızlardan geliyor. Örneğin geçenlerde İngiltere Sağlık Bakanı çıktı, artık virüsün kontrolden çıktıgını ve Ağustos itibarı ile günde 100.000 kişiye bulaşacak bir duruma geleceğini ve artık kontrol altında tutmak için sınır noktasının geçildiğini duyurdu. Burada kontrol altına almak terimi , virüsün mutasyona uğrayaraka,daha ölümcül hale gelmesinin önüne geçebilmeyi de içeriyor. Keza Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) başkanı Margaret Chan da aynı derecede demeçler veriyor. Ve bir çok ülkenin yetkilisi de.
Şimdi burada dikkatimi çeken olay şu, bunlar- istisnasız söylüyorum hangi ülkede olurlarsa olsunlar, aynı soyun sopu, ve ortada gerçek bir felaket varsa (illa sağlıkla ilgili değil; ekonomik, jeopolitik, iklimsel, coğrafik,astronomik, tektonik vs) bu durumun tam tersine bunu örtbas etmeye çalışırlar ya da en iyi ihtimalle %10 a indirgerler (hem yönetenleri ve politikacıları hem de yine aynı güçlerin egemenliğindeki basını kastediyorum) . Bu kez ise neredeyse bir felaket senaryasu çizmek bir yana, sanki olayın olası etki ve sonuçları bir on kat abartılıyor.

Gelelim bu konudaki 2. gündeme. Bu da bizim alternatif medya diyebileceğimiz, daha çok internet, biraz radyo programları ve biraz da konferanslarda - ki bunlar genellikle bizlerin de iştigal oldugu gerek spiritüelist, gerekse de bu konularla iç içe olan komplo açığa çıkarıcıları, araştırmacılar, dürüst bilim adamları vs oluyor- gündeme geliyor. Konu da önümüzdeki sonbahardan itibaren domuz gribine karşı önce Batı ülkelerinde, sonra da diger Dünya ülkerinde (Dünya Sağlık Örgütü'ne üye 250 ye aykın ülke var sanırım) zorunlu ve toplu aşılamalar. Bu bahsettiğim 2. kesimde bu konuda çok hummalı ve ciddi bir araştırma, bildiri, konferans , röportaj trafiği var. İddia edilen komplo ise bu zorunlu aşılamaların elit tarafından planlanmış , Dünya nüfusunun azalltılması ya da en iyi ihtimalle kontrol altına alınması için bir plan olduğu, tabii aşamalı ve orta vadeli bir planda. Ve dolayısıyla domuz giribinin ve bu yönde yaratılan korkunun bunu sağlamak için bu planın bir parçası olarak yaratılmış bir adım olduğu. Domuz giribi virüsü olan H1N1 in biyolojik bir silah olarak labaratuvar ortamında geliştirildiği neredeyse aşikar. Dünya popülasyonunu aşılamayla, ciddi oranda azaltma planı iddiası ne derecede doğru ben de bilmiyorum, ama bu konuda görüş bildiren çok fazla sayıda araştırmacı, bilim adamı, gazeteci vs var. Ama bazı ülkeler bu toplu zorunlu aşılama konusunda deklarasyonlar yayımlamaya başladılar. Bu konu bu sonbaharın en çok tatrtışılan konularından biri olmaya aday. Ne olup olmayacagı konusunda daha fazla bilgi sahibi değilim ama bu konuyu takip etmek isteyebilecekler için dikkat çekmek istedim.
 

Pınar

#53
Huuuu!Bakın Who ne diyor domuz giribi hakkında::)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 100'den fazla kişinin ölümüne neden olduğu sanılan( sanılıyor bakın, aslında grip salınmamış sadece 100 kişi olduğu sanılıyor.Bunca zaman çatır çatır tam sayı veren Who bu kez sadece sanıyor.) ve dünya genelinde salgın haline gelmesinden endişe edilen domuz gribinin insandan insana nasıl bulaştığını kamuoyuna duyurdu.( sfenks ya arkadaş.yazık ama dörtleyememişler.Kuş-dommuz-insan)

ABD ile Kanada'ya yayılan ve Avrupa ile Avustralya'da da izlerine rastlanan virüs, insandan insana geçebiliyor ve insan, domuz ve kuş gribi karışımından oluşan bir virüs olarak tanımlanıyor.(düşündürücü, insandan insana geçiyor.Ama kuştan kuşa, domuzdan domuza, insandan kuşa, kuştan domuza geçmiyor.Enteresan!)

Domuzlardan kaynaklandığı tahmin edilen virüs, insandan insana, hapşırık, öksürük ve hatta ele bulaşması halinde tokalaşma yoluyla bulaşabiliyor. ( Suratına tükürünce de geçiyor mu acaba?)Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre domuz yiyerek virüs kapma olasılığı bulunmuyor.( Çok enteresan.Demek kuş gribinde onca tavuğu boşuna katledip, keneleri başımıza boşuna musallat etmişiz.)

Merkezi Cenevre'de bulunan WHO'nun, gribin, kuş gribinin 2003'te tekrar belirmesinden bu yana en geniş çaplı yaygın hastalık riskini taşıdığını açıklaması, tehdidin boyutunu gösteriyor.(haklılar, kuşlar, domuzlar, insanlar sapır sapır dökülüyorlar.Kaç insan ölmüş sanılıyordu.100, milyon değil.100 kişi! Biz iki bayram arası kaç kişiyi trafikte kurban veriyoruz, arayı geçtim 9 günlük resmi tatil diyeyim?.Bir yıl içinde terör bölgesinde ölen kaç askerimiz var?Yılda kaç bebek küvezde mikrop kaparak ölüyor.Sadece grip enfeksiyonu yüzünden bu dünyada kaç kişi ölüyor? Sevgili Who'ya bunları da sormak lazım, "Huuu! Who duyuyor musun?")

Normal grip vakalarıyla, ani ateş, kas ağrısı, boğaz ağrısı ve kuru öksürük gibi benzeri belirtileri bulunan bulunan domuz gribi, bunların dışında, aşırı kusmaya ve ishale neden olabiliyor.(Ben de bunları okuyunca böyle semptomlar yaşıyorum.Okumakla da bulaşıyor galiba bu virüs.Mide bulantısı, sinir dolayısıyla ateş başması, bağırarak küfretme ihtiyacı nedeniyle boğaz ağrısı ve kuru öksürük.)

Yaygın grip tipleri, genelde yaşı ilerlemiş insanları hedef alıyor ve yılda ortalama 250 bin ila 500 bin kişinin ölümüne yol açıyor.( Vay, normal grip bu kadar adamı alıyor, basit bir biçimde söyleniyor.100 kişinin domuz gribinden öldüğü sanılıyor yayagaraya bak.) Çoğu ölüm zatürreden oluyor. Yeni grip virüsleri ise insan vücudunun bağışık olmaması ve ilaç geliştirmenin süre alması nedeniyle çok çabuk yayılabiliyor.(kesinlik yok yalnız cümlede -e biliyor) Domuz gribi, genetik açıdan bakıldığında, ilaçla karşı konulabilen H1N1 virüsünden farklılıklar içeriyor.(Genetiğini yerim onu.Bunca yıl AİDS in ilacını bulup, piyasaya çıkarmadınız.İki dakkada çözmüşsünüz bu gribi.Helal valla.Made in sizin mi?)

WHO, 1968'deki "Hong Kong" gribinin dünya genelinde yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüne ve 1918'deki "İspanyol" gribinin 40-100 milyon kişinin ölümüne yol açtığı düşünüldüğünde, artık dünyanın, yeni bir grip hastalığının yayılmasına karşı daha hazırlıklı olduğunu açıkladı.(Erdenerliğimi tutturacaksınız o olacak.Has..ttirin len!)

Örgüt, domuz gribi virüsünün evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebileceği uyarısında bulunmaktan da kaçınmadı.(Virüs bile evrim geçirdi, biz geçiremedik.Buna yanıyorum ben!)

SONUÇ: Bu huuucular, işbirlikçileri ile beraber bir haltlar yediler ya da yiyecekler.Önce kadınlar ve çocuklar aşılanacak.Malum döl veren ve döller önemli. Ama bu aşı her kişiye aynı terkipte mi vurulacak.John'a başka, Pınar'a başka aşı enjekte edip.Pınar'ın bağışıklık sistemini düşürürlerse ne olur? Ama bilmiyorlar ki, bu dünya John'a da kalmaz, Sultan Süleyman'a kalmamış.Haa, derseniz adamlar yalnız kalmak istiyor, kalabalık fobileri var.Eee kardeşim ben de sorarım.İkizleri, üçüzleri doğurtmak için onca çabaya niye giriyorsunuz.Bir batımda tek doğruan kadına neden 3-5 doğurtuyorsunuz.Dünya boşalınca at mı koşturacaksınız.Dünya kaç ayda koşulur ki atla, bu bir fantazi mi? 3. Dünya ülkelerini hadi yok ettiniz anasını satim, topu imha.Ohh ne güzel! Sizin o şatafatlı bayağı ürünlerinizi kime kakalayacaksınız, andromedalılara mı? Kümesteki tavuğun yumurtasından etinden faydalanırken, hangi çılgın kalkıp kümesi yakar ki!!!! Nerden tutsam boş, hiçbiryere ulaşmıyor. Aklım almıyor. Amacı algılayamıyorum.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Gregorsamsa

#54
sevgili Pınar,
Okullardan başlanacagı söyleniyor evet.
Benim aklımdaki bir ihtimal, daha doğrusu bir sezgi (belki nasıl olur da yüzmilyonların ölümüne sebebiyet verecek bir çılgınlığı kavrayamadığım için)farkındalık artışına önlem olarak, olası DNA değişimlerine karşı bir önlem de olabileceği (ola ki gerçekse).
Bugün David Icke'ın sitesinde bununla ilgili uzun bir yazı okudum. Bir yerinde bir şeyden bahsediyordu bir şüphe olarak, geçmiş yıllarda üst düzey gizli bir tanıkla konuşmuş, ve tanık şu malum Yeni Dünya Düzeni kontrol çiplerinin nanoteknoloji sayesinde bir aşı sayesinde vücuda enjekte edilebilecek boyuta indirilebilceğini söylemiş. Buna bir ihtimal olarak dikkat çekiyordu.
 

Pınar

#55
Sevgili Gregorsamsa, yine öfke ile kalktım oturdum. Aslında dış basını net olarak izleyemiyorum.Aktardığın bilgiler için teşekkür ederim.:) Ancak parçaları bir araya getirmeye çalışıyorum, ama uymuyor.Ayağa kalkılacak kadar çok vaka yok gördüğüm kadarıyla, ölüme karşı duyarsız değilim, ama bir yerlerde bit yeniği var. Okuduğum bilgilerin ise tutulacak yeri yok.:)

 Komet dediler okey dedik, marduk dediler ona da eyvallah, küre ısınıyor soyunun dediler onu da dinledik, ama bu salgın cidden rahatsız ediyor artık.Normal gripten dahi yılda ortalama 500bin kişi ölüyor ve grip aşısını sadece kalp hastası, akciğer rahatsızlığı ve bu semptomları kaldıramayacak kişilere vurulması tekrar tekrar konuşulurken, herkesin domuz gribi aşısı olması bana çılgınlık olarak geliyor. Nanoteknolojik bir chip ise bana şunu düşündürüyor.Özgürlük, demeokrasi getireceğim diye askeriyeye milyon dolarlar ödeyen bir zihniyetin bunu temelden çözümleme girişimi.:) Artık özgürlük ve demokrasi enjekte edilecek, süper bir şey bu!!!! :)

Offf! Konuşuyorum işte, bakmayın siz bana....
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

elek

#56




Ayasofya'da gün yüzüne çıkarılan kanatlı melek figürünün mozaik yüzünün açılması, mimarlık ve sanat tarihi camiasında heyecan yarattı.

Prof. Gülru Necipoğlu (Harvard Üniversitesi Prof. Gülru Necipoğlu) Böylesine tarihi bir değerin bulunarak ortaya çıkarılmış olması takdir edilmesi gereken bir durumdur. Dünya kamuoyunun ilgisini çekecek ölçüde bir çalışmadır. Konuya bir insanlık mirasının günümüze sunulması olarak bakılmalıdır.

Dr. Feridun Özgümüş (Ayasofya Bilim Kurulu Üyesi) Yüzleri kareye yakın bir şekilde dört köşeli olarak resmedilen bu figürlere aslında melek değil de 'kanatlı figür' denmesi daha doğru. Dikkatli bakıldığında 6'dan daha fazla kanatları olduğu da görülüyor. Kerubimler, koruyucu melekler olarak biliniyorlar. Hıristiyan inancındaki tüm mezheplerde İsa, Mesih olarak kabul edildiğinden dünyaya geleceği ve insanları yargılayacağı kabul ediliyor. Kerubimler, İsa'nın tahtının koruyucuları. Yüzlerinin çatık olmasının sebebi de bu.

kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12144794.asp?gid=229


elek not:(kerumbimler hakkında google yaptığım arama sonuçları) İbranilerde tetramorflar Kerubim olarak adlandırır (Kerubim veya Kerubiler çoğul, Kerub tekil). Okült açıdan Kerubimler dört elementin idarecileridir.

koruyuycu meleklerdir. isa nın tahtının koruyucularıdır. ayasofya da gün yüzüne çıkartılan melekli figürün bu olduğu

söylenmektedir.

biliyoruzki Tevratda ve zeburda üc cesit melek türü gecmektedir..
1.Kerubim
2) serafim
3) Bekci melekler

bunlardan kerubimler asla ALLAHA asi olmaz diye geciyor.

...................
Hz.İsa'nın yeryüzüne 2. gelişinin sembolik olduğunu düşünüyorum. O'nun bilgisinin anlayışının yeryüzüne hakim olmasını anlıyorum. Bu yüzün bu zamanlarda ortaya çıkması tesadüf değil diye de düşünüyorum. Zamanla pek çok şey açığa çıkacak. Belki yakın gelecekte değil ama ileride bir piramidin içinde atlantisliler zamanından kalma bir gemi bulunacak. Türkiye de ise Meryem anadan kalma bir mektup bulunacak.(mektup muydu tam anımsamıyorum okuduğum bilgiyi ama tekrar karşıma çıkınca detaylı yazarım buraya).

Demek istediğim geçmişteki bilgiler günümüze ışık olmaya bize öngörü vermeye devam edecek. Bu bir işleyiş mekanizması. Bir plan.

Sonuç olarak bu mozaikteki yüzü bir değişimin habercisi olarak kabul edebiliriz diye düşünüyorum. Ruhsal hiyerarşi'nin mesajı şu belki de: bütün bu kan ve göz yaşına aldanmayın umutsuzluğa kapılmayın. Bizlerin gözü sizin üzerinizde. Ve bizler yüksek bilginin,dünyanın koruyucularıyız.

 



Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Pınar

#57
"Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi." (Yar.3: 23-24)

Kerubim:Tekvin kitabında Aden bahçesini korumakla görevlendirilmiş,insan,hayvan veya kuşbaşlı ve kanatlı olarak tasvir edilen tabiatüstü yaratıklar.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

elek

#58
Tekvinden örneğin güzel oldu pınar. Demek ki bir koruma gözetme görevleri var ...
Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Pınar

#59
Aden' i koruyorlar. Adem, Havva ve Şeytan Aden'den kovuluyor ve Kerubimler içeri sızma ihtimallerine karşı Aden'i Adem ve soyundan koruyorlar.:) Tevrat'ta böyle diyor. Bir de şu bulunamayan sandığı koruduklarını biliyorum.:) İşin ilginç yanı Kerubimden bu şekilde bahsedilirken bu melekler karşımıza dört elementi temsil eden sfenks ya da Mısır kültündeki kuş başlı tanrılara benzer olarak çıkıyor.Bu da enteresan mesela..:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)