Çin: "Dünya barışının önündeki 'en büyük tehdit' ABD" (13.09.2020)

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2020, 20:52:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

13 Eylül 2020

Çin, ABD'yi dünya barışının önündeki 'en büyük tehdit' olmakla suçladı


Çin Savunma Bakanlığı, ABD'ye, uluslararası düzen ve dünya barışının önündeki "en büyük tehdit" olma suçlamasında bulundu.




Bakanlık Sözcüsü Wu Qian, ABD tarafından Çin'in askeri gelişim ve hedeflerine ilişkin yayımlanan bir rapora yönelik yaptığı açıklamada, "ABD'yi, Çin'in ulusal savunması ve ordu inşasına tarafsız ve rasyonel şekilde bakmaya, yanlış açıklama ve raporları yayınlamayı bırakmaya, ikili askeri ilişkilerin sağlıklı gelişimini temin etmek için somut adımlar atmaya çağırıyoruz." ifadelerini kullandı.

Çin'i "askeri tehdit" olarak niteleyen raporun, Pekin yönetiminin ulusal savunma politikasını ve askeri stratejisini yanlış yorumladığını belirten Wu, Washington yönetiminin yayınladığı bu tür raporların "açık provokatif hareket" olduğunu kaydetti.

Wu, "20 yıldır, ABD'nin yasa dışı şekilde Irak, Suriye ve Libya gibi ülkelere açtığı savaş ve düzenlediği askeri harekatlar, 800 binden fazla kişinin ölümüne, on milyonlarca kişinin yerinden edilmesine neden oldu." değerlendirmesinde bulunarak, söz konusu sürecin Washington yönetiminin, "bölgesel huzursuzluğun kışkırtıcısı, uluslararası düzenin ihlalcisi, dünya barışının yok edicisi" olduğunu kanıtladığını ileri sürdü.


Kaynak: Aydınlık


bozadi

Doğru söze ne denir?! Evet, Çin de belki dünyanın en masum devleti değil ama ABD derin devletinin ülke bazında dünyanın baş şeytanı olduğu ve Rusya-Çin gibi bazı devletler öncülüğünde yükselen işbirliğinin, Amerikan şeytanlığına karşı gerçekten çok değerli ve giderek güçlenen bir karşı duruş sergilemekte olduğu da ortada. Hal böyleyken, ABD'yi karalamadığı kadar Rusya'yı, Çin'i ve bunların başlıca müttefiklerini karalamaya çalışanlar bilinçli veya yarı bilinçli bir şekilde ABD şeytanının yürüttüğü psikolojik propagandaya hizmet ediyor demektir.

bozadi

13 Eylül 2020

Hayır, bu açıklamayı ABD yapmadı:
Rusya'nın yeni silahları atom bombasından daha korkunç


Çin merkezli Sina sitesi, Rusya'nın geliştirdiği Sarmat, Avangard ve Yars silah sistemlerinin olağanüstü savaş özelliklerine sahip olup muhtemel düşman için son derece tehlikeli olduklarını yazdı.




Çin haber sitesi Sina'da yayınlanan makalede, Rusya'nın geliştirdiği Sarmat, Avangard ve Yars silah sistemlerinin olağanüstü savaş özelliklerine sahip olup muhtemel düşman için son derece tehlikeli oldukları belirtildi.

Rusya Stratejik Füze Kuvvetleri'nin elindeki silahların uçuş menzili 10 bin kilometreden fazla olan füzelerle değiştirilmesinin "ABD'yi çıkmaz duruma soktuğu" ifade edilen haberde, özellikle de "Avangard" füzelerine dikkat çekilerek, bu sistemin gizliliği nedeniyle hiçbir Amerikan hava savunma sistemi tarafından yakalanamadığı vurgulandı.

Rus füzesinin benzersiz hızına da vurgu yapılan yazıda, şöyle denildi:

"Avangard füzesi 15 dakikada Washington'a ulaşma kabiliyetine sahip. Bu süre zarfında Amerikalıların bırakın Rus füzesine karşı koymayı, bir fincan kahve içmek için zamanları bile olmayacak."

"RUS ORDUSUNUN ŞAHASERİ"

Sputnik'in haberine göre, Rusya ve ABD arasında kuramsal bir çatışma meydana gelmesi durumunda Amerikan kıyı bölgelerinin "dünyadaki en gelişmiş savunma sistemine" rağmen Avangard füzelerinin yoğun saldırısına karşı savunmasız kalacakları aktarılan yazıda, Avangard, "Rus ordusunun şaheseri" olarak nitelendirildi, olağanüstü savaş özelliklerine sahip olan bu füzenin muhtemel düşman için son derece tehlikeli olduğu vurgulandı.

Rusya'nın hipersonik silahlar alanındaki mutlak üstünlüğüne dikkat çekilen yazıda, ABD şu ana kadar tek bir füze dahi geliştiremezken Rusya'nın bir dizi hipersonik füze geliştirip ürettiğinin altı çizildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki yıl önce Federal Mecliste yaptığı konuşmada, aralarında Avangard ve Kinjal füze sistemlerinin de bulunduğu pek çok yeni silahı "yenilmez" olarak nitelendirmişti. Daha sonra ise Tsirkon hipersonik seyir füzesinin geliştirildiği öğrenilmişti.


Kaynak: OdaTV


bozadi

Rusya Çin kadar zengin olmasa da, dünyanın en gelişmiş füzelerini geliştirmeyi başardı ve ABD'nin (daha doğrusu İlüminati'nin) mutlak global faşist yönetim arzusu önündeki en büyük engellerden biri de bu. Devletler bazında Rusya, müttefiklerinin de yardımıyla insanlığın aydınlık bir gelecek ümidinin yeşermesine öncülük ediyor. Füzeler dışında ışın/lazer silahları alanında ve başka sıradışı silahlar bağlamında da medyaya yansımayan ciddi bir rekabet söz konusu belli ki ama Rusya'nın bu konuda da önemli çalışmaları olduğuna değinilmişti celselerde. Elbette Rusya tek başına insanlığı/dünyayı kurtaramaz, bu anlamlı da olmaz. Önemli olan derslerin alınması. İnsanlık ve devlet yöneticileri, global sahnedeki büyük oyunda doğru yeri almalı. Sahne pek çokları için hala çok karmaşık görünebilecek olmakla birlikte, resim giderek netleşecek muhtemelen. İyiliğin güçleriyle kötülüğün güçleri arasındaki mücadele bu. Başka türlü şuculukların, buculukların hiçbir anlamı ve önemi olmadığı giderek netleşecek.

bozadi

Ekşi sözlükteki şu inceleme dikkate değer:

https://seyler.eksisozluk.com/rusyanin-sesten-27-kat-hizli-fuze-sistemi-dunya-siyaseti-icin-ne-anlama-geliyor

Özet kısmında şu söylenmiş:

Alıntı Yap
eğer gerçekten böyle bir silah geliştirilmişse, bunun reel politikte çok ciddi yansımaları olacağı muhakkaktır. ekonomik düzeyde çin'in, askeri düzeyde ise rusya'nın attığı bu adımlar neticesinde dünya'nın soğuk savaş sonrası tek kutuplu düzenden ciddi anlamda yeniden çok kutuplu bir sürece doğru evrildiği ise ortada duran en temel gerçek gibi görünüyor.


Ayrıca aynı inceleme içinde şu yorum da yapılmış:

Alıntı Yap
sosyal medyada bazı insanlar "bu silah rusya'nın uydurması, amerika döver" gibi yorumlar yapmış. bu cnn videosunda görüldüğü üzere amerikan savunma bakanı (patrick m. shannahan) bu füzelerin varlığını ve ellerinde henüz bu kapasitede bir füze olmadığını kabul ediyor, kendilerinin de geliştirmeleri gerektiğini söylüyor.



photonfromMissouri

Rusya ve özellikle Çin'in ellerine fırsat geçtiğinde Amerika'dan altta kalacaklarını hiç zannetmiyorum şahsen. Genel olarak sınırlar varolduğu sürece bu üstünlük savaşları hiç bitmeyecek ve her zaman bir grup kalanların kotrolünü elde etmek isteyecektir. Sınırların ortadan kaldırılmasıda tek dünya düzeni denen özünde diktatoryal bir süreci gündeme getirebilir ki bu da şimdiki düzeni aratacaktır.

Bütün ...izm'lerin karşısında bir insan olarak ben bu tarz el değişimlerinin çok önemli olmayacağı görüşündeyim. Buna rağmen dünya üzerinde yaşadığımız sistem çöküşe doğru hızlı adımlarla gidiyor ve çokta uzun olmayan bir süreçte yeni bir sistem karşımıza çıkacak. K'larda genel anlamıyla bunlardan bahsediyorlardı.

Umarım geçiş çok sancı verici ve acı dolu olmaz. Yine umarım ki oluşacak yeni düzen insanlığı tüm yaşam ile beraber her canlı için adil ve özgür yaşanacak bir dünya oluşturma üzerine olur.
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen photonfromMissouri

Rusya ve özellikle Çin'in ellerine fırsat geçtiğinde Amerika'dan altta kalacaklarını hiç zannetmiyorum şahsen. Genel olarak sınırlar varolduğu sürece bu üstünlük savaşları hiç bitmeyecek ve her zaman bir grup kalanların kotrolünü elde etmek isteyecektir. Sınırların ortadan kaldırılmasıda tek dünya düzeni denen özünde diktatoryal bir süreci gündeme getirebilir ki bu da şimdiki düzeni aratacaktır.

Bütün ...izm'lerin karşısında bir insan olarak ben bu tarz el değişimlerinin çok önemli olmayacağı görüşündeyim. Buna rağmen dünya üzerinde yaşadığımız sistem çöküşe doğru hızlı adımlarla gidiyor ve çokta uzun olmayan bir süreçte yeni bir sistem karşımıza çıkacak. K'larda genel anlamıyla bunlardan bahsediyorlardı.

Umarım geçiş çok sancı verici ve acı dolu olmaz. Yine umarım ki oluşacak yeni düzen insanlığı tüm yaşam ile beraber her canlı için adil ve özgür yaşanacak bir dünya oluşturma üzerine olur.
Makul görüşler. Yalnız, bir-iki hususun biraz açılıp netleştirilebileceğini sanıyorum. Mevcut durum, dünyanın yeni bir faşist tek kutupluluğa doğru kaydığı bir durum değil. Yukarıdaki incelemede de geçtiği gibi, mevcut durum tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru ilerleyiş nitelikleri taşıyor. Ne Rusya, ne Çin ne de başka tek bir devlet dünyanın yeni dayatmacı tek kutbu olma imkanına sahip değil. Bir de güzel olan şey şu ki, normalde ideolojik olarak birbiriyle pek de uyumlu olmayan pek çok farklı ülkeleri arasında, uzun zamandır devam eden Amerikan faşizmine karşı bir dayanışma ruhu yükseliyor. Örneğin ikisi de İslamcı veya İslami denebilecek olan Türkiye ve İran normalde kendi aralarında feci şekilde husumetli uzun zamandır. Ama Amerikan işkenceleri karşısında işbirliğinin yollarını arıyor, deniyorlar. Her iki ülke Rusya'yla, Çin'le ve Güney Amerika'nın sosyalist ülkeleriyle ciddi bir ideolojik uyumsuzluk içinde ama buna rağmen son yıllarda her iki ülkenin tüm bu çok farklı ideoloji ve kültürlere sahip ülke/devletlerle işbirliği arayışında ciddi bir tırmanış meydana geldi.

Rusya olağanüstü bir mücadele (yoğun bir diplomasi trafiği dahil) yürüterek, ABD'nin uzun zamandır tüm dünyada sahip olduğu faşizan egemenliği zayıflatıcı, ülkelerin bağımsızlığını artırıcı faaliyetlerde bulunuyor. Rusya'nın bu bağlamda Türkiye'ye yönelik yardım ve ilhamları bence olağanüstü seviyede. Rusya'nın desteği ve verdiği cesaret olmasaydı Erdoğan son yıllarda ülkemiz üzerindeki ABD-İsrail boyunduruğunu bu kadar zayıflatmış olamazdı. Evet, o boyunduruk tamamen ortadan kalkmış değil ama zaten tek başına Erdoğan iktidarının böyle birşeyi başarması da ne mümkün, ne de anlamlı olurdu. Ülkede bu konuda ortak bir tavır gelişmesi gerekiyor ve bunun partiler üstü olması gerekiyor. Bu ülkedeki egosal ideolojik çatışmaların aşılmasını sağlayacak olan şey de bundan başka birşey değil. Ortak düşmana karşı işbirliği. Tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi. Hem ülke içinde hem de ülkeler arasında insani bir dayanışmaya imkan sağlayacak bundan daha gerçekçi bir potansiyel, olasılık var mı acaba?


photonfromMissouri

Bir önceki mesajında katıldığım yerler olmakla birlikte (çok kutupluluğa kayış) katılamadığım hususlarda var. Ben çok ayrıntılı iç ve dış siyaseti araştıran yada tarihini ayrıntılı bir şekilde okuyup araştıran bir insan olmamakla birlikte genel olarak dışarıdan daha makro bir düzeyde gözlemlemeye çalışıyorum genelde. Çok kutupluluğun elbette getirileri tek kutubun baskıcı işleyişine karşı daha denetleyici ve kontrolcü bir şekilde tek kutuptan daha farklı ve iyi düzeylerde olacaktır ama yine de bu oluşacak yeni kutup/ların kutuplaşma dışında kalacak olan gruplar üzerinde bir baskı kurmayacağı/pozisyon oluşturmayacağı gibi bir optimist görüşe de sahip olamıyorum maalesef.
Bu arada ben asıl kutuplaşmanın devletler arasında değil devletler ve dünya üzerindeki ekonomiyi işleten global şirketler arasında olduğu ve asıl savaşın burada sürdüğü kanısındayım (halihazırda dünyanın en büyük şirketleri birçok devletten daha fazla ekonomik güce ve etkiye sahip).

Rusya'nın görünürde Türkiye'ye yardımcısı olmasının arkasındaki gerekçe ise tamamen akdeniz ve ortadoğuda oluşacak amerika eğemenliğini engelleme amaçlı , burada kritik bölge ülkemiz. Ayrıca Erdoğan özelindeki görüşlerine maalesef katılamıyor ve buna karşıyım. İç siyasete yönelik getirilen amerika/israil boyunduruğuna karşı koyuluyormuş gibi gösterimlerin aksine ben hiç olmadığı kadar günümüzde amerika/israil güdümünde olduğumuz düşüncesindeyim (bugüne kadar başbakan olmadan cıa eşliğinde özel uçakla beyaz saray ziyaretine giden bir devlet büyüğü görmedim/duymadım).
Tabiki her siyasi masum da bir erdoğanmı suçlu diyebilirsin ki haklısın, hayır sadece erdoğan değil ama benim burada vurgulamak istediğim ince detay şudur ki: eğer bir insan en başında güdüme girmeyi kabul etmiş ve anlaşmış ise daha sonradan hiçbir şekilde bu güdümden kurtulma şansı yok, bu arada ailesinin amerika ilen olan bağlarını eklemiyorum bile. Neyse çok fazla uzatmak ve siyasi bir tartışma içerisine burada girmek istemem (klavyeme sahip olamayabilirim :) ) gerekirse bu yazıyı buradan kaldırabiliriz de (forum için bir sıkıntı yaratmasını istemem)
Burada sana katıldığım nokta ise ortak düşmana karşı birlik olma konusu, kesinlikle haklısın ama bu başkaldırı maalesef devletler özelinde olamayacaktır ama dünyadaki uyanmaya başlamış halkların birleşmesi ile oluşacak bir yapı (sivil insiyatif gibi) bunu ancak başaracaktır.
 

bozadi

Alıntı Yap
Çok kutupluluğun elbette getirileri tek kutubun baskıcı işleyişine karşı daha denetleyici ve kontrolcü bir şekilde tek kutuptan daha farklı ve iyi düzeylerde olacaktır ama yine de bu oluşacak yeni kutup/ların kutuplaşma dışında kalacak olan gruplar üzerinde bir baskı kurmayacağı/pozisyon oluşturmayacağı gibi bir optimist görüşe de sahip olamıyorum maalesef.

Benim kastettiğim kutuplaşma içinde elbette "her anlamda güç sahibi ve odağı olma" fikri de bulunmakla birlikte, aslında benim esas dikkat çekmeye çalıştığım kutuplaşma BH-KH kutuplaşmasıdır. Bundan daha sade ve önemli bir kutuplaşma yok. Rusya ve onun mevcut ve potansiyel müttefiklerinin kendi aralarında yükselen işbirliği yoluyla egemen Amerikan faşizmini zayıflatıyor olmasının, insanlık genelinin BH yönünde kutuplaşmasına katkıda bulunma potansiyeli dışında beni gerçekten ilgilendiren hiçbir yönü yok.

Alıntı Yap
Bu arada ben asıl kutuplaşmanın devletler arasında değil devletler ve dünya üzerindeki ekonomiyi işleten global şirketler arasında olduğu ve asıl savaşın burada sürdüğü kanısındayım (halihazırda dünyanın en büyük şirketleri birçok devletten daha fazla ekonomik güce ve etkiye sahip).

Elbette. Devletler tüm o sömürgen güçlerin bir tür odağı, merkeziyeti, simgesi olma bakımından önemli. Yoksa herşey ABD devleti veya derin devleti üzerinden dönmüyor. Diğer bir ifadeyle, tüm o global karanlık kuruluşlar Amerikan devletiyle şu veya bu şekilde çok yakından bağlantılı. İlüminati'nin veya KH'nin başkenti olarak da ifade edilebilir. Bu durum diğer ülkeleri, milletleri, insanları masum kılmasa da, evet, ABD derin devleti ve İsrail başta olmak üzere belli başlı müttefikleri, KH'ye adanma anlamında, hayatın genel insanlığa görünen yüzündeki en net merkeziyet.

Alıntı Yap
Rusya'nın görünürde Türkiye'ye yardımcısı olmasının arkasındaki gerekçe ise tamamen akdeniz ve ortadoğuda oluşacak amerika eğemenliğini engelleme amaçlı , burada kritik bölge ülkemiz.

Elbette öyle ama sadece veya %100 öyle değil bence. Yani Putin Rusyası'nın tamamen kendine hizmete odaklı olduğunu düşünmüyorum.

Alıntı Yap
Ayrıca Erdoğan özelindeki görüşlerine maalesef katılamıyor ve buna karşıyım. İç siyasete yönelik getirilen amerika/israil boyunduruğuna karşı koyuluyormuş gibi gösterimlerin aksine ben hiç olmadığı kadar günümüzde amerika/israil güdümünde olduğumuz düşüncesindeyim

Tabiki her siyasi masum da bir erdoğanmı suçlu diyebilirsin ki haklısın, hayır sadece erdoğan değil ama benim burada vurgulamak istediğim ince detay şudur ki: eğer bir insan en başında güdüme girmeyi kabul etmiş ve anlaşmış ise daha sonradan hiçbir şekilde bu güdümden kurtulma şansı yok, bu arada ailesinin amerika ilen olan bağlarını eklemiyorum bile.

Koyuyla işaretlediğim görüşünün fazla siyasi tarafgirliğe dayalı, fazla subjektif bir görüş olduğunu düşünüyorum doğrusu. ABD derin devletinin ve İsrail'in Erdoğan yönetimine baskı ve nefret düzeyinin ayyuka çıktığı bir zamandayız. Mossad başkanı Türkiye'nin kendileri için İran'dan daha tehlikeli bir hale geldiğini söylüyor. Akdeniz'deki gelişmeler nedeniyle ABD şu anda Yunanistan'la birlikte sınırlarımızın dibinde tatbikat yaparak bize açıkça gözdağı veriyor. Son yıllardaki gelişmeler bağlamında bunun gibi pek çok örnek vermek mümkün. Erdoğan ailesinden ABD'deyle ilişkili olanlar bulunması tüm bunları ters yüz edecek bir durum değil ve yeni birşey de değil, Fethullah yoluyla ABD ile derin çıkar işbirliği umduğu zamanlardan kalma bağlantılar bunlar. Ama bu durumda ciddi değişim ve dönüşümler oldu. ABD-İsrail'in Türkiye'deki başlıca truva atı olan Fethullah mafyası çok büyük darbe yedi. Böylece ordumuzun ABD-İsrail "emirerliği" pozisyonunda ciddi değişim-dönüşümler oldu. Türkiye Rusya'yla olan işbirliği artışı nedeniyle NATO'yu ve dolayısıyla ABD-İsrail'i çıldırtan adımlar atmaya başladı. Bunun en bariz ifadelerinden biri, Arap devletleri arasında ABD-İsrail yandaşlığı/emirerliği eğiliminde olan devletler ile Türkiye arasında meydana gelen devrimsel çatışma ve restleşmelerdir. Devletimizin Suudiler ve onların müttefikleriyle (BAE vs) olan tırmanan çıkar çatışmaları aynı zamanda ABD-İsrail ile olan çıkar çatışmaları; bu apaçık ortada olan bir durum. Tüm bu durumlar hiçbir gizliliği, gizemi kalmamış bir haldeyken, ülkemizin/devletimizin bugün hiç olmadığı kadar ABD/İsrail güdümüne girdiği ile ilgili senin paylaşmak istediğin kanıtlar, göstergeler vs nelerdir acaba?

Alıntı Yap
Neyse çok fazla uzatmak ve siyasi bir tartışma içerisine burada girmek istemem (klavyeme sahip olamayabilirim :) ) gerekirse bu yazıyı buradan kaldırabiliriz de (forum için bir sıkıntı yaratmasını istemem)

Forumda siyaseten senin bu mesajında paylaştıklarından çok daha riskli/tehlikeli görüş paylaşımları oldu, iktidar lehine de aleyhine de. Klavyene "elinden geldiğince" sahip çıkarak, herhangi bir görüşünü makul bir şekilde ifade edebilirsin bence.

Alıntı Yap
Burada sana katıldığım nokta ise ortak düşmana karşı birlik olma konusu, kesinlikle haklısın ama bu başkaldırı maalesef devletler özelinde olamayacaktır ama dünyadaki uyanmaya başlamış halkların birleşmesi ile oluşacak bir yapı (sivil insiyatif gibi) bunu ancak başaracaktır.

Evet, bence de eninde sonunda olacak olan, olması gereken budur. Nihayette ne ABD kalacak, ne Rusya, ne Türkiye. Bunlar çok yapay kavramlar olarak geride kalacak en nihayetinde. BH-KH'den daha basit ve önemli birşey yok. Ra'nın, Ple'lerin ve K'ların ortak/benzer bir vurguyla anlattığı şey de bu. Ve gerçekten dünyanın çok özel, çok farklı bir sürece girdiğine dair işaretler tırmanıyor; hem tabiat olayları hem beşeri olaylar bağlamında. Kıyamet denen şeyden kasıt kesinlikle sadece korku pompalaması değil, çok zorlu ama isteyen ve inançla sebat eden insanlar için pozitif yönlü fırsatlar sağlayacak bir dönüşüm sürecidir.

bozadi

15 Eylül 2020

İyi Parti'ye NATO'cu yönetici


İyi Parti'de milliyetçi gözüküp NATO'yu savunan, "Avrasyacıların memlekete vereceği bir şey olamaz' diyen ekip partide görev almaya devam ediyor. Atlantik Gençlik Konseyi (YATA)'nin Türkiye uzantısı YATA-Türkiye başkanlarından Emir Abbas Gürbüz, İstanbul İl Yöneticisi oldu.




İstanbul İl Başkanı seçilen Buğra Kavuncu'nun kongreye sunduğu listede yedeklerde yer alan Gürbüz, İl teşkilat Başkan yardımcısı olarak göreve getirildi. Daha önce bir dönem YATA-Türkiye başkanlığı yapan Gürbüz,16 Mayıs 2020 günü düzenlenen Olağan Genel Kongre'de tekrar başkanlığa seçilmişti. 3 Temmuz günü bu görevinden istifa eden Gürbüz, Buğra Kavuncu'nun listesinden İyi Parti yönetimine seçildi.




'NATO MÜTTEFİKLERİMİZE İHTİYACIMIZ VAR'
Emir Abbas Gürbüz daha önce de 24 Haziran'daki genel seçimlerde İyi Parti İstanbul 1. Bölge'den milletvekili aday adayı olmuş, ancak aday gösterilmemişti. ATA&YATA Genel Kurulunda konuşan Gürbüz, ABD'nin PKK-PYD'ye desteğini, darbe girişimine sessiz kalınmasını eleştirip, bu gelişmelerin Türk halkında NATO'ya karşı düşünceleri değiştirdiğini belirtiyor. Gürbüz, konuşmasının devamında "Bu durumda NATO müttefiklerimize ihtiyacımız var" çağrısı yapıyor.

DOĞRUDAN NATO'NUN KURULUŞU
Yataturkey.com'daki tarihçe bölümünde, NATO ile bağlantı şu sözlerle açıklanıyor: "18 Haziran 1954 tarihinde kurulan Uluslararası Atlantik Anlaşması Derneği (Atlantic Treaty Assosiation ATA), üye ülkelerde Atlantik ittifakının ideallerini anlatmak maksadıyla kurulmuştur. 1957 yılında Türk Atlantik Konseyi Derneği kurulmuş ve Atlanik Anlaşması Derneği tarafından Türkiye'yi ATA'da temsile yetkili dernek olarak tanınmıştır.

"2006 yılında Türk Atlantik Konseyi Derneği, YATA networkünün Türkiye ayağını teşkil edecek Türk Atlantik Gençlik Konseyi'ni kurmuştur. 2015 tarihinde YATA International ve NATO Parlamenterler Assamblesi (PA) arasında varılan mutabakata göre ulusal YATA bölümlerinin, ülkesindeki ulusal NATO PA komisyonları içine entegre edilmesi süreci başlamıştır. İlk aşamada YATA üyelerinin NATO PA komisyon toplantılarına katılmalarına ve YATA üyelerinin uluslararası toplantılara ulusal NATO PA delegasyonu içinde katılmalarına karar verilmiştir."

AMAÇ NATOCU GENÇLİK
Örgüt 'Biz kimiz' başlığı altında şu ifadelere yer veriyor: "YATA Türkiye, 1954 yılından beri faaliyet gösteren Türk Atlantik Konseyi Derneği'nin yönetim kurulu kararıyla 15 Temmuz 2005 tarihinde kurulmuştur ve Türk Atlantik Konseyi Derneği'nin gözetiminde faaliyet göstermektedir. YATA Türkiye aynı zamanda 1996 yılında Uluslararası Atlantik Antlaşması Derneği'nin himayesinde kurulmuş olan Genç Atlantik Antlaşması Derneği'nin (YATA International) Türkiye kolunu oluşturmaktadır."

Örgütün amaçları arasında "NATO üye devletleri, NATO Barış için Ortaklık ülkeleri ve NATO gözlemci ülkeleri gençleri arasındaki işbirliğini geliştirmek ve güçlendirmek" maddesi de yer alıyor.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

Muhalefet partilerinin doğrudan veya dolaylı bir şekilde Rusya-Çin karşıtlığı ve ABD yandaşlığı eğilimlerini gördükçe, Erdoğan AKP'sinin bu konuda kendi ideolojik menfaatleri doğrultusunda görünen sebeplerle bile olsa ABD-İsrail boyunduruğunu zayıflatıcı hamlelerinden çok, çok büyük bir sevinç ve hatta minnettarlık duyuyorum.

İyi Parti başka hiçbir derdi yokmuş gibi bir "NATO milliyetçiliği"dir almış başını gidiyor. Ya Fethullahçılarla çok yakın bağlantıları var, ya Fetö'den sonra yeni truva atı olmaya oynuyorlar. CHP desen çok farklı değil. Muharrem İnce'nin NATO'culuğu demirbaş bir görev sayan ve Rusya'nın bölgemizdeki faaliyetlerini tehditkar bir yayılmacılık olarak tanımlayan sözleri daha çok yeni. Amerikan faşizmine karşı aynı derecede sağlam bir duyarlılığı, itirazı var mı acaba? Bana yok gibi geliyor. Ciddi bir ideolojik ve egosal körlük, vicdansızlık içinde.

HDP desen, özellikle PKK ve Barzani yoluyla Amerikan-İsrail yandaşlığı adeta markaları haline geldi.

AKP'deki Fetö artıklarının kurduğu partilerin bu niteliğini anlatmaya gerek bile yok sanırım.

Diğer partilerden bazıları da benzer.

Dolayısıyla, toplum geneli aslında ABD-İsrail'in (NATO gibi kurumlar dahil) dünyanın en faşist devletleri olduğunu bildiği halde, ülkede belirli bir siyasi kontrol ve baskı gücüne sahip bir takım liderler NATO'culuk vs. üzerinden vicdansızca ABD-İsrail propagandasını besleyen, Rusya ve müttefiklerinin çabasını zayıflatma amacı güden aşağılık bir zihniyete hizmet ediyorlar. AKP'nin kendisi de zamanında benzer bir zihniyet güdüyordu ama bu konuda zamanla çok şey değişti, değişmeye devam ediyor, çok şükür. Bazı zikzak hamlelere rağmen, genel gidişat çok açık bir şekilde ABD'yi, İsrail'i ve siyasi/askeri müttefiklerini (Suudiler vs dahil) kızdıran ve ülkemizin, milletimizin bağımsızlık duygularını tahrik edecek nitelikte ve bence son derece hayırlıdır. Bu durum AKP'yi melek kılmıyor, bir sürü berbat hal de var ama son derece ve hatta belki "en" hayati konuda (global sahnedeki büyük oyunda doğru tarafı almak) doğru yönde ilerleyiş devam ediyor.

Sürekli ifade ettiğim gibi, hem ülke içindeki kesimleri hem de dünya genelinde halkları birleştirme konusunda bundan daha gerçek, daha somut bir potansiyel yok; yani her yerde yerel uzantıları olan global faşist güçlere karşı birleşme, dayanışma, mücadele.

gerçek tosun paşa

İyi partinin kurulumunda çok ciddi CIA fonu kullanıldı. Bunu en başta unutmamak lazım. Ülke milli değerleri (siyasi malzeme haline getirilen değerler değil) her şeyin üstüne koyan bir siyasetçiye gerçekten fazlasıyla ihtiyaç duyuyor.

Türkiye sanıldığı kadar bölgede güçlü değil. Daha doğrusu kritik bir anda elde edilmesi kolay bir müttefik olarak görülüyor. Süreç yavaş yavaş kutuplaşmayı tetikleyecektir.

Batı için basit siyasi sıkıştırmalar ve ekonomik tehditler Türkiye'yi hizaya sokmak için fazlasıyla yeterli görülüyor. Batı iç meseleleriyle gün geçtikçe daha fazla uğraşmak zorunda kalacağını öngörebiliyor. KH güçleri arasında derin fikir ayrılıkları var.

Koltuk sahipleri ulusalcı yapıdan haliyle vazgeçmeye gönülsüz. Mevcut düzenin devam etmesini istiyorlar. Fakat gelişmeler değişimin mutlak habercisi ve bir takım derin yapılanmaların da tek istediği küresel değişim. KH arasındaki krizin asıl sebebi bu.

Bu sebepler Türkiye, Çin, Rusya ve İran gibi ülkelere aslında fayda sağlıyor ve sağlayacaktır. Çok uyanık ve kararlı bir siyaset amacı güdülmeli. Ama bu ülkenin siyasilerinin bilgi, birikim ve kararlılığına ne oranda güvenilebilir hiç emin değilim.

Dünya'nın önünde muhtemelen 3-4 yıl var. Bu süre zarfında hasıraltından sürdürülen hazırlıkları iyi planlayan kuşkusuz öne geçecektir. Bu planlamaların içinde roketli savunma sistemlerinden tutun, uçak teslimatlarına, ticari ve askeri anlaşmalardan tutun istihbarat birimlerinin çalışmalarına kadar çok önemli noktalar var. Ama ekonomik değişim tablonun görünen tarafında olacak.

gerçek tosun paşa

Bir diğer meseleye gelince (KH-BH), Dünya insanlığına ABD ve müttefikleri kadar zarar vermiş, iç savaşlar çıkarmış, tarikat yapılanmalarını yönetmiş, silah satmış, zorbalık yapmış, şantaj ve sabotajlarla irade değiştirmiş bu da yetmemiş her türlü algı oyunu ve propagandayla beyin yıkamış başka bir taraf yok. Emsali görülmemiş bir olay bu. Rusya bu alanda ABD'nin yaptığının 10/1 'ini yapamaz.

Bunlar global kan emiciler :) Bunlar şeytan tohumu, İsa düşmanı, bunlar kafir, bunlar deccal torunu... Artık ne isim vermek isterseniz onu diyin. İnsan olan bu pisliğe bulaşmaz, bulaşamaz.

Tabii ki demek istediğim dünyada kötülüğün tek kaynağı ABD'dir değil! Fakat küresel bazda şuur falan bırakmadılar. Herkesin içinden geçtiler. Kancık köpek ettiler tüm devletleri ve milletleri. Artık yeter. Yaşanılan hayat hayat değil, gören göz değil, düşünen akıl değil. Hayatımız, gözümüz, aklımız emanet. Hepsini bize bir başkası veriyor. Hem de ödünç veriyor. Ne olduğumuzu unuttuk.

Ben çok sıkıldım.

Ve eminim ki buna son derece sert tepki göstermek isteyen bir takım güçler var. Başı Vlad Putin'in çektiği bir gerçek. Günümüzün siyasi dehasıdır kendisi.

Pek yakında göreceğiz. Siyaset her zaman gündemin getirileri ve çıkarları üzerine kuruludur. Umarım aktif siyasette doğu tarafı önemli başarılar elde edecektir. Yaratan başımızdakilere akıl ve cesaret ihsan etsin :)


bozadi

Daha önce bona fide'nin dikkat çektiğini hatırladığım İyi Partili Ümit Özdağ, partisindeki ciddi bazı anormallikleri (fetö vs.) ifşa etmiş. Zaten bilinen, tartışılan şeyler ama parti içinden bu kadar önemli bir ismin bu açıklamaları yapması ve ciddi bir muhasebe gerekliliğini ortaya koyması bence çok değerli. Kendisini tebrik ediyorum. Bunu tamamen parti-içi şahsi menfaat çatışması nedeniyle yaptığı iddiaları da var ama şu anki fikrim o yönde değil ve en önemli mesele bu da değil zaten.