Hayatını birşeye adamak?

Başlatan bozadi, 17 Nisan 2021, 17:12:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

#15
Sanırım 2. part sorunda cevaplar daha net olabilir bozadi. Şöyle bir düşününce ilüzyonun bana verdiği sıkıntıları istemiyorum. Mesela gerçek enerji kaynağı para gibi bir şey olması bence insana en büyük engelleme koyan en saptırıcı şey. Bence bir şey istemek çok mühim. Çünkü ideallerini ancak böyle oluşturabilirsin. İstemekle beklentiye girmek arasında sanırım net bir fark var ama görebilmesi o kadar kolay değil.

Yaşamanın bu kadar zor olmamasını isterdim. İsteklerimi bu sitede işlediğimiz öğretiler şekillendiriyor olabilir. Kendimi bildim bileli mevcut sistemin bir ilüzyondan ibaret olduğunu az-çok kestirebiliyordum. Acının ve sevincinden de yine yeterli ya da yetersiz suni olduğunun da farkındaydım. Sanırım en büyük isteğim gerçeğin ne olduğunu anlayabilmek ve kafamda kurabildiğim ideal dünyada yaşayabilmek. Ama o dünyanın burası olmadığının farkındayım bu biraz sıkıntılı bir düşünce olabilir.

gerçek tosun paşa

#16
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

bozadi,  bh nin tanımlarından sayılabilecek bir cevap olarak kas'lar 'hiçbir şey istememek, arzulamamak.' demişlerdi.  Bu açıdan bakınca cevap bu gibi duruyor. Bu da yukarıda eleştirdiğin spiritüel müminliği bir bakıma mantıklı bir davranış durumu olarak kılıyor. Ama bir kh varoluşu içinde yaşadığımızı düşünürsek, sağlıklı olan cevabın bir şeyler istemek olduğunu düşünürüz.

Bizler başkalarına yardım etme motivasyonu geliştirdiğimizde bu motivasyonu başkasının özgür iradesine saygı göstermek adına bastırıyoruz sanırım. Ya da bastırmak demeyelim de tepkisiz kalıyoruz demek daha doğru olur. Bu tepkisizlik başkalarına hizmet yolunda ilerlemeye çalışan bir birey için ne kadar sağlıklı olabilir? Ben mesela 'uyku halinde' diye etiketlediğimiz falanca bir bireye yardım etmek istersem bunu sağlıklı olarak nasıl yapabilirim bu süreçte? Yada özgür iradeye saygı durumu sadece bh gerçekliğine geçildiğinde mi aktif oluyor? Çünkü bu sorun bir kısır döngü yaratıyor. Yardım etmek istiyorsun, hoop dur bakalım özgür irade, deniliyor. Etmeyince, tepkisiz kalıp robot oluyorsun. Bu konuda kafam karışık açıkcası. Sanırım bu karışıklığımı giderirsem daha sağlıklı bir cevap verebilirim bu yeni soruya

Ya ben bu konudan hem yaşayarak hem de okuyup öğrenerek çok güzel vazgeçtim.

Çok net ifade etmek gerekirse bir grup aynı düşünce yapısı ve ideallerde değilse dümendeki kişi sürekli kaybeder. Kaybı göze alarak dümene geçmek saçma. Elbette hayatta paylaşımcı olmak çok önemli, cömert olmak bir erdem ama tekamül yolu aşırı bireysel bir yol özellikle bir KH dünyasında reenkarne haldeysen.

Ağızdan çıkan cümleler aynı olsa ne yazar? Kafada dönenler başka...

Her koyun kendi bacağından asılacak. Herkesin kendi eksikliği var kendi dersi var... Travmalarımız var. Korku ve nefsimiz var.

Kas.ların dediği gibi bu yol sevgi mevgi yolu değil bilgi yolu. Kim kafasında kurabiliyorsa kim ne kadar anlayabiliyorsa yolunu çizecek.  Asla başkalarının üzerinde bir irade kuramazsın.

İrade kurmak için 3 yol var. 1- İnanç değerleri 2-Milli ve etnik değerler 3- Yüksek maddi olanaklar (KH DÜNYASI GERÇEKLİKLERİ)

Bunlar bu dünyada irade yıkan ve oluşturan etmenlerdir gerisi fasafiso. Ya kendiliğinden gelişen bir oluşumun içinde bulursun kendini ya da uğraşır uğraşır hüsranla karşılarsın.

Qui-gon jinn

#17
Bozadi, bu "tesadüfi" olaylar acaba gerçekten öyle mi? Yoksa belli bir takım ayarlamaların sonucumu merak etmedim değil şimdi...:)

Velhasıl "kaçış" konusunda birkaç şey eklemek istiyorum ki, hangisiydi bakmadım şimdi ama bir celsede tüm bu 6Y ile irtibatın, irtibattaki o grup ve bu yolu takip etmek isteyen başka kişilerde olursa şayet, onlar içinde bir "Kaçış tüneli/kanalı" oluşturmak niyetiyle yapıldığı idi.

Hatırlanırsa, celselerde içinde bulunduğumuz 3.yoğunluk dünyasının bizler için vahim hali dile getirilmiş ve buna karşı yapılacak tek şeyin "3.yoğunluktan çıkmak" olduğu söylenmişti. 4 KH'ye karşı birşey yapabilirmiyiz sorusunu da "olası değil, güçleri sizden çok ötede" diyerek cevap verilmişti. Kendi başına yine de birşeyler yapmak isteyen biraz romantik düşünceler içerisindeki kişiler içinde "Dünyadaki hiç kimse 4. yoğunluk KH'ye tek başına karşı koyacak bireysel ruh gücüne sahip değil." denilerek karşı çıkılmıştı. Başka örneklerde var bunlara benzer ama uzatmayayım. Kısaca, Dünya geneli geniş toplum kesimleri için birşey yapılamayacağı, zaten buna gerek olmadığı, "Evrenin evi temizleyeceği" dile getirilmiş ve 3.yoğunluğa çok takılmadan kişilerin kendini kurtamaya bakması öğütlenmişti. En azından ben böyle anlıyorum okuduklarımdan, bilmem ki, belkide tamamen yanlış çıkarımlar yapmışımdır ama bu konudaki ifadeler çok net gibi duruyor.

Biliyorum biraz moral bozucu gibi görünüyor o söylemler ama bende bu konuda geceler boyu düşünmeme rağmen genel durum için bir çıkış yolu bulamamış ve nihayetinde ortadaki duruma objektif/tarafsız bir gözle bakmaya çalışınca söylenenlere hak vermiştim. Bu sebeple bende kişisel olarak gerçekten samimi bir şekilde bilgi veya başka bir türlü yardım isteyenler dışında, gerek çevrem, gerek geniş toplum kesimi için ciddi bir etkileşim içinde bulunmuyor, çoğunlukla 3.yoğunluk hayatından mümkün olduğunca uzak durmaya gayret ediyorum.

Dedikleri gibi "Hiçbirşey de olmayabilir" lakin olacak olan olacaktır ve bilemiyorum bizimde kendimizi kurtamak dışında yapabileceğimiz yegane şey, belkide dedikleri gibi sadece; "Arkamıza yaslanıp, gösterinin tadını çıkarmaktır." ...

bozadi

#18
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

bozadi,  bh nin tanımlarından sayılabilecek bir cevap olarak kas'lar 'hiçbir şey istememek, arzulamamak.' demişlerdi.  Bu açıdan bakınca cevap bu gibi duruyor. Bu da yukarıda eleştirdiğin spiritüel müminliği bir bakıma mantıklı bir davranış durumu olarak kılıyor. Ama bir kh varoluşu içinde yaşadığımızı düşünürsek, sağlıklı olan cevabın bir şeyler istemek olduğunu düşünürüz.

Bizler başkalarına yardım etme motivasyonu geliştirdiğimizde bu motivasyonu başkasının özgür iradesine saygı göstermek adına bastırıyoruz sanırım. Ya da bastırmak demeyelim de tepkisiz kalıyoruz demek daha doğru olur. Bu tepkisizlik başkalarına hizmet yolunda ilerlemeye çalışan bir birey için ne kadar sağlıklı olabilir? Ben mesela 'uyku halinde' diye etiketlediğimiz falanca bir bireye yardım etmek istersem bunu sağlıklı olarak nasıl yapabilirim bu süreçte? Yada özgür iradeye saygı durumu sadece bh gerçekliğine geçildiğinde mi aktif oluyor? Çünkü bu sorun bir kısır döngü yaratıyor. Yardım etmek istiyorsun, hoop dur bakalım özgür irade, deniliyor. Etmeyince, tepkisiz kalıp robot oluyorsun. Bu konuda kafam karışık açıkcası. Sanırım bu karışıklığımı giderirsem daha sağlıklı bir cevap verebilirim bu yeni soruya.

"İstek" konusunda gtp'nin açıklamasına katılıyorum Gaia. Yani istemenin otomatikmen egosal bir faaliyet olacağını düşünmek yanlış olur sanırım. En basit bir örnekle, toplumsal bir adaletsizlik karşısında samimiyetle adalet istemek KH olmaz sanırım. Tabi ki bunu sen de biliyorsun. Sadece kavramsal bir tartışma olabilir bundan ancak ve çok önemli olduğunu sanmıyorum.

"Spiritüel mümin" meselesinde hakkın var ama benim Maharaj ve benzeri öğretilere bu husustaki eleştirim (bu öğretilerde olduğunu düşündüğüm eksiklik), bu kaynakların tavsiyesine uymanın yanlış veya gereksiz olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor kesinlikle. Bizler gibi insanların çok ama çok yararlanabileceği, yararlanması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Benim kastettiğim, bu forumda Maharaj neden Kasyopya celselerinden veya bilgilerinden daha fazla tartışma konusu olamıyorsa, onunla ilgili. K'ların (ve tabi Ra'nın) varoluşun 1'den 7'ye kadar her kademesi, bizim dünyamızdaki çeşitli geçmiş, mevcut ve olası/muhtemel gelecek durumlar ve başka boyutlarla aramızdaki etkileşimler hakkında yaptıkları açıklamalar ilgimizi çekiyor, merak ve araştırma hissi uyandırıyor. Bu çok güzel bir şey diye düşünüyorum. Kısacası, Maharaj'ın öğretisi "tek boyutlu" kalıyor, biraz da konusunun ve amacının gerektirdiği gibi, celselerdeki bilgiler ise gerçekten "çok boyutlu". İkisinin de ayrı bir kıymeti var sanırım.

Bu arada, paylaştığım iki sorudan çok daha fazla işimize yarayabilecek sorular, konular bulmaya çalışıyorum. Bu ve benzer tartışma başlıklarında konu bütünlüğü ve istikrarı konusunda çok endişelenmeye gerek yok. Hepimizin iyiliğine olması muhtemel konular ve yaklaşımlar konusunda her türlü soru veya konu önerisine açığız tahmin edebileceğiniz gibi. "Adanma ve istek" kavramlarına odaklanmaya çalışmak çok ideal değil belki de. İlle bunlar üzerinden gitmek zorunda değiliz.

Tartışmaya ve yaklaşmaya çalıştığımız şeyin veya şeylerin özünde son derece basit olduğunu ama hayatımızın karmaşalarının basit, doğru ve güzel olanı fark edip paylaşmayı zorlaştırdığını tahmin ediyorum ki kendim de sıkça bu zorlaştırmanın bir parçası olmayı engelleyemiyorum ne yazık ki.

Bir açıdan, hiçbir tartışma konusunun, kavramının hiçbir önemi yok aslında. Tüm varoluşun, tüm varlığın en merkezinde, en kökünde, en saf, en mutlak yerinde ne varsa, biz, hepimiz, herkes o sonuçta. Ve bu iş bu kadar basit özünde. Bizlerin tartıştığı ve tartışırken de epeyce kavram kargaşasına girmek ve çözmeye çalışmak zorunda kaldığı şeyler, varlık ana dalına veya gövdesine bağlı dalların uzantısı olan dalların, dallarının dalları... Ama bu arada "varlık" biziz! Benim, sensin. Konuştuğumuz, tartıştığımız herşeyin hammaddesi, özü, dibi biziz! :) Ve bu harika bir şey! Mevcut hayat koşullarımızın içeriğiyle, dertleriyle ve konularıyla çok uyumlu bir farkındalık veya konu değil bu ama bu husus aslında elimizdeki hemen hemen tüm bilgi kaynaklarının üzerinde uzlaştığı en temel, en basit, en güzel, en sonsuz gerçek!

bozadi

#19
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Bozadi, bu "tesadüfi" olaylar acaba gerçekten öyle mi? Yoksa belli bir takım ayarlamaların sonucumu merak etmedim değil şimdi...:)

Velhasıl "kaçış" konusunda birkaç şey eklemek istiyorum ki, hangisiydi bakmadım şimdi ama bir celsede tüm bu 6Y ile irtibatın, irtibattaki o grup ve bu yolu takip etmek isteyen başka kişilerde olursa şayet, onlar içinde bir "Kaçış tüneli/kanalı" oluşturmak niyetiyle yapıldığı idi.

Hatırlanırsa, celselerde içinde bulunduğumuz 3.yoğunluk dünyasının bizler için vahim hali dile getirilmiş ve buna karşı yapılacak tek şeyin "3.yoğunluktan çıkmak" olduğu söylenmişti. 4 KH'ye karşı birşey yapabilirmiyiz sorusunu da "olası değil, güçleri sizden çok ötede" diyerek cevap verilmişti. Kendi başına yine de birşeyler yapmak isteyen biraz romantik düşünceler içerisindeki kişiler içinde "Dünyadaki hiç kimse 4. yoğunluk KH'ye tek başına karşı koyacak bireysel ruh gücüne sahip değil." denilerek karşı çıkılmıştı. Başka örneklerde var bunlara benzer ama uzatmayayım. Kısaca, Dünya geneli geniş toplum kesimleri için birşey yapılamayacağı, zaten buna gerek olmadığı, "Evrenin evi temizleyeceği" dile getirilmiş ve 3.yoğunluğa çok takılmadan kişilerin kendini kurtamaya bakması öğütlenmişti. En azından ben böyle anlıyorum okuduklarımdan, bilmem ki, belkide tamamen yanlış çıkarımlar yapmışımdır ama bu konudaki ifadeler çok net gibi duruyor.

Biliyorum biraz moral bozucu gibi görünüyor o söylemler ama bende bu konuda geceler boyu düşünmeme rağmen genel durum için bir çıkış yolu bulamamış ve nihayetinde ortadaki duruma objektif/tarafsız bir gözle bakmaya çalışınca söylenenlere hak vermiştim. Bu sebeple bende kişisel olarak gerçekten samimi bir şekilde bilgi veya başka bir türlü yardım isteyenler dışında, gerek çevrem, gerek geniş toplum kesimi için ciddi bir etkileşim içinde bulunmuyor, çoğunlukla 3.yoğunluk hayatından mümkün olduğunca uzak durmaya gayret ediyorum.

Dedikleri gibi "Hiçbirşey de olmayabilir" lakin olacak olan olacaktır ve bilemiyorum bizimde kendimizi kurtamak dışında yapabileceğimiz yegane şey, belkide dedikleri gibi sadece; "Arkamıza yaslanıp, gösterinin tadını çıkarmaktır." ...
Haklısın Qui, ilginç ve güzel tesadüfler :) Ama asıl tartışma konusundaki fikir benzerliğimiz veya uyumumuz daha da güzel bence :)

3. yoğunluk (KH) dünyası ile "özdeşleşmeyi" mümkün olduğu ölçüde azaltmaya çalışma konusundaki görüşüne hak veriyorum. Laura ve ekibi celselerde genel dünya insanlığına yardımcı olmaya çalışmanın ne kadar boş, üzücü ve sinir bozucu olduğuna değinip duruyor düzenli olarak. Bizim kendimize ve birbirimize ne ölçüde yardımcı olabildiğimiz bile çok tartışma gerektiren bir husus.

Elimizdeki tüm kaynaklar "1"den bahsediyor, bu kadar basit, olabilecek en basit ve en "bir"leştirici şeyden bahsediyor ve biz bunun anlam ve önemi üzerinde yeterince ortak farkındalık geliştiremiyoruz sanki. Evet, istemesek de tıpış tıpış mensubu ve mağduru bulunduğumuz 3KH dünyasındaki şeylerin büyük çoğunluğu bu farkındalığa, yani aslında tek gerçek farkındalığa erişmeyi ve paylaşmayı engelleyecek şekilde tasarlanıp uygulanıyor. Bu yüzden durum gerçekten kolay değil ama neticede bu sorun gerçeğin değil, bizim gerçekle aramızdaki ilişkinin karmaşasından, yanlışlığından kaynaklanıyor. Bu işkenceye bir son vermeye "adanmamız" gerektiğini düşünüyorum!

bozadi

#20
Kendimize bu yardımı ne ölçüde yapabilirsek, başkalarına sunabileceğimiz yardım da o ölçüde olabilecektir diye tahmin ediyorum.

Qui-gon jinn

#21
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Haklısın Qui, ilginç ve güzel tesadüfler :) Ama asıl tartışma konusundaki fikir benzerliğimiz veya uyumumuz daha da güzel bence :)

Ortak müştereklerde buluşmuşuz yani, ne güzel...:)


Velhasıl evet dünyadaki, ki özellikle o meşhur siyasi, dini ve ideolojik kısır, içi boş ve anlamsız tartışmalar başta olmak üzere, genel duruma karşı duruşum bu yöndedir. Tayyip şunu demiş, vay kılıçtar şöyle söylemiş gibisinde saatlerce ekranlarda tartışılan şeylere karşı içimde, her ne kadar aynı zaman diliminde yaşıyor olsakta, çoktan yitip gitmiş, insanlığın zihninde eskide kalmış bir hatıra olarak onlara bakma eğilimi var. Bence hiçbirinin gelecek zamanda gerçek bir geçerliliği olmayacak dünyada, ki bunu da yine son yıllardaki bir alıntıdan çıkarımlıyorum. Demişlerdi ki çok net bir şekilde "Her şey değişecek"...

Tabii herşey değişipte, bambaşka, yepyeni bir gerçekliğe geçildiğinde bizde ileride bunun bir parçası olacak mıyız, yoksa bizde eski bir anıya dönüşüp yitip gidecekmiyiz onlarla beraber şimdilik bir muamma. Bunu kişilerin en başta kendisi belirleyecek ve bizde hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bakalım bu gezegendeki sonumuz nice olacaktır...

Aklıma burda bir "Bilinmeyen" sayısında ilk kez rastladığım Nostradamus'a ait bir dörtlük geldi;

"İlahi söz, cevhere, öze verilecek,
Yer, gök ve gizli bilimler mistizimde saklanacak,
Herşey aşağıda kalacak,
İnsanoğlu en yüce yere ulaşacak."

Bakalım, hayırlısı be gülüm...  [8D]

bozadi

#22
7. yoğunluğun şimdi ve burada (veya şimdi ve burası) olması ile ilgili bazı fikirler dolanıyor bazen aklımda.

İster daire, ister küre şeklinde düşünecek olalım, 7y'nin en merkezdeki, çekirdekteki sabit, değişmez, mutlak gerçeklik olması hakkında...

Teker döndüğü zaman tekerin mili en az hareket eden veya en az savrulmaya maruz kalan yer. Tekerin en dış kenarı en fazla hareket eden veya savrulan yer olmuş oluyor.

Aynı şekilde küre döndüğü zaman, en az hareket yaşayan, en sabit yer merkezdir. Kürenin merkezinden dışa doğru olan kısımlar, dönme sürecinde daha fazla mesafe katetmiş, daha fazla savrulmuş oluyor. Merkez bir bakıma en dengeli, en stabil yer. Dışa doğru değişim ve kaos artıyor gibi.

Savrulma/değişim/kaos meselesi 3y'de hayatımızın en temel konuları arasında diye düşünüyorum. Gerçeğin, ebedi hakikatin ne olduğu sorgularımızda bir değişmezlik, sabitlik, mutlaklık arayışımız oluyor. Ve o mutlaklık varoluşun merkezi veya çekirdeği olan 7y. Biz 3y'de olduğumuza göre, 7y ile aramızda 3 ayrı yoğunluk mesafesi var. Peki bu durumda biz merkezin mutlaklığını, mutlak dengesini, istikrarını bilemez, deneyimleyemez miyiz? Tüm yoğunlukların 7y'nin bir uzantısı, parçası ve "kendisi" olduğuna dair de açıklamalarla karşılaşıyoruz.

İşte, özellikle rahatsız edici bir ruhsal çalkantı, savrulma, kaos yaşadığımız durumlarda, merkeziyeti, mutlaklığı bilme, deneyimleme, özdeşleşme ihtiyacı geliyor akla. Aslında o ihtiyacın güçlü bir şekilde farkına varmamız, sorunların epeyce birikip taşma veya patlama noktalarına ulaşmasıyla oluyor sanırım. Yani aslında ihtiyaç teorik olarak daha erken duyuluyor ama bunun pek farkına varılmıyor, umursanmıyor muhtemelen. Ta ki sorun veya sorunlar çok daha ciddi noktalara ulaşıncaya kadar veya bunun sonrasında.

3y'de, daha doğrusu 3KH denebilecek bu koşullarda bizim çok fazla acizliklerimiz, ezilmelerimiz, yıkıcı kaos deneyimlerimiz oluyor. Evrensel veya varoluşsal olarak güvenilir, hatta güvenilirliğin ötesinde özdeşleşilebilir (ve hatta aslında zaten özdeş olduğumuz) bir merkeziyete veya mutlaklığa inancımızın epeyce düşük, hatta neredeyse tamamen eksik olduğu durumlar yaşayabiliyoruz sanırım, en azından kendi deneyimime göre konuşacak olursam öyle.

Belki sorunları fizik boyutta etkili bir şekilde giderme konusunda elimizden her zaman çok birşey gelmese de, Maharaj'ın "Tanrının gözünden bakıyorum ve bir sorun görmüyorum" dediği evrensel bakış açısına sahip olmak, bu bilinci istikrarlı bir şekilde geliştirmek iyi olurdu diye düşünüyorum:

Alıntı Yap
S: Bununla birlikte, dünyanın çektiği muazzam ıstırabın farkında mısınız?

M: Elbette, sizden çok daha fazla farkındayım.

S: Öyleyse ne yapıyorsunuz?

M: Ben ona Tanrı'nın gözünden bakıyorum ve her şeyin yolunda olduğunu görüyorum.

S: Her şeyin yolunda olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz? Savaşlara, sömürülere, vatandaş ile devlet arasındaki zalimce mücadelelere bakın.

M: Bütün bu dertler insanın eseridir ve onlara son vermek de insanın gücü dahilindedir. Tanrı, insanı kendi eylemlerinin sonuçlarıyla yüz yüze getirmek ve dengenin yeniden sağlanmasını talep etmek suretiyle ona yardım eder. Karma, doğruluk için çalışan bir yasadır; o Tanrı'nın şifa verici elidir.

[/size=2]

Bu arada alıntının sonlarında geçen "Tanrı ... dengenin yeniden sağlanmasını talep eder... " ifadesinin K'ların bazı benzer ifadelerini çağrıştırdığını fark ettim. Örneğin Tgur'un yaptığı son alıntıda da "bu alemin dengelenmesi ihtiyacı" mevzusu geçiyordu.

3. yoğunluk dünyanın adaletsizliklerle dolup taşan sosyo-ekonomik-siyasi-askeri-dini düzeninde tekrar tekrar "dipsiz acizliğimiz" bize ezberletilmeye, zihnimize kazınmaya çalışılıyor. Ama sadece düşünce/inanç/bilinç yoluyla, ebedi hakikatin ve tabi ki "onunla özdeşliğimizin, ayrılmaz birliğimizin ve tekliğimizin" farkına varmak suretiyle şimdi ve burada bu acizlik kompleksinin üzerimizdeki olumsuz etkilerini azaltmanın mümkün olduğunu tahmin ediyorum. Bu farkındalığın genişletilmesi yoluyla, daha fazla KH'ye sürükleyici etki yapmasına çalışılan hayat nehrinde tam ters yönde ilerlemenin de gayet mümkün olduğunu tahmin ediyorum. Herşey bizim bilincimizde, inancımızda bitiyor gibi görünüyor. Kendimizi dünyanın lokal realitesiyle, koşullarıyla çok fazla özdeşleştirdiğimizde, bahsettiğim bilinci, inancı geliştirmek çok daha zorlaşıyor. Elbette dünya realitesinden tamamen kopacak, koşullara tamamen körlük taslayacak halimiz yok ve sanıyorum ki buna pek "imkan" da yok zaten. Ama bu koşullarda başta kendimize ve böylece talep eden diğerlerine yardımcı olmak için, bilincimizde zaman zaman 3. yoğunluk dünya realitesini aşıp mutlak hakikati ve onunla özdeşliğimizi hatırlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu koşullarda bunun zorlu, sıkıntılı bir "görev/angarya" gibi hissedilmesi de mümkün sanırım ama kendi varlığımızın da özü olan ebedi hakikati keşfetmeye, hatırlamaya, bilinçli özdeşliğimizi kurmaya gereken özeni göstermezsek, maalesef 3KH'nin akışına, kaderine kendimizi adeta teslim etmiş oluruz gibi görünüyor.

Qui-gon jinn

#23
Bozadi, hayat nehri deyince aklıma Buda'nın bir söz geldi, paylaşmak istedim. "İnsanlar hızla akan hayat nehrinin kenarında kendilerine bir çukur kazarlar ve o çukur da yaşayıp, kokuşup, ölürler. Oysa nehrin karşısına geçebilenler için ızdırap yoktur"...

bozadi

#24
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Bozadi, hayat nehri deyince aklıma Buda'nın bir söz geldi, paylaşmak istedim. "İnsanlar hızla akan hayat nehrinin kenarında kendilerine bir çukur kazarlar ve o çukur da yaşayıp, kokuşup, ölürler. Oysa nehrin karşısına geçebilenler için ızdırap yoktur"...

Paylaştığın için teşekkürler Qui. KH'den BH'ye geçişin bir formülasyonu gibi.

bozadi

#25
"İyilik" kavramıyla ilgili olarak bu başlık ("Hayatını birşeye adamak" başlığı) altında yazdığımı sanırken, Qui'nin rüyalarla ilgili mesaj attığı bir başka forum başlığı ("Sizlerde tuhaf rüyalar görüyor musunuz?" başlığı) altında yazdığımı geç fark ettiğim birkaç mesajı oradan buraya kopyalamak istedim, devam edeceğim zaman buradan devam etmek için:

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

"İyi" kavramına dikkat çekmek istiyorum. İyi günler, iyi akşamlar, iyi haftasonları, iyi yıllar, iyi ol...

"İyiliğin" doğruluğu, uygunluğu, istenebilirliği konusunda bir şüphe yok gibi. Maddi-manevi tüm veya en ağır sorunlarımız şu veya bu şekilde bir "iyi olmama" yani kötü olma durumu meydana getirmiş oluyor ve "iyileşme/düzeltme" gerektiriyor. "İyi" kavramı, evrensel/varoluşsal olarak her zaman gerekli veya arzu edilir olduğunu bildiğimiz bir şeye veya duruma verdiğimiz bir isim gibi. "Ben iyi olanı istemem" diyebilir misiniz? Tabi burada "iyi olan"dan neyin kastedildiği tartışmasının doğduğu düşünülebilir ama "spesifik" birşeyi kastetmiyorum; "iyi" kavramının işaret ettiği genel, en genel durumu veya manayı kastediyorum. Kavram olarak "iyi"yi kastediyorum. Elma elmadır ve iyi iyidir.

Şimdi "iyi" kavramının yanına bir başka kavram getirmek istiyorum: "istemek". İyiyi istemek.

Devam etmek üzere (mesaj bu haliyle de her türlü görüşe, yoruma şimdiden açıktır).

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Bozadi biliyorsun varoluşun iki ayrı kutbu olduğu söyleniyor her zaman. Lakin bir tarafın iyi, diğer tarafın kötü olmadığı, bunun bakış açısına göre görece bir durum olduğu ve bu iki kutubu tanımlamak için en yakın kavramların BH-KH olduğuda ifade edildi. Bu bağlamda bende bu yönde bir bakış açısına sahibim ki, sanırım bu konudaki görüşümü ortaya koyacak en net ifade yine bir alıntı olacaktır. Bence bu söylemlerimde durumu çok net bir şekilde tanımlamışlar...
 
C: Tüm tarafların eşit geçerliliği vardır. Pozitifliği veya negatifliği ancak bireylerde buluruz.
 
(22 Ekim 1994)

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

 Evet, sanırım haklısın ama "iyiliğin ve kötülüğün göreceli olduğu" önerisi veya yaklaşımı da "mutlak" değil diye algılıyorum. Yani iyiliğin-kötülülüğün göreceliliği de göreceli. Yani iyilik-kötülük bazı durumlarda göreceli, bazı durumlarda ise değil. Örnekler sağlamaya çalışacağım.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Bu konuyla bağlantılı olarak, daha önce 7. yoğunluğu "%100 BH" olarak algılamış ve tasvir etmiş olmamın doğruluğu-yanlışlığı üzerinde zaman zaman düşündüm, hala da düşünüyorum. Belki de bu ifade şekli kısmen doğru, kısmen yanlış. %51'le 4'e mezun olunuyor ve sonrasında yükseldikçe BH kutuplaşması/oranı giderek artıyor şeklinde algıladım elimizdeki kaynaklardan ve yolun sonu 7y olduğuna göre de BH kutuplaşması orada %100 oluyor diye düşündüm, hala da temel olarak öyle düşünüyorum ama bu fikrin yanlış bir yönü de olduğunu düşünmeme neden olan açıklamalara tekrar tekrar rastlıyorum bir süre unuttuktan sonra. Örneğin 6y'de "kutuplaşma oyununun" bittiğine dair açıklamaları hatırladım. Gerçi sonuçta bu açıklamaları yapan varlıklar kendilerini "6BH" olarak tanıtıyor ama 3 ve 4y'deki BH algısı ve deneyimi ile 6'daki arasında bir fark var illa ki. Bu kutuplaşma oyununun, etkileşiminin en güçlü, en ateşli olduğu yerin 4y olduğunu algılıyorum açıklamalara bakınca. "Savaş" düzeyinde. 5'te en azından 4'e göre daha pasif bir durum var sanırım kutbiyetler arası etkileşim/çatışma anlamında. En azından K'lar 5'teki KH varlıklarının adeta bir kapsül içindeymiş gibi düşünce bağlamında içe dönük, kapalı denebilecek bir faaliyet şekli olduğunu ima etmişti. Tabi dış etkileşim anlamında her zaman pasif olduklarını sanmıyorum çünkü bazen 4KH varlıklarına savaş rehberliği/önderliği yaptıkları ve bizim dünyamıza da çeşitli türlerde dadanmaları olduğuna dair açıklamalar var. 6'da KH varlıklarından ziyade, sadece denge amacıyla mevcut olan pasif denebilecek KH düşünce merkezleri gibi şeyler olduğunu algılıyorum K'ların açıklamalarından. Orada BH ve KH'nin birbiriyle "çatışan" şeyler olmadıkları anlaşılıyor. Sonuçta bir durak sonrası tam birleşme. Yani 7'de BH-KH diye bir ikilik hiç yok. Sonuçta mutlak birlik aşaması, düalitenin tamamen sona erdiği aşama. Bu hususta yalnızca K'ların "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" gibisinden bir açıklaması kalmış aklımda. Tanrı (spesifik olarak 7. yoğunluk deneyimi anlamında) mutlak varlık olduğuna göre, o da aslında yine de bir tür düalitenin muhatabı olmak durumunda kalıyor gibi görünüyor. Mutlak varlığın zıddı mutlak yokluk. Çok enteresan. Ki mutlak varlığı %100 BH olarak düşünmek çok absürt değil sanırım bu anlamda çünkü BH'nin "varlık", KH'nin "yokluk" ile bir tür eşanlamlılığı, paralelliği, uyumu var. 4KH'ye ancak %95 KH kutbiyetiyle mezun olunabildiğini söylüyor Ra. Düşünebiliyor musunuz? %95! Ve yanlış anlamıyorsam, buna %5 daha eklemek karadeliğe girip yok olmak anlamına geliyor. %100 KH olmak demek yok olmak demek. Ama işte "yok" olan bir "var"lığın durumunu ifade etmek için "%100 KH kutbiyetine ulaştı" demek biraz tuhaf oluyor. O artık yok. "%100 KH kutbiyeti" ifadesinin muhatabı yok. İşte, %100 BH kutbiyetine ulaşma konusunda da buna tuhaf şekilde benzer ama aynı zamanda tam tersi bir durum var. %100 BH kutbiyetine ulaşan birey de artık mevcut değil! O artık "tüm varlık"! Dolayısıyla "%100 BH kutbiyeti" sıfatının muhatabı da bir birey olarak mevcut değil, gibi. Dolayısıyla bu sıfat da biraz "boşta" kalmış oluyor! Ama o bireye "yok" demek de doğru olmuyor, sadece bireysel varlığını tüm varlığa yaydı. "Varlık" var, ama birey değil. Ama bu ifade de tam olarak doğru olmuyor çünkü o noktaya ulaşan (veya ulaşmadan hemen önceki) bireysel varlık, tüm varoluş seviyelerindeki tüm bireylerin "kendisi" olduğunu, tüm varlığın tamamen "1" (tek) olduğunu "biliyor", hatta bilmekten ziyade deneyimliyor, yaşıyor, oluyor.

İşte, %100 BH ve %100 KH tasvirlerinin böyle ilginç durumları var benim mevcut algıma göre. Konunun farkında olmadığım, dolayısıyla bu açıklamalarda pek çok ciddi eksik ve yanlışa neden olabilecek pek çok önemli yönü daha vardır mutlaka. Ben mevcut kısıtlı bilgime ve sezgime göre bu şahsi yorumları yapıyorum yalnızca. Bilgim-sezgim arttıkça, konuyu mevcut seviyemizde mümkün olduğu ölçüde daha iyi kavradıkça, yorumlarım da ona göre gelişecek, değişecektir.

"Varlık" kavramı ile "iyilik" kavramı arasında önemli bir bağlantı olduğunu sanıyorum. Sonuçta BH varlık, KH yokluk yolu gibi bir şey. BH giderek tüm varoluşla birleşmeye doğru gidiyor, KH (yol değiştirilmezse) mutlak yokoluşa doğru gidiyor. BH pozitiviteyle, KH negativiteyle ilişkili. BH dengeyle, KH dengesizlikle ilişkili. İşte aslında "iyilik" dediğimiz şeyin dengeyle, dengelenmeyle yakından bağlantısı var.

Vücut sisteminin işleyişinde bir denge bozukluğu olduğunda bu genellikle (veya eninde sonunda) kendini bir rahatsızlık, bir hastalık, bir fiziksel sorun olarak belli ediyor. Ve "iyileşme" için, bozulan dengenin tekrar sağlanmasına yönelik şeyler yapılması gerekiyor. Yani "iyi" ve "iyileşme" kavramları bozulan çeşitli dengelerin tekrar sağlanmasına, yani "normalleşmeye" yönelik durumlar, eylemler olarak görülebilir.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Alıntı Yap
C: Tüm tarafların eşit geçerliliği vardır. Pozitifliği veya negatifliği ancak bireylerde buluruz.

 
İyilik-kötülük tanımlarının biraz daha teknik ve dolayısıyla biraz daha nötür bir ifadesi "pozitiflik-negatiflik" sanırım. Ki BH kavramı pozitiviteyle, KH negativiteyle birebir bağlantılı.

K'ların yukarıdaki ifadesi, pozitifliğin-negatifliğin "göreceliliğine" işaret etmiyor sanırım, hatta bir anlamda tersine işaret ettiği de söylenebilir. Bir önceki mesajımda belirttiğim, %100 BH ve %100 KH ifadelerinin "tuhaflığı" meselesiyle de bağlantılı bu. İlgili birey artık ortada olmadığında, o bireyle ilgili bir BH ve KH kutbiyeti derecesinden bahsetmek tuhaf ve hatta anlamsız oluyor. K'ların "pozitifliği-negatifliği ancak bireylerde buluruz" ifadesi de, benim tasvir etmeye çalıştığım şey bakımından iyi denk geldi :)

Yani "bireylerin" olduğu her yerde BH-KH'den, dolayısıyla pozitivite-negativiteden ve yine dolaylı olarak iyilikten-kötülükten bahsetmek mümkün oluyor anladığım kadarıyla.

BH varlığının (veya BH eğilimli varlığın) "iyi" olarak gördüğü bir eylemi veya davranışı KH varlığı iyi görmez elbette.

Biz burada iyilik-kötülük tanımları yaparken de BH açısından veya belki daha doğrusu "BH eğilimi" açısından konuşmuş oluyoruz diye düşünüyorum. Burada taraf seçme ve değerlendirmelerini ona göre yapma gerekliliği doğal olarak ortaya çıkmış oluyor. Tabi burada BH-KH arasında şu fark var ki, BH olanı-biteni "görmek istediği gibi değil, olduğu gibi" görme eğilimine sahip. Yani dengeli, yani objektif bir yaklaşımı var. KH tam tersine herşeyi sadece kendi şahsi çıkarına göre, tamamen subjektif bir şekilde algılama ve değerlendirme eğiliminde. En azından elimizdeki kaynakların birbirleriyle uzlaşmalı, örtüşmeli bir şekilde söylediği şey bu. Yani BH varlıklarının algısını "BH önyargısı" taşıyor diye etiketlemek pek hakkaniyetli olmaz sanırım. Ama bunu söylerken de yine "BH eğilimi" açısından söylemiş oluyorum. KH varlığı tabi ki böyle düşünmez ama bu durum bir BH varlığının algılama, değerlendirme ve davranma şeklinin "hakka", "hakikate", "hakkaniyete" uygun, bu anlamda "doğru" ve yine bu anlamda "iyi" olduğu gerçeğini değiştirmez.

Genel itibariyle, BH eğilimimizin artmasını "iyi" (pozitif), azalmasını "kötü" (negatif) olarak tanımlamak yanlış olmaz sanırım. İstisnai durumlar mutlaka vardır ama istisnalar kaideyi bozmaz, doğrular.

Qui-gon jinn

#26
Bozadi söylediklerin objektik realiteyi ne kadar yansıtıyor bilemiyorum, kendi adıma dediğim gibi buna ne kadar hakimim tam bir muamma. Doğrudur, yanlıştır bir değerlendirmede bulunamayacağım, lakin bence güzel çıkarımlar, yorumlarda bulunmuşsun. Sonuçta ne demişlerdi, yalan, yanlış yok, sadece yorumlar var. Tabii yanlış yoksa eğer, doğru da yoktur diye düşüncemi de not edeyim. Nihayetinde herşey bir ve aynı şey ve başka bir ifadelerinde dedikleri gibi herşey ne ise o dur işte...:)

Dionysos

#27
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

"Hayatını birşeye adamak" fikrinin sizde çağrıştırdıklarını sormak istiyorum örneğin. Hayatınızı birşeye adıyor musunuz? Hayatımızı birşeye adamalı mıyız sizce?

Akhathisia (Akatazi/Huzursuzluk/Rahatsızlık) anlamına gelen bir Yunan'ca sözcük var. Bu aynı zaman da psikiyatri ilaçlarının bilindik bir yan etkisi ve rahatsızlık (hastalık) adı olarakta sanırım kullanılıyor. Aklıma bu geldi. Yani eğer bir huzursuzluk/tedirginliğin varsa; güvenlik eksiği, özgürlük yoksunluğu varsa sağlık mutluluk sorunu ve çatışması varsa, travma varsa tüm bunları gidermek ve tersini/diğerini sağlığı mutluluğu rahatı huzuru kazanmak ilk önceliğin olur.

Bilmem bu yüzden mutluluk bilgisi sağlık bilgisi paylaşmak bir amaç olabilir.

.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#28
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Alıntı Yap...eğer bir huzursuzluk/tedirginliğin varsa; güvenlik eksiği, özgürlük yoksunluğu varsa sağlık mutluluk sorunu ve çatışması varsa, travma varsa tüm bunları gidermek ve tersini/diğerini sağlığı mutluluğu rahatı huzuru kazanmak ilk önceliğin olur.

Bilmem bu yüzden mutluluk bilgisi sağlık bilgisi paylaşmak bir amaç olabilir.
Kısa, net ve bence güzel, isabetli bir açıklama olmuş Dionysos.

Bununla ilgili birkaç yorumumu paylaşmadan önce forumda dış kaynaklardan içerik (youtube videoları başta olmak üzere) paylaşma konusunda son zamanlarda geliştirmeye çalıştığım bir ilkeyle ilgili bir açıklama yapmam gerekiyor. Belki rastlamışsındır, bu konuda biraz gerilimli tartışmalar da yapmamız gerekti geçen haftalarda.

Özetle, video olsun (müzik videoları istisna sayılabilir), metin olsun, dış kaynaklardan içerik kopyalayıp foruma yapıştırırken, yalnızca içeriğini değerlendirme, tartışma amacıyla yapmamızın forum amaçları için gerekli olduğunu düşünüyorum. Ve içeriği paylaşan kimse, ilk veya ön değerlendirmeyi, tartışma girişimini de onun yapması gerekiyor. Örneğin sen üstteki mesajında iki ayrı youtube videosu paylaştın ama bu videoların senin için ne ifade ettiğine, neden paylaşma gereği duyduğuna dair bir açıklama yapmadın görebildiğim kadarıyla. "Beğendiğimiz" bir video veya metin paylaşırken "asgari" olarak şuna benzer bir açıklama yapılabilir belki: "Arkadaşlar ben bu videoda/metinde paylaşılan görüşe, açıklamaya tamamen veya genel olarak katılıyorum ve sizlere de faydası olabileceğini düşünüyorum, üzerinde düşünülmesinin, tartışılmasının faydalı olabileceğini düşünüyorum." Veya içeriğini eleştirdiğimiz veya kısmen katıldığımız, kısmen katılmadığımız veya ilginç bulup tam anlamlandıramadığımız için hakkında sorular sormak, tartışılmasını rica etmek istediğimiz birşey de olabilir. Sonuçta önemli olan bunu belirtmek, açıklama yapmak.

Forumda böyle bir ilke geliştirilmeye çalışılmasının amacı, forumun "tartışma" (katılım, sorgulama, zihin çalıştırma) işlevini güçlendirmeye çalışmak. Yani amaç alıntı paylaşımını yasaklamak değil, "değerlendirme/tartışma yapılmadan sadece alıntı yapılmasını" engellemek veya daha ziyade mümkün olduğunca azaltmak. Yapılan her alıntı için, alıntı yapan kişinin o alıntının içeriği hakkında ne düşündüğü, doğru/yanlış bulduğu yönleri veya hakkında soruları varsa bunu paylaşması icap ediyor bu konuda ilerleme kaydedebilmemiz için. Aksi takdirde forumun alıntılarla şişip asıl yapması gerekeni yapmaktan (bireylerin görüşlerle katılım, sorgulama ve öğrenme sürecine imkan sağlamaktan) giderek uzaklaşma ihtimali artar ne yazık ki.

Sonraki olası alıntı paylaşımlarında bu durumu göz önünde bulundurmanı rica ediyorum senden, kendimden ve diğer tüm üyelerden.

Yukarıda senin mesajından yaptığım alıntıya dönecek olursam, evet, katılıyorum. Hayatımızı birşeye adamaktan bahsedeceksek, öncelikle hayatımızla ilgili önemli sorunlar olup olmadığını göz önünde bulundurmamız gerekir. Örneğin hasta olan bir insanın öncelikle adanması, odaklanması gereken şey hastalığını iyileştirmeye çalışmaktır. Ciddi, ağır bir hastalıkta insanın hayatı adeta askıya girer, duruma göre hastanede kalması gerekebilir. İşte, kendi hayatımızla ilgili de yapılması gereken hastalık/sorun teşhisleri var gibi geliyor bana. Sonuçta hepimiz KH'yiz ve bunun bir kısmı doğal ve hatta kaçınılmaz olsa da, genel itibariyle razı olunabilecek, uyum sağlanacak bir durum olmadığını hepimiz anlayabiliriz. BH'leşme doğrultusunda odaklanılması, adanılması gerekiyor, bir şekilde. Tabi belki bunun için KH'nin BH'nin ne demek olduğunu anlama çabası da çok önemli. Zaten birşeyler biliyor, seziyoruz ama bildiğimiz, sezdiğimiz kadarının yeterli olduğunu sanmak çok yanıltıcı olabilir gibi geliyor bana, en azından kendi deneyimlerimde bununla yüzleşmek zorunda kalıyorum.

Varoluşun en temel bilgileri, nitelikleri, yasaları aslında özü itibariyle karmaşadan tamamen uzak, çok basit, çok doğal şeyler ama işte biz ne yazık ki o basit olanı anlamakta, hayatımızın merkezine yerleştirmekte zorlanıyoruz. Hayat koşullarımız bu "basit varoluşsal/evrensel gerçekliği anlama", buna odaklanma, bu konuda güçlü bir disiplin geliştirme çabasını çok zorlaştırıyor ne yazık ki.


Qui-gon jinn

#29
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Sonuçta hepimiz KH'yiz ve bunun bir kısmı doğal ve hatta kaçınılmaz olsa da, genel itibariyle razı olunabilecek, uyum sağlanacak bir durum olmadığını hepimiz anlayabiliriz. BH'leşme doğrultusunda odaklanılması, adanılması gerekiyor, bir şekilde.


Bozadi, KH'yi savunuyormuşum gibi gözüküceğim belki ama sormak istediğim  bazı noktalar var, yazmasam olmaz. KH'nin "genel itibariyle razı olunabilecek, uyum sağlanacak bir durum olmadığını" veya "BH'leşme doğrultusunda odaklanılması, adanılması gerekiyor" gibi, (bence) varsayımların sence gerçekten "Objektif Realite"yi yansıtıyor mu? Niye KH'nin bir geçerliliği yok sence? Burada "Tüm tarafların eşit geçerliliği vardır." söylevine bir kez daha katılmadığını görüyorum. Neden? Bu husustaki bakış açını biraz daha açmanı rica edeceğim senden...

---
Şimdi aklıma sonradan gelen iki alıntıyı da mesajıma ekliyorum ki, önceki mesajlarla da bağlantılı duruyor.Bunlar hakkındaki düşüncelerini de duymak isterim.

S: (L) Tamam. Sıradaki soru: bizim "iyi adamlar" olarak tanımlayabileceğimiz Griler var mı?
C: Bu nereden bakarsan subjektif bir yorum. Yani sonuçta iyi nedir, kötü nedir?

S: (L) Verilen tanım Kendine Hizmet ve Başkalarına Hizmet şeklinde. Grilerden herhangi BH olan var mı?
C: Bir süre için yeniden bir gözden geçirme yapabilir miyiz?. KH ve BH gruplarından herhangi birine kötü veya iyi demek subjektiftir. Bunlar sadece Kendine Hizmet ve Başkalarına Hizmet demek. Bir şeyin iyi ya da kötü olduğuna karar vermek gözlemciye bağlı birşeydir. Bu da bakış açınıza göre değişir. Amaçlarınıza göre değişir. Pek çok şeye göre değişir. Biri yalnızca Kendine Hizmet'tir. Kendi içine dönüktür. Diğeri ise Başkalarına Hizmet'tir, dışa doğru genişler. Evren olarak ifade ettiğimiz şeyi oluşturan dengenin bir parçasıdır.
 
(9 Eylül 1995)
---

S: (L) Pekala. Bir karışım. Ama iki yarı.
C: Bir dairenin.

S: (L) Bu daireyi kim tasarladı?
C: Doğal frekans dalgası. Kavuşuma/birleşime yakın olan bazıları, mükemmel bir denge yaratmak için bu iki hizmet kalıbını, bu iki 'kampı' harmanlıyor.

S: (L) Pekala. Yani İlüminati'dekiler kendine hizmet yolunun üst seviyesindeler ve bir şekilde bu üst seviyelere erişmiş olmaları, konumlarında bir değişim veya harmanlama meydana getirerek onların başkalarına hizmete dair bazı farkındalıklara veya frekanslara erişmelerini sağlıyor, doğru mu?
C: Devat et.

S: (L) Tamam, Quorum'dakiler başkalarına hizmete odaklanıyorlar ve onlar da başkalarına hizmet ederken bazı kendine hizmetlerin başkalarına hizmet olduğunu anlıyorlar.
C: Yakın.

S: (L) Yani buradaki fikir, oraya hangi yönden ulaşmış olursan ol, her iki yolu harmanlamak, öyle mi?
C: Başkalarına hizmet, bu iki gerçekliğin mükemmel bir dengesini sağlıyor. Tam karşısındaki kendine hizmet ise büyük döngünün mükemmel bir dengede kapanmasını sağlıyor.

S: (L) Yani başkalarına hizmet yolunun varolabilmesi için kendine hizmet yolunun da olması şart, öyle mi?
C: Evet.
 
(12 Kasım 1994)
---

- Sen KH'yi savundun!
- Savunmadım!...:))