Kral Abdullah İçin Alınan Yas Kararına Büyük Tepki (23 Ocak)

Başlatan bozadi, 24 Ocak 2015, 12:40:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

23 Ocak 2015

Kral Abdullah için alınan yas kararına büyük tepki: Reyhanlı için, Roboski için yas ilan edildi mi?


Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın ölümü nedeniyle Türkiye'de bir günlük yas ilan edilmesine sosyal medyadan tepki yağdı




Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz el-Suud'un vefatı sebebiyle 24 Ocak Cumartesi günü bir günlük milli yas ilan edildi. Başbakanlık Basın Merkezi'nin yas kararını açıklamasının ardından sosyal medya pek çok kullanıcı kararı tepki gösterdi.

Yas uyarınca yarın tüm yurtta ve dış temsilciliklerde bayrakların yarıya indirileceği belirtildi.

İşte sosyal medya kullanıcılarının yas kararına verdikleri tepkiler...











Kaynak: t24.com.tr

bozadi

23 Ocak 2015

Mescid-i Aksa'da Kral Abdullah'ı Öven İmama Darp Girişimi


Mescid-i Aksa'daki cuma namazı hutbesinde, ölen Suud Kralı Abdullah'ı överek gıyabi cenaze namazı kıldırmaya kalkan imam, darp girişimine maruz kaldı.




Mescid-i Aksa'da kılınan cuma namazı hutbesini sakin bir şekilde dinleyen cemaat, hutbenin sonunda, imamın vefat eden Suud Kralı Abdullah'ı överek, gıyabi cenaze namazı kılınacağını açıklamasının ardından, bir anda ayaklanarak İmam aleyhinde slogan atmaya başladı.

İMAMI DARPTAN POLİS KURTARDI

İmamı "fasık" olmakla suçlayan cemaat, daha sonra imamın "cenaze namazı" çağrısına uymayarak, üzerine yürüdü. Cami içerisindeki Filistinli güvenlik görevlileri tarafından etrafı çevrilen imam, "darp" girişiminden zor kurtuldu ve Kıble Mescidi'nin iç sol kısmındaki bir odaya götürüldü.

FİLİSTİN MESELESİNE MESAFELİYDİ

Kral Abdullah Filistin meselesine mesafeli duruşu ve İsrail'in Gazze saldırılarına karşı sessiz kalışıyla biliniyordu. 90 yaşındaki Kral Abdullah dün gece hayatını kaybetti, yerine Prens Selman bin Abdulaziz tahta geçti.







BATILI GÜÇLERE KARŞI EYLEM

Öte yandan, cuma namazının ardından bir grup, Aksa avlusunda pankart açarak slogan atmaya başladı. Grubun çevresine toplanan binlerce kişi, "Charlie Hebdo" ve "batılı güçler" aleyhinde slogan attı. Hazreti Muhammed'e salavat getiren grup daha sonra bir bildiri okuyarak olaysız dağıldı.


Kaynak: ensonhaber.com

bozadi

Bu arada, İlüminati'nin Türkiye'de sadece AKP'yi kullanabildiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İlüminati'nin kucağında AKP'ye de yer var, AKP'nin en karşıtı gibi görünenlere de.

bozadi

16 Aralık 2014

Bir açılış, Erdoğan ve İlluminati onayı!





Erdoğan, yıllardır "Koç"lara sözde afra tafra yapıyor. Buna karşın,  Koç Topluluğu'na ait Tüpraş'ın Fuel Oil tesislerinin açılışında arz-ı endam etmekten de geri kalmıyor. Bu yaman çelişkinin arkasında yatan neden "Cumhurbaşkanı olarak büyük yatırıma destek" düşüncesi değil maalesef. İşin ardında İlluminati Kardeşliği var...

Evet Erdoğan İlluminati'nin en önemli organlarından biri olarak gösterilen CFR'ın (Council on Foreign Relations) Türkiye'de örgütlenmesinin destekçilerinden ve de onaylayıcılarından biri (TIKLAYIN).

İşte Türkiye'de CFR üyelerinin isim isim listesi: TIKLAYIN...

Erdoğan ile Koçlar arasındaki ilişkiye ve aşağıdaki fotoğrafa bu açıdan bakmakta yarar var.




Kaynak: jöntürk.com

bozadi

24 Ocak 2015

İHH Başkanı: Şam rejimiyle diyalog kesilmemeliydi; İhvan'ı seçime Türkiye zorla soktu; İsrail'le ticari hacim artıyor


İHH Başkanı Bülent Yıldırım, AKP'yi sert sözlerle eleştirdi




Ortadoğu'da hükümetle birlikte birçok projeye imza atan İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım, "Biz Suriye'de muhaliflerin yanındayız, bu doğru. Ama İHH olarak biz hiçbir zaman bir iç savaşı da istemedik. Bu yüzden biz Suriyeli muhaliflerle İran arasında hatta rejim arasında arabuluculuk yapmaya çalıştık. Türkiye Suriye ile diplomatik ilişkileri kesmemeliydi ne olursa olsun" dedi.

İHH Başkanı Yıldırım, "Mısır'da İhvan seçimlere girmek istemiyordu. Türkiye'nin zoruyla seçimlere girdi. Aslında seçimlere girmeme kararıyla haklıydı çünkü bütün yükü omuzlarına almış olacaktı. Nitekim öyle oldu ve Mursi hükümetinin başarısız  gösterilmesine sebep olundu" diye konuştu.

İHH tarafından organize edilen ve 9 Türkiye vatandaşının hayatını kaybettiği Mavi Marmara saldırısının ardından Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkilerin artarak devam ettiğini kaydeden Yıldırım, şunları söyledi:

"Doğalgaz anlaşmalarının el altından yapılması, birtakım şirketlerin bu anlaşmaların içinde yer alması, bazı bürokrat ve siyasilere ortaklıklar teklif edilmesi, ortaklıkların kapalı kapılar ardında kurulması, ticaret hacminin artması... Bütün bunlar İsrail'e şunu söyletiyor: 'Biz istediğimizi parayla satın alabiliriz.' Yerlere atılan Kur'an-ı Kerim bizim fakat demek ki İsrail'le ticaret yapan Müslüman tüccarların değilmiş diyorum."

İHH Başkanı Bülent Yıldırım, Genç Öncüler Dergisi'ne verdiği mülakatta AKP'nin Mısır ve Suriye politikalarında hata yaptığını söyledi.

Bir süre önce yapılan röportajda Suriye'de iç savaş istemediklerini belirten Yıldırım, 200 bin kişinin hayatını kaybettiği ülkede, hükümet ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın aksine barış için Beşşar Esad rejimiyle diyaloğun kesilmemesi gerektiğini ifade etti. Yıldırım, "Biz Suriye'de muhaliflerin yanındayız, bu doğru. Ama İHH olarak biz hiçbir zaman bir iç savaşı da istemedik. Bu yüzden biz Suriyeli muhaliflerle İran arasında hatta rejim arasında arabuluculuk yapmaya çalıştık. Türkiye Suriye ile diplomatik ilişkileri kesmemeliydi ne olursa olsun. Türkiye devlet olarak Suriye ile ilişkilerini devam ettirmeliydi. Alttan STK'lar da halkın taleplerinin yerine getirilmesi için çalışmalar yapmalıydı." dedi.

İHH Başkanı, Mısır'da askerî müdahaleyle darmadağın edilen İhvan Hareketi ve ülkenin devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin seçimlere girmesini de 'hata' olarak değerlendirdi. Dahası, Mursi'nin seçimlere AKP hükümetinin ısrarıyla girdiğini söyledi. Yıldırım, "Mısır'da İhvan seçimlere girmek istemiyordu. Türkiye'nin zoruyla seçimlere girdi. Aslında seçimlere girmeme kararıyla haklıydı çünkü bütün yükü omuzlarına almış olacaktı. Nitekim öyle oldu ve Mursi hükümetinin başarısız  gösterilmesine sebep olundu" görüşünü dile getirdi. Bülent Yıldırım, Türkiye'nin İsrail politikalarını da eleştirdi. "Hükümet çok doğru şeyler ifade ediyor ama bazen doğru şeyler yapmıyor." diyen Yıldırım, bu konuda şu eleştirilerde bulundu:

Pomer Komisyonu ile oyuna geldik

"İlk defa Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Afrika ülkelerinin dışında bir beyaz ülkeyi hem de dünyayı yöneten bir ülkeyi, Siyonizm'i yargılıyordu. BM İnsan Hakları Komisyonu kararları vardı. Bu komisyonun kararları bağlayıcıydı. Çünkü Güvenlik Komisyonu'nun aldığı karar neticesinde bu komisyon harekete geçmişti ve orada yüzde yüz İHH'yı haklı, İsrail'i haksız görmüştü. İsrail'i mahkûm edebilirdik. Kanunen bunun imkânı vardı ve bunu BM'ye taşıyabiliyordu. O zaman İsrail hükümetinin hepsini, askeriyenin hepsini yargılayabiliyorduk. Ama Türkiye bir oyuna geldi; kalktı BM İnsan Hakları Komisyonu'nda maç bitmişken, birdenbire Pomer Komisyonu denilen bir komisyon önümüze atıldı ve Türkiye'nin kendi içerisindeki bazı bürokratları vasıtasıyla (bu bürokratların ve diplomatların demek ki İsrail ile ilişkisi güçlü) Pomer Komisyonu'na gidildi. Pomer Komisyonu'nda bir tane Türkiye'den -Özdem Sanberk- vardı diğer üçü İsrail'in paralı hukukçularıydı, arabulucularıydı. Bu komisyonda ne yazık ki Filistin halkına çok büyük bir haksızlık yapıldı ve abluka şu ana kadar hiçbir hukukî görülmezken Pomer Komisyonu ablukanın hukukî olduğunu savundu. Burada Türkiye aslında hem Filistin'e hem de Mavi Marmara mağdurlarına, bütün dünyaya haksızlık yapmış oldu. Biz o zamanki yetkililerin hiçbirini ikna edemedik, bize dediler ki: "Aman ha bu konuda kimseye ses çıkarmayın! Güneş balçıkla sıvanmaz". Biz de dedik ki böyle bir şey olabilir mi, ne yazık ki yine haklı çıktık.

Mahkemeye belge göndermediler

Sonuç olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne gittik ayrıca Tür-kiye'de de bir mahkeme açıldı. Keşke Türkiye burada hakkımızı rahat bir şekilde almamıza izin verseydi hem de UCM'de bize destek verseydi. Ne yazık ki Türkiye'nin bazı bürokratları yetkilileri ikna ederek UCM Türkiye'den bilgi ve belge istemesine rağmen bu bilgi ve belgeyi göndermediler. Türkiye bilgi ve belge gönderseydi, bu mahkemedeki ifadeleri gönderseydi burada mesela kasten adam öldürme dedi, ki 10 kişi öldü. Ama 60 kişiden fazla yaralama vardı. Esaret ne kadardı? 700 kişiydi. Bütün bu ifadeler Türkiye mahkemelerinden oraya gitmiş olsaydı mağdur olan kişilerin sayısının çokluğundan dolayı UCM İsrail'i mahkûm edecekti. Türkiye'de birileri İsrail lehine çalışarak UCM'ye bu bilgi ve belgeyi göndertmedi."

İsrail'le kapalı kapılar ardında ticarî ortaklıklar kuruluyor

"Türkiye'den İsrail'e Türk Yahudileri içerisinden askere gidenler var ve askerliğini orada yapanlar burada askerlikten muaf oluyorlar.  Bu 1993'te Bakanlar Kurulu'nda alınmış bir karar ve çok kolay kaldırılabilmesine rağmen hükümet bunu kaldırmıyor.  Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırının geleceğini İHH gördü. Bunu Türk devleti mi göremedi? Buna rağmen asıl saldırının zirveye çıkmasından bir hafta önce konsolos buraya gönderildi. Buradan giden her Türk vatandaşı saatlerce aramaya tabi tutuluyor, çırılçıplak soyuluyor. Ben çırılçıplak soyulan milletvekilleri bilirim. Fakat İsrail'den Türkiye'ye gelirken ellerini kollarını sallayarak geliyorlar. Ayrıca doğalgaz anlaşmalarının el altından yapılması, birtakım şirketlerin bu anlaşmaların içinde yer alması, bazı bürokrat ve siyasilere ortaklıklar teklif edilmesi, ortaklıkların kapalı kapılar ardında kurulması, ticaret hacminin artması... Bütün bunlar İsrail'e şunu söyletiyor: 'Biz istediğimizi parayla satın alabiliriz.' Yerlere atılan Kur'an-ı Kerim bizim fakat demek ki İsrail'le ticaret yapan Müslüman tüccarların değilmiş diyorum."


Kaynak: t24.com.tr

bozadi

23 Ocak 2015

Hrant'ın Arkadaşları, CHP ulusalcılığı, Ergenekon'la flört


Oya Baydar




Çocukların, kadınların, işçilerin kanını içerek semiren vampir devleti yazacaktım bugün. Sağduyusunu, vicdanını çoktan yitirmiş bu ülkede; iktidarın tepelerinin teşviki, sırtı sıvazlanan esnafın yardımı, satılmış medyanın tahrikleriyle devletin polisi tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın anısına ağıt yakacaktım. Bir oğul yitirmek ne demektir en iyi analar bilir, diyerek annesiyle birlikte ağlayacaktım. Hrant'tan da söz edecektim; Ali İsmail'i katleden devlet gücüyle Hrant'ın katillerinin aynı  derin karanlıklarda yuvalandıklarını, aynı kanlı zihniyetin taşıyıcıları olduklarını söyleyecektim. Ve Hrant'ın arkadaşlarının sloganını hatırlatacaktım: "Biz bitti demeden bu dava bitmez!"

Ama o da ne! T24'te bir haber: CHP Beyoğlu İlçesi Başkan Yardımcısı, Hrant Dink anmasına katılan üç CHP'li milletvekilinin Parti Yüksek Disiplin Kuruluna sevki ve gerekli disiplin cezasına çarptırılmaları için başvuruda bulunmuş. Gerekçe; parti programında sözde soykırım iddiaları denerek Ermeni soykırımı reddedildiği halde, üç milletvekilinin "Yüzleşin: Hrant'la, soykırımla" pankartı altında yürümeleri.

CHP Beyoğlu İlçesi Başkan Yardımcısı, dilekçesinde Hrant'ın arkadaşlarından da "Neye, kime ve kimlere hizmet ettiği bilinmeyen bir güruh" olarak söz ediyor.


Hrant'ın Arkadaşları kimler?

 Hrant Dink'in; -ister Gladyo, ister Ergenekon, adına ne derseniz deyin-, derin çeteler tarafından haince öldürülmesinin üzerinden sekiz yıl geçti. İktidarın ve emrindeki yargının; cinayeti çocuk yaşta bir tetikçiye yükleyip, derinlerdeki odakları gözlerden saklamak için elinden geleni ardına koymayacağının anlaşıldığı günlerde, çoğu kadın bir grup genç insan, benzeri yakın tarihimizde az görülmüş bir kararlılık ve süreklilikle davayı takibe başladılar. Ne örgütsel yapıları vardı, ne partileri, ne dernekleri; kendilerine Hrant'ın Arkadaşları dediler. Onların kış yaz demeyen, bıkmayan, usanmayan fedakâr ve cesur çabalarıyla Hrant'ın Arkadaşları çevresi barışçılarla, demokratlarla, Türkiye'nin vicdanlı, iyi insanlarıyla genişledi. Hrant Dink davasının her celsesinde mahkeme kapılarında, meydanlarda toplandılar; cinayetin gerçek failleri ortaya çıkarılana kadar dağılmayacaklarını "Biz bitti demeden bu dava bitmez" diyerek duyurdular. Yıllar boyunca, Hrant'ın kalleşçe öldürülmesinin acısını ve utancını yüreğinde taşıyan insanlarla çoğaldılar. Bir avuç Türk ve Ermeni gencecik insan, yüzler oldu, binler oldu, on binler, yüz binler oldu. Aralarında Hrant'ın birlikte okuduğu, birlikte çalıştığı, birlikte yiyip içtiği gerçek arkadaşları da vardı, onu hiç tanımayanlar da. Onları birleştiren, bu ülkede yetişmiş en barışçı, en demokrat, en cesur insanlardan biri olan Hrant'ı yitirmenin acısı kadar, onu yaşatamamış olmanın utancı, en önemlisi de derin çetelere (Gladyo'ya, Ergenekon'a) mensup gerçek katillerin bulunmaması, aksine korunması, kollanmasıydı.

 
Hrant'ın Arkadaşları'na dil uzatmakta birleşenler

Onlara güruh demeye dili varan densiz, tek başına olsaydı ve CHP İlçe Başkan Yardımcısı sıfatı taşımasaydı yazı konusu edilmeye değmezdi. Ama o, son günlerde benzer örneklerini gördüğümüz faşizan milliyetçi bir zihniyetin, asimilasyoncu devletçi ideolojinin bir askeri. Hiç yalnız değil; kendi partisi içinde, MHP'de, iktidar partisinde, İslamcılar arasında, mensup olduğu ulusalcı sol'da pek çok benzeri var.

Ermeni tehcirinin yüzüncü yılının yaklaştığı şu günlerde, ulusalcı kesimin çeşitli gazetelerde köşe tutmuş kimi anlı şanlı yazarları, her soydan ve boydan Türk milliyetçileri, bu konuda sol gösterip sağ vuran iktidar sözcüleri; Hrant Dink davası ve Hrant'ın Arkadaşları üzerinden kendilerine hiç de onur kazandırmayacak bir yıpratma çabasına girişmiş durumdalar.

Ne garip! Bu kampanyayı birkaç ay önce, Başbakan'a danışman atanma beklentisi içindeki Etyen Mahçupyan, Hrant'ın Arkadaşları'na hakaret ederek başlatmış, cevabını Agos gazetesinden, yazar Hayko Bağdat'tan, Hrant gençliğinden almıştı. O günlerde Mahçupyan'ın en has destekçileri, yandaş medyadaki eski liberallerdi. Şimdi bu görev ulusalcılara devredilmiş görünüyor.

İki ucun buluşma noktası: Davanın derinlere doğru gitmesinden duyulan huzursuzluk ve kaygı. Hrant'ın Arkadaşları bu kesimlerin hiç hoşlarına gitmeyen bir şey yapıyorlar; derindeki yapıya ulaşılmasını (ellerinden geldiğince) sağlamaya çalışıyorlar. "Derin" denilen odak ise Ergenekon/Gladyo...

İktidar, suçu "Paralel"e yükleyerek bir taşla iki kuş vurma peşinde; paralel dediklerini kendilerinin atayıp koruduklarını, yani bizzat kendileri olduğunu duymak bile istemiyor. Amaç, işi bu noktada durdurup Hrant Dink cinayetini de Cemaat'e mal etmek, daha derine inilmesini engellemek.

CHP içindeki ve dışındaki ulusalcı kesimler ise, Ergenekoncuların tam da AKP-Cemaat dalaşının arasından sıyrılıp neredeyse mağdur kahramanlar kesildikleri şu günlerde pişmiş aşa su katılmasından hiç hoşnut değiller. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur mantığıyla AKP ile bir olup Ergenekonu aklama peşindeler.


Ergenekon, Hrant Dink cinayetinin neresinde?

Ergenekon deyince aklınıza hemen şu yüze göze bulaştırılan, devleti bütün kurum ve kuruluşlarıyla ele geçirme mücadelesinin parçası haline getirilip derin devletle, yani gerçek Ergenekon/Gladyo ile hesaplaşma olanağını berhavâ eden davalar gelmesin. Adını ne koyarsanız koyun, derin çetelerin varlığından kimse şüphe etmiyor bu ülkede. AKP'nin o zamanki derinlere ve asker-sivil vesayetçilere rağmen iktidara geldiği 2002 sonrasında derinlerde aktivite çok artmıştı. Gündemde, AKP'yi iktidardan düşürecek bir müdahaleye ortam hazırlayacak bir dizi istikrarsızlaştırma operasyonu vardı. Doğu'da öteden beri süren faili meçhuller, Batı'da Hrant Dink, Rahip Santoro, Zirve yayınevi katliamı, vb...

Hrant Dink'in adım adım ölüme yürüdüğü/yürütüldüğü, Türkiyeli demokratların hedef alındığı, tehdit edildiği o günlerde, sahnede başrollerde görülen adı ünü taa Susurluk'tan beri bilinen kimi tanınmış asker-sivil kişiler ile o günlerde ortaya çıkan avukat, yazar, vb. kimlikli figüranlar Hrant Dink'in yargılandığı davalarda boy gösteriyor, mahkeme salonlarında sanıklara alenen saldırıda bulunuyorlardı. Kapıda ise, Hrant Dink ve birlikte yargılandığı insanlara nefret kusan kışkırtıcı pankartlar taşıyan ne yazarlar, ne sanatçılar vardı!..

2007'de başlayan talihsiz Ergenekon davalarında baş aktör ve figüranlardan bazıları da yargılandı. Ama Hrant Dink davası, bir türlü ana davayla birleştirilmedi. Birleştirilse ve de adil yargılama yapılsa gerçek Ergenekonculara ulaşılabilecekti.

Ergenekon, Hrant Dink davasının tam da burasında işte. Sapla samanın birbirine karıştığı, belki de bilerek karıştırıldığı Ergenekon davasının kimi sanıkları Hrant Dink cinayetinin de azmettiricileri, destekçileri, suç ortaklarıydı.

Sadece Hrant'ın Arkadaşları değil, bu ülkenin yüz yılın ulus devlet baskılarından nasibini almış halkları, bütün gerçek barışçıları, gerçek demokratları, aydınları, vicdanlı iyi insanları, "Bu dava burada bitmez" derken, o derinlere kadar gidilmedikçe, tarihimizle yüzleşilmedikçe, yara varsa deşilip temizlenmedikçe iyileşemeyeceğimizi, arınamayacağımızı, barışıp helalleşemeyeceğimizi biliyorlar.

Gelin; buraya doğru, onları karalamak yerine ellerinden tutarak Hrant'ın Arkadaşları'yla birlikte yürüyelim. Gelin; Ergenekoncularla değil, "affedersiniz Ermeni" diyenlerle, söze "Dini Zerdüşt olanlar" diye başlayanlarla değil, birbirimize dayanarak ilerleyelim. Derin çetelere değil derin arkadaşlıklara, yoldaşlıklara, en önemlisi de hakka, adalete, vicdana güvenelim. Kentimizle ve tarihle yüzleşme cesaretini bulalım. Aramızda ayrılıklar, düşünce farklılıkları olabilir, ama demokraside ve özgürlüklerde buluşabiliriz.

Ermeni tehcirinin yüzüncü yılında hepimiz gibi CHP de zor bir sınavın eşiğinde. İçindeki şoven milliyetçilerle, Ergenekon flörtçüleriyle yollarını ayırabilecek mi, tarihimizle yüzleşme cesaretini bulabilecek mi, 100 yıllık ulus devletin suçları günahlarıyla hesaplaşabilecek mi? "Olmak veya olmamak" kadim sorusu acil cevap bekliyor.


Kaynak: t24.com.tr

maiterya

Türkiye'nin dincileri yas tuttukları Kral Abdullah'ın gerçek yüzünü saklıyor
(Odatv haberi)
İlkesel olarak krallar için yas tutmam, sadece zürriyet yoluyla iktidar olanlar, hürriyet yoluyla iktidara gelenlere göre çok çağ ve insanlık dışıdır benim için.
Zaten bir cumhuriyet çocuğu olarak, ne İngiltere Kraliçesi için yas tutarım, ne de Brunei Sultanı için.
Hele de Suudi Arabistan, ille de Suudi Arabistan...
91 yaşında ölmüş bir Suudi Şeyhi için Türkiye'de yas ilan ediliyor.
O Suudi Arabistan Kralı Abdullah ki, Ankara'ya geldiğinde ne Anıtkabir'i ziyaret etmiştir, ne de Cumhuriyet'e en ufak bir saygı göstermiştir.
Osmanlı ecdat filan desen, adamlar tüm yalvarmalarımıza kulak tıkayıp Mekke'deki Osmanlı'nın Ecyad Kalesi'ni yıkıp 7 yıldızlı otel yaptı.
Kral Abdullah, onunla da yetinmeyip Mescid'i Haram'daki Osmanlı revaklarını söktürdü.
Osmanlı'dan da en az Cumhuriyet'ten olduğu kadar nefret eden bir ülke.
12 Eylül faşizminde CIA destekli Rabıtat-ül İslam'ın finansörü de Suudiler'dir.
Almanya'da Türkler arasında dinciliği besleyen sistem onların eseridir.
Rahmetli Uğur Mumcu bunu araştırıp yazmıştı.
Bunları hep biliyorsunuzdur...
Ama İslam dünyası için daha da önemlisi şudur: Filistin Davası başta olmak üzere, Irak, İran, Suriye gibi Haçlı ve Siyonist hedefindeki tüm işgal ve savaşlarda Suudi Arabistan, ABD ve İsrail'in yanında olmuştur.
Suudi Arabistan için ABD'nin 53. Eyaleti tanımını yaparlar. S. Arabistan'ın AMOCO petrol şirketi ABD'nin sanılır genelde. Dolaylı olarak da öyledir.
İsrail ile ittifak halindeki Körfez Monarşileri, Irak'taki Haçlı işgaline destek verdi, Suriye'deki iç savaşta İsrail lehine Esad'ı devirmek için IŞİD ve EL Nusra'yı besledi, Filistin Kurtuluş Hareketi'ne düşmanlıkta ön sıradaydı.
Gerçi hiçbir zaman İsrail ile yan yana görünmediler ama sanal büyükelçilikleri devredeydi.
İSRAİL'LE İLİŞKİLERİ
2013'te, Arabistan'da bir tür sanal elçilik açtı İsrail.
Açılan twitter hesabından, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt ve Bahreyn halkları İsrailli yetkililer ile her tür siyasi konu ve görüşlerini paylaşabilecek, sordukları sorulara cevap alabilecekti.
Hesabın adı: 'İsrael in GCC (Körfez ülkelerinde İsrail)'
İsrail maliyesi, Körfez ülkelerinden birinde açılmış bir temsilcilik için bütçe ayırdığını açıklamış ama hangi ülkede olduğunu söylemekten kaçınmıştı.
MOSSAD ile Suudi İstihbaratı ise hep dirsek temasındaydı.
07.11.2013 tarihli Yeni Şafak gazetesi haberi:
"Suudi Arabistan istihbaratının şefi Prens Bender bin Sultan'ın İsrail istihbarat servisi Mossad'ın başkanı Tamir Bardo ile görüşmesi Riyad'ı karıştırdı. Prens Bender'in Mossad şefi ile bir araya gelmesi Suudi Kraliyet ailesini öfkelendirdi. Ürdün'deki Suudi büyükelçiliğinden ismi açıklanmayan bir kaynağa göre, Akabe kentinde gerçekleşen toplantı özellikle Veliaht Prens Salman bin Abdülaziz olmak üzere kraliyet ailesinden tepki gördü. Suudi kaynak, veliaht prensin Bender'e 'ateş püskürdüğünü' ve İsrail ile herhangi bir görüşmenin 'dolaylı' olması gerektiğini söyledi."
Hanedanı öfkelendiren şey, görüşmenin açıkta olması, yoksa dolaylı görüşmeler işin rutini idi.
Bir de o dönem, IŞİD'in kurulduğu dönemdir. Nisan 2013 ile birlikte IŞİD, Suriye'nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askerî güç kazanmaya başladı ve bu bölgedeki en güçlü gruplardan biri oldu.
İşin özünde Suudi'lerin İran düşmanlığı ve İran'a en az onlar kadar düşman olan İsrail ile, 'düşmanımın düşmanı dostumdur' yaklaşımı var.
Zaten Suudi Arabistan'ın El Arabiya gazetesi bunu geçen Temmuz'da açıkça koymuş.
Makalenin başlığı: "Tek çözüm İsrail ile anlaşmak"
Onun içindir ki, Kudüs'teki en kutsal ibadet yerlerinden Mescid-i Aksa'da imam az daha cemaatten sopayı yiyordu.
Cuma namazı hutbesini sakin bir şekilde dinleyen cemaat, hutbenin sonunda, imamın ölen Suud Kralı Abdullah'ı överek, gıyabi cenaze namazı kılınacağını açıklamasına tepki gösterdi. Aksa'nın içindeki ve avlusundaki cemaat bir anda ayaklanarak İmam aleyhinde slogan atmaya başladı.
İmamı "fasık" olmakla suçlayan cemaat, daha sonra imamın "cenaze namazı" çağrısına uymayarak, üzerine yürüdü. Cami içerisindeki Filistinli güvenlik görevlileri tarafından etrafı çevrilen imam, "darp" girişiminden zor kurtuldu ve Kıble Mescidi'nin iç sol kısmındaki bir odaya götürülerek, cemaatin saldırısından kurtuldu.
Türkiye'de bayrakları yarıya indirenler, Sabra ve Şatilla Kasabı Ariel Şaron ölünce neden aynısını yapmadı bilmem zira şu an yaptıklarının ondan pek farkı yok.
Ha, bugün illa bir yas tutmak gerekiyorsa, katilleri bunca senedir hala bulunamayan Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan için yas tutulabilir.
Hüseyin Vodinalı
Odatv.com
 

bozadi

24 Ocak 2015

İran Ticarette Dolar Yerine Türk Lirası Kullanacak


İran Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Kamyab, ülkesinin ticari işlemlerde dolar yerine Türk Lirası, Çin Yuanı, Rus Rublesi gibi para birimleri kullanacağını belirtti.




İran Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Gula mali Kamyab, ülkesinin artık yabancı ülkelerle ticari işlemlerinde dolar kullanmadığını açıkladı.

Tasnim Haber Ajansı'na konuşan Kemyab, ihracat ve ithalatta dolar yerine ticaret yapılan ülkelerin milli para birimlerinin kullanıldığını belirterek, " İran artık yabancı ülkelerle ticari ve mali işlemlerinde Türk Lirası, Çin Yuanı, Rus Rublesi, Güney Kore Wonu ve Avro gibi diğer para birimlerini kullanıyor" dedi.

TİCARİ İŞLEMLER KOLAYLAŞACAK

Kemyab, İran'ın bazı ülkelerle " döviz takas anlaşmaları" yapmayı planladığını da dile getirerek, söz konusu anlaşmaların İran ve diğer ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik işlemleri kolaylaştıracağını ifade etti.

2012'DEN BERİ ÇİN YUANI KULLANILIYOR

İran, en büyük ticari ortaklarından Çin ile yaptığı petrol ticaretinde 2012'den beri dolar yerine Çin Yuanı kullanıyor. Diğer ticari ortaklarıyla da ticarette dolar kullanımından vazgeçme planları yapan İran'ın Petrol Bakanı Bicen Namdar Zengene, eylül ayında Tahran'da düzenlenen İran- Rusya Ekonomik İşbirliği Konseyi 11. Toplantısı'nda, Rusya ile ticarette dolar yerine riyal ve ruble kullanmayı planladıklarını bildirmişti.

Türkiye ile İran arasında da milli para birimlerinin kullanılmasına ilişkin görüşemeler yapıldığı ve bu konuda olumlu gelişme kaydedildiği bildirilmişti.


Kaynak: haberler.com

bozadi

Bak o beğenmedikleri İran, ABD'nin faşist egemenliğine dur demek için ciddi bir riske girerek ticaretini Dolarla yapmayı bırakıyor. Ve o beğenmedikleri İran'ın Filistin davasına desteği bizim ülkemizinki gibi "hayali" değil, "gerçek"tir. Bu yüzdendir ki, Filistin davasının öncüleri İran'ın ve Hizbullah'ın hakkını veriyor, sahip çıkıyor.

bozadi

14 Aralık 2014

Hamas: Direnişe olan büyük desteğinden ötürü İran'a teşekkür ederiz!


Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, Hamas'ın kuruluşunun 27. Yıldönümü vesilesiyle Gazze'de düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada "Gazze dünyadaki muhlislerin gönlünde yaşıyor. Gazze onurun pusulası olmuştur" dedi.
 
Ebu Ubeyde Gazze'de meydana gelecek yeni bir patlamanın Siyonist rejimin yararına olmayacağını vurgulayarak "Mescid-i Aksa'ya girinceye dek silahımızı bırakmayacağız. Kassam mücahitleri Siyonist düşmanın kibrini kırdı, karada ve denizde onların başını ezdi" dedi.
 
Kassam Tugayları'nın kurulduğu günden bu güne gücüne güç kattığının altını çizen Ebu Ubeyde " Füzelerimizle, insansız hava araçlarımızla ve silahımızla Siyonist düşmana birçok ders verdik. Kassam Tugayları için umutsuzluk ve imkansızlık yoktur" dedi.
 
Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, İran İslam Cumhuriyeti'ne Filistin direnişinin uçak üretebilecek kadar gelişmesine büyük bir destek sağladığı için teşekkür etti.


Kaynak: rasthaber.net

bozadi

17 Aralık 2014

Hamas İran'dan para ve silah istiyor


Hamas'ın kuruluş yıl dönümü vesilesiyle 14 Aralık'ta Gazze Şeridi'nde düzenlenen törende konuşan İzzeddin El Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, Hamas'a para ve silah desteği sağladığı için, roket ve tanksavar füze verdiği için İran'a teşekkür etti.




Bu teşekkür beyanından önce Hamas'tan bir heyet 8 Aralık'ta Tahran'a üst düzey bir ziyaret gerçekleştirmişti. Heyette yer alan isimler arasında Hamas Siyasi Bürosu'nun uluslararası ilişkilerden sorumlu üyesi Muhammed Nasır, Usame Hamdan, Mahir Ubeyd, Cemal İsa ve Hamas'ın Tahran temsilcisi Halid El Kaddumi vardı. İran Meclis Başkanı Ali Laricani ile görüşen heyet, İran'ın Hamas'a askeri ve mali yardımları yeniden başlatmasını istedi.

Hamdan 15 Aralık'ta ziyaretin verimli geçtiğini, ikili ilişkilerin bazı çevrelerin düşündüğünden çok daha iyi olduğunu ve ziyaretin 24 yıllık ilişkileri pekiştirme amacı taşıdığını kaydetti.

Heyet başkanı Nasır da Al-Monitor'a şu açıklamayı yaptı: "Hamas, İran'la ilişkilerini geliştirmek, Filistin davasını ilerletmek için bölgedeki hassas ve kritik durumların üstesinden gelmek istiyor."

Bazı İranlı çevreler de ziyaretle birlikte Hamas'la İran arasında çoğu anlaşmazlığın çözüldüğü ve ikili ilişkilerde yeni bir sayfa açıldığı yorumunda bulundu.

Kaddumi ise Al-Monitor'a şöyle dedi: "Ziyaret olumluydu, İran tarafıyla görüşmeler sıcak bir ortamda geçti. Hamas, bölgenin mihver ülkelerinden biri olan, direniş hareketini uzun yıllardır destekleyen İran'ın rolünü önemsiyor. Ancak Hamas, muhataplarından aldığı desteğin mekanizmasını ve ayrıntılarını, muhataplarıyla sürdürdüğü ilişkilerin içeriğini açıklamak durumunda değil."

Yurt dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi de kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor'a şöyle konuştu: "Hamas, İran'ın sert bir ekonomik ambargo altında olduğunu, komşu ülkelerde büyük harcamalar yaptığını biliyor. Mali desteğin eski boyutlarda olacağına dair büyük umutlar beslemiyor olabiliriz ama askeri destek fazla zarar görmez ki bizim için şu aşamada bu yeterli olur."

Hamas'ın eski başbakanı İsmail Haniye'nin kıdemli siyasi danışmanı Ahmed Yusuf ise Al-Monitor'a şu açıklamayı yaptı: "Hamas, abluka ve tecrit dayatması ışığında İran'la ilişkilerini iyileştirmek istiyor. Bu bağlamda Hamas İran'la uzlaşarak tecrit ve ablukayı kırmalı ve bölgesel siyaset sahnesinde var olmalı."

Al-Monitor'un telefonla ulaştığı Tahran'daki eski bir İran milletvekili ise kimliğinin gizli kalması kaydıyla şöyle dedi: "Hamas'ın İran'a yaptığı üst düzey ziyaret ve El Kassam Tugayları'nın milyonların önünde Tahran'a açıkça teşekkür etmesi şüphesiz ki karşılıksız değil. Hamas bunun için İran'dan bir fiyat almıştır. Geriye kalan tek soru – ki bunun yanıtını ancak Hamas ve İran verebilir – Hamas Tahran'a ziyareti ve teşekkürleri öncesinde mali yardım aldı mı yoksa bunlar İran'ın yardımları yeniden başlatmasının koşulu muydu?" Eski vekile göre bu sorunun yanıtı ancak birkaç hafta sonra netleşebilir.

İlginçtir ki Hamas-İran yakınlaşması hareket içinde ve sosyal medyada hem lehte hem aleyhte tepkilere neden oldu. Hamas destekçileri arasında da hararetli tartışmalar yaşandı, Tahran'ı Suriye ve Irak'ta insanları katletmekle suçlayanlar oldu. Yine de mali ve askeri yardımın yeniden başlayacağı umuduyla herkes tekrar İran'a dönme ihtiyacını kabul etti.

Hamas-İran yakınlaşmasını ilginç kılan bir diğer nokta Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın aynı günlerde Hamas'a sert eleştiriler yöneltmesi oldu. Esad, 15 Aralık'taki açıklamasında Hamas'ı Suriye savaşına müdahil olmakla ve Suriye'nin aleyhine Müslümanlar Kardeşler'i desteklemekle suçladı.

Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zühri, Al-Monitor'un sorusu üzerine bu ithamları reddetti: "Hareketimiz Suriye'nin iç işlerine karışmadı, bir tarafı diğerine tercih ediyor düşüncesine sebep vermemek için Suriye'den ayrıldı. Suriye'de bulunmuş olmak Hamas'a yarar sağladı ama Esad'a atfedilen bu sözler geçerli değil."

Hamas'ın siyasi yetkililerinden Rıfat Mara, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada İran ziyaretinin Hamas'ın politika değiştirdiği, bölgesel konularda farklı bir tutum benimsediği veya Suriye konusundaki tavrında hata yaptığı ve bunun için özür dilediği anlamına gelmediğini belirtti.

Öte yandan Gazze'de faaliyet gösteren Hamas'a yakın bir haber ajansının 15 Aralık'ta geçtiği habere göre Suudi istihbaratıyla Hamas yöneticileri arasında gerçekleşen telefon görüşmelerinde Suudi tarafı Hamas'ın Tahran'la yakınlaşmasını öfkeli bir dille eleştirdi. Habere göre Suudiler, Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılması için baskıyı artırma karşılığında Hamas'tan Tahran'la temasları kesmesini istedi. Hamas yetkilileri ise bu talebi değerlendireceklerini belirtti ama net bir yanıt vermedi.

Hamas'ın önemli bir ismi bu haberi yalanladı. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor'a konuşan yetkili şöyle dedi: "Hareketimizin Suudi Arabistan'la herhangi bir teması olmadı. Bölge devletlerinden birinin Hamas-İran yakınlaşmasından hoşnutsuz olduğu iddiası doğru değildir."

Hamas heyetinin İran ziyareti, Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal'in uzun zamandır gündemde olan İran ziyaretine hazırlık niteliği de taşıyor olabilir.

Kaddumi bu konuda Al-Monitor'a şöyle dedi: "İran bu ziyarete karşı değil ama hazırlıkların tamamlanması gerekiyor. Her şey hazır olduğunda Meşal, İslam Devrimi lideri Ayetullah Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani başta olmak üzere üst düzey İranlı yetkililerle görüşecek."

Meşal ise Al-Monitor'a 15 Aralık'ta verdiği demeçte şu kadarını söylemekle yetindi: "İran'a ziyaretim zamanı gelince, hazırlıklar tamamlandığında gerçekleşecek. Hamas-İran ilişkilerinde herhangi bir kopukluk yok. Uzun bir ortak geçmişimiz var. İran'ın bize verdiği destek uzun yıllara dayanıyor."

Hamdan da 15 Aralık'taki açıklamasında Meşal'in yakında Tahran'a gideceği haberlerini yalanlamadı. Ancak güvenlik sebebiyle Hamas'ın ziyaret tarihini zaten açıklamayacağını, ziyaretin her zamanki gibi gerçekleştiği zaman duyurulacağını belirtti.

Hamas-İran ilişkilerinde daha önceki uzlaşı girişimlerinden farklı sonuç verebilecek yeni bir dönemin yaşandığı aşikâr. Ancak Hamas için ciddi engeller söz konusu. Her şeyden önce İran'la hasım olan bölgesel güçler, bu yakınlaşma nedeniyle Hamas'a tavır alabilir. Dolayısıyla şu soru yanıt bekliyor: Hamas yüksek bir bedel ödemeden Tahran ziyaretinin meyvelerini toplayabilecek mi?
 
Kaynak: al-monitor.com

bozadi

19 Aralık 2014

Mahir Hammud: Son Gazze Savaşı'nda İran'a teşekkür edemeyen Hamas, Ebu Ubeyde'nin açıklamasıyla bunu telafi etmiştir


Lübnan'ın önde gelen Sünni alimlerinden Sayda'daki Kudüs Camii İmamı Şeyh Mahir Hammud, İran-Hamas yakınlaşmasına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.




Lübnan'ın önde gelen Sünni alimlerinden Sayda'daki Kudüs Camii İmamı Şeyh Mahir Hammud, Hamas-İran ilişkilerinin iyileştirildiği bir dönemde Suud'un yaptığı abluka teklifinin son derece çirkin olduğunu söyledi.

Son Gazze savaşında direnişin tek destekçisi İran'a teşekkür edemeyen Hamas'ın Ebu Ubeyde'nin açıklamasıyla bunu telafi ettiğini belirten Hammud,
İran'ın nüfuzunun güçlenmesinden endişe duyanların direnişi baltaladıklarına dikkat çekti.

Pakistan'da Taliban'ın üstlendiği okul saldırısına da değinen Hammud, bu eylemi yapanların İslam'ın adını lekelediklerini belirtti.

Şeyh Mahir Hammud'un 19 Aralık tarihli Cuma hutbesi:

Allahım, İslam Adına İslam'ı Karalayanlara Karşı Bize Yardım Et!

"Birilerinin işledikleri hatalar Allah'ın gazabını çağırır nitelikte... Öyle şeyler işleniyor ki başımıza çok yakın bir zamanda azap geleceğini düşünebiliyoruz. Ancak tam da bu noktada şu ayetleri hatırlıyoruz:

"Allah insanları zulümlerinden dolayı cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Fakat o, onların cezasını takdir edilmiş bir vakte kadar geciktirir. Onların eceli gelince ne bir saat geri kalırlar ne de ileri geçerler." (Nahl: 65)

"Eğer Allah, insanların kazandıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları belirlenmiş bir vakte kadar geciktirir. Vakitleri gelince de Allah muhakkak ki kullarına görücüdür." (Fatır: 45)

Bu hatalardan birine de Gazze'de tanık oluyoruz. Suud'un Hamas Hareketine açıkça şu teklifte bulunduğunu duyduk: "İran'la ilişkilerinizi kesin, biz de Gazze sınır kapılarını açalım." Bu ne çirkinliktir!

Peki, ne anlama geliyor bu ifadeler? Suud eğer isterse Mısır'ı ya da diğerlerini ikna edebilecek güce sahip... Eğer Suud isterse sınır kapılarını çok rahat açtırabilir. Ama o bu insani eylemi bir şarta bağlıyor: Hamas'ın İran'la ilişkilerini kesmesi... Neden? Çünkü İran Gazze'ye silah ve gerekli askeri araçları sağlayan tek taraf...


Yani direnmek istiyorsanız yaşamak da yok! Ama eğer Siyonist düşmana boyun eğerseniz yaşayabilirsiniz de, hastalarınızı tedavi de edebilirsiniz.

Tüm bunların İslam adı altında işleniyor olması çok daha acı veriyor. Suudi Arabistan'ın bayrağında "La İlahe İllallah"  yazıyor. Ama söz konusu takas Filistin halkının küçük düşmesine, Siyonistlere boyun eğmesine dayanabiliyor. Bu teklifi sunabiliyorlarsa neden o bayrak dalgalanmaya devam ediyor? Nerede kaldı Harameyn'in hizmetkârlığı?

Evet, Hamas Hareketi bu haberi yalanlamış olabilir. Ancak yalanlamasının sebebi de aynı şekilde maruz kaldığı baskılardır. Sonuç olarak bu yalanlama gerçekleri değiştirmiyor. Hamas'ın Gazze'de, hatta tüm Filistin'de ortaya koyduğu direniş ne kadar bastırılmaya çalışılsa da bunu başaramayacaklar. El-Asfu'l Me'kul zaferinden sonra İran'ı hayırla anmayı ihmal eden Hamas Hareketi 27. Kuruluş yıldönümünde Ebu Ubeyde'nin yaptığı konuşmayla bunu telafi etti.

Çünkü teşekkür de imanın bir parçasıdır. Çünkü "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a da şükretmez." Ama İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmasının dinimiz ve ulusumuz adına olumsuz bir gelişme olduğu yönündeki konuşmaların ancak zavallı, hastalıklı kişilerin ifadesi olduğu da unutulmamalıdır. Kendisine, dinine, mezhebine, inancına güvenen bir kişi böyle sahte endişelere kapılamaz. Bu endişelerin tek hedefi direnişi baltalamaktır.

Aynı şekilde bugün Pakistan Cumhuriyeti'nin kontrolünde olduğu gerekçesiyle bir okuldaki öğrencileri öldüren ve bunu İslam adına yapanların da bu sözlerin muhatabı olduğunu belirtmeliyiz. Bunlar İslam'ı nasıl anlıyorlar? Aynı kişilerin benzerlerine Irak'ta, Suriye'de, Sina'da, başka başka yerlerde tanık oluyoruz. Allahu Teala "Es-Sabur" olduğu kadar "intikam alan"dır da aynı zamanda. Öyleyse hep birlikte Allah'ın İslam dininin adını lekeleyen kral, devlet başkanı, IŞİDçi vs. kimlikleriyle öne çıkan bu kişilerden nasıl intikam aldığını görmeyi bekleyelim. Tüm bunlar karşısında bize düşen Hz. Nuh'un o duasıdır elbette: "Rabbine "Doğrusu ben yenildim, bana yardım et" diye yalvardı." (Kamer:10)"

Kaynak: islamianaliz.com

bozadi

19 Ocak 2015

Hamas, İsrail'in Hizbullah Saldırısını Kınadı


Hamas, İsrail'in, Golan Tepeleri'ndeHizbullah'ın önemli isimlerine düzenlediği suikast operasyonunu kınadı




Hamas, İsrail'in Golan Tepeleri'nde Hizbullah aracına düzenlediği saldırıyı kınadı.

Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri tarafından yayınlanan yazılı açıklamada, "Hamas, İsrail'in, Golan Tepeleri'ndeki Kunaytra kentinde Hizbullah'ın önemli isimlerine düzenlediği suikast operasyonunu kınıyor" denildi.

Açıklamada, "İsrail bölgenin güvenliğiyle oynuyor. Gazze'ye düzenlediği son saldırıda aldığı hezimeti telafi etmeye çalışıyor. Bu İsrail genel seçimi için bir propagandadır" ifadeleri kullanıldı.

Saldırıyla ilgili ilk yapılan açıklamada, üst düzey Hizbullah komutanlarından İmad Mugniye'nin oğlu Cihad Mugniye'nin de arasında bulunduğu 5 Hizbullah mensubunun öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in, Golan Tepeleri'nde Suriye-İsrail sınırındaki Kunaytra kentinde devriye gezen Hizbullah aracına düzenlediği hava saldırısında, İran'ın Suriye'deki saha komutanı Ebu Ali Tabatabi ve 7 Hizbullah mensubu hayatını kaybetmişti.

Suriye'de 4 yıldır devam eden iç savaşta, Hizbullah birlikleri, Suriye rejimiyle birlikte savaşıyor. İsrail ve Hizbullah arasında, 2006 yazında çıkan savaş 1 ay sürmüştü. İsrail-Hizbullah arasında 2006'da yapılan savaşın üst düzey komutanlarından İmad Mugniye, 2008'de Suriye'nin başkenti Şam'da aracına düzenlenen bombalı saldırıda ölmüştü. Oğlu Cihad Mugniye ise Hizbullah'ın üst düzey komutanları arasında yer alıyordu.

Kaynak: dunyabulteni.net

bozadi

Özellikle İran ve Rusya gibi ülkelerin desteği ile birlikte Suriye'nin Batılı Faşist müdahaleye karşı gösterdiği direncin başarısına paralel olarak, Filistin davasında devrimsel olaylar oluyor ve Filistin örgütlerinin liderleri İran'a ve Hizbullah'a dair pozitif mesajlar veriyor, teşekkür ediyor ve birleşme çağrısında bulunuyor.

İslam içinde Şii-Sünni bölünmüşlüğünü aşıp faşizme, şeytanlığa, kötülüğe karşı işbirliği yapmanın yollarını aramak yerine gözü ve ruhu kararmış bir şekilde Şiiliğe ve Şiilere karşı ağızlarından kin ve kompleks salyaları saçanların nasıl aşağılık bir hipnoz hali içinde Şeytan'a hizmet ettikleri de ayan beyan ortaya çıkıyor, çıkacak.