Soner Yalçın: "Bize zehir yediriyorlar" (16.01.2018) 

Başlatan bozadi, 16 Ocak 2018, 14:29:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

16 Ocak 2018

Bize zehir yediriyorlar


"Saklı Seçilmişler/Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti". Kitabımı yazdım. Ortaya umutsuz bir tablo çıktı....




"Saklı Seçilmişler/Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti"...

Kitabımı yazdım...

Ortaya umutsuz bir tablo çıktı. "İnsanların moralini bozmayayım" dedim. Umutsuzluk ölümcül bir hastalıktır.

Üşenmedim...

Atatürk'ün tarımı geliştirmek için neler yaptığını kitaba ekledim. Atatürk'ün nasıl bir deha olduğuna ve halkını ne çok sevdiğine bir kez daha hayran kalacaksınız.

Evet...

Umutsuzluğa kapılmayalım. Yine yapabiliriz. Bunun için öncelikle yapılması gereken, bilmek!

– Topraklarımızın yavaş yavaş nasıl "işgal" edildiğini bilelim...

– "İşgale" hangi siyasi liderlerin nasıl destek verdiğini bilelim...

– Siyasetin sadece birbirine "laf geçirme" düzeyine indirilmesine karşı çıkıp, ivedilikle çözmemiz gereken sorunlarımız olduğunu bilelim...

Çünkü...

Sistemli bir düşman stratejiyle bir "gıda düzeni" kurup bizleri zehirliyorlar. Kısırlaştırıyorlar. Vücudun bağışıklık sistemini yok ederek kronik/müzmin hastalıkların artmasına neden oluyorlar. Neler neler...

Yaptıklarına inanamayacaksınız. "İnsan hakları" savunucusu kesilenlerin gerçek yüzünü gördükçe ürpereceksiniz.

Kitabın iddiası var:

İnsanları her lokmada suçluluk duygusuna yöneltmek "adam sendeciliğe" yol açıyor.

"Onu yeme bunu içme" gibi salt "modern muskalar" ile bu büyük sorunu yok edemeyiz.

Keza. Yoksulların olup bitenden haberi bile yok. Ayrıca insanları hastalandıran endüstriyel yiyecekler ucuz ve doğal beslenme artık çok pahalı. Hastalıklar salgın hale geldi...

Yani...

Mesele toplumsal. Daha köklü ekonomik-politik çözümler şart.

İlk adım... Dünyanın efendileri "Saklı Seçilmişler" ve yerli işbirlikçileri kim? Bize neler yapıyorlar? Bunu bilmeliyiz/öğrenmeliyiz. Kitap bu amaçla yazıldı...

Meslektaşım Nil Soysal üç günde kitabı okuyup benimle harika bir röportaj yaptı.

Bu söyleşiyi üç gün SÖZCÜ gazetemizde okuyacaksınız.

Düşündüm:

Hem röportaj hem köşe yazım fazla olacak; siz değerli okuyucuları bıktırmak istemem.

Bu sebeple...

Bu hafta yazmayayım.

Sizi bu röportajla başbaşa bırakayım...

RÖPORTAJI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Kaynak: odatv


bozadi

#1
16 Ocak 2018

Son 6 ayda "inşallah delirmem" dedim


Araştırmacı gazeteci Soner Yalçın, yeni kitabında yavaş yavaş nasıl öldürüldüğümüzü ve bunu yapanları belgeleriyle anlatıyor.




Gazeteci-Yazar Soner Yalçın, yeni kitabı "Saklı Seçilmişler"de yavaş yavaş nasıl öldürüldüğümüzü ve bunu yapanları belgeleriyle anlatıyor. "Gıda terörünü ve bunun arkasındaki karanlık isimleri yazdım" diyen Yalçın, Türkiye'deki tabloyu şöyle özetledi: "Türk tarımını bitirip insanlarımıza zehir yedirmeye başladılar. Bir ülke bile bile intihara sürükleniyor. Zehir tacirlerine fırsat veriliyor. Yoksullara soykırım yapılıyor."

Sözcü'den Nil Soysal'ın sorularını yanıtlayan Soner Yalçın, olay yaratan kitabı "Saklı Seçilmişler"i anlattı.

İşte o söyleşi...

İNSANLAR AYDINLANSIN İSTEDİM

– Hikayeyi başa saralım; bu kitabı yazma fikri ilk nasıl doğdu?


Kafamda hep şu vardı: Gıdalar korku kaynağına dönüştürüldü! Hekimler, uzmanlar yazıyor, konuşuyor, uyarıyor: "Aman şunları yemeyin! Aman bunları içmeyin!" Dedikleri doğru ama konuyu "gıda sağlığına" sıkıştırıp bırakıyorlar. Bu "çağdaş esarete" sebep olanlar görmezden geliniyor, gizli amaçları üzerinde durulmuyor. Eksik olan bu. İşte Saklı Seçilmişler kitabı bu ihtiyacı gidermek için yazıldı. Kimyasal yiyecekler-içecekler insan sağlığı için tehlikeli zehir ise niye satılıyor? Demek meselenin gizlenen sırrı var! Bakın çevrenize; kısırlık ve kanser ne kadar arttı. Şeker hastalığı inanılmaz boyutlarda. Bu rahatsızlıkların sebebi yediklerimiz, içtiklerimiz. Mesele sadece sağlık değil; bunun ekonomik-politik yönü var! Bu zehir düzenini kimler, nasıl kurdu? Beslenmenin-gıdanın ekonomik politiği üzerinde kimse durmuyor. Dedim ki içimden; "İnsanların kafasını aydınlatacak, gıda terörünün arkasındaki karanlık isimleri ve politikaları ortaya çıkaracak kitap yazmalıyım." "Saklı Seçilmişler" böyle doğdu...




BU İŞİN İÇİNDE BAŞKA İŞ VAR!

– Okurken delirmekten korktum. Siz yazarken benzer duygular yaşamadınız mı?


Kitaba başlarken kafamda şu vardı: ABD-AB ve küresel baronlar daha çok kazanç için bu kirli düzeni kurdu. Her ülkede yerli işbirlikçi patronlar ve iktidarlar buldu. Ya da iktidara getirdi. Dünya Bankası-IMF- Dünya Ticaret Örgütü adlı "şeytan üçgeni" Türk tarımını bitirip insanlarımıza zehir yedirmeye böyle başladı. Bu "şeytanların" ne yaptıklarına odaklanmışken, bir gün kafama dank etti: Bu işin içinde başka iş var! Bu iş sadece para kazanma meselesi olamazdı. Bir sır vardı. Bu sırrın peşine düşünce korkmaya başladım. Öğrendiklerimden dehşete düştüm. Sadece Türkiye değil, dünya yoksullarına soykırım yapılıyor. Dünyadaki fakirleri "biyolojik gıda silahıyla" öldürüyorlar. İnsanları (tek tek isimlerini verdim) yiyeceklerle- eşyalarla- aşılarla kısırlaştırıyorlar. Gebeliği önleyen mısır üretmişler. Kolesterol haplarıyla cinsel hayatlar öldürülüyor. Gördüm ki: Bugün bunu yapan küresel yiyecek şirketleri, global ilaç firmaları dün de Hitler'in destekçisiydi! Tesadüf mü? Aynı aileler gaz odalarıyla değil, gıdayla insanları yok ediyor. Parası olmadığı için sağlıklı beslenemeyen yok ediliyor. Yeni soykırımcılar yeni dünya kurmak istiyor.

SADECE AĞAÇ KATLİAMI YOK

– Kitapta Türk tarımına yapılanlara da çok kapsamlı yer vermişsiniz.


Çoğu kişi sadece zeytin ağaçları katliamını biliyor. Oysa özellikle Özal döneminde çıkarılan yasalarla başladı büyük tarımsal kıyım. Türkiye'nin milli stratejik sektörü tarımı, yağlı urganla boğdurdular. Çünkü, ABD-AB endüstriyel tarıma geçince elindeki ürünü satmak için yeni pazarlar arıyordu. Türkiye bu pazarlardan biriydi. Size bazı rakamlar vermeliyim: Türkiye'nin 1980 başında tarım ürünleri ihracatı 2 milyar dolar, ithalatı 51 milyon dolardı. İthalat 1999'da 3 milyar 93 milyon dolara yükseldi. Bugün tarımsal ithalat 16.5 milyar dolara ulaştı! Özallar, Erdoğanlar bu açıdan pek eleştirilmedi. Tarımsal üretimde kendine yeten Türkiye, bu dışa bağımlı politikalar sonucu bugün her tarımsal ürünü ithal eder hale getirildi. AKP bu politikayı ısrarla sürdürüyor. Bir ülke bile bile böyle intihara sürükleniyor işte. Zehir tacirlerine böyle fırsat veriliyor.

KİTABI YAZARKEN İÇİMDEN 'İNŞALLAH DELİRMEM' DEDİM

– Bu bilgilere ulaştıkça ne hissettiniz, ne yaşadınız?


Özellikle son 6 ayda "inşallah delirmem" dedim. Kötülüğe ve adaletsizliğe inanamıyorsunuz. Örneğin, bu süreçte iki kez ABD'ye gittim. Benzer durumu Güney Kore ve Japonya'da da görmüştüm: Yoksullar evlerinde değil, dışarıda yemek yiyor! Çünkü evde yapmaktan dışarıda yemek daha ucuz! ABD'de doğal gıda ürünlerinin satıldığı butik mağazaların kapısından içeri girmeniz bile zor, çok pahalı. Türkiye'de de öyle; yoksulların doğal yiyecekleri alması imkansız. Bu durumda ne oluyor; kanser çocuklarda görülüyor artık. Türkiye'de resmi rakam 2 bin 600. Bunun gerçek rakamı yansıttığını düşünmüyorum. Saklıyorlar istatistikleri. Çocuklarımızı düşürdükleri durumu yazarken insan duygularına hakim olamıyor. Maalesef insanlar bilmeden bu tuzağa düşüyor; "tatlı zehirler" yediriyor çocuklarına-torunlarına. Fast food özellikle çocuklarda aşırı şişmanlamaya ve şeker/diyabet hastalığına neden olmuyor; zeka geriliğine sebep oluyor! Bu yerlerde her yedi saniyede bir yemek yiyen bir kişide kanser vakası var! Bunu ben değil, ABD Senatosu söylüyor.




ŞEKERİ ARTIRILAN YİYECEKLER SİNDİRİM SİSTEMİNİ BOZUYOR

– Tohumu yazıyorsunuz, pirinci yazıyorsunuz, şekeri yazıyorsunuz... Bunları hiç yemiyor musunuz?

Bir kere şunun altını çizeyim: Ekmek, süt, yoğurt, pirinç ya da bir başka tarımsal ürün aslında sahiden ekmek, süt, yoğurt, pirinç mi? Yoksa o görünümde başka bir kimyasal ürün mü? Basit gıda hilelerinden bahsetmiyorum; sorun sandığınızdan daha büyük! Uzun raf ömürleri vs için ortaya çıkarılan tanımsız "şey" yiyeceklerden bahsediyorum. Şunu demek istiyorum: Milyonlarca yılda oluşması gereken insan ve hayvan evrimi; teknoloji ürünü kimyasal gıdalara, genetiği değiştirilmiş yiyeceklere, yemlere uyum sağlayamıyor. Örneğin, 1970'lerde keşfedilen nişasta bazlı şeker/mısır şurubu her yiyeceğin içinde! İşlenen, lifi alınan, nişasta ve şeker miktarı artırılan vs. yiyecekler sindirim sistemimizi darmadağın ediyor. Yiyeceği sindirmek, moleküllerine ayırmak ve besinleri bağırsaklarımızdan vücudumuzun geri kalanına dağıtmak için milyonlarca yıl içinde programlanan vücudumuz, bu kimyasal gıdaları tanımıyor. Bu da vücudun bağışıklık sisteminin yıkılmasına sebep oluyor. İşte, genler ve yiyecekler arasındaki bu uyumsuzluk, son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda müzmin hastalığa neden oluyor. Sorunuza gelirsem, bu yiyecekleri yiyip yememek herkesin kendi elinde. Ancak yoksullara başka alternatif bırakılmıyor. Fakirler hep ucuza mal edilen yiyeceklerle beslenmek zorunda kalıyor. Dikkat edin en yoksullar en şişman olanlardır. 50 yıl önce hamburger-patates yiyen kişi 420 kalori alıyordu; bugün 1050 kalori alıyor... 3 kilo yapay tatlandırıcı 750 kilo şekere denk geliyor ve her yiyeceğin içinde. Bu ucuz fast food tarzının da gizli bir amacı yok mu? Tek örnek vereyim: Mısır şurubu elde etmek için cıva kullanılıyor! Son on yıllık süre zarfında Türkiye'de diyabet hasta oranı yaklaşık yüzde 100'lük artış göstererek yüzde 7.6'dan yüzde 13.4'e çıktı. Keza insanların büyük çoğunluğu hastalığın farkında olmadan yaşıyor. Yani rakam daha yüksek. Bir gıda terörü ile karşı karşıyayız...

Kaynak: odatv


Scyth

#2
Tam benlik bir kitap. Bugün almayı planlıyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#3
Soner Yalçın'ın son dönemlerde halk sağlığı konularıyla bağlantılı ilginç bazı başlıklara el atmış olmasını takdir ve sevinçle karşılıyorum.

Astre

#4
Dert etmeyin, makarna kesilmedikçe bu halk için döngü devam eder. Zaten bilinçli insan gerekli aksiyonları alır, diğerleri önemsizdir.
 

bozadi


bozadi

#6
Soner Yalçın Kara Kutu kitabıyla, sağlık/tıp dünyasının dogmalarına neşter vurmaya devam ediyor ve konunun global kapitalist/faşist güçlerin para hırsından öte "soykırıma" varan karanlık yönlerine ışık tutuyor. Güçlü vicdanından, cesaretinden dolayı Soner Yalçın'ı bir kez daha tebrik etmek istiyorum.


bozadi

#7
Aşı meselesinde epeyce tartışma var, bu konuda Soner Yalçın'ı epeyce eleştiren var. Yalçın körü körüne aşı karşıtlığı yapmıyor bence, sadece sorgulanması gereken çok şey olduğuna çekiyor; el attığı şey sadece basit bir aşı tartışması da değil. Yalçın'a yönelik aşı eleştirilerinin ne ölçüde haklı olduğunu henüz bilmiyorum, araştırmaya çalışacağım.

fidelista

#8
Soner Yalçın kantarın topuzunu kaçırmıs,bir kalp krizi geçirse ne yapacak ? Bitkimi kaynatacak.Klavyeyi alıp yazmak kolay, alternatif ini ortaya koymadıkca boş lakırdı,ailesinde ciddi hastalığı olan beni anlar,tıp çalışanlarının büyük çoğunluğu dürüst ve gelişmiş insanlardır içlerindeyim ,gazetecilerin ne olduğu ortada.

fidelista

#9
Aşılar sayesinde milyonlarca insanın hayatı kurtulmuştur başka söze gerek varmı ? Aşı enstitüsü kur aşını kendin yap, tıbbi araştırma bı kendin yap. Soner Yalçın illuminati yle mücadele edecek derken onlara mı hizmet etmeye başladı.

Bilgi dahi her boku ithal edersen olacağı bu b
 Kötü olan bu ne ilaç ne aşı.Sen yuları çoktan veren vermişsin yularin suçu değil bu.

gerçek tosun paşa


bozadi

#11
fidelista, aşı konusundan emin olmasam da, haklı olabilirsin bu konudaki tepkinde ama Soner Yalçın'ın tıbbi meselelerde gösterdiği mücadeleyi sadece aşı savunuculuğu/karşıtlığı üzerinden değerlendirmek biraz haksızlık oluyormuş gibi geliyor bana.

Sol bazı çevreler bile Soner Yalçın'ı sırf aşı konusundaki tartışmalı bazı beyanları yüzünden adeta vatan haini ilan ediyorlar. Şahsen çok abartılı ve çok haksız buluyorum bu tepkiyi. Ele aldığı, ifşa ettiği konular arasında halk sağlığını ilgilendiren pek çok başka konu da var ve katiyen art niyetle hareket etmediği, o saygınlıkta bir insan için gündeme getirip savunması gerçekten çok cesaret isteyen şeyleri gündeme getirdiği bence çok açık. Ve sırf aşı konusundaki tartışmalı beyanları yüzünden Soner Yalçın'ın "Aşı düşmanı vatan haini" kıvamında eleştiriye ve hatta bir anlamda saldırıya maruz kalıyor olması çok tuhaf geliyor bana.

Aşı konusunu elimden geldiğince araştırmaya çalışacağım. Eğrisi doğrusu neyse umarım meselenin aslına vakıf oluruz.


Tgur

#12
Soner Yalçın haklıdır ,mesleğim dolayısı ile her ufak rahatsızlıkta bir ilaç kullanmak dayanılmaz alışkanlık halindeydi ve her müracaatta uygun ilaç bulup vermek veya tavsiye etmek gibi uygulamaları bol yaptık, ama zamanla gerçeği kavramaya başlayınca bu işte muazzam bir aldatmaca ve dayattırma olduğunu fark etmeye başladım,

Mesleği ile hakiki manada ilgilenmekten  vaz geçmiş tabiplerin ilaç propagandistlerinden almış oldukları bölük pörçük bilgilerle işi yürüten hale geldiklerini üzülerek izledik ,bu arada kendini geliştirip aralarında fırlayıp üst duruma gelmişlerin reçetelerindeki ilaç sayılarının azaldığını da görüyorduk tabiiki güvenilecek tabip olarak aradan sıyrılıp kendini göstermekte idiler,

İnsan olarak seçtiğimiz bu kalıpta bir deney kobayı gibi olduğumuzu arada anlatmaya çalıştım ,ve tabiiki Orionun devreye alıp yürüttüğü faaliyetin elçileri dünyada olacaktı ,işte onların gizli iç yüzleri ve yaptıkları ortada ve toplum halinde fark edilmeye başlanmış ,anlayanlar olayı denge halinde yürütmek durumunda olduklarını da yavaş yavaş hissediyor, yani bazen çok çetrefil ve kanser gibi güçlü vakalarda ilaçla tedaviden başka yol olmadığı da bilinmeli,

Size bir Farmakoloji Hocamızın fakültede anlattığı başına gelmiş bir olayı sunacağım,

İsviçrede tıp okuyoruz ve evimde imtihanlara hazırlanıyoruz ,bir ara başım ağrıdı o zamanların (1960,1970)bir numaralı ağrı kesicisi olarak memleketimizde leblebi gibi bol kullanılan Optalidon isimli ilaç alması için kapıcıya görev verdim, şahıs bütün eczaneleri aradığı halde Firması İsviçre Sandoz olan bu ilacı hiç bir yerde bulamadığını ve İsviçrede satılmadığını söyledi, inanmadım, tanıdığım ve güvendiğim eski bir eczacı olan İsviçreli dostuma danıştım bana araştırdığını sonunda kapıcının doğru söylediğini  bu ilacı 3. Dünya Ülkelerinde henüz denendiğini neticeye göre Avrupada da piyasaya sürüleceğini söyledi ,

Bu ilaç yakın zamanlara kadar Ülkemizde satıldı sonra mahzurlu olduğu görülüp satıştan vaz geçildi şimdi Avrupada satılıyor mu merak ediyorum..



bozadi

#13
Deneyimlerini paylaştığın için teşekkürler Tgur. Verdiğin Avrupa örneği de vurucuydu.

Özellikle çocuklara yapılan zorunlu aşılar konusuna (resmi veya gayri resmi zorunluluk/baskı) daha önce kısmen girmiştik. Celselerde de bu konunun bazı yönleriyle (domuz gribi aşısı vs) ilgili karanlık faaliyetlere dikkat çekilmişti. Kasyopya foruma ve Sott.Net'e baktığımda, çocuk aşıları konusunda da çevrilen dolaplar, şeytani planlar olduğuna dair çok sayıda haber ve yoruma rastlıyorum. Dünya ülkeleri arasında ve ülkelerin kendi içinde de ciddi tartışmalar var bu konuda. Öyle basitçe kestirip atılacak bir konu değil gibi görünüyor. Hemen değilse de, önümüzdeki günlerde hem Laura ve ekibinin görüş ve referanslarını, hem de diğer çeşitli web kaynaklarından konuyu araştırıp elimden geldiğince somut fikir ve bilgi edinmeye, paylaşmaya çalışacağım.

Türkçe web kaynaklarında da halihazırda epeyce tartışma ve sorgulama olduğu dikkatimi çekiyor.

Zorunlu olan veya öyle gösterilen genel çocuk aşılarını yaptırmak istemeyen, direnen, sorgulayan kişilerin sayısı az değilmiş ve giderek artıyormuş. Resmi kurumlar ve sağlık otoriteleri bu durum karşısında çözümcül davranmak istiyorlarsa aşı karşıtlarını veya sorgulayıcılarını aptal ve suçlu gibi etiketleyici tavırlardan vazgeçip konunun sorgulanan tüm yönlerini şüpheye yer bırakmayacak şekilde çıkıp geniş çaplı olarak (Medya yoluyla) anlatmalı, göstermeli, kanıtlamalıdır.

Sırf bunun yapılmıyor olması bile konunun çok şüpheli, karanlık, sorgulanması gereken yönleri olduğuna dair bir tür kanıt sağlıyor bence. Kaldı ki, web haber kaynaklarından görebildiğim kadarıyla, tüm doktorlar veya tıp uzmanları söz konusu çocuk aşılarının "tartışmasız bir şekilde faydalı, gerekli ve hatta zorunlu" olduğunu iddia etmiyor, zıt yönde fikirlere sahip doktorlar, uzmanlar da var. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili somut bilgilerimizi artırmak, netleştirmek ümidiyle.


Dionysos

#14
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur
yani bazen çok çetrefil ve kanser gibi güçlü vakalarda ilaçla tedaviden başka yol olmadığı da bilinmeli,

K'lar Kemoterapi için şunu diyor..
Eğer ölmek istiyorsanız...
Bu arada hastane ziyaretlerini sınırlandırın diyenler de onlar..

Bu sayfayı tavsiye ederim... Keto kanser de umut verici-dir...
https://www.facebook.com/groups/265101997482012/

https://www.facebook.com/groups/265101997482012/permalink/372314800094064/
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com