Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

İçimizden Ziyaretçiler

Başlatan Ka, 28 Ekim 2014, 13:17:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Üzerinde durulabileceğini tahmin ettiğim alıntılardan biri:

4. Kitap, 77. celse, 17. sayfa:

SORU: Benim asıl anlamaya çalıştığım şey şu; madem ki bu yirmi bir felsefi temelin hepsi sonunda yirmi ikinciye, yani Seçim'e götürüyor, o halde seçim çok önemli olmalıdır. Niçin bu denli önemlidir ve niçin Logos bu seçimi bu kadar vurguluyor, bu kutbiyet seçiminin tekâmülde ya da Logos tarafından yaratılmış şeylerin deneyiminde ne gibi bir fonksiyonu vardır?

RA: Her varlığın kutuplaşması ya da seçimi, üçüncü yoğunluk derecesinden hasat edilmeye uygunluk kazanabilmek için gereklidir. Diğer yoğunluk dereceleri bu seçimle kazanılmış kutbiyet sayesinde çalışmalarını yapabilirler.


bozadi

#16
Ra'nın Türkçe 4 cildinin, kitaplık bölümünde indirme linklerinin bulunduğunu da hatırlatmak istiyorum. Bizzat Ra'nın medyumu Carla Rueckert'in sayfasından yapılan indirmeler bunlar hem de. Kitabın Türkiye'de gördüğü ilgi nedeniyle Akaşa yayıneviyle konuşup PDF'leri kendi sitesinden sunma izni almış anladığım kadarıyla.

bozadi

#17
Ra Bilgileri'nde yukarıda yaptığım alıntının biraz öncesinden başlayan ve sonrasında devam eden açıklamanın, içinde bulunduğumuz varoluş düzeninde kutbiyetlerin nasıl veya neden var edildiğine dair çok önemli bir açıklamayı içerdiğini fark ettim. O yüzden yukarıdaki alıntıyı da kapsyan o uzun alıntıyı burada paylaşmak istiyorum. Ve Ra'nın bu alıntıladığım kısımlarda söylediği bazı şeylerin K'ların konuyla ilgili yaptığı bir açıklamayla ne kadar harika bir şekilde örtüştüğüne de dikkat çekeceğim. Konuyu saptırmadığımı, derinleştirdiğimi düşünüyorum. Kutbiyetin nasıl ortaya çıktığı ve mahiyetinin ne olduğu konusu bu. Sabrınızı rica ediyorum:


RA: Bu felsefi temeller üçüncü yoğunluk derecesinin temelleridir. Bu yoğunluk derecesinin üstüne çıkıldığında Logos'un mimarisini tanımak kalır geriye. Ancak bu, üçüncü yoğunluk derecesinde seçim (kendine ya da başkalarına hizmet seçimi) yapma sürecinin ayrılmaz bir parçası olan perdelerden artık arınmış bir mimaridir. (Bu mimari artık açık ve engelsiz bir biçimde görülüp kavranır.)

SORU: Sormak istediğim soru şu: Ben seçimin üçüncü yoğunluk derecesinin ötesinde çok yoğun bir kutuplaşma yaratmak için plânlandığım düşünüyorum. Böylece, üçüncü yoğunluk derecesinin ötesindeki deneyim de çok yoğun olacaktır. Doğru mu?

RA: Eğer sözlerinizi doğru yorumlamışsak, söylediğiniz yanlıştır. Dördüncü yoğunluk derecesinin yoğunluğu sadece kaba bir yontuyu inceltmek ve belirlemekten ibarettir. Bu gerçekten de kendi ölçüleri içinde son derece yoğun olarak gerçekleşir ve varlığın daha dolu ve tam bir ifade arayışı içinde sürekli kendi içine ve ileriye doğru yönelmesine neden olur. Şu da var ki, üçüncü yoğunluk derecesinde bu yontu ateşte biçimlenir. Böyle bir yoğunluk (şiddet) dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci yoğunluk derecelerinde bulunmaz.

SORU: Benim asıl anlamaya çalıştığım şey şu; madem ki bu yirmi bir felsefi temelin hepsi sonunda yirmi ikinciye, yani Seçim'e götürüyor, o halde seçim çok önemli olmalıdır. Niçin bu denli önemlidir ve niçin Logos bu seçimi bu kadar vurguluyor, bu kutbiyet seçiminin tekâmülde ya da Logos tarafından yaratılmış şeylerin deneyiminde ne gibi bir fonksiyonu vardır?

RA: Her varlığın kutuplaşması ya da seçimi, üçüncü yoğunluk derecesinden hasat edilmeye uygunluk kazanabilmek için gereklidir. Diğer yoğunluk dereceleri bu seçimle kazanılmış kutbiyet sayesinde çalışmalarını yapabilirler.

SORU: Bizim yoğunluk derecemizdeki bu çalışma, bütün alt-Logoslar bir Logos'un belli bir ifadesinde ya da tekâmülünde aynı kutbiyeti seçmiş olsalar yine de yapılabilir miydi? Şimdi güneşimizin, özgür irade yolu ile, pozitif kutbiyetten başka bir şey yaratmadığını varsayalım. Pozitif kutbiyet dışında hiçbir ürün bulunmasın. Bu takdirde, dördüncü ve daha yüksek yoğunluk derecelerinde, sadece bizim alt-Logosumuz'un ilk yaratımından kaynaklanmış olan pozitif kutuplaşmanın bir fonksiyonu olarak çalışma yapılabilir miydi?

RA: Hangi Logos'tan söz ettiğinizi bilmediğim için bir önceki sorunuza yanıt veremeyeceğim. İkinci sorunuza dönersek, önce özgür iradenin uygulanışı taahhüdü altına girmeden, her bir gerçek renk bedeni yoluyla akıl/beden/ruh bileşimlerinin faal hale geçirilmesini (aktive edilmesini) plânlamayı seçen Logoslar vardı. Bizim bildiğimiz kadarıyla, sizin söz ettiğiniz koşullar ancak özgür iradenin bulunmadığı hallerde elde edilebilir. Yoğunluk derecelerinin böyle meydana çıktığı hallerde sizin zaman ölçülerinize göre son derece uzun bir üçüncü yoğunluk derecesi ve aynı şekilde çok uzun bir dördüncü yoğunluk derecesi bulunur. Sonra, varlıklar Yaratan'ı görmeye başladıklarında ise, sizin zaman ölçülerinize göre çok kısa bir sürede sekizinci yoğunluk derecesine doğru gidilir. Bunun nedeni, "bilmeyen önemsemez" gerçeğidir. Bunu göstermek için sizin ilkel kabileler adını verdiğiniz topluluklardan birindeki oldukça uyumlu ve değişmeyen varoluş biçimini gözlemleyelim. Varlıklarda yasak ve serbest (haram ve helal, tabu ve caiz) kavramı vardır ama yasa amansız ve acımasızdır, değiştirilemez ve tüm olaylar önceden kararlaştırıldığı şekilde cereyan ederler. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü kavramları yoktur. Bu tek renkli bir kültürdür. Bu açıdan bakıldığında Lucifer (Şeytan) dediğinizin gerçek bir ışık-getirici olduğunu söyleyebilirsiniz, çünkü iyi ve kötü bilgisi bu Logos'un akılfbeden/ruhlarını sürekli hoşnutluk ve rahatlık içeren cennetvari koşullarından ayırmış, ayrıca onlara ilerleme, çalışma ve öğrenme güdüsünü vermiştir. Yarattıkları âlemlerde özgür iradeye yer vermemiş olan Logoslar, Yaratan'a, Kendi Kendini deneyimlemesi için, özgür iradeye en üst noktada yer ve önem vermiş olan Logoslar'ın yarattıkları âlemler kadar çeşitli ve nitelikli deneyimler sunamazlar. Böylece bu Logoslar da, zamanın olmadığı hallerden daha sonraki bir uzay/zaman'a (bir önceki oktavdan bir sonraki oktava) geçerken ve kendi temellerini tarif ve beyan ederken özgür irade karakterini seçerler.

SORU: Sanırım, Logos özgür iradesiz olarak tekâmül etme seçimini de yine özgür iradesiyle yapıyor. Öyle değil mi?

RA: Evet.

SORU: Bu tip tekâmülü seçmiş olan Logoslar, hem kendine hizmet hem de başkalarına hizmet yollarını seçerler mi, yoksa sadece tek bir yol mu seçerler?

RA: Sizin ilk Logoslar diyeceğiniz ve özgür iradeden yoksun temelleri seçmiş olanların hepsi, hiç istisnasız, başkalarına hizmet yolunu seçmişlerdir. Kutbiyet destanı ise, sınırları ve sonuçları ile birlikte, deneyimleninceye kadar hayal edilemiyordu.

SORU: Yani başka bir deyişle siz, başlangıçta özgür irade yolunu seçmemiş olan Logoslar'ın, bunu, böyle bir kavrama sahip olmadıkları (tasarlayamadıkları) için böyle yapmış olduklarını ve daha sonra Logoslar'ın, özgür irade sapmasını kendi tekâmül süreçleri içinde daha ilerilere uzatarak, bu uzatmanın sonucu olarak özgür iradeyi deneyimlediklerini söylüyorsunuz. Öyle mi?

RA: Evet.

SORU: Yani bizim şimdi deneyimlediğimiz Logos bu kutbiyeti planladı mı ve planını yapmadan önce bu kutbiyet hakkındaki her şeyi biliyor muydu? Sanırım dediğim gibi oldu.

RA: Dediğiniz doğrudur.

SORU: Demek ki bir Logos olarak, ana arşetipik felsefi temelleri plânlayarak ve bunları üçüncü yoğunluk derecesinde kazanılacak kutbiyetin bir fonksiyonu olarak plânlayarak spiritüel tekâmülü hızlandırma biçimini seçebilme avantajına sahip oluyorsunuz. Doğru mu?

RA: Kesinlikle doğrudur.

SORU: Demek ki akıl beden ve ruhun tekâmülünü incelerken, bu felsefi temellerin özelliklerini bütün incelikleriyle bilmek birinci derecede önem taşıyor; ben de her birini dikkatle gözden geçirmek istiyorum. Akıl ile başlamayı düşünüyorum. Bu sizin için uygun mudur?

RA: Uygundur, ancak yerine getirmenizi istediğimiz iki ricamız var. Önce bir öğrenci olarak her temel modelden ne anladığınızı belirtilmelisiniz. Ancak o zaman bu konuda konuşabiliriz. Biz öğrenme/öğretme noktasına kadar öğretemeyiz/ öğrenemeyiz. İkinci olarak da, şunu sürekli aklınızda tutmanızı rica ediyoruz: Her varlık her temel modeli kendine göre algılayacaktır ve böyle algılamak zorundadır. Yani, burada hedef kesin ve tek bir nitelendirmeye varmak değildir; hedef daha çok, genel bir kavram bileşimini idrak etmektir.

bozadi

#18
Yukarıda yaptığım Ra alıntısında anlatılan her ayrıntıyı anlayamıyorum ama sonuçta bütün bu tartıştığımız, konuştuğumuz konularla ilgili çok temel bazı bilgiler paylaşıldığını algılıyorum. Kutbiyet denen ihtiyacın nasıl hasıl ve mümkün olduğuyla ilgili çok çok önemli bir bilgi verilmiş. Ve Ra'nın bununla ilgili verdiği bilgiler, Kasyopyalıların "Uzun Dalga Döngüsü - Kısa Dalga Döngüsü" ile ilgili bahsettiği şeyle harika bir örtüşüm içinde bence:


S: (L) Ruhsal bir varlık fiziksel madde içinde hapsedilebilir mi?
C: Mümkün ama meydana gelme olasılığı son derece düşük.

S: (L) İnsanlar fiziksel madde içinde esir durumdalar mı?
C: Kendi seçimleriyle.

S: (L) Neden bu seçimi yaptılar?
C: Fiziksel duyumları deneyimlemek için. Bir grup kararıydı.

S: (L) Grubun başında kim vardı?
C: Grup.

S: (L) Ruh ile fiziksel beden arasındaki etkileşim, diğer varlıkların arzu ettikleri bir yan-ürün mü meydana getiriyor?
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir. Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden, fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur; uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak, evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.

S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.

S: (L) Bu yan ürünler nelerdir?
C: Önce hangisi?

S: (L) Pozitif.
C: Pozitif yan-ürün göreli enerjide meydana gelen bir enerji artışıdır. Bu enerji ruhun ve onun tek boyutlu ve iki boyutlu etkileşimli partnerlerinin öğrenme sürecini hızlandırır. Partnerler flora, fauna, mineraller vb'dir. Bu kısa dalga döngüsündeki fiziksel/ruhsal transfer yoluyla hepsi tekrar-birleşmeye doğru olan gelişim ve hareketi daha hızlı bir şekilde deneyimler. Negatif olarak ise aynı varlıklar için pek çok negatif durum söz konusu olur, çünkü 1. ve 2. bilinç yoğunluğu seviyesinde bulunan flora ve fauna normal olarak fiziksel düzlemde uzunvadeli veya uzun dalga döngülü bir deneyim yaşayacaktı ama insanlarla olan etkileşimleri nedeniyle kısa dalga ruhsal/fiziksel döngüde deneyim elde etmek durumundalar.

bozadi

#19
Dediğim gibi, Ra'nın anlattığı herşeyi her ayrıntısıyla anlayamadım henüz ama kabaca şöyle bir bilgi verildiğini algılıyorum: Logoslar (veya bizim logosumuz) bir zamanlar sadece pozitif eğilim içeriyordu. Ama zıddı olmadığı için bu durum "pozitivite" diye tanımlanmıyordu, doğal durum olarak algılanıyordu. Ve Ra'nın o deneyim türünü "özgür irade içermeyen" bir deneyim türü olarak tanımladığına dikkat edin. Çünkü kendi içinde seçim içermiyor. Ama o seçimsizlik durumu da en nihayetinde özgür iradeyle yapılan bir seçim. Ve deneyimler tektip ve çok uzun süreçlerde yaşanıyor. Ra'nın "özgür irade / seçim içermeyen tekil deneyim" şeklinde tanımladığı şeyin K'ların "uzun dalga döngüsü" dediği şeyle nasıl örtüştüğüne dikkat edin. Ve tıpkı Ra'nın bizim şu anda içinde bulunduğumuz deneyim modunun özgür irade / seçim (BH-KH) içeren bir deneyim biçimi olduğunu söylemesi gibi, K'lar da bizim kendi isteğimizle Kısa Dalga Döngüsü'ne geçmiş olduğumuz konusunda verdiği bilgiyle örtüşüyor. Hem Ra hem de Kasyopyalılar, "iyinin ve kötünün bilgisinin" olmadığı bir deneyim türünden, o bilginin olduğu bir deneyim türüne doğru bir geçişten bahsediyor. Ve yine her iki kaynak, bu konuyla ilgili olarak "Cennet" ve "Cennetten Ayrılma / Düşme" kavramına referansta bulunuyor. Ve yine ilginç biçim de, hem K'lar hem de Ra "Lusifer" kavramının negatif bir anlamı olmadığına referansta bulunuyor! Ezoterik bilgilerde Lusifer'in şeytanla ilişkilendirildiğine sıkça rastlarız. Hatırlayacak olursanız K'lar Lusifer'in "biz" olduğumuzu söylemişti ve insanlığın uzun dalga döngüsünden kısa dalga döngüsüne geçişi bağlamında bu bilgiyi vermişti:

Alıntı YapEklenti:
S:(L) Dünya gezegenindeki bedenlere giren ruhlar nereden geldi? Buraya gelmeden önce başka bir gezegendeki bedenlerde miydiler?
C: Bu grup değil.

S:(L) Evrende bir yerlerde dolaşıyorlar mıydı?
C: Bir'le birlik halinde. Süper eski Lusifer, Düşen Melek, efsanesini duydunuz mu?

S:(L) Lusifer kim?
C: Siz. İnsan ırkı.


Ra da kendisine bu konuda özel bir soru sorulmadığı halde, kutbiyetin anlamının sorulduğu bir soruya cevap verirken, insanlığın kutbiyetsiz deneyimden kutbiyetli deneyime geçiş sürecinden bahsederken Lusifer'in aslında kötü bir anlamı olmadığını, doğal ve gerekli birşeyi ifade ettiğini söyledi. Ve bunun iyinin ve kötünün anlamını ayırt etme durumuyla ilgili birşey olduğunu söyledi. Yani insanlığın kutbiyetli bir deneyime girişi.

Hatırlayacak olursanız, Ra bu kutbiyetsiz ortamdan kutbiyetli ortama geçiş konusunu aynı zamanda "perdelemeden önce" ve "perdelemeden sonra" diye de ayırt etmişti. Ve bu yine tam olarak K'ların Uzun Dalga Döngüsünden Kısa Dalga Döngüsüne Geçiş diye tanımladığı şeyle çok büyük ölçüde örtüşüyor. Ve yine hatırlayacak olursanız ve yukarıdaki alıntıda da geçtiği gibi Ra perdelemeden önceki durumu "cennetvari" durum olarak tanımlıyor. Ve yine hatırlayacak olursanız, Ra insanlığın bir tür yozlaşma / şımarma deneyimlediği için o cennetvari durumdan çıkmak ve kutbiyetli deneyime girmek durumunda kaldığını açıklamıştı. K'ların ve Ra'nın bu çok temel felsefi temellerle ilgili verdikleri bilgilerin örtüşmesini ben çok büyük, çok önemli bir bilgi olarak görüyorum. Elbette bu demek değil ki bu konuda verilen bilgileri sorgusuz, sualsiz, eleştirisiz, dogmatik bir şekilde kabul edelim. Düşünelim, anlamaya çalışalım. Açıklayıcılık gücünü değerlendirmeye çalışalım. Kutbiyetin ne anlama geldiği konusunu da kapsayan bir konu olduğu için, bu başlık altında tartışmaya gayret ettiğimiz şeyi de en iyi şekilde değerlendirmemize yardımcı olacağı kanaatindeyim.

bozadi

#20
Logos ve diğer bazı temel kavramlarla ilgili olarak Ra'nın yaptığı açıklamalardan biri:

SORU: Dün verdiğiniz bilgilerde, ilk ana sapmanın Özgür İrade sapması olduğunu söylediniz. Bir'in Yasası bir sıra mı izliyor? Yani birinci, ardından ikinci ve üçüncü sapmalar mı var?

RA: Bir noktaya kadar bu dediğiniz geçerlidir. Bu noktadan sonra sapmaların çok-luğu (birden-fazlalığı) birbirine eşittir. İlk sapma, yani özgür irade bir odak bulur. Bu odak da sizin Logos dediğinizdir, yani Yaratıcı Prensip ya da Sevgi'dir. Bu zeki enerji de, böylece, Işık diye bilinen sapmayı yaratır. Bu üç sapmadan, çok, pek çok sapma hiyerarşileri ortaya çıkar; bunların her birinin de sentez yoluyla birleştirilecek kendi paradoksları vardır ve hiçbirinin diğerinden daha önemli olduğu söylenemez.

Ka

#21
wow, ra bilgilerini okumama rağmen tekrar ve ilk defa okumuş kadar farklı düşünmeye başladım, bu tartışmalarında en önemli özelliği eksikleri birbirimizin tamamlamaları.
Bence bu kronolojik yıldız tarhinin başına ilk sapma-logos-BHlogos-kısa dalgaya geçiş- Kutibiyet gezegenlerinin yaratımı diyebiliriz sanırım sıfır noktası için.
Şuana kadar bozadi ile aynı fikirdeyim. Çok iyi oldu bu paylaşımlar. Farklı yada akla yatmayan bir düşüncesi olan varsa ne kadar saçma olsada dinleyelim
 

Ka

#22
yazdım ama bir hata oldu mesajım gözükmedi. Kısaca şunu demiştim Bozadinin bu paylaşımı sayesinde ne kadar Ra bilgilerini okuduğumu sansamda anlamamışım şuan kafamda dahada bir netlik kazandı.
Bu kronolojik haritanın başına şunu ekleyebilirmiyiz sıfır noktası için. Tek(bir)-------logoslar(uzun dalga dönemi)-----özgür irade(Kısa dalgaya geçiş)-------Kh dualitenin yaratımı-----insan buraya kadar bozadi ile aynı fikirdeyim, ve akla mantığa ve sezgilerime çok uygun geliyor.
Peki burada bahsedilen ilk insan dünyadaki ilk insan mı yoksa vega veya lyra daki ilk humanoid varlık mı?
 

bozadi

#23
Ben de Ra'yı her okuyuşumda daha önce fark etmediğim çok önemli şeyleri fark ediyorum. Çok ve çeşitli bilgilerle yüklü olduğu için zaten tek bir okuyuşta hepsini veya hatta çoğunu sindirmek mümkün değil. Her okuyuşta veya tartışmada irili ufaklı parçalardan biri daha oturuyor sanki. Aynı şey başka bilgi kaynakları için de geçerli olabiliyor.

Evet, tüm varoluşun başlangıç noktası değilse bile, dünya insanlığın başlangıcı anlamında, perdeleme öncesinden (uzun dalga döngüsü) perdeleme sonrasına (kısa dalga döngüsü) geçiş süreci bizim hikayemizdeki önemli bir başlangıç noktası veya süreci gibi görünüyor. Cennetten düşme süreci olarak da adlandırılıyor gibi görünüyor.

Bu geçişi içeren başlangıç sürecinin aynı zamanda evrimsel kutupların anlam ve önemi hakkında da temel bilgileri içeriyor olması çok anlamlı bence. Hayatımızdaki pek çok şeye bakış açımız üzerinde önemli bir etkisi olabileceğini tahmin ediyorum.

Lyra takım yıldızı hakkında pek bir bilgim yok. Kasyopyalılar dünya insanlığının kökeninin ve nihai varış noktasının Orion olduğunu söylüyor. Bunu şu anda çok önemsemiyorum ama buna dair çeşitli kaynakların paylaştıkları bilgileri de araştırırız.

Müsait zamanımda kutupların (BH-KH) anlam ve önemine dair elimizdeki bilgi kaynaklarında verilen temel bilgileri (alıntıları) ve bunların mevcut yaşamımızdaki karşılıkları konusuna dair yorumlarımı paylaşmak isterim. Bu konu hakkında yeterince sağlam bir temel edinirsek, diğer her tür tartışmalarımız ve çabalarımız da çok daha verimli ilerleyecektir görüşündeyim.

Ka

#24
Üstad dediğin gibi şuanki senin benim gibi insan ruhunu baz alırsak, cennetten düşüş bizim sıfır noktamız olmalı diye düşünüyorum. Ama bu düşen ruhlara konak olabilcek bedenlerinde hızlandırılmış bir DNA maniplasyonla ilkel dünya insanı diyebiliriz(belki!)
Belkide insan prototipi çok önceden beri vardı ama bizim Kısa dalga deneyimimiz için uygun değildi.... Şu Halde dünya tam bir aşure kazanı sanki, hem doğal olarak evrimleşen ruhlar(homo-erectus), hem düşen ve yükselme niyetindeki ruhlar(homo-sapiens, Başka gezegende karmasını tamamlayamamış burada bedenlenen ruhlar(marsian vs),insan duygularını anlamak ve araştırmak için bedenlenen ruhlar(zetalar), dünyanın yükselişine yardım etmek isteyen mütavazi(gelmek için titreşimlerini düşürmüş) ruhlar(üstadlar,peygamberler azizler,ermişler), Yardım için gelen fakat uyanamadan kendine karma yaratan ruhlar(indigo,starchild)....vb
Benim edindiğim bilgilere göre plaides,sirius,zeta gibi humonoidlerin kökeni LYRA, orion ve orion melezlerinin kökeni VEGA takım yıldızı, "bu kitabı" okumaya hala devam ediyorum. Söylendiğine göre geleceğin kökenleri şöyle: Meta-Terra(dünyada kalıp evrimleşen dünyalı ırk) Meta-Lyra, Meta-plaides, Essasiniler.
 

Scyth

#25
Celselerde insanın yaratılmasıyla ilgili bir bölümde D'ankhiar isimli süper nova olmak üzere olan bir gezegenin yarattığı uygun şartlar sayesinde 3. yoğunluk insanların yaratıldığından bahsedilmişti.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#26
Evet, zihnimizin, kavrayış gücümüzün "eline avucuna gelir" nitelikte bir başlangıç noktası olarak düşüş sürecini (biraz öncesinden başlayarak) alabiliriz gibi görünüyor bana da.

Belirttiğim gibi, ben şimdiye kadar edindiğim tüm bilgi ve sezgiler ışığında, dünyaya "insan duygularını anlamak ve araştırmak için bedenlenen" bir ruh kategorisinin varlığını gerçekçi görmüyorum. Hatta bunun ciddi bir dezenformasyonun parçası olduğunu düşünüyorum. Benim böyle düşünüyor olmam bu konudaki kesin gerçeğin bu olduğu anlamına gelmiyor. Yalnız mesele sadece böyle bir ruh kategorisinin varlığı veya yokluğu ile sınırlı değil. Söz konusu ruhlar hakkında bize bilgi verdiğini söyleyen şahısların o varlıklarla ilgili yaptığı kanallamalarda sunulan bilgilerde hazmedilmesi son derece zorlu (bence düpedüz yalan ve aldatma çabası olan) pek çok iddia var ve o iddilarla ilgili eleştirilerimin bazılarını bu başlıkta daha önce paylaştım ve paylaşmaya devam edeceğim. "İçimizden Ziyaretçiler" kitabında sunulan bilgileri analiz etmede ciddi bir zorluğa ve aşırı denebilecek subjektif yorumlara imkan tanıyan belirsizlikler mevcut. Bu kanallamayı yapan kişinin sunduğu bilgiler, Ra, Pleiades ve Kasyopya kaynaklarının sunduğu nitelikte sağlam ve bütüncül değerlendirme bilgileri ve ölçütleri sunmuyor. Büyük ölçüde bir propaganda çalışması: "Grilerin hepsi kötü değil, sizi kaçırmaları ve o kaçırmalarda yapılan tacizler aslında kötü niyetli değil, bunu siz kabul ettiniz, bunu sevgiyle kabul etmelisiniz!!!" ve o propagandanın ne kadarının faydalı / iyi niyetli olduğunu dikkatli bir şekilde ele almamız gerekiyor bence. Çünkü söz konusu iddialar, elimizdeki üç temel bilgi kaynağının sunduğu (ve kendi aralarında gayet güzel bir şekilde örtüşen) bilgilerle ciddi şekilde (gerçekten "ciddi" şekilde) çelişiyor ve tehlike sinyalleri veriyor.

Söz konusu Zeta kanallamasını doğru düzgün değerlendirmeyi zorlaştıran faktörlerden biri de birden fazla varlık veya varlık grubuyla yapılan kanallama çalışmalarının bir karışımı niteliğinde olması. Kitabın bir kısmını okudum ve kalanını da mutlaka okuyacağım.

Türlerin köken yerlerini öğrenmemiz veya elden geldiğince netleştirmemiz güzel olur elbette ama buna çok fazla kafayı takmıyorum. Nihayette kimin nereden geldiğinden ziyade şimdi ve burada neler oluyor, kim ne yapıyor ve neden yapıyor bunları anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle de bizim ne yaptığımız, ne yapmadığımız, ne yapabileceğimiz ve bunun nedenleri, nasıllarının çok önemli olduğuna inanıyorum geleceğimizi planlayıp organize faaliyette bulunabilmek için.

Farklı fikirde olduğum hususta aşırı gelebilecek tavrımdan dolayı özür dilerim ama gerçekten ciddi bir anormallik görmesem bunu yapmam. Ve elbette ki konuyu ele aldıkça, herkes fikirlerini paylaştıkça, gözden kaçırıyor olabileceğim şeyleri keşfettikçe bazı yanılgılar, önyargılar nedeniyle aşırı tepki verdiğim ve hatta temel aldığım bazı varsayımlarda ciddi şekilde yanıldığım da ortaya çıkabilir. Böyle bir olasılığın mevcut olduğunun bilincindeyim ama şu andaki fikrim ve tavrım bu açıkçası ve şu anda ne fikrimi ne de fikrimi ifade ediş biçimimdeki "sivriliği" değiştirebilecek gibi hissetmiyorum. Çünkü bu forumun kuruluşunda esas alınan bilgi kaynaklarıyla gerçekten ciddi şekilde çelişen iddialar var bence ve bunları görmezden gelemiyorum.

K'ların hatırlattığı birşey vardı: Herşeyi meyvelerine göre değerlendirin. Zetalar diye tanımlanan varlıkların iyilik, doğruluk, adalet, sevgi ve bilinç namına bize gerçekten ne verip ne vermediklerini anlamaya çalışalım bu tartışmalar sürecinde. Ve bu varlıklar adına paylaşılan bilgileri elimizdeki büyük ölçüde muteber bilgi kaynaklarıyla karşılaştıralım "karakter" olarak.

bozadi

#27
Lyssa Royal bu kitabı yazarken, çeşitli farklı zamanlarda farklı varlıklarla yaptığı kanallamaları derlemiş.

Lyssa Royal'in o kanallamalarından birinde (kitapta yer almayan) belki de bu kitabın tamamının kısa bir özeti denebilecek ve bazı şeyleri netleştirmemizi sağlayabilecek bazı bilgilere rastladım (o kanallamanın içinden bazı kısımları çevirdim:

Alıntı YapEklenti:
8 Temmuz 1990 - Lyssa Royal'in Kanallaması

(73 No'lu Kasetten Alıntı)


Zeta Retikuliler için duygusal bütünlük meselesi çok bariz. Çoğunuz onların duygusal bedenleri olmadığının veya duygusal bedenlerinin konuşmasına izin vermediklerinin farkında. Sizinle olan kaçırma deneyimlerinde yaptıkları şeyin amaçlarından biri duygusallık hakkında bilgi edinmektir. Duygusal bütünlenmeyi başlatma sürecindeler.

Zeta Retikuliler son derece zihinseldir. Onlar için başarılması gereken zorlu hedef zihinsellik ile duygusallığı bütünlemektir. Bu onlar için yapması en zor olan şeydir. Onların zorluğu budur. Bunu yapabilmek için sizi izlemek zorundalar çünkü incelemede kendilerini rahat hissettikleri başka modelleri yok. O model sizsiniz. Bir ırk, bir kültür olarak zihinselliğinizi duygusallıkla bütünleştirmeye başladığınız için, Zetaların sizden öğrenecek çok şeyi var.

Zeta Retikulilerin ruhsal bütünlenmesi onların beşinci yoğunluğa (fiziksel olmayan duruma) geçmeleriyle gerçekleşecektir. Pek çok nesil boyunca kendilerini dördüncü yoğunlukta (yani hala fiziksel olan bir yoğunlukta) tuttular ama onların fiziksel olduğunu söylemek zordur. Beşinci yoğunluğa doğal ilerleyiş konusunda, yani kendi ruhsallıklarındaki evrimsel bir sıçrayış konusunda kendilerine izin vermek istemediler şimdiye kadar. Genetik bakımından ihtiyaç duydukları şeyi elde ettiklerini algıladıklarında, yani kendini sürdürebilen melez bir ırk yarattıklarında, beşinci yoğunluğun fiziksizliğine geçme konusunda kendilerine izin verecekler.

Soru: Zetaların genetik projeleri bana tecavüz gibi görünüyor. O anda bilinçli bir özgür irade seçimi yok. Sınırların ihlal edilmesi bu. Bir suistimal.

Evet ama kaçırılma veya tecavüz gibi deneyimleri seçen bireylerin pek çoğunun o deneyimden birşey öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu anlayın.

Lyssa Royal'in bu kanallamasını alıntılamış bazı İngilizce siteler:

http://galactic-server.com/Planet/integrating.html
http://www.dankalia.com/paranoia/reticuli.htm
http://www.galactic.no/Planet/galactic-heritage.html
http://www.docstoc.com/docs/160325179/Lyssa-Royal---Document-Collection

Bu bilgileri neden mi önemsedim? Çünkü Lyssa Royal bu kanallamaları yaptığı sırada (1990'lı yıllar) Ra'nın 1980'li yıllarda sunduğu 7 yoğunluk ve KH-BH kutupsallığı kavramlarına son derece aşinaydı ve Ra'nın bu kozmolojik bilgilerini çeşitli makale ve kitaplarında kullanıyor zaten. Ama nedense İçimizden Ziyaretçiler kitabında Grilerin (Zeta Retikulilerin) hangi yoğunlukta oldukları ve yoğunluk anlamında ne tür bir evrimsel sıçrama yapmaya çalıştıkları konusunda net bir bilgi verilmiyor. Bir ara 3 tür Zeta Retikuli'nin (ZT) tanımı verilirken o türlerden biri için "4. boyutun dış sınırlarında" diye bir ifade geçmiş ama bu da net bir ifade değil.

Neyse, sonuç olarak Lyssa Royal'in yukarıda alıntıladığım kanallamasında bu konuda çok daha doyurucu bir bilgi verilmiş gibi görünüyor. Yani ZT'lerin kesin olarak bir 4. yoğunluk varlık grubu olduğu ve 5. yoğunluğa doğru ilerlemeleri gerektiği halde bu ilerlemeyi gerçekleştirme konusunda sorun yaşadıkları anlatılıyor. Bu bilgiyi önemsiyorum, çünkü Ra'nın ve özellikle K'ların Kertişler ve onların sibergentik robotları olan Griler hakkında verdikleri bilgilerle örtüşüyor.

Ama, Lyssa Royal'in veya onun aracılığıyla bilgi veren varlıkların gerçekleri ciddi şekilde çarpıttıkları hususlardan bir kaçına dair fikrimi paylaşayım:

Yukarıdaki alıntıda, tıpkı bu başlığın konusu olan kitapta da tekrarlandığı gibi, bu ZT'ler 4. varoluş seviyesinde. İnsanlık ise 3. varoluş seviyesinde. Yani ZT'ler zaten "ders" veya "ruhsal ilerlemişlik" anlamında bizden bir sonraki "sınıfta" yer alıyor. Elimizdeki bilgi kaynaklarının çok net ve bence son derece ikna edici bir şekilde vurguladığı şeylerden biri, bir yoğunluğun tüm dersleri yani o seviyede öğrenilmesi gereken herşey öğrenilmeden bir sonraki yoğunluk seviyesine geçilemeyeceğidir. Ra'dan örnek (82. celse):

Alıntı YapEklenti:
RA: ... Üçüncü yoğunluk derecesi sınırını aşmak isteyen her varlığın iman veya irade melekesini idrak etmesi, besleyip geliştirmesi gerekiyordu. Ev ödevlerini yapmamış olan varlıklar, ne kadar sevimli olurlarsa olsunlar geçemezlerdi .


Dolayısıyla, 4. yoğunluktaki bir varlık grubunun 5. yoğunluğa ilerlemek için alması gereken dersleri almada çektiği sıkıntıyı aşmasının tek yolunun 3. yoğunluktaki bir varlık grubunun derslerinden yararlanması olması saçmadır. Dahası, elimizdeki kaynaklardan çok iyi bildiğimiz birşey varsa, o da 4. yoğunluğun başlıca tanımlarından birinin "sevgi" yoğunluğu olmasıdır. Yani 4. yoğunlukta duygusuzluktan muzdarip olup bunun ilacının 3. yoğunlukta aranması manasıdır. Hatta Ra, 4. yoğunluğun fazlasıyla "duygusal" (derinlemesine hissediş/sezgi içeren) bir yoğunluk olduğunu ve bu aşırılığın 5. yoğunlukla yani Bilgelik/Işık (Yüksek "Zihin") yoğunluğu ile dengelenebildiğini söylüyor. K'ların verdiği bilgiler de bu doğrultuda.

Halbuki Lyssa Royal veya onun yoluyla bilgi veren varlıklar (yani 4. yoğunluk Gri varlıkları) sevgiyle bir alakaları olmadığını beyan ediyor adeta. "İçizden Ziyaretçiler" kitabından bir alıntı:

Alıntı YapEklenti:

SORU: Şu anda başkalarına karşı herhangi bir sevgi hissediyor musunuz?

"Sevginin" ne olduğunu gerçekten anlamıyorum fakat doğru cevabın hayır olduğu inancındayım. Biz bir düşünceyle tınlarız, başka birşeyle değil.


Aynı kitapta, insanlara resmen işkence edip onları melez bir ırk yaratmada kullanarak meydana getirdikleri çocuklara ilişkin sorulan bir soru ve verilen yanıt :

Alıntı YapEklenti:

SORU: Türünüzün çocuklara sevgi gösteremediği bir ortamda onlara ne oluyor?

Bakıcılarımız var; onlara birim yerimize sevgi göstermek için bu bakıcılar her gün çocukların yanına götürülüyor. Gezegeninizde nüfus oranı oldukça yoğun, bu yüzden sevgi dolu kadınları bulmakta zorlanmıyoruz. Hatta bu çocuklar için sevgi sağlayacak bazı erkekler bile var.

Yukarıda Lyssa Royal'in bu kitapta yer verilmeyen bir kanallamasından çevirerek aktardığım bilgiler arasından özellikle şu kısmı tekrarlamak istiyorum:

Alıntı YapEklenti:
Soru: Zetaların genetik projeleri bana tecavüz gibi görünüyor. O anda bilinçli bir özgür irade seçimi yok. Sınırların ihlal edilmesi bu. Bir suistimal.

Evet ama kaçırılma veya tecavüz gibi deneyimleri seçen bireylerin pek çoğunun o deneyimden birşey öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu anlayın.

Kertişlerin sibergenetik robotları olan bir 4KH grubu olarak Grilerin varlıklarını sürdürme konusunda yaşadığı zorluklar, bu konuda insanlar üzerinde yürüttükleri melezleme çalışmaları ufoloji alanında hakkında epeyce bilgi edinilmiş bir konudur. Bu kitapta bahsedilen Griler tarafından yürütülen melezleme çalışmalarının da tamamen aynı mesele olduğu ama bir beyin yıkama çalışmasının parçası olan bir propaganda yoluyla sanki olay göründüğünden farklı birşeymiş (negatif değil de pozitif amaçlı birşeymiş gibi) gösterilmeye çalışıldığı bence açıkça ortadadır. Griler/Kertişler büyük ölçüde kontrolleri altına aldıkları veya kandırdıkları kanallar yoluyla, yürüttükleri şiddetli KH faaliyetlerini sanki insanlık için faydalı birşeymiş gibi yutturmaya çalışıyorlar.

Kitabın içeriğini okudukça size bununla ilgili daha pek çok ipucu sunabileceğimden eminim. Grilerin kaçırma vakalarında insanlara ne kadar duyarsız ve aşağılayıcı bir tarzda yaklaştıklarına ve insanları ne kadar büyük travmalara uğrattıklarına, insanların akıl sağlıklarını kaybetmelerine neden olduklarına ve hatta insanları ölüme sürüklediklerine dair sayısız örneklerle doludur Ufoloji denen bilgi sahası. Beni bu kitapla ilgili çok şaşırtan şeylerden biri, kaçırılma fenomeni gibi pek çok şiddetli KH müdahalesi içerdiğini ufoloji alanındaki çok sayıda kayıttan çok iyi bildiğimiz bir fenomenin "sahiplenilmesi" ve iyi bir haltmış gibi sunulma cüretinin gösterilmesidir. Yahu insan "iyi griler de var" gibi bir propaganda yaparken hiç değilse "kaçırmaları yapanlar bizim grup değil" diye bir yalan uydurur hiç değilse... Bunlar açık açık kaçırılmaları savunuyorlar! Cürete bak! Hem her türlü travmatik taciz ve tecavüzde bulunup bir de utanmadan "bu sizin zararınıza değil! Bunu siz istediniz! Bunun adı evrensel kardeşlik ve işbirliği. Bunu sevgiyle kabul edin! Biz sevemesek de siz sevin!" gibi laflar ediyorlar veya kuklalarına ettiriyorlar...

maiterya

#28
Üçüncü yoğunluktan sevgi dersini almadan yani yeşil ışını atlayarak ve güç merkexinde yoğunlaşarak negatif bir varlık olarakta mezun olmak mümkün ,bu çok zor bir yol ama başaran varlıkların adı Ra da geçiyor Cengiz Han Rasputin ve Tarsa Bulba adlı varlıklar negatif olarak kutuplaşarak sevgi yerine esir alma ve şiddet yoluyla gezegenden kendine hizmetli olarak mezun olmuşlar , sevgi için % 51 kutuplşama yeterken kendine hizmet olarak mezuniyet için % 90 dı sanırım bir kutuplaşma gerkiyormuş.

Ra Bilgileri gerçekten mükemmel onlardan çok şey öğrendik,hatırladık mesajları alanlarında ruhu şad olsun büyük hizmette bulundular.
 

bozadi

#29
Ra'nın bu forumda esas alınan 3 kaynaktan biri olmasının nedeni de bu zaten sevgili maiterya. Çok sağlam bir kaynak olması ve özellikle de varoluş döngüsünü ölçümlememizi ve değerlendirmemizi sağlayan 7 yoğunluk ve KH-BH kutuplaşması araçlarını bize sunması. Yoksa pek çok meselenin içinden çıkmak çok daha zor olurdu.

Cengiz Han, Resputin ve Taras Bulba gibi 3KH'den 4KH'ye mezun olan örnekleri ben de ilgi ve şaşkınlıkla okudum Ra'da. Yalnız, bu hususta da şu netleştirmeyi yapmamız gerektiğine inanıyorum: 3KH'den 4KH'ye mezun olunurken sevgi dersleri mutlaka alınıyor. Ra'nın söylediğine göre ayrım noktası, o sevginin daha çok "kendine" mi, yoksa "başkalarına" mı yönelik olduğuymuş. Yani Başkalarına Hizmet ve Kendine Hizmet ayırdını doğuran şey de bu bir bakıma:

20. celseden:

SORU: Dördüncü yoğunluk derecesi negatifi ile dördüncü yoğunluk derecesi pozitifi için aynı terminolojiyi kullanıyorsunuz. Her ikisine de sevgi ya da idrak boyutu diyorsunuz. Bu doğru mu?

RA: Doğrudur. Sevgi ve idrak, ister kendine ister başkasına yönelik olsun, bir ve aynıdır.


Senin de belirttiğin gibi, 4KH varlıkları veya genel olarak KH varlıkları sevgi ışını olan "yeşil ışını" büyük ölçüde atlayarak spektrumda daha sonra yer alan renkteki ışınlarla uyumlu faaliyetlerde bulunuyorlar ama 20. celseden yaptığım alıntıda belirtilen şey üzerinde düşününce, yeşil ışını hiç kullanmamaktan ziyade, onu çok sınırlı bir şekilde (sadece kendine yönelik bireysel sevgi için yetecek düzeyde) kullandıklarını algılıyorum veya varsayıyorum.

Senin de belirttiğin gibi, Ra 4. yoğunluğa pozitif mezuniyet için %51 BH, negatif mezuniyet içinse %95 KH kutuplaşmasının gerektiğini söylüyor. Yani bu bir bakıma, pozitif varlık statüsüne ulaşabilmek için en az %51 başkalarını, %49 kendini sevmek gerektiğini, negatif varlık statüsüne erişmek içinse en az %95 kendini, %5 başkalarını sevmek gerektiği anlamına geliyor.

Anladığım kadarıyla 4BH'de ilerledikçe başkalarına hizmet eğilimi giderek %51'in üzerine çıkmaya başlıyor. Örneğin, uyduruyorum, 5BH'ye mezun olmak için %70 BH kutuplaşmışlığı gerekiyor belki de. 5BH'den 6BH'ye ulaşmak için belki de %80-90 BH kutuplaşması gerekiyor teknik olarak. Ve 7. yoğunluğun belirli bir noktasında, yani eninde sonunda %100 BH olunuyor. Ama %100 BH olmak artık bireysel varlığın tamamen sona ermesi anlamına geliyor. Tüm varoluşla bir oluyorsun; tüm varoluş oluyorsun. Tüm varoluşun güneşi olup tüm varoluşu besliyorsun. Çünkü "ayrılık" için, "ferdiyet" için mutlaka KH faktörü gerekiyor. Ve KH'nin de varoluş için elzem olmasının nedeni bu anladığım kadarıyla. Çünkü KH kutbiyeti olmasaydı, varoluşun 7 yoğunluğa ve sonsuz sayıda varlığa "bölünmesi", "ayrışması", "farklılaşması" mümkün olmamazdı. KH faktörü kullanılmasa, yaratılış diye birşey olmazdı. Varoluşun sonsuz çeşitliliği ve zenginliği mümkün olmazdı. Ve evet, bu anlamdaki KH 3. yoğunlukta anladığımız şekliyle ahlaki bir "kötülük veya bencillik" anlamına gelmiyor. Ama KH'nin öyle bir anlamı da olabiliyor çok iyi bildiğimiz gibi.

Bu noktada, K'lar ile Ra'nın verdiği bilgiler arasında önemli bir örtüşmenin olduğu bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. K'lar karadelik denen şeyin 1 ila 4. yoğunluk seviyeleri arasında mevcut olduğunu söylemişlerdi. Ve karadeliklerin tüm KH enerjilerinin son durağı olduğunu söylemişlerdi. İşte, 4KH'ye mezuniyet için %95 KH kutuplaşması gerekmesi konusunun da bununla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. K'lar 4. yoğunluğun Kendine Hizmet kutbunun "en yüksek" ifadesi olduğunu söylemişlerdi ve 4'ten 5'e ilerleme konusunda direnen varlıkların yok olma durumuyla karşılaştıklarına değinmişleri. İşte, örneğin Grilerin ve Kertişlerin kendi genetiklerinde yaşadıkları ciddi sorunlar da tam da bu konuyla ilgili. Dördüncü yoğunluk zaten en az %95 KH kutuplaşmasıyla başlıyor. Ve illa ki 4. yoğunlukta KH üzerinden ilerlendiği zaman o %95'lik oran da %100'e doğru ilerliyor. %100 KH olmak, yani BH'lik oranını %0'a indirmek ne demek olabilir? Yok olmak demek. %100 BH olmanın tüm varoluş, yani herşey olmak anlamına geldiği gibi, %100 KH de "hiçbirşey" olmak demek (her ne kadar "hiçbir şey olmak"tan bahsetmek paradoksal/çelişkili bir ifade biçimi olsa da [çünkü hala "olmak" diyoruz]). İşte, 4KH varlıklarının varoluşsal sorunlar yaşamaları, varlıklarının bozulması, yozlaşması ve genetikte uzmanlaşıp bu duruma sürekli çözümler bulmaya çalışmalarının nedeni de bu. Ve 5KH'ye, yani fiziksizliğe doğru ilerlemeyi reddetikçe asla bu sorunun tam bir çözümünü bulamayacak olmalarının, hatta yok olacak olmalarının nedeni de bu. Çünkü BH nasıl madde ile ruh arasında ruh eğilimliyse, KH de madde ile ruh arasında madde eğilimlidir.


20 Ekim 1994

S: Kime tapıyorlar? Tanrılarını nasıl isimlendiriyorlar?
C: Fiziksel evren.

S: Fiziksel evren onların tanrısı mı?
C: Evet.



Yani bir bakıma KH varlıkları "maddeye tapıyor". Bu aşina bir ifade gibi geliyor mu? ;)