Trump: "Ortadoğu'ya Hiç Girmemeliydik" (26.11.2017)

Başlatan bozadi, 26 Kasım 2017, 20:03:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

26 Kasım 2017

ABD'de Soçi telaşı


Soçi Zirvesi'nde Türkiye, İran ve Rusya liderlerinin Suriye'deki krizin çözümü için ortaya koyduğu güç birliği, ABD'yi telaşlandırdı. 24 Kasım'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı telefonla arayan ABD Başkanı Trump, 'YPG'ye silah vermeyeceğiz' sözü verdi. Konuyla ilgili dün gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, "Trump'ın sözünü tutmasını bekliyoruz" dedi.




Türkiye'nin Suriye konusuna Rusya ve İran ile ittifak halinde yeni bir yola girmesi ABD'yi telaşlandırdı. Terör örgütü PKK-YPG'ye ağır silahlarla donatan ABD'den manidar bir çark geldi.

ABD Başkanı Donald Trump önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayarak Türkiye, Rusya ve İran liderleri arasında yapılan Soçi Zirvesi'ni, Suriye'de terör örgütlerine verdiği desteği ve Reza Zarrab davası başta olmak üzere ikili ilişkileri konuştu.

Görüşmeye ABD'nin terör örgütü PKK-YPG'ye verdiği silah desteği damga vurdu. Trump'ın görüşmede 'YPG'ye desteği keseceğiz' sözü verdi. ABD'den gelen bu beklenmedik açıklama, Suriye krizinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilen Soçi Zirvesi'ndeki işbirliğine çomak sokulmaya çalışılıyor şeklinde değerlendirmelere neden oldu.

YPG'yi tepeden tırnağa silahlandırmış olan ABD'den verilen bu sözün aslında çok bir anlamı yok. Çünkü zaten uzmanlara göre ABD'den YPG'ye verilmesi planlanan silahların tamamı verilmiş durumda.

Dolayısıyla bundan sonra asıl önemli olan PKK/YPG'nin elindeki ABD silahlarının ne olacağı konusu. ABD'den gelen açıklamalarda bu konuya hiç değinilmemesi dikkatlerden kaçmadı.

ABD'den açıklama geldi

ABD Ankara Büyükelçiliği, resmi Twitter hesabı üzerinden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesine ilişkin dün bir bilgi notu yayınladı.

Bilgi notunda yer alan açıklamada, "ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir telefon konuşması gerçekleştirmiştir. Görüşmede Başkan Trump, başta terörün her çeşidiyle mücadele ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi olmak üzere, ABD ile Türkiye arsındaki stratejik ortaklığı bir kez daha teyit etmiştir. Suriye konusunda iki lider, BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının uygulanması ve bu ülkedeki iç savaşın barışçıl yollarla çözümü için BM liderliğindeki Cenevre sürecinin desteklenmesinin önemini konuşmuşlardır. Başkan Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, insani krize son verilmesi, yerlerinden edilen Suriyelilerin evlerine dönmesine izin verilmesi ve kötü niyetli müdahalelerden, teröristlerin barındığı bölgelerden arınmış, birleşik bir Suriye'nin istikrarını temin edilmesi ihtiyacının altını çizmiştir. Daha önceki politikamızla da tutarlı bir şekilde Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Suriye'de sahalardaki ortaklara verilen askeri yardımla ilgili bekleyen düzenlemelerin yanı sıra, şimdi Rakka'daki savaşın tamamlandığı, DEAŞ'ın bir daha geri dönmeyeceğini temin edecek şekilde istikrar aşamasına doğru ilerlendiği konularında bilgilendirmiştir. Liderler aynı zamanda, ABD'den askeri ekipman alımını da görüşmüşlerdir" ifadeleri yer aldı.

Trump'a 'sözünü tut' çağrısı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün Antalya'da Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen görüşmeyle ilgili konuştu.

Çavuşoğlu, "Trump'ın sözünü tutmasını beklemek en doğal hakkımız"dedi.

Bakan Çavuşoğlu açıklamasında şunları kaydetti: "Şu soruyu soruyoruz: Neden bizim Fırat Kalkanı ile temizlediğimiz bölgelere Türkiye'den yaklaşık 100 bin insan gidiyor da YPG'nin kontrol ettiği bölgeye Kürtler gidemiyor? Kürt kardeşlerimizin nüfus belgeleri yakılıp yıkılmış. O terör örgütüne verilen silahların da PKK'nın eline geçtiği ortada. Cumhurbaşkanımız bunu net bir şekilde Trump'a iletti. Trump da net bir şekilde YPG'ye silah verilmeyeceğini söyledi."               

Bakan Çavuşoğlu daha önceki açıklamasında da "Trump bundan sonra YPG'ye silah verilmeyeceğini net bir şekilde söyledi" açıklamasında bulunmuştu.

Bakan Çavuşoğlu, Trump-Erdoğan görüşmesinin ilerleyen dakikalarında ABD Başkanı Trump'ın bir kez daha talimat verdiğini, bundan sonra YPG'ye silah verilmeyeceğini, bu saçmalığa daha önce son verilmesi gerektiğini net bir şekilde teyit ettiğini ifade etmişti.

Görüşmeye ilişkin Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada ise, "Türkiye ve ABD ilişkilerinin güçlendirilmesinin önemine de değinen iki lider, DEAŞ, PKK, FETÖ ve benzeri örgütler dâhil, tüm terör örgütlerine karşı birlikte mücadele etme konusunda mutabık kalmışlardır" denildi.

Trump'ta Ortadoğu pişmanlığı

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşme öncesinde Twitter hesabından "Ortadoğu'ya en başından girmemeliydik" açıklaması yaptı.

Trump'ın mesajı şu şekildeydi: "Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile karışıklığı miras aldığım Ortadoğu'ya barış getirmekle ilgili olarak görüşeceğim. Hepsini halledeceğim ancak bu, 6 trilyon dolara ve hayatlara mal olan bir hata. En başında oraya girmemeliydik."


Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#1
26 Kasım 2017

Esad'la kucaklaşmaya doğru




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Soçi'deki Türkiye-Rusya-İran zirvesinin ardından Türkiye'ye dönerken, Suriye ile bundan sonra nasıl bir izleneceğine dair önemli ipuçları verdi. Erdoğan, "Ankara-Şam arasında daha yakın bir temas, ortak çalışma ihtimali düşünülebilir mi?" sorusunu "Siyasetin kapıları, malumunuz, son ana kadar her zaman açıktır" diye cevapladı.

Bunun anlamı şudur: Türkiye, çok yakın biz zamanda Suriye ile diplomatik temas kurmayı deneyecek, elçiliklerin karşılıklı olarak açılması gündeme gelecek.

"Katil Esad, zalim Esad, cani Esad" söylemleri artık bitti.

"Esad gitsin" yerine 'kapılar açık' dönemi başladı.

Tabi, Beşar Esad, Türkiye'den gelen bu yeşil ışığa, Rusya ve İran'ın baskıları olsa da sıcak bakacak mı, geçmiş 6 yılın kan deryasını unutacak mı bilemeyiz ama kesin olan bir şey var:

Suriye-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem başlıyor.

Türkiye'nin bütün politikaları çöktü.

Türkiye için geçen 6 yıl 'korkunç kayıplarla dolu' (tabi Suriye için çok çok daha korkunç kayıplarla dolu) yıllar oldu.

Komşularımızı kaybettik, sınır güvenliğini kaybettik, dış politikadaki güçlü duruşumuzu, yurtta sulh cihanda sulhun büyük getirisini kaybettik.

Asker kaybettik (sadece El Bab'ta 70'den fazla asker), şehirlerimizin güvenliğini kaybettik (füze saldırıları sonucu Kilis alenen savaş ve göç bölgesi oldu).

 İhracatta Ortadoğu pazarını kaybettik(Suriye, Irak, Mısır, Yemen, Libya...).

4 milyon mülteciye harcadığımız 30 milyar dolarla, bir ülke bütçesi büyüklüğünde meblağı yanlış dış politikaların sonucu olarak heba ettik.

Türkiye'yi terör örgütlerinin cirit attığı bir ülke haline getirdik.

Suriye'de, Esad'ın devrilmesi gibi, uçuşa yasak bölge oluşturulması gibi, güvenli bölge tesis edilmesi gibi, ortak askeri harekât gibi, Rakka'ya girmek gibi, hiç olmazsa Halep'te, Bayırbucak'ta kontrolü sağlamak gibi, gibi, gibi "hiç bir talep, öngörü ve stratejimizi kabul ettiremedik."

Sonuçta Esad, babalar gibi savaştı, ülkesine çöken terörist şebekeleri birer birer tepeledi, adım adım zafere ulaştı ve nihayet barış masasına muzaffer bir komutan olarak oturmaya doğru gidiyor.

Türkiye ise BOP'a bağlanmanın feci sonucunu yaşıyor.

Erdoğan'ın "katil Esad" söyleminden 'siyasetin kapıları sonuna kadar açık' cümlesi bu sürecin acı hikâyesidir yaşanan.


Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#2
26 Kasım 2017

"Mesele Esad ya da rejim değil"


Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Suriye'yle ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı...




Suriye savaşını ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın yıkılması geretiğinin en sıkı savunucularından hükümete yakın Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Karagül "Bize el Kaide diyerek Afganistan'ı işgal edenler, bize Kaddafi diyerek Libya'yı parçalayanlar, bize Saddam diyerek Irak'ı harabeye çevirenler, bize Esad diyerek Suriye savaşını başlatanlar, bize DEAŞ diyerek sınırlarımızın sıfır noktasında yüzlerce kilometre 'Türkiye cephesi' kurdular" dedi.

"TÜRKİYE'NİN ESAD TAKINTISI OLMAMALI, REJİM TAKINTISI OLMAMALI"

Yıllarca Esad'a "Esed" diyen Karagül, bu tavrından da vazgeçti. "Irak ve Suriye parçalanacak hemen ardından "Türkiye cephesi" açılacaktı" iddiasında bulunan Yeni Şafak'ın genel yayın yönetmeni Karagül yazısını şöyle sürdürdü:

"Bundan o kadar eminlerdi ki, Suriye'nin parçalanmasını garanti görüp 15 Temmuz'da Türkiye'yi içeriden vurdular. İran sınırından Akdeniz'e uzanan terör koridorundan, o yabancı garnizon haritadan o kadar emindiler ki, aylardır Türkiye sınırlarına yığınak yapıyorlar.

Türkiye'nin Esad takıntısı olmamalı, rejim takıntısı olmamalı, Suriye'nin bölünmesine yönelik bütün girişimlere karşı bir tavrı olmalı. Çünkü mesele Esad'la, Suriye ile sınırlı değil. Çok daha büyük tehditler bölgeyi de Türkiye'yi de hedef almış durumda. Suriye'nin parçalanmasının "Türkiye Cephesi"ni açmak olduğunu artık biliyoruz.

Projenin bütün bölgeyi kapsadığını, bütün bölge için bölünme, parçalanma, şehir devletleri, garnizon ülkeler planları olduğunu biliyoruz. Öyleyse, bize gösterilene değil, görmemiz gerekene yönelmek zorundayız. ABD'nin, İngiltere'nin, İsrail'in ajandasına değil, kendi ülkemizin ajandasına göre hareket etmek zorundayız."

"BU İNİSİYATİF TEŞVİK EDİLMELİ"

Soçi Zirvesi'nden sonra yapılan açıklamaya da değinen Karagül şu ifadeleri kullandı:

"Soçi'deki zirve bu açıdan çok önemliydi. Son otuz yıldır bölgeye yönelen o uğursuz rüzgarı tersine çevirecek belki de ilk örnekti. Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyine yönelik çokuluslu hesapların bozulabildiğini, bozulabileceğini gördük. 1991 Körfez Savaşı'ndan bu yana devam eden bir dalganın durdurulabileceğinin işaretini aldık.

Başından beri Türkiye-İran ve Suudi Arabistan tarafından çözülebilecek bir sorun yüzünden dört yüz bin insan öldü, altı buçuk milyon insan yerinden oldu, şehirler harabeye döndü. Ama geç de olsa, bu sorunun çözülebilmesi, savaşın durdurulabilmesi, son otuz yılda ilk kez oluyor. Bu inisiyatif teşvik edilmeli."

"SAVUNMA CEPHESİ SURİYE'NİN BÜTÜNLÜĞÜDÜR"

Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül yazısını şöyle noktaladı:

"Suriye'nin bütünlüğü, siyasi birliği, yeni anayasa, şeffaf seçim, ülkenin terörden arındırılması... Soçi'den çıkan ilk sonuçlar böyle... Bu daha ilk adım. Bu, coğrafyanın tamamına yönelik yeni saldırı hazırlıklarından önceki ilk umut verici gelişme. Devamı gelmeli.

Türkiye açık bir tehdit altında, hatta açık saldırı altındadır. Öyleyse savunma cephesi Suriye'nin bütünlüğüdür. Bu da Türkiye için ilk adımdır. Devamı gelmeli, Türkiye'nin savunma hatları güçlendirilmeli.

Bedeli ne olursa olsun, ne gerekiyorsa gereksin, mücadele Türkiye'yi korumaktır!
"


Kaynak: OdaTV


bozadi

#3
Birilerine "Günaydın"! Acı içinde uyanacakları karanlık fantazilere tekrar dalmazlar inşallah. Çok şükür, şu anda gidişat iyiye doğru, böyle devam etmesi umulur.

Erdoğan çok yanlış yapıyor ama pek çok ciddi yanlışından döndü ve bu dönüşler belki de başka türlü düzelmeyecek bazı sorunların çözülmesine yardımcı oldu gibi görünüyor. Uzun süre Türkiye'nin başını yiyen Fethullah mafyasının bu sayede büyük ölçüde çökertildiğine inanıyorum.

Erdoğan'ın başlangıçtaki Suriye politikası feci şekilde yanlıştı belki ama Erdoğan bizzat o yanlışın bazı derinlikleriyle yüzleşmek zorunda kaldığı içindir ki, devletimiz bugün Rusya ve İran gibi iki bölgesel süpergüçle ittifaka yöneliyor, ABD'nin, Avrupa'nın karanlık yüzüne ve onların kirli silahı NATO'ya restler çekiyor, bu durum giderek ciddileşiyor. Böyle "Suriye yanlışına" can kurban olsun!

Çünkü ne CHP, ne MHP, ne de diğer anaakım partiler böylesine doğru ve gerekli birşeye cesaret edemezlerdi. MHP geçmişte NATO'yla ve temsil ettiği karanlıklarla işbirliği konusunda ciddi yanlışlar yaptı, çok şükür ki şimdi AKP'nin doğru politikasını destekliyor.

CHP de o karanlıklarla çokça işbirliği/emirerliği yaptı. İnşallah Erdoğan'ın bu konuda devrimsel bir şekilde dönüş yaptığı yanlıştan CHP de döner, geçmişin özeleştirisini yapar. Erdoğan AKP'sinin bu konudaki alkışlanacak politikalarına körü körüne bok atmaya çalışmak yerine ders almaları gerekiyor. Helal olsun Dinci AKP'ye ve yazıklar olsun sözde Atatürkçü/antiemperyalist CHP'ye!

bozadi

#4
Esad'ın çok yanlışları olmuş olabilir ama çok çok önemli de bir doğrusu var ki, o da ülkesinde ve bölgesinde faşist ABD-İsrail politikalarına, yani Global Şeytanlara var gücüyle direnmesi oldu. Birileri bunun anlamını, hayati değerini yeni yeni idrak etmeye başlıyor. Allah tamamına erdirsin.

bozadi

#5
Bu arada, üstteki ilk haberin sonlarında geçen, Trump'ın "Ortadoğu'ya hiç girmemeliydik" sözü, ABD derin devletine yönelik bir "iğneleme" sanırsam. Trump her ne kadar o güçlere ciddi oranda boyun eğmiş olsa da, "kalben" onların tarafında değil sanırım, K'ların dediği gibi.

bozadi

#6
26 Kasım 2017

Rusya Suriye'de cami onarıyor


Rusya'nın Suriye'deki çatışmalar sırasında büyük zarar gören UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki Halep Ulu Camii'nin (Emevi Camii) restorasyonuna mali destek verdiği belirtildi.




El Nusra Cephesi (yeni adıyla Fetih el Şam) militanları tarafından yağmalanan ve büyük yıkıma uğratılan tarihi caminin restorasyonunu gerçekleştiren mimar ve tarihçi Sahar Elyabi, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, şu anda uzmanların camide oluşan zararı tespit etmek için çalışma yaptığını söyledi.




Restorasyonu nasıl gerçekleştireceklerini henüz belirleyemediklerini kaydeden Elyabi, "Zira ana girişteki kapılar ve pencereler Suriye'de yetişmeyen bir ağaçtan yapılmış. Mermi ve patlayıcıların taş duvarlarda açtığı delikleri ve göçükleri eski haline getirebilmek için ciddi bir planlama sürecinden geçiyoruz. Bu çok zor bir görev"dedi.

Bu arada Elyabi, UNESCO'nun caminin restorasyonu için Halep'e yardım etmediğini, Rusya'nın ise tarihi mirasın yenilenmesi için maddi destek verdiğini vurguladı. Elyabi, gerekli görülmesi halinde Rusya'nın inşaat işçisi gönderme sözü verdiğini de kaydetti.
Militanlar, Ulu Camii'nin 45 metrelik minaresini yıkmış, caminin altında tünel kazmış ve camiyi bombalamıştı.

Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#7
24 Kasım 2017

Katar Dışişleri Bakanı: Suudi siyaseti Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırıyor


Katar Dışişleri Bakanı, Suudi Arabistan'ın Ortadoğu siyasetine sert bir eleştiri yöneltti.




Katar ile Körfez ülkeleri arasındaki gerilim sürüyor.

Middle East Eye'da yer alan habere göre, Muhammed bin Abdurrahman el-Thani, Riyad'ın Ortadoğu siyasetine sert eleştiriler getirdi.

Londra'da gazetecilere konuşan Muhammed, Suudilerin Yemen ve Lübnan siyasetinin Ortadoğu'yu böldüğünü ve "terör" için uygun ortam yarattığını söyledi.

Suudilerin Yemen'de insani bir felaket yarattığını, bir çıkış stratejisi olmadan Katar'a saldırarak Körfez'i böldüğünü ve Lübnan Başbakanı'na istifa etmesi için baskı yaparak iktidar boşluğu yarattığını söyleyen Katarlı diplomat, bunun Ortadoğu istikrarına katkı sunmadığını belirtti.


Kaynak: soL

bozadi

#8
Katar da tıpkı Türkiye gibi kısa süre öncesine kadar Global Faşistlere hizmetkarlık ederken, şaşırtıcı bir dönüş yapma eğilimi sergileyen süpriz ülkelerden biri oldu, inşallah devamını getirirler. Global Faşistlerin "büyük İslami üssü" durumundaki Suudi Arabistan'ın karanlık politikalarına ciddi bir muhalefet sergilemeye başlayarak şeytani ağda bir yırtık daha açılmasını sağlamış oldu.

bozadi

#9
24 Kasım 2017

Netanyahu: İsrail, gizlice Arap ülkeleri ile iş birliği yapıyor


İsrail Genelkurmay Başkanı'nın Suudi Arabistan'la istihbarat paylaşımına hazır oldukları ve İsrail Enerji Bakanı'nın, Suudi Arabistan ile ülkesinin İran'a karşı 'gizli iletişim halinde olduğunu' söylemesinin ardından Başbakan Benyamin Netanyahu'dan açıklama geldi. Netanyahu "Arap ülkeleriyle sonuç veren iş birliği genellikle gizli" dedi.




İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Ben Gurion'ı anmak için düzenlenen bir etkinlikte konuşan Netanyahu, İsrail'in bazı Arap ülkeleri ile 'gizli iş birliği' içinde olduğunu doğrulayarak bu uygulamaların gelişerek artmasını umut ettiğini belirtti.

"Arap ülkeleriyle sonuç veren iş birliği genellikle gizli" diyen İsrail Başbakanı bu bağların 'daima gizlilik içinde yürütüldüğünü' söyledi.

'AKSİ TAKDİRDE YABANCI KÖLECİLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA KALIRLAR'

Ynet internet sitesinin aktardığına göre İsrail Başbakanı "Ben Arap ülkeleri ile olan bu ilişkilerin gelişmeye devam edeceğine ve barış alanının genişlemesi sonucunu vereceğine inanıyorum. Komşu ülkelerin sakinleri bizimle iş birliği yapacak çünkü aksi takdirde yabancı kölecilerle iş birliği yapmak zorunda kalırlar" dedi.

İsrail, Körfez'deki monarşilerle ve bölgedeki diğer Müslüman ülkelerle İran'a karşı 'ortak çıkar ve tehditlere' vurgu yaparak iş birliği yapıyor.
İsrail'in resmi olarak bölgede sadece Mısır ve Ürdün ile diplomatik ilişkileri var. Geçen hafta İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz Tel Aviv'in ' birçok Müslüman ve Arap ülkesi ile gizli ilişkileri' olduğunu ifade etmişti.

Kasım başında da İsrail Genelkurmay Başkanı General Gadi Eizenkoy, Suudi Arabistan'ın Alaf gazetesine verdiği demecinde, ülkesinin İran konusunda Suudi Arabistan ile 'istihbarat paylaşımı yapmaya hazır olduğunu' duyurmuştu.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#10
25 Kasım 2017

Guterres'ten Olası İsrail-Hizbullah Çatışması Uyarısı


Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Hizbullah ile İsrail arasında yeni bir çatışma yaşanma olasılığının yükseldiği uyarısında bulundu.




Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Hizbullah ile İsrail arasında yeni bir çatışma yaşanma olasılığının yükseldiği uyarısında bulundu.

Guterres, BM Güvenlik Konseyine sunulan ve Hizbullah'a silah transferinin "düzenli olarak" sürdüğünü gösteren rapora, Hizbullah üyeleri ile İsrailli yetkililerinin tehditkar söylemlerine atıfta bulunarak, bunların "yanlış anlaşılma ve çatışmayı tırmandırma riskini artırdığını" söyledi.

BM Genel Sekreteri, 2006 yılında savaşa giren taraflara "daima itidalli hareket etme" çağrısı da yaptı.

Hizbullah ile İsrail arasında 2006'daki savaşı sona erdiren BM kararında, Hizbullah ve Lübnan'daki diğer tüm militanlardan silahsızlanmaları ve seferberliği kaldırmaları isteniyor.


Kaynak: Haberler

bozadi

#11
24 Kasım 2017

İran Devrim Muhafızları Komutanı: Ortadoğu'da yeni bir savaş İsrail'in yok edilmesi ile sonuçlanır


İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, dün yaptığı açıklamada bölgede yeni bir olası savaşın 'İsrail yok edilmesi' ile sonuçlanacağını söyledi. Caferi, böyle bir durumda Filistinli Hamas örgütü ile Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı 'direniş cephesi' ile birlikte hareket edeceğini vurguladı.




İran medyasının aktardığına göre Caferi, çok sayıda İran Devrim Muhafızları'nın alt kolu olan gönüllü Besic milisinin katıldığı etkinlikte yaptığı açıklamada bölgede olası bir yeni savaşın 'İsrail'in yok oluşu' ile sonuçlanacağını savundu.
Caferi "Bugün yeni bir savaşın İsrail'in yok edilmesi ile sonuçlanacağını söylemek kanıtlanmış bir iddia" ifadelerini kullandı.

'ARTIK BÜYÜK DİRENİŞ CEPHESİ OLUŞTURULDU'

2008'de Hamas ile İsrail arasındaki savaş ile 2006'daki Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşa atıf yapan Caferi, 'İsrail'in 33 Gün Savaşı ile 22 Gün Savaşı'nda direniş cephesinin gücünün bir kısmını gördüğünü' söyledi

"Artık büyük direniş cephesi oluşturuldu. Bu iddia da kanıtlandı" diyen İran Devrim Muhafızları komutanı Caferi, Lübnan Hizbullah'ının saldırıya uğraması halinde 'direniş cephesinin' diğer bileşenlerinin onun yardımına gideceğini söyledi.

'DİRENİŞ CEPHESİNİN KADERİ BİRBİRİNE BAĞLI'

Caferi "Direniş cephesinin kaderi birbirine bağlı ve hepsi birleşmiş halde. Eğer İsrail onun bir parçasına saldırırsa diğer parçası yardıma gelir" ifadelerini kullandı.

Caferi aynı konferansta Suudi Arabistan'dan birkaç gün önce yapılan Hizbullah'ın silah bırakması önerisinin 'müzakere edilemez' olduğunu da söylemişti.

Caferi "Hizbullah, Lübnan'ın düşmanlarıyla —ki bu düşman, İsrail- savaşmak için silahlı olmak zorunda. Lübnan'ın emniyetini korumak için en iyi silahlara sahip olmaları lazım. Bu mesele müzakere edilemez" demişti.

Caferi'nin sözleri Lübnan Başbakanı Saad el Hariri'nin Suudi Arabistan'da istifa ederek Hizbullah'ı ve İran'ı, Arap ülkelerinin işlerine karışmakla suçlamasının ardından gerilimin yükseldiği bir dönemde yapıldı.

Hariri istifasını Cumhurbaşkanı Mişel Aun'un isteği üzerine askıya almıştı.
Pazar günü Suudi Arabistan'ın önerisiyle toplanan Arap Birliği ise, Irak ile Lübnan'ın karşı çıkmasına rağmen sonuç bildirgesinde Hizbullah'ı "Arap ülkelerinde terörizmi ve aşırıcı grupları gelişmiş silah ve balistik füzeler ile desteklemekle' suçlamıştı.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt da "İran'ın tehditleri tüm sınırları aştı ve bölgeyi tehlikeli bir cehenneme itti" ifadelerini kullanmıştı.

SUUDİ VELİAHT PRENS: HAMANEY, ORTADOĞU'NUN YENİ HİTLER'İ

ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times'a bir röportaj veren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i 'Ortadoğu'nun yeni Hitler'i' olarak niteledi.

Aynı zamanda ülkesinin savunma bakanı olan Veliaht Prens "İran'ın dini lideri Ortadoğu'nun yeni Hitler'i. Ama biz Avrupa'dan düşman karşısında ödün vererek geri çekilmenin işe yaramadığını öğrendik. İran'ın yeni Hitler'inin Avrupa'da yaşananları Ortadoğu'da tekrarlamasını istemiyoruz" dedi.

Kaynak: Sputnik