BİR’İN YASASI (Ra Bilgileri)

Başlatan Tiversonus, 01 Nisan 2009, 18:10:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

İçindekiler:

*BİR'İN YASASI
*BİR'İN YASASI'NA DOĞRU TEKAMÜLÜ HIZLANDIRMAK İÇİN ALIŞTIRMA
*SAPMA YASALAR (BİR'İN YASASI'NIN SAPMALARI)

**Özgür İrade Yasası
**Sevgi Sapması
**Işık Sapması
**Öğrenme/Öğretme Sapması
**Şifa Sapması
**Hizmet Yasası
*HİZMETİN TÜRLERİ (Başkalarına Hizmet ve Kendine Hizmet)
*HASAT VE BAŞKALARINA HİZMET (Pozitif Yol)
*HASAT İÇİN HİZMET SEÇİMİ




BİR'İN YASASI


"İsterseniz şöyle düşünün: Evren sonsuzdur. Bunun doğru olup olmadığı henüz kanıtlanmadı ama sizi temin ederiz ki, benliklerinizin, idrakinizin, arayış yolculuğu adını verdiğiniz şeyin ya da yaratılışı algılayışınızın sonu yoktur. Sonsuz olan çok sayıda olamaz, çünkü çokluk sonlu bir kavramdır. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir, yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir. Birliğin basit örneklerini gördünüz. Güneş ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma gibi. Bu birliğin basit bir örneğidir.

Gerçekte doğru ya da yanlış yoktur. Şu zaman diliminde, çeşitli şekillerde çarpıtarak kendi kendinizi eğlendirdiğiniz, akıl/beden/ruh bileşiminiz vasıtasıyla yaptığınız dansın bir noktasında uyum içine girilerek kutbiyetler kaybolacaktır. Bu çarpıtma, bu saptırma da aslında hiç gerekli değildir. Her biriniz, her şeyi birbirine bağlayan mutlak düşünce birliğini anlamak yerine, bunlardan birini alternatif olarak seçiyorsunuz. Birbirinin aynı ya da en azından benzeri varlıklar gibi dahi konuşmuyorsunuz. Oysa, her türlü varlık, duygu, olay, durum sizsiniz. Siz her şeysiniz. Siz birliksiniz. Siz sonsuzluksunuz. Siz sevgi/ışık, ışık/sevgi'siniz. İşte Bir'in Yasası budur." (Ra 1, s. 79,80)




Buradan çıkan sonuçlar:

1. Evren sonsuzdur.
2. Sonsuz olan çok sayıda olamaz.
3. Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir, yoksa sonsuzluk terimi bir anlam ya da içeriğe sahip olamaz.
4. Sonsuz Yaratan'da sadece birlik bulunabilir.
5. Gün ışığında bulunan tüm renkleri gösteren prizma, bu birliğin basit bir örneğidir.
6. Siz her şeysiniz. Siz birliksiniz. Siz sonsuzluksunuz. Siz sevgi/ışık, ışık/sevgi'siniz. İşte Bir'in Yasası budur.



"Sonsuzluğu tanımlamak için onu birlik olarak tarif etmeniz gerekir" deniliyor. Ve insanlar için de "siz sonsuzluksunuz, siz birliksiniz, siz herşeysiniz" deniliyor. Ayrıca sonsuzluğu vurgulanan sadece insan değil "Evren" dir.

Bu tanımda dikkati çeken en önemli şeyin; bir çok monoteist (tek tanrılı) dinin içine düştüğü "ayrılık ilüzyonu" nun olmamasıdır. Biz(insanlar) Tanrı'dan ayrı değiliz, bu açıkça vurgulanmıştır. "Her şey", tek varlığın ürünü ve görünümüdür. Tasavvuf ile ilgilenenler bu kavrama yabancı değillerdir.

"RA: Akıl/beden/ruh bütünlüğü, Yaratan ile birdir.." (Ra 1, s. 147)

Sevgili Ra toplumsal bellek bileşimi, açıklamaya devam ediyor:

"Gezegeninizde bulunuşumuz eskidir. Bir'in Yasası'nı, Birlik Yasası'nı insanlara anlatmak için hizmet verdik. Her zaman aynı derecede başarılı olamadık. Gezegeninize ayak basıp orada dolaştık. İnsanlarınızın yüzlerini gördük. Ama şimdi en büyük sorumluluğumuz Bir'in Yasası'nda yapılmış olan çarpıtmaları (tahrifatı) giderecek durumda bulunmaktır. Biz buna -isterseniz şöyle diyelim- sizin devreniz tamamıyla bitene kadar devam edeceğiz. Bu devrede yapamazsak bir sonraki devrede devam edeceğiz. Biz zamanın bir parçası değiliz, onun için de her zaman sizlerle beraber olabiliriz. Kardeşim, bu yanıt size amacımızı anlayabilecek kadar bilgi veriyor mu?" (Ra 1, s. 78)


Buradan çıkan sonuçlar:

1. Gezenimizde bulunuşları eskidir.
2. Herzaman aynı derecede başarılı olamamışlar.
3. Şimdi en büyük sorumluluklarının "Bir'in Yasası'nda yapılmış olan çarpıtmaları (tahrifatı) giderecek" çalışma olduğunu söylüyor.
4. Şu anda Dünyamızda 'Bir'in Yasası'nda çarpıtılmış (tahrif) edilmiş bir dönem yaşanıldığı vurgulanıyor.




"SORU: Bu kitabın okuyucularının genel gelişmeleri için, Bir'in Yasasına doğru tekâmülü hızlandırmak için yapılması gereken alıştırmaların ya da uygulamaların bazılarını bildirebilir misiniz?

RA: Birinci alıştırma: Bu sizin illüzyonunuz için en kullanışlı ve en gerekli olandır. Bunun içeriği sevgidir. Yaşanan an sevgi taşır. Bu illüzyonun ya da bu yoğunluk katının dersi/ hedefi budur. Alıştırma ise bu sevgiyi bilinçli olarak, farkındalık içinde görebilmek ve sapmaları idrak etmektir. Bu ilk çaba işin temel taşını oluşturur. Bir varlığın yaşam-deneyiminin geri kalan kısmı ise bu seçimin üzerine inşa edilir, bu seçime dayanır. İkinci adım ise her yaşanmakta olan anda sevgiyi aramaktan geçer, bu suretle eklenme başlar. Üçüncü arayış ikinciyi güçlendirir, dördüncü ise üçüncüyü güçlendirir ya da ikiye katlar. Daha önce söz edilen güçlendirme çeşidinde olduğu gibi, bu arayış içinde de samimiyetsizlik sapmasının yarattığı çatlaklar yüzünden güç kaybı olabilir. Ama benliğin benliğe bilinçli olarak sevgiyi aradığını bildirmesi öylesine belirgin ve merkezi bir irade tezahürüdür ki, bu sürtünmenin yarattığı güç kaybı önem taşımaz.
İkinci alıştırma: Evren tek bir varlıktır. Bir varlık başka bir varlığa baktığında Yaratan'ı görmelidir. Bu çok yararlı bir alıştırmadır. Üçüncü alıştırma: Bir aynaya bakın, Yaratan'ı görün. Dördüncü alıştırma: Çevrenizdeki yaratılmış şeylere bakın, Yaratan'ı görün.
Bu alıştırmaların ön koşulu ya da temeli, meditasyon diyebileceğimiz bir olaya ya da dua etmeye olan yatkınlıktır. Böyle bir tutum alınırsa bu alıştırmalar sürdürülebilir. Eğer bu tutum yoksa, bilgiler akıl ağacının köklerine erişip içine işleyemez ve bu suretle bedeni etkili kılıp yüceltemez ve ruhunuza dokunamaz." (Ra 1, s. 149,150)




BİR'İN YASASI'NA DOĞRU TEKAMÜLÜ HIZLANDIRMAK İÇİN ALIŞTIRMA

Birinci Alıştırma: Sevgi Alıştırması

a.) Bu sizin illüzyonunuz için en kullanışlı ve en gerekli olandır. Bunun içeriği sevgidir.
b.) Yaşanan an sevgi taşır.
c.) Sevgi 3. Yoğunluk Katının Hedefidir.
d.) Sevgiyi bilinçli olarak, farkındalık içinde görebilmek ve sapmaları idrak etmek gerekir.
e.) Bu ilk çaba işin temel taşını oluşturur.
f.) Bir varlığın yaşam-deneyiminin geri kalan kısmı ise bu seçimin üzerine inşa edilir, bu seçime dayanır.
g.) Yaşanmakta olan anda sevgiyi aramak gerekir.
h.) Bu suretle eklenme başlar, sevgi güçlenir ve katlanır.
i.) Samimiyetsizlik bu katlamaya engeldir, samimi olmak gerekir.
j.) Benliğin benliğe bilinçli olarak sevgiyi aradığını bildirmesi gerekir.



İkinci Alıştırma: Evren Tek Bir Varlıktır

a.) Bir varlık başka bir varlığa baktığında Yaratan'ı görmelidir.
b.) Bu çok yararlı bir alıştırmadır.



Üçüncü Alıştırma: Siz Yaratan\'sınız

a.) Bir aynaya bakın, Yaratan'ı görün.
b.) Bu çok yararlı bir alıştırmadır.



Dördüncü Alıştırma: Çevrenizdeki yaratılmış şeylere bakın, Yaratan'ı görün.


Sevgili Ra, alıştırmaların devam edebilmesi için kişinin meditasyon yapmasını veya dua etmesini önermektedir. Bunlar yapılır ise ancak alıştırmalar devam edebilir deniliyor. Meditasyon veya dua ile bilgilerin, akıl ağacının köklerine erişip işleyeceği ve bu suretle de bedeni etkili kılıp yüceltileceği ve bilgilerin ruha dokunabileceği ısrarla söylenmektedir. Meditasyon yapılması, Ra toplumsal bellek bileşimi tarafından kitabın çeşitli bölümlerinde de önerilmektedir. Bir'in Yasa'sını idrak edebilmek istiyorsak eğer; Altıncı yoğunluk ışık varlığının bu önerisini dikkate almak gerekecektir: Meditasyon yapın.



"Sadece tek bir yasa vardır. O da Bir'in Yasası'dır. Diğer yasa dediklerimiz bu yasanın sapmalarıdır" (Ra 1, s. 288)


"Tekâmül, sizin şimdi peşinde olduğunuz idrak düzeyinden sevgi yasalarının yönettiği ve ışık yasalarını arayan bir idrak düzeyine doğrudur. Işık Yasası'yla titreşenler, Bir'in Yasası'nı ararlar. Bir'in Yasasıyla titreşenler ise Sonsuzluk Yasası'na erişmeye çalışırlar. Bireysel benliğin var olan her şeyle birleşip bu birlik içinde erimesinden sonra ne olduğunu söyleyemeyiz; çünkü biz hâlâ Ra'yız ve var olan her şey olmayı arıyoruz. Böylece yolumuz ileriye doğru gitmektedir." (Ra 1, s.93)


"Sadece sonsuz olduklarını biliyoruz. Sonsuz sayıda oktav bulunduğunu kabul ediyoruz. Ancak, bize de öğretmenlerimiz tarafından öğretildiğine göre, yaratılış gizemle kaplı bir birliğe sahiptir; tüm bilinç belirli aralıklarla (periyodik olarak) toplanıp birleşmekte (bir olmakta) ve sonra yeniden başlamaktadır. Onun için sadece sonsuz bir tekâmül olduğunu kabul ettiğimizi söyleyebiliriz. Bu tekâmül devreler halinde ilerlemektedir ve daha önce de söylediğimiz gibi gizemle kaplıdır."(Ra 2, s.20)




Buradan çıkan sonuçlar:

1. Üçüncü yoğunluk varlıklarının tekamülü; şimdiki idrakten sevgi yasalarının yönettiği ve ışık yasalarını arayan bir idrak düzeyine doğrudur.
2. Işık Yasası'yla titreşenler, Bir'in Yasası'nı ararlar.
3. Bir'in Yasası'yla titreşenler ise Sonsuzluk Yasası'na erişmeye çalışırlar.
4. Bireysel benlik var olan herşey ile birleşip; bu birlik içerisinde erir.
5. Yaratılış gizemle kaplı bir birliğe sahip.
6. Tüm bilinç belirli aralıklarla (periyodik olarak) toplanıp birleşmekte (bir olmakta) ve sonra yeniden başlamaktadır.
7. Sonsuz bir tekamül vardır.
8. Bu tekamül devreler halinde ilerlemektedir ve gizemle kaplıdır.





SAPMA YASALAR (BİR'İN YASASI'NIN SAPMALARI)

Özgür İrade Yasası

"Bir'in Yasası'nın ana sapmalarından biri de özgür irade sapmasıdır. Yani, her varlık etrafındaki akıl/beden/ruh bileşimlerini kabul ya da reddetmekte veya onlara önem vermemekte ya da yaratılışın bizzat kendisini yadsımakta özgürdür." (Ra 1, s.148)

"Bizim Bir'in Yasası'nın en önemli sapmalarından biri olduğuna inandığımız bir yasa var. Bu da Karışıklık Yasası-'dır. Siz buna Özgür İrade Yasası dersiniz." (Ra 1, s.94)

"Bu noktadan sonra sapmaların çokluğu (birden-fazlalığı) birbirine eşittir. İlk sapma, yani özgür irade bir odak bulur. Bu odak da sizin Logos dediğinizdir, yani Yaratıcı Prensip ya da Sevgi'dir." (Ra 1, s.202)

"SORU: Sonsuz zekânın ilk sapmasının özgür irade sapması olduğu anlaşılıyor. Bu sapmayı tarif edebilir misiniz?

RA: Birin Yasası'nın bu sapmasında, Yaratan'ın Kendisini tanıyacağı (bileceği) bildiriliyor.


SORU: O zaman ben şöyle yorumlamakta haklı mıyım: Bu "bilme"yi gerçekleştirecek yollarla ilgili olarak Yaratan, mutlak seçim özgürlüğü bahşediyor. Doğru mu?

RA: Tamamen doğrudur." (Ra 2, s.10)




Buradan çıkan sonuçlar:

1. Bir'in Yasası'nın bu sapmasında, Yaratan'ın Kendisini tanıyacağı (bileceği) bildiriliyor.
2. Bu "bilme"yi gerçekleştirecek yollarla ilgili olarak Yaratan, mutlak seçim özgürlüğü bahşediyor.
3. Yani, her varlık etrafındaki akıl/beden/ruh bileşimlerini kabul ya da reddetmekte veya onlara önem vermemekte ya da yaratılışın bizzat kendisini yadsımakta özgürdür.
4. Özgür irade, Yaratıcı Prensip ya da Sevgi'dir.



Sevgi Sapması

"İlk sapma, yani özgür irade bir odak bulur. Bu odak da sizin Logos dediğinizdir, yani Yaratıcı Prensip ya da Sevgi'dir." (Ra 1, s202)


Işık Sapması


"Yaratıcı prensibin çağrısına uyan sonsuz zekânın ilk ve temel sapması olan ışığın kendisi de zeki ve enerji doludur" (Ra 1, s.174)

"SORU: Dün verdiğiniz bilgilerde, ilk ana sapmanın Özgür İrade sapması olduğunu söylediniz. Bir'in Yasası bir sıra mı izliyor? Yani birinci, ardından ikinci ve üçüncü sapmalar mı var?

RA: Bir noktaya kadar bu dediğiniz geçerlidir. Bu noktadan sonra sapmaların çokluğu (birden-fazlalığı) birbirine eşittir. İlk sapma, yani özgür irade bir odak bulur. Bu odak da sizin Logos dediğinizdir, yani Yaratıcı Prensip ya da Sevgi'dir. Bu zeki enerji de, böylece, Işık diye bilinen sapmayı yaratır. Bu üç sapmadan, çok, pek çok sapma hiyerarşileri ortaya çıkar; bunların her birinin de sentez yoluyla birleştirilecek kendi paradoksları vardır ve hiçbirinin diğerinden daha önemli olduğu söylenemez" (Ra 1, s.202)



Öğrenme/Öğretme Sapması


"Bir kişinin aydınlatılması, herkesin aydınlatılması demek değil midir? Bunun için de, ne kadar konuşmamızı isterseniz o kadar konuşmak üzere kendimizi ayarlamış bulunuyoruz. Bir'in Yasası'nın en temel sapmalarından biri de öğrenme/öğretme bölümüdür." (Ra 1, s.85)

"Böylece, öğrenmekle öğretmek aynı şeydir; ama eğer öğrenmekte olduğunuz şeyi öğretmiyorsanız kendinize/onlara pek yararınız olmaz. Bu anlayış üzerinde yeterince durmalısınız, çünkü bu dönemdeki deneyimlerinizde rol oynayan bir sapmadır bu." (Ra 1, s.81)

"Şurası dikkatle kaydedilmeli, üzerinde düşünülmeli ve kabul edilmelidir ki; Bir'in Yasası, hangi amaçla olursa olsun (ister kendine, isterse başkalarına hizmet) güçlerini birleştirerek çaba göstermeye karar veren her toplumsal bellek bileşimi için geçerlidir. Böyle bir durumda, Bir'in Yasası'nın başlıca sapmaları olan yasalar yürürlüğe konur ve özgürce yapılan bu seçimlerin uygulanması için bir vasıta olarak da uzay/ zaman illüzyonu kullanılır. Böylece, ne arıyor olurlarsa olsunlar bütün varlıklar öğrenirler; kimi hızlı, kimi yavaş, ama hepsi aynı şeyi öğrenir." (Ra 1, s.129)

"Bizim öğretme/öğrenme yöntemimizde öğretmek/öğrenmek yerine yol göstermek kabul edilemez."( Ra 1, s.135)




Şifa Sapması


"Bir'in Yasası'nın başlıca sapmalarından biri şifadır. Bir insan, varlığının derinliklerinde Bir'in Yasası'nı hissettiğinde ve idrak ettiğinde; yani uyumsuzluğun, kusurun olmadığını, her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak ettiğinde şifa gerçekleşir. Böylece, bu varlığın içindeki sonsuz zekâ; beden, akıl ya da ruha ait illüzyonu (yani içinde bulunduğunu sandığı şekli-biçimi) yeniden düzenleyerek onu Bir' in Yasası'yla uyumlu hale getirir." (Ra 1, s.105)


Hizmet Yasası


"Konfederasyon' un sunduğuna benzer hizmetlerin genel nedeni ise Bir'in Yasası'nın ana sapmalarından biri olan hizmet yasasına uymaktır." (Ra 1, s.187)

"Üçüncü yoğunluk derecesine uygun bir benzetme yaparsak, yaratılışın Tek Varlık'ı tıpkı bir beden gibidir. Bedenin bir bacağı ağrısa buna kulak asmayabilir miyiz? Ya da derisinde bir çürük oluşsa? Bir yarası iltihaplansa? Hayır, böyle bir çağrıya kulak asmamazhk yapamayız. Biz, keder varlıkları, bir fiziksel bedenin ağrılarına benzettiğimiz keder ve acıları iyileştirmeye çalışmayı hizmet yolumuz olarak seçtik." (Ra 1, s.187)




Buradan çıkan sonuçlar:

1. Yaratılışın Tek Varlık'ı tıpkı bir beden gibidir.
2. Konfederasyon' un sunduğuna benzer hizmetlerin genel nedeni ise Bir'in Yasası'nın ana sapmalarından biri olan hizmet yasasına uymaktır.





HİZMETİN TÜRLERİ (Başkalarına Hizmet ve Kendine Hizmet)


"Dostlarım, şunu unutmayın; başkalarına hizmet etmek aslında insanın kendisine hizmet etmesi demektir. Dikkat ederseniz hepsi birdir demiyoruz. Yani 'ha kendine hizmet etmişsin ha başkalarına' sözü doğru değildir. Çünkü insanın kendisi tabii ki başkasından farklıdır. Herkesin kendi kimliği vardır. Ama 'birlik ve bütünlük de vardır. Bunun için de sürünün bir koyununa karşı hissedilen olumsuz duygu, insanın kendisine ve sonuçta da Yaratana karşı hissedilen olumsuzluktur. Bu da başkalarına hizmet ederek kendinize ve dolayısıyla da Yaratan'a yaptığınız hizmeti lekeler, kusursuzluğunu bozar. Unutmayınız ki, her insan, onunla kimliğiniz 'bir' olsa da, bağımsızlığı hiçbir biçimde sarsılmaması gereken bütünüyle özgür bir varlıktır." (Ra 1, s.187 Konfederasyon üyesi Hatonn)

"Bu emirlerin kaynağı, negatif varlıkların pozitif eğilimli varlıklara onları zorlayıcı bir tarzda bazı bilgileri vermeleri yasasıdır." (Ra 2, s.208)

"Ortam, Konfederasyon kaynaklı pozitif eğilimli güçler ile negatif eğilimli kaynaklar arasında yoğun bir savaşın yaşandığı bir savaş alanıydı." (Ra 2, s.209)

"bazı fiziksel şeyler yapması için ona yaptığı baskılar sonucunda bu bilgiler negatif bir eğilim kazandılar." (Ra 2, s.209)

"Sadece negatif ya da kendine hizmete eğilimli gezegenlerin çok daha az sayıda olduğunu söyleyebiliriz." (Ra 2, s.213)

"Orionlu varlıkların bu pozitifliği bu varoluş katından silmek istemelerinden kaynaklanır." (Ra 1, s.320)

"Bu kaynaklar, bu son derece pozitif eğilimli, sizin deyiminizle melek gibi varlığın, diğer varlıkların yaşamlarını iyileştirecek şeyler yapması için ona yardım ettiler." (Ra 2, s.159)

"Bu bilgiler aslında negatif özellikler taşımalarına rağmen, pozitifliği taklit etme çabası içindeydiler." (Ra 2, s.208)

"Orion grubunun amacı fethetmek ve köleleştirmektir. Bunu yapmanın yolu da, seçkin bir sınıf oluşturarak, diğerlerinin, söz ettiğiniz yasalar ve aynı varlığın söz ettiği diğer bazı yollarla bu seçkinlere hizmet etmelerini sağlamaktır." (Ra 2, s.209)

"Bu yoğunlukta bulunan negatif, kendine-hizmet eğilimli varlık artık" (Ra 1, s.309)

"SORU: Burada çok önemli bir noktaya değindiğimize inanıyorum. Yani, bu kutuplaşmada tıpkı elektrikte olduğu gibi büyük bir güç bulunuyor. Bir pozitif bir de negatif kutup var. Bunlardan bir tanesini ne kadar çok yüklerseniz, potansiyel fark, iş yapma gücü de o oranda artıyor. Bu benzetmem sizce doğru mu?

RA: Kesinlikle doğrudur." (Ra 2, s.256)



Buradan çıkan sonuçlar:

1. Bir'in Yasası'na Hizmet iki türlüdür.
2. Başkalarına Hizmet, pozitif yoldur.
3. Kendine Hizmet, negatif yoldur.
4. 'Ha kendine hizmet etmişsin ha başkalarına' sözü doğru değildir.
5. Herkesin kendi kimliği vardır.
6. Ama 'birlik ve bütünlük de vardır.




HASAT VE BAŞKALARINA HİZMET (Pozitif Yol)



Gezegenimizin başına geleceği söylenen bu maddesel felaketin, metafizik olarak anlamı nedir? Konfederasyon, gezegenin bizzat kendisinin yeni bir titreşime, yeni bir uzay ve zaman parçasına geçeceğini söylüyor. Birçokları buna Yeni Çağ adını veriyorlar. Biz buraya ancak, enkarnasyonlar boyunca öğrenmeyi ya da öğrenmemeyi seçtiğimiz sevgi derslerimizi tam olarak öğrendikten sonra girebiliriz. Bunun için de Konfederasyon, pozitif yolu izlemeyi seçip seçmemenin çok önemli olduğunu bildiriyor.

"Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor ve bu gezegendeki bütün insanların yapılacak seçimi anlamaları çok iyi olurdu. Bu gezegendeki birçok insan için bu seçimin ne olduğunu anlamak zordur, çünkü bu onların şimdiye kadar üzerinde hiç düşünmedikleri bir seçimdir.. Çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek ve karmaşalarına dalmış durumdalar. İsteseler de istemeseler de, anlasalar da anlamasalar da, hiçbir şeyden etkilenmeyecek olan bir gerçek ortadadır; dünya yüzünde yaşayan her insan yakın bir gelecekte bir seçim yapacaktır. Bunun orta yolu yoktur. Bazıları sevginin ve ışığın yolunu seçecekler, bazıları da seçmeyecekler.

Bu seçimi yapmak için 'Ben sevgi ve ışık yolunu seçiyorum' ya da 'Ben bu yolu seçmiyorum' demek yetmez. Sözlerle belirtilen seçim hiçbir şey ifade etmez. Bu seçim, kişinin seçimini hayata, eyleme geçirmesiyle ölçülecektir. Bu eylemi yorumlamak, O'nun Hizmetindeki Gezegenler Konfederasyonu üyeleri olan bizler için çok kolaydır. Bunun saptanması kişinin titreşim derecesinin ölçülmesiyle yapılır. Eğer bir kişi, sevgi ve idrak yolunu seçenlere katılmak istiyorsa, onun titreşim derecesinin belli bir asgari düzeyin üstünde olması gerekir. Şu anda bu düzeye çok yaklaşmış olanlarınız var ama, yeryüzüne hakim olan yanlış düşüncelerin yarattığı koşullar yüzünden bu noktanın etrafında kararsız bir biçimde dalgalanıp duruyorlar; hatta bazıları sevgi ve idrak yolundan uzaklaşryorlar bile. Şu anda titreşim dereceleri, bu gezegenin yakında yaşayacağı yüksek titreşim derecesine kolaylıkla geçebilecek kadar yükselmiş olanlarınız da az değildir."

Bizim klasik dinlerimizde belirtilen "Yargı Günü" kavramından farkı, bizi yargılayacak olanın, bizden ayrı bir Tanrı değil de, içimizde bulunan bir Tanrı olmasıdır. Bu "hasat"ın sonucunda bazıları yeni bir sevgi ve ışık çağına geçecekler ve Konfederasyon'un dediği gibi çok olumlu ve güzel bir titreşim düzeyinde yeni dersler öğreneceklerdir. Diğerleri ise bu seferki derslerini tekrarlamak zorunda kalacaklar ve sevgi dersini yeniden öğreneceklerdir" (Ra 2, s.50,51)



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor.
2. İnsanlar, çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek ve karmaşalarına dalmış durumdalar.
3. 'Ben sevgi ve ışık yolunu seçiyorum' ya da 'Ben bu yolu seçmiyorum' demek yetmez. Sözlerle belirtilen seçim hiçbir şey ifade etmez.
4. Bu seçim, kişinin seçimini hayata, eyleme geçirmesiyle ölçülecektir.





HASAT İÇİN HİZMET SEÇİMİ


"Bu Bir'in Yasasının bir sapmasından dolayıdır. Bu sapma şunu bildirir: Sonsuz zekâya açılan kapı, sizin deyiminizle, doğru ve dürüst bir yolun sonunda bulunur. Kendini yüzde elli bir oranında başkalarına hizmete adamak, yüzde beş oranında adamak kadar zordur. Aldırmazlık (önem vermeyiş, umurunda olmayış) çukuru bu ikisinin arasındadır." (Ra 1, s. s.233)



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Dördüncü yoğunluğa BH hasatı için varlığın; başkalarına hizmet eğilimi 51 ve kendine hizmet eğilimi yüzde 49 olması gerekir.

2. Dördüncü yoğunluğa KH hasatı için varlığın; başkalarına hizmet eğilimi yüzde 5 ve kendine hizmet eğilimi yüzde 95 gerekir.

3. Hasata negatif yoldan gitmek, pozitif yoldan gitmeye göre çok daha zordur.

4. Pozitif Yol için (BH) için kişi sevgi ve ışık yolunu seçip bunu hayata hizmet olarak geçirmesi gerekir.



"SORU: O halde bir gezegenin bizim şimdi içinde bulunduğumuz durumdan tek çıkış yolu, halkın Bir'in Yasası'nın farkına varması ve onu uygulamaya başlamasıdır. Doğru mu?

RA: Doğrudur." (Ra 2, s. s.212)







(Ekler)


Bir\'in Yasası Gereğince Asla Yapılmaması Gerekenler


SORU: Bir\'in Yasası gereğince asla yapılmaması gereken en temel şey, başka bir varlığın özgür iradesine müdahale etmektir. Bu temel kural dışında, Bir\'in Yasası\'na aykırı başka bir davranıştan da söz edebilir misiniz?

RA: Kişi özgür iradesiyle hareket ederek- kendi doğal ve yapay(insan yapısı) çevresindeki yollan ya da zekâ sahiplerini yaratmış olan zeki enerjinin toplanma (odak) noktalarının idrakine varır. Şu halde, kaçınılması gerekenler, bu gezegendeki ya da yoğunluk derecesindeki sevgi/ışığın ya da Logosun enerji odağına ait sapmaları göz önüne almayan sapmalardır. Bunlar arasında doğal çevrenin ve başka varlıkların, kişilerin gereksinimlerini anlamamak vardır. Bunlar da pek çeşitlidir. Çünkü, varlıkların uygun enerjileri kullanarak,
akılları ve farkındalıklarıyla yarattıkları ve içinde bulundukları insan yapısı bileşimler çok çeşitli ve farklı yapıdadırlar. Yani, bir varlık için uygun olmayan bir sapma başka bir varlık için uygun olabilir. Biz başka bir varlığı kendinizmiş gibi algılamaya çalışmanızı öneririz. Böylece, olaya onun aklı ve farkın dahğıyla yaklaşıp anlayarak, onun gereksindiği şekilde hareket edebilirsiniz. Birçok olayda bu özgür iradeye tecavüzü içermez. Ama, hizmet hassas bir konudur ve şefkat, duyarlılık ve karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşabilme
yeteneği, insan yapısı akıl ve farkındalığın sapmalarından sakınmakta yararlı olur.

İşte basit bir talimat aldınız: Doğada tezahür eden zeki enerjiyi fark etmek, kendinde tezahür eden zeki enerjiyi fark etmek ve kendi uygun gördüğü anda toplumsal bileşimle bunu paylaşmak. Bir de sonsuz derecede süptil ve çeşitli bir dizi sapmanın farkında olabilirsiniz; bunlar da insanın kendisinin ve başkalarının özgür iradesiyle ilgisi olmayan, başkaları ile uyumlu ilişkiler içinde bulunmayı ve onlara en çok yarar sağlayacak biçimde hizmet etmeyi içeren sapmalardır.


(Ra Bilgileri 1, s.239,240)






Buradan çıkan sonuçlar şunlardır:

Yapılmaması Gerekenler

1. Bir'in Yasası'na göre asla yapılmaması gereken şey ; bir başka varlığın özgür iradesine müdahale etmektir.
2. Kaçınılması gereken; doğal çevrenin ve başka varlıkların, kişilerin gereksinimlerini anlamamak vardır.

Yapılması Gerekenler

1. Doğada tezahür eden zeki enerjiyi farketmek,
2. Kendinde tezahür eden zeki enerjiyi farketmek,
3. Kendi uygun gördüğü anda toplum bileşimle bunu paylaşmak.





\"SÖZLERLE BELİRTİLEN SEÇİM HİÇBİR ŞEY İFADE ETMEZ. BU SEÇİM, KİŞİNİN SEÇİMİNİ HAYATA, EYLEME GEÇİRMESİYLE ÖLÇÜLECEKTİR.\"



\"Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor ve bu gezegendeki bütün insanların yapılacak seçimi anlamaları çok iyi olurdu. Bu gezegendeki birçok insan için bu seçimin ne olduğunu anlamak zordur, çünkü bu onların şimdiye kadar üzerinde hiç düşünmedikleri bir seçimdir.. Çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek ve karmaşalarına dalmış durumdalar. İsteseler de istemeseler de, anlasalar da anlamasalar da, hiçbir
şeyden etkilenmeyecek olan bir gerçek ortadadır; dünya yüzünde yaşayan her insan yakın bir gelecekte bir seçim yapacaktır. Bunun orta yolu yoktur. Bazıları sevginin ve ışığın yolunu seçecekler, bazıları da seçmeyecekler. Bu seçimi yapmak için \'Ben sevgi ve ışık yolunu seçiyorum\' ya da \'Ben bu yolu seçmiyorum\' demek yetmez. Sözlerle belirtilen seçim hiçbir şey ifade etmez. Bu seçim, kişinin seçimini
hayata, eyleme geçirmesiyle ölçülecektir. Bu eylemi yorumlamak, O\'nun Hizmetindeki Gezegenler Konfederasyonu üyeleri olan bizler için çok kolaydır. Bunun saptanması kişinin titreşim derecesinin ölçülmesiyle yapılır. Eğer bir kişi, sevgi ve idrak yolunu seçenlere katılmak istiyorsa, onun titreşim
derecesinin belli bir asgari düzeyin üstünde olması gerekir. Şu anda bu düzeye çok yaklaşmış olanlarınız var ama, yeryüzüne hakim olan yanlış düşüncelerin yarattığı koşullar yüzünden bu noktanın etrafında kararsız bir biçimde dalgalanıp duruyorlar; hatta bazıları sevgi ve idrak yolundan uzaklaşryorlar bile. Şu anda titreşim dereceleri, bu gezegenin yakında yaşayacağı yüksek titreşim derecesine kolaylıkla
geçebilecek kadar yükselmiş olanlarınız da az değildir.\" (Konfederasyon Mesajı, Ra Bilgileri 1 s.50 ve 51)




MONOTEİZM / TEK TANRICILIK


Parmanides: Tanrı evrenin toplamından başka bir şey değildir demişti. Bunu Mansur ""Enelhak (ben Tanrıyım)"" Diyerek haykırdığı gibi, Cüneyd-i Bağdadi de : Suyun rengi kabın rengi; dir diyecekti. Muhittin Arabi gibi düşünürler: Tanrı'yı görmek isteyen eşyaya baksın derken : Abamın altında haktan başka kimse yoktur; diyecekti. Bu kadar somutçu bir akıl koyuş; Yüce Tanrı'nın ""her şeyi kapsar oluşu"" nun söylenmesidir. ""İnsanları ruhundan üfürdüğünü""; ""Açık gizli, önce ve ahir benim; yüzünüzü nereye dönerseniz beni görürsünüz"" gibi söylemesinin açık anlamlarının altında ki gizli anlamı; ""her şey, tek varlığın ürünü ve görünümü olduğu"" anlaması ile tasavvufun fışkırmasına neden olmuştu.


Bunlara karşın, Yüce Tanrı'nın akıl yolu ile bilineceğine, ilişkin Ruhçu tasavvuf düşün adamları, İbni Sina, Gazali gibi düşünürlerde, batının ruhçu mistikleri ile buluşur olacaklardı. Yol, iki alanda; madde ve ruh alanında alabildiğinedir. Ancak ikinciler daima ve genelde, birincileri tahrip ve tazyik etmişlerdir. Yakıp yıkmalar daha başlangıçta Karamatilerin başına gelen vakayı adiyeden görülen olaydı! Bir çiftçi ayaklanması olan bu durum, çok şiddetli ve kanlı, isyan ve düşün söylemleri, eserleri ile yakıp yıkma ile bastırılmıştır.


Vahdeti Vucut anlayışı Feridüddin Atta'ın Mantık-ut-Tayr adlı hikaye eseri ile ""Tanrı'yı arayan yine kendisini bulur"" derken, Bayezid-i Bistam-i'nin şu güzel anlatısı ile ışıyan doğunun anlatımını kesmek istiyorum: ""Oniki yıl benliğini bir demirci gibi dövdüğünü, beş yıl gönlünü ayna gibi aksettirdiğini. Bir yıl süresince gönlü ile benliği arasına baktığını söyleyip, dışında bir inkar edişin, küfrün varlığını gördüğünü söyler. Bu yadsımayı kesmek için tam oniki yıl çalıştım der. Bu kezde içinin dinsel küfrü ortaya çıkar. Beş yılda bu küfür kemerini kesmeye uğraştım der. Tüm bunlardan sonra halka baktım onları ölmüş gördüm der. Burada ilk anladığı şeyin Tanrı birliği ( vahdaniyet) olduğunu belirtir. Bu kezde bir kuş olur keyfilikle, tam onyıl uçar. Bizim havamızdan uzayımızdan yüzmilyonkez daha büyük bir havaya ulaşır. Öncesizlik alanına ulaşıncaya değin uçar. Burada Ahadiyet (hiçlik) ağacını görür: Ve anladım ki bütün bunlar hud'ayımış (hile imiş) der. (Huda =Tanrı; hud'a =hile) Yorumcular bu sözle Bistami'nin: Gördüğüm her şeyin Tanrı değil, ben olduğumu anladım. "" Dediğini söylerler.


Tabiiki ışıyan doğu bu kadar soyutçulukların yanı sıra, matematik, kimya, fizik gibi bilimsel deneysel ve gözlemsel alanlarda da, El-Harezmi, Farabi, İbni Sina, Cabir Bin Hayyan, Ebubekir er Razi, Ebül Vefa, el Kindi gibi bir çok kıymetlerin katkınlıkları ile gelişip hayata dahil ediliyordular.


M.Ö 42 ve M.S. 37 yılarında Roma Topraklarındayız, İmparator Tiberius Claidus Nero dönemidir. Önemi İsa'nın doğumu dönemi oluşudur. O günlerin pagan, moneteist, politeizm, deist, panteist, ateist vs form anlayışlarının kaynaştığı, tümünün bir arada yaşadığı, hiç birinin hemen hemen bazı koşullarda, bir birine karışmadığı bir mümbitliğin arenasıdır. Roma her ulusun dinine sahip çıkıp, fetih ulusların Tanrı'sına tapmıştır. Roma siyaseten bundan yararlanırken, kendide bu inanışlarca , fethedilmiştir.


Moneteist anlayışı Yahudilik (Elohim -Yehova dualitesi); mazdekilik (ışık-karanlık dualitesi) temsil etmekteydi. Hatta Yahudilik, Mısır dini (Amon- Aton dualitesinin) devamı gibi idi. Elohim, Atonla benzeşmekte, acıyan merhametli dulları yetimleri koruyan tanrı idiler. Yehova, Amon-ra ile benzeşmekte idi. Biçimci kurban adak isteyen, fakırın tanrısı olmayacak denli zengin harcı, saldırgandılar. Bu bir bakıma politeist anlayış; on emirle sabittir. ""Karşımda başka ilahların olmayacak"" Bu başka ilahların varlığını onaylamaktı. Ya da Benden başka Tanrı'ya tapmayacaksın"" On emirin ilk emri; Amon ve Aton politeist anlayışını var kılıp, kabul edip, tekli yapıdaki ikili algıyı göstermektedir. İlahlar Ya da başka Tanrı yok demiyor, olmayacak ve benden başak ilahlara tapmayacaksın diyordu.


Firavun 4. Amonetep'in (Tanrı Amon'un hoşnutluğu anlamında) m.ö 1352-1334 yılları arasında yani İ.Ö. 14. yüzyılda Aton (tektanrıcı-moneteist) dinini kurdu. Mabetlerdeki tüm putları kırdırdı ve amaon yazılarını kazıttı. Bu kazıtlarda Firavunlar kendilerini Güneş Tanrısı RA nın oğlu olduklarını inandırmak için Ra ile firavun annelerinin cinsel ilişkilerini sebolize eden kazımalarda vardı. Adınıda Akhenaton (Aton için çalışan) olarak değiştirdi. Bu dinin bir ilahisinin tevrata ve yahudiliğe diğerlere, hatta tek tanrılı dinlere, söylence etkileşimi ve yazılı etkileşim olarak nasıl tesir ettiği görülebilir. Akheneton İlk tektanrıcı sayılan Musa'dan kronolojik olarak öncedir.


Aton dini ilahisi :

Akheneton'un bir şiiri

Tanrı uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı (...)
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman


Size birde öneri: Bütün tek Tanrı'cı dinlerin, yepyeni tanrı anlayışı diye getirdikleri tek Tanrı anlayış ilkesi ile, Firavun 4. Amonetep'in ( namı diğer Akheneton'un) kurduğu; ve tek tanrıcı dinlere göre, politeist sayılan Aton dini Tanrı anlayışı ile monoteist Tanrı anlayışı arasında en ufak ayrılık, fazlalık var mı? Aton tek Tanrı anlayışında, 2000 sene sonra gelenlerin bu bağlamda yeni neyi var?



Tiberius dönemindeyiz. Bir şövalye, kutsal tanrı Augustus adına saygısızlıkla bulunmakla suçlanır. Dava Pagan (politeist-müşrik) İmparator Tiberius'un önüne gelir. Tiberisu der ki: ""Evet kuşkusuz ki bu bir saygısızlıktır. Bu bir suç eylemidir. Ama ne var ki inasanların adaletine ilişkin bir konu değildir. Tanrılara karşı yapılan hakaretlerin öcünü almak yine tanrılara yakışır"" der. Günümüzde Sivas'ta Allah adına insanları yakanların Mantığı ile İsa dönemini bire bir yaşayan Tiberyüs'ü bir kıyaslayın lütfen. Ya zaman yanlış, ya insaların yaşadığı zaman yanlış.



Tiberius'un verdiği kararı; Tüm moneteist dinleri toplayın, üst üste koyun bir Tiberius hükmü çıkaramazsınız, Ya da bu olgunluğu o inancın inanırları gösteremezler. Örnek mi? Günümüzde dahi bu olgunluk ve aydınlık yoktur. Üstelik devlet damgalı, Salman Rüşt'e ve Teslime Nesrin'e çıkarılan ölüm ilamlarının dehşeti, daha Dünya halklarının bilincindedir. Ve daha nice sayısız aforozlar, yakmalar yıkmalar...


İşte İsa böylesine dinamik ve faal ortama doğmuş veya doğdurulmuştur. Bir yandan yahudi moneteist ***, yahudi dışındakilere ölüm diyen bir tek tanrı Yehova anlayışı, diğer bir yandan da aklı işleten, hoşgörü yapan panteonla; yan yana yaşam; pagan müşrik kültürü. Sadece bunlar değil, bir yığın olgu ve olaylar var ama sanırım yeterlidir.



Roma yasalarında dahi belirtme olmaksızın, inançsızlara, teistlere, deistlere, pantaistlere, monoteistlere pagana vs. olabildiğince hoşgörülü davranıyordu. Ancak İsa dönemine doğru Yahudilere ve hırıstıyanlara zulmetmeye başladılar.


Burada kusur tartışılır, Ancak yahudi anlayış,ı ilkeleri gereği Roma'lıları düşman bilmişlerdir. Bu nedenle en az iki kez Roma lejyonlarına (piyade ve süvarilerden oluşan 4000 kişilik Roma askeri birliğine) saldırıldı. Buna rağmen Roma yinede uzlaşıcı davranır. Yahudilerin, yani mağlupların (yahudilerin) tanrısının etkisine bile girerler.


Fakat Roma'daki hakim kanı, yahudilerin hep dinsizlik yaptıkları izlenimi idi. Bir seferinde Roma , imparator Julien; Yahudilerin Yehova'ya tapmalarını tebrik edip kutlamıştı bile. Fakat buna rağmen yahudiler, tüm tanrı ve tanrıları küçümsüyor, aşağılıyordular. Jupiterin inanırları (paganlar-müşrikler) yehovayı kutsal bir tanrı olarak tanımaya hazır iken, Yehova Jupiteri kin ve nefretle anmakta idiler. Bütün dinlere böyle davrandıkları için yahudilere, Roma; dinsiz işlemi uyguladı.


Musa'nın torunları dinsiz miydiler? Şüphesiz ki hayır. Tek Tanrı'ya inanan birine dinsiz denebilir miydi? Ancak şöylede bir anlamayı dahi görmek lazım. Bir zertüşti kalksa: "" tek ve gerçek din, hak din zerdüştiliktir"" dese ki diyebilir, hakkıdır, normaldir. Fakat bununla kalmayıp,sinagogları, camileri, kiliseleri yıksa, kötüleyip aşağılasa. Bu mağdur inanırlar, o dini ve kurumlarını, o topluluğu dinsizlikle suçlayıp, dinsiz olarak görmez mi?


Bu uğurda İsraillilerin katliamı unutulur gibi değil, Tevratta bunlar sayıları ile ifade edilmektedir. Bir şarkılarıda şöyledir: ""Saul vurdu binleri; Davut vurdu onbinleri""

Hep birlikte öğrenmek amacı ile paylaşmak istedim.

Selamlar, Sevgiler...

Tiversonus

#1
RA BİLGİLERİ'NDEN SEÇMELER


ORİON GRUBUNUN AMACI FETHETMEK VE KÖLELEŞTİRMEKTİR


"SORU: Bana "Emirler"in kaynağını söyleyebilir misiniz?

RA: Bu emirlerin kaynağı, negatif varlıkların pozitif eğilimli varlıklara onları zorlayıcı bir tarzda bazı bilgileri vermeleri yasasıdır. Bu bilgiler aslında negatif özellikler taşımalarına rağmen, pozitifliği taklit etme çabası içindeydiler.


SORU: Bunu da Orion grubu mu yapmıştı?

RA: Evet.


SORU: Bunu ne amaçla yapmışlardı?

RA: Daha önce de belirtildiği gibi, Orion grubunun amacı fethetmek ve köleleştirmektir. Bunu yapmanın yolu da, seçkin bir sınıf oluşturarak, diğerlerinin, söz ettiğiniz yasalar ve aynı varlığın söz ettiği diğer bazı yollarla bu seçkinlere hizmet etmelerini sağlamaktır.


SORU: Eğer bu varlık pozitif eğilimli ise, Orion grubu onunla nasıl temas kurabildi?

RA: Ortam, Konfederasyon kaynaklı pozitif eğilimli güçler ile negatif eğilimli kaynaklar arasında yoğun bir savaşın yaşandığı bir savaş alanıydı. Söz konusu varlık ise etki altında kal maya uygun yapıdaydı ve Bir'in Yasası ona en sade şekliyle verilmişti. Ancak halkının, üçüncü yoğunluk katında çok özel (mucize türünden) bazı fiziksel şeyler yapması için ona yaptığı baskılar sonucunda bu bilgiler negatif bir eğilim kazandılar.

Bu da varlığı, kendine-hizmet özellikleri taşıyantipte bilgi ve felsefeye açık duruma getirdi.


SORU: Bir'in Yasası'nın bilgilerini almış, bunların bilincinde olan bir varlığın (Özgür İrade Yasası'na aykırı olarak) "Yapmayacaksın!" demesini bütünüyle olanaksız görüyorum. Doğru mu?

RA: Doğrudur."



Ra Bilgileri 2, s.208,209,210)

Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Orion grubunun amacı fethetmek ve köleleştirmektir.
2. Bunu yapmanın yolu da, seçkin bir sınıf oluşturarak, diğerlerinin seçkinlere hizmet etmelerini sağlamaktır.
3. "Emirler"in kaynağı Orion haçlılarıdır.
4. Bu bilgiler aslında negatif özellikler taşımalarına rağmen, pozitifliği taklit etme çabası içindeydiler.
5. Bir varlığın (Özgür İrade Yasası'na aykırı olarak) "Yapmayacaksın!" demesini bütünüyle olanaksızdır.

Tiversonus

#2
Pozitif Eğilimli Varlık Bir Duyguyu Bastırmak Yerine Dengelemeli



SORU: Bir varlık kendine-hizmet yolunda kutuplaşmışsa, öfke bu varlık üzerinde, başkalarına-hizmet yolunda kutuplaşan bir varlık üzerinde yaptığı aynı fiziksel etkiyi mi yapar? Bu varlıkta da kansere neden olur mu, yoksa bu etki sadece pozitif yönde kutuplaşmış varlıklar için mi bir katalizördür?

RA: Katalitik mekanizmalar bir varlığın seçmiş olduğu kutuplaşmaya değil, katalizörün nasıl ve hangi amaç için kullanılacağına bağlıdırlar. Yani, öfke deneyimini bilinçli olarak pozitif ya da negatif yönde kutuplaşmak için kullanan bir varlık bunun bedensel etkilerini yaşamaz, bu katalizörü daha çok zihinsel anlamda kullanır.


SORU: Bunu anladığımdan emin değilim. Bazı örnekleri ele alalım: Negatif yolda kutuplaşmakta olan bir varlık öfke duyar. Diyelim ki kanser olur. Bu durumda onun için geçerli olan prensip hangisidir?

RA: Sorunuzun yönünü anlıyoruz ve onaylarsam/, belli sorunun dışına çıkarak yanıt vereceğiz. Olur mu?
SORU: Tabii.
RA: Pozitif yönde kutuplaşmakta olan bir varlık öfkeyi algılar. Bu varlık, eğer bu katalizörü akıl yoluyla kullanıyorsa, bu öfkeyi kendi içinde sever ve kutsar. Sonra da bu öfkeyi bilinçli olarak zihninde yoğunlaştırır. Bunu, bu kırmızı ışın enerjisini sadece bir çılgınlık olarak değil, kullanılan enerjinin rasgeleliği nedeniyle ruhsal entropiye maruz bir enerji olarak algılayıncaya dek yapar.

Pozitif eğilim o zaman, öfkenin anlaşılması, kabul edilmesi ve akıl/beden/ruh bileşimi ile bütünleştirilmesini içeren bu yoğun zihinsel deneyimi sürdürmek için gerekli olan irade ve imanı sağlar. Böylece, öfkenin hedefi olan diğer varlık kabullenilir, anlaşılır ve uzlaşma sağlanır; bunların hepsi öfkenin doğurduğu büyük enerji kullanılarak bir araya getirilir. Negatif eğilimli bir varlık da bu öfkeyi aynı şekilde bilinçli olarak kullanır; öfkenin kontrol altında olmayan (yönlendirilmemiş) ya da rasgele enerjisini kabullenmeyi reddeder ve bunun yerine irade ve iman ile bu enerjiyi, öfke duygusunu negatif yönünü açığa çıkaracak elverişli bir vasıtaya kanalize eder. Bunu da diğer varlık üzerinde kontrol elde etmek ya da öfkeye neden olan durumu kontrol altında tutmak için yapar.
Katalizörleri negatif yönde kutuplaşmak amacıyla kullanabilmenin anahtarı kontroldür.
Katalizörleri pozitif yönde kutuplaşmak amacıyla kullanabilmenin anahtarı ise kabuldür.
Bu iki kutup arasında ise bu rasgele ve yönlendirilmemiş (kontrolsüz) enerjinin dokularda kanserli ur yaratma potansiyeli bulunur.



SORU: Anladığıma göre siz, pozitif yönde kutuplaşan bir varlığın başka bir varlığı kabul edememesinin ve negatif yönde kutuplaşan bir varlığın da başka bir varlığı kontrol altında tutamamasının, bu durumların her ikisinin de kansere neden olabileceğini söylüyorsunuz. Öyle mi?

RA: Dediğiniz kısmen doğrudur. Kutuplaşmaya bağlı ilk kabul ya da kontrol, kendini kabul ya da kontrol edebilmektir. Öfke de benliğin bir parçası olarak kabul edilmesi ve sevilmesi ya da kontrol altına alınması gereken birçok şeyden biridir. Eğer varlık çalışıp bir iş çıkaracaksa, bunlardan birini yapmalıdır.


SORU: O zaman siz, negatif yönde kutuplaşan bir varlığın, kendi öfkesini ya da bir öfke anında kendisini kontrol altında tutamaması halinde bunun kansere neden olabileceğini söylüyorsunuz. Öyle mi?

RA: Dediğiniz kesinlikle doğrudur. Negatif kutuplaşma çok fazla kontrol ve bastırma gerektirir.


SORU: Neyin bastırılmasını?

RA: Sizin duygusal diye nitelendirebileceğiniz her akıl sapmasının -ki bunlar doğalarından ötürü düzensizdirler- negatif eğilimli varlığa yararlı olabilmesi için bastırılması, sonra da, düzenli bir kullanım içinde yeniden yüzeye çıkarılması gerekir.


SORU: O halde pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak yerine -daha önceki bir celsede bildirildiği biçimde-bu duyguyu dengeleyecektir. Doğru mu?

RA: Dediğiniz doğrudur ve bu eğilim, varlığı birlik yoluna götürür.
(Ra Bilgileri 2, s.148,149,150,151)




Buradan Çıkan Sonuçlar:


1. Pozitif eğilimli varlık; öfkeyi algılar, bu öfkeyi kendi içinde sever ve kutsar sonra da bu öfkeyi bilinçli olarak zihninde yoğunlaştırır ve bunu ruhsal entropiye maruz bir enerji olarak algılayıncaya dek yapar.

2. Böylece, öfkenin hedefi olan diğer varlık kabullenilir, anlaşılır ve uzlaşma sağlanır.

3. Bunların hepsi öfkenin doğurduğu büyük enerji kullanılarak yapılır.

4. Öfkeyi pozitif yönde kutuplaşmak amacıyla kullanabilmenin anahtarı ise kabuldür.

5. Bu eğilim, varlığı birlik yoluna götürür.

6. Duygu bir akıl sapmasıdır ki bunlar doğalarından ötürü düzensizdirler.

Tiversonus

#3
Açıklama:

Arkadaşlar; Ra bilgilerine göre insan "Akıl/Beden/Ruh" bileşimidir. Yukarıdaki "öfke" duygusunun dengelenmesi için izlenen yöntem üzerinizde düşünmemiz gerekir diye düşünüyorum; hangi bileşenler çalışmıştır? Dengelemek için hangi bileşenler kullanılmıştır? Buradan "sistemi çözmek" yolunda hangi sonuçlara ulaşabiliriz, duygu dengelemeleri açısından? Bence asıl önemli olanda bu bilgiye ulaşmaktır diyorum.

Ra bilgilerinde dünya nufusunun % 46'lık bir kesiminin "otomatik enkernasyon" u yaşadığı vurgulanır. Bu bilgiyide değerlendirmelere ilave etmek gerekir diye düşünüyorum, yani belki de bu insanlar bu dengelemeyi yapamayacaklardır!

Tiversonus

#4
HAYVANSAL OLMAYAN, YANİ HAYATTA KALABİLMESİ AÇISINDAN GEREKLİ OLMAYAN BAZI İHTİYAÇLARI OLDUĞUNU DA FARK EDİLMESİ- YÜZDE 54'ÜN ANLAMI NEDİR?


SORU: 75.000 yıllık devre başladığında, ortalama insan ömrü yaklaşık olarak dokuz yüz yıldı. O devredeki reenkarnasyon (tekrardoğuş) programlama mekanizması ve süreci nasıl işliyordu? Üçüncü yoğunluk derecesi madde alemine yapılan enkarnasyonlar arasındaki zaman, varlıkların tekâmülüne ne gibi bir katkıda bulunuyordu?


RA: Bu sorunuz birçok sorunuzdan daha karmaşık. Baştan başlayalım. Üçüncü yoğunluk derecesine yeni giren bir akıl/ beden/ruh bileşiminin enkarnasyon düzeni karanlıktan başlar; çünkü, kendi yoğunluk derecenizi bir uyuma ve unutma durumu olarak düşünebilirsiniz. Bu kat, tek unutma katıdır. Üçüncü yoğunluk derecesi varlığı için unutmak şarttır. Ancak bu şekilde, karışıklık mekanizmaları ya da özgür irade, yeni bireyselleşmiş bilinç üzerinde etkili olabilir.
Böylece, bu yoğunluk derecesine yeni giren varlıklar tüm masumiyetleriyle hayvansal davranışlara yönelmiş varlıklardır; diğer varlıklar onlar için sadece kendi benliklerinin birer uzantısıdırlar ve onları tümvarlık (tek varlık)ın korunması ve devamı için araç olarak kullanırlar. Ancak varlık yavaş yavaş, hayvansal olmayan, yani hayatta kalabilmesi açısından gerekli olmayan bazı ihtiyaçları olduğunu da fark etmeye başlar. Bu ihtiyaçlar; arkadaşlık ihtiyacı, gülme ihtiyacı, güzelliğe duyulan ihtiyaç, çevresindeki evreni tanıma ihtiyacıdır. Bunlar ilk ihtiyaçlardır.

Enkarnasyonlar birbirine eklendikçe, başka ihtiyaçlar da keşfedilmeye başlanır; değiş tokuş (alışveriş) yapma ihtiyacı, sevme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, hayvansal davranışlarını daha evrensel bir bakış açısına yükseltme ihtiyacı gibi... Üçüncü yoğunluk derecesi devrelerinin başlangıcında enkarnasyonlar otomatiktir ve fiziksel bedenin ölümünün ardından yeniden, ara vermeden gerçekleşirler. Enkarnasyonun deneyimlerini gözden geçirmek ve sarsıcı etkilerini iyileştirmek için fazla bir ihtiyaç duyulmaz. Ancak, sizin deyiminizle, enerji merkezleri yüksek düzeyde harekete geçirilmeye başlandığında, enkarnasyon sırasında yaşanan deneyimlerin içeriği daha çok sevgi dersleriyle ilgili olmaya başlar. Bu suretle, enkarnasyonlar arasındaki zaman uzatılmaya başlar; böylece, bir önceki enkarnasyon sırasında edinilen deneyimlerin gözden geçirilmeleri ve etkilerinin şifa bulabilmesi için gerekli süre sağlanmış olur. Üçüncü yoğunluk derecesi aşamasının bir noktasında yeşilışın merkezi harekete geçirilir (faal hale getirilir); bu noktadan itibaren enkarnasyon otomatik olmaktan çıkar.



SORU: Enkarnasyon otomatik olmaktan çıkınca, varlık artık kendi öğrenimi için yararlı olacak biçimde ne zaman enkarne olması gerektiğine kendisi karar verebilir diye düşünüyorum. Peki anababasını da kendisi mi seçer?

RA: Evet.



SORU: Şu anda, yani devrenin sonuna doğru enkarne olan varlıkların yüzde kaçı kendi seçimlerini yapmaktadır?

RA: Yaklaşık oran yüzde elli dörttür.

(Ra Bilgileri 1, s.273,274,275)






Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Enkarnasyonlar başta otomatiktir, sonra seçimlidir.
2. Üçüncü yoğunluk derecesi varlığı için unutmak şarttır.
3. Yeni giren varlıklar tüm masumiyetleriyle hayvansal davranışlara yönelmiş varlıklardır.
4. Nufusun yüzde 46'sı hala/henüz "otomatik" enkarnasyon sürecindedir. İhtiyaç algılaması da buna göredir.

Tiversonus

#5
Gerçek Bir Denge: Deneyimsel Olayların Birlikte Yaratan'ı Olma


SORU: Bir beyanda bulunacağım, sonra sizden onun doğruluk derecesi hakkındaki fikrinizi soracağım. Dengeli bir varlığın, karşılaştığı hiçbir durum karşısında negatif ya da pozitif duygulara kapılmayacağına inanıyorum. Bu dengeli varlık her türlü durumda duygusuz (etkilenmeden) kalarak, her durum için Bir'in Yasası ile uyum içinde olan uygun ve gerekli karşılıkları bilir.

RA: Bu yanlış bir dengeleme uygulaması olur. İncelediğimiz dengelemenin, yani, önce duyguları deneyimleme, sonra bilinçli olarak bunların tam zıddını (antitezini) kendi varlığı içinde keşfetme uygulamasının hedefi, hem negatif hem de pozitif duygular serbestçe akarken bu duygulara kapılmamaya çalışmak değil, kendini gerçekten etkilenmez, saptırılamaz hale getirmektir. Bu daha sade bir sonuçtur ve çok uygulama yapmayı gerektirir.

Deneyim katalizörü, bu yoğunluk derecesinin derslerinin vuku bulmaları için çalışır. Eğer varlık herhangi bir tepki gösteriyorsa, bu katalizörü hâlâ öğrenmek/öğretmek için kullanıyor demektir. Katalize: olgusunun vardığı son nokta (nihai sonuç) ise artık katalizöre gereksinim duyulmamasıdır. Böylece, artık bu yoğunluk derecesine de gereksinim duyulmaz. Bu bir varlığın duygusuz, umursamaz, ilgisiz ya da tarafsız bir hale gelmesi değil, birbiriyle çok hassas bir uyum içinde olan ve her şeyi sevgi olarak gören bir şefkat, merhamet ve sevecenlik düzeyine ulaşması demektir. Bu (her şeyi sevgi olarak) görüş, katalizör özellikteki durumlara artık tepki verilmemesini sağlar. Artık varlık da deneyimsel olayların birlikte-Yaratan'ı olmaya başlayabilir. İşte bu daha gerçek bir dengedir.

(Ra Bilgileri 2, s.130,131)



Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Önce duyguları deneyimleme (Duygular bastırılmazlar),

2. Sonra bilinçli olarak bunların tam zıddını (antitezini) kendi varlığı içinde keşfetme uygulaması,
a. Hem negatif hem de pozitif duygular serbestçe akarken
b. Bu duygulara kapılmamaya çalışmak değil,

3. Kendini gerçekten etkilenmez, saptırılamaz hale getirmektir.

4. Artık varlık da deneyimsel olayların birlikte-Yaratan'ı olmaya başlayabilir.

Tiversonus

#6
Sevgi Tepkisi



SORU: Bir benzetme yapmayı deneyeceğim. Bir hayvan, örneğin kafese kapatılmış bir boğa, kafesine girmiş olmanızdan dolayı size saldırırsa, çabucak onun yolundan çekilirsiniz ama onu herhangi bir şekilde suçlamazsınız. Size zarar verebileceği gerçeğine karşı gösterdiğiniz tepki dışında duygusal bir tepki göstermezsiniz. Ama bir başka insanla, onun arazisinde karşılaştığınızda, eğer o size saldırırsa tepkiniz, sonuçta bedensel tepkilere dönüşen duygusal yapıda bir tepki olur. Eğer bu durumda, hem hayvana hem de diğer varlığa karşı tepkiniz, onları Yaratan olarak görmek, her ikisini de sevmek ve size saldırma eylemlerinin, özgür iradelerinin eylemi olduğunu idrak etmek şeklinde oluyorsa, kendinizi bu alanda doğru biçimde dengelemişsiniz demektir. Doğru mu?

RA: Söylediğiniz esasta doğudur. Ancak, dengeli bir varlık, diğer varlığın saldırısında, bu davranışın ardındaki nedenleri de görür ki bunlar çoğu kez, sizin örneğinizdeki ikinci yoğunluk derecesi boğasının saldırı nedeninden çok daha karmaşıktır. Böylece, bu dengeli varlık bir başka üçüncü yoğunluk derecesi varlığına hizmet konusunda çok daha fazla fırsata açık olacaktır.


SORU: Kusursuz bir dengeye sahip bir varlık, başka bir varlığın saldırısına uğradığı zaman herhangi bir duygusal tepki hisseder mi?

RA: Evet. Bu tepki, sevgidir.


(Ra Bilgileri 2, s.131,132)


Kişisel Yorumum:


Gerek ailemiz içerisinde ve gerek ise çalışma ve/veya benzer yaşam ortamlarında, direkt fiziksel saldırılar şeklinde veya fiziksel olmayan saldırılar ile karşılaşabiliriz. Aynı aile içerisinde dahi kişilerin ruhsal seviyeleri farklı olabilmektedir. Bu doğalır. Sevgili Ra, "ideal" bir dengeli insanın veya Mevlana'nın (El Arabi' de) öğretisindeki Kamil-insan diyebileceğimiz davranış tarzını anımsatır şekilde bir öneri sunmuş. Bunu ne kadar uygulayabiliriz bu farklı bir şey. Ama ideal dengeli davranışın sonucunda insanlardan kaçmak değil etkiileşim var gözüküyor. Kaçarak yaşanamaz, eğer ki asıl olan Ruh'un öğrenmesi ve Kaynağa geri dönüş eylemi ise (buna inanılıyor ise) ve hayatın bir öğrenme/öğretme ve deneyim arenası olduğu kabul ediliyor ise; işte bu düşüncelere göre davranışlarımız şekillenir. Ne düşünürsen o şekilde davranılır.

Sevgili Ra'nın önerdiği ideal davranış tarzı sergilenemiyorsa dahi, en azından saldıranın öğrenme/öğretme süreci açısından bir fırsat yakaladığını ve aynı zaman da bizim de benzer bir fırsatı yakaladığımızı aklıma getirmeliyiz. Gerekiyor ise üçüncü yoğunluk eylemi ile kemdimizi koruyabiliriz, aynı hareketi mislisiyle yapabiliriz veya....

İşte ruhsal gelişim ve idraklere göre sonsuz sayıda davranış sergileyebiliriz. Hele ki bu saldırıyı yapan aile üyemiz ise veya bir yabancı ise aradaki farkı da (olması gerekir mi) düşünmeliyiz. Bu Ruh'un seçimi olacaktır ve yargılanamaz, farklılık gösterebilir. Amaç "hizmet edebilirliliğe" kümülatif olarak bakmaktadır diye de kişisel fikir beyan ediyorum.

Tiversonus

#7
Bilinenle Bilinmeyen Arasında "Kusursuz Denge"


SORU: O zaman, Yüksek Benliğim benim için gelecekte neler olacağını bildiği için, şimdi neye gereksinim duyulduğunu bilme açısından çok büyük bir avantaja sahip. Öyle mi?

RA: Bu doğru değil, çünkü böylesi özgür iradenin ortadan kaldırılması olurdu. Yüksek Benlik, altıncı yoğunluk derecesinde öğrenilen derslerin bilincindedir (bu yoğunluğun bilincine sahiptir). Varlığın tekâmül hızı da, onun (Yüksek Benlik) tarafından oldukça iyi anlaşılmaktadır. Yüksek Benliğe erişmek için yapılması gereken seçimler akıl/beden/ruh bileşiminin kaynağında zaten vardır.

Bunun için Yüksek Benliği, ulaşılacak yeri (hedefi) gösteren bir haritaya benzetebiliriz; yollar ise çok iyi bilinmektedirler, bu yollan sonsuz zekâ, zeki enerji vasıtasıyla çizmiştir. Ama, Yüksek Benlik sadece dersleri -ve eğer isterse önceden hazırlanmış birkaç kısıtlayıcı koşul- programlayabilir. Kalanı ise tamamen her varlığın özgür iradesiyle yaptığı seçimlerdir. Bilinenle bilinmeyen arasında kusursuz bir denge vardır.

(Ra Bilgileri 2, s.88,89)



Kişisel Yorumum:

Günlük hayatta karşılaştığımız ve genelde "acı" içeren bir katalizör yaşadığımızda;kaderimizin elimizde olup olmadığını düşünürüz. Acılı durum neden başımıza gelmiştir? Neden bu durumu yaşamışızdır, bu durumu hak edecek bir kusur mu işlemişizdir? İşte bu sorular ile kendimizi edilgen veya diğer bir ifade ile kuklacının kuklası gibi hissettiğimiz olmuştur.

Yüksek Benliğimiz derslerimizi programlıyor ve bu derslerin verilmesi yani öğrenilebilmesi içinde koşullar oluşturuyor veya var olan koşullara göre dersi belirliyor. İşte burada kişinin dersleri öğrenebilir veya öğrenmeyi zorlaştıracak koşullar arasında müthiş bir dengenin olduğunu söylüyor sevgili Ra...Bence bu güzel haber. Ancak bu demek değildir ki, çok kolay olacak, çok zor olacak demek te değildir, denge var. Kişi özgür iradesi ile seçmesi ve enerjilere güvenmesi, yani kendini akışa bırakması gerekecektir. Bakış açımızla göremeyeceğimiz, seçimimizi hayata geçirecek şartlar ortaya çıkacak ve dersler öğrenilecektir.

Başka bir akış açısı ile; eğer karmik planımızda ilerliyor isek yani bunu seziyor isek, olayı akışına bırakıp seçimlerimizi karmik dersin istikametinde kullanmalıyız. Karmik planlar belkide bu "kusursuz denge" sebebi ile seçimimizin (karmik ders planında var olan) tam garanti gözükmemesini gerektirmektedir. Öyle ya yaptığımız seçimlerin neticeleri tam açık gözükmüş olsa bu bir seçim değil ancak bir sonucu belli sınav özelliği olmayan, geliştirmeyen bir yol olacaktır. Bilinen ile bilinmeyen arasındaki dengenin bir yansıması bu. Her şeyi bilemeyiz, bildiklerimiz de az değil ancak yeterlidir: Müthiş bir denge...

İnsanların bazıları "kontrol" müptelasıdırlar:)) İşte bu insanlar için zor bir durum. Bilinen ile bilinmeyen arasındaki dengeli durum, bilinenlerin lehine olmadığı sürece bu tip insanlar harekete geçemezler. Pratik olarak önerim şu olacak: Önce verilecek özgür iradeli kararlarda, olayın kendi karmik planımızda olup olmadının işaretlerini almalıyız. Ne mi yapmalıyız? Meditasyon ile yüksek benliğimize sormalıyız veya ipnoz yaptırmalıyız, elbette profesyonel birine. Karmik dersimizin ne olduğu kanımca meditasyon ile (veya ilahi tefekkür ile) bize bildirilecektir. Karmik dersimizi tesbit ettikten sonra kiş artık kendi ile başbaşadır. Kontrol müptelası kişi artık "kendini akışa bırakmaya" hazır olmalıdır. Unutmayalım ki göksel planlar var ve enerjiler bize yardımcı olacaklardır, karmik derslerimizi öğrenmemiz yolunda.

Yüksek benliğin planladığının genel istikametinin ne olduğunu tesbitten sonra; kişi özgür iradesi ile başbaşadır, kişi asla sonucu "tam" göremeyecek ancak böylece ders öğrenilmiş olacaktır. Sonuçlar "tam" görülse bu dersi bozar. Enerjiye ve akışa güvenmek tek yapılacak iş oluyor o zamanda.

Tiversonus

#8
Dünya 30 Yıl Sonra Dördüncü Yoğunluk Derecesinde Bir Gezegen Olacak



SORU: Anladığıma göre otuz yıl sonra bu gezegen dördüncü yoğunluk derecesinde bir gezegen olacak. Doğru mu?
RA: Evet, öyledir.

SORU: Bu dördüncü yoğunluk derecesindeki gezegende, şimdiki nüfusun yüzde kaçının kalacağını tahmin etmek mümkün müdür?
RA: Daha hasat başlamadı, onun için tahminde bulunmak anlamsızdır.


(Ra Bilgileri 1 s.117) [Sorunun sorultuğu tarih Ocak 1981]

Tiversonus

#9
Dördüncü Yoğunluk Derecesindeki Koşullar



SORU: Teşekkür ederim. Dördüncü yoğunluk derecesindeki koşulları kısaca betimlemeniz mümkün mü?

RA: Sözlerimizi dinlerken, dördüncü yoğunluk derecesini betimleyecek sözcüklerin bulunmadığını da göz önünde tutmanızı istiyoruz. Sadece ne olmadığını açıklayabiliriz, bir de yaklaşık olarak ne olduğunu. Dördüncü yoğunluk derecesinin ötesini betimleyebilecek sözcükler ise iyice azalır ve giderek tümüyle sözcüklerden yoksun kalırız.
Dördüncü yoğunluk derecesinin ne olmadığına gelince:
Özel olarak tercih edilmedikçe orada sözcükler kullanılmaz. Bedenler ağır kimyasal araçlardan oluşmazlar. Varlık burada kendi içinde uyumsuzluğa düşmez. İnsanlar arasında da uyumsuzluk yoktur. Burada herhangi bir yolla uyumsuzluğa neden olma olanağı da yoktur.
Bu yoğunluk katının ne olduğunu yaklaşık olarak ifade edersek: Bu iki ayağı üzerinde duran canlıların bulunduğu bir yaşam katıdır, bu araçlar çok daha yoğun ve hayat doludurlar. Bu katta insan diğer benliklerinin düşüncelerinin ve titreşimlerinin farkındadır. Bu katta, üçüncü yoğunluk derecesine ait ıstıraplar idrak edilir ve onlara şefkat ve merhametle yaklaşılır. Bu yoğunluk derecesinde, bilgelik ya da ışığa erişmek için çaba gösterilir; bu katta her ne kadar bireysel farklılıklar varsa da bunlar grubun ortak tutumuyla, otomatik olarak uyumlu kılınır.


(Ra Bilgileri 1,s.217-218)

Tiversonus

#10
1. Aklı Öğrenme Süreci



"Sonsuz zekâ ile temas kurabilmek için gerekli olan aklî öğrenme süreciyle başlayacağız. Aklî çalışmanın vazgeçilmez koşulu, benliğin talebi üzerine, mutlak bir sessizlik halini sürdürebilme yeteneğidir. Zihin bir kapı gibi açılmalıdır. Bunun anahtarı ise sessizliktir.

Bu kapının arkasında hiyerarşik bir yapı bulunur; bunu coğrafyaya ve bazı bakımlardan geometriye benzetebilirsiniz, çünkü hiyerarşi çok düzgündür, kendi içinde ilişkileri (düzeni) vardır.

Zihinsel disiplin kavramını öğrenebilmek için insanın kendi benliğini incelemesi şarttır. Sizin boyutunuzun kutbiyeti (çift kutupluluğu) içselleştirilmelidir. Aklınızda sabrı bulduğunuz yerde, bunu karşılayan sabırsızlığı da bilinçli olarak (aynı yerde) bulmalısınız, ya da bunun tam tersi. Bir varlığın her düşüncesinin bir de karşıtı mevcuttur. Akıl disiplininin ilk adımı da, kendi benliğinizdeki onayladığınız ve onaylamadığınız şeyleri tanımlamak, sonra da her pozitif ve negatif yükü kendi karşıtı ile dengelemektir. Akıl her şeyi içerir. Bundan dolayı, kendi benliğinizdeki bu bütünlüğü keşfetmelisiniz.

İkinci aklî disiplin ise bilincinizdeki bütünlüğü kabullenmektir. Fiziksel (madde) bilinç alemindeki kutuplaşmış bir varlığın, nitelikler arasında bir tercih yapması ve bu suretle zaten karmaşa içinde olan aklını büsbütün karışıklığa ve kalıplaşmaya itecek roller yaratması doğru değildir. Her kabulleniş, yargılama hassanızın doğurduğu birçok çarpıtmayı biraz daha düzeltir.
Aklın üçüncü disiplini, birincinin bir tekrarıdır; ancak bu, aklın dışa dönük ve rastladığı diğer varlıklara bakışıyla ilgilidir. Her varlık bir bütünlüğü sergiler. Bunun için de her bir dengeyi anlayabilme yeteneği önemlidir. Sabra baktığınızda, aklî anlayışınızda sabrı/sabırsızlığı yansıtmakla sorumlusunuz. Sabırsızlığa baktığınızda da aklî anlayışınız, sabırsızlık/sabır dengesi şeklinde olmalıdır. Bunu basit bir örnek olarak kullanıyoruz. Aklın çoğu kavramı çok yönlüdür, yani kendi kutbiyetlerinizi ya da başkalarının kutbiyetlerini anlamak çok ince bir iştir; bu nokta iyice anlaşılmalıdır.

Bundan sonraki adım başkalarının kutbiyetlerini kabul etmektir, bu da ikinci adımı aynen yansıtır. İşte aklî disiplinin ilk dört adımı bunlardır. Beşinci adım, kendi aklının, öteki akılların, kütle aklının ve sonsuz aklın coğrafi ve geometrik ilişkilerini ve oranlarını gözlemlemektir."


(Ra Bilgileri 1, s.108-109)


Tiversonus

#11
2. Bedenin İncelenmesi



"Öğrenme/öğretme sürecinin ikinci çalışma alanı, bedenin incelenmesi/anlaşılmasıdır. Bedeni iyi tanımak zorunludur. Bu aklınızı kullanarak, duyguların, önyargıların, heyecanların bedenin çeşitli kısımlarını nasıl etkilediklerini araştırmaktır. Bedensel kutbiyeti hem anlamak hem de kabul etmek gerekli olacaktır. Böylece, akıl üzerinde bilinçle ilgili olarak yaptığınız işi bu kez kimyasal/fiziksel bir plânda tekrarlamış olacaksınız.

Beden, aklın yarattığı bir eserdir. Onun da kendi eğilimleri, önyargıları vardır. Önce biyolojik eğilim bütünüyle anlaşılmalı, sonra tam tersi eğilimin idrakinizde bütünüyle ifade bulmasına, anlaşılabilmesine izin verilmelidir. O zaman, bedenin kutbiyete sahip ama aynı zamanda dengeli bir birey olarak kabul edilmesi süreci tamamlanabilir. Ondan sonra da bu idraki, karşılaşacağınız başka varlıkların bedenlerine doğru genişletmek gerekir.

Bunun en basit örneği, her biyolojik erkeğin aynı zamanda biyolojik bir dişi olduğunu idrak etmektir; her biyolojik dişi de biyolojik bir erkektir. Bu basit bir örnektir."

(Ra Bilgileri 1, s.109)

Tiversonus

#12
3. Ruhun İncelenmesi



"Üçüncü alan ruhsal bileşimdir. Bu, akıl/beden/ruh bileşiminizin en az çarpıtılmış kısmı olan güç alanlarını ve bilinci kapsar. Ruhsal bileşimin araştırılması ve dengelenmesi gerçekten de öğrenme/öğretme sürecinizin en uzun ve en incelikli bölümüdür. Aklı bir ağaç olarak düşünüyoruz. Akıl bedeni yönetir. Eğer akıl tek bir noktaya yönelik, dengede ve farkındalık içindeyse, beden de bu ortama göre uygun şekilde dengelenmesi için hangi eğilimlere bürünmesi gerekiyorsa onlara bürünmüşse, artık ortam daha yüksek bir çalışma için hazır demektir.

Bu ateşin ve rüzgârın işidir. Ruhsal bedenin enerji alanı bir patika ya da bir kanaldır. Beden ve akıl açık ve almaya hazır durumda ise ruh da o varlığın yukarı doğru uzanmak isteyen enerji/iradesi ile yaratıcı ateşin ve rüzgârın aşağıya doğru akışı arasında bir iletişim aracı ya da ileri geri gidip gelebilen bir mekik gibi fonksiyon görebilir."



(Ra Bilgileri 1, s.111)

Tiversonus

#13
BAĞIŞLAMAK KARMAYI KÖKÜNDEN HALLEDER



SORU: Dün, bağışlamanın karmayı kökünden yok ettiğini söylediniz. Karmanın tümüyle silinebilmesi için gerekli dengeli bağışlamanın yalnız başkalarını değil, kendini de bağışlamayı içermesi gerektiğini düşünüyorum. Haklı mıyım?


RA: Evet, haklısınız. Açıklığa kavuşturmak amacıyla, bu idrak üzerinde biraz daha geniş kapsamlı olarak duracağız. Diğerlerini bağışlamak, kendini bağışlamaktır. Bu konudaki idrak, bilinçli düzeyde hem kendini hem diğerlerini bağışlamayı şart koşar, çünkü her şey Bir'dir. Tam bir bağışlama da, bunun kapsamına kendimizi sokmamışsak, mümkün değildir.

SORU: Teşekkür ederim, çok önemli bir nokta idi. .....


(Ra Bilgileri 1 s.241,242)


Çıkan Sonuçlar:

1. Bağışlama, karmayı kökünden halleder.
2. Tam bir bağışlamada bunun kapsamına kendimizi sokmalıyız.


Hep birlikte öğrenmek amacı ile paylaşmak istedim.

Selamlar, Sevgiler...

Tiversonus

#14
Karma Nedir?



SORU: Teşekkür ederim. Karmayı tanımlar mısınız?

RA: Bizim anlayışımıza göre karma'yı atalet* olarak tanımlayabilirsiniz. Varlıklar tarafından başlatılan eylemler, yönetici ya da daha yüksek bir prensip tarafından durduruluncaya ya da sizin deyiminizle frenleninceye kadar dengeleme yollarını kullanarak devam ederler. Eylemin ataletinin (bir doğru üzerindeki hareketinin) durdurulmasına bağışlama ya da bağışlanma olgusu yol açar. Bu iki kavram birbirinden ayrılamaz.

SORU: Bir varlık, enkarnasyonu sırasında bir karma geliştirirse, o zaman, belli katalizörlerle karşılaşması ve bunlar sayesinda belli bir bağışlama noktasına ulaşarak karma'yı hafifletmesi için -bazen sonuca ulaşan- belli bir programlama da var mıdır?


RA: Genelde, evet. Ama hem varlığın kendisi, hem de olaylara katılan diğer varlıklar, idrak, kabul ve bağışlama süreci vasıtasıyla, herhangi bir anda bu kalıpları düzeltebilirler. Bu, enkarnasyonun herhangi bir noktasında gerçekleşebilir.
Yani, bir eylemi başlatmış olan bir varlık, kendi kendini bağışlayabilir ve bu hatayı bir daha asla yinelemez. Bu aynı zamanda karma'yı da durdurur ya da frenler.



' Atalet: Bir cismin başka bir kuvvetin etkisinde kalmadıkça önceden çizilmiş
bir doğru üzerinde hareketine devam etmesi (Ç.N.)



(Ra Bilgileri 2, s.70,71)

Atalet : Bir hareketin, hareketine devam etme isteği.


Hep birlikte öğrenmek amacı ile paylaşmak istedim.

Selamlar, Sevgiler...