Bilim: "Avrupa Alpleri Son 20-30 Yıldır Giderek Soğuyor!" (22 Kasım)

Başlatan bozadi, 23 Kasım 2013, 13:47:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

22.11.2013

Buz Devri Geliyor: Avusturyalı meteorologların sesi bastırılıyor! Alplere dair veriler son 20-30 yıldır devam eden ciddi bir soğumayı gösteriyor!


Küresel ısınma panikçilerinin seslerinin son zamanlarda neden iyice cırtlaklaştığını merak ediyor olabilirsiniz. Bunun nedeni iklimin aşırı ısınıyor olması değil, aksine soğumaya başlıyor olması. Yalanları herkesin açıkça görebileceği şekilde patlamak üzere.

 [/b]

Avusturya meteoroloji verileri Avrupa Alplerinin son 20 yıl boyunca ve bazen çok şiddetli bir şekilde olmak üzere giderek soğumakta olduğunu gösteriyor.



Avusturya ZAMG meteoroloji enstitüsünün verileri, daha önce küresel ısınma bilimcilerinin yüksek sesli iddiaları, tahminleri ve model senaryolarıyla çelişecek biçimde, Alplerin son 20 yıldan daha uzun bir süredir soğumakta olduğunu, hatta bazı yerlerde bu soğumanın çok şiddetli olduğunu kesin bir şekilde ortaya koyuyor.

Alman meteorolog Dominik Jung Almanca Huffington Post gazetesine Avrupa Alpleriyle ilgili verilere dayalı değerlendirmelerini sunuyor:

Alıntı YapIlıman kışlardan kesinlikle çok uzaktayız artık. Tam zıt yönde bir eğilim var! Birkaç yıl önce iklimciler Alplerdeki kış sporu lokasyonlarına kış sporları tesislerine yönelik yatırımlarını azaltma tavsiyesinde bulundu çünkü sıcaklık ortalamasının sürekli arttığını ve bu yatırımların değerini yitireceğini iddia ediyorlardı. Şimdi ise kendimize soruyoruz, bu insanlar hangi artan sıcaklıklardan bahsediyorlar?

Soğuma bazı yerlerde çok şiddetli gerçekleşiyor

Avusturya devlet meteoroloji kurumu Zentralanstalt für Meteorologie und Geodynamik (ZAMG) tarafından son 20 veya daha fazla yılı kapsayan hava verilerine dayalı olarak gerçekleştirilen bir uzman incelemesine göre:

Alıntı YapSon 20 yıl boyunca kışlar gerçekten daha soğuk hale geldi ve bu soğuma bazı yerlerde çok şiddetli oldu. Kitzbühel'deki son iki kış, son 20 yılın en soğuk kışlarıydı.

Jung ayrıca Alplerdeki yüksek rakımlı dört diğer istasyonun verilerinin değerlendirmelerini de sunuyor: Almanya'da Zugspitze, Avusturya'da Schmittenhöhe, Avusturya'da Sonnblick ve İsviçre'de Säntis. Sonuç:

Alıntı YapHepsi aynı şaşırtıcı sonucu verdi: Son 20 yılı aşkın bir süredir Alplerdeki kışlar ciddi oranda daha soğuk hale geldi.

Jung iklimbilcimlerin her zaman ısrar ettiği gibi 20-30 yıl arası ekstra uzun veri kümelerinin değerlendirildiğini yazıyor.

Jung daha sonra Avusturya meteoroloji uzmanlarını ziyaret ederek bu sonuçlar hakkında ne düşündüklerini sorduğunu anlatıyor. Jung'a göre reaksiyon ya şokun neden olduğu bir ölüm sessizliği, ya da sonuçları küçümsemeye yönelik çabalardı. Eğer veriler soğumaya değil de ısınmaya işaret ediyor olsaydı, o zaman elbette duyacağı tepkiler sessizliğin ve küçümsemenin tersi olacaktı. Kavurucu katil iklime dair histerik çığlıklar duyuyor olacaktık!

Aşağılanan bilim

Jung'a göre meteorologların ve iklimbilimcilerin bu sonuçları duymak istememesinin nedeni bunun onların dünya görüşlerine uymaması. Ne de olsa yalnızca birkaç yıl önce karsız kışların geldiği ve kar kayağının yalnızca aşırı yüksek rakımlarda mümkün olacağı tahminleri konusunda kendilerinden çok emindiler. Bilim bundan daha fazla aşağılanamazdı.

Huffington Post'taki makalesinin sonunda Jung şunları söylüyor: "iklimsel ısınma bir din haline geldi. Bu dinin mensupları yeni bulgulara tolerans göstermiyorlar"; somut gözlem ve ölçümlere dayalı bulgulara bile.

Meteorolog Jung, sorumlu otoritelerin bu bulguları görmezden gelmesinin neredeyse bir skandal niteliğinde olduğunu söylüyor.


Kaynak: sott.net

bozadi

Kasyopyalılar küresel ısınma ve soğumaların dünyanın kendi doğal döngüsüne dayalı olarak gerçekleştiğini, insanlığın faaliyetlerine dayalı olmadığını ve bir süre öncesine kadar egemen olan küresel ısınmadaki insan etkisinin (karbondiyoksit üretimi yoluyla veya başka yollarla) dikkate alınmaya değmeyecek kadar düşük olduğunu söylemişlerdi. Kasyopyalılar ayrıca gezegenimizin doğal ısınma-soğuma döngülerinin gereği olarak, yani bir dengeleme prensibi gereği gezegenimizin kendini hızla bir buz çağına sokmakta olduğunu ve bunun sanılandan çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşeceğini 16 yıl önce (bkz. 22 Şubat 1997 celsesi) dile getirmişlerdi.

Gerçekten de küresel ısınmanın bazı etkileri hala devam ederken ve hatta dünyanın bazı yerlerinde bu durum kuraklık sorunlarına neden olurken, bir yandan da gezegende hızla bir soğumanın meydana geldiğine şahit oluyoruz. Örneğin kuzey kutbu erirken güney kutbunda deniz buzu miktarında yıllardır bir artış meydana geldiği ortaya çıkmıştı.

Yine bir süre öncesine kadar şiddetli bir buzul erimesinin hakim olduğu kuzey kutbundaki erimenin genel hatlarıyla duraksaması ve inanılmaz bir biçimde 1 yıl içinde %60 buz artışı meydana geldiğini öğrenmiştik.

Yine özellikle Avrupa bölgesinde kışların giderek daha şiddetli geçmesi ve kış ayları dışında kar yağışı ve şiddetli soğukların görülmesine dair pek çok haber alıntıladık.

Bu yılın Ocak ayında Samandıra'da kaydedilen -9.8 derece ile İstanbul'da en soğuk gün rekoru kırıldı.

Afrika'da ve dünyanın başka yerlerde daha önce kar görmemiş yerlere kar yağdı.

Rusya'da, Ukrayna'da ve başka yerlerde aşırı soğuktan dolayı yüzlerce insan hayatını kaybetti.

Yine bu yıl şubat ayında -71.2 santigrat derece ile Rusya'nın Oymyakon köyünde tüm kuzey yarım kürenin gelmiş geçmiş en soğuk günü yaşandı.

Bütün bunlar, tam da Kasyopyalıların söylediği gibi, insan faaliyetlerinden bağımsız olarak gezegenimizin bir küresel ısınma sürecinden küresel soğuma sürecine doğru geçişinin çok vurucu örnekleri.

Dünyayı yöneten güçler ise gezegenimizin hızla bir buz çağına doğru yönelmekte olduğu gerçeğini bastırmaya çalışıyorlar. Çünkü egemen faşist güçler, pek çok başka örnekte olduğu gibi (göktaşları tehdidi vs.) bu olayda da insanların kendilerini bekleyen yıkıcı / travmatik bazı süreçlerin farkına varıp mümkün olan en iyi hazırlığı yapmalarını istemiyorlar. Yani krizlere hazırlıksız yakalanmalarını, böylece bir korku yumağı içinde egemen güçlere boyun eğmelerini arzuluyorlar.

Küresel ısınma yaygaracıları da bilerek veya bilmeyerek onlara hizmet ediyor. Küresel ısınmanın yerini almakta olan çok güçlü küresel soğuma işaretleri hızla artarken bu verilere körlük taslayan bilimadamları ve IPCC gibi küresel iklim kurumları ısrala küresel ısınma yaygaraları koparıyorlar ve ısrarla bunun sorumlusunun insanlar olduğunu vurgulayarak insanları suçluluk psikolojisine sokmaya çalışıyorlar. Böylece insanların çok kısa bir süre içinde maruz kalacakları buz çağı koşullarına da hazırlıksız yakalanarak sürekli travmaya uğramalarını sağlayarak şeytana hizmetlerini sürdürüyorlar. Giderek tırmanan göktaşları olaylarıyla ilgili de korkunç bir bastırma/örtbas çabası var hem dünyada, hem de Türkiye'de.

Türkiye'de son yıllarda açıkça belli olan göktaşı olaylarına (Çanakkale orman yangını, Ordu-Perşembe, Kocaeli-Darıca, Ardahan-Posof vs.) ek olarak, onlarca esrarengiz havada patlama olaylarını F16 savaş uçağı süpersonik patlamaları zırvalıklarıyla örtbas etmeye çalışıyorlar. Google'dan tespit edebildiğim kadarıyla Türkiye'de 2000 yılı ile 2013 yılı arasında bu tür esrarengiz patlamaların sayısı 50'den fazla. Patlama derken, gökten duyulan basit bir patlamayla sınırlı değil bu olaylar. İlgili yerleşimdeki insanların ciddi şekilde paniğe kapılmasına, pek çok durumda sarsıntıların meydana gelmesine, insanların kitleler halinde sokağa dökülmesine neden olan olaylar hepsi. Bu tespit ettiğim olayları yakında haber linkleriyle birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum. Pek çok benzer olayın haberlere bile yansımadığını çok iyi biliyorum. Tespit edebildiğm 50-60 kadar farklı olay haberinin büyük çoğunluğunda olayın nedeninin ses hızını aşan veya hava boşluğuna düşen (Hava boşluğuna düşmenin süpersonik patlamalarla ne ilgisi varsa!) düşen TSK jetleri olduğu iddia ediliyor veya "tahmin" ediliyor. İnsanların aklıyla mantığıyla bu kadar alay edilebilmesine şaşırıyorum ve nefret duyuyorum. Onlarca olayda TSK jetleri bile bile "kent üzerinde" ses hızını aşıp milleti sokaklara dökmekten zevk mi alıyormuş acaba?! Eğer hakikat buysa, TSK gerçekten psikopatlıkta zıvanadan çıkmış demektir. Ama eğer asıl gerçek bu olayların çoğunluğunda veya belki hepsinde TSK jetleri değil de giderek tırmanan meteor düşmeleri veya patlamaları varsa, o zaman TSK'nın bu olaylar hakkında sessiz kalıp adının bu olaylara karıştırılmasına sessiz kalması da başlı başına bir suç teşkil ediyor bence. Yalana, dezenformasyona destek anlamına geliyor. Bilimsel araştırma gerekliliğinin ertelenmesine, cehaletin ve travmalara hazırlıksız yakalanmanın desteklenmesine hizmet ediyor!

Binden fazla insanın yaralandığı, pek çok yapı ve pencerelerin dağıldığı Rusya'daki Çelyabinsk meteorit olayını düşünün. NASA insan yaşamını ciddi şekilde etkileyebilecek kadar tehdit içeren meteorların önceden tespit edilebileceğini iddia ediyordu. Ama öyle olmadı! Çelyabinsk meteoriti öngörülemedi! Önceden tespit edilemedi! Bu olaylar hızla tırmanıyor ve karanlık güçler bu konuda da insanların zamanında farkındalığının artıp çözüm iradesi ortaya koymasını engellemeye veya hiç değilse ciddi ölçüde geciktirmeye çalışıyorlar. Çünkü insanlığın sürekli travma ve korku içinde aptallaşmasından, güdülebilir, kontrol edilebilir olmarından büyük bir çıkar sağlıyorlar.

believer planet

KASYOPYALILAR GERÇEKTEN UYARMIŞTI... EN İYİ HATIRLADIĞIM ŞEYDİ CELSELERDE...

birçok şey gerçekleşmekte.. kometler , soğuk iklimler

paylaşım için teşekkürler bozadi
herşey mümkün

bozadi

Ben teşekkür ederim believer planet. Gerçekten de Kasyopyalıların özellikle 3600 yıllık komet kümesi döngüsü ve ani bir buzul çağının yaklaşması ile ilgili tekrarlı uyarıları giderek daha fazla anlam kazanıyor. Elbette Kasyopyalıların her dediği, daha doğrusu Kasyopya celselerinde Kasyopyalılar söylemiş gibi görünen herşey doğru değil. Bizzat Kasyopyalıların bazı celselerde vurguladığı gibi, alıcı taraftaki bireylerin alınan yanıtlar üzerindeki kendi önyargılı beklentileri ve/veya celseler sırasında üst seviye KH varlıklarının müdahalesi neticesinde alınan cevaplarda bazen sapmalar meydana gelebiliyor. Ama genel doğruluk oranının gayet yüksek olduğuna inanıyorum.

Önümüzdeki günlerde Kasyopya bilgilerinin faydasını çok daha iyi anlayacağımıza inanıyorum. İnşallah bizlerin hem bu ortamda hem de somut hayat koşullarında giderek daha güçlü bir dayanışma geliştirmemize de çok yardımı olacaktır.