Referandum Sonrası Erdoğan'dan Barzaniye Tepki (26.9.17)

Başlatan bozadi, 27 Eylül 2017, 14:46:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

26 Eylül 2017

Referandum Sonrası Erdoğan'dan Barzaniye Tepki:
Senin Bağımsızlığını Kim Tanıyacak


IKBY'deki referandumla ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yüzde 90 ile onaylanmış. Senin bağımsızlığını kim tanıyacak, dünya İsrail'den ibaret değil." diyerek tepki gösterdi.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen "2017-2018 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni"nde konuştu. IKYB'nin sözde referandumunu değerlendiren Erdoğan, "Yüzde 90 ile onaylanmış. Kim tanıyacak, dünya İsrail'den ibaret değil." dedi.
İşte Erdoğan'ın konuşmasının o kısmı:

KUZEY IRAK'TAKİ REFERANDUM SONUÇLARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA

Bir süredir yeni bir krizle daha karşı karşıyayız. Kuzey Irak bölgesel yönetimi, referandumu yapmakta ısrarcı davrandı. İsrail dışında girişimi destekleyen ülke ve uluslararası kuruluş da yok. Yeni çatışmaların habercisi olmaktan başka anlam taşımıyor. Yüzde 90-91 ile onaylanmış, bunun kıymeti harbiyesi var mı? Kim tanıyacak? Dünya İsrail'den ibaret değil. Kosova'yı 114 ülke kabul etti ama hala sıkıntı içinde. Sen bir İsrail ile neyi elde edeceksin?

"ATACAĞIMIZ BİRÇOK ADIMI BUNDAN SONRA İSRAİL'LE DE ATAMAYIZ"

Biz yaptık, oldu ile olacağını zannediyorlar, olmayacak ya, olamayacak zaten. Yaptırımları uygulamaya başladığımızda ortada kalacaksın. Vanayı kapadığımızda iş bitti. Tırlar Kuzey Irak'a çalışmadığı anda bunlar yiyecek bulamayacaklar. Mecburuz, yaptırım. Bunlara İsrail neyi, nereden, nasıl gönderecek? Bunu gözden geçirmedikçe atacağımız birçok adımı da bundan sonra İsrail ile de atamayız. Bunlar kendilerinden başka kimseyi tanımıyorlar.

"KATILIM ORANI DA ÇIKAN SONUÇLAR DA ŞAİBELİDİR"

Biz son ana kadar Barzani'nin böyle bir yanlışa düşeceğine ihtimal vermiyorduk, demek yanılmışız. Alınan bu karar açıkçası ülkemize de ihanettir. Bu mesele Barzani'nin iddia ettiği gibi "Kürtlerin hakkı" meselesi değildir. Eyalet olarak varlığını sürdür ne gerek var bu yollara girmene? Türkmenler, Araplar sandığa gitmedi. Referandumu Kuzey Irak yönetimi gerçekleştiriyor. Kutlamayı PKK'lılar yapıyorsa orada masumiyet de meşruiyet de yoktur. Katılım oranı da çıkan sonuçlar da şaibelidir. Bugün sizi kışkırtanlar yarın çekip gidecekler unutmayın. Şu anda bunların durumu aynen deve kuşunun haline döndü. Tarihte elimizde belgeler var bunlarla ilgili şimdi onlar meydana çıktı. Bu belgeler çok açık net artık müzakere edilmeye, gündeme gelmeye başlayacak.

"EKONOMİK YAPTIRIMLARDAN ASKERİ SEÇENEKLERE KADAR HER ŞEY ŞU ANDA MASADA"

Ekonomik yaptırımlardan askeri seçeneklere kadar tüm yaptırımlar masadadır. Bunların hiçbirine gerek kalmadan Kuzey Irak yönetimi ümit ediyorum aklını başına alır.

Kaynak: Haberler


bozadi

25 Eylül 2017

Kemal Kılıçdaroğlu:
Süratle Irak merkezi yönetimi ile Türkiye ve İran bir araya gelmeli


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Süratle Irak merkezi yönetimi ile Türkiye ve İran'ın bir araya gelerek soruna ortak çözüm üretmeleri gerekir. Eğer ortak çözüm üritilebilirse Türkiye bu konuda önemli mesafe alabilir.




CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin tartışmalı referandumuna ilişkin, Irak merkezi yönetimi ile Türkiye ve İran'ın bir araya gelerek soruna ortak çözüm üretmesinin önemine değinerek, "Eğer ortak bir çözüm üretilebilirse Türkiye bu konuda önemli mesafeler alabilir." dedi.

Kılıçdaroğlu, İstanbul'a hareketi öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda, AA muhabirinin, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin tartışmalı referandumuna ilişkin sorusunu yanıtladı.

Gündemlerindeki en önemli konunun söz konusu referandum olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Bu konuda Türkiye milli bir duruş sergiledi, parlamento da bu duruşun arkasında durdu. Önümüzdeki günlerde yapılması gereken iki önemli şey var. Bunlardan birincisi, Türkiye'de hükümetin ortak ses çıkarması. Üzülerek ifade edeyim farklı sesler çıkıyor. Bu Türkiye'nin itibarına zarar veriyor. İkinci önemli atılması gereken adım, süratle Irak merkezi yönetimi ile Türkiye'nin ve İran'ın bir araya gelmesi ve bu soruna ortak çözüm üretmeleri. Eğer ortak bir çözüm üretilebilirse Türkiye bu konuda önemli mesafeler alabilir."

Kaynak: mynet


bozadi

Bu Barzani meselesi AKP iktidarının/Türkiye'nin ABD ve İsrail ekseninden uzaklaşıp Irak ve İran'la ve yine dolaylı olarak Rusya ve müttefikleriyle ittifakını güçlendirmesi için önemli bir fırsat yarattı gibi görünüyor. Evet, AKP Barzani konusunda çok masum sayılmaz, özellikle son derece karanlık şartlarda sürdürülegelmiş görünen petrol alışverişi nedeniyle Barzani'yle arayı hep sıcak tuttu ama Fethullah'la yapılan tangonun bir benzeri de Barzani'yle yapılıyor sanki ve ilişkiler giderek kopuyor. Ve Fethullah'la yapılan kirli dansın (büyük ölçüde) bitirilmesi nasıl ülke için çok hayırlı bir gelişme olduysa, Barzani'yle olan çıkar ilişkisinin tersine dönüyor olması da bir o kadar olumlu sonuçlar doğuracaktır bence. İşte, en önemlisi Irak merkezi yönetimi ve İran'la bu Barzani/referandum konudaki politika tamamen uyumlu olduğu için, bu ülkeler arasındaki ilişkinin geliştirilmesi için de bir fırsat yaratıyor bu durum. Irak'la daha kısa süre önce Başika üssü ve benzer nedenlerle şiddetli bir çatışmanın eşiğine gelmiştik, şimdi ise Barzani'ye karşı ortak askeri tatbikat yapılmasından bahsediliyor. İran zaten referandum kararından sonra en güçlü karşı yaptırımları gerçekleştirmeye başladı.

Çok ilginçtir, Erdoğan AKP'si bir süre öncesine kadar yaratılmış olan kurtlar sofrasında Suriye'nin kuzeyinden toprak kapma hesapları yaparken, şimdi Suriye'nin kuzeyinde bir özerk Kürt devleti kurmayı amaçlayan SDG'nin düşmanı olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünün sözcüsü haline geldi. Aynı şey şimdi Kuzey Irak için geçerli hale geldi denebilir. Erdoğan daha önce dost olduklarıyla düşman ve daha önce düşman olduklarıyla dost hale gelebiliyor ve bana sorarsanız bu süreç gayet güzel/isabetli bir yönde gidiyor. Sonunda Erdoğan Atatürkçülerle gayet uyumlu bir çizgiye gelirse şaşırmam. Bu ülkenin hayrı için olması gereken de bu. Hepimizin ortak düşmanları olan ve yüzünü en çok ABD-İsrail merkezli olarak gösteren İlüminati sülüklerine karşı birleşmek.


gerçek tosun paşa

Babamın deyişiyle Erdoğan günü gelecek en büyük Atatürkçü olacak. :) Şaka bir yana forumda uzun süredir konuştuğumuz gibi Kürt devleti bazında Büyük İsrail Devleti planlarının her şeye karşı devam ettiğini ve devam edeceğini düşünüyorum. Dünya yine ortadoğu dinamiklerini öne sürerek kutupsallaşıyor. Olaylar çok hızlı gelişiyor buraya çok dikkat etmek lazım. AKP ve MHP nin çok sert bir tepkisi söz konusu. Başbakan Yıldırım daha halkı sakinleştirici telkinlerde bulunuyor ama açıkçası bu gerilimin giderek tırmanacağını ve Türkiye İran Rus karşıtı derin yaptırımların önümüzde ki günlerde karşımıza çıkacağını göreceğiz gözleri dört açmakta fayda var.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Babamın deyişiyle Erdoğan günü gelecek en büyük Atatürkçü olacak. :)
Valla mümkün bence :)


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Türkiye İran Rus karşıtı derin yaptırımların önümüzde ki günlerde karşımıza çıkacağını göreceğiz gözleri dört açmakta fayda var.
Her zaman karşımızdaydılar ve her zaman içimizden bizi yiyorlardı. Şimdi bu sadece "yüzeye çıkıyor" ve bu hepimiz için çok faydalı bir gelişme sayılır çünkü ideolojik olarak bölünüp birbirine düşürülmüş olan halk kesimleri ortak düşman karşısında işbirliği yapma gereği duyacaktır.

Erdoğan aslında bir ideoloji adamı değil. O kadar bilgisi de yok, niyeti de. Erdoğan ilkel dürtülerin, basit çıkar hesaplarının adamı. Bu ülkeye lazım olan da bu. Lüzumsuz ideolojik tartışmalar yapmaya, ayrıntılarda boğulmaya hiç gerek yok. Uyanılması gereken tek bir basit gerçek var. Egemen global güçler tüm dünya insanlığını olduğu gibi bizi de parçalıyor, sömürüyor, işkence ediyor. ABD-İsrail devletleri perde arkasındaki sömürücü global güçlerin "yüzü" adeta. O yüzden, bu güçlerin kötülüğüne ve üzerimizdeki kontrolüne itiraz etmek, bu konuda bilinç artırıp direnç ve karşı mücadele geliştirmek, bu ülkenin de, tüm dünya ülkelerinin de kurtuluşunun temel yolu.

Erdoğan AKP'si tüm çelişkilerine, yozlaşmışlıklarına ve karanlıklarına rağmen bu en basit ve en önemli konuda giderek doğru bir duruş sergiliyor. Parti kavgası kardeş kavgası gibi birşey. Bunu körü körüne sürdürmenin anlamı yok. Ortak doğrularda işbirliği yapmanın yollarının zorlanması gerek. CHP AKP'ye karşı olan protestolarının çoğunda haklı olsa bile, kendi geçmişinde aynı konularda çok daha büyük karanlıkların olduğu gerçeğiyle yüzleşemedikçe AKP'ye körü körüne küfretmekten, boşu boşuna yırtınmaktan ileri gidemez. İki parti de masum değil ve ikisi de kendi karanlıklarıyla doğru dürüst yüzleşmiyor. Dolayısıyla kavgalarının doğru bir yönde gitmesi pek mümkün değil. O yüzden, ortak düşmana karşı işbirliği en doğru rota. Ve Erdoğan AKP'si pek çok karanlıklarına rağmen şu anda o doğru yöne belki küçük ama önemli adımlar atıyor. Bu tüm partileri, tüm Türkiye'yi birleştirebilecek bir yol. Bu, hayatımızın en basit ve en büyük olumsuzluğuyla yüzleşmenin ta kendisi. Dünyanın sömürücü egemenlerinin üzerimizdeki kirli pençelerini çekmesi için mücadelede birleşmek.

bozadi

1 Ekim 2017

Genelkurmay Başkanı Akar İran'da


Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, İranlı mevkidaşı Muhammed Bakıri'nin davetlisi olarak Tahran'a gitti.




Özel uçakla akşam saatlerinde Tahran'a gelen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'ı Mihrabad Havalimanı'nda İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı, Uluslararası İşlerden Sorumlu Tuğgeneral Kadir Nizami, Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin ve Askeri Ataşe Albay Ömer Özgül karşıladı.
Yarın sabah saatlerinde düzenlenecek resmi askeri törenin ardından Akar ve İranlı mevkidaşı Bakıri'nin sınır güvenliği, terörle mücadele ve bölgesel konularda görüş alışverişinde bulunacakları belirtildi.

Akar'ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ve Savunma Bakanı Emir Hatemi ile de bir araya gelmesi planlanıyor.

Kaynak: Sputnik


bozadi

4 Ekim 2017

Türkiye-İran ilişkileri: Geçici dostluk mu müttefiklik mi?


Suriye ve IKBY'deki son gelişmelerin aynı görüşte buluşturduğu Türkiye ve İran'ın ikili ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Tahran'a yapacağı ziyaretle yeniden gündeme geldi. Uzmanlar, Türkiye-İran ilişkilerinin yakın geleceğini Sputnik'e değerlendirdi.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin daveti üzerine Çarşamba günü Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İş birliği Konseyi'nin dördüncü toplantısına katılmak üzere İran'a gidiyor. Erdoğan, yarınki resmi ziyareti kapsamında İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Ruhani ile görüşecek. Ziyaret, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) gerçekleşen referandumda bağımsızlık çıkmasının ardından bölgede yükselen gerginliği takip etmesi itibarıyla önemli. Zira, Tahran, referandumdan bir hafta önce 'Irak'ın toprak bütünlüğünü destekledikleri' gerekçesiyle hava sahalarını ve kara sınırlarını IKBY'ye kapattıklarını açıklamıştı. Tahran'ın "Irak güçleri, IKBY'nin Türkiye ve İran'a açılan sınır kapılarına doğru hareket etmeyi planlıyor" şeklindeki bir diğer açıklamasıysa, Türkiye ve İran arasındaki olası tam mutabakatı destekler nitellikteydi. Başka bir deyişle süreç, Rusya'nın da önemli rolünün etkisiyle, Suriye'de Devlet Başkanı Beşar Esad'ın müdahil olduğu denklem konusunda mutabakat sağlayan iki ülkeyi, Irak konusunda da aynı fikir çerçevesinde bir araya getirdi. Suriye'de olduğu gibi Irak'ta da toprak bütünlüğünün önemine vurgu yapan iki ülke, uzun yıllar sonra ilk defa bölgenin geleceğine ilişkin çok benzer beklentiler ve istekler içerisinde. Erdoğan'ın Çarşamba günü Tahran'a gerçekleştireceği ziyareti bütün bu değişkenleri göz önüne alarak değerlendiren uzmanlara göre, iki taraf ellerindeki şansı iyi değerlendirdiği takdirde süreç iki ülkeyi stratejik bir ortaklığa götürebilir.

'TÜRKİYE VE İRAN ORTAK TEHDİT ALGISI İÇERİSİNDE'

Erdoğan'ın gerçekleştireceği Tahran ziyaretini Sputnik'e değerlendiren ANKA Enstitüsü Başkanı Rafet Aslantaş'a göre ziyaret, Ruhani'nin 16 Nisan 2016'da Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyarete iade niteliği taşıdığı ifade edilse de dönemsel gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda çok farklı bir anlam içerdiğine işaret ediyor. Ziyaretin hem IKBY'de 25 Eylül 2017 günü gerçekleştirilen referandum hem de Astana süreci kapsamında yürütülen eş güdümlü çözüm çalışmaları açısından önemli olduğuna işaret eden Aslantaş, iki ülkenin ortak tehdit algısı içerisine girmiş olduğunu dile getirdi:

"(IKBY Başkanı Mesud) Barzani önderliğinde yürütülen referandum süreci öncesi ve sonrasıyla gerek Türkiye gerekse İran için yakın ve önemli bir güvenlik sorunu. Her ne kadar Barzani cephesinden yapılan açıklamalar, referandumun ne Türkiye ne de İran için bir tehdit teşkil etmemesi gerektiğinin altını çizse de bu iki ülke için de inandırıcı değil."

'OLASI KÜRT DEVLETİNE DİRENÇ GÖSTERİLMESİ KAÇINILMAZ'

Türkiye ve İran'ın Irak'tan gelmesi olası benzer tehdit beklentisi içerisinde olduğuna işaret eden Aslantaş "İran açısından bakıldığında Irak kısmi bir etki ve yoğun bir ilgi alanı olarak görülebilir. Uzun yıllardır Irak merkezi devlet yapısı üzerinde İran'ın doğal bir nüfuzu bulunmaktadır. İran bu tür nüfuz alanlarıyla öncelikle ülkesinin yakın emniyetini garanti altına almak ve mümkünse 'Şii Hilali' tanımlamalı yayılmacılık stratejisini sürdürmek istiyor. Tahran, bu avantajı kaybetmek isteyecek gibi görünmüyor. Kaldı ki kendi kontrolünde olmayacak ve hatta bir adım sonra ülkesindeki ayrılıkçılığı hareketlendirebilecek "Kürt devleti" oldu direnmesi çok olası. Türkiye ise bir taraftan 30 yılı akın bir süredir devam eden PKK terörü, diğer yandan Suriye kuzeyinde yaratılan sözde kantonlarda yapılan sözde yerel seçimler ve son olarak Barzani kaynaklı referandum üst üste konduğunda, olayların kontrolsüz bir sürece evrildiği görülmektedir. Her ne kadar karşı cephede güçlü bir devlet yapısı olmasa da tüm bu projelerin arkasında güçlü devlet yapılarının olduğu ortada" dedi.

Aslantaş "Bu açılardan ele alındığında Türkiye ve İran beliren ortak risk ve tehdide göre tedbirler geliştirmek durumunda kaldı. Tedbirlerin müştereken alınması ve Irak Merkezi Devleti ile birlikte yürütülmesi kaçınılmaz hale geldi. Bu noktada samimiyet ve süreklilik önemli" diye ekledi.

'BÖLGE ÜLKELERİ KAYBEDEN OLMAMAK İÇİN ÇABALAMALI'

Astana görüşmelerinde de somut bir sonuca ulaşılmak üzere olduğunu söyleyen Aslantaş " Bu noktadan bakıldığında Rusya'nın kararlı tutumuyla Türkiye ve İran'ın jeopolitik çıkarlarına göre asgari müştereklerde birleşmeye başladığını söyleyebiliriz. Ortak çalışma ve çözüm iradesinin Irak kuzeyine kadar genişletilmesi sürpriz olmayabilir" diye konuştu.

Bölge ülkelerinin yakın geleceğin kaybedenleri olmaması için çabalarını sürdürmesi gerektiklerine işaret eden Aslantaş "Sonuç olarak Türkiye ve İran'ın ortak risk ve tehdit algısı hissettiğini söyleyebiliriz. Ancak iki ülke açısında işler zorlaşmaktadır. Küresel aktörler Suriye ve Irak'ta nüfuz alanı paylaşımı yapıyorlar. Bölgedeki tüm devletler bu durumdan fazlasıyla etkileniyor. Önümüzdeki dönemde içine Kafkasya'yı da alan büyük pazarlıklar görebiliriz. İşte bu noktada bölge ülkeleri olası kaybeden olmamak için çaba harcamak zorunda kalacaklar. Tabii sürecin ana kriteri, ilişkilerdeki samimiyet ve süreklilik" ifadelerini kullandı.

'İLİŞKİLERDEKİ İNİŞ ÇIKIŞA RAĞMEN TARAFLARIN KARARLILIĞI KAYDA DEĞER'

Sputnik'e konuşan bir diğer isim Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) İran Uzmanı Bayram Sinkaya'ya göreyse, görüşme her ne kadar başta ekonomi alanı olmak üzere ikili ilişkileri daha iyiye götürecek nitelikte olsa da; stratejik düzeyde bir siyasi iş birliğinin habercisi olmak için çok erken.

Türkiye ve İran'ın ilişkilerinin inişli çıkışlı olduğuna işaret eden Sinkaya "Özellikle Arap Baharı'ndan sonra ikili ilişkilerde yaşanan iniş çıkışa ve gerilimlere rağmen taraflar ilişkilerini düzeltmekte kararlı. Erdoğan'ın gidiş sebebi iki ülkenin arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi" dedi.

İki ülkenin Astana sürecinde birbirine yaklaşıklarını hatırlatan Sinkaya "İki ülke halihazırda Suriye konusunda şimdi de IKBY konusunda yaklaştı. Ancak bunun stratejik bir iş birliğine dönüşmesi, iki ülke arasındaki iş birliğinin kurumsallaşmasına bağlı. Eğer Irak da Astana sürecinde aktif bir rol alsaydı, o zaman bu bölgesel iş birliği daha kolaylıkla garanti altına alınabilirdi" diye konuştu.

'KALICI İŞ BİRLİĞİ İÇİN BU ÇABALARIN KURUMSALLAŞTIRILMASI ŞART'

Kriz dönemlerinde iki ülkenin ortak söylemlerinin sıklaştığını söyleyen Sinkaya "Buna rağmen iki ülkenin daha önce stratejik çıkarlarındaki farklılıklar nedeniyle ortak adımlar atmakta zorlandıklarını, özellikle Irak'a komşu ülkeler zirvelerinde, gördük. Türkiye inisiyatifiyle başladı, iran da katıldı. Ama bu kurumsallaşmadı. Çünkü iki ülkenin çıkarları farklılaştı. IKBY konusundaki mutabakatın da ne kadar kurumsallaştırılabileceği konusunda şüphelerim var. Sadece ortak bir tehdidin kontrol edilebilmesi için atılan reaktif bir adım. Bunun ötesine nasıl geçileceği henüz net değil" dedi.

İran ve Türkiye'nin askeri alanda ortak adımlar atabilme ihtimaline değinen Sinkaya " Bu askeri iş birliğinin ötesinde iki ülke, karşılıklı güvensizliği aşabilmiş değil. Başta PKK konusu olmak üzere sahada yansımaları olan çeşitli suçlamalar yöneltti iki taraf da birbirine. Bu yüzden bu güvensizliğin aşılması gerekiyor. Bu yüzden iş birliğinin ne kadar uzun vadeli olacağını öngörmek zor" diye ekledi.

'AKAR'IN TAHRAN ZİYARETİ ÖNEMLİYDİ'

İranlı Ortadoğu uzmanı Hormoz Jafari ise Türkiye-İran ilişkilerinin gidişatını Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın geçtiğimiz günlerde Tarhan'a gerçekleştirdiği ziyaret ışığında değerlendirdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın Tahran ziyaretinin özellikle IKBY referandumu ve Katar krizi ışığında çok önemli olduğunu belirten Jafari, Suriye'yle ilgili görüş ayrılıklarına rağmen iki ülkenin iyi ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Akar'ın Tahran ziyareti kapsamında çeşitli anlaşmaların imzalanmasının beklendiğini belirten Jafari, "Temel konulardan biri Kuzey Irak. İran ve Türkiye, Kuzey Irak'taki gelişmeler ve taşıdığı riskler konusunda farklı bakış açılarına sahip. Ama tarihin de gösterdiği gibi İran ve Türkiye, Irak ve Suriye ile birlikte Kürt milliyetçiliği tezahürüne her zaman doğru yanıt bulmuşlardı. Halihazırda bu konu İran'dan çok Türkiye için tehlikeli" dedi.

Türkiye'nin Kuzey Irak ve YPG'den kaynaklanan tehditlere karşı kendi güvenliğini sağlamak için (Suriye Devlet Başkanı Beşar) Esad hükümetini yıkma önceliğinden vazgeçtiğini söyleyen İranlı uzman, "Bu bağlamda Türkiye yüzünü Rusya-İran iş birliğine çevirdi. Bu İdlib ve Kuzey Suriye'nin IŞİD'den kurtarılması konusunda eylemlerin koordinasyonunda görülüyor. Ayrıca Astana görüşmeleri ve Suriye'nin içindeki gerilimin düşmesi de bunu gösteriyor" dedi.

İki ülke liderinin değerlendirebileceği bir diğer konunun Katar olduğunu söyleyen Jafari, "Katar, kendi bölgesinde Suudi Arabistan'a rakip oluyor. Ancak Suudi Arabistan, bir ağabey gibi davranıp komşu ülkelerinin itaatini talep ediyor. Bunun sonucunda Katar ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler gerildi ve Körfez'de kriz meydana geldi. Katar'a karşı yaptırım getirildi. İran, Katar için tek nefes deliği oldu. Türkiye'nin de Katar ile iyi ilişkileri var. Türkiye'nin bu ülkede askeri üssü var. Bu durumda Türkiye Katar'a kapsamlı yardımda bulunuyor. İran ve Türkiye bu alanda iş birliği yapabilir. Erdoğan'ın İran ziyareti sırasında tüm bu konular ele alınacak" yorumunda bulundu.

Kaynak: Sputnik


bozadi

4 Ekim 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran'da


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından resmi törenle karşılandığı belirtildi.




Sadabad Sarayı'na atlı birlik eşliğinde gelen Erdoğan, tören alanına gelişinde Ruhani tarafından karşılandı.

Erdoğan ile Ruhani'nin tören alanındaki yerlerini almalarının ardından, iki ülke milli marşları çalındı. Tören kıtasını selamlayan Erdoğan ve Ruhani daha sonra tokalaşarak gazetecilere poz verdi.

Törende, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani daha sonra baş başa gerçekleştirecekleri görüşmeye geçti.

Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısına başkanlık edecek Erdoğan ve Ruhani, daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyecek.

Kaynak: Sputnik


gerçek tosun paşa

işte tüm mesele bu :)  Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yüzde 90 ile onaylanmış. Senin bağımsızlığını kim tanıyacak, dünya İsrail'den ibaret değil." diyerek tepki gösterdi. Yalnız bayadır konuştuğumuz gibi ülkenin konsorsiyuma karşı duruşu belirli oranlarda artış gösteriyor. Akp başında olduğu dönemlerde Erdoğan çok sık istikrardan söz ederdi. Şu an uluslararası diplomaside çok fazla istikrara ihtiyacımız var.

bozadi

K'lar, "KH'nin kaderi, kendine hizmet eden diğerlerine hizmet etmektir" gibisinden birşey söylemişlerdi yanlış hatırlamıyorsam. Bunun bir örneği olabilecek birşey fark ediyorum üstteki haberlerde. ABD ve İsrail, normalde belki işbirliğine hiç yaklaşmayacak güçleri birbirine yaklaşmaya, ortak bir amaç uğrunda birleşmeye zorlamış oluyor, hiç istemeden de olsa. Rusya öncülüğünde pek çok önemli devlet ABD-İsrail devletlerinin faaliyetleri üzerinden sıkça zuhur eden İlüminati'ye karşı birleşmek zorunda hissediyorlar. Böyle bir tehdit olmasa belki normalde birbirlerine son derece egosal yaklaşıyor olacaktı bu devletler/milletler. Ama koşullar onları güçlü bir işbirliğine zorluyor ve belki de bu deneyim onların ufuklarını önemli oranda açacak.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

işte tüm mesele bu :)  Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yüzde 90 ile onaylanmış. Senin bağımsızlığını kim tanıyacak, dünya İsrail'den ibaret değil." diyerek tepki gösterdi. Yalnız bayadır konuştuğumuz gibi ülkenin konsorsiyuma karşı duruşu belirli oranlarda artış gösteriyor. Akp başında olduğu dönemlerde Erdoğan çok sık istikrardan söz ederdi. Şu an uluslararası diplomaside çok fazla istikrara ihtiyacımız var.
Çevremde koyu Erdoğan muhalifi tanıdıklarıma ne kadar anlatmaya çalışsam da, Erdoğan'ın ciddi ciddi ABD-İsrail karşıtı cepheye doğru önemli adımlar atmakta olduğuna veya olabileceğine inandıramıyorum çoğunu.

Kendilerince haklı sebepleri olabilir böyle düşünmekte ama pek çok yanlışı ve hatta suçu olabilecek olan Erdoğan'ın çok isabetli ve hatta paha biçilemez, Atatürk-vari bir yönde ilerlemekte olduğunu düşünüyorum. İnşallah yanlış anlamıyorumdur ve inşallah süreç sapmaz.

gerçek tosun paşa

Bozadi bu olağan egosal çatışmaları "korku" engelleyip karşı hamle yapmaya zorluyor. Çünkü tek  kutuplu siyasi etki tüm ülkeleri son derece rahatsız edici boyuta dayandı. Biz buna ilüminati de diyebiliriz. Rusya tek kutup dünya düzenine karşı olarak açıkça başta duruyor. Erdoğan ve AKP hakkında yaptığın çıkarımlarda sana katılıyorum fakat elbette AKP nin bu ülkeye verdiği zararları ve yanlışları görmezden geldiğimiz anlamına gelmiyor bu. Erdoğan'ın dış unsurlardan fazla etkilenen ve fikri hızlı değişen bir başkan olması beni endişelendiriyor. Günü gelecek kutupsal çizgiler çok daha belirginleşecek siyasi krizler içinden çıkılmaz bir hal olacaktır. Bunu bir çok celsede okuduk ama bunu öngörebilmek için zaten üst yoğunluk bir varlık olmaya da gerek yok. Bir inşallahta benden gelsin. İnşallah hayırlısı olur ve temenni ettiğimiz gibi süreç sapmaz.

Neron

Putin Kürd devletine karşı olmadığını açıkladı. Bu durumda Rusya ve Israil aynı safta, abd ve tkp de aynı safta buluşmuş oluyor. :)

Türkiye bu mesele yüzünden bölgedeki rakibi Iran'la yakınlaştı. Ama Rusya'nın bir Kürd sorunu yok tabii. :)
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

Putin Kürd devletine karşı olmadığını açıkladı. Bu durumda Rusya ve Israil aynı safta, abd ve tkp de aynı safta buluşmuş oluyor. :)

Türkiye bu mesele yüzünden bölgedeki rakibi Iran'la yakınlaştı. Ama Rusya'nın bir Kürd sorunu yok tabii. :)

Rusya ve İsrail'in aynı safta olması hoşuna giderdi gibi görünüyor Neron. Ama durumun bu olduğunu hiç sanmıyorum. Putin Kürt devletine karşı değil ama taraftarı da değil. Demokratik eğilimi nedeniyle Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme iradesine duyduğu saygıyı ifade etmiş. Ama en üst düzey Rus yetkiler "Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını" beyan ederlerken bu konuda Putin'e muhalefet ettiklerini hiç sanmıyorum.

ABD'nin referandum konusundaki çekimser ve hatta karamsar görünümlü beyanlarının gerçeği yansıtmadığı bir gerçek. Bu referandumun yapılabilme koşullarını yıllardır ABD hazırladı. Sadık ABD-İsrail kuklası Barzani'yi kendi elleriyle yetiştirdiler. İsrail ABD'nin yarım ağızla ve çarpıtarak söylediği ve yaptığı şeyleri çoğu zaman açıktan söylüyor ve yapıyor ve bu yüzden ABD zaman zaman İsrail'in herşeyi berbat edebileceğinden (sömürülenleri uyandırıcı etki yapabileceğinden) korkuyor gibi görünüyor. Hem bu yüzden, hem de kendi aralarındaki gizli güç mücadelelerinden dolayı ABD ile İsrail arasında politik uyuşmazlıklar ve gıcıklaşmalar sıkça meydana geliyor aslında. Ama nihayette ikisi de kötüye çalışıyor açıkça.

Türkiye'nin İran'la yakınlaşması, yani bir bakıma Sünni-Şii işbirliği/dayanışma olasılıkları, İslam dünyasının başına gelebilecek en güzel şey bence. Ve Erdoğan yıllardır bu olasılığa çok soğuk bakmış olsa da, pek çok başka konuda olduğu gibi bu konuda da fikirleri değişebilir, gelişebilir gibi görünüyor bana.

Neron

Rusya ve Israil'in aynı safda olması neden hoşuma gitsin? Gitmez tabii ki. Ama bu konuda aynı safa girmiş gibi "görünüyor."

Rusya tabii ki Irak'ın bütünlüğünü tercih eder. Ama artık bunun giderek imkansızlaştığını görüyor ve pozisyon alıyor.

Büyük devletlerin politik mevzilenişleri başka, reel gerçeklik başka. Artık bir Kürd devleti kaçınılmaz olmaya başlamışsa rusya da buna göre açıklamalar yapıp denge tutturmak istiyor olabilir.

Reel politika yani... Türkiye de buna göre bir şeyler yapıyordur belki.  Bir yandan Bahceli'ye "82 Kerkük, 83 Musul" dedirtip, öte yandan acaba ne gibi bir hesap yapıyordur?

Yarın Irak'la birlikte ortak operasyon yapıp bir yerleri ele geçirme hesabı mı, yoksa daha başka bir reel politik hesap mı?

Yönünü şaşırıp Kerkük diye kimbilir nereye gidecek 5000 ülkücü tosuncuğa güvenmiyordur herhalde. :)