Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 17 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gregorsamsa

#45
Pleiades Öğretileri' nden :

" Birisinin kurban gibi göründüğü dramalara karışanlar normal olarak duygularından o denli kopukturlar ki hissettikleriyle düşüncelerini birleştiremezler. Kurbanlar kurbanları bulur. Zafer kazananlar zafer kazananları. Onun için lütfen, insanların umutsuz kurbanlarmış gibi göründüğü herhangi bir gazetecilik olayında ya da dünya dramasında, onları ve kendi dramalarını yaratmalarını selamlayan kendinizi onurlandırın. "


 

Tsunami

#46
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gregorsamsa

Pleiades Öğretileri' nden :

" Birisinin kurban gibi göründüğü dramalara karışanlar normal olarak duygularından o denli kopukturlar ki hissettikleriyle düşüncelerini birleştiremezler. Kurbanlar kurbanları bulur. Zafer kazananlar zafer kazananları. Onun için lütfen, insanların umutsuz kurbanlarmış gibi göründüğü herhangi bir gazetecilik olayında ya da dünya dramasında, onları ve kendi dramalarını yaratmalarını selamlayan kendinizi onurlandırın. "




Cok yerinde bir paylasim. Ancak filmim disina cikabilmek bazen hic kolay olmuyor:(

"Farkindalik" in en zor hali: aci karsisinda, aci olmamayi becerebilmek:((

 

Tiversonus

#47
:)) Şimdi babama okudum bunu: "Çok doğru söylemiş, kim söylemişse" diyor:))

İşte grup olmak, ekip olmak bu olsa gerek, yani bir faydası da hatırlatmalar.

"Bir hindi eşittir iki insan" ı seyretmiş babam, akşam tv de, diyor ki "oranın kuralı buymuş", yani bunu tv roportajında dinlemiş. Şimdi azönceki alıntı onu da rahatlattı beni de:)) Teşekürler.

Gregorsamsa

#48
Tabii ki 3D gerçekliğimizden sıyrılmadan bakmak kolay degil, bakamıyoruz da. Hele o acı gözler önüne serildiğinde, hele bir de kendimizi o acıyı yaşayanların ve yakınlarının yerine koydugumuzda.

Ama bu olayı ilk duydugumda , yani işin derin üzücü ve travmatik tarafının yanısıra, herkes gibi sıradışılığı benim de dikkatimi çekti. Böyle bir olayın nasıl olabildiği vs. Aklıma hemen 2 şey geldi, tabii hiç biri doğrudur demiyorum sadece geldi. Birincisi komplocu yanımın ürettiği zihin programlama ihtimali. kasyopya celselerinde geçen Greenbaum deneylerini, etkilerini hatırlarsınız ya da buna benzer şeyleri. Bu olayı gerçekleştirenlerde (her ne kadar eylemi gerçekleştirecek motivasyonu kendilerinde görüyor dahi olsalar da) bunun benzeri bir teknik denenmiş olabilir mi acaba diye içime kurt düştü.

2. olarak herhalde hasat zamanı yaklaştıkça, sıkışan zamanla birlikte gittikçe hızlanan toplu karma çözme olaylarından biridir diye düşündüm (yapanlar ve kurbanlar açısından, veya kurbanlar ve kurbanlar).
 

Pınar

#49
Buna benzer bir açıklama da Kasyopyada vardı. Çocukları ölen bir annenin ve onun çevresindekilerin alacağı dersler/karma.Hiçbirşey bizim buradan gördüğümüz gibi değildir.3D'den bakıldığında iç parçalayan olaylar aslında kişilerin öğrenmek için gelmiş oldukları ve uygulamaya soktukları dersler olabilir.1 dakika ara ile bir iş yapmak dahi herşeyi değiştirirken, bizler neden o anı seçeriz hiç düşündünüz mü? Oysa 1 dakikacık dursak olay bambaşka bir yöne kayacak.Kelebek etkisi dedikleri bu işte.Ama zamanı dahi farkında olmadan içsel olarak ayarlıyoruz bizler, belki de tüm öğretilerin bahsettiği farkındalık burada işe yarıyor.Dahası, karmamızı dengeleyecek kişi ile karşılaştığımızda zihinsel olarak anında anlaşmalar yapabiliyoruz, ya da yeterli bir sonuç alamayacağımızı farkettiğimizde anlaşmayı karşılıklı fesh edebiliyoruz.Bu da görünmeyen yüzü yaşamın.:))

Ama diğer yandan bu olayı dün okudum, haberleri izlemiyorum çünkü.Komplo teorileri üretmeye başladım bir anda.:)) Töre olarak konuyor adı, nasıl yani dedim.Yuh artık! Birileri Türkiyemi neye kurban ediyor.:))

Bu da belki bu da bir karmadır, ne dersiniz? "Yeteeer!" denilen o son damlaya çekilmeye çalışıyoruzdur.Çünkü, ilerleyen zamanlarda bizlere/ Türkiyeme çok iş düşeceğine inanıyorum.:))))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#50
Bulunduğumuz masadan veya oturduğumuz koltuktan ayrılalım, uzaklaşarak Türkiye'nin bile gözükmediği Dünya gezegenine bakalım ve sonra samanyolu gökadasına bakalım. Görüntü büyük bir sistemin varlığını işaret ediyor. Aslında oturduğumuz yerden baktığımızdan değişik bir bakış açısı bu.

İleri bir uygarlık geliyor Dünya denilen gezegende bulunan, kıllımsı/hayvanımsı yaratık ki o da milyonlarca yılda bu noktaya gelebilmiş bir evrimin sonucu, işte o yaratığın DNA'sine kendi DNA sini ekliyor, yani aşılama yapıyor. Dünya'nın insan bedenleri sayısı 6.77 milyara geldi. İşte bu insan bedenlerinin içerisinde hala ruhsal gelişimi çok düşük olan varlıklar var. Bunlar ortalama dünya nufusunun yarısını oluşturuyorlar. Durumun ne olduğunu bilirsek, bu bilgi ile neler bekleyebileceğimizi de daha doğrusu neler bekleyemeceğimizi -kısa sürelerde- bilebiliriz. Dünya'daki ruhsal sviyesi düşük insanların varlığını düşünürsek (beklentiler açısından) ortamın hiç bir zaman pozitif ağırlıklı olamayacağını kestirebiliriz. Burada hayal kırıklığına uğramayız.

Benim için unuttuğum olay şu: Varlıklar ruhsal deneyimleri için planlar dahilinde ailelere ve kültürlere ve bölgelere ve gelişim seviyeleri belirli yerlere yerleştiren bir mekanizmanın olması. Yani bir planın uygulanması. Planlar ruhun en masumane öğreneceği dersleri enuygun ortam ve şartlara göre ayarlıyor olmalı.

Bir çok kanal bilgisi bu gezegenden ayrılanların karmik düzeyde bir kabul içinde ayrılacaklarını söylediler. Yani bir yandan merhamet duygularımız uyanırken diğer yandan da bunun yüksek planlar dahilinde dersler ve deneyimler dahilinde olduğunun kabulü gerekiyor.

Elbette hızlı ruhsal ilerlemelerin önü açıktır diye de düşünüyorum, tam emin olmasam bile, bir çabanın yapılabileceğini düşünüyorum. Bulunduğumuz yerden, tüm olayı tam anlamıyla göremiyor ve hatta yanlış tepkilere de girebiliyorum. En azından yüksek planların ve bunların uygulanmasından sorumlu varlıkların olduğunu unutmayalım diyorum kendime. Elbette herşey ruhun kontrolü dışında olmuyordur, en azından gelişmiş ruhlar açısından bir kabul edilmiş veya kararlaştırılmış ruhsal tekamül/öğrenim/karma programı vardır diye düşünüyorum. Gelişmemiş ruhlar açısından ise olay yine bir öğrenme süreci taşıyor olmalı. Buradan olayları kestirebilmek oldukça zor olsa da; hiç bir şeyin ölçüsüz olduğunu da söyleyemeyiz bir açıdan.

Tiversonus

#51


Et yiyen bakteri öldürdü 

Eşiyle birlikte tatile çıkan İngiliz Raymond Evens (58), İtalya tatilinden sonra bir de Akdeniz turu için aşk gemisine atlayıp romantik birkaç gün geçirmek istedi.

İngiliz çift, aşk gemisinde geçirdikleri ilk 2 günün sonunda, olacaklardan habersiz, tatilin keyfini çıkarmak için yeni yeni planlar yapmaya başladılar. Ancak o gece Raymond Evens'a tuhaf bir şeyler oldu.
 
Önce, sol bacağının dizaltında müthiş bir ağrı hissetti ve yürüyemeyeceğini anladı. Hemen geminin doktoruna göründü. Doktor muayene ettikten sonra, Raymond Evens'a bir antibyotik iğne yaptı, 5 gün daha bu iğnelere devam etmesini, sorunun eklem iltihabından kaynaklandığını söyledi. Ancak Raymond Evens, sabah yatağından hiç kalkamadı. Bacağını hiç kıpırdatamadığı için tekerlekli sandalyeyle gemi revirine götürüldü.

Dizkapağının altında garip bir siyahlaşma başladığını farkeden eşi Mary iyice telaşlandı. Gemi doktoru, onlara ilk fırsatta tatili yarıda kesip hastaneye yatmasını tavsiye etti. Ancak korkunç gerçek, geminin aynı günün öğle saatlerinde, Mısır'ın İskenderiye kentinin limanına demerlemesinden sonra ortaya çıktı. İskenderiye'deki Alman Hastanesi'ne kaldırılan Raymond Evens'ın bütün bedeninde siyahlaşmalar ortaya çıkmıştı ve doktorlar teşhisi koymakta zorlanmadı.Raymond Evens'a, hala anlaşılamayan bir şekilde et yiyen bakteriler bulaşmış ve bedenini yok ediyorlardı. Tüm müdahalelere rağmen Raymond Evens hastaneye yattıktan 12 saat sonra hayata veda etti.
 
Uzmanlar, ilk belirtiler ortaya çıktıktan 48 saat sonra hastaneye yatan, hastaneye yattıktan 12 saat sonra da hayatını kaybeden Raymond Evens'a et yiyen bakterilarin muhtemelen gemide bulaştığını, çünkü bu bakterilerin bulaşmasından sadece 12 saat kadar sonra ilk belirtyilerini göstermeye başladığını belirtiyorlar. Bu nedenle gemide de sıkı bir inceleme başlatıldı.

http://haber.mynet.com/sayfali/dis-haber/Et-yiyen-bakteri-oldurdu/08Mayis2009/X1241745864812/0

Yorum: Geçenlerdeki bir kanal bilgisinde sözü edilen "mutasyona uğramış bakteri veya virüslaer" i çağrıştıran cinsten bir haber bu.

Tiversonus

#52
DNA Aktivasyonları Başladı mı?





Bebek doğar doğmaz konuştu!

Pravda.ru sitesinin yayınladığı haberde; bebeğin bilinçli şekilde kelimeler seslendirdiği ifade edildi. Site , Stepan adlı erkek bebeğin annesi Liza Bejeeva ve babası Rodion Bejeev'in çocuğun olağan üstü kabiliyetini farkedince şaşırdıklarını belirtti.

Çocuk doğar doğmaz 'baba' dedi, bir kaç dakika sonar da Stepan "anne" kelimesini söyledi. Bir gün sonra ise 17 yaşındaki anne Liza oğluna "Baba gelecek" demesi üzerine bebek "Baba? Kim?" sözlerini dile getirdi.

http://www.internetgazete.com/haber_detay.asp?haberID=295

Tiversonus

#53
9 KEHANET - Özet

1. Bilgiler birbirini izler. Rastlantılara dikkat et, bu rastlantılar bize yaptığımız her şeyin altında daha başka şeylerin, ruhsal bir şeylerin yattığını duyumsatır. Rastlantıları ciddiye aldığımız zaman birinci bilgi oluşuyor.

2. İkinci bilgi, gerçeklerin farkındalığı üzerine kurulmuştur.Neden yaşıyorsun? bunu cevapla, dünya sadece ruhsal ve mistik anlamda çalışır. Maddesel olarak olanaklarla hayatta kalabileceğimize inandığımız için bunu sağlamak için, yerimizi sağlamlaştırıp, güvenliğimizi korumaya çalışırız ve tüm dikkatimizi evrenin kontrolüne odaklarız. Oysa şimdi ruhsal uyanış ve açıklığımız sayesinde gerçeklerin farkına varmaya başladık.

3. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Fizik evreni TEK ve SAF bir ENERJİ olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir.

4. Dördüncü bilgiye göre yaşamda enerji kısıntısı ancak daha yüksek bir kaynakla bağlantı kurduğumuz zaman tedavi edilebilir. Biz ona karşı açılabilirsek EVREN bütün gereksinimlerimizi sağlayabilir.

Enerjiyi önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için, önce yediklerini beğenmelisin. Lezzet bu işin anahtarıdır. Lezzetin tadına varmalısın. Yemekten önceki duanın sebebi de budur. Farkındalığı sağlar. Sadece yiyecek bulduğumuza şükretmek için dua etmeyiz, vücudun besindeki enerjiyi iyice özümsemesi için de dua ederiz. Yemek yemeyi bir deneyim haline dönüştürmek gerekir. Yemek yemek ilk adımdır, bu yolla kişisel enerjinizi arttırdıktan sonra, diğer nesnelerdeki enerjilere karşı daha duyarlı olabiliyorsun ve bundan sonra yemek yemeden bu enerjiyi özümsemeyi öğreniyorsun.

Çevremizdeki her şey enerjidir. Ne var ki; hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu senin şeklinin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başlıyorsun, bunun için;

• Dikkatini çevreye yönelt.
• Enerji ile dolmaya başlayınca, çevrendekilerin nasıl göründüklerine bak.
• Bunu gördüğün her varlığı göz önüne getirerek yap.
• Eşsiz güzellikleri özümse.
• Bitkilerin ışımaya başladığını düşün.
• Ne kadar uzakta olursa olsun her şeyin yakınında olduğunu hisset, dokun, bağlantı kur.
• Nefes al ve enerjiyi içine çek. Bu noktada hissettiğin SEVGİ.

Bunun için kendini zorlamaya gerek yok, o kendiliğinden ortaya çıkar. Sevginin içine girmesine izin ver. Nesnelerin (sadece nesnelerin değil aynı zamanda bunu insanlar içinde yapabilirsin) güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince enerji alıyorsun, hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir ve bunu kısacık bir ANda yakalayabilirsin. Bu herkesten ileriye sıçrayabilmek ve geleceğe göz atabilme durumudur. Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da halâ çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu ileri durumdan sıyrılır ve tekrar kendi eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için gördüklerimizi, hissettiklerimizi yeniden yeniden tekrar etmeliyiz. Böylece her seferinde biraz daha sonsuz bilince doğru ilerlemeye başlarız. Ancak bunu yaparken, enerji ile dolup yaşamayı bilinçli bir şekilde yapmalıyız. Çünkü rastlantıları sağlayan işte bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.

5. Bu bilgi, insanların diğerlerini kontrol altına alıp, düşüncelerine hükmederek, enerjilerini çalmak eğilimi gösterdiklerini açıklar.

Enerjimizin kesildiğini ve ondan yoksun kaldığımızı hissettiğimiz zaman hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin sana doğru akışını sağlamak için, dramalar yaratırsın. Dramalar şöyle sıralanır; acındırma, korkutucu, sorgulayıcı ve mesafeli. Mesafeli dramada, esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanıyorsun, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söylüyorsun, ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, sana ilgi göstermesini ümit ediyorsun. Ardından birisini bu dramanın içine çekince, açık davranmıyorsun ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorluyorsun. Onlar senin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasıyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini sana yolluyorlar. Nedenli esrarengiz davranıp, nedenli ilgilerini çekersen, daha fazla enerji alırsın. Şayet kendimize dikkatle bakıp enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.

Sorgulayıcı dramadan enerji kazanan bütün insanların amacı ise, sorularıyla eşeleyip deşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirmektir. Bu dramayı hazırladıktan sonra, diğerlerinin yaşantılarını her açıdan eleştirirler. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirlerse, hazırladıkları strateji başarıya ulaşır. Diğerleri ise birden bire sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hissederler ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, sorgucunun yaptıkları ve düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu bu fiziksel saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.

Şayet biri sizi sözle yada fizik gücüyle tehdit edecek olursa, başınıza kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona zorla ilgi gösterip enerjinizi verirsiniz. Sizi korkutan kişi tarafından, saldırgan türden dramanın içine çekilirsiniz. Bu dramanın adı korkutucu dramadır.

Diğer yandan eğer birisi başına gelen bütün kötülüklerden sizi sorumlu tutar ve ona yardım etmediğiniz takdirde bu kötülüklerin başına gelmeye devam edeceğini söylerse, o zaman bu insan, acındırma draması ile enerjinizi çekiyor demektir. Burada dikkat edilmesi gereken konu dramaların karşı dramaları yarattığıdır. Örneğin mesafeli insanlar sorgucu insanları yaratıyorlar aynı şekilde sorgucu da insanları mesafeli yapıyor. Korkutucu da acındırma durumunu yaratıyor.

6. Geçmişi berraklaştırmak, bireysel yollarla çocukluğumuzda öğrendiklerimizi kontrol etmekle başlar. Dramaların farkında ol. Bunlardan bir kez kurtulduğunda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun.

Gözünü açıp gerçek kimliği bulmak gerekir.İnsanlar kendi tarihsel durumları içine doğarlar ve hayatta destekleyecek bir nesne bulurlar. Başka bir amacın peşinde koşan diğer bir insanla birlikteliği oluştururlar. Bu beraberlikten çocuklar doğar ve rastlantıların önderliğinde, bu iki durumu birleştirip daha yüksek sentezlere varırlar. Burada önemli olan, enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı meydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir. Böylece daha yüksek titreşimlerde varlık sürdürülür. İnsanlar evrimlerine böyle devam ediyorlar. Şimdiki süreçte bunun hızlandırılması gerçekleşecek. Bir kez hayatın ne olduğunu anlamak bu noktada önemli.

NOT: sık sık durup gerekli enerjini tekrar toplamayı sakın unutma. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiçbir kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı aynı oranda enerjiyi senin içine çeker. Enerjin asla tükenmez. Ancak enerjinin tükenmemesi için, hep onun işlevlerinin bilincinde olmalısın. Bu özellikle insanlarla karşılıklı etkileşim içindeyken çok önemlidir.

7. Yedinci bilgi de, nesnelerin dikkatimizi çekişinden, belirli düşüncelerin, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelişinden sözedilir. Yedinci bilgi, düşlerden söz eder, düşlerle kendi hayat öykümüzü kıyaslamamızı söyler.

Yedinci bilgi bizim gerçekleştirdiklerimizden daha çok düşüncelerimiz olduğunu söyler. Bunları fark etmemiz için iyi bir gözlemci olmamız gerekmektedir. Aklımıza bir düşünce geldiği zaman NEDEN diye sormalıyız. Şimdi neden bu düşünce özellikle aklıma takıldı? Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelince ne olur sorusu sorulabilir. Kötü bir şey olacağından korkmak, sevdiğimiz birisinin acı çekmesi ya da çok istediğimiz bir şeyi elde edememek gibi sorunlar aklımıza takılırsa ne olur? Yedinci bilgi, korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz der. Kısa süre sonra, olumsuz görüntüler hemen hemen hiç belirmezler. Seziler hep olumlu konularda olmalıdır, eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, bunları kesinlikle ciddiye almak gereklidir. Buna göre örneğin eğer aklına kamyon kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni kamyonla bir yere götürmeyi teklif ederse reddetmelisin.

8. Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor. Enerjiyi nasıl yansıtacağını ve başkalarına bağımlılıktan kaçınmak gerektiğini söylüyor. Özellikle çocuklarla kurulan ilişkilerde, onların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu durum onlarda kontrol dramaları yaratıyor. Sekizinci bilgi bize, gelişmeye başladığımız ilk andan itibaren, otomatik olarak karşı cins enerjisi almaya başladığımızı hatırlatır. Bu doğal olarak evrenin enerjisinden gelir. Ancak burada dikkatli olmamız gerekir, çünkü bir başkası gelip bu enerjiyi doğrudan bize vermeye kalkınca, biz hemen gerçek kaynakla bağımızı kesiveririz ve sonra gerileme başlar.

Bu noktada AŞK tan söz etmeliyiz. Aşk olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler, oysa iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışırlar ve çocukluk dramalarının içine düşerler. Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüşür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir. Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. Karşıt cinsten birine bağımlı olmamızın nedeni, karşıt cinsin enerjisini elde etmek istememizdir. Halbuki, içimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin hem erkek hem de dişi yönü vardır. Zamanla onun dışarı vurmasını sağlarız ama evrime ilk başladığımız sıralar çok temkinli davranırız. Bütünleşme işlevi zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril yada dişil enerjimiz için, insan kaynağı ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz. Evren ile bağlantımızı sağlamlaştırmalıyız. Bu zaman alır ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda süper-insanı yaratırız. Ama bu bizim bireysel gelişimimiz engellemez. Bu deneyime ilk başlarken, karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalısın. Onu içine almalısın. Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana ulaşır.

Gerçek enerji yansıtmasında bağımlılık ve bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Eğer konuştuğumuz, mesaj alıp verdiğimiz kişilerin dramalarına yanıt vermezsek, onların dramaları bozulur böylece bizde mesajı görebilme şansını yakalarız. Bunu yapabilmek içinde karşıdakinin oynadığı dramayı tanımlamamız gerekir. Bütün dramalar enerjiyi elegeçirmek için stratejiler uygularlar, dramayı tanımlayıp söylediğimiz anda bu oyun bozulur.

Unutmamamız gereken hayatta yolumuza çıkan herkesin bize bir mesajının olduğudur. Yoksa başka yola saparlar ya da bizden önce ya da bizden sonra o yoldan geçmeyi tercih ederler. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız her insanın bize bir mesajı vardır. Tesadüfi rastlantılar yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt verdiğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme derecemiz belirler.Yolumuza çıkan biriyle o an yaptığımız sohbet o anki sorularımıza yanıt vermeyebilir ama bu yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez.

9. Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısaca ruhumuzu arındırıp hafifleriz.

(Alıntıdır)

Tiversonus

#54
GÜCÜN KAYNAĞI

Sevgiyi araştırma sırasında, umut dolu çok sayıda bakış gökyüzüne yönelir. Diğerleri, ümitsizlik içinde, çevrelerindeki dünyayı araştırır. Bütün bu süre içinde, bazen bir veya birkaç yaşam süresince, bu gücün merkezi içimizde, derin bir uyku halinde uyur. Bu küllerimizi canlandırıp tekrar kor haline dönüştürmenin işte tam sırası. Gücün kaynağı sizin içinizdedir. Bu kaynak size yaşam ve sevgiyi sağlayan enerjiyi temsil eder.

Kendini sevmek, sahip olunması en zor sevgi şeklidir, çünkü bu sevgi tüm sevgilerin tek kaynağıdır. Bu sadece, denizle BİR olmak için ırmağa düşen su damlasıdır. Bu, alçakgönüllükle ve cesaretle büyük evrensel dans içinde hareketli enerji şekli olmak için, gücün kaynağını yeniden canlandırmanın bilinçli çabasıdır.

Sevmek, günlerin arasına ustaca sokulmuş olan geceyi ve ışıkla dans eden gölgeyi görme yeteneğine sahip olmaktır. Sevmek, bir gözyaşıyla beslenmeyi bilmektir. Sevmek, kendi derinliklerinde titreşen neşeyi tekrar hissetmektir.

Sevmek, yaşamda kendine fazla gelen yerleri boşalmaktır. Sevmek, ölümünü yaşamak ve her an tekrar doğmaktır.

Sevgi, tıpkı diğer tüm enerji şekilleri gibi sürekli devinim halindedir. Her an, yeni düşüncelerin, yeni duyguların, yeni keşiflerin doğuşuna tanık oluruz. Seven kişi sürekli gelişir ve kendini yeniler.


Ben Enerjiyim! (Chislane D. Martel) s.192

Yorumum: Bu biraz bana "bilgi /sevgi /isik" birliğini hatırlattı veya ilişkisini: "Seven kişi sürekli gelişir ve kendini yeniler."

Tiversonus

#55
Öztürk'e göre tüm namazlar sakat



Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk söyledikleriyle hem Marduk efsanesini doğruladı, hem de imamları çok kızdıracak açıklamalar yaptı. "Namaz kıldırmak için para alan insanların kıldırdığı namaz geçersiz" dedi.


Habertürk televizyonunda yayınlanan Gündem Özel programının konusu "Kıyamet Alametleri"ydi... Programın konuklarından biri de İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk'tü. Öztürk programa e-maille gelen bir soruyu yanıtlarken Marduk efsanesini de doğrulamış oldu.

KUR'AN'IN DEDİĞİYLE TIPA TIP AYNI

Soru şöyleydi; "Efsaneye göre 2012'de Marduk dünyaya çarpacak. Bu felaket yaşandıktan sonra yeni bir boyut açılacak. İyi olanlar yeni boyuta geçebilecek, kötü olanlar yeni boyuta geçemeyip dünyada kalacak. Cehennemin bu dünyada yaratılacağı savı ile Marduk efsanesinin bu öğesi arasında bir bağlantı kurmak mümkün müdür?"

Öztürk soruyu "Kuran'ın dediğiyle tıpa tıp aynı" diye cevapladı. Ancak Marduk efsanesiyle ilgili konuşmadığının da altını çizdi. "Ben o efsaneyi bilmiyorum, ben ancak kendi alanımda konuşabilirim. Ama Kuran'ın kullandığı tabir bu. Ayet aynen şudur: 'O gün yeryüzü bir başka yeryüzüne dönüştürülülecek' Yani ne olacaksa burda olacak. Bunu gözardı etmememiz lazım" dedi.

http://www.internetgazete.com/haber_detay.asp?haberID=143

Pınar

#56
Gözünü sevdiğim medyası, hangi soruya hengi cevabı vermiş Yaşar Nuri Hocam. Soru şu idi, hatırladığım kadarı ile(programı izledim), "2012 de beklenen kıyamet senaryosu sonucu iyi olanlar bir üst boyuta geçerken, kötü olanlar kaos dolu dünyada kalacaklar.Bu gerçek mi?" diye bir soru idi.Nere Marduk, nere sorulan soru.:)) Çarptır çarptırabildiğine, heey basınım benim heey!
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Gregorsamsa

#57
Evet ben de denk geldim sözkonusu programa, ne sorunun ne de yanıtın bununla ilgisi yoktu. Zaten moderatör bir alem, Yaşar Nuri bir alem, bilmemne üniversitesinden katılan astro fizik uzmanı bir alem. Ehh zaten biz de bir alem.
Kötüler dünyada kalacakmış. Pehh... Kaydım diğer taraftaysa beni üçte bırakın lütfen.
 

Tiversonus

#58
Tv programları seyretmediğim için nelerden bahsettiğinizi anlamadım doğrusu. Yani biriniz olayın ne olduğunu; tarafların neler söylediğini veya internet haberi ile uyuşmayan/ters olayın ne olduğunu iki cümle ile yazarsa memnun olurum.

Tiversonus

#59
1. "Kuran'ın dediğiyle tıpa tıp aynı"
2. "Ben o efsaneyi bilmiyorum, ben ancak kendi alanımda konuşabilirim. Ama Kuran'ın kullandığı tabir bu. Ayet aynen şudur: 'O gün yeryüzü bir başka yeryüzüne dönüştürülülecek' Yani ne olacaksa burda olacak. Bunu gözardı etmememiz lazım"
3. "Namaz kıldırmak için para alan insanların kıldırdığı namaz geçersiz"

Öztürk bu cümleleri söyledi mi doğrusu izleyenlerin yanıtlamasını isterdim, yardımcı olmalarını...