Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

BİR’İN YASASI (Ra Bilgileri)

Başlatan Tiversonus, 01 Nisan 2009, 18:10:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
Ra Bilgileri'nde Bahsedilen "Savaş" Üzerine


SORU: Siz bir Orion Konfederasyonu'ndan bir de Orion Konfederasyonu ile Konfederasyon arasında geçen bir savaştan söz ettiniz. Bu savaşın nasıl yapıldığı hakkında bir kavram oluşturabilecek bilgiler vermeniz mümkün mü?

RA: Yapabilirseniz, kendi zihninizi gözünüzde canlandırın. Sonra zihninizi toplumunuzdaki diğer bütün zihinlerle mutlak bir birlik içinde hayal edin. Artık tek bir zihin haline geçtiniz ve sizin fiziksel illüzyonunuzda (madde aleminizde) zayıf bir elektrik yükü olan şey, şimdi düşünceleri nesneler olarak yansıtıp tezahür ettirebilen muazzam güçlü bir makine haline dönüştü.
İşte bu güçle, Orion grubu, ışıkla silahlanmış olan Konfederasyon'a saldırır. Sonuç, sizin deyiminizle beraberliktir, ancak her iki tarafın enerjileri de bu yüzden bir miktar azalmıştır ve yeniden gruplaşma gereksinimi belirmiştir; negatif enerji istediği doğrultuda yönetip yönlendiremediği için, pozitif enerji ise verileni kabullenemediği için azalmış, güçsüzleşmiştir.


Ra Bilgileri 1, s.306-307


* Düşünce savaşı
* Muazzam güçlü bir makine, düşünceleri nesneler olarak yansıtıp
tezahür ettirebilen



SORU: Demek ki Konfederasyon'un bir bölümü bu düşünce savaşıyla uğraşıyor. Yüzde kaçı bu savaşa katılıyor?

RA: Bu Konfederasyon'un yaptığı işler içinde en zor olanıdır. Aynı anda en çok dört gezegensel varlıktan bu çatışmaya katılmaları istenir.


SORU: Bu dört gezegensel varlık hangi yoğunluk derecesinde bulunurlar?

RA: Bu varlıklar sevgi yoğunluğunda, yani dördüncü yoğunluk derecesinde bulunurlar..


Ra Bilgileri 1, s.306-307


* Düşünce yolu ile yapılan savaşa Konfederasyonun; SEVGİ YOĞUNLUĞU olan 4. Yoğunluk üyeleri katılırlar.


SORU: Bu yoğunluk derecesinde bulunan bir varlık bu tip çalışmada, beşinci ya da altıncı yoğunluk derecesindeki bir varlığa göre daha mı etkili oluyor?

RA: Sizin yoğunluk dereceniz dışında, savaştan kaçınmanın bilgeliğine sahip olmayan, savaşı gerekli gören tek yoğunluk derecesi, dördüncü yoğunluk derecesidir. Onun için de dördüncü yoğunluk derecesinde bulunan toplumsal bellek bileşimlerinin kullanılması şart olmaktadır.


SORU: Gerek Konfederasyon'un gerekse Orion grubunun, bu savaşta sadece kendi dördüncü yoğunluk derecelerini kullandıklarını, Orion grubunun beşinci ve altıncı yoğunluk derecesinde bulunan varlıklarının bu savaşa katılmadıklarını düşünmekte haklı mıyım?

RA: Dediğiniz kısmen doğrudur. Beşinci ve altıncı yoğunluk derecesindeki pozitif eğilimli varlıklar bu savaşta yer almazlar. Beşinci yoğunluk derecesindeki negatif varlıklar da savaşta yer almazlar, onun için her iki tarafın dördüncü yoğunluk derecesindeki varlıklar bu çatışmaya girişirler.


Ra Bilgileri 1, s.306-307


* Savaşı gerekli gören tek yoğunluk derecesi, dördüncü yoğunluk derecesidir.
* Savaş vardır.

Tiversonus

#16
NEGATİF GÜÇLERE TESLİMİYET Mİ ARKADAŞINI KORUMAK MI?
DAHA ÇOK POZİTİF KUTBİYET KAZANDIRIR?



SORU: Size Dokuzuncu Şekil adındaki sinema filmini bilip bilmediğinizi sormak istiyorum.

RA: Zihninizi tarıyor ve Dokuzuncu Şekil adlı bu görüntüyü görüyoruz.


SORU: Bu film demin değindiğimiz noktayı işliyordu. Albayın bir karar vermesi gerekmektedir. Onun kutuplaşmasının hangi yönde olduğunu merak ediyorum. Negatif güçlere teslim olup boyun eğebilirdi ama o arkadaşını savunmayı seçti. Sizin için hangisinin daha çok pozitif kutbiyet kazandıracağını tahmin etmek mümkün müdür; yani pozitif eğilimli varlığı savunmak mı, yoksa negatif eğilimli varlıkların baskılarına boyun eğmek mi pozitif kutuplaşmaya yardımcı olur?

RA: Bu soru sizin yoğunluk dereceniz kadar, dördüncü yoğunluk derecesi alanını da içeriyor. Bunun yanıtı en iyi, sizin İsa dediğiniz varlığın son eyleminde görülebilir. Bu varlık arkadaşları tarafından savunulacaktı. Ama o arkadaşlarına kılıçları bir yana koymalarını söyledi. Sonra da gidip fiziksel ölümüne yol açacak varlıklara kendini teslim etti. Sevilen bir başka varlığı koruma dürtüsü, sevgi ve merhametten fazlasıyla nasibini almış dördüncü yoğunluk derecesi varlığında daima mevcuttur. Bundan daha fazlasını söyleyemeyiz ve söylememize gerek de yoktur.


(Ra Bilgileri 2, s.65,66)

*Sevilen bir başka varlığı koruma dürtüsü, sevgi ve merhametten fazlasıyla nasibini almış dördüncü yoğunluk derecesi varlığında daima mevcuttur.

Tiversonus

#17
Duygular Bastırılmalı mı?

SORU: Size bir sorum var, okuyacağım: "Dünyadaki mistik arayış geleneğinin çoğu, bireyin "nirvana'ya ya da aydınlanmaya ulaşması için bireysel benliğin silinip yok edilmesi ve maddi dünyaya önem verilmemesi, onun yok sayılması gerektiği inancını taşır. Bir insanın Bir'in Yasası doğrultusunda tekâmülünde bireysel benliğin ve onun dünyevi eylemlerinin rolü ve yardımı nedir?"

RA: Bu yoğunluk derecesinde varlığın doğru rolü, istek duyduğu her şeyi deneyimlemek, sonra bu deneyimleri analiz etmek, anlamak ve kabul etmektir. Onların içindeki sevgi/ışığı bulup çıkarmak, süzmektir. Hiçbir şey bastırılmamalıdır. Gereği olmayanlar zaten kendiliklerinden zayıflayacak ve çekip gideceklerdir.

İsteğin analiz edilmesine bağlı olarak uyum gelişecektir. Varlık kendisini, damıtılıp süzülmüş deneyimleriyle donattıkça, bu istekleri de giderek sevgi/ışığın bilinçli uygulamalarına yönelecektir. Biz herhangi bir isteğin bastırılmasını teşvik etmeyi son derece uygunsuz buluyoruz, ancak Bir'in Yasası'na uygun olmayan istekler konusunda, bu isteği fiziksel (madde) katta gerçekleştirmek yerine hayalini kurmayı öneriyoruz, böylece ana sapmaların başında gelen özgür iradeyi korumuş oluyoruz.

Bastırmanın pek akıllıca olmamasının nedeni, bu işlemin dengesiz bir eylem olması ve zaman/uzay sürekliliği sırasında dengelenmesinde zorluklar yaratmasıdır. Aslında bastırma, görünüşte bastırılmış olana daha büyük bir bağımlılık oluşturacak bir ortam yaratır.

Her varlık için, uygun zamanda yapılacak her şey kabul edilebilir. Deneyimlemekle, anlamakla, kabul etmekle ve sonra bunu başkalarıyla paylaşmakla, bir tür sapma, Bir'in Yasasına daha uygun olabilecek başka bir tür sapmaya dönüşebilir.


Herhangi bir arzuyu göz ardı etmek ve bastırmak bir çeşit kestirmeden gitmektir. Kestirmeden gitmek yerine, bu arzu anlaşılmalı ve kabul edilmelidir. Bu da sabır ister ve deneyimlerin kendine ve başkalarına duyulan şefkat ışığında analiz edilmesini gerektirir.

Ra Bilgileri 1 s.238,239


Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. İnsan, istek duyduğu herşeyi deneyimlemeli, sonra bu deneyimleri analiz etmeli, anlamalı ve kabul etmelidir.

2. Hiçbir şey bastırılmamalıdır, gereği olmayanlar kendiliklerinden zayıflayacak ve çekip gideceklerdir.

3. Herhangi bir istek bastırılmamalıdır, Bir'in Yasası'na uygun olmayan isteklerin, gerçekleştirilmesi yerine hayali kurulmalıdır, böylece özgür irade korumuş olunur.

4. Aslında bastırma, görünüşte bastırılmış olana daha büyük bir bağımlılık oluşturacak bir ortam yaratır.

5. Herhangi bir arzuyu göz ardı etmek ve bastırmak bir çeşit kestirmeden gitmektir. Kestirmeden gitmek yerine bu arzu anlaşılmalı ve kabul edilmelidir.

Tiversonus

#18
DÖRDÜNCÜ YOĞUNLUĞA GEÇİŞE YARDIMIN YOLU


SORU: Bazı teknikler ya da başka yollarla, bir varlığın bu son günlerde dördüncü yoğunluk derecesine erişmesine yardım edilebilir mi?

RA: Başka bir varlığa doğrudan doğruya yardım etmek olanaksızdır. Ancak, hangi şekilde olursa olsun, bir katalizör ortaya konabilir. En önemli katalizör, varlığın Yaratan ile bir olduğunun idrakine ait yayınlardır; bundan sonra sizinle paylaştığımız bilgilere benzer bilgiler gelir. Biz, kendimiz bu bilgilerin yaygın olarak, geniş bir alana dağıtılması konusunda bir aciliyet ya da zorunluluk duymuyoruz. Bunları üç, dört, beş kişiye iletebilmiş olmamız yeterlidir. Bu son derece büyük bir sonuçtur, bir ödüldür. Çünkü, eğer bir tek varlık bile bu katalizörü kullanarak dördüncü yoğunluk idrakine eriştiyse, biz hizmet yönünde Bir'in Yasası'nı yerine getirdik demektir. Biz bilgileri paylaşmak için, sayıya bakmaksızın ve başka yandaşlar toplanıp toplanmadığına aldırmadan, hislere kapılmadan soğukkanlı bir çaba gösterilmesini öneririz. Sizin bu bilgileri dağıtmaya çalışmanız da sizin hizmetinizdir. Bu çaba, bir kişiye bile erişebilirse, herkese erişmiş demektir. Aydınlanmanın kestirme yolu yoktur. Aydınlanma, şu anda sonsuz zekâya giden bir geçittir. Bu da ancak insanın kendisi tarafından ve kendisi için yapılabilir. Bir başkası asla aydınlanmayı öğretemez/öğrenemez, ancak bilgiyi öğretip/öğrenebilir, ilham verebilir ya da sevgiyi, gizemi, bilinmeyeni paylaşabilir. Bu da karşıdakinin ileri doğru uzanıp aramaya başlamasını sağlar. Bu çaba belki bir an sonra sona erebilir, ama bir varlığın "şimdi'ye giden kapıyı ne zaman açacağını kim bilebilir ki?



Ra Bilgileri 1, s.224

Sonuçlar:

1. Başka bir varlığa doğrudan doğruya yardım etmek olanaksızdır, ancak bir katalizör ortaya konabilir.

2. En önemli katalizör, varlığın Yaratan ile bir olduğunun idrakine ait yayınlardır.

3. Aydınlanmanın kestirme yolu yoktur, Aydınlanma, şu anda sonsuz zekâya giden bir geçittir.

4. Bu da ancak insanın kendisi tarafından ve kendisi için yapılabilir.

5. Bir başkası asla aydınlanmayı öğretemez/öğrenemez, ancak bilgiyi öğretip/öğrenebilir, ilham verebilir ya da sevgiyi, gizemi, bilinmeyeni paylaşabilir.

Tiversonus

#19
HİÇBİR DURUM, -DENGELİ BİR VARLIK İÇİN- DUYGUSAL YÖNDEN YÜKLÜ OLAMAZ: VARLIĞIN HİZMET VERME FIRSATINA SAHİP OLABİLECEĞİ YA DA OLAMAYACAĞINI GÖZLEMLEDİĞİ HERHANGİ BİR DURUMDUR.


SORU: Bir birey kendini nasıl dengeleyebilir? İlk adım nedir?

RA: Sadece tek bir adım vardır: Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak. Bu anlayış kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. İlk dengeleme Malkuth ya da
Dünya'nın kırmızıışın bileşimi denen titreşimsel enerji bileşimine aittir. Bu enerjiyi anlamak ve kabul etmek temeli oluşturur. Tıkanabilecek ikinci enerji bileşimi turuncuışın bileşimi de denen duygusal ya da kişisel bileşimdir. Bu tıkanma kendini çoğunlukla kişisel gariplikler, yabansılıklar ya da benliğin utangaç bir biçimde anlaşılması ve kabul edilmesiyle ilgili olarak beliren sapmalar şeklinde gösterir. Üçüncü tıkanma sizin ego (benlik) adını verdiğiniz şeye çok benzer. Bu sarıışın ya da güneş sinirağı (karın boşluğu)
merkezidir. Bu merkezdeki tıkanıklıklar çok kez insanın gücünü kullanma, güç kullanarak başkalarını yönetme ve yakınları ve ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış
bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Bu ilk üç enerji merkezinde ya da giriş kapılarında tıkanıklık olanlar, Birin Yasası'nı arayabilme yeteneği açısından sürekli zorluklarla karşılaşırlar. Kalp merkezi ya da yeşilışın merkezi, üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabilecekleri bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar, evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme konusunda güçlükler olarak tezahür eder. Maviışın enerji merkezi ise hem içeri hem de dışarı doğru enerji akımı olabilen ilk merkezdir. Bu bölgede tıkanıklık varsa, kişi kendi varlığının ruh/akıl bileşimini anlamakta ve kendisiyle ilgili böylesi anlayışları ifade etmekte güçlük çeker. Bu bölgede tıkanıklık yaşayan varlıklar başka varlıklardan gelecek iletişimi de kabul etmekte zorlanırlar. Bir sonraki merkez epifiz ya da çivit rengiışın merkezidir. Bu merkezi tıkalı olanlar, değersizlik şeklinde ortaya çıkan tezahürler yüzünden zeki enerji akımının azalmasıyla karşı karşıya kalırlar. Bu sizin söz ettiğiniz şeydir. Gördüğünüz gibi akıl/beden/ruh bileşimine birçok noktadan enerji akışı olduğu için, yukarıda belirtilen ve sizin söz ettiğiniz bozukluk bu bozukluklardan sadece bir tanesidir. Çivit rengiışın dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir; aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır. Enerji akımının son merkezi ise bir varlığın akıl/beden/ ruh titreşimsel bileşiminin bir bütün olarak, tam ifade edilişinden ibarettir. Bu enerji düzeyinde artık "dengeli" ya da "dengesiz" tanımı bir anlam taşımaz, çünkü bu merkez kendi dengesini kurar. Buradaki sapma her ne olursa olsun, bu
merkez diğer merkezler gibi işlem göremez, yönetilemez, dolayısıyla varlığın dengesinin gözden geçirilmesinde bir önem taşımaz.



SORU: Daha önce bize dengeleme konusunda neler yapmamız gerektiğiyle ilgili bilgi vermiştiniz. Bu enerji merkezlerini dengeleme için bize verebileceğiniz ve bizim de yayınlayacağımız alıştırmalar ya da yöntemler var mı?

RA: Şu anda verilen bilgilere kıyasla, yayınlamanız için verilenler sadece iyi bir başlangıç oluşturuyorlar. Bir elçinin dil yoluyla öğretmeye/öğrenmeye kalkışması yerine, arayış içindeki her varlığın kendi kendini aydınlatmasına izin vermek önemlidir. Biz sizden öğreniyoruz. Biz size öğretiyoruz. Böylece öğretmiş/öğrenmiş oluyoruz. Eğer biz sizin adınıza öğrenmiş olsaydık, bu, özgür irade yönünde bir sapmaya neden olarak dengesizliğe yol açardı. Öğrenmenize izin verilebilecek başka bilgi ayrıntıları da var ama siz daha sorularınızla bu ayrıntılara erişmediniz. Sonuç olarak, yalnız sizin aklınıza gelen sorulara yanıt vereceğiz?


(Ra Bilgileri 1 s.197,198,199)

Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Bir bireyin kendini dengelemesi için tek bir adım vardır: Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak.

2. Bu enerji merkezlerini dengeleme için: Eğer biz sizin adınıza öğrenmiş olsaydık, bu, özgür irade yönünde bir sapmaya neden olarak dengesizliğe yol açardı. Öğrenmenize izin verilebilecek başka bilgi ayrıntıları da var ama siz öğrenmelisiniz.





SORU: Kusursuz bir dengeye sahip bir varlık, başka bir varlığın saldırısına uğradığı zaman herhangi bir duygusal tepki hisseder mi?

RA: Evet. Bu tepki, sevgidir.



SORU: Bizim şu anda deneyimlemekte olduğumuz illüzyonda(madde aleminde), özellikle de saldırı bedensel bir acı ile sonuçlandığında, bu tepkiyi vermek zordur; ama sanırım bedensel acı da duyulsa, hatta saldırı ölümle sonuçlansa bile bu tepkiyi vermek gerekiyor. Değil mi?

RA: Bu doğru olmanın ötesinde, denge prensibinin idrakinde çok büyük, hatta temel bir öneme sahiptir. Denge duygusuzluk, umursamazlık, ilgisizlik ya da tepkisizlik demek değildir; gözlemcinin ayrılık duyguları tarafından körleştirilmemiş olması, tam tersine, bütünüyle sevgi dolu olmasıdır.

(Ra Bilgileri 2, s.132)


Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Kusursuz dengedeki bir varlığın, başka bir varlığın saldırısına uğradığında hissettiği duygusal tepki "sevgi" dir.

2. Sevgi, duygusal bir tepkidir.

3. Denge duygusuzluk, umursamazlık, ilgisizlik ya da tepkisizlik demek değildir; bütünüyle sevgi dolu olmasıdır.




SORU: Duygusal yönden yüklü (heyecan ve gerilim yaratan) olaylar karşısında duygusal tepkilerini bastıran bir insanla, dengeli ve dolayısıyla bu durumlardan gerçekten etkilenmeyen, dengesini bozmayan bir insan arasında, enerji merkezlerinin faaliyete geçirilişleri açısından ne gibi farklar vardır?

RA: Bu soru yanlış bir varsayıma dayandırılmıştır. Gerçekten dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü olamaz. Bunun anlaşılmasından sonra şöyle söyleyebiliriz:
Duyguların bastırılması, varlığın kutuplaşmasını azaltır; öyle ki, varlık o sırada önüne gelmiş olan katalizörü kullanmamayı seçmiş ve böylece enerji merkezlerinin parlaklığını azaltmış olur. Ama, bu bastırmanın nedeni başkalarına yardım ise, o zaman pozitife doğru bir miktar kutuplaşma olur. Bir katalizörle, onu hissedebilecek ama ona tepki vermeye gereksinim duymayacak kadar uzun süre çalışmış bir varlık, henüz dengeli değildir ama kendi deneyimsel sürekliliğinin geçirgenliğinden dolayı kutuplaşma kaybına da uğramaz. Bu şekilde, kendi tepkilerini gözlemlemek ve kendini tanımak yoluyla, varlık giderek gerçek bir dengeye doğru yaklaşır. Sabır gereklidir ve önerilir, çünkü sizin katınızda katalizör sayısı pek çoktur ve tutarlı bir öğrenme/öğretme devresi geçirmek için bunların kullanılarak değerlendirilmeleri gerekir.SORU: Bir insan, duygusal yönden yüklü bir durum karşısında etkilenmeden kaldığında, duygularının akışını bastırdığı için mi, yoksa gerçek bir dengeye erişmiş olduğu için mi böyle etkilenmeden kalabildiğini nasıl anlar?

RA: Bu noktaya kadar anlattık. Kısaca özetlememiz gerekirse, dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü değildir; her durum, sadece, varlığın hizmet verme fırsatına sahip olabileceğini ya da olamayacağını gözlemlediği, diğer durumlara benzeyen bir durumdur. Bir varlık, bu tutuma ne denli yaklaşabilmişse, dengeye de o denli yaklaşmış demektir. Bizim bir katalizöre gösterilecek tepkilerin bastırılmasını önermediğimizi bilmenizi isteriz. Yeter ki bu tepki diğer varlığı -Bir'in Yasası'na uygun düşmeyecek şekilde- engelleyici olmasın. Varlığın, bu katalizörü daha verimli şekilde kullanabilmesi için deneyimin (gelişerek) kendini ifade etmesine izin vermek çok daha iyi olur.



(Ra Bilgileri 2, s.134,135)


Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Dengeli bir varlık için hiçbir durum duygusal yönden yüklü olamaz.

2. Kendi tepkilerini gözlemlemek ve kendini tanımak yoluyla, varlık giderek gerçek bir dengeye doğru yaklaşır.

3. "Sabır" önerilir.

4. Dengeli bir varlık için, hiçbir durum, duygusal yönden yüklü değildir; her durum, sadece, varlığın hizmet verme fırsatına sahip olabileceğini ya da olamayacağını gözlemlediği, diğer durumlara benzeyen bir durumdur.

5. Bir katalizöre gösterilecek tepkilerin bastırılması önerilmez.




SORU: O zaman siz, negatif yönde kutuplaşan bir varlığın, kendi öfkesini ya da bir öfke anında kendisini kontrol altında tutamaması halinde bunun kansere neden olabileceğini söylüyorsunuz. Öyle mi?

RA: Dediğiniz kesinlikle doğrudur. Negatif kutuplaşma çok fazla kontrol ve bastırma gerektirir.


SORU: Neyin bastırılmasını?

RA: Sizin duygusal diye nitelendirebileceğiniz her akıl sapmasının -ki bunlar doğalarından ötürü düzensizdirler- negatif eğilimli varlığa yararlı olabilmesi için bastırılması, sonra da, düzenli bir kullanım içinde yeniden yüzeye çıkarılması gerekir.
SORU: O halde pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak yerine -daha önceki bir celsede bildirildiği biçimde-bu duyguyu dengeleyecektir. Doğru mu?
RA: Dediğiniz doğrudur ve bu eğilim, varlığı birlik yoluna götürür.

(Ra Bilgileri 2, s.150,151)


Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak yerine bu duyguyu dengeleyecektir.





SORU: Bir birey kendini nasıl dengeleyebilir? İlk adım nedir?

RA: Sadece tek bir adım vardır:

Akıl/beden/ruh bileşimini oluşturan enerji merkezlerini anlamak. Bu anlayış kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. İlk dengeleme Malkuth ya da

(1) Dünya'nın kırmızı-ışın bileşimi denen titreşimsel enerji bileşimine aittir. Bu enerjiyi anlamak ve kabul etmek temeli oluşturur.

(2)Tıkanabilecek ikinci enerji bileşimi turuncu-ışın bileşimi de denen duygusal ya da kişisel bileşimdir. Bu tıkanma kendini çoğunlukla kişisel gariplikler, yabansılıklar ya da benliğin utangaç bir biçimde anlaşılması ve kabul edilmesiyle ilgili olarak beliren sapmalar şeklinde gösterir.

(3)Üçüncü tıkanma sizin ego (benlik) adını verdiğiniz şeye çok benzer. Bu sarı-ışın ya da güneş sinirağı (karın boşluğu) merkezidir. Bu merkezdeki tıkanıklıklar çok kez insanın gücünü kullanma, güç kullanarak başkalarını yönetme ve yakınları ve ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Bu ilk üç enerji merkezinde ya da giriş kapılarında tıkanıklık olanlar, Birin Yasası'nı arayabilme yeteneği açısından sürekli zorluklarla karşılaşırlar.

(4)Kalp merkezi ya da yeşil-ışın merkezi, üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabilecekleri bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar, evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme konusunda güçlükler olarak tezahür eder.

(5)Mavi-ışın enerji merkezi ise hem içeri hem de dışarı doğru enerji akımı olabilen ilk merkezdir. Bu bölgede tıkanıklık varsa, kişi kendi varlığının ruh/akıl bileşimini anlamakta ve kendisiyle ilgili böylesi anlayışları ifade etmekte güçlük çeker. Bu bölgede tıkanıklık yaşayan varlıklar başka varlıklardan gelecek iletişimi de kabul etmekte zorlanırlar.

(6)Bir sonraki merkez epifiz ya da çivit rengi-ışın merkezidir. Bu merkezi tıkalı olanlar, değersizlik şeklinde ortaya çıkan tezahürler yüzünden zeki enerji akımının azalmasıyla karşı karşıya kalırlar. Bu sizin söz ettiğiniz şeydir. Gördüğü nüz gibi akıl/beden/ruh bileşimine birçok noktadan enerji akışı olduğu için, yukarıda belirtilen ve sizin söz ettiğiniz bozukluk bu bozukluklardan sadece bir tanesidir. Çivit rengiışın dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir; aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır.

(7)Enerji akımının son merkezi ise bir varlığın akıl/beden/ ruh titreşimsel bileşiminin bir bütün olarak, tam ifade edilişinden ibarettir. Bu enerji düzeyinde artık "dengeli" ya da "dengesiz" tanımı bir anlam taşımaz, çünkü bu merkez kendi dengesini kurar. Buradaki sapma her ne olursa olsun, bu merkez diğer merkezler gibi işlem göremez, yönetilemez, dolayısıyla varlığın dengesinin gözden geçirilmesinde bir önem
taşımaz.

Tiversonus

#20
TEDBİR, GÖZLEM VE YENİ VE YARATICI YÖNTEMLER BULMA


SORU: Geçen celsede, son 25.000 yıllık devrede Atlantisliler'le, Mısırlılar'la ve Güney Amerikalılar'la temas kurulduğunu ve bundan sonra Konfederasyon'un ayrıldığını söylediniz. Konfederasyon bir süre geri gelmedi, değil mi? Dünya insanlarıyla kurulan bir sonraki temasın nedenlerini, sonuçlarını ve sizin tutumunuzu açıklayabilir misiniz?


RA: Atlantisliler'le yapılan temaslarda verilen bilgilerin üzerinde yapılan genişletmeler dövüşkenliğe yönelen faaliyetlerle sonuçlandılar. Bu da, sizin zaman ölçünüzle 10.821 yıl önce meydana gelen ikinci Atlantis felaketini doğurdu. Gerek Atlantis'te yaşayan, gerekse ilk çarpışma sonunda Kuzey Afrika çölleri adını verdiğiniz yerlere göç eden varlıklardan pek çoğu, toplumsal eylemler sonucunda dünya değiştirdi.

Sizin nükleer bomba dediğiniz bu silahların ve diğer kristal silahların etkileri sonucunda dünyada değişiklikler olmaya devam etti ve bundan 9600 yıl önce büyük kara kütlelerinin sulara gömülmeleriyle son buldu.

Mısır'daki ve Güney Amerika'daki deneyimlerin sonuçları ise bu derecedeki felaketlere neden olmadılarsa da, Konfederasyonun asıl amacından çok uzaktılar. Artık sadece biz değil, Konsey ve Koruyucular da kullandığımız yöntemlerin bu küre için uygun olmadıklarını anlamışlardı.

Bundan sonraki tutumumuz tedbir, gözlem ve yeni ve yaratıcı yöntemler bulma yolunda çabalamaktı. Bu yöntemler öyle olmalıydı ki, bizim varlıklarımızın kuracağı temaslar en az sapma ile ve çarpıtılma olasılığının en aza indirildiği biçimde yardımcı olsun ve bilgileri paylaşmaktaki amacımızın tam tersini geliştirmek için kullanılmasın.

SORU: Teşekkür ederim. O halde Konfederasyon'un bir süre Dünya'dan uzak kaldığını kabul ediyorum. Konfederasyon'un bir sonraki temasını yaratan koşullar nelerdi?


RA: Bundan yaklaşık 3600 yıl önce Orion grubunun bir akını oldu. Düşünceler ve davranışlardaki negatif etkilerin artmasıyla, Orionlular, eski zamanlardan kalma izlenimleri dolayısıyla kendilerini özel ve farklı gören varlıklar üzerinde çalışmaya başlayabildiler.

Sizin "Yehova" dediğiniz Konfederasyonlu bir varlık, bundan binlerce yıl önce Mu kıtasının batmasından sonra her tarafa dağılıp Mısır'a ve diğer birçok yere yerleşen bazı varlıklar arasında genetik "klon yöntemi" yoluyla belirli eğilimleri başlatmıştı. İşte burada Orion grubu, negatiflik tohumlarını atacak verimli toprağı buldu. Bu tohumlar, her zaman olduğu gibi seçkin sınıf (elitizm), farklı olanlar, başkalarını kullanan, yönlendiren ya da köleleştiren kişilerdi.

Yehova adıyla bilinen, bu varlıklara karşı kendini son derece sorumlu hissediyordu. Ama Orion grubu, insanlarda bu elitizmin yaratıcısının Yehova olduğu izlenimini uyandırmayı başarmıştı. Yehova o zaman oturdu ve sizin deyiminizle titreşimsel düzenlerinin bir envanterini çıkardı ve sonuçta daha etkileyici bir ses titreşim bileşimi haline dönüştü.

Bu bileşimde eski Yehova, şimdi adsız bir varlık olarak ama "O geliyor" anlamını üzerinde taşıyarak, pozitif eğilimli felsefe üretip göndermeye başladı. Bu yaklaşık olarak bundan3300 yıl öncesine rastlıyordu. Böylece Mahşer diye bilinen şeyin en kuvvetli kısmı meydana getirilmiş oldu.




Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Konfederasyon'un temasları ile verilen bilgilerdeki genişletmeler veya tahribat ile; dövüşkenlik gelişti ve nükleer silahlar ve kristal silahlar kullanıldı. [bu silahların Dünya küresindeki izleri bazı araştırmalarda açıkça gözükmektedir.]

2. Konfederasyonun bilgileri paylaşmaktaki amacının tam tersini geliştirmek için, bu bilgiler kullanılmıştır.

3. Orion grubu, negatiflik tohumlarını atacak verimli toprağı buldu: Bu tohumlar, her zaman olduğu gibi seçkin sınıf (elitizm), farklı olanlar, başkalarını kullanan, yönlendiren ya da köleleştiren kişilerdi.

4. Elitizm, dövüşkenlik, başkalarını kullanma eğilimi ve köleleştirme negatiflik tohumlarıdır.

5. Çarpıtılma olasılığının en aza indirildiği biçimde, temaslar devam etmektedir.

Tiversonus

#21
Özgür İrade Dengelemesi (Seçmek İçin Eşit Fırsata Sahip Olmak)


SORU: Bir'in Yasası'nın özgür irade sapması göz önünde tutulursa, koruyucular nasıl oluyor da Dünya'yı karantinaya alabiliyorlar? Bu karantina özgür iradeye uygun mudur?

RA: Koruyucular, bu gezegende bulunan varlıkların özgür irade sapmalarını koruyorlar. Karantina konulmasına neden olan olaylar, bu varlıkların özgür iradelerine müdahale edici nitelikte olaylardı.


SORU: Belki yanılıyorum ama bana öyle geliyor ki, Orion grubunun müdahale etmesi de onların özgür iradelerinin bir tezahürüdür. Bu sizin az önce verdiğiniz bilgi ile nasıl dengelenebilir?

RA: Dengeleme boyuttan boyuta yapılır. Haçlılar'ın müdahale etme girişimleri ancak kendi idrak boyutlarında özgür iradenin tezahürü olarak kabul edilebilir. Ama, üçüncü boyut denen bu boyuttaki varlıkların özgür iradeleri, kendilerini yönetmeyi amaçlayan bir sapmayı tam anlamıyla idrake uygun değildir. Böylece, titreşim derecelerindeki boyutsal faklılıkların dengelenmesi için karantina konulmuştur. Bu Orion grubunun özgür iradesinin engellenmediği, ama onun bir çeşit meydan okumayla birlikte mücadeleye davet edildiği dengeleyici bir durumdur. Bu arada üçüncü grubun özgür iradesi de engellenmemiş olur.



SORU: Orion grubunun ara sıra buraya gelebilmesine olanak veren "pencereler" bu özgür irade dengelemesiyle mi ilgilidir?

RA: Evet. Doğrudur.


SORU: Bunun nasıl işlediğini anlatabilir misiniz?

RA: En yakın benzetme, belli sınırlar içinde çalışan ve rasgele rakamlar üreten bir rakam üreteci olabilir.


SORU: Bu rakam üretecinin kaynağı nerededir? Koruyucular tarafından, korumalarını dengelemek için mi meydana getirilmiştir? Yoksa bunun kaynağı koruyucular dışında bir kaynak mıdır?

RA: Bütün kaynaklar "bir"dir. Yine de ne demek istediğinizi anladık. Pencere fenomeni, Koruyucular'ın dışında, diğerbenliklerle ilgili bir fenomendir. Sizin zeki enerji alanı diyebileceğiniz uzay/zaman'ın ötesindeki boyutlardan işletilir. Aynı sizin devreleriniz gibi, bu dengeleme, bu ritimler de saatin vuruşları kadar düzgün işlerler. Pencereler olayında ise hiçbir varlık bu saate sahip değildir. Onun için de rasgele görünür.
Ama bu dengeyi sağlayan boyutta, bu rasgele bir fenomen değildir. Bunun için de, benzerliğin belli sınırlar içinde olduğunu söyledik.



SORU: O halde bu pencere dengelemesi, Koruyucuların, koruyucu perde (karantina) vasıtasıyla Orion temasını tamamen bertaraf ederek kendi pozitif kutuplaşmalarını zayıflatmalarını da önlüyor, öyle mi?

RA: Kısmen doğru. Aslında, dengeleme eşit oranda pozitif ve negatif akımlara izin verir, bunlar da toplumsal bileşimi oluşturan varlıklar tarafından dengelenirler. Sizin gezegeninizde ise toplumsal bileşiminizin daha çok negatif eğilimli olmasından dolayı, daha az negatif bilgi ya da dürtü gerekmektedir.


SORU: Bu yolla toplam özgür irade dengelenmiş olacak ve böylece, bireyler başkalarına ya da kendilerine hizmet yolunu seçmek için eşit fırsata sahip olacaklardır. Doğru mu?

RA: Söylediğiniz doğrudur.


SORU: Özgür İrade Yasası ile ilgili çok derin bir bilgiyi bize verdiğiniz için teşekkür ederim.
Bu prensibe bir örnek oluşturmak üzere kısa bir soru daha soracağım. Eğer Konfederasyon üyeleri Dünyaya inselerdi, onlar insanlarımız tarafından tanrılar olarak karşılanacaklardı, yani onların birer tanrı oldukları sanılacaktı ve böylece Konfederasyon üyeleri Özgür İrade Yasası'na karşı gelmiş olacaklar ve kendilerinin herkese hizmet kutuplaşmasını zayıflatmış olacaklardı. Sanırım Orion grubunun inmesiyle de aynı şey olurdu. Eğer onlar da inebilseler ve tanrılar olarak kabul edilselerdi, bu onların kendine hizmet kutuplaşmalarını nasıl etkilerdi?

RA: Orion grubunun kitlesel halde yeryüzüne inmesi, az önce söz ettiğiniz fırsatın kesinlikle tam tersi olan, kendinehizmet yönünde büyük bir artışa neden olurdu.


SORU: Eğer Orion grubu yeryüzüne inebilseydi, bu onun kutuplaşmasını artırır mıydı? Şunu söylemeye çalışıyorum: Onlar için, perde arkasından çalışarak, gezegenimizden yandaşlar, neferler edinmek mi -ki o takdirde gezegenimizde bulunan yandaşları kesinlikle kendi özgür iradelerini kullanacaklardı-daha yararlıdır, yoksa grubun tümünün gezegenimize inip olağanüstü güçlerini sergileyerek kendisine yandaş toplaması da aynı kapıya mı çıkar?

RA: İlk durum, uzun vadede Orion grubu için daha sağlıklı olur, çünkü bu durumda yeryüzüne inerek Bir'in Yasası'na karşı gelinmemiş ve bu gezegende bulunanlar vasıtasıyla iş görülmüş olur. İkinci durumda, kitlesel bir iniş bu gezegenin özgür iradesini ihlâl edici olması nedeniyle, bir kutuplaşma kaybı yaratacaktır. Ama yine de, bu bir kumar oynamaya benzer. Eğer o durumda gezegen fethedilebilir ve İmparatorluk'un bir parçası haline getirilebilirse, özgür irade yeniden oluşturulabilir. Bu eylemde tereddüt gösterilmesi, Orion grubunun da Tek Yaratana doğru tekâmül ediyor olmasındandır. Bu tekâmül arzusu, grubun Karışıklık Yasası'na karşı gelmesini önlemektedir.


SORU: Orion grubu ile ilişkili olarak "İmparatorluk" sözcüğünü kullandınız. Bir zamandır Yıldız Savaşları filminde olup bitenlerin gerçekte olup bitenlerle simgesel bir benzerlik taşıdığını düşünüyorum. Bu doğru mu?

RA: Evet, nasıl basit bir masal kitabı da fiziksel/felsefi/toplumsal bileşimin sapma/idrakine simgesel olarak benzeyen şeyler anlatıyorsa, aynı biçimde doğrudur.


SORU: Başkalarına hizmet eğilimindeki varlıkların haşatı yapıldığı gibi, kendine hizmet eğilimli varlıklara ait bir hasat da yapılmakta mıdır?

RA: Tek bir hasat vardır. Titreşimsel bileşim düzeyinde dördüncü yoğunluk derecesine geçmeyi başaranlar, Tek Yaratan'ı bundan sonra hangi yolla arayacaklarını kendileri seçebilirler.


SORU: O halde, dördüncü yoğunluk derecesine girdiğimiz zaman bir bölünme olacak ve dördüncü yoğunluğa geçmiş bireylerin bir bölümü diğerlerine hizmetin esas olduğu gezegenlere, bir bölümü de kendine hizmetin esas olduğu gezegenlere gidecekler. Bu doğru mudur?

RA: Doğrudur.


(Ra Bilgileri 1, s.204,205,206,207)

Tiversonus

#22
EĞER BİR KİŞİ, GEZEGENSEL BİLİNCİN (GEZEGENDE YAŞAYAN İNSANLARIN) FARKINDALIĞINI ARTIRMAK İÇİN BİR KATALİZÖR ROLÜ OYNAMA ÇABASI İÇİNDEYSE, BU YÖNDE BİR YARARI OLUR MU, YOKSA SADECE SONUÇSUZ BİR ÇABA MI GÖSTERMİŞ OLUR?


SORU: Eğer bir kişi, gezegensel bilincin (gezegende yaşayan insanların) farkındalığını artırmak için bir katalizör rolü oynama çabası içindeyse, bu yönde bir yararı olur mu, yoksa sadece sonuçsuz bir çaba mı göstermiş olur?

RA: Sorunuza iki kısımda yanıt vereceğiz, her ikisi de aynı derecede önemlidir.

Önce şunu anlamalısınız ki, biz sizinle başkaları arasında fark görmeyiz, ayrım yapmayız. Sizin bir kişilik olarak yansıttığınız (kendinizi ayrı bir kişilik sandığınız) sapmayla başka bir kişilik olarak yansıttığınız sapmanın bilinç-yükseltici çabaları arasında bir ayrılık görmeyiz. Böylece, öğrenmekle öğretmek aynı şeydir; ama eğer öğrenmekte olduğunuz şeyi öğretmiyorsanız kendinize/onlara pek yararınız olmaz. Bu anlayış üzerinde yeterince durmalısınız, çünkü bu dönemdeki deneyimlerinizde rol oynayan bir sapmadır bu.

Yanıtımızın ikinci kısmına gelince, sınırlı da olsa kendi idrak ve anlayışımızdan söz edeceğiz.

Gruplaştırılmış (grup olarak ayırt edilmiş) bilinç, bir grubun bütününün ya da birimlerinin erişebilecekleri alan
içinde bulunan diğer akıl/beden/ruh bileşimleriyle aynı idraki paylaşma durumudur. Böylece, yaratılışın yasalarını, özellikle de Bir'in Yasası'nı anlatmak için hem kendimizin hem de sizin saptırmalarınızı (tahriflerinizi) kabul ederek sizinle konuşuyoruz. İnsanlarınızın pek azını muhatap kabul edebiliyoruz, çünkü bu kolayca anlaşılan bir iletişim yolu ya da felsefe değildir. Ama bizim varlığımız, umarız, öğretme girişiminde
bulunmanın hem ne kadar gerekli hem de neredeyse umutsuzca bir çaba olduğunu gösteren keskin ve etkili bir örnektir.

Gruptaki her birey, bu medyum vasıtasıyla kendilerine çarpıtmadan gönderdiğimiz bilgiyi kullanmak, sindirmek ve çeşitlendirmek için çaba göstermektedir. Işığınızı paylaşarak aydınlatacağınız birkaç kişi bulunması bile en büyük çabanın gösterilmesi için yeterli nedendir. Bir kişiye hizmet etmek, herkese hizmet etmektir. Öyleyse, sorduğunuz soruyla ilgili olarak size diyoruz ki: Yapılmaya değer tek faaliyet budur: Öğrenmek/öğretmek ya da öğretmek/öğrenmek... İlk Düşünce'yi sergilemek için yardımcı olabilecek tek şey sizin kendi öz varlığınızdır; bu anlaşılmaz, meramını anlatamayan ve gizemle örtülü varlık birçok çarpıtmanın da kaynağını oluşturuyor. Bunun için de öğretim süreciniz içinde ne denli çok varlık vasıtasıyla yolunuzu ayırt edip dokuyabilirseniz o kadar iyi bir çaba göstermiş olursunuz. Sizin hizmet etme isteğinizi bundan daha çok övemezdik.

Bu konu üzerinde artık başka bir celsede konuşabilir miyiz?



Ra Bilgileri 1 (s.80,81)




Buradan Çıkan Sonuçlar:


1. Öğrenmekle öğretmek aynı şeydir; ama eğer öğrenmekte olduğunuz şeyi öğretmiyorsanız kendinize/onlara pek yararınız olmaz.

2. Bu anlayış üzerinde yeterince durmalısınız, çünkü bu dönemdeki deneyimlerinizde rol oynayan bir sapmadır bu.

3. Bizim varlığımız, umarız, öğretme girişiminde bulunmanın;


a.) Hem ne kadar gerekli bir çaba olduğunu gösteren, b.) Hem de neredeyse umutsuzca bir çaba olduğunu gösteren, keskin ve etkili bir örnektir.


4. Işığınızı paylaşarak aydınlatacağınız birkaç kişi bulunması bile en büyük çabanın gösterilmesi için yeterli nedendir.

5. Yapılmaya değer tek faaliyet hudur: Öğrenmek/öğretmek ya da öğretmek/öğrenmek...

Tiversonus

#23
Robot'lar, Siyahlı Adamlar, Gezginler


SORU: İçinde bulunduğumuz bu zaman diliminde, Dünya üzerinde bulunan ve bizim toplumumuz içinde gözle görülür şekilde faaliyette bulunan Orionlu ya da Konfederasyonlu varlıklar var mıdır?

RA: Bu zaman diliminde, her iki gruptan da kimse aranızda bulunmuyor. Ama Orionlu haçlılar kendi peylerini sürmek, davetlerini yapmak, girişimlerde bulunup kumanda etmek için iki türlü varlık kullanırlar. Birincisi düşünce-formlarıdır, ikincisi ise bir çeşit robottur.


SORU: Robotu tarif edebilir misiniz?

RA: Robot aranızdan herhangi bir varlığa benzeyebilir. Robotlar yapaydırlar.


SORU: Robot normalde "Siyahlı Adam" denilen şey midir?

RA: Hayır, bu doğru değil.



SORU: Peki "Siyahlı Adamlar" kimlerdir?

RA: Siyahlı Adamlar, düşünce-formu tipi varlıklardır. Onlara belli fiziksel özellikler de verilmiştir. Ama, titreşimsel yapıları, üçüncü yoğunluk derecesinin titreşimsel özelliklerini taşımaz; onun için de gerektiğinde materyalize ve demateryalize olabilirler.



SORU: O halde bütün bu Siyahlı Adamlar, Orion haçlıları tarafından mı kullanılıyorlar?

RA: Evet, doğrudur.



SORU: Gezginlerden söz ettiniz. Kimdir bu Gezginler? Nereden geliyorlar?

RA: Kıyılarımzdaki kumsalları gözünüzün önüne getirin. Nasıl buralarda sayısız kum tanesi varsa, sonsuz zekânın kaynakları da o derece çoktur. Bir toplumsal bellek bileşimi, artık isteğinin, dileğinin, hedefinin ne olduğunu bütünüyle idrak ettiğinde, arzusunun başkalarına hizmet olduğu sonu cuna varmışsa, yardım isteyen her varlığa -mecazi anlamda- elini uzatır. Sizin "Dert Ortakları" ya da "Keder Kardeşleri" diyebileceğiniz bu varlıklar, kederin çağrısına uzanırlar. Bu varlıklar sonsuz yaratılışın her köşesinden, bu sapmada hizmet etme arzusuyla bir araya gelmişlerdir.



SORU: Bunlardan kaç tanesi şu anda dünyada bedenlenmiş tir?

RA: Rakam yaklaşıktır. Haşata yardımcı olabilmek için gezegenin titreşimini hafifletebilmek çok gerekli olduğundan büyük bir enkarnasyon akımı olmuştur. Rakam altmış beş milyona yaklaşmaktadır.



SORU: Bunların çoğu dördüncü yoğunluk derecesinden mi geliyor? Değilse, hangi dereceden geliyorlar?

RA: Pek azı dördüncü derecedendir. Bu Gezginler'in büyük kısmı altıncı yoğunluk derecesindendir. Bunlarda hizmet arzusu büyük oranda zihinsel saflık ve -toplumsal değer yargılarınıza göre- delice cesaret ya da kahramanlık diyeceğiniz özellik olarak belirginleşir. Gezgin olmanın zorluğu ve tehlikesi şuradadır: Gezgin, bedenlenince, görevini unutup olaylara karmik anlamda karışabilir ve yok olmasını önlemek için enkarne olduğu dünyanın girdabına kapılıp gidebilir.



Ra Bilgileri 1 (s.167,168,169)



Buradan Çıkan Sonuçlar:


1. Her iki gruptan da kimse aranızda bulunmuyor.

2. Ama Orionlu haçlılar kendi peylerini sürmek, davetlerini yapmak, girişimlerde bulunup kumanda etmek için iki türlü varlık kullanırlar: Robotlar ve Düşünce Formları.

3. Robot aranızdan herhangi bir varlığa benzeyebilir. Robotlar yapaydırlar.

4. Dünya'ya bu zamanlarda 65 Milyona yakın Gezgin, enkarne olmuştur.

5. Pek azı 4. Yoğunluk, çoğu 6. yoğunluk varlıklarıdır.





Gezginler-2



SORU: Gezegenimize gelmiş ve gelmekte olan Gezginlerin çoğu, Orionlular'ın bu düşüncelerine hedef oluyorlar mı?

RA: Daha önce de söylediğimiz gibi, Gezginler, akıl/beden bileşimi olarak, tamamıyla üçüncü yoğunluk derecesi varlıkları olarak enkarne olmaktadırlar. Bu gezegen küresine ait varlıklar için ne kadar şans varsa gezginler için de etkilenme şansı o kadardır. Tek fark ruh bileşiminde meydana gelir. Çünkü, eğer isterse, ruh ışıktan bir zırh kuşanabilir; bu da onun, varlık olarak aslında arzulamadığı şeyleri hemen tanımasını sağlar. Ama bu bir koşullandırılmışlıktan, bir eğilimden başka bir şey değildir ve idrak olduğu söylenemez. Dahası, gezgin kendi akıl/beden/ruh bileşimi içinde, üçüncü yoğunluk derecesine ait pozitif/negatif karışıklıkların verdiği kurnazlıktan da yoksundur. Bunun için de çok defa, daha negatif eğilimli bir kişi kadar kolayca, negatif özellikli düşünce ya da varlıkları tanıyamaz.


SORU: O halde Gezginler, burada enkarne oldukları zaman,Orion grubunun en çok peşine düştükleri hedefler mi olurlar?


SORU: Eğer bir Gezgin, Orion grubu tarafından başarıyla etki altına alınmışsa, hasat zamanı geldiğinde ona ne olaçaktır?

RA: Bu, celsenin son sorusu olsun.
Eğer Gezgin varlık, eylemleriyle diğer varlıklara karşı negatif bir tutum içine girmişse, daha önce de söylediğimiz gibi, bu gezegene ait titreşimler içinde hapsolmuş, bu titreşimler tarafından cezbedilerek yakalanmış demektir ve hasata uğradığında da büyük olasılıkla, üçüncü ana devreyi gezegensel bir varlık olarak yinelemek zorunda kalacaktır.

Sizi, Sonsuz Yaratan'ın sevgi ve ışığı ile terk ediyorum.
O'nun gücü ve huzuru ile mutlu olun. Adonai.






Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Gezgin varlık, bu gezegene ait titreşimler içinde hapsolmuş, bu titreşimler tarafından cezbedilerek yakalanmış ise; hasata uğradığında da büyük olasılıkla, üçüncü ana devreyi gezegensel bir varlık olarak yinelemek zorunda kalacaktır.

2. Bu gezegen küresine ait varlıklar için ne kadar şans varsa gezginler için de etkilenme şansı o kadardır.

3. Tek fark ruh bileşiminde meydana gelir. Çünkü, eğer isterse, ruh ışıktan bir zırh kuşanabilir; bu da onun, varlık olarak aslında arzulamadığı şeyleri hemen tanımasını sağlar.

4. Yüksek Ben bağlantısı ve Bilgi çok önemlidir.

Tiversonus

#24
Kutuplulukta Enerji Aktarımları


SORU: Bu nitelikteki, yani bütün ışınlan içeren enerji aktarımları beşinci, altıncı ve yedinci yoğunluk derecelerinde meydana gelir mi?

RA: Işınların, daha üst yoğunluk derecelerinde, sizin anladığınız şeklinden çok daha farklı bir anlam kazandığını görürüz. Her bir yoğunluk derecesinde bu anlam değişiktir; onun için sorunuzun yanıtı olumsuzdur. Enerji aktarımı ancak dördüncü, beşinci ve altıncı yoğunluk derecelerinde meydana gelir. Bu yoğunluk katları hâlâ kutbiyet taşıyan türdendir. Ama bu yoğunluk derecelerindeki varlıklar, bireyler arasındaki uyumu görebilmelerinden dolayı, kendileriyle uyumlu olan eşler seçerler ve böylece kesiksiz, sabit bir enerji aktarımı sağlarlar ve kendi yoğunluk derecelerinde kullanılan beden bileşimlerinin (üreme yoluyla) devamını sağlamış olurlar. Beşinci ve altıncı yoğunluk derecelerinde süreç, sizin anlayamayacağınız bir biçimde farklıdır. Ama hâlâ kutbiyete dayanmaktadır. Yedinci yoğunluk derecesinde ise artık beden bileşimlerini yeniden kullanma gereksinimi ortadan kalkmış olduğundan bu özel enerji alışverişi yapılmaz.



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. 7. Yoğunlukta beden gereksinimi yoktur, bu özel enerji alışverişi yapılmaz. (Kutbiyet yoktur)

2. Beşinci ve altıncı yoğunluk derecelerinde hâlâ kutbiyet vardır, süreç bizim anlayamayacağımız bir biçimde farklıdır.

3. Enerji aktarımı ancak dördüncü, beşinci ve altıncı yoğunluk derecelerinde meydana gelir, çünkü bu yoğunluk katları hâlâ kutbiyet taşıyan türdendir.

4. Her bir yoğunluk derecesinde bu anlam -Işınların- değişiktir.

5. 4.,5.,6. Yoğunluktaki Varlıklar; kendileriyle uyumlu olan eşler seçerler (uyumu görebilmelerinden dolayı), ve böylece kesiksiz, sabit bir enerji aktarımı sağlarlar,

6. Ve kendi yoğunluk derecelerinde kullanılan beden bileşimlerinin (üreme yoluyla) devamını sağlamış olurlar (Yoğunluk;4-5-6).

7. Beşinci ve altıncı yoğunluk derecelerinde süreç, sizin anlayamayacağınız bir biçimde farklıdır.