Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
"Gerçekler" Üzerine Işık/Sevgi/Bilgi Üretmek

Eğer karanlık var ise (Kendine Hizmet üst yoğunluğu); gerçekten çok kurnazca çalışıyor olmalı. Karanlığın (üst yoğunluk bağlantısını) kabul etmeyenlere bir sözüm yok; kabul etmeyenleri, özgür iradelere saygı çerçevesinde sadece "kabul" ediyorum. İnandığım bilgileri bir başkasının onayına sunmak amacım değil; sadece kişisel bakış açımı ortaya koymaktır. İsteyene ve arzu edene sunmaktır ayrıca.

Gözlemlerime göre, dünyamızda kötülük ve negatiflik had safhada. İyiliğe göre nisbeti çok fazla. Bu ortamda spiritüalistleri gözlemliyorum. Bunlardan bir grup var ki, bunlara "metafizik uyuşturucu" kullananlar olarak söz etmek mümkündür. Kendine hizmet dünyasının tüm negatifliklerine ve zihin manipülasyon araçlarına rağmen, herşeyi "toz-pembe" algılamaya ve buna göre de "konuşan" kişilerdir bu grubu oluşturan. Şimdi bu yazıyı yazarken içine düştüğüm açmazım şu oluyor: Negatif olana odaklanmaış oluyorum. Negatif olana odaklanmak ile itham edilebilirim. Elbette negatife odaklanmak gerekli değil, faydalı da değil. Ancak hangi zeminde durduğumuzun tesbitini yapmak başka şey "negatife odaklanmak" başka bir şey. Tesbit sağlam olursa, daha verimli ve faydalı üretim yapabiliriz diye düşünüyorum.

Pozitifliği paylaşan insan özgür iradelere saygı çerçevesinde; kendinden olmayana "kabul" geliştirme eğilimindedir. Negatifliği benimsemiş kişi ise; kendinden olmayana "kontrol" geliştirme eğilimindedir. Ra bilgilerinden benim anladığım bu. İşte benim buraya yazdığım düşüncelere katılmayanlara "kabul" geliştirme eğilimindeyim, en azından buna çabalarım.

Kişinin kimyasal bir fizik beden taşıdığını biliyoruz. Kişi bu kimyasal bedeninin yapısından dolayı, çok kolay "itki" lere mahruz kalabilir. İşte bu kimyasal negatif "itki" lerin tesbitini yaparak bir farkındalık geliştirebilir ve kimyasal duyguları dengeleyebiliriz. Bu durum, negatife odaklanmak olarak algılanmamalı. Bu durum kişinin kendi ve çevresel gerçeğinin araştırılması ve bu tesbitlerin doğru yapılarak, hizmetin yapılabilmesini sağlamak içindir. Diğer türlüsünün hayal kırıklığına yol açacağını düşünüyorum. Yani "toz-pembe" görülen gerçekler varmış gibi hareket edilerek, hizmet üretilemez: Sevgi, ışık, bilgi.

Gerçekleri araştıran (hem kendi ve hemde tüm insanlık için) kişi, sahte sevgi sözleri ile karşılaştığında şuna bakmalıdır. Kişi bir "kabul" görüyor mu veya özgür iradesine saygı gösteriliyor mu? Bu ikisinden birisi yok ise eğer; gösterilen ve dillendirilen "sevgi sözcükleri" sanaldır.

Burada korkunç bir "tuzak" sezinliyorum: Gerçeklere odaklanılmaması!!!

Gerçeklere odaklanan kişiyi bekleyen (sanal sevgi kelimelerini görünce) tehlikeler şunlardır diye düşünüyorum:

1. Kişi Bilgi' den uzak tutulur,
2. Sanal bir dünya yaratılarak; gerçek kaotik, kötülük dünyası devam eder,
3. Kişi spiritüalizmden soğutulur.

Tiversonus

#16
(devamı)

Şimdi "kişi önce kendini değiştirmeli, sonra Dünya değişir" görüşü öne sürülebilir! Baştan dedim ya; zor bir kısır döngüye sokulur insan. Önce kişi mi değişecek, sonra mı? Elbette önce kişi değişecek, bundan kimsenin kuşkusu yok. Ancak şu soruyu kendimize soralım "Kişi gerçeklerin tesbiti temelinde mi değişecek, yok sa metafizik sanal bir gerçeklik yaratarak, huzur ve güveni" mi seçecek?

Gerçekleri araştıran kişye bir başka yaklaşım ise şudur: "Sen bilgi küpüsün önce OL". Soru şu önce "OL malı mı?" Cevap basit: Elbette OL'unmalı...Ancak bu olma işi "gerçeklerin temelinde mi Ol'acak, yok sa sanal bir dünya yaratarak mı?" olacak.

Şunu söylemek istiyorum: Sanal bir dünya yaratarak, onun içerisinde "mutlu, huzurlu" olmak çok ama çok daha kolaydır. Fazla bir enerji istemez. Buraya kaçış daha da cazip bir yoldur. Caziptir çünkü, kolaydır. Diğeri ise zor olan yoldur. Gerçekleri tesbit etmek için Bilgi toplamak ve bu bilginin farkındalık oluşturmasını sağlamak ve oluşan farkındalık ile değişmek.

Eğer bu yazıma bir "duygusal itki" göster mi yorsanız gerçekten siz ya OL'muşsunuzdur ya da "metafizik uyuşturucu" almışsınızdır.

Eğer bu yazıma "duygusal bir itiki" gösteriyorsanız; - ki bu durum daha da vahim- hala OL'mamışsınızdır ve OL'muş gibi davranmaktasınız, ya da OL'ma yolcusu sunuzdur, tıpkı benim gibi.

Her ihtimalde de pozitif (Başkalarına Hizmet) yönelimli bir varlık; kendi gibi düşünmeyeni "kabul" edğilimindedir. Negatif (Kendine Hizmet) yönelimli bir varlık; kendi gibi düşünmeyeni "kontrol" ve "dışlama" eğilimindedir.

Ne dersiniz kendimizi gözlemlemeye?

Alemtac

#17
Benden baska kimse yok galiba !!! Cevap vermem de gerekiyor mu bilmiyorum ? Gerçekleri tesbit etmek için bilgi toplamak ve bu bilginin farkındalık oluşturmasını sağlamak ve oluşan farkındalık ile değişmek istiyorum :) Bu duygusal bir itki midir ? :))
 

Tiversonus

#18
Ben de:)) Aslında kısır öngüyü kırmanın yolu; "seçmek ve yürümek" , herşeye rağmen (onaylanma duygusu almadan, benzer frekanstaki kişiler ile, çelme takanlara bakmadan)...Tabi ki, bizim gibi düşünmeyenleri "kabul" ederek. Hayatta herşey / tek şey derslerdir,  öğrenmektir. Öğrenmenin zevki yeter bence. Böylece kendimizi tanıyarak, varoluşun çekirdeğine kadar giden bilgi ve öğrenme yolculuğuna devam ederiz. Bakarsınız OL'uruz da:)) Bir ödül beklemeden yürümek bu. Zevk ala ala, öğrene öğrene yürümek. Aynı zaman da acılı, sıkıntılı hayat testlerini de içeriyor. Kanımca kolay yol yok. Kolay olsaydı herkes OL'urdu ve Dünya böyle negatif yer olmaz dı.

Alemtac

#19
Yolum/yolumuz belli. Urkekligi, cekingenligi bir kenarda birakmam lazim :) Derslerin bizler icin hazirlanmis/hazirladigimiz birer oyun oldugunu bilerek, bu yolda kendimizi tanımak ve oncelikle kendimize kabul vererek, boylece severek ( kendini sevmeyi bilmeyen baskalarini nasil sever ki ) acili sandigimiz yolda eglenebiliriz, ogrendikce...Tek bir seye hasretim ve susamisligim var, bilgi ile farkindaligimi arttirmak ve degismek/donusmek.
 

Tiversonus

#20
Kabusa 3 yıl kaldı



Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist 2012 yılının eylül ayında güneş fırtınasının kopacağını iddia etti.

Bilim insanları bundan 153 yıl önce hayatı felç eden güneş fırtınasının bir benzerinin Kuzey Amerika ve Avrupa'yı etkileyeceğini iddia etti.

1859 yılının 1 Eylül'ünde güneşten gelen anormal manyetik enerji nedeniyle telgraf sistemleri tamamen çökmüştü. Ancak uzmanlar 2012'de olacağını varsaydıkları güneş patlamasının daha vahim sonuçları olacağını belirtiyor.

Benzer bir manyetik enerjinin dünyayı vurması halinde televizyon, radyo yayınlarının tamamen kesileceği, elektrik sisteminin devre dışı kalacağı, cep telefonu şebekelerinin çökeceğini ve suların kesileceğini iddia ediyor.

Güneş fırtınasının Kuzey Amerika ve Avrupa'yı vurması halinde ise hasar gören alt yapının yeniden yapımının en az 20 yılı alacağı belirtiliyor. Bilim insanları bu süreçte 100 bin kişinin de hayatını kaybedeceğini varsayıyor.


http://www.hurriyet.com.tr/dunya/11471517.asp

İSRAİL ordusunun, İran'ın nükleer tesislerine saldırı için hazır olduğu ve hükümetten onay beklediği öne sürüldü.

İngiliz The Times Gazetesi'ne konuşan İsrail savunma ve istihbarat kaynakları, "yeşil ışık" beklediklerini ve saldırının "günler, hatta saatler" için gerçekleşeceğini söylediler. İsrail, uzun süredir seslendirdiği askeri harekat tehdidinin "lafta kalmayacağını" göstermek istiyor. İran Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanı Tümgeneral Ataullah Salihi ise, tehditlerin hayata geçirilmesinin söz konusu olamayacağını söyledi. Salihi, "Ordu Günü" kutlamaları çerçevesinde Tahran'da düzenlenen törende yaptığı konuşmada, "İsrail, İran gibi bir ülkeyi tehdit edecek çapta değil" dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/11463368.asp?gid=200

Tiversonus

#21
Diplomasi kazanamazsa, savaş baskısı var

Hiç kuşkusuz, 2009'un en önemli astrolojik göstergelerinden birisi de, 29 Ekim'de Satürn'ün Terazi burcuna geçişi olacak. Satürn bu burçta yücelim durumunda olduğu için dünyada adalet, diplomasi ve dış ilişkilerin, ortaklıkların öne çıkacağı görülmekte. Bu bir yandan global ekonomik sıkışmanın bir gereği olarak, dev şirketlerin ortaklaşa hareket etmeleri ve birleşme zorunluluğu gibi görülürken, diğer yandan devletler arasında denge aramak, uzlaşı kurmak, diplomasi kullanmak yönünde de önemli arayışları da simgelemekte. Ancak 29 Ekim sonrasında, özellikle Kasım ayı boyunca, Satürn'ün Pluton ile kare açı içinde kalması, sonuçları aslında 2010'da netleşecek olan büyük sürtüşmelere, ekonomik, politik baskılara işaret etmekte. Satürn/Pluton açıları savaş döngüsü yaratan açılımlar ortaya koyarlar. Bundan önce, 2001 yılında karşı karşıya gelen bu iki gezegen, 11 Eylül'de İkiz Kulelerin yıkılması ile, ABD'nin harekete geçtiği ve Afganistan ve Ortadoğu'ya sıcak müdahalelerde bulunduğu döneme denk gelmişti. Bu durumda, 2009'un ikinci yarısında dünyada ortaya çıkacak siyasi gelişmeler ülkeler arasında önemli gerginliklerin olabileceğini gösteriyor. Kuşkusuz bu durum 2010'da, Uranüs'ün de Koç burcuna ilerlemesi ile birlikte diplomasi alanını iyice kızıştıracak ve savaş ait temaları tetikleyecektir. Aynı dönemde ülkemizin de çok hassas bir dönemden geçtiğini görüyoruz.


http://astroloji.milliyet.com.tr/Astroloji/Default.aspx?aType=MayaDetay&parCATID=149&ARTICLEID=8681

Tiversonus

#22


Yazar, eğitimci ve doktor... Hindistan'da tıp eğitimi gördü. 1970'te ABD'ye göçtü. 1971'de New Jersey Hastanesi'nde stajını tamamladıktan sonra, aynı yıl endokrinolojide uzmanlaşmak üzere Boston'a taşındı. Birçok saygın tıp fakültesinde ders verdi. 1985'te New Eng-land Memorial Hospital'da (Boston Regional Medical Center) personel şefi oldu. Bu esnada transandantal meditasyonla, Ayurveda olarak bilinen ve "hayat bilgisi" anlamına gelen eski Hint şifa geleneğine ilgi duymaya başladı. Geleneksel tıbbın kendisi için büyüsünü yitirmesinin peşi sıra işinden ayrıldı ve etkili bir Ayurveda uygulayıcısı olan Maharishi Mahesh Yogi'yle birlikte Maharishi Ayur-Veda Produckts International'ı kurdu. Burada bir dizi bitkisel vitamin, çay, yağ ve koku üretti.

Bir süre sonra bu uygulamalarına eşlik eden kitaplar yazmaya başladı. Kısa zamanda sıra dışı bir kariyer yaptı. Kitapları çok satanlar listesine girdi (örneğin Ageless Body, Timeless Mind - "Yaşsız Beden, Zamansız Zihin" bir milyonun üzerinde sattı); 35 dile çevrildi. Kimileri ses ve video kasetlerine aktarıldı. Bunlardan pek çoğu televizyon kanallarında gösterildi. Dünyanın dört bir yanında seminerlere katıldı, konferanslar verdi.

1995'te Chopra Merkezi'ni kurdu. Başkanlığını yaptığı bu merkezde, beden, zihin ve ruh sağlığıyla ilgili eğitim programlan uygulanmakta.

Onun Hindistan'daki komünü, meditasyon, terapi, beden çalışmaları ve yaratıcılık programlarına katılmak için ya da sadece bir Buda Alanının içinde olmayı deneyimlemek isteyen binlerce uluslararası ziyaretçiyi çekerek, dünyanın en büyük ruhsal gelişim merkezi olmaya devam etmektedir.[/size=1]


HAYATIN ANLAMINI BULUN

* Hayatımızdaki ıssızlığın sebebi nedir sizce?

İnsan hayatındaki en büyük eksiklik anlam eksikliği... Yaşamak için anlam ve amaca ihtiyacımız var. İnsan, hayatında bir anlam saptayamayınca umutsuzluk başlıyor. İnsanlar başarının, iyi bir işin ve çok paranın peşinden koştukları gibi ruhsal arayışın da peşinden koşuyorlar. Halbuki durum tam tersi... Ruhsal dinginlik için esnek olabilmeniz, bazı şeylerin üstüne düşmeden kendiliğinden oluşmasına izin verebilmeniz gerekir. Sürekli 'düşün, düşün, düşün, yap, yap, yap'tan ziyade varlığınızı hissedebilmeniz önemli... Mükemmel olmak çok sıkıcı bir şey. Kusurlarınızın ve zayıflıklarınızın olması eksiklik değildir; tam tersine gerçek ve bütün olmaktır.


* Hayatta amaç yaratmanın en iyi yolu ne?

Hayattaki arzularım ve amacım benim üretmemi sağlıyor. Hayatın amacını bulmak için ise kendimize üç soru sormamız gerekir. 'Ben kimim?', 'Ne yapmak istiyorum?' ve 'Beni diğerlerinden ayıran vasıflarım neler?' Herkesin 'en iyi' olduğu bir becerisi vardır. İşte o yönünüzü keşfettiğiniz zaman işe koyulun ve ondan sonra serbestsiniz. Meditasyon benim gerçek kimliğimi bulmama çok yardımcı oluyor.


* 'Farkındalık' ve 'bilinçli olma' kavramlarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Farkındalık bir pratiktir; içinde bulunduğunuz anı fark ederek uygulayabileceğiniz bir pratik... Daha yüksek bilinci ise, hayatınızdaki 'deneme ve hata' tecrübelerinizle geliştirebilirsiniz. Bu tip bir gelişim için niyet etmeniz, dikkatinizi vermeniz ve harekete geçmeniz gerekir. Buna ulaşmak için önerebileceğim en iyi araç da meditasyondur.



DÜŞÜNCE YAPINIZI DEĞİŞTİRİN

* İnsanlar aslında bazı alışkanlıklarının ve davranışlarının kendilerine zarar verdiğinin farkındalar ama yine de değişemiyorlar. Ne yapmaları gerekiyor?

Zararlı davranışa karşı en iyi çare; kendinizi tanımanız ve kendinizle daha içten bir yakınlık kurabilecek zamanı yaratmanız... Kim olduğunuzu, içinizdeki gerçeğin aslında ışık, sevgi, huzur ve sınırsız olanaklar olduğunu anladığınızda kendinize zarar vermeyi bırakırsınız.


* "Hayatımda hiçbir şey kötü gitmez" diyorsunuz. Bu mümkün mü?

Bazı şeylerin beklentimi karşılamayacağını anladığımda, o konudaki düşünce şeklimi değiştiririm. Önemli olan sabit bir sonuca bağımlı olmamaktır.


* Bir insanın hayatı karmakarışıkken nasıl pozitif düşünebilir ki?

Hayatınız her ne kadar öyle görünse de, aslında hiçbir zaman karmakarışık değildir. Çünkü tüm bu karmaşanın içinde çözüm, bilgi, tecrübe, bilgelik ve olgunlaşma vardır. O 'karmakarışık' durumdan bir şeyler öğrendiğinizde bir daha kesinlikle kendinizi aynı yere koymazsınız. En önemlisi, tecrübelerinizden öğrenmeniz ve o tecrübenin neden olduğu drama bağımlı kalmadan yolunuza devam edebilmenizdir. Bazen insanlar drama olan bağımlılıkları yüzünden hayatlarında karmaşa yaratıyorlar.


* Amerika'ya cebinizde sekiz dolar ile gelmişsiniz. O günden beri çok şey başardınız. Şimdi zenginliği ve başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Zenginlik bolluktur. O da Latin kökenli kelime 'flow'dan (akış) gelir. Hayatın akışına kendinizi verdiniz mi, arzuladığınız tüm enerjiler sizi bulur. O zaman da başarıyı mıknatıs gibi çekersiniz. Başarıyı, içimizdeki ilahi gücü beslediğimizde oluşturabiliriz. Gerçek başarı hayatımızdaki mucizeleri tecrübe etmemizdir. Milyonlarınız varsa ve hâlâ para düşünüyorsanız o zaman zengin değilsinizdir.


* Peki ya mutluluk?

Mutluluk içinizde zaten var olan ama hayatımızdaki bir yığın detayla üzeri kapanan bir bilinç halidir. Aynen güneşin bulutların ardında gizlendiği gibi, mutluluğumuz da günlük sorunların ardında gizlenir. Ama bulutları aşmayı öğrenebiliriz. İnsanlar yaratıcılıklarını ifade edebildikleri, hayatlarında bir anlam saptayabildikleri, anlamlı ilişkiler kurup, başkalarını mutlu edebildiklerinde mutludur.


* Pek çok ünlü sizi takip ediyor. Bu kadar popüler olmanızın sebebi nedir?

Hayatımın amacına kendimi adamış olmam, güne verdiğim heves, neşe, kendime inanmam ve tabiatın kanunlarına güvenmem beni cazip yapıyor.




TV Roportajı

Dünyayı Yönetenler'de İpek Cem'in program konuğu alternatif tıbbın öncülerinden Dr. Deepak Chopra. Chopra bu söyleşide, Gazze'den Hindistan'a dünyadaki sıcak gelişmeleri manevi bir bakış açısıyla değerlendiriyor.
İpek Cem: Bugünkü konuğum, Doktor Deepak Chopra. Dünyayı Yönetenler'e hoş geldiniz.

 

Deepak Chopra: Çok teşekkür ederim.

 

İpek Cem: Siz, alternatif tıbbın önde gelen isimlerindensiniz. Geçenlerde Wall Street Journal'da yayınlanan bir makalenizde alternatif tıbbın giderek kabul gördüğünü söylüyorsunuz. Bu gerçekten de böyle mi?

 

Deepak Chopra: Evet. Öncelikle, o makaleyi başta "Tamamlayıcı Tıp" başlığıyla yayınlayacaktık, ancak sonradan Wall Street Journal farklı bir başlıkla yayınladı. Tamamlayıcı tıp dediğimiz şey, çeşitli metotlar yardımıyla, insanın kendi sistemini düzenleyen ve kendiliğinden iyileştiren uygulamaların bütünüdür. Bugün tıp fakültelerinin % 75'inden fazlası ve tüm üniversite hastaneleri, bir şekilde tamamlayıcı tıbba sıcak bakıyor. Tıp fakülteleri bu alanda uzman eğitmenler arıyor. Bu nedenle bu yaklaşımlar çok daha fazla kabul görüyor diyebilirim.

 

İpek Cem: Peki alternatif ve tamamlayıcı tıp söz konusu olduğunda, aradaki denge nasıl kuruluyor? Bir yanda alışılmış, geleneksel tıbbî yaklaşımlar varken, diğer yanda farklı yaklaşımlar var.

 

Deepak Chopra: İnsanlar artık hem ilaç bazlı hem de cerrahî ve teknoloji temelli yaklaşımların akut hastalıklarda oldukça etkili olduğu konusunda hem fikirler. Örneğin zatürreyseniz, iyilşeşmek için antibiyotik almanız gerekiyor. Ancak bir de kronik hastalıklar var. Örneğin eğer kanserseniz, bir kalp hastalığınız varsa ya da otoimmün hastalıklardan birine sahipseniz, tamamlayıcı tıbbın beklenilenden etkili olabileceği de aşikâr. Hatta zaman zaman çok daha etkili olduğu gözlemleniyor. Wall Street Journal için hazırladığımız aynı makalede sunduğumuz araştırmalar, koroner bypass ameliyatlarının ya da anjiyoplastinin, hastanın yaşam süresini uzatmadığını ortaya koyuyor. Ancak araştırmalar, meditasyonla, sebze ağırlıklı diyetler yaparak, egzersiz ve yoga gibi destekleyici tedavilerle, koroner arter hastalığı geçirmiş kişilerin rahatsızlıklarının gerileyebileceğini gösteriyor.

 

İpek Cem: Peki bu tedavilerin hastaların dinî inançlarıyla bağlantısı var mı?

 

Deepak Chopra: Bunun ille de dinle bir bağlantısı olması gerekmiyor. Manevi deneyimin içinde beyin ve vücut alanındaki ilişkiyi dengeleyen ve sufilerin de kullandığı güçlü teknikler vardır örneğin. Bunlar yüzyıllar içinde gelenekselleşmiştir. Sufiler, yani Mevlana Celaleddin Rumi'ni izinden gidenler, kendi varlıklarının derinliklerine inerek, yine kendileriyle iletişime geçmeye çalışır. Bunun için ille de bir inanç sisteminizin olması şart değildir. Çünkü inanç, genellikle kendini güvende hissetmeyen kişilerin ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Varlığından emin olduğunuz bir şey varsa, "inanmak" kavramı zaten ortadan kalkar. Elektriğe inanıyor musun?" gibi bir soru, saçma olacaktır. Bilincimiz, maneviyatımız ve ruhumuz gerçekten varsa, o zaman daha derinlere doğru yolculuğa çıkabiliriz demektir.

 

İpek Cem: Günümüzde yeni çağ tedavilerine ve hatta pozitif düşünceye bile kuşkuyla yaklaşanlar var. Bazıları zihnin büyük bir güce sahip olduğunu söylüyor. Bu, aynı zamanda sıkça sorgulanan bir yaklaşım.

 

Deepak Chopra: Bu kuşkular, yapılan çok sayıda köklü araştırmanın bulguları doğrultusunda azalıyor. Bildiğiniz gibi son 35 yıldır, stres yönetiminin önemi üzerine yüzlerce bilimsel makale yazıldı. Aynı şekilde meditasyon, nefes alma teknikleri, yoga, sağlıklı beslenme, egzersiz ve hatta Qi Gong ve Tai-Chi gibi enerji tıbbı konuları da derinlemesine incelenmekte. Ve ortaya çıkan veriler o kadar ikna edici oldu ki, şüphe duyanlar giderek azalıyor. Tabii kuşkuyla yaklaşan da vardır, ama daha çok yaşlı kesim.

 

İpek Cem: Tanrı olgusu, bu konularla nasıl bağlantılı? Diyelim ki ibadet olarak namaz kılan Müslüman bir hastanız var. Ya da farklı bir dine inanan bir hastanız var. Kendi dinlerinin uygulamaları kişiler için daha mı güven verici?

 

Deepak Chopra: Bir insan eğer dindarsa ve kişinin dinî ibadeti kendiyle barışık olmasına yardımcı oluyorsa, kesinlikle tavsiye edebilirim. Ancak eğer bir dine mensup olmak, insanda öfke, bölücülük ve çatışma yaratıyorsa, o zaman din doğru bir şekilde yapılmıyor demektir.

 

İpek Cem: Biraz da sizin sıkça sözünü ettiğiniz manevi farkındalıktan söz edelim. Siz, insanlığın evriminin insanın manevi farkındalığını artırmasıyla olacağını savunuyorsunuz. Bu savınızın hayata geçtiğini nasıl anlarız?

 

Deepak Chopra: Bunu daha az strese, yaşamdan daha çok keyif alarak, yaşamdaki hedeflerinizin farkına vararak, sezgilerinize ve hayal gücünüze daha çok kulak vererek, yaratıcılığınızı arttırdığınız ve bilinçli tercihler yaptığınız noktada algılamanız mümkündür. Bu aynı zamanda, kendi varlığınızın daha derin bir parçası olan bilgeliğinizle güçlü bir bağ kurduğunuzun da göstergesidir diyebiliriz.

 

İpek Cem: Siz kitaplarınızda insanların "savaş veya kaç" mantığıyla öncesinden koşullandığını söylüyorsunuz. Örneğin binlerce yıl önce yaşayan insan, doğaya karşı güçlü durmak ve onu kuşatan her şeyle savaşmak zorundaydı. Bugün belki aynı tehlikeleri yaşamıyoruz, ama yine de deyim yerindeyse "savaşlar çağındayız". Sizce neden bu durumdayız?

 

Deepak Chopra: Yapılan araştırmalarda, insan davranışlarının sinir sistemi tarafından yönetildiği ve beynin üç farklı bölümden oluştuğu ortaya çıkmıştır: İlki, bundan 300 milyon yıl önceki insanda mevcut olan sürüngen beyin. Sürüngen beyin, insanın bir tehlike ya da bir tehdit anında kaçmaya ya da savaşmaya karar vermesini sağlar. Bir de limbik beyin dediğimiz, duygusal beynimiz var. Eğer bir çocuk, koşulsuz bir sevgiyle büyütülmezse, çocuğun limbik beyni, duygularını sürekli kontrol etmeye başlar. Kendini sürekli tehdit altında hisseder, kurbanı oynar, çıkarcı ve inatçı davranışlar sergilemeye başlar. Bu beyin 100 milyon yıldır devrede. Son olarak art beyin vardır. Bu ise, 4 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Günümüzde pek çok insan, sürüngen ve limbik beyinlerinin etkisi altındadır. Çünkü art beyin çok yeni ve beynin büyük çoğunluğunu kaplayan, sürekli evrim geçiren bir bölgedir. Kendimizle ilgili bu özelliklerin farkına varırsak, bu ortak özelliklerimizi besleyebilmemiz de mümkün olacaktır. Bir de yaşamda eko-sistem var. Biz insanlar, bu eko-sistemi ve diğer canlı türlerini sürekli tehlike altına sokuyoruz. Diğer deyişle kendimizi tehlikeye atıyoruz, çünkü hâlâ Darwin'den kalma "güçlü olanın hayatta kalması" teorisini davranışlarımıza yansıtıyoruz. Ancak ben, evrimin bir sonraki ayağına, güçlü olanların değil, bilge olanların geçebileceğini söylüyorum. Bilgelik, hayatta kalmak için belirleyici olacak, çünkü bilgeliğimiz, aynı zamanda bizim doğayla, diğer türlerle aramızdaki ilişkiyi belirleyen ve bu eko-sistemin bir parçası olduğumuzu unutturmayan bir unsurdur.

 

İpek Cem: Günümüzde meydana gelen bölgesel çatışmalar ve savaşlar,örneğin Orta Doğu'daki durum meydanda. Sözünü ettiğiniz bilgeliğe dayalı düşünce sistemi insanlara aşılanabilir mi?

 

Deepak Chopra: Dünyayı değiştirmenin tek yolunun, insanların tek tek kendilerini değiştirmesiyle mümkün olabileceği bilincini arttırmak gerekiyor. Bana göre sosyal eylemcilik de başarısız bir yöntem olabiliyor. Örneğin barış eylemcileri. Bu kişiler sürekli olarak ya savunmadalar, ya da bir şeye karşılar. Sonuç olarak bunun sadece ikili düşünce sistemine hizmet ettiği ortaya çıkmıştır. Örneğin barış göstericileri bazen insanları kızdırır. Sonra da kızgın davranışlar sergileyerek, kendileriyle çelişirler. Mahatma Gandhi, "Dünyayı değiştirmenin tek yolu, önce kendinizi değiştirmekten geçer." der. Yani dünyaya barış getirmek istiyorsanız, işe önce kendinizden başlamalısınız. Artık bilinç düzeyinin yeni bir araştırma alanı olduğunu görüyoruz. Bunu en iyi reklamcılar bilir. Eğer herkese ulaşmasını istedikleri bir ürün varsa, bu bir ayakkabı ya da bir sigara markası olabilir, bunu olabildiğince çok insana ulaştırırlar. Reklam ne kadar çok insana ulaşırsa, o kadar inandırıcı hale gelir. Hangi ideolojiyle ya da fikirle olursa olsun, ortak bir barış bilinci geliştirebilirsek, herkes için ortak doğruyu bulmuş oluruz. Bu, aynı zamanda kurmuş olduğumuz yeni bir insanlık vakfının da amacı.

 

İpek Cem: Geçenlerde Mumbai'deki bombalamaların ardından Larry King Live programının konuğu oldunuz. Amerika'nın bölgedeki politikalarına yönelik bir takım siyasi yorumlar da yaptınız. Hindistan'da doğan ve orayla duygusal bağı süren biri olarak, Mumbai'da yaşanan bu felaketle ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

Deepak Chopra: Bu konuda bir kısa vadeli, bir de uzun vadeli strateji söz konusu. Herhangi bir terör eylemi için konuşuyorum. Kısa vadeli olarak düşünelim: Diyelim ki teröristlerin kim olduğunu biliyoruz. Diyelim ki yerlerini de biliyoruz. Eğer onları güvenlik güçlerinin yardımıyla, diğer insanlara zarar vermeden engelleyebiliyorsak, bu kısa vadede yararlı bir yaklaşımdır. Ancak bu bir çözüm değildir. Gazze'de yaşananları hepimiz gördük. Bu saldırıların sorumlularına olan güven de zedeleniyor. Ben, terör konusunda askerî çözümlerin işe yarayacağına inanmıyorum. Öncelikle terörün doğduğu noktadaki ideolojiyi ve buna neyin yol açtığını iyice kavramak gerek. Bunun için de, tarihî, kültürel ve ekonomik boyutları anlamanız gerekmektedir. Tabii bunun dışında bir de uluslararası siyaseti bilmelisiniz. Bu karmaşık bir sorun. Bugün dünyada tanık olduğumuz pek çok durumda, kasten olsun-olmasın, bir şekilde ülkeler arası terör ortaklığı yapılıyor. Bu ülkelerden biri de, teröre karşı savaş başlattığını söyleyen ve silah üretimine tam gaz devam eden Amerika Birleşik Devletleri. Petrolden elde edilen gelir, zengin Arap ülkelerine akıyor. Ve ne yazık ki bu paradan, pek çok terör örgütü de faydalanıyor. Ancak ısrarla bunu görmezden geliyoruz, çünkü petrol bazı Arap ülkelerine bağımlı kılıyor ve özellikle Suudi Arabistan Amerika'nın önemli bir müttefiki. Eğer Amerika bugünkü sorunları aşmaya çalışacaksa, ki umarım olur, o zaman Başkanlığı sırasında Obama'nın İsrail konusunda oldukça katı kurallar koyması ve bu toplu kıyıma izin vermemesi gerekecektir. Aynı zamanda Gazze'ye yardım etmeleri için Arap müttefiklerine baskı uygulamalı. Petrolden sağlanan gelirin sadece %1'i bile yoksul Filistinliler'in mevcut durumunu iyileştirebilir. Filistinliler'in %70'i günde iki dolardan az parayla geçiniyor. İnsan gibi yaşayamıyorlar. Bu nedenle el ele verip, onların sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor.

 

İpek Cem: Bu bir felaket. Farz edelim ki, ben bugün anne ve babası Gazze'de öldürülen ufak bir çocuğum. İçimdeki o intikam ve adaletsizlik duygusuyla nasıl başa çıkabilirim?

 

Deepak Chopra: Bunu başarmak neredeyse imkânsız diyebilirim. Bugün Gazze'de ya da bir başka yerde yaşanan savaş, önümüzdeki birkaç nesil boyunca yeni düşmanlar edineceğiniz anlamına gelir. Tabii eğer, savaş sonrası 50 yıl boyunca yaraları saracak herhangi bir askerî ya da ekonomik planınız yoksa. Bunu öngöremeyen insanlar, misilleme ve intikam hırsını içlerinden söküp atamazlar. Binlerce yıl geçti, hâlâ savaşın bir işe yaramadığını anlayamadık. İşe yarasaydı, bugün ortada sorunumuz kalmazdı. Askerî çözüm, kalıcı çözüm değildir.

 

İpek Cem: Siz Yeni Delhi'de doğdunuz. Sizden önce babanız da doktordu. Mesleğinizde ilerlemek için Amerika'ya gittiniz. Ancak sonrasında bir şeyler sizi doğu felsefesine doğru itti. Belki yalnızca doktorluk yaparak da bu denli başarılı olabilirdiniz. Neden farklı bir yola döndünüz?

 

Deepak Chopra: Aslında dönmüş sayılmam. Ben o yolu daha da uzatıp geliştirdiğimi düşünüyorum. Bir hekim olarak gördüm ki, aynı hastalığa sahip iki hasta, aynı doktor tarafından, aynı tedaviyi görse de çok farklı sonuçlar elde edebiliyor. Bir hasta iyileşiyor, ancak diğeri hastalığa yeniliyor. Bu hastaların zihninde neler oluyor? Benim uzmanlığım zaten beyin kimyası alanındaydı. Bilincimiz, ruhumuz ve bedensel biyolojimiz arasındaki ilişkiyi görebildim. Bunların hepsi, birbirine bağlı. Bunun üzerine, bilim, sinir ve beyin kimyası alanlarında bildiğim her şeyi bir araya getirmeye karar verdim. Eski geleneklerin bana öğrettiği bir şey vardır: Onlar bize, her olguya bütünsel olarak yaklaşmamız gerektiğini öğütler. Yemek yeme, nefes alma, sindirim, metabolizma, eleme, beş duyumuzla dünyayı algılama şeklimiz, düşüncelerimiz, hislerimiz, duygularımız, arzularımız, hafızamız, kişisel ilişkilerimiz, sosyal etkileşimlerimiz ve bizi kuşatan çevre, en az vücudun kendi kendini iyileştirmesi kadar önemli faktörlerdir.

 

İpek Cem: Siz aynı zamanda kitapları çok satan bir yazarsınız. 50'den fazla kitabınız var ve 20 milyonluk satış rakamını geçmiş durumdasınız. Son dönemde Buda'nın ve Hz. İsa'nın hayatına dair iki kitabınız var. Sırada aynı şekilde Musa ve Muhammed peygamberler de var mı?

 

Deepak Chopra: Bunu ilk kez burada açıklamış olacağım. Evet, Hz.Muhammed'le ilgili bir kitap için sözleşme imzaladım.

 

İpek Cem: Peki Hz. Muhammed'i araştırıken ilginizi en çok çeken ne oldu?

 

Deepak Chopra: Her şeyden önce ben, tarihi boyutu göz önüne sermeyi seviyorum. Hz.Muhammed'in geldiği kültürü ve yaşadığı deneyimi de. Çünkü bildiğiniz gibi kendisi okuma yazma bilmiyordu, ancak yine de Cebrail meleğinin getirdiği Kuran'ı ezberden okuyabiliyordu. Günümüz perspektifinden bakıldığında, bu nasıl açıklanabilir? Kendisinin, bizim Tanrı dediğimiz evrenin yaratıcısıyla iletişime geçtiği açık. Bu çoğu insan için bir sır, ancak onun gibi biri için değil. Kısacası kitabım, bahsettiğiniz diğer iki kitaba tarz olarak çok benzeyecek ve Hz.Muhammed'in aydınlamasını konu alacak.

 

İpek Cem: Yayın tarihi belli mi peki?

 

Deepak Chopra: Bu kitap, 2010'un Ekim ayında çıkacak. Şu an hâlâ yazıyorum.

 

İpek Cem: Türkiye, pek çok manevî geleneğe ev sahipliği eden, ayrıca Osmanlı döneminde "halifelik" kurumunu barındırmış bir ülke. Farklı kültürler, aynı toprakta, bir arada yaşamış. Siz Türkiye'yi nasıl tanıyorsunuz? Ülkemizi önceden ziyaret etme fırsatınız oldu mu?

 

Deepak Chopra: Türkiye'ye üç kez geldim. Bu üçüncü gelişim. Türkiye'yle aramdaki özel ilişkiyi, Anadolu'daki muhteşem maneviyat geleneğine ve özellikle de Mevlana Celaleddin Rumi'yle aramda kurduğum duygusal ve ruhsal bağa borçluyum. Türkiye'yle aramdaki ilişki de buradan geliyor diyebilirim. İslâm'ın özellikle Sufi geleneğini yakından inceledi.

 

İpek Cem: Dünyanın farklı kültür ve dinlerinden insanlar kitaplarınızı okuyor. Bu farklı kültürlere örneğin Türkiye'deki izleyicilerimize ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?

 

Deepak Chopra: Sanırım vermem gereken en önemli mesaj, insan ruhunun evrenselliğin bilincine varması gerektiğidir. Artık kendimizi daha fazla dar tanımlara sıkıştırmayalım. Kendimizi etnik, ırkçı ya da dinî terminolojilerle ifade etmeye çalışmayalım. Hepimizin kişisel, etnik ve dinî kimliği var, ancak bunların ötesinde bir kimliğimiz daha olmalı: Evrensel kimliğimiz. Büyük din rehberlerimiz de evrensel kimliklerini ön plana çıkarmış kişilerdi. Biz de bu kimliğimize ulaşmayı başarabilirsek, eminim kendimizi ve ruhlarımızı iyileştirmiş oluruz.

 

İpek Cem: Darwin'in evrim teorisiyle, insan bilincinin evrimini kıyasladınız. Bugün dünyada insanoğlunun bilgeliğinin arttığına kanıt görüyor musunuz?

 

Deepak Chopra: Günümüzde kendimizi anlama konusunda bir anlayış var. Daha evrensel ve bütünsel bir anlayışa doğru gidiyoruuz. Çünkü artık geleneksel, materyalist yaklaşımların küresel ısınmaya, ekolojik dengenin bozulmasına, türlerin katledilmesine, savaşlara, teröre ve ekonomik çözülmeye yol açtığını biliyoruz. Sadece haberleri izlediğimizde bile, tek bir ekonomiye ve tek bir eko-sisteme sahip olduğumuzu anlamamız mümkün. Evrende tek bir insanlığın olduğunu da artık fark edelim.

 

İpek Cem: Oğlunuz Gotham Chopra'yla yaptığınız bir röportajda, Hindistan'a olan bakış açınızı anlatmışsınız. Bir yanda refah içindeki zenginlerin, diğer yandaysa aşırı yoksul kesimin varlığından bahsetmişsiniz. Bu iki kesim arasındaki uçurumun sebepleri konusundaysa, bazı toplumsal değerlere gönderme yapmışsınız.

 

Deepak Chopra: Bence değerlerimizle yaşam biçimimiz arasında bir bağ kurmuyoruz. Kendimize değerlerimizin ne olduğunu sormuyoruz. Hindistan'ın durumu çok ilginç. Bir yanda küresel düzeyde ön plana çıkan bir ekonomi söz konusu. Ancak diğer yandan, bazı manevî geleneklerini de kaybediyor. Hindistan'da büyük bir ahlakî ve bürokratik çöküntü de mevcut. Bu çok alarm verici. Bizim gibi gıda ihracatı yapan bir ülkedeki çocukların %30'u aç. Aşırı yoksulluk hâlâ Hindistan'da kol geziyor. İnsanlar kişisel farkındalıklarını ve çevrelerini iyileştirmek adına sorumluluklarını arttırdıkça, Hindistan da boyunu aşan bu sorunları en kısa zamanda çözecektir. Ancak şu an, sorun büyük.

 

İpek Cem: Hepimizin aklında, giderek hız kazanan ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen küresel ekonomik kriz var. Kimse yolun sonunda bir ışık göremiyor. Sizce bunun da değer sistemimizle ya da kapitalizmle bir bağlantısı var mı?

 

Deepak Chopra: Bu kesinlikle değer yargılarımızın zarar görmesiyle ilgili. Eğer insanî değerlere yeterli önem verilmezse, ne kapitalizm, ne komünizm, ne de sosyalizm tutunabilir. Akraba kayırıcılığına, güç tüccarlığına, nüfuzumuzu satmaya, aç gözlülüğe ve bürokrasiye yenilirsek, her sistemi çökertiriz. Bu, kendi kendini düzelten bir mekanizmadır. Ekonominin durumu ne olursa olsun, insanın potansiyeli hiçbir zaman tükenmez. Sınırsızdır ve sınırsız olan bir şeyi hiçe sayamazsınız. "Dünya" dediğimiz şeyin aslında ortak bilincimizin bir yansıması olduğunu er ya da geç fark edeceğiz. Sorunların da tek çözümü, yine ortak bilincimizde yatıyor.

 

İpek Cem: Sizinle ilgili araştırma yaptığımda pek çok özelliğiniz olduğunu gördüm. Ancak benim aklıma dört tanesi geliyor: doktor, yazar, konuşmacı ve son olarak da...

 

Deepak Chopra: Filozof.

 

İpek Cem: Evet filozof. Hepsi çok kapsamlı tanımlar. Merak ediyorum, kendinizi ve dünyadaki rolünüzü siz nasıl tanımlıyorsunuz? Bu rol değişime uğradı mı?

 

Deepak Chopra: Hayır. Giderek kâr amacı gütmeyen faaliyetlerim ön plana çıkıyor. Artık "yeni bir insanlık" adıyla kurduğum vakıfa çok vakit ayırıyorum örneğin. İnsanları, küresel bir toplumun ve barış bilincinin etrafında toplayarak, yoksulluğa, sosyal eşitsizliğe ve bozulan ekolojik sisteme çözümler üretmeye çalışıyorum.

 

İpek Cem: Bu samimi röportaj için çok teşekkür ediyorum.

 

Deepak Chopra: Benim için bir zevkti.


Pınar

#23
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Kabusa 3 yıl kaldı


Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist 2012 yılının eylül ayında güneş fırtınasının kopacağını iddia etti.

Bilim insanları bundan 153 yıl önce hayatı felç eden güneş fırtınasının bir benzerinin Kuzey Amerika ve Avrupa'yı etkileyeceğini iddia etti.

1859 yılının 1 Eylül'ünde güneşten gelen anormal manyetik enerji nedeniyle telgraf sistemleri tamamen çökmüştü. Ancak uzmanlar 2012'de olacağını varsaydıkları güneş patlamasının daha vahim sonuçları olacağını belirtiyor.

Benzer bir manyetik enerjinin dünyayı vurması halinde televizyon, radyo yayınlarının tamamen kesileceği, elektrik sisteminin devre dışı kalacağı, cep telefonu şebekelerinin çökeceğini ve suların kesileceğini iddia ediyor.

Güneş fırtınasının Kuzey Amerika ve Avrupa'yı vurması halinde ise hasar gören alt yapının yeniden yapımının en az 20 yılı alacağı belirtiliyor. Bilim insanları bu süreçte 100 bin kişinin de hayatını kaybedeceğini varsayıyor.


Bilim şu varsayımlar üzerine kurulur:

1. Dünya Anlaşılabilirdir
2. Bilim Tüm Sorulara Cevap Bulamaz [8D]
3. Bilim Bir Olayı Gözlemlemektir
4. Bilim Mantık ve Hayal Gücüdür
5. Bilim Açıklar ve Tahmin Eder
6. Bilim Adamları Ispat Ederler, Peşin Hükümden Kaçarlar
7. Bilim Otoritecilik Değildir


Şimdi bu durumda, 2012 yılında felaket beklemek mantıklı bir iş midir?[:)] Ayrıca 2012 ye şurada üç yıl kalmışken, gerekli önlemler alınamaz mı? Felaket çığırtkanlığı kimlerin işine yarıyor? Bu olayın gerçekleşmesi dahilinde 20 yıl boyunca bu durumdan nemalanacak olan şirketler kimlere ait? Dünyanın her yerine parmak daldıran ülkeler, bu stratejik iletişim ağını bir anlık patlamaya teslim edebilirler mi?Bu dünya üzerinde bir tek Avrupa ve Amerika kıtaları mı var? Ayrıca Avrupa bir kıta mı?[8D]



Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#24

Kabusa 3 yıl kaldı

Alıntı YapDünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist 2012 yılının eylül ayında güneş fırtınasının kopacağını iddia etti.

Bilim insanları bundan 153 yıl önce hayatı felç eden güneş fırtınasının bir benzerinin Kuzey Amerika ve Avrupa'yı etkileyeceğini iddia etti.

1859 yılının 1 Eylül'ünde güneşten gelen anormal manyetik enerji nedeniyle telgraf sistemleri tamamen çökmüştü. Ancak uzmanlar 2012'de olacağını varsaydıkları güneş patlamasının daha vahim sonuçları olacağını belirtiyor.

Benzer bir manyetik enerjinin dünyayı vurması halinde televizyon, radyo yayınlarının tamamen kesileceği, elektrik sisteminin devre dışı kalacağı, cep telefonu şebekelerinin çökeceğini ve suların kesileceğini iddia ediyor.

Güneş fırtınasının Kuzey Amerika ve Avrupa'yı vurması halinde ise hasar gören alt yapının yeniden yapımının en az 20 yılı alacağı belirtiliyor. Bilim insanları bu süreçte 100 bin kişinin de hayatını kaybedeceğini varsayıyor.



Bilim şu varsayımlar üzerine kurulur:

1. Dünya Anlaşılabilirdir
2. Bilim Tüm Sorulara Cevap Bulamaz [8D]
3. Bilim Bir Olayı Gözlemlemektir
4. Bilim Mantık ve Hayal Gücüdür
5. Bilim Açıklar ve Tahmin Eder
6. Bilim Adamları Ispat Ederler, Peşin Hükümden Kaçarlar
7. Bilim Otoritecilik Değildir


Şimdi bu durumda, 2012 yılında felaket beklemek mantıklı bir iş midir?[:)] Ayrıca 2012 ye şurada üç yıl kalmışken, gerekli önlemler alınamaz mı? Felaket çığırtkanlığı kimlerin işine yarıyor? Bu olayın gerçekleşmesi dahilinde 20 yıl boyunca bu durumdan nemalanacak olan şirketler kimlere ait? Dünyanın her yerine parmak daldıran ülkeler, bu stratejik iletişim ağını bir anlık patlamaya teslim edebilirler mi?Bu dünya üzerinde bir tek Avrupa ve Amerika kıtaları mı var? Ayrıca Avrupa bir kıta mı?[8D]





Yorumlarım (kişisel) ve Sorularım:

1. Şimdi bu durumda, 2012 yılında felaket beklemek mantıklı bir iş midir?

"Beklemek" mantıklı değil, evet bence.
*"Beklememek" mantık lı mı? Hmm evet bekleyince hayatın tüm buna odaklı oluyor, dolayısı ile beklenti içerisinde olmadan bir şeyler yapmalı bence. Ne yapmalı?

*Bazı işaretler var, çevresel ve kozmik astroloji. Maya takvimi, bir hizalanma durumu. Daha önceki kayıtlar faydalı değil..Hmm İlginç bir durum yaşanacak, ancak ne yaşanacak söyleyemeyiz. Bence günlük hayattan kopmadan "bilgi toplama" ile girmeliyiz. Ne yaşanacaksa o yaşanacak. Hiç bir şey olmamamış gibi bu işaretlerden kopuk da yaşamak pek mantıklı gelmiyor. İşaretleri okuya okuya, bilgi toplaya toplaya, günlük hayattan da kopmadan, olası durumları da kafamızı yorarak ancak "olacak" demeden yürümeliyiz.

Yani "Nuh" gibi bir "gemi" yapalım, gerekli olacak sa iyi işe yarayabilir gerekecek mi, emin değiliz, gerekmediğinde "gemi yapmayı öğrenmiş ve bir gemimiz" olmuş olur:))))

Zaten öğrenmesek yerine ne yapacak tık ki? Bence "bilgi toplamak" ve beklemeden yaşamak veya biliçlenmek. En iyi yol gibi gözüküyor.

Ayrıca 2012 ye şurada üç yıl kalmışken, gerekli önlemler alınamaz mı?

Olayın ne olacağının tam bir anlaşması yok ken, ortak bir tesbit yok iken, alınacak önlemin de anlamı veya içeriği olmaz, kanımca. Dolayısı ile Dünya yapısı da zaten "önlem" alma özürlü:)) Yani bu soru gereksiz:)) Belki kişisel önlem den bahsedilebilinir o da bir yukarıdaki açıklamada var zaten:))

Felaket çığırtkanlığı kimlerin işine yarıyor?

Bence bu new age ile ilgilenenler arasında dahi pek fazla oranda kabul edilen bir şey değil: Felaket...Zaten dünya devamlı felaketleri yaşıyor. Yani ölçeği düşündüğümüzde hakim sistem zaten çığırtkanlık yapmıyor. Bazı ruhsal kanallar da bu hasat olarak veriliyor, onlar bile bu felaket olarak yorumlanmamlı diyorlar. Yani yaygın bir beklenti değil veya böylesi daha katlanılır geliyor insanlara.

20 yıl boyunca bu durumdan nemalanacak olan şirketler kimlere ait?

Böyle bir şirketler var sa da borsa da işlem yapmıyorlar! Sanırım şirket manüplasyonu olamaz bu durum. Kanım bu yönde.

Bu dünya üzerinde bir tek Avrupa ve Amerika kıtaları mı var? Ayrıca Avrupa bir kıta mı?

Bir Türk dünyaya bedel ise 70 milyon Türk neye bedel? Bunun cevabını bulursam yukarıdaki soruyu cevaplarım:)) 1 milyon dolarlık insan ile günde 2 dolar ile geçinen insan alım gücü bakımından, tüketebilme kapasitesi bakımından, harcayabilme kapasitesi bakımından bakılır ise; tek kişidir:)) Nerden baktığına bağlı:))

Pınar

#25
Felaket çığırtkanlığı yapılmıyor mu Tiversonus?:)) "Vay aman, gezegenler sıralanacak!", " vay anam, güneş püskürecek", " amanın küresel ısınma", " ne olacak bu dünyanın hali", "kutuplar eriyor, aboooow oradaki petrolü kim içecek?", " hasat yapılacak, ülem geçsem mi geçmesem mi karar veremiyom", " papa, uzaylıları kabul etti, dünyanın sonu mu geldi ki!!", " aboooooow! başımıza göktaşı yağacak!", " güneş son yılların en düşük ısısını yayıyor, vay efendim yazında dünyayı ısıtmak için basın doğal gazın düğmesine, yakın kaloriferleri", " cebinizdeki paraları gece yatarken çıkarıp doğu yönüne koyup, önünde mum yakın ve onun önünde eğilin seronomisi", " enerji vampiri sarmış dört bir yanımı, bana herşey neyi hatırlatıyor", " ben bir vampir miyim? Eğer öyle ise hasat edilemiceem ühühüüü!", " Tüm felaketlerin göbeği dünyada amerika ve avrupa, türkiyede de istanbul nedense!:) Koca dünyada kara parçası kalmadı sanki!", " Bilim adamları otomatik pilota mı bağlı? Senaryonun en kötüsünü düşünüp, kimseler duymadan bir takım kotarmalar yapılıyor ve dünyadaki onca insan kurban mı ediliyor", " ülen dünyada 1 milyar kişi olsak, onu yönetmek daha güzel olurdu.".

Ben tüm bu bilgi toplama işinde iyice dağıtmış durumdayım.Biri yangın var diye bağırırken diğeri sel geliyoor diye bağırıyor.Su mu dökeyim, sandala mı bineyim bilemiyorum artık.En güzeli dibine kadar yaşamak bu hayatı.Bunun için gelmiyor muyuz zaten.:)) Özümüz ölümsüz ise, bize zaten yokoluş yoksa, gelecek olan felaket bana vız gelir tırıs gider demek geliyor içimden.:)) İnadına yaşamayı seçiyorum! İnadına dibine kadar yaşayacağım!:)

Ha bir şey daha!:)) İspanyollar mayaları, aztekleri keserken ve onları kafir ilan edip tüm yazmalarını yakarken ne düşünüyorlardı.Sonra bunların tüm bilgilerini bizim önümüze sürerek biz kestik anlamadık, ama adamlar bak neler biliyorlarmış, vay kafirler mi demek istiyorlar şimdi.:)))Dostum zaten talan etmişsin adamların bilgilerini, şimdi ben nasıl inanayım elindeki bilginin mayalara ait olduğuna.Ne bileyim bizzat kendin uydurmadığına!:))2012 tüm insanlar için müthiş bir hayal kırıklığı olacak oysa. Tıpkı "halley"in geçisi gibi.O da düşecekti tepemize sözde.:)))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#26
Dünya da "her şey" yapılıyor ancak bunun "etki derecesine" baktığımız da bazı yapılanları çok ama çok etkisiz olduğunu söyleyebiliriz veya genelin yürüdüğü yol daha baskındır diyebiliriz. Bir de gözlemlenen gerçekler var ki o ne yazık ki dünya nufusunun yüzde 98 i tarafından gözlemlenmiyor.

Yapılan etki derecesi kadar etkilidir diyorum. Çok etkili imiş gibi göstermek yanlış varsayımlar ile hareket etmeye yol açabilir. Dünya da hakim felsefe nedir diye bakmak gerekir diyorum:))

Tiversonus

#27
Dünyayı Sarsan 50 Gerçek

BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği bir kitapta toplamış. Seyfi Öngider'in editörlüğündeki Aykırı Yayınevi'nden piyasaya yeni sürülen bu kitap, oldukça ilginç.

"50 gerçek" olarak adlandırılan aykırılıklar, yanlışlıklar veya sorumsuzluklar, ilk bakışta birbiriyle ilintili gözükmeyebilir. Ama her biri, dünyanın çivisinin üzerine bir balyoz gibi iniyor.

"Yok oluş"a doğru hızla sürükleniyoruz. Kendi ikbalimiz için fır dönerken, bir de dünyanın nasıl döndüğüne bakalım...

İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek:

1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.
2- Dünyadaki obez nüfusun 1/3'ü, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.
4- Çin'de 44.000.000 kadın kayıp.
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.
6- 2002'de idamların %81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.
7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın %75'inin günlük geçiminden daha fazla.
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm.
10- Dünya nüfusunun 1/5'i, günlük 1 doların da altında gelirle yaşıyor.
11- Rusya'da yılda 12.000'in üzerinde kadın, aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.
12- 1 yılda 132.000.000 Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.
13- Kara mayınları nedeniyle saatte 1 insan ölüyor ve sakat kalıyor.
14- Hindistan'da 44.000.000 çocuk işçi var.
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78.000.000$, yani saniyede 148$ kazanıyor.
17- Amerikalı 7.000.000 kadın ve 1.000.000 erkek yeme bozukluğu çekiyor.
18- 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, ¼'ü sigara içiyor.
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67.000 kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.
20- Motorlu araçlar, dakikada 2 insanı öldürüyor.
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80.000 şiddet ve taciz vakası yaşandı.
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin 1/3'ü rüşvete gidiyor.
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400.000.000.000$.
25- Amerikalıların 1/3'ü, uzaylıların geldiğine inanıyor.
26- 150'den fazla ülkede işkence var.
27- Her gün dünya nüfusunun 1/7'si, yani 800.000.000 insan aç kalıyor.
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, %33.
29- Dünyanın 1/3'ü savaş halinde.
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.
31- Sigara içenlerin %82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
32- Dünya nüfusunun %70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.
33- Silahlı çatışmaların ¼'ü, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.
34- Afrika'da 30.000.000 kişi AIDS.
35- Her yıl 10 dil ölüyor.
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.
38- Dünyada en az 300.000 düşünce suçlusu var.
39- Her yıl 2.000.000 genç kız ve kadın sünnet ediliyor.
40- Silahlı çatışmalarda 300.000 çocuk asker savaşıyor.
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26.000.000 kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda 32.000.000 kişi oy kullandı.
42- ABD, pornografiye yılda 10.000.000$ harcıyor.
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.
44- Dünyada 27.000.000 köle var.
45- Amerikalılar çöpe saatte 250.000.000 plastik şişe atıyor, yani her 3 haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.
47- Her yıl 120.000 kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen 1 kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.
49- ABD'nin, BM'ye 1.000.000.000$'dan fazla borcu var.
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.
--------------

Bu ölçülmüş veya gözlemlenmiş "Dünya Gerçekleri" nin yanında "Spiritüalizm'in Öldük Bittik" yaygarasının etkisi ne olabilir ki? Bunu düşünmeni öneririm. Yoksa cesurca "seçtim" diyebilmeli insan, yani insanlar bu durumda ve varolan yoktur demiyorum "etkisi nedir?" diye kendime sormaktan da alamıyorum?

Pınar

#28
31- Sigara içenlerin %82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

ehihihi! Şimdi az gelişmiş ülkelerde, sigara  satamazsınız.Sigara koca bir pazardır.:)) Alamayacak adamları niye alıştırasınız ki, heleki kar yoksa ucunda!:)))Gelişmiş ülkelere gelince, orada kişi başına patırdayan gelir yüksek olduğundan sigaradan başka şeylere yönelim var.Onun kar oranı daha yüksek tabi.:)) Gelişmekte olan ülkeler ise, hep gelişmekte olacakları için, en iyi tüketim alanlarına sahip kocaman otlaklarına benzerler.Oralara sağlıklı ineklerinizi salabilirsiniz.:))) Gene mi uçuyorum!Biri ayak bileğimden yakalasın lütfen!:)))Ölçülen doğrudur çünkü!:)) Gidip bir sigara içeyim, ne de olsa gelişmekte olan bir ülkeyiz değil mi?:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#29
Freud da hayatının sonuna kadar puro içmiştir. Saf tütün içimi ile beyindeki alyuvar sayısı ve "demir" miktarı artmakta ve insanların "bilgi" ye ulaşmasına etken olmaktadır. Bilgi ile savaşan "gelişmişler" insanları bilgiden uzak tutabilmek için önce bu saf tütünleri bir sosa batırarak onu "sigara" yapmışlar. Böylece saf tütünün özellikleri engellenmeye çalışılmış, baktılar yine de engelleyemiyorlar silah satıcısı ve üreticisi şirketlerle bir likte sağlıklı yaşam kampanyası başlatmışlardır:)) Eski şamanlar bu tütünün kanallama (hipofiz) etkisini biliyorlardı sanırım. Tütün ürünlerindeki "ikiyüzlü" durum budur, cep tekofonlarının yumurta kaynattığı bir bilimsellikte doğru ile aldatmaya da güzel bir örnektir. "Köleler bilgiye ulaşmayın bak sigara öldürür" , eee sigarayı (tütünden işleyerek) yapan kim?