Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Hayatını birşeye adamak?

Başlatan bozadi, 17 Nisan 2021, 17:12:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Forum kaynaklarımızın temel evrensel öğretisiyle de bağlantılı olarak, konuşması-tartışması biraz zorlu ama hepimizin en somut iyiliğine olabilecek konuları bulmaya çalışıyorum. Ama bazen net bir konu başlığından ziyade "sorular" üzerinden yaklaşabiliyorum buna ancak.

"Hayatını birşeye adamak" fikrinin sizde çağrıştırdıklarını sormak istiyorum örneğin. Hayatınızı birşeye adıyor musunuz? Hayatımızı birşeye adamalı mıyız sizce?

gerçek tosun paşa

#1
Bence güzel soru. Önemli bir soru aynı zamanda hem klasik hem modern bir sorun.

Şahsen çok yoğun olarak gereksiz ivmelere boğulmuş bir modern toplum-modern birey anlayışı hakim diye düşünüyorum. Herkesin fabrikasyon mal gibi olup kendini farklı hissetmesinin istendiği bir yapı var. Bunu destekleyen medya, yayın organları ve sosyal mecralar var.

En basitinden örnek vereyim şu spor salonuna gitme vs. trendleri gibi boş zamanını değerlendirme ve zevk meselesi bile çok basitçe yönlendiriliyor.
Kişilerin -kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum- ego kaynaklı hayaller dışında kendini birşeye adayabileceği bir konu olduğuna inanmıyorum.

Yanlış anlaşılmak istemem. Kişinin kendini sevdiğine, ailesine, çoluk çocuğuna adamasını filan pekala kutsal ve erdemli buluyorum fakat etrafımdaki insanların "daha iyi gözükmek ve yüksek zümreye ait gibi algılanmak" fikrine çok yakın adanmışlıkları var. Bazen düşünüyorum bu konu dışında bu dünya başka neye yarar?

Başkalarını boş verip kendime baktığım zaman tatmin olmakta çok zorlanan biriyim. Kafamdakiler net aslında görüşüm, fikirlerim ve bunları nasıl ifade edebileceğim net. Sanırım çevreden ve toplumsal normlardan etkileniyorum. Yani çok fazla uyumsuz görünmek insana kendini biraz eksik hissettiriyor. Ya da bu benim eksikliğim ve yeterince güçlü bir duruş sergilemiyor oluşm da olabilir...

Şahsen özellikle son yıllarda hayattan zevk aldığımı söylemem büyük yalan olur. Depresif ya da melankolik değilim. Öyle düşük bir modta takılmıyorum yani. Gayet iyi götürebiliyorum psikolojimi. Fakat ne iş ne de kariyer anlamında mesela bir hayalim, planım yok. Karşıma hayat ne getirirse mantığımla ve karakterimle değerlendirip etki tepki veriyorum ya da vazgeçiyorum. Hiç umurumda olmuyor. Aidiyet konusunda sıkıntılarım var. Karakterini yetersiz bulduğum dansöz tiplerden derhal kaçan katlanma gereği duymayan biri oldum. Kendimi ne sebeple neye adamalıyım ki? Sürekli bunu düşünüyorum.

Açıkçası maddiyat meselesi dışında beni bağlayacak bir konu yok. Karşımdaki ruh hastası mı? Gerçekten onun uykularını kaçırabilirim. Fena uğraşırım onunla. Umurumda olmaz. Eğer uğraşamıyorsam maddiyat meselesi vardır :)

Elbette herkes gibi rahat bir yaşam istiyorum. Fakat ciddi manada bir beklentim yok. Şu gelsin şu gitsin şunu yapayım saldım artık. Bir içten gülüşe, neşeli 3-4 saate tavım.

Eğlenceli vakit geçirmek, keyif aldığım nadir şeylerle ilgilenmek, rutinlerimi bozmadan etliye sütlüye karışmayıp kendi çapımda takılmak kafi.

Kendimi adadığım en büyük mesele ve en ciddisi bu sitede işlenen konular. Okuyorum. Öyle açıp kitap okumak değil sadece. Ne bulursam ne merak edersem internetten peşine düşüyorum. Okumadan geçirdiğim boş 1-2 saat bana sıkıntı veriyor.

Ne ara bu kadar neşeli ve komik biriyken turşu fıçısı gibi oldum pek bir fikrim yok. Aslında var da işime gelmiyor. Acı veriyor yani. Herkes gibi dertler. Samimiyet yoksunluğu. Yüksek ego savaşları. Çocukça dertlerin (başkalarının) kendime hayatıma baskın gelmesi. Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum bazen onu bile umursamıyorum artık.

Saldım ya gerçekten motivasyon yakalasam devam ettirecek istikrar gözümde büyüyor. Çalışıp iyi para kazandığım oluyor. İnsanların yalancılığından, kendini düşünüp başkalarına ettiği eziyete karşılık girmeye çalıştığı o duyarlı ve anlayışlı tezgahlardan bıktım. Elimde olsa hayatımı milleti af edersiniz "göt" etmeye adardım. Ama bu gerçekçi bir amaç ve istek değil :)

Bunun dışında hayatımızı birşeye adamalı mıyız? sorusuna cevap verebileceğimi sanmıyorum. Kişinin dünya görüşüne göre fazlasıyla değişecektir. Ben mağdur edebiyatını da hiç sevmediğim için bu sorunun cevabının olmadığını düşünüyorum. Çünkü ya başarı ya da başarısızlık hikayelerine gidecek bir konunun her iki ucu da bana biraz boş geliyor.

Gaia

#2
bozadi güzel bir konu başlığı seçmişsin, teşekkürler.

İnsan egosuna bağlı yaşadığında bence hayatta bir şeylere kendisini adamada sorun yaşamaz. Egosunun farkına varıp onun kendisi olmadığı fikri bireyde yerleşip, yeşerdiği zamanda adanacak bir şeyler bulmakta zorlanmaya başlar. Ego etkisini kaybedip bireyi eskisi kadar etkilememeye başladıkça artık hiç bir şey eski hazzı vermez. Kişi duyguları alınmış gibi bir hale bürünür. Bir şeyleri yaparken görev için yapar, sorumluluk için yapar yada yapmaz. Umursamaz. Biraz robot tanımı gibi geliyor olabilir bu yazdıklarım ama bu böyle. Çünkü içinde yaşadığımız dünya egoyu besledikçe insana adanacak bir şeyler veriyor. Egonun KH doğası böyle. Onu besleyecek şeyler bulmada sorun yaşamazsın, ondan kendini ayırdığın zamansa yalnızlaşmaya, ötekileşmeye başlıyorsun. Bence esas sorunda burada başlıyor.

Ra da her şeyle bir olma, birin yasası diye bir şey var. Bu yasaya uygun yaşamak için Maharaj'ın Ben O'yum kitabında anlattığı 'Ben var'olanım, benim.' fikrini içeride iyice içselleştirdiğimizde mümkün olacak gibi görünüyor anladığım kadarıyla.

Bir an için düşünün. Siz evlisiniz ve eşiniz aşırı bir şekilde dünyanın verdiği zevklere, hazlara bağlı, hayattan müthiş oranda beklentili olan bir birey. Sizde onun aksine kendi içinize dönük yaşayan ve tüm dünyanın ölüm gerçeğinden bi haber yaşayan, sahtelikler illüzyonuna kapılmış sürü bilinci olduğunu düşünüyorsunuz.  Sizde geçmişte benzer beklentilere sahiptiniz ve artık eski beklentileriniz kalmamış, eşinizle aranızdaki uçurum zamanla açılmış. Mantıklı olanın boşanıp herkesin kendi yoluna devam etmesi olduğunu düşünürüz değil mi bu süreçte?

İşte hayattaki egoya dayalı yaşamda buna benziyor bence. Biz egomuzla evliyiz. Aramızdaki uçurum zamanla açıldı, açılıyor. Aradaki boşluk hisside bizi ondan boşanmadığımız sürece bırakmayacak gibi duruyor. Egodan nasıl boşanılır? O dırdırcı eş nasıl baştan atılır, açıkçası ölüp onsuz bir gerçekliğe geçmediğimiz sürece zor gibi görünüyor gözüme. Çünkü istediğim kadar kendimi 'zihnim sessiz kalsın' diye parçalayayım, yine de bir yerden bir girdi giriyor ve ses yine yükseliyor. Egodan kaçmak,  onu baştan atmak zor iş. Ölmeden, egosuz bir varoluşa geçmeden zor yani bence.

Maharaj bence istisna biri bu konuda. Herkes o seviyede değil. Ve bana göre kolay kolayda gelinemeyecek bir seviye. Bu onun bence hayat planı bile olabilir. Gidip öğrenmek isteyene öğreteceğim diye enkarne olmayı seçmiş ve hayatını buna göre tasarlamış gezgin bir ruh olabilir. Adam yaşarken öldürmüş egoyu ve geride durup izliyor sadece, eğlencesine bakıyor. Egosuyla eğleniyor, keyfi yerinde. Evrensel olanla bir halde ve bütünün farkında. Zaman zaman bu tarif ettiğim eğlencenin içimde oluştuğunu fark ediyorum ama onu sürekli hale getirmek gerçekten aşırı zor. Çünkü ego hala orda ve ben egolarıyla bağlı yaşayan insanlarla bir arada yaşıyorum. Kendimizi istediğimiz kadar zorlayayım, çoğunluk olan ağır basıyor ve sen bir an için bir bakmışsın yine sesi yükselen egonun frekansına uyumlanmışsın.

Egosundan kendini kurtarmaya çalışan insanlarla birlikte münzevi bir yaşama geçmediğim sürece bence bu iş zor olacak benim için. Gurdjieff bir kitabında, hangisi hatırlamıyorum tam ama, bir arkadaş grubunuzun olması sizin tuzakların farkında olmanız için gerekli diyordu. Yani frekans egoya karıştıkça çevrede bu bireysel çalışmaları yapan bireylerin olması, kendimize daha çabuk gelmemiz ve çalışmaya devam edebilmemiz için avantajımıza olur demeye getiriyor özetle. Kas'ların ağ çalışmasından bence kasıtları bu birazda. Bu açıdan bakınca senin yeni forumcu ilken bence çok değerli bir şey bireysel ego programlarımızı kırmak adına.

Bir şeylere adanma ihtiyacı duymalıysam bence 'her şeyle bir olan, ben var'olanım' fikrinin içeride iyice yerleşmesine, içselleşmesine kendimi adamak daha sağlıklı olur tüm bu öğrendiklerime dayanarak. Bu adanmak için gayet güzel görünüyor bence. Onun dışında frekansı düşürmek ve egoya sabitlenmek çok kolay. Bence bu kolay yoldansa egoya rağmen bir olanın içimizde iyice yerleşmesine adanmak daha güzel bir fikir.  Yani ben açıkçası nefes aldığım sürece deneyeceğim bunu.  Şimdilik düşüncelerim bu yönde. 

bozadi

#3
Paylaştıklarınız için teşekkürler arkadaşlar. Bu ego temelli hayatta "adanmak" deyince insanların egosal çıkarlarına olan adanmışlıkları dışında bir adanmadan bahsetmenin zorluğu veya imkansızlığını vurgulamışsınız ikiniz de. Tabi bunun dışında kendinizle ve hayata dair gözlemlerinizle ilgili paylaştığınız pek çok şey var, belki onlara dair de yorumlarımı paylaşmak isteyebilirim ama önce aklımdan çıkmadan "adanma" kavramını neden gündeme getirme gereği duyduğumla ilgili birşeyler söylemek istiyorum.

Psikolojik olarak beni epeyce zorlayan sıkıntılı durumlarda bazen kenara çekilip varlığımı, hayatımı, herşeyi sorguluyorum. Ve bazen bu hayatın veya bu düzenin bana ve sevdiklerime verdiği ve vermeye devam ettiği, edeceği zararlar karşısındaki acizliğimin ve hatta duyarsızlığımın, kaçaklığımın farkına varınca kendimi gerçekten çok berbat hissediyorum. İşte bu acı verici yüzleşmelerin bazılarında tüm bu trajedi karşısında ne yapabileceğimi elimden geldiğince derinden sormaya, anlamaya çalışıyorum. Trajedi derken, sadece sevdiklerimizin veya sevebileceklerimizin yaşadığı dramı kastetmiyorum, kendi bireysel durumumuzun da bazı ve hatta pek çok bakımdan trajik yönleri olduğunu algılıyorum ve kendim için yapabileceğim iyilik ile sevdiklerim/başkaları için yapabileceğim iyiliğin aslında aynı şey olduğunu hissediyorum. Bu iyiliğin de kabaca "basit ve ebedi varoluşsal gerçeği hatırlama ve bu farkındalığı hayatın merkezine alma" ile ilgili olduğunu seziyorum, ki bundan son derece pozitif birşeyi kastediyorum. Ama bazen (özellikle derin bazı acılardan sonraki derin sorgulamayı takip eden ilhamlarda) buna "adanma" konusunda gayet yüksek bir motivasyon ve hiç sona ermeyecekmiş gibi bir odaklanma hissettiğim halde, bunun ne kadar çabuk sona erebildiğini hayret ve kederle görüyorum.

Büyük bir mazeret var bu konuda: Dünya. Dünya hayatının çok zorlu koşulları ve karmaşıklıkları. Ama maalesef dünya kadar büyük ve kalabalık da olsa bu mazeret ve aslında hiçbir mazeret bir geçerlilik veya anlam taşımıyor, taşıyamaz nihayette. Gerçeğe sahip çıkmamız gerekiyor, önce kendi içimizde, sonra başkalarıyla paylaşarak.

Hayatımı buna adamam gerektiğini hissediyorum; gerçeğe. Basit, ebedi, güzel hakikate. Dünyada tam tersi din haline getirilmeye çalışılan basit, güzel, sonsuz gerçeğe. Bazen buna girişiyorum ama dünya hayatında kısa bir sürede yolumu, gerçeğin izini kolayca kaybettiğimi görüyorum. Ama derin acılar ve bu acıların tetiklediği derin sorgulamalar tazelendikçe, gerçeği hatırlama, güvenme eğilimi de artıyor giderek ve kaybolmalarda yolunu tekrar bulmak nispeten daha çabuk mümkün hale geliyor gibi algılıyorum.


Qui-gon jinn

#4
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Hayatınızı birşeye adıyor musunuz?

Evet var, adıyorum, "Güce" dengeyi getirmek...:)) ama hangi taraftan tabii, acaba mutlak denge noktasında var olup, ,iki taraftanda olmamak mümkün mü ? Beni ikisi de bir türlü tatmin edemedi maalesef...:)

Şaka bir yana, verilen bilgilere baktığımızda Dünya hayatında insanın yapması gereken tek şeyin "Bilgi" toplamak ve sonra bu bilgileri uygulamaya koymak olmalı deniliyor. 3 Yoğunluğun mevzuniyet nihayettinde de varoluşun bir kutbunu seçerek, "Bir" ile bir olana kadar tekamül yolculuğuna devam etmek. Bu mu olmalı kendimizi adamamız gereken şey, emin değilim. Gerçektende öyledir belkide, tam bilemiyorum. Hep daha ilerisine doğru tekamül etmek ve önceki geçilenleri artık geride bırakmak. Ben kişisel olarak aşağıdaki alıntıdan da hareketle 3.yoğunluk Dünya hayatına ve içindekilere alıntıda söyledikleri gibi artık o kadar fazla odaklanmamaya çalışıyorum. Bakıyorum hepsine, herşeye ama takılmamaya gayret gösteriyorum.

C: Halen üçüncü seviyedeyken, üçüncü yoğunluk aleminde daha rahat olanlara belirli bir derecede uyum göstermeniz gerekli. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi, belki de artık sizin için dördüncü yoğunluğa hazırlanma ve mutlak gereklilik durumları dışında üçüncü yoğunluğa ait tüm "nerede"lerle, "nasıl"larla ve "neden"lerle ilgilenmeyi bırakmaya başlama "zamanıdır." Bu artık gerçekten geride bıraktığınız birşey ve bunu biliyoruz, çünkü altıdan bire ve yine birden altıya kadar kadarki tüm seviyelerden görebiliyoruz. (17 Haziran 1995)

Bozadi'nin dediği gibi, sanırım bende hayatımı gerçeğe yada 6Y'nin dediği gibi "Objektif Realite"nin ne olduğuna adamış olabilirim. Organize din ve diğer inaçları nerdeyse tamamen bırakmış durumdayım, neye inandığım sorulursa da eğer, "Objektif Realite"ye diye cevap veriyorum. Tabii buna ne seviyede hakimim tam bir muamma...

Bu "Objektif Realite"nin ne olduğunu bulmaya dair girdiğimiz yolda aralıksız ilerliyorum yada umarım ilerliyorumdur. Bakalım, hayırlısı artık diyeceğim...

Neyse, şimdi şöyle bir hatırlamaya çalışıyorum da buna dair ilk ciddi sorgulamalara ne zaman girmiştim diye, önceside vardı biraz ama asıl matbaa da çalışan babamın bana rahmetli Ata Nirun'nun "Bilinmeyen" sayılarının toplandığı 6.Cilti getirdiğinde başlamıştı sanırım. İlk okula gidiyordum daha. Bir evvelki sene ise nöbetçi olduğum kütüphaneden aldığım ilk canlılar isimli kitapla beraber paleontolojiye merak sarmıştım. Bir sonraki sene gelen Bilinmeyen cilti ile beraber ise adeta bana bırak şimdi paleontolojiyi, sen asıl buraya bak denmiş ve bende ne kadar istesemde sonraki yaşamım boyunca bir daha paleontolojiye kendimi layığıyla adayamamıştım. Odağım her uzaklaştığımda tekrar ve tekrar o konulara kaydı yada kaydırıldı ki, böylelikle ülkemiz Dünya çapında bir paleontolog yetiştirme imkanından mahrum edilmiş oldu. Lanet olasıca federaller..:)

Bu arada o "Bilinmeyen" kitapları 10 ciltten oluşuyordu ve ben diğerlerini ancak yıllar sonra liseye giderken sonradan taşındığımız şehrin kütüphanesinde tesadüfen bulmuştum. Bunu neticesinde, artık nasıl kendimi adamışsan 1 hafta boyunca yaşadığım yerden 22 KM uzakta olan okuldan kaçıp, gelip kütüphanede bunları inceliyor ve not alıyordum. Tabbi istedim hepsini başta eve almak ama veremeyeceklerini söylediklerinde bende bu yola baş vurmuştum çaresizce, ne yapayım bakmalıydım onlara, olmazdı başka türlü, içten geliyordu bu...

Hatırladığım kadarı ile çoğunlukla boş ve loş olan şehir kütüphanesinde ve kütüphanecinin "Ne ayak bu çocuk" der gibi sorgulayı bakışları altında, benimde kendimi "hakikaten ne yapapıyorun lan ben burda?" diye sorguladığım ilginç bir an vardı. Oturmuştum camın köşesinde bir yere, dışarıda cıvıl cıvıl bir hava, bir yandan sevgilisi veya arkadaşı ile dolaşan yaşıtlarıma ve diğer insanlara bakıyorum, bir yandan kütüphaneci ve benden başka kimsenin olmadığı bomboş mekana bakıyorum... Sonra birden önümdeki bilinmeyen cildinin sayfasını çevirdim ve o resmi gördüm, hiç aklımdan çıkmaz. Baktım baktım ve dedim; "Lan! beni gaza getirip durmayın, şimdiye kadar sonu hep hüsranla bitti."...


Velhasıl itiraf etmeliyim ki, buradan sonraki yazdıklarımdan vazgeçip kırpmak zorunda hissettim kendimi ve çıkardım onları. Neyse bu işlere iyi kaptırmışız yada adamışız kendimizi anlayacağınız, içimden geliyor ama gerçekten neden? O da tam bir muamma...

Tgur

#5
Yorumlar çok yerinde ve dengeyi yutmuş bilinçlerin feryadı,acizane ilavem şu olacak sadece Gaia dostuma dengeyi ve onun icaplarını tekrar hatırlatacağım refakatinde olanın yaptıkları dengeyi sağlamak ,o olmazsa başka bir denge sağlayıcı yanı başımızda acılar vererek belirir,

Bir adanmışlık arıyorsak, bedenin duygusal ve fizyolojik bastırma ve mecburiyetlerine kısılmış hali ile  ruhun evrensel hürriyetinin ne olduğunun farkına varınca ortaya konanların bir oyun olduğunu idrakten başka çare yok ,

Sanırım şu mısraları beraber mırıldanıyoruz,

OYUN
29.04.2006
Zamanı bilmeyen varlığa bir ömür nedir ki
O, bir yaşam sürmeyi görev bilmektedir
Zamansızlığın erittiği o muhteşem bilinciyle
İnsanın yaşarken bela dediklerini oyuna çevirmektedir

Ne güzeldir ona hayat , var oluşların en güzel kolu
Ego yok , savaş yok , maddeye takılmak başkasının yolu
Saf denilip alay edilen yanları ile
İliklerine kadar o unutulan sevgiyle dolu


Tgur

#6
Bu yazdıklarım ve yorumladıklarımla adeta bir denge sağlamak ister gibi yaptığım çıkarımlar esnasında şu konuya rastladım ve ve ilave edip düşünmek üzere burada sunuyorum ,

Duyguları zaptedip öylece durmak kafi değil,

******************************
S: (L) Tamam. Sorusu olan insanlar var. Sorabilirsiniz. (Craig) Bu benim için çok önemli bir soru. İlk ruhsal öğretmenim Maharishi Mahesh Yogi'ye yapılan suikast girişiminin ardında ne vardı? 
C: Yanıttan hoşlanmayacaksın. Bazı istihbarat teşkilatları unsurlarının bu olayla ilişkili olduğunu söyleyelim sadece. 
S: (L) O unsurlardan herhangi biri bilinen ama muhtemelen bir istihbarat teşkilatının parçası olarak görülmeyen kişiler miydi? Yani, bu işle ilgili olanlar arasında, olaya maruz kalanların iyi bildiği, güvendiği birileri de mi vardı? 
C: Evet. 
S: (Craig) Bu cinayet girişiminin nedeni, onun dünya barışını etkileyecek meditasyon grupları kurmaya yönelik çalışması mıydı? 
C: Kısmen.
S: (Craig) Şu anda bilmemin faydalı olacağı başka herhangi bir neden? 
C: Dikkat saptırmak ve dikkati yanlış yönde odaklama dışında, hayır. Ama bu her zaman böyle değil midir?
S: (L) Dikkati neyden saptırmak?
C: Ruh kavramından. S: (L) Dikkati neye odaklamak için?
C: Şahsa.
S: (L) "Şahıs üzerinde odaklanma" derken neyi kastediyorsunuz? Çok hassas bir alana girdiğimizi düşünüyorum. (Joe) Sadece şahıs üzerinde odaklanıp onu bir şehit, bir tanrı haline getirmek için sanırım. Bir fikir veya kavram ileri süren insanlar var ve belirli bir takipçi kitlesi var ama aslında o yol herhangi bir yere varmıyor olabilir. Sonra o insanı öldürüyorsun ve birden herkes "Aman tanrım! Öldürüldüğüne göre doğru birşey üzerindeydi!" der. (Craig) Yani bunun dikkati ruh kavramından saptırmaya yönelik bir teşebbüs olduğunu mu söylüyorsunuz? 
C: Evet. 
S: (Joe) Maharishi'nin savunduğu ruh kavramı doğru bir kavram değil anladığım kadarıyla. Çünkü onu öldürme girişimiyle dikkatler onun üzerinde odaklandırıldı. Böylece sahte bir spiritüalite fikri yaratıyorlar... (Craig) Onun öğretisi konsorsiyumun veya diğer nahoş veya arzu edilmeyecek unsurların öğretisiyle mi uyumlu?
C: Bu soru biçimi tam olarak uygun değil.
S: (Simon) Evet. Şöyle birşey sorman lazım: Maharishi'nin öğretisi bilginin arttırılması için faydalı mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Ama bu senin spesifik soru biçimindi. (Craig) Onun bakış açısı olan, Eski Vedik bilgilerin tekrar canlandırılmasında herhangi bir değer var mı? 
C: Evet. 
S: (L) Yani göze görünenden biraz daha fazlası var. (Craig) Sri Sri Ravi Shankar bunu doğru yönde götürüyor mu?
C: Hayır.
S: (Craig) Sri Sri Ravi Shankar'ın çalışması tamamen yeni bir yön mü getiriyor? 
C: Olabilir... 
S: (L) Peki bu Sri Sri neyin peşinde? (Craig) "Yaşama Sanatı" soluması/meditasyonu öğretiyor. Bu insanlığın faydası için değerli bir program mı? 
C: Belirli bakımlardan, evet. Ama denge eksikliği var. 
S: (Craig) Dengenin hangi alanda geliştirilmesi gerekiyor? 
C: Altmış yıl önce neredeyse tüm dünyanın savaşa karşı olduğunu ama savaşın yine de geldiğini hatırlayın. Aklı sakinleştirmeye ve üst alemlerle bağlantı kurmaya yönelik meditasyon, bu alemin dengelenmesi için işe yaramaz. 
S: (L) Benim deneyimlerime göre, kendine ve reaksiyonlarına hakim olmak, ustalaşmak için meditasyon yapmak çok faydalı birşey. 
C: Evet. Ama birey o ustalıkla ne yapar? 
S: (Craig) Akıllarını veya duygularını nasıl kontrol edeceklerini bilmeyen insanlara faydası oluyor. 
C: Evet. Ve insanlara, değişim için o duyguları ne zaman, nerede ve nasıl kullanacaklarını öğretiyor. Görünürde ve olayların içinde olan bitenlerden etkilenmemek için duyguları yenmek, bir otomat haline gelmekten çok farklı birşey değil.

----------------------------------------------------------

Çok çarpıcı ve şimdiye kadar ileri sürdürdüklerimizi adeta toptan sarsacak bilgi gurubu,şu son cümlede anlatılanlar konuyu bir başka şekilde karşılamamızı işaret ediyor ,işaret ediyor da gerçekte istenen nasıl bir hal,

"Görünürde ve olayların içinde olan bitenlerden etkilenmemek için duyguları yenmek, bir otomat haline gelmekten çok farklı birşey değil. "

Olanlar karşısında duyguları dizginleme değil de serbest bırakırsak ne olur, öfke duygusu mesela serbest bırakırsak çatışma ve travma yaratır bu sonuçların olacağını mutlak bilip de dizginlememek ne derece doğru olur,

Sanırım o öfkesine kapılmış kişi eğer varlığını yok eden bir tehlike yoksa (zira tepki göstermezse ortamdan silinir)bunu ortaya dökecek ama neticeleri hakkında tedbir alacak ,kendini bu öfkelendirecek konu hakkında ne yapabilirim onun analizine girecek ve davranışını ona göre ayarlayacak, yani öfkeyi doğuran sebep üzerinde odaklanıp davranışlar sergileyecek,

Tabiiki bu işi beden ve zihninin kabiliyet unsurlarını tartarak devreye koyacak,

"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır,"herhalde bu haller için duyguların gerektiğinde devreye girip tepkisel ve düzeltecek davranışları ortaya koymayı öngörüyor,

Şu anda ortam böyle değil mi, soygun ve arsız hukuksuz azgın davranışlar hiç istenmeyen otoriter idare tarafından ortaya dökülüyor ,neredeyse demokratik hakkın bir işe yaryamayacağı şartlar ortaya gelecek gibi ,nasıl davranmalıyız,

Bilemiyorum,


Gaia

#7
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Yorumlar çok yerinde ve dengeyi yutmuş bilinçlerin feryadı,acizane ilavem şu olacak sadece Gaia dostuma dengeyi ve onun icaplarını tekrar hatırlatacağım refakatinde olanın yaptıkları dengeyi sağlamak ,o olmazsa başka bir denge sağlayıcı yanı başımızda acılar vererek belirir,


Sevgili Tgur, nacizane hatırlatma için teşekkürler. Hayatımdaki dengenin işleyiş mekanizmalarının farkındayım. Pozitif yola uyumlanma çabalarımın oranını kendi yaşamımda ne kadar arttırırsam, egosuna bağlı insanların o denli kontrolünü kaybet miş gibi bir parelellikte bu pozitif çabayı negativize ettiklerini görüp, yaşıyorum. Yada diğer bir deyişle negatifle dengelediklerini görüyorum. Bundan kaçamayacağımın bilincindeyim. Ama mesele şu ki bir noktadan sonra bunun bir başka döngü olduğunu görüyorsun.

Gariptir. Hayat insanı acıyla ateşliyor, yükseltiyor. Bir negatif saldırı diyebileceğimiz bir şeyin bile bize öğretip yolda tutan ve büyüten bir şey olduğunu görebiliyorum. Fiziksel yaşamın gelip geçici bir oyun yeri olduğunu bana fiziksel alemin bir hakikat olduğunu savunan insanlara söylediğimde alaya alınıyorum. Sonra aynı insanların kendi doğrularını manipülasyon çabasıyla bana kabul ettirme çabalarını görüp yaşıyorum. Aslında kaçmaya çalıştığım hayat döngüsü bu.

Ben uykuda yaşamaktan, sahte olandan,illüzyondan mutlu olan insanlarla bir arada yaşamaktan sıkıldım. Kendine zarar verdiğini bile bile aynı davranıştan vazgeçmeyen bir insan grubuyla birlikte yaşamak bana daha fazla saldırıdan ve yıpratma çabasından, yoldan uzaklaştırma çabasından başka bir şey getirmiyor.

Birazda bu durumlar nedeniyle bir münzevi yaşam arayışındayım. Tabi böyle deyince yarın evden çıkıp hemen ormana yerleşmeyeceğim. :D Şimdilik bir düşünce,fikir bu zihnimde. Sanırım yanlış anlamadıysam bu sözüme istinaden bana dengeyi hatırlattın. Eğer yanlış algıladıysamda beni yeniden düzelt lütfen.

Bu arada şiirin çok güzel, mana dolu. :)

Tgur

#8
Sevgili Gaia dostum evren ve dolayısıyla bütünlük adeta bizimle giriştiğimiz her yeni bilgi yerleştirmesinde beraber olduğunu hissettiriyor ,bak şu son aktardığıma ne demek istediğimi anlarsın.


Gaia

#9
Sevgili Tgur benim göremediğim ama senin çok bariz olarak gördüğün şeyi anlamış değilim. Sanırım aynı dünyada yaşamıyoruz. Yada bazı örtülü cümlelerin ardına sığınıp gerçek düşüncelerimizi aktarmaktan çekiniyoruz. Bütünlükten kastın nedir? Meditasyon yaparken yakaladığın sessizlik anında açığa çıkan o huzur ve tamamlanmış haline mi bütün diyorsun, evrensel olan diyorsun? Yoksa tüm dünyadaki pozitif negatif varolan her şeyi kabul edebilmeye mi bütünlük evrensel olanın hissedilişi diyorsun? Eğer ikincisiyse ben aynı görüşte olamıyorum seninle. Çünkü ben acının gırla olduğu ve insanların bu acıya gönüllü bir şekilde atladığı bir dünyada bütünlük görmüyorum. Birbirinden günden güne uzaklaşan ve yalnızlaşan insanlar görüyorum. Sürü bilinciyle birbirini manipüle etme yarışına girmiş insanlar görüyorum.

Buna her şey ders deyip geçebilirim. Zaman zaman bunu yapıyorum ama bu acının, acıya gönüllü bir şekilde atlayan insanlar aracılığı ile bana gelmesini engellemiyor. Eğer ben yinede hatalı düşünüyorsam ve sen çok berrak bir algıdan beni görebiliyorsan daha spesifik olur musun?

Tgur

#10
Evet bütünlük konusunda ne anlatılmak istendiğini her bilince kolayca anlatılmayacak hususlar olduğunu hissediyorum ,

Ama meditasyon esnasında tatlı ve dokunulmaz bir duygudan bahsediyorsun işte o olabilir ,ama o ortamdan çıkıp illüzyonun alabildiğine sergilenmiş fizik dünya sahnesinde olduğumuzda ayrılığın en revaçta yani bütünlüğün farkında olmayan bilinçlerin devrede oldukça fazla olduğu bir ortamda oluruz,

Egosal davranış bu insanların en doğal davranışıdır,zira 7Y nin parça deneyimini yapmaktalar ,zihinlerini üst bilgiye yöneltmedikçe ve arayışlarının ufuklarına bakmadıkça egonun çırpınışları her tarafı kaplar ,önemli olan bu ortamda biz neredeyiz,bunu belirlememiz lazım,

Ben bu insanlar gibi düşünmüyorum inancımın sınırları daha geniş diyorsak yani olanın hepsinin sadece enerjisel bazlı fiziksel yapılardan ibaret olmadığını biliyorsak ve inanıyorsak o zaman bütünlük kavramı içine var olmuş veya var olmanın sonsuz yapıda olan anlayışına bakar oluruz,

Tabiiki genel çabamız bilgiyi arttırarak bu sonsuz yapıda olanları zihnimizin müsaade ettiği kadar anlamaya idrak etmeye çalışıyoruz,veya ben çalışıyorum desem daha doğru olur

Bu halde evrensel veya bütünlük diye tarif ettiğim sadece benim bu biraz muğlak edebiyata dalmış satırlarla örtülü gibi olabilir,onun için mazur görünüz ben inancımı ve hissettiklerimi yorumlarımda ve dörtlüklerimde anlatmaya çalışırım ama görüyorum ki bazen anlayış sınırlarının dışına çıkmışım ,bu benim bir şey olduğumun haykırışı değil anlatamamanın verdiği sıkıntı olabilir,

Sonuçta biz kimiz ki...


bozadi

#11
Qui,

Belki daha önce belirtmişimdir, "Bilinmeyen" dergisi benim de spiritüel konulara ilgimin oluşması ve/veya tırmanışında önemli rol oynamıştı. Ra Bilgileriyle (ve onu takiben Kasyopya bilgileriyle) karşılaşmamdan birkaç yıl önce, lisemin yakınındaki bir caminin alt katındaki kütüphanede rastlamıştım ve olağanüstü ilgimi çekmişti. Tek cilt miydi, birden fazla mıydı, ne kadarını ayrıntılı okudum hatırlamıyorum ama olanın tamamını gözden geçirmişimdir ve o süreçte hayatın/varoluşun temel gerçekliğinin ne olduğu merakımı giderme çabamda "devrimsel" bir etki yaptı. Kısmen korkutucu veya gergin ama kesinlikle ufuk açıcıydı.

Bazı ayrıntılarını unutmuş olduğum celse alıntını, forumda önermeyi düşündüğüm pratiklerden biriyle uyumlu gördüm. Zaman zaman dünya realitesinden (3KH koşullarından) biraz uzaklaşıp yarı-meditasyonel bir zihin halinde, kalbimizin en derininde hangi gerçekliği, hangi varoluş biçimini yaşamak istiyorsak, hiçbir engel veya kısıt koymadan, sanki etrafımızdaki toplum da o varoluş biçimine uygun bireylerden oluşacakmış veya oluşma halindeymiş gibi bir rahatlık içinde, içimizden geldiği gibi var olmak (bunu tasavvur etmek) hakkındaydı. Şekil-şemanın, ayrıntıların hiçbir önemi yok. Hiçbir engel veya kısıtlama olmaksızın, %100 gönlün en güzel yerinin istediği gibi var olmaya başlamak. BH realitesini yaşamaya (eğer gönlümüzden geçen buysa) yaklaşmaya yönelik. Dünyanın mevcut şartlarıyla hiçbir bağlantı kurmaya veya karşılaştırma yapmaya gerek olmaksızın, sıfırdan, kalbin en çok istediği şekilde var olmaya başlamak.

Tgur,

Senin yaptığın ilginç celse alıntısı da yine epeydir unutmuş olduğum bir husustu. En çok dikkatimi çeken, zaten senin de birini özel olarak tekrar alıntıladığın iki açıklama:

– Aklı sakinleştirmeye ve üst alemlerle bağlantı kurmaya yönelik meditasyon, bu alemin dengelenmesi için işe yaramaz.

– Görünürde ve olayların içinde olan bitenlerden etkilenmemek için duyguları yenmek, bir otomat haline gelmekten çok farklı birşey değil.

 
Bu, K'ların daha önce, yanlış hatırlamıyorsam, "hiçbir arzu, beklenti duymadan, çok derin, saf meditasyon yaparsanız sonunda bu dünyadan ışınlanıp bir BH alemine geçerdiniz" anlamında söylediği şeyi de çağrıştırıyor. Yani en azından toplum ortalamasının epeyce üzerinde bulunan, güçlü bir BH eğilimine ve potansiyeline sahip bireylerin (daha doğrusu grupların) amacının "Dünya'dan bir BH alemine/cennete kaçmak" OLMAMASI GEREKTİĞİ söyleniyor görebildiğim kadarıyla.

Maharishi'nin Transandantal Meditasyon öğretisini bilmiyorum. Biraz araştırmaya çalışacağım. Maharaj'ın önerileriyle bir miktar paralellik gösteren yönlerinin de olabileceğini sanıyorum, emin olmasam da. Maharaj gibi ikisizcilik (non-duality) öğretmenlerinin ve onlara nispeten benzer Eckhart Tolle gibi öğretmenlerin bilgilerinin de "eksik" (ve eksik olması ölçüsünde "yanlış") sayılabileceği bir yön olabilir gerçekten. Bu öğretmenlerin bilgileri KH aleminden BH alemine kaçış için bir tür bilinç tüneli açmayı öneriyor adeta. Bu anlamda bir bakıma son derece doğal ve iyicil sayılabilecek birşey bu ama aynı zamanda dünya hayatından, toplumundan, realitesinden  kopmayı, kaçmayı da içermiş ve savunmuş oluyor otomatik olarak. Yani ailemiz, çevremiz veya dünyanın geri kalanı için hak/adalet mücadelesinden, bununla ilişkili sorumluluktan kaçmayı çağrıştırıyor biraz. Aslında ben Maharaj'ı bu anlamda suçlamanın çok da doğru olmayacağı izlenimine sahibim çünkü toplumsal yaşamdan, şiddetli olumsuzlukları düzeltme çabasından kaçış/kopuş ALEYHİNE de tavrı, açıklamaları var ("Dünya'yı düzeltmek sizin elinizde, nasıl bozduysanız öyle düzeltin" vs.). Ama evet, yine de bizler için sadece Maharaj'ın veya Tolle'nin söyledikleri, önerdikleri üzerinde odaklanıp diğer herşeyi dışlamak pek mümkün değil gibi görünüyor. "Sıkıcı" gelir. Örneğin bu öğretilerde "boyutlar arası" realiteler ve etkileşimler hakkında bir şey yok. Dünyalı ve dünyadışı KH ve BH gruplarının faaliyetleri hakkında bir şey yok. Ra ve Kasyopyalılar Maharaj'ın, Tolle'nin öğrettiği şeyleri bilmiyor mu? İsteseler ve gerekli görseler onlar da "sadece" bu bilgilere odaklanmayı tavsiye edebilirlerdi ama etmiyorlar. O tür bilgileri de sunuyorlar ama sadece onları değil. Bu bakımdan Maharaj'ın öğretisi (ve benzer öğretiler) aslında biraz "din adamlığını", sadık bir "spiritüel mümin" olmayı çağrıştırıyor. "Sadece ilahi hakikate, doğruya, ahlağa odaklanın, bunun gereğini yapın, diğer şeylere fazla takılmayın" gibi. Bir tarikat mensubu gibi dünyadan, hayattan, hayatın olumlu ve olumsuz yönleriyle pek çok zenginliğinden yalıtıklığı savunur gibi. K'ların "Hayat Dindir" deyişi, dinin sadece camiyle (veya kilise veya sinagog vs), tekkeyle, tarikatla ("dini temsile soyunmuş" kurumlarla ve kişilerle) yalıtık olmadığına, olamayacağına işaret ediyor. Din (hakikat) tüm hayattır çünkü tüm hayat birdir. Birileri çıkıp "din benim, din benden sorulur" dediği zaman, Orwell'ın "tüm hayvanlar eşittir ama domuzlar DAHA EŞİTTİR" göndermesinde / eleştirisinde olduğu gibi bir seçkinlik, egosallık potansiyeli, iması çıkıyor ortaya.

Maharaj'ın, Tolle'nin ve benzerlerinin öğretisi, BH eğilimli sayılabilecek oldukları halde pek çok insana bir şey ifade etmeyecektir. Ra ve Kasyopya gibi kaynaklar daha da uç örnekler. Yani sadece bu bilgilerin "öğrenciliğini/öğretmenliğini" yapmak, insanların çoğuna somut yardım için bir şey ifade etmeyebilir. Uygun insanların daha büyük bir kısmına ulaşabilmek, pozitif, iyileştirici etkiler yapabilmek için toplumsal hayatın daha içinde, ortasında, genelinde olmak ve hatta kaçınılmaz olarak KH güçlerinin karşı çabalarına direnç göstermek, mücadele etmek gerekiyor.

Bunlar fazlasıyla idealist tasvir ve yaklaşımlar. Biz kendimiz halen bilincimizde ciddi ölçüde müdahale/şifa gerektiren sorunlarla, KH programlarıyla yaşarken, geniş insan kitlelerine bilinçsel olarak iyileştirici, olumlu etkiler yapmaya girişmek çok gerçekçi olmayabilir.

Tgur'un işaret ettiği gibi ülke yönetimi / siyaset alanındaki büyük haksızlıklara tepki, direnç göstermek daha gerçekçi olabilir ama bu alan öteden beri o kadar yapay bir şekilde "kutuplaşmış" bir alan ki, o kutuplaşmanın bir parçası olmadan, onun girdabına kapılmadan nitelikli bir "siyasi adalet bekçiliği/muhalefeti" yapmanın çok mümkün veya verimli olmayacağını düşünüyorum şu an ama karşı görüşlere kesinlikle kapalı değilim. Dikkat çekmeye çalıştığım gibi ben siyasi iktidar ve muhalefet gruplarının ikisinin de hem aydınlık hem karanlık yönleri olduğunu düşünüyorum. Birinin daha BH'yi, diğerinin daha KH'yi temsil ettiğini düşünmüyorum. Örneğin bu ülkenin AKP'den/Erdoğan'dan acilen kurtulması gerektiğine inanmıyorum çünkü pek çok olumsuz yönü olsa da, muhalefetin de son derece olumsuz yönleri var. Türkiye'de AKP lehine de aleyhine de faaliyet gösteren epeyce yandaş ve muhalif grup var; bu konuda bir "eksiklik" çekilmiyor gibi. Erdoğan veya AKP aşığı değilim. Muhalif liderlerin veya partilerinin de aşığı değilim. Bu konudaki "kutuplaşmayı" çok yapay, çocukça ve sahtekarca buluyorum ve bunun bir parçası olmak istemiyorum. Yani sadece anti-iktidar veya sadece anti-muhalif olmak fikri neredeyse midemi bulandırıyor. Hepsi üçkağıtçı, hepsi sahtekar. Ama sadece "kötü" değiller, çok iyi yanları da var. Sonuçta insan bunlar. Biri şeytan biri melek değil bence, bazen biz öyle görmek istesek de. Ve oynadıkları oyun onlar için ve milletin geneli için öğretici, geliştirici yönlere sahip muhtemelen. İki taraf da kozlarını yeterince oynayıp yenişemedikten sonra en nihayetinde eşitlikten, adaletten, paylaşmaktan, düşmanlığı bırakıp kardeşlikten yana tavır almaları gerekiyor, gerekecek.



bozadi

#12
Tartışma başlığının konusuyla bağlantılı bir soru daha sormak istiyorum:

Hayatta/varoluşta en çok ne istiyoruz? Birşey istiyor muyuz? İstemeli miyiz?

bozadi

#13
"Adanma" sorusunun da, "istek" sorusunun da öyle hemen spesifik bir şekilde cevabı verilmesi, açıklaması yapılması kolay sorular olmadığını, çok karmaşık yönleri olduğunu biliyorum. Yine de bu hususlar üzerinde düşünmenin, tartışmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Başlığın veya temel soruların genelliği, meseleye çok farklı yönlerden yaklaşmaya da imkan tanıyor sanırım.

Gaia

#14
bozadi,  bh nin tanımlarından sayılabilecek bir cevap olarak kas'lar 'hiçbir şey istememek, arzulamamak.' demişlerdi.  Bu açıdan bakınca cevap bu gibi duruyor. Bu da yukarıda eleştirdiğin spiritüel müminliği bir bakıma mantıklı bir davranış durumu olarak kılıyor. Ama bir kh varoluşu içinde yaşadığımızı düşünürsek, sağlıklı olan cevabın bir şeyler istemek olduğunu düşünürüz.

Bizler başkalarına yardım etme motivasyonu geliştirdiğimizde bu motivasyonu başkasının özgür iradesine saygı göstermek adına bastırıyoruz sanırım. Ya da bastırmak demeyelim de tepkisiz kalıyoruz demek daha doğru olur. Bu tepkisizlik başkalarına hizmet yolunda ilerlemeye çalışan bir birey için ne kadar sağlıklı olabilir? Ben mesela 'uyku halinde' diye etiketlediğimiz falanca bir bireye yardım etmek istersem bunu sağlıklı olarak nasıl yapabilirim bu süreçte? Yada özgür iradeye saygı durumu sadece bh gerçekliğine geçildiğinde mi aktif oluyor? Çünkü bu sorun bir kısır döngü yaratıyor. Yardım etmek istiyorsun, hoop dur bakalım özgür irade, deniliyor. Etmeyince, tepkisiz kalıp robot oluyorsun. Bu konuda kafam karışık açıkcası. Sanırım bu karışıklığımı giderirsem daha sağlıklı bir cevap verebilirim bu yeni soruya.