Haydar Baş ve Grubundan Osmanlı (Öz) Eleştirileri

Başlatan bozadi, 26 Ağustos 2017, 18:35:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista

#15
Güzel paylaşımlar,teşekkürler.

bigsenfoni

#16
Bunu daha okumadim, ama okumak icin dün not almistim insallah ilerki günlerde okuyaca??m kardesim...Durum foruma ulasamamam ile ilgiliydi... ve ilk yazdigim mailde zannedersem gitmemis/yok olmus biraz önce durum ile ilgili genis aciklamali bir mail daha gönderdim kardesim...

Paylastigin icin tesekkürler kardesim...[:)]
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#17
Hepsini okudum...[:)]Osmanlı sultanlarının yaptıkları, Kur`an da yazan firavunların yaptıklarını aklıma getirdi.Ve gözümün önüne ``Yaşar Nuri Öztürk`ün bir programda kızgın birsekilde osmanlı sultanlarının firavunluğu geri getirmesinden`` bahsetmesi geldi.Gerci durumun gercekte ne olduğunu ancak Tanrı bilir...Paylasim icin tekrar tesekkürler dostum.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#18
26 Ağustos 2017

Osmanlı Devleti sattı Atatürk geri aldı


Furkan Talay




Son iki yazımda Osmanlı padişahlarının Rothschild ailesiyle ilişkilerini ve bugün dünyadaki terörün hâmilerinden olan İsrail'in kuruluşunda yine Osmanlı Devleti'nin büyük emekleri olduğunu kaynaklarıyla birlikte yazdım.

Bugün meydanlara çıkıp İsrail'e lanet okuyan Osmanlı aşıklarının bu gerçeklerden sonra ya İsrail'e lanet okumaktan ya da Atatürk düşmanlığı üzerinden Osmanlı'yı geri getirme sevdasından vazgeçmek zorunda olduğu bir gerçektir.

Sonuç olarak görüyoruz ki son yıllarda Yeni Osmanlıcılar türese de esasında bizi gururlandıracak hiçbir icraatları olmadığı gerçeği ortadadır. Yabancılara tanınan imtiyazlar ve madenler konusunda dahi padişahların Rotschild ailesine verdiği imtiyazlar Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde yer almaktadır.

Osmanlı Devleti'nin Anadolu'nun birçok bölgesinde işletmekte olduğu madenlere 24 Aralık 1853 tarihinde Kırım Savaşı esnasında Rothschildlerden madenlerin kendilerine pazarlanması konusunda teklif gelmiştir. (BOA, HR, MKT, No:68/40-2, 23 RA 1270/).

Rothschildler, Osmanlı'da çıkarılan bakır, kurşun ve sair madenleri kendi marifetleriyle ve yine Osmanlı hazinesi adına satma teklifinde bulunmuşlardır. Bunu sağlamak için ise ihraç iskelelerine kendi adamlarını koyabilecekler, madenler uygun fiyatı buluncaya kadar Osmanlı Devleti'nin ihtiyacı olan parayı da %4-%5 faizle temin edeceklerdir. Kaynaklar gösteriyor ki Birinci Dünya Savaşı'nın öncesinde Viyana'daki Rothschild temsilcileri Teke yöresindeki madenleri incelemeye gelmiştir. (BOA, DH. KMS, No;:16/4, 10 Şubat 1329/23 Şubat 1914).

Bu gerçeklerden yola çıkarak anlıyoruz ki bir devleti yıkmak isterseniz yabancılara tavizler vermek, madenleri peşkeş çekmek, kurum ve kuruluşları özelleştirmek ve dış borçlanmayı had safhaya çıkarmak yeterlidir.

İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk böyle bir ülkeyi alıp Lozan Barış Antlaşmasıyla birlikte madenlerimizi devletleştirmiş, gayrimüslimleri azınlık olarak niteleyerek, müslüman olan Türk milletidir diye ifade etmiş ve Misak-ı Milli sınırlarımızı çizerek asırlardır şahısların menfaatleri için kullanılmış saltanat ve hilafeti ortadan kaldırarak Cumhuriyeti ilan etmiş ve laiklik kavramını bizlere kazandırmıştır.

Doç. Dr. Sezai Balcı ve Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu Hocalarımın büyük emekler verip ortaya koyduğu 'Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu' isimli eserinde tarihin tozlu sayfalarını araştırarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi kaynaklarına ulaşmasıyla birlikte kaleme aldığım yazı serisi inşaallah milletimizin ayıkmasına vesile olur.

Kaynak: YeniMesaj


bozadi

#19
5 Eylül 2017

Fatih Sultan Mehmet'in mezhebi


Furkan Talay




Tarih her geçen gün baştan yazılmaya devam ediyor.

Yıllarca Cennet mekan diye andığımız, bize evliya, Allah'ın halifesi olarak tanıtılan padişahlar ve özellikle Fatih Sultan Mehmet'in aslında İslami bir yaşantısının olmadığına şahit oluyoruz.

Tarihçi İlber Ortaylı'nın 'Türklerin Tarihi' isimli kitabında Fatih Sultan Mehmet'le ilgili yazan çarpıcı gerçekleri sizlerle paylaşarak yalanlarla dolu tarihimizi telafi etmek boynumuzun borcu.

Kaynaklarda Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girdikten sonra kendisini daima "Roma topraklarının efendisi", "Rum tahtının sahibi" olarak ifade ettiğine şahit oluyoruz. Yani kısacası Fatih Bizans'ı yıkmak yerine onun başına geçmeyi tercih etmiştir.

Burada Osmanlı Devleti'nin ifade edilen gibi İslam devleti olmadığını görmek gerekir. Hatta Fetih sonrasındaki fermanlarda şehrin ismi için Konstantiniyye ismi kullanılmaya devam edilmiştir. İstanbul'un ismi yasal olarak 1930'da Atatürk döneminde değiştirilmiştir.

Bu manada Fatih'in gayrimüslimlere olan ilgi ve alakasına da dikkati çekmek gerekir.

Franz Babinger'in tasvirine göre, 6 Ocak 1454'te Roma Katoliklerinin ünlü Georgios Scholarios'a patriklik unvanı verildi. Ghennedios adını alan patrik bizzat saraya davet edilmiş ve Fatih Sultan'la yemek yemiştir. Buradaki önemli nükte, Fatih Kanunnamesinin protokol esasına göre veziriazamının dahi kendisiyle yemek yemesinin mümkün olmamasıdır.

Fatih özel davetlisi Ghennedios'a patrik asası verdi ve tarihte hiçbir patriğin görmediği bir şekilde iltifat etti. Bir müddet sonra çıkan emirname ile 16. yüzyılda yaşayan bu inanıştaki Araplar patrik Ghennedios'a bağlandı. Fatih kendisini bütün dinlerin hükümdarı olarak ifade etmiştir. Ghennedios'a Hıristiyan dini üzerine bir kitap yazmasını emretmiştir. Sonrasında Musevilerle de ilişkilerini geliştirerek şehre baş haham tayin etti.

Devrin hümanistleriyle de yakından ilgilenen Fatih örnek olarak Venedikli ressam Gentile Bellini'yi sarayda ağırlamıştır. Yine tarihi kaynaklarda, annesi Despina adında bir Hıristiyan olan Fatih Sultan Mehmet'in döneminde Müslümanların hepsinin kendisini sevmediği, bunun sebebinin de Fatih'in bağlı olduğu Hurufilik mezhebi olduğu gerçeği vardır. Hurufilik mezhebi her mezhep ve dinden insanların olduğu bir oluşumdur. İnancında ise Kur'an'ı Kerim yerine mezhebin kurucusunun yazdığı kitap vardır. Bilindiği gibi Fatih Sultan Mehmet 'Padişah olan şehzadenin kardeşlerini öldürebileceği' fratrisit yasasını başlatmıştır. Ne yazık ki Fatih, oğlu Bayezit tarafından öldürtülerek bu yasanın kurbanı olmuştur. Yine kaynaklarda Bayezit'in babası Fatih için "o dinsizdi" dediği ve Fatih'in ayyaş oldu gerçeği mevcuttur.

O dönemin tanıklarından olan Osmanzade Taib Ahmet Efendi kitabında Bayezit ve Fatih'in içki meclislerinde buluştuğunu anlatır. Hatta ve hatta birçok kaynak Fatih'in ölümünün oğlu Bayezit tarafından şarabına içki konularak gerçekleştiğini yazar.

Velhasıl, zamanın en duayen tarihçilerinin eserlerinde yer verdiği bu gerçekler ne kadar acı olsa da apaçık bir gerçektir. Osmanlı Devleti'ni geri getirme safsatasıyla Atatürk'e iftira atan İngiliz ajanlarının oyunları bozuldukça kaçacak delik arıyorlar. Aramaya da devam edecekler. Atatürk'e iftira atanların kaynakları dedikodudan ibaret iken Fatih ve diğer padişahlarla ilgili yazılanlar tartışılmaz gerçektir.

Bu gerçekler ortadayken Fatih'in ve diğer padişahların cennet mekan olması ya da Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin hadisine nail olması mümkün müdür?

O halde Cumhuriyetimizin kurucusuna hakaret ve iftira ederek Osmanlı'yı geri getireceğiz diyenlere bir tokat vurmak hem vatandaşlık hem de Müslümanlık vazifemizdir.


Kaynak: YeniMesaj


bozadi

#20
13 Eylül 2017

Osmanlı'da Rothschild'lere verilen devlet nişanları


Furkan Talay




Daha önce Osmanlı padişahlarının Yahudi Rothschild ailesiyle olan ilişkilerini ve 2. Abdulhamid'in Filistin topraklarını Rothschild'lere satarak İsrail Devleti'nin kurulmasında büyük rol oynadığını BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) kaynaklarıyla yazmıştım.

Özellikle sosyal medyada büyük yankı uyandıran bu gerçekler kısa süre sonra tv ekranlarında konuşulmaya başlandı.

Araştırmamın devamında bizzat padişah Abdulmecid, Abdulaziz ve Abdulhamid tarafından Rothschild hanedanına çok sayıda devlet nişanı verildiğine şahit oldum.

Osmanlı Devleti'nde hizmet eden askeri ve mülki şahıslara derecelerden oluşan nişan verme işlemi 2. Mahmud devrinde başlamıştır. Bununla birlikte batılı anlamda ilk nişan 1852 yılında 'Mecidi Nişanı' ile meydana çıkarıldı. Rothschild ailesi fertlerinden bazılarına verilen ilk nişanın tarihi 27 Haziran 1854 tarihini taşımaktadır. Nişan tevcih edilenler Meyer Alphonse de Rothschild ile kardeşi Gustave Samuel James de Rothschild'dir. (Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu, s.437)

Dördüncü rütbeden Mecidi Nişanı tevcih edilen Mayer Alphonse de Rothschild 2. Abdulhamid döneminde Filistin'de arazi satın alarak İsrail'in temellerini atan Edmond James de Rothschild'in ağabeyi, Rothschildlerin Fransa kolunu kuran James'in en büyük oğludur. (a.g.e, s.438)

Nişanın verilişi, Osmanlı Devleti'nin Rothschildler'den 3 milyon frank borç aldığı tarihten sonraya tesadüf etmektedir. Nitekim 1854 yılında Avrupa'dan alınan ilk büyük borcu veren, Baron Sir Isaac Lyon Goldsmid ile Johm Horsley Palmer'e de 7 Nisan 1855 tarihle irade ile Mecidi Nişanı verilmiştir.(BOA, İ. HR, No:119/5850,18 B1271/7 Nisan 1855; Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu S. 438)

Osmanlı hükümeti 1855'te ilk büyük meblağlı borcu aldıktan sonra, Rothschild ailesinin önde gelenlerine nişan verilmesi için harekete geçmiştir. Sonrasında Rothschild hanedanlığından şu isimlere nişan verilmiştir:

James Mayer de, Mayer Alphonse de, Gustave Smuesl James de, Salomon James de, Lionel Nathan de, Baronet Anthony Nathan Billy de, Mayer Amschell de, aynı zamanda Karl Max'ın da kuzeni olan Nathaniel de, Mayer Charles Carl Rothschild ve bu ailenin vekili Mösyö Horace Landau. (BOA, İ. HR, No:132/6752, LEFF 1: BOA, HR. TO, No: 421/7, leff 1-3, 1855; BOA, HR. SFR. 3, No:28/3, 1856 Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu, s.438).

Sultan Abdulaziz ise Adolphe Car von Rothschild'e 8 Ağustos 1869'da Mecidi Nişanı verilmesini onaylamıştır.

2. Abdulhamid zamanında Rothschildlere verilen ilk nişan 1887 yılı sonunda Baron Edmond James de Rothschild'in Filistin'de kurulan kolonilerinin sorumlusu olan Elie Scheid'dir.

Rothschildlerle en yakın ilişkileri kuran 2. Abdulhamid olmuştur. 28 Temmuz 1888 tarihinde Rothschild Ailesinin Paris lideri olan Mayer Alphonse'de Rothschild ve kızı Bettine Caroline de Rothschilde nişan verilmiştir. (BOA, İ. DH, No:1090/85489,16 Temmuz 1304/28; Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu, s.447).

Daha birçok kere Rothschildlere devlet nişanı verilmiştir. Devlet kanallarında dizi halinde yayınlanan 2. Abdulhamid'in İsrail'in kurucusu olan bu aileye Filistin'den toprak satması, koloniler kurdurması ve bu aileden yüksek faizli borçlar alıp Osmanlı Devleti'ni çöküşe sürüklediği Başbakanlık Osmanlı Arşivi kayıtlarında inkar edilemez apaçık gerçeklerdir. Takdir sizlerindir. Sonuçta padişahlar Kur'an'da övülmemiştir, evliya da değillerdir, kaldı ki birçoğunun içkiye düşkün olduğunu yazdık. Kısacası Osmanlı padişahlarının bize anlatıldığı kadar masum olmadığı ortaya çıktıkça oyunları bozulan Cumhuriyet düşmanları rahatsız olsa da gerçekler gün yüzüne çıkmaya devam edecektir.

Kaynak: YeniMesaj


gerçek tosun paşa

#21
Bozadi müthiş konu hepsini okuyacağım eline sağlık.

bozadi

#22
Erdoğan AKP'sinin son günlerdeki "Atatürk açılımında" Haydar Baş grubunun izlediği politikanın da önemli bir etkisi olduğunu sanıyorum ve elbette tartışmaya son derece açık olmakla birlikte bu gelişmeleri genel olarak olumlu buluyorum.

bozadi

#23
27 Şubat 2018

"Osmanlı'da Oğlancılık" toplatılıyor


Yayınevinden açıklama: Kitapları değil tecavüzü önleyin




Rıza Zelyut'un iki yıl önce çıkan kitabı "Osmanlı'da Oğlancılık"a toplatılma kararı verildi.

Zelyut'un eseri, TC Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun 25.01.2018 tarihli ve 2018/2 kararıyla muzır neşriyat kapsamına alındı. Piyasadaki kitapların toplatılarak poşet içinde satılmasına karar verildi.

Osmanlı dönemi yazar ve şairlerinin eserlerinden yararlanılarak kaleme alınan kitabın toplatılmasına kitabın yayıncısı Kaynak Yayınları tepki gösterdi.

Yayınevinden yapılan açıklamada "Kitapları değil, taciz ve tecavüzü önleyin!" denilirken, "Çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olaylarına dair haberlerin ne yazık ki arttığı son dönemde, söz konusu kitap küçüklere zarar vermek veya onların manevi yapılarını olumsuz etkilemeyi değil, tam aksine o yapıyı deşifre ederek çocuklarımızı bu eğilimden korumayı amaçlamıştır" sözleriyle karara tepki gösterildi.

Karar metni:

https://goo.gl/KrBqPT
https://goo.gl/g8A1mb
https://goo.gl/y3KuWL
https://goo.gl/no8Dey
https://goo.gl/44Spr9
https://goo.gl/JEsu9h
https://goo.gl/P3pchu
https://goo.gl/jzE4QW
https://goo.gl/8oMw1o


Kaynak Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Tunca Arslan'ın yaptığı açıklama şu şekilde:

"Kitapları değil, taciz ve tecavüzü önleyin!

"Evliya Çelebi Seyahatnamesi" muzır neşriyat mı?

Tarih araştırması, "muzır yayın" gibi gösterilip poşete konulacak!

Çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olayları artarken, araştırmacı-yazar Rıza Zelyut'un iki yıl önce çıkan kitabı "Osmanlı'da Oğlancılık", muzır neşriyat ilan edildi.

Basın-yayın dünyasına yönelik baskı ve sansür girişimleri uzun süredir Türkiye'nin gündemindeyken, yaşanan son gelişme tabloyu daha da vahim hale getirdi.

Araştırmacı-yazar Rıza Zelyut'un Kasım 2016'da Kaynak Yayınları'nca okurlara sunulan "Osmanlı'da Oğlancılık" adlı kitabı, TC Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun 25.01.2018 tarihli ve 2018/2 kararıyla muzır neşriyat kapsamına alındı. 
Hiçbir somut delil, gerekçe ve belgeye dayanmayan, önyargılı ifadelerle dolu kararda "... doğruluğu şüpheli olan, yazarın kendine göre seçtiği çeşitli kaynaklardan alıntılar yaparak adeta Osmanlı toplumunun tümüne şamil bir yaşam biçimi gibi ortaya koyduğu müşahede edilmektedir" denilmektedir.

Kaynakça bölümünde de açıkça belirtildiği üzere "Osmanlı'da Oğlancılık" adlı kitap, Osmanlı dönemi yazar ve şairlerinin eserlerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır. Kitapta alıntılanan klasikleşmiş Osmanlı eserleri, halen kütüphanelerimizde koruma altındadır.

Osmanlı padişahlarınınkiler de dahil çeşitli şairlerin divanları, şehrengizler, başta "Evliya Çelebi Seyahatnamesi" ve Gelibolulu Ali'nin "Ziyafet Sofraları" olmak üzere Osmanlı kültür ürünlerinin incelenmesiyle hazırlanan "Osmanlı'da Oğlancılık" kitabının "muzır neşriyat" ilan edilmesi, TC Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun, her şeyden önce Osmanlı kültüründen habersiz olduğunu göstermektedir.

Kitapta yer verilen son dönem kaynakları ise otorite oldukları herkesçe kabul edilen İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Necdet Sakaoğlu, Halil İnalcık, Abdülbaki Gölpınarlı gibi isimlere aittir. Bunları "şüpheli kaynak" veya "zararlı kaynak" olarak göstermek, söz konusu kurulun sınırlarını aştığını gösteren başka bir örnektir.

Eserin son bölümü "Cumhuriyete Aktarılan" incelendiğinde ise araştırmacı-yazar Rıza Zelyut'un "oğlancılık" şeklinde tanımlanan ilişki biçimini net biçimde eleştirdiği görülmektedir.

Çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olaylarına dair haberlerin ne yazık ki arttığı son dönemde, söz konusu kitap küçüklere zarar vermek veya onların manevi yapılarını olumsuz etkilemeyi değil, tam aksine o yapıyı deşifre ederek çocuklarımızı bu eğilimden korumayı amaçlamıştır. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun ruhuna tümüyle uygun düştüğüne inandığımız kitabımızın muzır neşriyat ilan edilmesi ve poşet içinde satılması gerektiğine dair bu tasarrufla ilgili her türlü yasal hakkımızı kullanacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Kaynak: OdaTV


bozadi

#24
28 Şubat 2018

"Osmanlı'da seks"i bilmezler mi


Nereden çıktı poşete sokmak...




Rıza Zelyut 2016'da "Osmanlı'da Oğlancılık" adlı bir kitap yazdı.

Kaynak Yayınları'ndan çıkan kitap şu sorulara yanıt veriyordu:

Oğlancılığın tarihi ve kültürel kökenleri nelerdir? Kutsal kitapların oğlancılığa yaklaşımı nasıldır? Osmanlı'yı yönetenler, oğlancılığı nasıl meşrulaştırdı? Oğlancılık ile kadının değersizleştirilmesi arasındaki ilişki nedir? Hangi Osmanlı padişahları oğlanlar için şiirler yazdı? Büyük Osmanlı şairleri, oğlanları hangi niyetle övdüler? Gulamparelik, sokaklara nasıl indi, şarkılara nasıl girdi? Batılı yazarların Osmanlı'da oğlancılıkla ilgili düşünceleri nelerdir? Oğlancılık konusu akademisyenler tarafından nasıl çarpıtıldı? Oğlancılığın günümüzdeki varisleri kimlerdir? Oğlancılık kimler arasında yaygındı ve oğlanlar nasıl kullanılıyordu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu belli ki rahatsız oldu bu sorulardan ve Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'na başvurdu.

Kurul toplandı ve karar verdi:

"600 yıldır dört kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin kuruluş felsefesi ve temellerinin göz ardı edildiği, adeta bu dönemin Tük toplumuna yabancılaştırılarak töhmet altında bırakıldığı, güvenirliği çok şüpheli olan alıntılarla toplumumuzun özünde olmayan istisnai yaşam tarzlarının genelleştirilerek Osmanlı toplumunun bütününe teşmil edildiği anlaşılmaktadır." 8 sayfalık karar metni şu satırlarla bitiyordu:

"Kitap içeriğinin kamuoyunun tümünü ilgilendiren bir eser niteliği taşımadığı, dolayısıyla söz konusu yazıların toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı, bu nedenle kurulca bahse konu kitabın küçükler için zararlı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır."

Sanki:

"Oğlancılık" gerçeğini ilk Rıza Zelyut yazdı!

Sahi...

Bu kararı vermeden önce hiç mi okuma yapmamış bu sansür kurulu?

Öyle ya...

Murat Bardakçı'nın Gür Yayınları'ndan 1992'de çıkan "Osmanlı'da Seks" kitabını bilmezler mi?

İsmail Metin An'ın 16 yıl önce Tümzamanlar Yayıncılık'tan çıkan "Osmanlı Sarayında Cinsel Eğilimler" kitabını hiç mi duymadılar?

Ya Halit Erdem Oksaçan'ın Agora Kitapçılık'tan çıkan "Sultanlar Devrinde Oğlanlar"ını?

Yahu Reşad Ekrem Koçu'yu da mı bilmezler?

Kızlarağasının Piçi'ni, Erkek Kızlar'ı, Binbirdirek Batakhanesi'ni, Aşk Yolunda İstanbul'da Neler Olmuş'u, Aşk Yolunda İstanbul'da Neler Olmuş'u okumadılar mı?


Sözün özü...

Bu kitaplar yasaklı değilken...

Hala açık açık, ne doğru ki okurla buluşuyorken...

Ne demek benzer bir araştırma kitabını poşet içinde satmak!

Bilmezler mi, tarihi konjonktüre göre şekillendirmeye çalışmak, asıl o tarihe ihanettir. 

Kaynak: OdaTV


bozadi


bozadi

#26
Bu ülkede yetişkinleri bırakın, "çocukların" cinsel istismarının bu denli ciddi boyutlarda olmasına, hele ki bu istismarların azımsanamayacak bir bölümünün dinci bir iktidar tarafından korunan din eğitimi kurumlarında meydana geldiğinin ortaya çıkmış olmasına rağmen, çoğunluğu dindar/muhafazakar hassasiyetlere sahip gibi görünen bir toplumda bu konuda ciddi bir ahlaki reaksiyon ve sorgulama olmamasının temel nedenlerinden biri Osmanlı kültür mirasıyla mı ilgili acaba?

Ahlaksızlığa, şeytanlığa kılıf yapılan dinci/muhafazakar sahtekarlığa lanet olsun!

bozadi

#27
Osmanlının karanlık tarafları yanında şüphesiz daha aydınlık tarafları da var. Ama sanki Osmanlı herşeyiyle çok aydınlık, çok gurur duyulacak, çok özlem duyulacak birşeymiş gibi bir hava yaratıp bir de "asarız/keseriz" gibi faşist naralar eklendiğinde, Osmanlının karanlık yönlerini hatırlatıp denkleme dahil ederek sorgulama yapmak doğal ve gerekli hale geliyor.

bozadi

#28
16 Kasım 2018

Kitabımızın kelepçesi çözüldü


Rıza Zelyut




Avukat dostum Mehmet Aytekin neşeli bir sesle aradı. "Abi sana bir müjdem var!" dedi.

Müjdeydi gerçekten... Bilimsel düşünen üç uzmanın verdiği rapor, OSMANLIDA OĞLANCILIK adlı kitabımıza vurulan prangayı sökecekti. Bunun müjdesiydi verdiği...

Kaynak Yayınları'nın yayımladığı bu kitabımızı, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, zararlı yayın göstererek yasaklatmak istedi. Bu olayın haberi duyulunca kitabevleri bu kitabı satmaktan vazgeçtiler.

Kaynak Yayınevi konuyu yargıya taşıdı. Davanın görüldüğü Ankara 11. İdare Mahkemesi, Osmanlıda Oğlancılık'ın küçükler için zararlı olup olmadığı konusunda bilirkişilerden görüş istedi. Bilirkişi olarak Prof. Dr. Birim Güney Kılıç, Prof. Dr. Neriman Aral, Prof. Dr. Metin Pişkin gibi uzmanlar görev aldılar.

Bu uzmanların bilimsel kaynaklara göndermeler de yaparak vardıkları sonuç, yayın özgürlüğü açısından son derece önemli. Çünkü, hazırlanan raporda, toplumun genelinin tepki gösterdiği "oğlancılık" gibi hassas bir konuda, kitlelerin beklentilerine değil bilimsel verilere göre sonuç oluşturulmuş. SONUÇ bölümünde deniliyor ki:

"Bilirkişiler olarak yaptığımız değerlendirmeler ve bilimsel bilgiler ışığında, anılan kitabın (...) küçüklerin maneviyatı üzerinde zararlı tesirler yaratmayacağı kanaatine oy birliği ile varılmıştır"

Uzmanlar, hazırladıkları raporda, daha da ayrıntıya girerek, bu kitaba ulaşan ergenlerin, anne babalar tarafından iyi yönetilmeleri halinde, bu kitabın çocukların kişilik gelişiminde olumlu etkisinin olabileceğini de vurgulamaktadırlar.

Ama raporda da belirtildiği üzere, bizim savunmamızda da dile getirdiğimiz üzere bu kitap çocuklar için yazılmadı ve onların da okuyup anlaması pek mümkün değil.

HEP GİZLEDİLER

Gayet rahatlıkla iddia ediyorum: Osmanlıda Oğlancılık, bugüne kadar Osmanlı kültürü ve tarihi üstüne yazılmış en gerçekçi ve en dolaysız kitaptır. Kitapta anlatılan olayların tümü Osmanlı Devleti zamanında yazılmış olan eserlerden derlenmiştir. Bu yüzden de gerçek Osmanlı kimdir sorusunun cevabını işte bu eser vermektedir.

Kokuşmuş o sistemi bugün Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir seçenek gibi sunmaya çabalayan bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Halbuki Osmanlı Devleti zamanında ortada olan bu ahlak tarzını, cumhuriyet sistemi şiddetle yasaklandı ve cezalandırdı. Ama Osmanlıcı gözüken kontrol dışı çevrelerde bu ilişkinin sürdüğünü gösteren birçok olay patlak verdi. Özellikle Osmanlıcı ve dinci eğilimlerin arttığı son yıllarda yoksul çocuklarının kaldığı tarikat yurtlarında erkek çocuklarına yönelik tecavüz olayları aldı başını gitti.

Bu çalışmamız, aslında bu rezaleti de gündeme taşıyarak çocuklarımızı korumayı hedeflemişti.

Bu rezaleti, Osmanlıcı-dinci takımı bu olayları hep gizledi. Ve hatta Ensar yurtlarında görülen tecavüz olaylarında olduğu üzere, yönetici siyasi erk bu kuruluşlara arka bile çıktı.

Elbette ki tarihçi geçinen akademisyenler bile bu oğlancı çizgiyi görmezden geldiler. Örneğin, Prof. İlber Ortaylı'nın oğlancılığın başlangıç yeri olan Enderun'u göklere çıkarması, bu gizleme ve aklamaya verebileceğimiz örneklerden sadece birisidir.

Topkapı Sarayı'ndan başlayarak İstanbul sokaklarına taşan bu zorba oğlancılığın en aşırı örneklerinin anlatıldığı kaynaklar da bizzat işte o Osmanlı âlimlerinin, şairlerinin yazdığı veya Yavuz Sultan Selim gibi padişahların yazdırdığı bahnamelerdir.

YARIN İMZALIYORUM

Bu kitabımız işte o zihniyetin üstündeki örtüyü çekip almaktadır.

Yarın, TÜYAP'tayım. Saat 13.00'ten itibaren Kaynak Yayınları standında olacağım. Orada, aralarında OSMANLIDA OĞLANCILIK da olan kitaplarımı imzalayacağım.

Bütün arkadaşlarımı ve kitapseverleri bekliyorum. Bir kitaptan hele hele imzalı bir kitaptan daha zengin ne vardır ki?... Serveti kitap olanlar, buyurun...

Kaynak: Aydınlık


bozadi

#29
12 Aralık 2018

Yargı akladı Akit kudurdu



Rıza Zelyut




Aydınları hedef göstererek katledilmelerinde birinci derecede rol alan Amerikancı Akit Gazetesi şimdi bizi dinci çetelerin nişan tahtasına koydu.

Cumartesi günkü haberlerinde beni "Milli ve manevi değerlerimize düşman" ilan edip Alevi kökenli olduğumu da yazarak kışkırtıcılıkta tavan yaptılar.

Karanlık Akitçi takımının bize saldırmasının sebebi, Kaynak Yayınları'ndan çıkan Osmanlıda Oğlancılık isimli eserimiz. Mahkeme, kitabımızı aklayınca FETÖ'nün 5. Kolu Akitçi takımı bu yargı kararına karşı kılıç çekti.

Bu kitap, cumhuriyet ahlakına karşı daha üstünmüş gibi pazarlanan egemen Osmanlı ahlakının çürümüşlüğünü ortaya koyuyor. Hem de Osmanlı döneminde yazılmış kaynaklara dayanarak. Böylece cumhuriyet düşmanlarının dayanakları yıkılıyor. Saldırının sebebi bu...

FETÖ'NÜN MEDYADAKİ PROPAGANDA ALETİ

Bugün Fethullahçı Terör Örgütü'nün ülkemizi karıştırmak için işlediği cinayetlerle Akit Gazetesi arasındaki karanlık ilişki artık ortaya çıkıyor. Bunun bir örneği 2006 yılında türban üstünden Danıştay üyelerini hedef göstermeleridir. O günkü adıyla Vakit'in verdiği cinayet işareti sonucunda Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin katledildi. Bu cinayeti işleyen Alpaslan Aslan FETÖ'cülükten yargılanıyor ama ona işareti veren Akit Gazetesi'ne dokunulamıyor.

Yine Deniz Baykal ile bazı MHP'lilere kurulan kaset tuzağının FETÖ işi olduğu anlaşıldı ve bu çete yargılanıyor. Lakin bu pis işte görev yapan Akit örgütüne yine soru sorulmuyor.

Gümüşhane Baro Başkanı Ali Günday, Cumhuriyet Yazarı Ahmet Taner Kışlalı da aynı yapının hedef göstermesi sonucunda katledildiler. Cinayetin medya ayağında olduğu açık olan Akit Gazetesi, kışkırtmalarını şimdilerde de sürdürüyor. Gel gör ki cumhuriyetin savcıları cumhuriyet düşmanı bu örgüte dokunamıyor? Peki kim koruyor bunları, kim?

ALİ İLE BİRLİKTE OLMAK ONURDUR

Bana, "Alevi yazar!" diyerek IŞİD'lilere işaret veren Akit örgütü!

Ali yanlısı yani Alevi olmakla da onur duyarım. Çünkü:

*O Ali, çocukluğundan beri devrimci Muhammet tarafından yetiştirilmiş olup Peygamber'in üstün ahlakını, eşitlikçi düşüncelerini taşıyan tek erkektir.

*O Ali, İslam düşüncesi yayılsın diye sürekli ölümü göze almış bir kahramandır. Bedir, Hendek, Huneyn cenkleri onun direnmesi ile kazanılmıştır. Uhut'da Ömer-Osman gibiler kaçarken Hz. Muhammet'in yanında kalan ve canını ortaya koyarak onu kurtaran da Ali idi.

*O Ali, Peygamber'in "Eti etim, kanı kanım, canı canım!" diye övdüğü; "İlim şehrinin kapısı" gösterdiği, son Hac'dan dönerken bütün Müslümanlara velî tayin ettiği bir önderdir.

*O Ali, saltanat kavgasına düşen Ömer-Osman gibilerin ortada bıraktığı Hz. Muhammed'in cenazesini yuyan, duasını eden ve onu gömen kişidir.

*O Ali, Ömer ve Osman zamanında yapılan yağma (ganimet) savaşlarına asla katılmayan barışçı insandır.

*O Ali, halife olduğunda beylerle köleleri aynı gördüğünü uygulamaları ile gösteren bir toplumcu, hatta komüncüdür. Cemel Savaşı bu yüzden çıkmıştır.

*O Ali, öldüğünde geriye saraylar, sandık sandık altınlar, binlerce köle ve cariye değil sadece bir isim bırakmış, gitmiştir.

ÖNCE TÜRK'ÜM

Bu yüzden biz Türkler; dedeleri sömürgeci Arapların kanlı katliamlarına uğramış Oğuz çocukları; kaderi bizlere benzeyen o Ali'yi çok sevmişiz.

Siz Akitçiler ise: Hz. Muhammet'i ve Müslümanları katletmek için üstüne üç kez ordu ile saldıran Ebu Süfyan çocuklarısınız; yani Süfyanîsiniz. Ananız da Hz. Hamza'yı öldürtüp çiğerlerini yiyen hain Muavi'nin anası Hind...

O yüzden de tuttuğunuz tarikatlerin veya vakıfların yurdunda fakir fukaranın çocuklarına tecavüz ediliyor ya... Bu örtünüzü kaldırıp tecavüz tarihinizi ortaya çıkardım diye kızıyor, saldırıyor, hedef gösteriyorsunuz. Arapçılık değil Türkçülük yaptığım için deliriyorsunuz.

Ben Tanrı Dağı kadar Türk olan ve soyu Gök Türk hakanları demirci Aşınalara kadar uzanan Türk oğlu Türk'üm.

Siz Emevi Arap çocuğu, ben Türk çocuğu...

Devam edin! Akit ürür, cumhuriyet aydınları yürür!

Kaynak: Aydınlık