avatar_bigsenfoni

Kudüs uyanışa vesile olacak

Başlatan bigsenfoni, 19 Aralık 2017, 09:13:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

Avrupa'nın göçmen sorununa ırkçı politikayla yaklaştığını savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınma kararına ilişkin olarak ise "Kudüs meselesi topyekun insanlığın ve Müslümanların uyanışına vesile olacaktır" dedi.





Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugün Kudüs'te ve Filistin şehirlerinde ağlatılan her çocuk, acı çektirilen her anne, vurulan, dövülen, hakaret edilen her insan yaklaşan yeni bir fırtınanın habercisidir. Kudüs meselesi inşallah topyekun insanlığın ve özellikle de Müslümanların uyanışına vesile olacaktır" dedi. Erdoğan, ATO Congresium'da Dünya Göçmenler Günü dolayısıyla Ak Parti Genel Merkez Sosyal Politikalar Başkanlığı tarafından düzenlenen "Anadolu Dünya Dolu" programında konuştu. Sınırlarına giren göçmenlerin paralarına, ziynet eşyalarına hatta çocuklarına el koyan, onları din değiştirmeye zorlayan bir medeniyetin, insanlığa söyleyecek sözünün kalmadığını ifade eden Erdoğan, Avrupalı kimi bakanların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, sığınmacıları kastederek "Hepsini denize dökmek lazım, boğulsalar da umurumuzda değil" demesiyle orada insanlığın öldüğünü söyledi. Erdoğan, Avrupa'ya doğru giden kırık dökük teknelerdeki insanları kurtarmak için gemi göndermek yerine, savaş helikopteri göndermeyi teklif eden yazarların Avrupa'da revaçta olmasının durumu vahim hale getirdiğini belirterek, "Kucağındaki çocuğuyla beraber umuda koşan bir babanın ayağına çelme takacak kadar insanlıktan çıkmış bir Avrupa'nın artık kendini sorgulama zamanı çoktan gelmiştir" diye konuştu.

'Tehlikeli süreç'



Erdoğan, ABD'nin Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınma kararına ilişkin, şöyle konuştu: "İsrail'in Kudüs ile birlikte tüm Filistin'de uyguladığı devlet terörünün acı görüntüleri hepimizin hafızalarındadır. Amerika'nın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı, bu zulmün adete ödüllendirilmesidir, teşvik edilmesidir. Kudüs konusunda mutlak somut, elle tutulur, gözle görülür netice almaya yönelik adımlar atmak zorundayız. Müslümanlarla birlikte Hristiyanların da kutsal mekanlarını barındıran Kudüs'ü İsrail gibi işgalci bir gücün insafına terk etmek insanlığı bin yıl geriye götürecek tehlikeli bir sürecin kapısını açmaktır."

'Mücadelede kararlıyız'



Kudüs gibi mübarek toprakların geçmişte çok büyük acılara şahitlik ettiğini dile getiren Erdoğan, "Üzerine dökülen çok kanı emmek zorunda kaldı. Bugün Kudüs'te ve Filistin şehirlerinde ağlatılan her çocuk, acı çektirilen her anne, vurulan, dövülen, hakaret edilen her insan yaklaşan yeni bir fırtınanın habercisidir. Adaletin olmadığı yerde zulmü vardır ama aynı zamanda bir uyanışta, başkaldırı da vardır. Kudüs meselesi inşallah topyekun insanlığın ve özellikle de Müslümanların uyanışına vesile olacaktır" dedi. Erdoğan, Türkiye'nin Filistinliler konusunda üzerine düşeni yaptığını vurgulayarak, "70 yıldır göçmen durumunda olan Filistinli kardeşlerimiz yeniden yurtlarına, evlerine kavuşana kadar da bu mücadelemizi sürdürüreceğiz. Adaletten, hukuktan, meşruiyetten asla taviz ve vermeden, teröre, iftiraya, çirkinliğe kesinlikle müsaade etmeden bu mücadeleyi zafere ulaştırmakta kararlıyız" dedi.

'Modern kölelik'



Libya'nın, Afrika ve Kuzey Afrika üzerinden Avrupa'ya geçmek isteyenler için adeta bir transit durak görevi gördüğünü dile getiren Erdoğan, "Bugün 700 bin göçmenin, başka bir yere gidemediği için Libya'da mahsur kaldığı ifade ediliyor. Bu durum, bizim paramızla bin lira gibi bir meblağa istenildiği kadar ve istenilen şartlarda çalıştırılabilen modern kölelerin alınıp, satıldığı pazarların kurulmasına yol açmıştır" dedi. Erdoğan, "Almanya kendi sınırları içerisindeki sığınmacılar için '2016 yılında 16 milyar avro harcadığını' beyan ediyor. Biz de ülkemizdeki sığınmacılar için 7 yılda toplam 30 milyar dolarlık bir harcama yaptık" dedi. Erdoğan, AB'nin, Türkiye'ye verdiği sözün 3 milyar avro artı 3 milyar avro şeklinde olduğunu hatırlattı.
AB'nin, uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla Kızılay'a gönderdiği rakamın 900 milyon avro olduğunu belirten Erdoğan, BM Mülteciler Komiserliği'nin ise 600 milyon dolar gönderdiğini kaydetti. Göreve geldiklerinde IMF'ye olan borcun 23,5 milyar dolar olduğunu, bunu 2013'te sıfırladıklarını söyleyen Erdoğan, "Eğer o günler olsaydı, durum felaketti. İşte o zamanlar Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar dolardı ama şimdi bu rakam 120 milyar dolara çıktı" dedi.

Başbakanımız seyahate gitmedi Bay Kemal



"Hadi Avrupalıların riyakarlıklarını anladık da bizim ana muhalefet partisi niye bu işin peşine düştü, onu bilemiyoruz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti: "Ana muhalefetin başındaki zat 'Nerede bu 30 milyar dolar?' diye sorup duruyor. Ömründe bir tek garibe üç kuruşluk faydası olmayıp, bir yaşındaki çocuğu bile sigortalı yapacak kadar helal haram nedir bilmeyenden, böyle bir şeyi sorma hakkı olabilir mi? Bir yaşındaki torununa SSK'dan kalkıp imkan hazırlıyor. 15 yaşındaki çocuğunu SSK'lı yapıyor. Bu zatın hesap uzmanlığını, ekonomi bilgisini, insanlık anlayışını biz SGK döneminden iyi biliriz. Bu paranın sığınmacıların eline verilmiyor."

Avrupa ile aynı kafa





Erdoğan, "Türkiye olarak bizim göçmenler konusunda başımız ne kadar dikse kendilerini gelişmiş ülkeler olarak, modern olarak, çağdaş olarak tanımlayan ülkelerin başı da o kadar eğiktir. Avrupa ülkelerinde yönetimde söz sahibi olmaya başlayan ırkçı partiler bu coğrafyanın gelecekteki felaketinin habercileridir" dedi. Türkiye'ye söz verdiği yardımları yapmayan Avrupa ile Türkiye'nin yaptığı yardımları sorgulayan ana muhalefet partisinin aynı kafada olduğunu ifade eden Erdoğan, "Her ikisi de Türkiye'nin gerçekleştirdiği yakın tarihin en büyük insani operasyonunu gölgelemeyi, itibarsız hale getirmeyi amaçlamaktadır" dedi. Erdoğan, "Bugün Başbakanımız, Bangladeş'te. Turistik seyahate gitmedi, Bay Kemal. Nereye gitti? Oradaki aileleri görmeye, 'onlara nasıl yardım edebiliriz' bunu yerinde tespit etmek için Bangladeş'e gitti" dedi.

Ak Parti MYK toplandı





Ak Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı. Ak Parti Genel Merkezi'nde dün akşam saatlerinde başlayan toplantı 2 saat 40 dakika sürdü. Toplantıda, gündemdeki gelişmeler ile kongre sürecinin değerlendirildiği belirtildi.

http://m.milliyet.com.tr/kudus-uyanisa-vesile-olacak--siyaset-2575287/
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

fidelista

#1
Bir kişi gezi parkı eylemlerinde kendi vatandaşına gencine ateş açan polisleri kahraman ilan edip sonrada Filistinli gençleri savunuyorsa kusura bakmayın gözümde hiç bir değeri yoktur,artistik hareketlere hemen kanmayın,ego okşayan sözlere hemen kanmayın.

https://pbs.twimg.com/media/BLqAN-YCMAAInwv.jpg:large

bozadi

#2
Paylaşımlar için teşekkürler arkadaşlar.

Erdoğan'ın çok yaman çelişkiler sergilediğine şüphe yok. Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi bunun biraz da ruhsal çocukluktan/çiğlikten kaynaklandığını düşünüyorum, bu durum oldukça ciddi egosal sonuçlar meydana getiriyor ama ben Erdoğan'ın nispeten olumlu yönde önemli gelişimler göstermekte olduğunu, ruhsal olarak önemli mesafeler katetmekte olduğunu düşünüyorum ve gözlemliyorum. Bence Erdoğan vicdani anlamda giderek gelişiyor ve olumlu yönde gelişiyor. Bu durum onu melek yapmıyor belki ama yine de bu ülkenin sahip olduğu veya olabileceği önemli bir fırsat yaratmakta olduğuna inanıyorum.

İsrail meselesi özel olarak Erdoğan'ın ve genel olarak da AKP'nin en büyük çelişkileri, adeta "dansözlükleri" sergilediği alanlardan biri oldu. İki ileri bir geri veya bazen bir ileri iki geri adımlar sürekli gözleniyor. Şu anda bile Erdoğan İsrail konusundaki söylemlerini çok tırmandırmış, adeta meydan okumuş olsa da (tıpkı daha önce çeşitli defalar olduğu gibi), söylemlerle son derece çelişkili eylemler veya eylemsizlikler de devam ediyor. Birazdan bununla ilgili bazı haberler alıntılamak istiyorum buraya ama şu görüşümü tekrar vurgulamak istiyorum: Tüm bu çelişkiler, Erdoğan'ın bu çelişkilerden kurtulmak istemediği anlamına gelmiyor, kurtulmak istiyor ama bunu bazen beceremiyor, bazen de tam beceremiyor, ama bence kısmi de olsa, yavaş da olsa, daha nitelikli, daha tutarlı olma yönünde bir ilerleyiş olduğunu ve bunun tüm ülke için çok değerli olduğunu düşünüyorum.

bozadi

#3
7 Aralık 2017

AKP, Mavi Marmara anlaşmasında Kudüs'ü başkent olarak zaten tanımış: İşte belgesi!




ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıdıklarını ilan etmesine tepkiler devam ediyor. Karara en çok tepki veren ülkelerin başında ise Türkiye geliyor. Ancak Mavi Marmara olayında İSrail ile varılan tazminat anlaşmasında AKP hükûmetinin imzaladığı belgede bakın ne ifadeler yer alıyor...

Türkiye ile İsrail arasında tazminata ilişkin usul anlaşmasının 6 maddesinin yer aldığı belgede son paragrafta, aynen şu cümleler yer alıyor:

ANKARA VE KUDÜS İFADELERİ

"Bu Anlaşma, Ankara ve Kudüs'te 28 Haziran 2016 tarihinde her biri eşit derecede geçerli Türkçe, İbranice ve İngilizce dillerinde ikişer nüsha halinde akdedilmiştir. Yorum farklılığı halinde İngilizce metin esas alınacaktır."

Belgede açıkça görüldüğü üzere, Türkiye Kudüs'ü başkent olarak kabul etmese de, AKP Hükûmetinin imzaladığı anlaşmada Kudüs başkent veya yönetim yeri olmadığı halde anlaşmaya bu şekilde giriyor. AKP hükûmeti, uluslararası anlaşmalarda imzaladığı belgelerde, neye imza attığını biliyor mu?




EREN ERDEM MECLİS KÜRSÜSÜNDE AÇIKLADI

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem de, Meclis'te yaptığı konuşmada Mavi Marmara anlaşmasını göstererek, anlaşmada İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ün yazıldığını gösterdi.

Erdem konuşmasına şöyle devam etti

"Mavi Marmara Anlaşması'na gelin beraber bakalım, bizim Dışişlerimiz İsrail'in başkenti olarak nereyi görüyormuş, beraber okuyalım: "Bu anlaşma, Ankara ve Kudüs'te 28 Haziran 2016 tarihinde her biri eşit derecede geçerli Türkçe, İbranice ve İngilizce dillerinde ikişer nüsha hâlinde akdedilmiştir."

Kaynak: Halk TV

bozadi

#4
7 Aralık 2017

"Yahudi milletinin başkenti ve İsrail'in başkenti Kudüs'e hoşgeldiniz"


Dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron'la Başbakanlık Konutu'nda bir araya gelen Erdoğan'a, Şaron "Yahudi milletinin başkenti ve İsrail'in başkenti Kudüs'e hoşgeldiniz" ifadelerini kullanmıştı...




ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ün başkent olarak tanınması kararını açıkladı ve Kudüs'ü İsrail'in resmi başkenti olarak tanıdığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen salı günü böyle bir durumda İsrail'le diplomatik ilişkileri kesebileceğini söylerken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "ABD Yönetimi'nin Kudüs'le ilgili sorumsuz ve hukuksuz açıklamasını reddediyoruz ve kınıyoruz" dedi. Dışişleri Bakanlığı da duruma tepki gösterdi.

Yaşanan tartışma Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın henüz Başbakan iken, 2005 yılında gerçekleştirdiği İsrail ziyaretini hatırlattı. Kudüs'te dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron'la Başbakanlık Konutu'nda bir araya gelen Erdoğan'a, Şaron "Yahudi milletinin başkenti ve İsrail'in başkenti Kudüs'e hoşgeldiniz" ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan da bu sözlere dostça yanıt vermiş ve iki lider el sıkışmıştı.

İşte o anlar:


[/url]


Kaynak: OdaTV


bozadi

#5
15 Aralık 2017

'İşgal devleti' ile ticaret tıkırında


Erdoğan'ın 'işgal ve terör devleti' dediği İsrail ile Türkiye'nin ticareti AKP döneminde dörde katlandı. Sırada boru hattı var




Kudüs gerilimi sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan İsrail için "terör devleti" ve "işgal devleti" nitelemeleri geldi ancak Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkiler artarak sürüyor. Son bir yılda iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi yüzde 14 artarken, İsrail'den Türkiye'ye doğalgaz boru hattı projesi için de görüşmeler sürüyor. Uzmanlar Kudüs geriliminin bu projeyi etkilemeyeceği görüşünde.

2017'de yüzde 14 artış

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, AKP'nin iktiadara geldiği 2002 yılında 1.4 milyar Dolar olan İsail ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi, 2014 yılı itibarıyla dört katına çıkarak 5.8 milyar Dolar ile zirveye ulaştı. 2016 yılında bu rakam biraz düşürek 4.3 milyar Dolar olarak gerçekeleşti ancak 2017'de tekrar yükselişe geçti. 2016 ocak-ağustos döneminde 2.8 milyar Dolar olan hacim, 2017'nin aynı döneminde yaklaşık yüzde 14 artarak 3.2 milyar Dolar'a ulaştı.

Mavi Marmara da etkilemedi

2009 yılında 2.6 milyar Dolar olan hacim, 2010 yılında İsrail'in imza attığı Mavi Marmara katliamı ve sonrasındaki siyasi krize rağmen 2014'te 5.8 milyar Dolar ile zirveye ulaştı. Son Kudüs giriliminin de sert söylemlere rağmen ticari ilişkileri etkilemesi beklenmiyor.

Körfez'e ihracat İsrail üzerinden

Önceki gün Suudi yayın kuruluşu İlaf'a konuşan İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz, Erdoğan'ın söylemlerinin iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemediğini belirterek Türkiye'nin Körfez ülkelerine ihracatının yüzde 25'inin İsrail'e ait Hayfa limanı üzerinden gönderildiğini söyledi.




Kudüs krizi boru hattını etkilemez

Temmuz 2017'de Türkiy'ye gelen İsrail Enerji, Altyapı ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ile doğalgaz boru hattı projesi konusunda üç tur görüşme gerçekleştirdiklerini belirtmiş ve "Görüşmeleri hızlandırmaya ve yıl sonundan önce boru hattının inşa edilmesini sağlayacak çatı anlaşmayı tamamlamaya karar verdik" demişti. Son Kudüs krizinin, müzakerelerin sürdüğü söz konusu projeyi nasıl etkileyebileceğini enerji uzmanları Cumhuriyet'e değerlendirdi:

Dr. Filiz Katman (İstanbul Aydın Üniversitesi Enerji Politikaları ve Piyasaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü): Önceki yıllarda yaşanan yol kazalarına bakıldığında Türkiye ve İsrail ticari ilişkilerine olumsuz yansımaları olmadığı görülüyor. Yapılan açıklamalar da halihazırda etkilenmeyeceği yönünde. Burada daha çok İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Doğu Akdeniz'deki rezervler hususunda yürüttüğü süreç etkili olabilir.

Dr. Volkan Ediger (Kadir Has Üniversitesi Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü): Etkileyeceğini sanmıyorum. Mavi Marmara bile etkilemedi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile gaz anlaşması imzaladı. Türkiye ile de görüşüyor. Farklı seçenekleri masada tutuyor. Yunanistan üzerinden giderse maliyet yüksek, Türkiye daha avantajlı. Ancak İsrail'in ne kadar gazı olduğu henüz net değil.

Kaynak: Cumhuriyet


bozadi

#6
14 Aralık 2017

İsrail: Söylemlere rağmen, Türkiye ile ilişkilerimizde sorun yok


İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail karşıtı sert söylemine rağmen Türkiye ile İsrail ilişkilerinde gelişme olduğunu açıkladı.




Suudi yayın kuruluşu İlaf'a demeç veren İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz, Hayfa'dan Suudi Arabistan'a uzanan bir demiryolu projesi üzerinde çalışıldığını açıklayarak Türkiye'nin de mallarını Körfez'e Hayfa limanından ulaştırdığını söyledi.

Katz, ''Türkiye, mallarını Hayfa limanı üzerinden Körfez bölgesine gönderiyor. Türk ürünlerinin yaklaşık yüzde 25'i Hayfa limanından ve Ürdün üzerinden Körfez bölgesine ulaştırılıyor'' dedi.

Türkiye ile İsrail'in ilişkilerine de değinen İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz, Türkiye'yi İsrail'in 'düşmanının dostu' olarak nitelemekle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail'e yönelik sert söylemlerine rağmen Türkiye'nin İsrail'le ilişkilerinin sürekli arttığını söyledi.

Katz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail karşıtı açıklamalarının Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri etkilemediğini belirtti ve hatta Gazze'ye insani yardım taşına Mavi Marmara gemisindeki 10 Türk vatandaşının İsrail askerleri tarafından uluslararası sularda öldürülmüş olmasının dahi Türkiye'nin İsrail'le ekonomik ilişkilerini olumsuz etkilemediğini söyledi.

Katz, İsrail'e en çok yolcu taşıyan uçak firmalarının Türk uçak firmaları olmasını da örnek olarak gösterdi.

Körfez'den Hayfa'ya demiryolu

Yisrael Katz, İsrail'i Ürdün, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine bağlayacak bir demiryolu inşası projesinin bulunduğunu açıkladı ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerini Hayfa'ya karadan bağlayacak olan bu demiryolu projesinin Ürdün'den geçecek kısmını Ürdün hükümetinin yapacağını söyledi ve ''Umarım Suudi Arabistan'daki Hicaz demiryolu hattı da yeniden hayat bulur'' dedi.

Katz, bu demiryolunun niçin gerekli olduğunu da şöyle açıkladı: ''Bu güzergah çok ucuz olacak. Körfez'de Hürmüz Boğazı ve Yemen'de Bab el-Mendeb Boğazı taşımacılık için güvenli değil.''

Suudi İlaf sitesinin ''Bu proje bir anlamda ekonomik barış projesi midir?'' şeklindeki sorusuna da Yisrael Katz şu cevabı verdi: ''Bu proje sadece ekonomik barışı değil, Arap ülkeleriyle siyasi barışı da güçlendirir. Biz Filistinliler için Cenin yakınlarındaki el-Cumle'de bir kara limanı yapmak istiyoruz ve bunu İsrail'e demiryolu ile bağlamak istiyoruz. Hatta Ürdün hükümeti de bu iş için 1000 dönüm ayırdı.''

'Suudiler Arap dünyasının lideri'

İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz, Sudilere ait 'İlaf' sitesine verdiği demecinde Suudi Arabistan'dan Arap dünyasının lideri olarak söz etti; ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararını 'mevcut bir gerçekliğin' tanınması olarak niteledi.

Trump'ın Kudüs'le ilgili sözlerine işaret eden Katz, Trump'ın Kudüs'ün tamaını İsrail'in başkenti olarak tanıdığına dikkat çekti ve ''Trump, doğu ve batı Kudüs'ün sınırlarının Filistin-İsrail müzakerelerinde belirleneceğini söyledi'' dedi.

İsrail'in Kudüs'ün tamamını istiyor

Kudüs'ün tamamının İsrail'e ait olduğunu belirten Yisrael Katz, ''Biz, İsrail için Kudüs'ü birleşik halde istiyoruz. Yahudiler, 2 bin yıl sonra bunu kurmak için döndüler. Biz, bizim için zor olmasına rağmen taksim planını bile kabul etmiştik'' dedi.

Filistinliler arasındaki bölünmüşlüğe değinen Katz, ''İkiye bölünmüş olmalarından dolayı Filistinlilerin durumu oldukça zayıf. Hamas gibi bazıları intifada, füze atmak ya da askeri eylemler yapmak peşinde. Mahmud Abbas gibi bazıları ise iki devletli çözüm peşinde. Filistinliler hiçbir çözüm yoluna hazır değiller'' diye konuştu.

İsrail'in Gazze'den çekilmesini eleştiren Katz, Ariel Şaron'un 2005'te Gazze'den çekilme kararı almasının Filistinlilerin füze atmaya başlaması ve İran'ın bu bölgeye nüfuz etmesiyle sonuçlandığını söyledi.

Yisrael Katz, ''Sorunun çözümü için ne önerirsiniz?'' şeklindeki soruya verdiği cevabında da Suudi Kralı Fahad bin Abdulaziz'in planı çerçevesinde bir diyalogu kabul ettiklerini; ancak 5 milyon Filistinli mültecinin Filistin'e geri dönmesini asla kabul edemeyeceklerini söyledi.

'İran, Arapların ve İsrail'in ortak sorunu'

İran ve Suriye konularına değinen Katz, İsrail'in İran'ın Suriye'de hava ve deniz üssü kurmasına engel olduğunu ve nükleer silah edinmesine de izin vermeyeceğini söyledi.

İran'ın Araplar için İsrail'den daha büyük bir sorun olduğunu belirten Katz, ''Arapların İran'la olan sorunu, İsrail'in İran'la olan sorunlarından çok daha büyüktür. Çünkü İran, devrimini İsrail'e ihraç edemez; ama bu devrimin Arap ülkelerine ihraç edilmesi mümkündür. Ben İstihbarat bakanı olarak İran tehlikesine karşı koymak isteyen herkesle işbirliğine hazırım'' dedi.

Rusları uyardık

İsrail'in Rusya'yı ''İran'ın Suriye'ye yerleşmesine asla izin vermeyeceğiz ve buna karşı duracağız'' diye açıkça uyardıklarını belirten Katz, İran'ın Suriye'de silah ve füze fabrikaları kurarak Rusya'nın çıkarlarına da aykırı davrandığını öne sürdü ve ''İsrail bunu engelledi ve Beşşar Esed bunu çok iyi biliyor'' dedi.

Lübnan'ı taş devrine döndürürüz

Lübnan'ı da tehdit eden İsrail istihbarat bakanı, ''Hizbullah eğer İran'ın emrine uyup da İsrail'e saldırırsa tüm Lübnan'ı taş devrine döndürürüz'' dedi. İran'ın Hizbullah'a gelişmiş silahlar üretmesi için Lübnan'da bir fabrika açmak istediğini iddia eden Katz, ''Bu, İsrail için bir kırmızıçizgidir. Bu iş tüm bölgeyi ateşe verebilir. İsrail buna asla izin vermeyecektir'' dedi.

Yisrael Katz, Iraklı Haşd Şabi komutanlarından Kays el-Hazali'nin Güney Lübnan'a gelip İsrail sınırında incelemelerde bulunması ile ilgili bir soruya şu cevabı verdi: ''Bu durum İsrail'den çok Lübnan hükümetine ve onun başbakanı olan Saad Harri'ye mesajdır ve bununla Lübnan'da asıl karar vericinin Hizbullah olduğu mesajı verilmiştir.''

İran'ın bölgedeki ve Lübnan'daki adımlarını dikkatle izlediklerini ve bildiklerini belirten Katz, ''Saad Hariri'nin Hizbullah'ın ve İran'ın Lübnan'daki yüzünü ifşa etmesi ve Arap Birliği'nin Hizbullah'ı terör örgütü olarak tanıması önemlidir'' dedi.

Kaynak: 7Sabah


bozadi

#7
AKP Hükümetinin pek çok konuda olduğu gibi İsrail konusunda da çok ciddi çelişkileri var yukarıdaki haber örneklerinden de anlaşılabileceği gibi.

Ama tüm bu çelişkilere rağmen, Erdoğan'ın son Kudüs gelişmesi karşısında İsrail hükümetine karşı güçlü bir muhalefet sergilemiş olmasını ve İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesini İstanbul'da toplayarak Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti olarak tanıdıklarını tüm dünyaya ilan etmiş olmasını değerli buluyorum. Ayrıca söz konusu bu zirveye Suudi Arabistan'ın üst düzeyde katılım göstermemiş olması da çok değerlidir çünkü bu durum zaten bilinen ama yeterince yüzleşilmeyen bir meselenin vurgulanmasını sağlamıştır ve nitekim bu gelişme üzerine "havuz medyasında" Suudi Arabistan'a karşı ciddi eleştiriler yöneltildi, bu çok değerli bir gelişmedir. Elbette yeterli değildir ama küçük de olsa önemli bir gelişmedir.

Erdoğan AKP'sinin İsrail'le ticaretinin "iyi" durumda olmasının da, tüm çirkin görüntüye rağmen "nispeten" anlaşılır bazı tarafları olduğunu düşünüyorum. Öncelikle İsrail'in olası en sivri tepkilerini üzerine çekmeye karşı bir koruma kalkanı var bunun. Evet, bu işin içinde ciddi bir "korku", ciddi bir "kapasite yetmezliği" ve "ikiyüzlülük" sorunu var ama mevcut şartlarda olup olabilecek en iyi durum da bu belki. AKP İsrail'in topyekün üzerine çullanmasını istemiyor, tehditlerini aşırı ciddiye almasını istemiyor zaten, ama bir yandan da kendi tabanına ve genel olarak dünyaya karşı bir "havalanma" durumu var. Çirkin sayılabilecek bir durum ama olabilecek en kötü durum değil bence. Yani İsrail karşıtı söylemlerin tamamen sahte olduğunu düşünmüyorum, bir gerçekliği var, henüz arkası tam olarak doldurulamıyor ama doldurulmasına yönelik bir isteğin ifadesi var az çok, bu değerli birşey. Eh, işin ekonomik yanı da cabası tabi, çünkü gerçekten çok ciddi ekonomik kriz riskleri, tehditleri söz konusu. Denize düşen yılana sarılır misali, para/kaynak nereden gelirse gelsin çok değerli kabul ediliyor.

Bir de, her ne kadar Kılıçdaroğlu "Filistin bizim milli davamızdır, söylemek yetmez, yaptırım uygulamalı" gibi cakalar satsa da, aslında CHP'nin genel itibariyle Filistin davasına karşı gerçek bir ilgi ve empatisi olduğunu iddia etmek gerçeklerle pek bağdaşmayacaktır muhtemelen çünkü CHP-TSK ikilisi çok uzun zamandır devletimizin ABD ve İsrail'le olan onursuz ilişkisini en çok desteklemiş, halkın/tabanın iradesini bu faşist devletlere boyun eğdirmeye çalışmış kurumlar oldu. Erdoğan bir ileri bir geri de olsa, hiç değilse arada sırada sesini yükseltme cesareti gösteriyor. "Atatürkçülük" deyince mangalda kül bırakmayan CHP'nin ve TSK'nın, başta kendi ülkemiz olmak üzere dünya genelindeki ABD-İsrail faşizmine karşı, belki çok istisnai durumlar dışında hiçbir zaman doğru dürüst karşı duruş sergilememiş olması başlı başına bir utanç ve rezillik konusudur ve nasıl bazı dinciler "Allah" adıyla kandırıyorlarsa, bazı Atatürkçü odaklar da bizzat "Atatürk" adıyla çok sayıda insanı aldatmaya çalışarak Atatürk'ün savaş meydanında yenilgiye uğrattığı emperyalist güçlere hizmet ediyorlar.

AKP masum olmayabilir ama belli başlı Atatürkçü odakların da masum olduklarını düşünmüyorum kesinlikle. Ve bu iddia pek çok Atatürkçüye ne kadar batıcı gelirse gelsin, Erdoğan gerçekten de Atatürk'ün gerçek mirasına yakışır politikalar izleme konusunda özellikle son aylarda değerli bazı adımlar atıyor bence. Henüz söylemlerinin altını yeterince dolduramıyor olabilir ama o yönde somut çabaları ve aldığı somut bazı sonuçlar var, bunlara körlük taslanmamalı bence.

ABD'nin (ve dolayısıyla İsrail'in) baş rakibi denebilecek olan Rusya'yla ilişkiler hiç olmadığı kadar geliştirildi denebilir ve süreç devam ediyor.

En büyük karanlıklarının ciddi bir bölümünü Türkiye'de çevirmiş olan NATO denen faşist gruba karşı çok değerli bir karşı tavır sergilenmeye başlamıştır.

Özellikle Suriye Savaşına kadar, mezhepsel gerekçerle çok soğuk bakılan İran ve Irak'la özellikle ABD karşısında stratejik ortaklık geliştirme eğilimleri artmıştır ve bu çok değerlidir.

Tüm bu politikaları en çok Atatürkçü odakların desteklemesi ve savunması gerekirken, CHP-TSK ikilisi çok uzun zamandır bunun tam tersine tüm bu güçleri ezmeye çalışan ABD-İsrail şeytani ittifakının bir parçası olmaya adeta yemin ederek Atatürk'ü muhtemelen mezarında ters döndürüp durmuştur.

Halbuki Erdoğan AKP'sinin bu politikası, Atatürkçülerin ve pek çok diğer muhalif kesimin de kendi karanlıklarını / olumsuz karmalarını hafifletmek için bir fırsat yaratıyor olabilir, bunu ilerleyen günler gösterecektir, benim tahminim, ümidim budur.

bozadi

#8



bigsenfoni'nin üstteki ilk mesajına eklediği bu resmin biraz fazla hayalperest ve bir o kadar da marazi bir zihniyet tarafından çizildiği eleştirimi de paylaşmadan edemeyeceğim.

Resimde üstte soldan üçüncü bayrak Rusya bayrağıdır ve özellikle son yıllarda Putin Rusyasının global faşizme karşı mücadesi, ayakta alkışlanması gereken, insanlığın geleceğe ümitle bakmasına vesile olan bir mücadeledir. Hal böyleyken, Rus bayrağının Amerikan ve İsrail bayraklarının da bulunduğu bir dünya dolusu saldırgan arasında betimlenmiş olması bence gerçekçilikten ve iyi niyetten uzak bir yaklaşımdır.

Ayrıca "bütün dünya bize düşman" gibi bir anlayışı yansıtıyor ki, bu da yine pek gerçekçi ve sağlam bir ruh halinin yansıması değil. Özeleştiriden kaçmaya ve kaçırmaya çalışan bir eğilimi yansıtıyor. Yani "bende hiç sorun yok, hep başkaları yüzünden oluyor kötülükler" gibisinden bir anlayışa kaydırmaya çalışıyor bu bakış açısı ve bence zehirli bir bakış açısı bu. Kendi devletimizin global şeytanlarla çok uzun zamandır devam eden karanlık ilişkilerine körlük taslamaya teşvik eden son derece uyuşturucu ve zehirli bir propagandayı destekliyor. Ayrıca ülkeler/milletler arası birlik-beraberlik ruhuna inançsızlığı pekiştirmeye çalışan bir yönü de var. Bu da böl-yönet stratejisiyle hareket eden global faşistlerin ekmeğine yağ süren bir anlayışa hizmet eder ancak.

fidelista

#9
Bozadi kardes perdenin arkasını alıntılarla güzel ortaya koymus.