Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

DENGE

Başlatan beyrutkapı, 06 Şubat 2017, 05:17:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Evet gtp. Hatırladığım kadarıyla celselerde seksle ilgili yapılan açıklamaların çoğu negatif çağrışımlara sahipti. Ama bir yandan da buradaki sorunun seksin kendisinden değil, "kendini tatminden" (kendi çıkarına aşırı odaklanmadan) kaynaklandığına dikkat çekildi. Ayrıca seksin bir "günah" olmadığı, olağan denebilecek bir fizyolojik işlev olduğu da söylendi. Basit bir mesele değil.

Ama nihai olarak, her zaman değilse bile genellikle, seksin kaybettirdikleri kazandırdıklarından fazla gibi görünüyor.

Kafanı karıştıran hususlardan biri uykuda ruhun şarj olduğu kanalın veya merkezin "cinsel merkez" olarak tanımlanmış olması sanırım. Ama "cinsel merkez" terimindeki "cinsel" (sexual) sözcüğü doğrudan "seks" kavramıyla ilgili değil. Bir tür birleşmeyi veya füzyonu ifade ettiği için böyle adlandırılmış anladığım kadarıyla. Yani uyku sürecinin bir noktasında ruh ile 7. yoğunluk arasında kurulan bir tür bağlantı, bireyin "şarj" olmasını sağlıyor. 7. yoğunlukla olan bu bağlantının doğası, şekli her nasılsa, bireyin 3. yoğunluktaki bilinç yapısına, farkındalığına, uyumluluğuna hiçbir zarar vermediği gibi büyük bir fayda sağlıyor. Seks/orgazm yoluyla da 7. yoğunlukla bir bağlantı kurulabiliyor ama bunun yan etkileri çok fazla oluyor gibi görünüyor.

Orgazmı sadece "zevk" yönüyle değil, aynı zamanda "bilgi" yönüyle de ele almak gerekiyor. Çünkü 7. yoğunlukla bir tür bağlantı var ve 7. yoğunluk "tüm bilgiyi" temsil ediyor. İnsanlık 3'ten 4'e mezuniyet konusunda gerekli öğrenişi veya bilinç artışını bir türlü sağlayamadığı halde, seks yoluyla 7. yoğunluğun bilgisine erişiyor veya erişmeye çalışıyor ve genellikle bunu şahsi tatmini için yapıyor, kendini kandırıyor. "Kendini kandırma" mevzusu, 3'ten 4'e ilerleyiş için gerekli ödevleri yapmadığı, sınavları geçmediği halde, kendini kestirmeden okuldan mezun olmuş gibi hayal etmesiyle ilgili. Aslında muhtemelen kişi gerçekten 7. yoğunlukla şu veya bu şekilde bağlantı kuruyor. Ama bunun yapılış şekliyle veya o sıradaki bilinç biçimiyle ilgili bir sorun var anlaşılan. Yoğun bir kendine hizmet faktörü var gibi görünüyor. Meseleye vakıf değilim ben de tam olarak. Celselerdeki açıklamalara dayalı olarak olasılıkları keşfetmeye çalışıyorum. Meselenin nedenlerini, nasıllarını tartışmamız için.

beyrutkapı

#16
Bu konuda gurdjıeffin görüşlerine baş vurmak aydınlatıcı olabilir. Gurdjıeff'e göre insan atması gereken üç tür dışkı üretiyor; besinler yoluyla elde ettiklerinden, çağrışımsal yada bencil düşüncelerden, ve birde kadının ve erkeğin aslında kullanamadıkları yaratacı enerjiden arta kalanlardan. Gurdjıeff e göre cinsel ilişkinin erkek ve kadın daki tensel fiziksel işlevi, dışkı boşaltımından başka bir şey değil. Bu anlamda cinsel ilişki gerekli çünkü cinsel enerji kullanılmadığı taktirde kadında ve erkekte vücudu zehirleyen maddelere dönüşmektedir. Fakat bunun ötesinde cinselliğe ruhsal bir değer biçmek ve duygularla eşleştirmek, büyük abdesti ruhsal bir eylem gibi görmeye benzer diye çarpıcı bir örnek veriyor.  Daha önce celselerde de kasyopyalılar cinsellik sevgi değildir diye ısrarla belirtmişlerdi. Aslında yukarıda bozadinin çok çarpıcı bir şekilde açıkladığı gibi, fizikselliğe olduğundan çok daha fazla değer atfettiğimizde hep o kadim yanlışı tekrarlıyoruz. Zaman olgusunu bir kenara bıraktığımızda yasak elma düşüşten bu yana her gün her an bu anlamda tüketiliyor insanlık tarafından. Üstelik tüm popüler kültür cinsellik sevgi kutsallık gibi kavramlarla insanların duygularında ve düşüncelerinde tam bir bulamaç yapmış durumda. Her şeyi olduğu gibi görmek lazım. Neyse o. Cinsellik kaçacak yada her şeyin merkezine yerleşecek bir şey değil.bu konuda ki maruz kaldığımız tüm manipülasyonun kh nin zekice programlarından olduğu çok açık.
 

Tgur

#17
Bozadi hadiseyi çok etkin bir şekilde ameliyat masasına yatırmış ve doneleri de sunmayı eksik etmemişsin teşekkürler sana,

Sex' ın KHnin bir enstrumanı olarak insanlığa sunulması ve meseleyi bu yönden provakileştiren çabalarla mantıksallıştırılmaya çalışılmasını çok iyi anlamaya başladık diğer yandan bunun uzun döngüdeki ataleti yani gelişememeyi yani rahata takıntılı kalıp ilerliyememeyi oluşturan bir unsur olması gerçeği, bence meseleyi bir başka yönden incelememezi gerektiriyor .

Varoluşu devreye koyan kozmik irade dağılıp toparlanma sürecinde bir çok yol denemekte bunlardan en önemlisi bu döngüler uzun olanın denenmesi esnasında daha değişik bir yöntem olarak kısa döngünün devreye konması ve adeta uzunu dengelemeye yönelmiş gibi olan kısa döngü bizce acılarla dolu olsa da bir başarı olarak da düşünülebilinir..Zira bahsedilen eşikler atlanabiliniyor ,3 teki insanın bu rolü üstlenmesi ile 1 ve 2 de bu maceraya sürükleniyor ve toparlanma çabuklaşıyor görebildiğimiz genel manzara bu.

Bu konuda sex in rolü nedir dersek ,bahsi geçen cinsel merkezle yani 7 le etkinleşen önemli bir olguyu kısa döngü elemanlarına yaptırarak arzulu düşünce ,kendi kendini tatmin ,sahip olma konusu gibi kuvvetli bir sınırlanma faaliyeti ile bu baştan tatlı gibi gelen aldatılma fenomeni enerjisi ile KH ları besleyerek acı döngünün gerçekleşmesi sağlanıyor ve KH unsurları bu rolü üstlenen bir konumda devrede oluyorlar ,

Neticede KH den BH ye doğru yapılan hamlenin ve kurtuluşun  bilgilenme yoluyla olduğunu anlayabilen bizim gibi KH lar zamanla bu kötü rolden sıyrılabiliyorlar..


gerçek tosun paşa

#18
Hepiniz harika yazmışsınız elinize sağlık. Yeni bakış açıları kazanılmasına ve bazı şeylerin pekişmesine yardımcı oluyorsunuz.

Beyrutkapı bahsettiklerin hakkında pek bilgim yoktu anlam yüklememe çok yardım ettin  bozadi ve tgur un söylediklerinin üzerine.

Görünen o ki bu konu da büyük sapmalara uğramış ve çok değişmiş. Kayan anlamı günümüz koşullarına ve mantığına yormaya çalışırken zorlanıyoruz heralde.

Tgur

#19
Bu kısa döngüde cinselliğin vazgeçilmezliği Beyrutkapının da işaret ettiği gibi organizmanın doğal çalışmasına bağlamaktan başka DNA da yapılan manipülasyonlarla da sağlanmış ,insanlığı karnını doyurmak ve üremek üzere dizayn edilen yaşam ortamına kilitlemişlerdir.

Ve zavallı insan maddi ve manevi bütün faaliyetini bu iki unsuru yürütmek üzere sevk etmiş ,hayat budur demiş,teşkilatlanmasını edebiyatını sanatını adeta bu kalıplar içinde hapsetmiştir.

Sıra dışı sanatta sivrilenlerin bir kısmı Picasso Salvador Dali gibiler ise bu kilitlenmiş olgular dışında seyrettiklerinden garip görülmüşler çoğunlukla anlaşılamamışlardır.



gerçek tosun paşa

#20
Forumda "like" özelliği olsa hepinizi seriden likelardım :)

Olcay

#21
Ama yok yeni foruma geçebilirsek belki olur. Bu arada ne oldu bizim altyapı çalışması. :)

bozadi

#22
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Olcay

Ama yok yeni foruma geçebilirsek belki olur. Bu arada ne oldu bizim altyapı çalışması. :)
Maalesef mevcut forum veritabanının alternatif forum biçimlerine sağlıklı bir şekilde dönüştürülmesinin aşırı derecede zahmetli olacağı sonucu çıktı ve o plan şimdilik rafa kaldırıldı.

gerçek tosun paşa

#23


forumu taşıyacak sistemi buldum fakat forumun kullandığı bir takım yazılımların versiyonları çok eski. hata alıyoruz, olmuyor :)

bona fide

#24
forumda Barbara marciniakla ilgili yazıları tarıyordum. bu başlıkta sadece adı geçmiş ama başlık içeriğine dair paylaşılanları çoooooookkk... ne denir beğendim. hani tereddütte olduğum bişey varmışta cevabı burdaymış  gibi. emeği geçen herkese teşekkür ederim.
 

ogeday

Ra bilgilerinde islam ile ilgili sorulan bi soruya Muahmmed denen varlik bulundugu ortama duzen getirmeyi basarmisti gibisinden bir aciklama vardi.Ama K lar tum dinlerin patolojik tipler tarafindan getirildigini ima ediyor.Biraz iki taraf arasinda celiski var gibi gelmeye basladi.
 

bozadi

#26
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ogeday

Ra bilgilerinde islam ile ilgili sorulan bi soruya Muahmmed denen varlik bulundugu ortama duzen getirmeyi basarmisti gibisinden bir aciklama vardi.Ama K lar tum dinlerin patolojik tipler tarafindan getirildigini ima ediyor.Biraz iki taraf arasinda celiski var gibi gelmeye basladi.
K'ların böyle bir imada bulunduklarını sanmıyorum ogeday. Yani örneğin Musa'nın, İsa'nın veya Muhammed'in "patolojik" tipler olduğuna dair bir iddia veya ima geçtiğini hatırlamıyorum celselerde. Musa'nın 6BH'den gelmiş bir gezgin olduğunu söylemişlerdi ama sonradan halkının ondan aşırı ve egosal beklentileri nedeniyle Musa'nın bir ölçüde çıldırdığını ve dünyadan "çekildiğini" anlatmışlardı.

İsa'yı zaten son derece pozitif bir tip olarak tasvir etmişlerdi ama "İsa" kişiliğinin tarihsel bir sahtelik olduğunu, İsa'ya atfedilen işleri yapan birkaç kişi olduğunu söylediler. Sanırım bunlardan biri Sezar, bir diğeri Pavlus. Başkaları da olabilir belki ve hem Sezar'ın hem de Pavlus'un gayet pozitif eğilimli kişiler olduğuna dikkat çekiliyor.

K celselerinde Muhammed'le ilgili doğrudan birşey geçmedi sanırım ama K'lar Ra'yı tasdik ediyor ve dolayısıyla bu konuda çok zıt bir görüşe sahip olabileceklerini düşünmüyorum. Ama tıpkı Musa'nın durumunda olduğu gibi Muhammed'in de kendi halkının bir bölümü tarafından zaman içinde bir ölçüde çıldırtılmış veya yozlaştırılmış olabileceğini ben şahsen yüksek bir ihtimal olarak görüyorum ama bu da onu patolojik veya psikopatik biri durumuna getirmiyor bence. Daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi benzer bir yozlaşma sürecini Atatürk'ün de yaşadığını düşünüyorum ama bu da benim gözümde Atatürk'ü bir bütün olarak patolojik veya psikopat yapmıyor.

K'lar toplumlara iyi niyetle öncülük, rehberlik etmeye çalışan pek çok liderin Kertişlerin yoğun faaliyetleri sonucu şu veya bu ölçüde saptırılabildiğini vurgulamışlardı.

bozadi

#27
Bu arada, "Atatürk" ve "İsa" deyince, Atatürk'ün tarihsel kayıtlar itibariyle İsa'nın gerçekliğinden şüphe duyduğunu biliyor muydunuz? Yanlış anlamıyorsam Atatürk İsa'nın gerçekliğinden şüphe ettiğini söylemiş bir mektubunun bir yerinde. Bununla ilgili iki haber alıntayacağım, ikinci haberde söz konusu mektubun içeriği de verilmiş.

bozadi

#28
19 Haziran 2011

80 yıl önce sansürlenen mektup bulundu


Araştırmacı-Yazar Atilla Oral'ın yeni çıkan "Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu" adlı kitabında Atatürk'ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu'na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor




Atatürk'ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu'na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmayan mektubu bulundu! Araştırmacı-Yazar Atilla Oral'ın "Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu'' adlı kitabında bu şaşırtıcı gerçeğin detayları ve Atatürk'ün sert bir dille kaleme aldığı 16-17 Ağustos 1931 tarihli 21 sayfalık mektubun tam metni ilk kez yayınlandı. Oral, Atatürk'ün Yalova'dan yazdığı mektubun 80 yıl boyunca gizlendiğini, bazı bölümlerinin tahrif edildiğini söyledi:

"Mektubun sadece birkaç satırı Türk Tarih Kurumu'nca yayınlandı. O satırlar arasında Atatürk'ün ünlü, 'Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?' cümlesi de yer alıyor. 'Siz buna razı mısınız?' cümlesi bile sansürlenip kesildikten sonra Atatürk'ün bu ünlü sözü Türk Tarih Kurumu'nun merkez binasında mermer levhalara kazındı.''

ATATÜRK ÇOK KIZMIŞ
Oral kitabında mektupla ilgili şu bilgileri veriyor: "(...) Konu ders kitaplarının hazırlanması ile ilgili. Atatürk tarih yazımı için 'Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. 'İslam Tarihi' ve 'Türklerin İslam'daki Yeri' ile ilgili bölümü ise Mısır'daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri hazırlıyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor."

MEKTUPTA NELER YAZIYORDU?
"Muhammed'in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanlar (...) Bir hırka ve bir hurma hikâyesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (...) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed'in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.''

'NOTLARI DÜZELTİRKEN...'
"Teyfik Beyefendi! (Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri'nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır'ın Camii Ezher'i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.''

ÇÖPTE BULUNDU İDDİASI
Oral, mektubun bulunuş hikâyesini şöyle anlatıyor:

"Beyoğlu Hazzopulo Pasajı'nda düzenlenen kitap ve fotoğraf müzayedelerinin birinde Türk Tarih Kurumu eski Genel Sekreteri Uluğ İğdemir'e ait çeşitli belgeler satışa çıktı. Bu belgeler içinde Atatürk'ün el yazısı mektup sayfalarının yıllar önce çoğaltılmış eski kopyaları da vardı. Belgeleri satın aldım. Dokümanları müzayedeye getiren sahaf arkadaşım belgelerin çöpten çıktığını söyledi.''

ZAKİR KADİRİ KİMDİR?
Aslen Türkistanlı olan Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam'daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği Arap milliyetçiliği düşüncesine göre yazınca Atatürk'ü çileden çıkardı.

Kaynak: HaberTürk


bozadi

#29
Mayıs  2016

  Mustafa  Kemal  Atatürk'ün 
Türk  Tarihi  Tetkik  Cemiyeti'ne  Yazdığı  Mektubu 
[/b]
  Araştırmacı  yazar  Atilla  Oral,  "Atatürk'ün  Sansülenen  Mektubu"  adlı  kitabında;  Mustafa  Kemal  Atatürk'ün  16-17  Ağustos  1931  tarihinde  Türk  Tarihi  Tetkik  Cemiyeti  Yüksek  Başkanlığı'na  kendi  el  yazısıyla  yazdığı  21  sayfalık  mektubun  orjinal  halini  ve  günümüz  Türkçe'sine  çevrilmiş  halini  yayınlamıştır.  Sayfamızda  bu  mektubun  tamamına  ulaşabilirsiniz. 
[/b]
Atatürk'ün  Türk  Tarih  Kurumu'na  yazdığı  mektup

Alıntı Yap
  Tarihi  Tetkik  Cemiyeti  Yüksek  Başkanlığı'na

Mektubumuza  açıklamadır]

Mektubumuzda  heyetinizin  gözlemine  çok  şeyler  arz  olunduğunu  zannederim.  Bu  görüşleri  içeren  mektup  yazılıp  zarfa  konulduktan  sonra  çok  önemli  olduğu  düşüncemizde  bir  defa  daha  beliren  noktaları  dikkatinize  sunmayı  önemli  gördük.  Son  senelerde  İstanbul'da  yayınlanan  gazetelerde  Roman  diye  okuduğumuz  bazı  eserler  vardır  ki,  bunlar  şüphesiz  yüksek  heyetinizin  gözleminden  kaçmış  değillerdir;  Bu  roman  sayfaları  bence  gerçek  tarih  belgelerinin  yorumudur;  bu  roman  sayfalarında  görülen  şeyler  yaklaşık  şöyle  açıklanabilir.  Arabistan  yarımadasının  kumsal  çöllerinden;  (Ikre,  Bismi,  Rabbi)  safsatasını  esas  tutmuş  olan  Araplar,  uygar  dünyada,  bilhassa  Türk  zengin  uygar  bölgelerinde  bu  ilkel  ve  cahiliyet  devrinin  simgesi  olan  ilkeye  dayanarak  yapmadıkları  tahrifat  kalmamıştır.  Bu  zihniyetle  hareket  edenler  İslam'dan  önce  Türk  uygarlığının  bütün  belgelerini  imha  etmekte  engel  görmediler.

Yazacağınız  İslam  tarihinin  de  bu  doğrultuda  toplayabileceğiniz  belgelere  dayanarak  açıklanmasını  önemli  görürüm.

Kudüs'ün  teslim  olunması  için  Patrik'inin  koyduğu  şart  üzerine  Kudüs  önlerine  gelen  Halife  Ömer'in  kölesi  ile  ortaklaşa  ve  değişerek  bir  deveye  binerek  yol  aldığını  ve  asıl  kilise  yakınına  gelindiği  zaman  deveye  binmek  sırası  köleye  geldiğinden  ötürü  Ömer'in  yürüyerek  Arap  ırkından  başka  ve  yüksek  ırklardan  oluşan  ordunun  yüksek  ve  muhteşem  huzurunda  o  ordunun  kumandanlarına  karşı  yerden  taş  alarak  atmak  suretiyle  gösterdiği  çıplak  ve  çıfıt  Araplık,  malumunuzdur.  Bunu  artık  Türk  çocuklarına  bir  erdem  gibi  okutmakta  ısrar  gösteren  notları  göz  önüne  almalısınız.

Bir  hırka  ve  bir  hurma  hikayesi  artık  bir  insanlık  erdemi  olarak  gösterilmek  felsefesi  esas  tutularak  tarih  yazılmamalıdır.  Bunun  gibi  Arap  ordularının  bir  çok  esirlerinden  bir  köle  sınıfı  vücuda  geldiğinden  bahsedilirken  bu  kölelerin  Türk  çocukları  olduğu  dile  getirilerek  hangi  taraf  için  ne  anlamda  bir  övünme  nedeni  arandığı  araştırılıp  incelenmeden  Türk  tarihi  içine  konulmamalıdır.

Şüphesiz  Türkler  için  çok  kahraman  evlatlar,  şu  ve  bu  tarzda  Arap  halifelerinin  sarayının  içine  hükümetinin  teşkilatının  ve  Arap  adına  fetholunan  birçok  vilayet  ve  eyaletlerde  bütün  zaferleri  sağ  layan  kuvvetlerin  kalbinin  içine  girmişlerdir.  İlim,  sanat  ve  bilhassa  askerlik  ve  başkumandanlık  mevkilerini  elde  etmişlerdir  ve  sonuç  ta  Arap  İmparatorluğu  unvanını  taşıyan  bütün  memleketlerde  bi  rinci  derecede  güç  ve  hakimiyet  sahibi  olmuşlardır.

En  nihayet  Muhammed'in  Halifesi  unvanını  taşımak  maskara  lığında  bulunanları  emir  ve  iradelerine  boyun  eğdirmişlerdir.

Eğer  bunu  yapmış  olan  insanlara  köle  demek  uygunsa  herkes  bir  şart  dahilinde  köleliği  öğünerek  kabul  eder.  Efendiye,  sahibe,  hakime  köle  demek  ve  esir,  önemsiz,  değersiz  adamlara  efendi  de  mek,  tarihin  ifade  etmemizi  emrettiği  bir  gerçeklik  midir?

Tevfik  Beyefendi!

Zakir  Kadiri'nin  ahmakçasına  notlarım  düzeltirken  bu  noktala  ra  dikkat  buyurunuz.

Bu  münasebetle  yüksek  heyetinizin  başkanı  bulunan  size  hatır  latırım  ki,  yeni  dünya  ufuklarına  açacağınız  yeni  tarih  semasında  dikkatli  olunuz.  Sonradan  uydurma  bir  eser  meydana  getirerek  ardından  pişman  olmaktansa  hiçbir  eser  meydana  getirememek  beceriksizliğini  itiraf  etmek  daha  iyidir.

İlim  alanında  şüpheli  olmak,  Mısır'ın  Camii  Ezher'i  mezunlarına  inanmaktan  daha  iyidir.

Camii  Ezher  varlığı  ve  prensipleri,  mevhum  denecek  kadar  hiç  olan  İsa'yı  yaratan  apotrlar  yetiştirmeye  ne  yazık  ki  kaynak  olama  mıştır.

Halbuki  biz  tarih  yazarken  Apotr  değil;  bizzat  fiiller  ve  hadise  ler  sahibi  arayan  adamlarız.  Eğer  bunları  bulamazsak  meçhuliyeti  ve  bu  noktada  cehaletimizi  itiraf  etmekten  çekinmeyelim.  Apotr  yaratmaya  kalkışmayalım  çocuğum!  Bizim  mesleğimiz  bu  değildir.  Biz  daima  gerçeği  arayan  ve  onu  buldukça;  ve  bulduğumuza  inan  dıkça  ifadeye  cesaret  gösteren  adamlar  olmalıyız!

Batı'nın,  herhangi  dilinde  yazılmış  olursa  olsun,  gözünüzden  mütalaanızdan  geçmiş  olması  doğal  bulunan  tarih  belgelerine  dik  kat  etmiyor  musunuz?  Yüksek  heyetiniz  üyeleri  içinde  bu  belgeler  den  görüşünü  heyetiniz  huzurunda  söyleyenler  az  mıdır?  Bu  sözler  o  yalnız  heyetinizin  değil,  bütün  Türk  milletinin  ilgisini  çekmeye  layıktır!  Bunu  yalnız  aranızda  değil,  bütün  Türk  milleti  önünde  be  lirtiniz!  Bu  büyük  gerçeği  bütün  insanlığa  tanıtınız!  Kuruluş  amacı  nızın  büyük  hedefi  budur  zannederim.

Bu  yolda  yürürken  Camii  Ezher  kaçkınlarından  mı  yardım  di  leyeceksiniz?

Her  şeyden  önce  kendinizin  dikkatle  ve  itina  ile  seçeceğiniz  bel  gelere  dayanınız!  Bu  belgeler  üzerinde  yapacağınız  incelemede  her  şeyden  ve  herkesten  önce  kendi  karar  verme  yetkinizi  ve  ince  mil  li  süzgecinizi  kullanınız!  Sizi  büyük  hedefe  ancak  bu  görüşlerden,  kıskanç  olmak  ulaştırabilir.  Yoksa  dünyanın  bin  bir  şarlatanı  ve  bin  bir  milletin  tarihşinas  yaşayan  sokak  politikacısının  ve  bunları  yük  sek  ölçekte  temsil  eden  Camii  Ezher  kaçkınının  oyuncağı  kılar.

Bana  bu  kadar  çok  söz  söyleten  nedeni  açıklayayım:

Camii  Ezher  kaçkınını  bulan  sizsiniz.  Eseri  diye  Ankara'dan  ay  rıldığım  son  günde  önüme  koyduğunuz  örümcek  Arap  yazılı  pa  çavraları  okuduğunuz  zaman  derhal  itirazımı  serdetmiştim.  Bunu  nazarı  dikkate  alacağınızı  vaat  etmiştiniz!    İncelemenizden  geçtikten  sonra  bana  verilen  yazılar  o  kadar  sersem  ve  cahil  ve  Camii  Ezher  kaçkını  bu  adamın  mahsulü  olduğunu  gördüm  ki,  sizi  rencide  ede  cek  bir  söz  söylemeden  bu  paçavralar  üzerinde  yeniden  çalışmaya  mecbur  oldum.  Bu  sözlerimi  sizi  utandırmak  için  yazmıyorum.  Bu  yazılarımı  bundan  sonraki  mesainizde  dikkat  ve  intibah  dersi  ol  ması  için  yazıyorum.

Tarih  yazmak  tarih  yapmak  kadar  mühimdir!  Yazan,  yapana  sa  dık  kalmazsa  değişmeyen  hakikat,  insanlığı  şaşırtacak  bir  mahiyet  alır.  Siz  buna  razı  mısınız?

Türkiye'de  yüksek  başkanlığınızda  ilk  meydana  getirilen  Tarih  Cemiyeti  büyük  dikkat  uyanışını  kullanarak  şimdiye  kadar  bütün  dünya  milletleri  içinde  kurulmuş  benzerlerini  aşan  bir  konum  ala  cağına  emin  olduğum  Türk  uygarlığının  sevdalılarına  hürmet  ve  muhabbetlerimi  lütfen  iletiniz.

                                                                                                                                                                    Gazi  M.  Kemal
                                                                                                                                                                    16/17.8.1931
                                                                                                                                                                  Yalova  (Yalı  ova) 


Atatürk'ün,  Türk  Tarih  Kurumu'na  yazdığı  mektubun  orjinal  hali  ve  günümüz  Türkçe'sine  çevrilmiş  halleri


Kaynak:  Beycan
[br