Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Putin: Ermeniler Soykırıma Uğratıldı (23 Nisan)

Başlatan bozadi, 24 Nisan 2015, 02:01:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maglor

#15
Konunun daha derinlemesine inilmesi fikri hoşuma gitti,acelemiz yok.Konunun yavaş yavaş incelenmesi,bulunan belgelerden vs. çıkarılıcak sonuçların (ego devreye girmeden) daha objektif,gerçeğe mümkün olduğu kadar yakın yada gerçeği daha kolay bulmamıza yardımcı olacaktır.

Osmanlı'nın 1. Dünya savaşına girmesi süreci hatırladıım kadarıyla ilkokul,ortaokul ders kitaplarımda kısaca Enver paşanın yada 3 paşanın ''Alman'' hayranlığıyla ilgili olduğu anlatıyordu. :D Şaka gibi kardeşim.Lise düzeyindeki eğitimde elbet daha derinlere inilmiştir.Hipnozun,beyin yıkamanın daha derinine tabiki...

Merak ettiğim bir kaç konu var,burda konuştuğumuz konuyla çok derin bağlantıları ve anlamı olduğunu düşünüyorum.

Nazi Almanyasının iktidara gelme süreci...Sonuçta bir anda olmadı,''hadi biz minik faşistler olarak şu yahudileri katledelim,saf ırkımız olsun hazır yeri gelmişkende dünyaya da hakimiyet kuralım'' demediler.Ermeni kıyımı-soykırımı adını her ne koyarsak koyalım yapılmaya başlandığında Almanya'da neler oluyordu acep???Bu 3 paşa (faşist) neden Almanya'ya yakınlık duyuyorlardı?Görevlerinde başarılı olamadıkları için çeşitli yerlere kaçmışlar ve bir süre sonra öldürülmüşler...


'' Enver Paşa'nın Almanlarla birlikte yürüttüğü Turan politikasının başarısızlığa uğraması üzerine İttihat Terakki'nin Osmanlı topraklarında kalan liderleri, ulus-devlet projesini daha küçük çaplı olarak gerçekleştirmek üzere Mustafa Kemal'i hareketin başına geçirme kararı aldılar.''
Kaynak: arsiv.marksist.org

Bir de bu konu var tabi...

bozadi

#16
Konuyla ilgili kendi somut araştırmalarımızı yapma fikrini desteklemenize sevindim arkadaşlar. maiterya bana kızgın olduğu için iştirak etmek istemeyebilir gibi görünüyor. maiterya'nın yakın aile bireylerinin veya akrabalarının geçmişte Anadolu'da Ermeniler tarafından yapılan saldırılardan birinin kurbanı olabileceği olasılığı geliyor aklıma. Eğer öyle bir durum söz konusuysa, bu elbette basit birşey değil. Duygusal kızgınlık/öfke tutumunun baskın olması "nispeten" anlaşılabilir birşey olur o zaman. Ve tabi ki halka yönelik bu tür kitlesel saldırıları, katliamları kim yaparsa yapsın, bunun onaylanabilecek bir tarafı yoktur. Ama mesele somut bir şekilde Ermeni meselesi sürecinde tam olarak neler olup bittiğini soğukkanlı ve mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde ele almaya geldiğinde, konuya fazla duygusal veya ideolojik olarak yaklaşmak ilerlemeye engeldir. Ben konuyu şimdiye kadar çok derinlemesine okuyup, tartışıp avucumun içi gibi bilir bir vaziyette değilim. Sadece sezgilerim şimdiye kadar rastgeldiğim, merak edip okuduğum, karşılaştırdığım ve gözlemlediğim şeylere bakarak gerçekten bir tür soykırımın yaşandığını söylüyor. Ama sezgim ille de haklı diye birşey yok. Sezgim yanlış olabileceği gibi, sezgi dediğim şey aslında sezgiden ziyade bir önyargı da olabilir. O nedenle o teklifte bulundum, gelin bu işi acele etmeden, sakince, inceleye inceleye araştıralım diye. Ve belki maiterya artık foruma iştirak etmek istemese bile, bizlerin çok fazla kasmadan konuyu netleştirebilecek neler bulabileceğimize bakmamızın iyi olabileceğini düşünüyorum. Üstelik bu "keşif" çabasının başka pek çok konuda da kullanılabileceğini ve kendi aramızdaki iletişim ve etkileşimleri geliştirebileceğini düşünüyorum.

Ben en kısa zamanda, Ermeni meselesinin başlangıçları hakkında neler bulabileceğime bakacağım ve ilk bulgularımı paylaşacağım. Ne zaman bunun için müsait olabileceğimi hiç bilmiyorum. Dediğim gibi, zaman konusunda hiç endişelenmeyelim, sadece düzgün bir iş çıkarmak için, sakince, uzunvadeli bir araştırma yapma havasında yaklaşmamızın daha faydalı olabileceğini düşünüyorum.

K'ların "bir kerede bir soru" veya "bir kerede bir adım" şeklindeki önermelerini de dikkat almamız iyi olur sanırım. Bu konuda kendimdeki daldan dala atlama eğilimimi kontrol etmeye gayret edeceğim.

bozadi

#17
marksist.org sitesinden alıntıladığım yazının genelini çok isabetli ve önemli bulmakla birlikte, son paragrafında Atatürk'le ilgili olarak yapılan yoruma katılmadığımı belirtmek isterim. Ve bir ideoloji olarak marksizmle ilgili olarak eleştirilmesi gereken çok şey olduğunu da düşünüyorum.

Scyth

#18
Mustafa Kemal'in gücü aslında Çanakkele zaferindeki başarılırının halk üzerinde yarattığı sempatiden geliyordu. Özellikle işgal altında bir ülkenin vatandaşıysanız en çok ihtiyacınız olan kahraman bir askerdir.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

maglor

#19
Hiçbirşey Mustafa Kemal Atatürk'ün emperyalist şeytani güçlerin karşısında durduğu gerçeğini değiştiremez dostlar.Bozadi,Marksist.org sitesinden alıntıladığın yazının son paragrafında Mustafa Kemal'e ağır bir itham olduğunu düşündüğüm için değinmek istedim.Mustafa Kemal'in faşist olduğunu sanmıyorum.Türkiye'nin 2.dünya savaşında taraf olmamasında büyük bir rolü var gibi.Ama tabi ''ani'' ölümü ve ardından çoktan planlanıp başlatılmış olan karşı devrim dahada coştu.Türkiye devleti tarafsız gibi gözüksede,insanlığın-vicdanın tarafında olmadığı çok belliydi ki savaş bitiminden günümüze kadar neler olduğu apaçık ortada.Acaba Atatürk tüm bu durumun farkındamıydı yada hissediyomuydu bilemiyorum.Kısıtlı bilgime göre konuşuyorum,varsayımlar,sezgiler bazende yanıltıcı olabiliyor tabi.
Celselerde sıkça söylenen bir şey aklıma geldi;''solucan kutusu'' deyimiydi yanlış hatırlamıyorsam.Bu konunun öyle olduğunu düşünüyorum ve konunun derinine indikçe nasıl bilgilerle karşılaşcağımızı çok merak ediyorum.Hatta kendi aramızda bu konuyu iyice derinlemesine araştırdıktan sonra yaptığımız araştırmayı derleyip çok ''karanlık'' kalan yerler için bir kaç soru hazırlayıp Laura'ya mail atabiliriz.

Arulnool

#20
Antakyada Türkiyede bulunan tek Ermeni köyü Vakıflı var. Gittim gördüm oraları. Aslında bir kaç Ermeni köyü yerleşkesinden tek kalan yerleşim alanı. Diğer köyleride gezdim. Hepsi Ermeni mimarisiyle yapılmış oldukça özgün yapılardı. Ancak tehcirden dolayı terk edilmiş, yerlerine Türk kökenli vatandaşlar yerleşmiş. Ve emin olun ki dostlar, insanın içini bir hüzün kaplıyor oralar dolaşılınca. Yok olan değerlerin hüznü bu. Kişisel görüşüme gelince; Milliyetçilik kavramı, dünya coğrafyasındaki bir çok etnik yapıyı etkilemiş. Japondan, Çin'e, Ruslardan, Araplara, Amerikalılardan, Ermenilere kadar her yapıyı etkisi altına almış. Tabikide türklerde bu kavramdan en çok etkilenen etnik yapılardan bitanesidir. Milliyetçilik kavramı içinde kendi ait olduğun yapıyla birleşme, ve diğer etnik yapılardan uzaklaşma eğilimi vardır. Kavramın yarattığı doğal sonuçtur bu. Bu kavramın insan zihinlerindeki şiddetinide, tehcirler, soykırımlar, olarak tezahür ettiğine tarih içinde şahit olduk. Osmanlı, milliyetçilik kavramına ençok direnip, bu kavramı durdurmaya, engellemeye çalışan bir yapıydı. Zira bu kavram Osmanlıyı yıkan en önemli etkenlerden biridir. Kendi içinde barındırdığı ulusların bir bir ondan ayrılmasıyla, osmanlı içinde yönetici milliyet olan Türkler, kendi miilli isimleriyle anılan bir ülke kurma girişimini başlatmış ve bunda da başarılı olmuş. Kanımca zamanın ruhu başarılı olmasında da en etkin araçtır. Çünkü dönem, halkların kendi kökleriyle yapacağı yolculuklarla gelişme ve ilerleme dönemidir. (Yada bu şekilde tasarlandığıda söylene bilir) İşte bu zamanın ruhunda Ermeniler, yüzyıllar boyunca birlikte yaşadığı osmanlı toplumundan, diğer uluslar gibi ayrılmayı istemişler ve bunun içinde çaba sarfetmişler. Bu çabalar dahilinde kimileri, diğer etnik kökenlere karşı zalimce, onların varlıklarını tanımayıp onları yok etmeye yönelik faaliyetlerde bulunmuş. Bunu her etnik yapı birbirine karşı yapmış. Ancak elinde daha büyük gücü bulunduranın etkisi, daha acıdır. İşte Ermeni meseleside kanımca budur. Yüzbinlerce ermeniyi kendi öz vatanlarından koparıp yertsiz yurtsuz bırakmak bence çok büyük kültürel yokediştir.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

Scyth

#21
Eh Osmanlı'nın elinin temiz olduğunu kimse iddaa etmiyor aslında. Olay şu ki senin kastettiğin Kilikya bölgesinde ki Ermeniler Tehcire'mi uğradı yoksa Fransa'ya uyup bölgede isyan çıkardıktan sonra Fransızlarla beraber bögleyi terk mi ettiler. Sorun bu problemin tek bir tarafın bakış açısıyla değerlendirilmesi. Eğer bu mezalimi yad etmek ve gelecek nesillere bir ders bırakma niyetindelerse olayı bütün tarafların açısından değerlendirmeliler. Şu bir gerçektir ki Osmanlı Devleti Anadolu'da uyguladığı yanlış politikalar sonucu başkaldıran tabir yerindeyse " diğerlerini" kanlı yollara başvurarak durdurdu. Bu mezalimden Kürtler ve Aleviler oldukça zarar gördüler. Bununla beraber Avrupalı lider devletler 19. yy. başından itibaren Osmanlılara karşı iki yüzlü bir tavır takındırlar. Buldukları her fırsatta bu çifte standardıda uyguladırlar. O yüzden Avrupa seçkinler kulübünün kendi sömürge mazilerini hiçe sayıp sadece başkasının hatasını görmesi sinir bozucu. Sanki insanlar gerçekten kendi mazilerinden ders çıkarıp yeni hatalara düşmemek konusunda çaba gösteriyorlar. İşte görüyorsunuz dünyanın halini. O yüzden bu insancıllık rüzgarı sempati uyandırsa da eksik aslında. Eğer Türkler ve Kürtler vahşilerse Ermeniler'de en az onlar kadar fırsatını bulduklarında vahşileştiler. Bu oyunda çabuk yenilip geriye düşmüş ve bunun faturasınıda ağır ödemişlerse bu bir ilk değil. Onlarda mağluplar kervanına katıldılar sadece. Şimdi ise bu fikre dayanıp milli birliklerini devam etmek istiyorlar. Birde bu konuda bir tazminat ödenmesi durumu söz konusu. Gerçekte kimse 1915'te kimin kimi öldürdüğü ile ilgili değil sadece odaklandıklarını gerçekleştirmek istiyorlar.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Arulnool

#22
Siyasetin kendi doğası çıkardır. Her ülke yada topluluk, yada grup, yada şirket vs. Siyasi olarak izlediği bir hedef varsa, o hedef doğrultusunda her türlü yolu sergiler. Bizlerin bu duruma ikiyüzlü, kalleş vb nitelemeler yapmamız, doğaldır. çünkü değerlerimizin büyük kısmını ahlaki ve duygusal reflekslerimiz yönetir. Ancak grupların olduğu hedeflerde(devlet, şirket, takım vs) bu tarz değerler geri plana atılır. Devletler, birbirlerine karşı tarih boyunca içten vede dıştan saldırmıştır. Bunu gücü elinde bulunduran her devlet yapar. Ve yapmasıda tuhaf karşılanmaz. Tarih sahnesinde, osmanlı devletinin, batılı devletleri bölmek için yaptığı girişimler olduğu gibi, batılı devletlerinde aynı tavrı osmanlıya karşı gösterdiğide aşikar. Bu tamamiyle güç oyunu. Evet bireysel olarak değerlendirmelerimiz kesinlikle tarih biliminin nitelemeleri gibi olamaz. Scyth, iki durumda söz konusu. Önce milliyetçilik propagandasıyla ermeniler ayaklandı(bir çok milli yapı gibi) Doğu anadoludaki ermenileri ruslar kışkırtıp yardım ederken, güneyde, yani senin klikya dediğin coğrafyada fransızlar ermenileri kullandı. Ardından tehcir kararı çıktı. klikya bölgesindeki ermeniler, osmanlı ordusuyla çatıştı. Ama geneli itibariyle, fransaya, lübnana kaçtı. Kaçışlarınada bizzat fransa yardım etmiştir.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

bozadi

#23
Görüş paylaşımlarınız, katkılarınız için teşekkürler arkadaşlar. Scyth kardeşim, Ermeni meselesiyle ilgili son paylaştığın görüşlerinde önemli isabetli hususlar olduğunu düşünüyorum, yani hangi millet veya çoğunluk bir yerde iktidar gücünü elinde bulunduruyorsa, bu gücü zaman zaman komşu azınlıklara karşı faşizan bir şekilde kullanabiliyor gibi görünmektedir. Örneğin Türkler ve Kürtler Ermenilere karşı çok büyük bir zulüm işlemişler ama Ermenilerin de ilgili süreçlerde Türklere ve Kürtlere karşı işlediği zalimce suçlar var gibi görünmektedir. Yalnız bu noktada gözden kaçırılmaması gerektiğine inandığım husus şudur: Bu suçları işleyen veya işlenmesine öncülük eden güçler çoğu durumda bir milletin grup iradesi değildir. Halkı pek temsil etmeyen ama yönetim konumunda bulunan ve siyasi/askeri/dini bazı gerekçelerle hareket ediyor gibi görünen bir takım siyasi aktörler ve/veya provokatörler vardır. Kastettiğim şahıslar resmi makam ve güçlerini kullanarak, halkların aslında marjinal denebilecek azınlıkta bir kısmının giriştiği aptalca veya vicdansızca faaliyetlerin boyutunu tırmandırma ve devasa tramalar yaratma konusunda özel bir ilgi ve yeteneğe sahip gibi görünüyorlar. Bunlar çoğu durumda global faşist güçlerle doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı şahıslar muhtemelen. İlginç bir şekilde kendilerini Üç Paşalar diye takdim eden gruptan biri olan Talat Paşa'nın da nispeten düşük ölçekte denebilecek olan karşılıklı bazı mücadelelerin olağanüstü şeytani bir seviyeye tırmandırılmasında büyük bir rolü olduğu anlaşılmaktadır. Talat Paşa vikipedi maddesinde bu şahsın "1909 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının ilk büyük üstadı olarak 1 yıl görev" yaptığını okuduğum zaman, nedense bu durum Talat Paşa'nın şeytani faaliyetleriyle yakından bağlantılıymış gibi görünüyor bana. İlüminati'nin kollarından biri olarak Masonluğun devlet denen mekanizmalara sızan şeytani tesirlerle ne kadar yakından bağlantılı olduğu sanırım çoğumuz için açıktır. Ama mesele ille de masonluk değildir. Yaşanan bazı sorunların olduğundan anormal derecede çok daha yüksek seviyelere ulaştırılarak toplumların bağrında büyük yaralar açan travmalara dönüştürülmesine edilen hizmettir mesele ve Talat Paşa'nın Ermeni meselesi konusunda tam da bunu yaptığını algılıyorum şimdiye kadar okuyup değerlendirdiklerimden.

Yani hiçbir millet tam olarak masum değil diye, korkunç bir takım şeytanlıkları "olur böyle şeyler, yeri gelince herkes herkese yapıyor" diye yorumlayıp geçiştirdiğimiz zaman, milletlerin kendisinin kötülüğüyle karşılaştırılamayacak kadar profesyonel derecede kötü olan Şeytani güçlerin bu süreçlerde oynadıkları rolü gözden kaçırma riskiyle karşılaştığımızı düşünüyorum. Sizlerin de bu konuda görüşlerinizi almak isterim. Dediğim gibi, kesinlikle hiçbir milletin veya grubun tamamen masum olduğunu düşünmüyorum . Herkes aktif veya pasif bir şekilde kötülüğe mutlaka bulaşıyor. Buna Aleviler de dahil, Kürtler de, Türkler de, Ermeniler de vs vs. Buna itirazım yok. Ama "nispeten" düşük seviyelerde cereyan eden bir takım anlaşmazlıkların veya kavgaların veya savaşların "resmi" diye tanımlanan bir takım güçlerce korkunç derecede yüksek seviyelere çıkarılarak çok büyük insan kitlelerine korku ve itaat aşılayan "şeytani güçlerin" eleştiri konusu olmasını engellememeli bu durum.

TSK'nın yaptığı veya kendini kullandırdığı 1980 faşist darbesi bunun apaçık örneklerindendi diye düşünüyorum. Sağcıları solcuları marjinalleştiren, provoke eden, birbirine kırdıran da aynı şeytani güçlerdi, sonunda bütün bu koşulları bahane edip darbe diye adlandırılan en büyük şerefsizliği yapan da aynı şeytani güçlerdi. Bunu çok sık yapıyorlar ve suçu bir şekilde topluma yıkıyorlar. Ermeni meselesinde de, başka pek çok meselede de, toplum ile devlet veya devlet üstü güçlerin ayrıştığı noktalara dikkat etmemiz gerektiğine, hatta bunu özellikle ele almamız gerektiğine inanıyorum.

Majisyen

#24
Diger arkadaslar da belirtmisler duruma samimiyetten cok siyasi çıkar gayesiyle yaklasilmaktadir.Ve maalesef takip ettigim ve gordugum kadariyla bu olayin masaya yatirilma sureci global gücler tarafindan Atatürk'ün tarih nezdinde Hitlerleştirilmesi yolunda ilerlemektedir.Kurtuluş Savaşı sanki bir etnik grubun imhası uzerine inşa edilmiş gibi bir izlenim yaratılmak isteniyor.Yani bence durumun samimiyetinden çok buradaki siyasi amac neyi hedeflemekte kilit nokta bu. Ayrintida gizli olan birinci şeytan budur kanımca.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#25
Soykırım tartışmasının Atatürk'le ve Kurtuluş Savaşıyla doğrudan bir ilgisi yok sanırım Majisyen veya burada öyle bir olasılık tartışılmadı diye biliyorum. Atatürk öncülüğündeki Kurtuluş Savaşının meşruluğuyla ilgili bir eleştiri olmadı görebildiğim kadarıyla.

Majisyen

Yok burada yazilanlara bir sey demedim.Ama guncel gelismeler bu yonde benim tvde vs.  gorduklerim.Sarkisyan mesela dedi gecen gun.Sovyetler doneminde Atatürk mozelesine celenk birakilmasi bize aci veriyordu.Ermeni lobisi de ciddi bir sekilde Atatürk dusmanligi yapmakta.Bu yonde bircok gayretler var demek istedigim buydu.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#27
Evet, şimdi anladım. Daha önce belirttiğim gibi Atatürkle ilgili de son derece eleştirilebilir şeyler olduğunu düşünmekle birlikte, Kurtuluş Savaşı sürecine yaptığı olağanüstü öncülüğü genel itibariyle çok pozitif ve ilham verici buluyorum.

Ermeni meselesinin başından beri Ermenilerin bir kısmının Rusya ve Batılı büyük devletlerin desteğine ve teşviğine da güvenerek aşırı derecede negatif güdülerle hareket etmesi dikkat çekici gerçekten. Tabi bu durum onların kendi ulus-devletlerini kurma veya özerklik veya özgürlük isteklerini saçma veya kötü kılmaz kesinlikle ve aslında Ermenilerin çoğunluğu kesinlikle yıkıcı nitelikteki ayrılıkçı hareketlere eğilim göstermemiş diye anlıyorum şimdiye kadar okuduklarımdan ve sezdiklerimden. Marjinal bazı Ermeni grupları kendilerine destek vermeyen Ermenilere bile açıkça şiddet uygulamış bir dönem. Talat Paşa ve benzerlerinin giriştiği uç seviyeli faşistlikler tüm Türk veya Osmanlı toplumunun veya halklarının tutumunu temsil etmediği gibi, açıkça ve ısrarla yıkıcı ve yok edici eylemlerde bulunan marjinal Ermeni bireyler ve gruplar da tüm Ermeni toplumunun duygusunu, düşüncesini ve tutumunu temsil etmiyor. Yüzyıllardır devam eden "sadık millet" (her ne kadar bu tanımlamada örtülü bir aşağılama da olsa) tanımlasına sahip bir milyondan fazla insan üç-beş yılda terörist mi olmuş? Böyle bir saçmalık olur mu? İşte kritik ayrım noktası da burada. Yani global faşistlerin aracı olan birileri çok uç seviyede şeytani şeylere girişerek bu girişimler sanki tüm toplumun duygusu, düşüncesi ve tutumuymuş gibi "göle maya tutturmaya" çalışmış ve kitleler üzerinde tıpkı bugün de olduğu gibi o kadar büyük baskı ve işkenceler yapılmış ki, göle neredeyse zorla maya tutturmuşlar. Bugün hala dengesiz bir şekilde "Türkçü" duygularla bir bütün olarak Ermeni toplumundan nefret eden insanlar olduğu gibi, dengesiz bir şekilde "Ermenicilik" duygularıyla bütün Türk halkından veya toplumundan nefret eden insanlar da var. Global şeytanların amacı da bu zaten. Yahu arkadaş, gerçekte Türk diye, Ermeni diye birşey mi var? Sonsuz bir evrende, sonsuz sayıdaki yıldızdan küçük bir tanesinin etrafında dönen taş parçalarının birinin üzerindeki yedi milyar insan evladından bir kısmının adının veya sıfatının Türk veya Ermeni olmasının sonsuz hakikat nazarında kaç paralık değeri var? Vay efendim "benim ırkım/milletim/soyum diğerlerinden üstündür, ben herkesin efendisiyim" gibi zırvaları şeytanlar değil de kim ezberletiyor insanlara? Sanki ırk/millet sonsuza kadar sahip olunan bir değermiş gibi!!! İki enkarnasyon sonra şu anda küfrettiğin milletin mensubu olacaksın ve bu sefer de bu tarafa küfredeceksin!!!

Yüzlerce, binlerce insan ruhsallıktan bahsediyor, ondan sonra da Türklerin veya başka bir milletin üstünlüğünden, olağanüstülüğünden veya aşağılıklığından dem vuruyor, böyle ruhsallık olur mu??!?!! Kandırılmaya, aldatılmaya, katledilmeye, birbirimizi yemeye, işkence çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz? Yedi milyar insan olarak kendimiz açlık, sefalet ve işkence içinde kıvranırken bir avuç şeytana ziyafet çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz?


Scyth

#28
İnsanlığın hemen hemen yarısının organik portal olduğu bu gezegende Hümanizm fazla abartılmış bir fikir sadece. Ayrıca nasıl her hayvanın kendine has özellikleri varsa insan ırklarının hatta birey olarakta artı ve eksileri var. Özellikle genetik mühendislik yoluyla bazı üst özelliklerle donatılmış insan ırkları olduğu da bir gerçek. Yahudiler ve Nordikler buna birer örnek.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#29
Ermeni meselesini araştırma konusunda kendi kendime gaza geldim ama geçen hafta boyunca bu konunun başlangıcına ve gelişimine dair yaptığım araştırmalarda, konunun tek başıma çözümleyip sonuca vardırması zor olan çeşitli yönleri, uzantıları olduğunu anladım/hatırladım. Bir ekip çalışması ve bu yönde güçlü bir irade olmadan bu konuda tek başıma göstereceğim çabanın çok yetersiz ve verimsiz olacağı sonucuna varıyorum ve sözümden dönüyorum (en azından bu çabaya tek başıma girişme konusundaki sözümden).

Konuyla ilgili fikirlerim değişmedi tahmin edebileceğiniz gibi. Hiçbir millet/halk tamamen masum olmadığı gibi Ermeniler de masum değil, onlar da ciddi ve vahşi katliamlara giriştiler ama "bizimkilerden" Talat paşa başta olmak üzere birileri kantarın topuzunu fena bir şekilde kaçırıp bence "soykırım" anlamına gelen bir vahşete öncülük etmiş.

Talat Paşa'nın ve İttihat Terakki hareketi içindeki pek çoklarının masonluğunu araştırırken bu sabetaycılık/dönmelik mevzusuyla ilgili biraz derinleşmeye çalıştım ama konu gerçekten çok karmaşık görünüyor ve tartışma Atatürk'ü da kapsıyor. Atatürk'ün ailesinin Yahudi kökenli olma "ihtimali" var. Ve yükselme sürecinde Atatürk'ün de bir veya birkaç Mason locasına üye olduğuna dair "ciddi" iddialara veya bulgulara rastladım. Bu bende bir şok etkisi yapmadı aslında. Çok şaşırmadım da, kınamadım da. Yetişme ve kariyerinde yükselme döneminde içinde bulunduğu toplumda Masonlar dahil tüm ortamlara girip çıkması ve hatta Masonluğa üye olması bana ne ters, ne de tuhaf gelir. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nı biliyoruz. Atatürk'ün "ne yaptığını" biliyoruz. Çeşitli mesajlarımda paylaştığım gibi ben Atatürk'ün son derece eleştirilebilir yönleri veya bazı faaliyetleri olduğunu da düşünüyorum ama bunların hiçbiri Atatürk'ün iyi, doğru, güzel yaptığına inandığım şeyin anlam ve önemini silip atmama yetmiyor. Giderek yozlaştığını ve Kurtuluş Savaşı'nı yöneten kişiliğinden giderek uzaklaştığını düşündüğüm son yıllarında, bu enkarnasyonumda bir parçası olarak doğduğum Dersim bölgesinde devlet/ordu eliyle yapılan insanlık dışı katliama izin ve hatta emir vermiş olması bile. Atatürk'ün ailesinin (veya ailesinin bir bölümünün) "dönme" veya kripto-Yahudi diye tabir edilen soydan geldiği "iddiası" doğru bile olsa, ve Atatürk hayatının bir döneminde Mason bile olmuş olsa, bu onun Kurtuluş Savaşı'ndaki eşsiz ve bence son derece pozitif olan rolünün anlam ve önemini ortadan kaldırmaz kesinlikle bana göre. Bu yüzden Atatürk'ü seviyorum. "Bence" yaptığı çeşitli ciddi hatalara veya içine düştüğü ciddi olumsuzluklara rağmen. Olumlu anlamda başardığı şey pek çok kişi için olduğu gibi benim için de büyük bir ilham ve sevinç kaynağıdır. Atatatürk'ü ısrarla bir bütün olarak "şeytani" gören ve göstermeye çalışanlarla aynı fikirde değilim kesinlikle. Yani Mustafa Kemal olmasaydı da Kurtuluş Savaşı'nın kazanılabileceğini, veya Kurtuluş Savaşı'nın da aslında iyi birşeye hizmet etmediğini düşünlerle kesinlikle aynı fikirde değilim. Öncesinde de, sonrasında da pek çok olumsuz şey olmuş olabilir. Ama bu durum Kurtuluş Savaşı'nın kendisinin ve Atatürk'ün bu konuda oynadığı olağanüstü rolün değerini ortadan kaldırıyor mu? Bence kesinlikle hayır! Bu konuda tartışmaya, incelemeye, alternatifleri düşünmeye karşı değilim. Ve üstelik Atatürk'ün özellikle ömrünün son yıllarında ciddi bir yozlaşma sürecine girdiğine, iyicil bir diktatörlükten kötücül bir faşizme sürüklendiğini düşünüyorum ve bu konuda eleştirilerimi paylaşıyorum. Bunu sadece "Dersim" meselesi yüzünden iddia ettiğimi düşünenler gerçekten yanılıyorlar. Veya Türk veya Türkiye veya Devlet veya Ordu düşmanı olduğumu düşünenler. Yanılıyorlar. Öğrenişimi ve eylemlerimi tüm ideolojilerden ve aidiyetlerden bağımsız yönde ilerletme motivasyonuma, irademe güveniyorum. BH ideolojisi / isteği / çabası hariç; buna ne kadar "ideoloji" denebilecekse. Tüm doğru ve yanlışlarıyla birlikte, Atatürk'ü seviyor, çok saygı duyuyorum. Ama hiçbir ideolojiyi benimsemediğim gibi, Atatürkçülüğü veya Kemalizmi veya Ulusalcılığı vs de benimseyemem. Benimsenmesinin mutlaka olumsuz bir anlama geldiğini düşünmem kesinlikle, ama eninde sonunda tüm ideolojilerin terk edilmesi gerekeceğine inanıyorum. Gezegenimizde halen hakim olan KH güçleri tüm ideolojilere (Atatürkçülük kesinlikle bunun bir istisnası değildir) sızmıştır ve azımsanamayacak bir etki veya kontrol sahibidir. İslam kesinlikle hariç olmamak üzere tüm din ideolojileri için de geçerlidir aynı şey. Ve ideolojiler yoluyla insanların birbirine düşürülmesi kadar berbat birşey yok bence. Vicdan, sadece vicdana dayalı harekete, vicdani uyanışa ihtiyaç var. Bunun olması için daha ne kadar büyük felaketler görmemiz gerekiyorsa göreceğiz. Ta ki tüm saçmasapan ideolojik saplantılar bir kenara konup kendi aramızda sevgiye dayalı, insan gibi insan olmanın gereğine uygun hareket edinceye kadar. Kalbi, vicdanı, sevgiyi tek ve sonsuz pusula olarak temel alana kadar. Tüm tartışma ve yargılamalarımızda sadece bu pusulaya göre düşünüp hareket edene kadar.