JİTEM'in Korkunç Cinayetlerinden Biri Daha Ortaya Çıktı (15 Kasım)

Başlatan bozadi, 15 Kasım 2014, 20:23:08

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

15 Kasım 2014

Foseptik Çukurundaki Kemikler Abdurrahman Olcay'a Ait Çıktı


Mardin'in Kızıltepe İlçesi Aysun Köyü'nde foseptik çukurunda bulunan kemikler 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra kaybolan 8 yaşındaki Abdurrahman Olcay'a ait çıktı.




Mardin'in Kızıltepe İlçesi Aysun Köyü'nde 2013 yılının haziran ayında foseptik çukurunda yapılan kazılarda bulunan kemikler 20 Ekim 1995 tarihinde Dargeçit İlçesi'nde jandarma tarafından gözaltına alınan Abdurrahman Olcay'a ait çıktı. DNA testi yapılması için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderilen kemiklerin incelenmesinde Olcay'a ait olduğunun belirlendiğini söyleyen İHD Mardin Şube Başkanı Erdal Kuzu, Van'dan gelen Olcay'ın babası Mehmet Alı Olcay ablası Meryem Olcay ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Kuzu, JİTEM tarafından infaz edildikten sonra kaybettirilen 7 kişiden şu ana kadar Olcay ile birlikte 5'inin kimliğinin farklı kuyularda yapılan kazı ardından tespit edildiğini söyledi. Kuzu, şu ana kadar bu kayıplardan 2 çocuğun cenazesi bulunmadığın belirterek, şu iddialarda bulundu:

"Tüm kayıpların faili; bizzat devletin kendisidir. Mardin merkezde JİTEM binası, Dargeçit'te Mehmet Tire, Kızıltepe İlçesi'nde Atilla Uğur, Derik İlçesi'nde Musa Çitil bir bütün olarak devletin tetikçisidirler."

"DEVLET GÖREVLİLERİ CEZASIZ KALMAMALI"

İHD olarak, 2009 yılından sonra faili meçhul cinayetlerin üstüne gittiklerini kaydeden Kuzu, siyasal iktidarın, Genelkurmay Başkanlığı ile anlaşarak tekrardan tetikçileri koruma altına aldığını ileri sürdü. Dargeçit kayıplarının baş sorumlusu Mehmet Tire'nin bugün Ak Parti üyesi olduğunu söyleyen Kuzu, hükümeti bu konuda samimiyete, ciddiyete ve failleri korumaktan vazgeçmeye çağırarak, şöyle devam etti:

"Devlet görevlileri tarafından işlenilen suçlarda cezasızlık politikası bütün olarak varlığını korumaktadır. Davaların tabi mahkemelerinden ayırarak Adalet Bakanlığı'nın bizzat talebi ve onayı ile nakledilmesi, sanık ve sanıkların işledikleri suçların devletin koruması altından olduğunu ortaya koymaktadır. Bütün bunlara rağmen gerçekler kuyulardan çıkmakta, insanlığa karşı işlenmiş suçların delilleri birer birer ortaya çıkmasını hızlanması için meclis çatısı altında Hakikatları Araştırma Komisyonu kurulması temel talebimizdir."




"YILLARDIR ÖZLEMİYLE YAŞADIK"

Abdurrahman Olcay'ın babası Mehmet Ali Olcay, Kürtçe yaptığı konuşmada, oğlunun 18 yaşındayken bir gece yarısı yatağından eş ve çocuğunun yanından alınıp gözaltına aldığını belirterek, "Gözaltında bir hafta kaldıktan sonra bize kayıp olduğu bilgisi verildi. Yıllardır onun özlemi ile yaşadık. Ama ne yazık ki 15 yıl aradan sonra bir kazıda çıkan kemiklerin oğluma ait olduğunu öğrendim. Devletten oğlumun katillerinden hesap sorulmasını istiyorum" dedi.

"HER GÜN GELECEĞİ ÜMİDİYLE YAŞADIK"

Abdurrahman Olcay'ın kardeşi Meryem Olcay, ağabeyinin her gün geleceği ümidi ile yaşarken ansızın kendilerine bir foseptik çukurundan çıkan kemiklerin ağabeyine ait olduğu söylenince dünyanın başına yıkıldığını söyledi. Kürtçe konuşan Meryem Olcay, "15 yıldır ağabeyimin ümidi ile yaşarken aynı zamanda da ağabeyimin başına gelebileceklerini tahmin ederek ölüme kendimizi hazırlıyorduk. Bir foseptik çukurundan çıkan kemiklerin kardeşime ait olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Her türlü ölüme hazırdım ama böyle bir ölüme değil. Bir insan bu kadar mı vahşileşebilir, bu kadar mı nefret ve kin duyar? Fosseptik çukurundaki bir ölümü kabullenemiyorum. Başbakandan abimin faillerini bulmasına yardımcı olmasını istiyorum" dedi.


Kaynak: haberler.com

bozadi

Global faşistlerin Devlet denen mekanizma üzerinde sahip oldukları olağanüstü kudret yoluyla halka ettikleri sonsuz işkencelerin örneklerinden biri.

Devletin Jandarması bir çocuğu gözaltına alıyor, öldürüyor ve bir foseptik çukuruna atıyor. Buna benzer o kadar çok olay var ki, devlet denen mekanizmayı kontrolleri altında tutan şeytanların sadece güneydoğuda halka yaptıkları kan dondurucu katliamlar ve işkenceler konusunda ansiklopedi ciltleri hazırlanabilir.

Kürt halkını devlete düşmanlaştırmak, ayrılıkçı, silahlı bir hareket, yani bildiğimiz şekliyle PKK'yı yaratmak için en büyük "organize faaliyet" bizzat devlet güçlerine yaptırılmıştır. Sonra aynı devlet PKK'yla savaştırılmış ve bu savaş hiç bitmeyecek şekilde hem TSK hem PKK tarafında gerekli düzenlemeler, gerekli ayarlamalar yapılmıştır. TSK da PKK da bir halkı veya bir ülkeyi korumaktan ziyade terörize etme, yani korkutup sindirmede etkili birer araç olarak kullanılmıştır. Binlerce genç, on binlerce insan şeytanlara kurban edilmiş, ABD ve İsrail güçleri bu aşşağılık savaşı daima beslemiş ve bu savaşlardan beslenmiştir. Özellikle de sevgili ordumuzun halkın kursağından kesilen paraları silah yatırımı olarak bu devletlerin cüzdanlarına boşaltması şeklinde. PKK da hem ABD'den hem de İsrail'den hesabının yapılması kolay olmayan yardımlar ve destekler görmüştür her zaman. TSK'yı da PKK'yı da yöneten "resmi" güçler büyük ölçüde birer piyondan başka hiçbir şey değildirler. İpler resmiyette adları geçmeyen global şeytanların elindedir en nihayetinde. Yani İlüminati konsorsiyumunun elinde. Bize de bu korku filmini izleyip mağdur rolünü oynamak (veya bir şekilde bu onursuz savaşın bir tarafı olmak) düşüyor. Ama evren bu gezegende bazı değişimler, dönüşümler planlıyor ve bu değişimin giderek yaklaştığını gören şeytani güçler gözlerini karartarak halka yönelik işkencelerini sürekli artırıyorlar. Arap baharını takiben Suriye savaşı bu bağlamda başlatıldı ve IŞİD bu bağlamda yaratıldı. Global faşistlerin baskısı arttıkça, K'ların dediği gibi insanlığın sesini yükseltip yumruğunu masaya vuracağı bir zaman da yaklaşıyor inşallah. Ve o günleri hep birlikte görürüz inşallah. Kolay olmayacak, ama olacak...

bozadi

Evet, elbette PKK'nın bir zulmüne devlet güçlerinin "onurlu" bir şekilde karşı mücadele ve "şehitler" vermesi ve bazen de devletin bir zulümüne PKK güçlerinin "onurlu" bir şekilde karşı mücadele ve "şehitler" vermesi şeklinde vakalar/durumlar yaşanmıştır. Bunlar elbette ki olmuştur ve başka türlüsü de düşünülemez; meşru olmayan birşeye meşruluk görüntüsü kazandırmanın vazgeçilmez bir yoludur bu ve insanların kanından, kahrından, travmalarından beslenen şeytanlar sahte meşruiyetler yaratmada ustadırlar.