Demirel, Cindoruk, Çölaşan... Masonların Gücü Adına! (23 Nisan)

Başlatan bozadi, 30 Nisan 2013, 18:47:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

23 Nisan 2013

Süleyman Demirel'den Milli Merkez'e destek


Demirel: "Ayağa kalkışın ispatı" [/b]




23 Nisan'da Ankara'da kuruluşu ilan edilen Milli Merkez'e 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den destek geldi. Aydınlık'a konuşan Demirel, Milli Merkez için "Halkın ayağa kalkmakta olduğunun göstergesi" ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE'DE KÖTÜ ŞEYLER CEREYAN EDİYOR"

Demirel, Milli Merkez için şu değerlendirmeleri yaptı: "Türkiye'de kötü şeyler cereyan ediyor, ama iyi şeyler de oluyor. 23 Nisan'da Ankara'da bir kurultay yapıldı. Milli Merkez kuruldu. Bu son derece önemlidir. Halkın ayağa kalkmakta olduğunu gösteriyor bu."

"CİNDORUK'UN KONUŞMASI ÖNEMLİ"

Süleyman Demirel, Milli Merkez'in başkanlığını yürüten TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un konuşmasını da değerlendirdi: "Hele Hüsamettin Cindoruk gibi bu işlerden hiçbir çıkarı ve beklentisi olmayan bir şahsiyetin 'Bunlar devleti yönetmekten aciz. Memleket kötüye gidiyor' demesi de önemlidir."
Son dakika! Uzmanlar ana diliniz gibi İngilizce konuşmanın sırrını açıkladı. Nasıl mı? Tıklayın!

"UMUTSUZLUĞA KAPILMAYIN"

Demirel, "Türk milleti" üzerinden yürütülen tartışmalara da değindi ve şunları söyledi: "Eğer o kalabalıklar böyle toplanabiliyor, bunları konuşabiliyorsa umutsuzluğa kapılmayın. Bunlar Türk milletinin var olduğunu, kimsenin ortadan kaldıramayacağını, var olmaya devam edeceğini gösteriyor. Milletimiz umutlu olsun" dedi.

"ATATÜRK'TE BİRLEŞTİK"

Ankara'da 23 Nisan'da büyük bir kurultay gerçekleştiren Milli Merkez, 'Atatürk'te birleştik' sloganıyla 'bölünme anayasasına' karşı mücadele etmek amacıyla kuruluşunu ilan etti. Sağ ve soldan tanınmış birçok ismi bir araya getiren oluşumun başkanlığına Hüsamettin Cindoruk seçildi.

Milli Merkez, Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen binlerce yurttaşın katılımıyla kuruldu. "Atatürk'te birleştik" sloganıyla düzenlenen Milli Merkez Kurultayı'nda "bölünme anayasası ve sürecine karşı mücadede edileceği" belirtilirken topluma sağ-sol ayrımı yapmadan Milli Merkez'de birlik olma mesajı verildi.

Kaynak: ensonhaber.com

bozadi

14.04.2006

Masonlar, yalanlar, geride kalanlar


Metin Münir[/b]



Süleyman Demirel 1964'te mason olmadığına dair Loca'sından "yalan" bir belge almasaydı belki Adalet Partisi başkanlığına seçilmeyecek, 35 yıl Türkiye'nin kaderinde söz sahibi olmayacaktı.

Böyle bir şey gerçekten oldu mu?

Aradan kırk yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ne Demirel ne de masonlar bu olayın gerçek yüzünü açıklamadı.

Büyük inkâr
O günden bu yana ikisi de büyük bir inkârı yaşıyorlar.

Birçok canlı şahidi olan bu olayın gerçekten olmuş olduğunu ben de bir mason dostumdan dinledim.

Kısa bir süre önce aldığım mektupta da şu ayrıntılar var:

"Olay doğrudur. Süleyman Bey'e böyle bir belge verilmiştir ama yalan bir belge değildir verilen. Süleyman Bey'e istifa etmesi söylenmiş ve istifa ettikten sonra 'Süleyman Demirel derneğimiz üyesi değildir' şeklinde bir belge verilmiştir."

Demirel 1955'ten itibaren masondu. Açıklamak için değil, gizlemek için yazılan bu mektup, gerçeğe uyguladığı estetik ameliyatla yapılan işe ek bir ahlaksızlık boyutu getirdi. Nitekim bunu hazmedemeyen bir grup mason 1965'te kopup ayrı bir loca kurdu.

Masonların bu büyük aldatmacası olmasaydı Demirel cumhurbaşkanı ve yedi defa başbakan olabilecek miydi? Bu konuda spekülasyon yapmak abes.

Abes olmayan, yalanla ne kadar rahat yaşayabildiğimiz. Ve aradan 45 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ne kadar az şeyin değiştiği.

Pazar günkü Hürriyet masonların ikinci bir bölünmenin eşiğinde olduğunu yazdı. Masonların yeni Başüstadı Asım Ak'in, bir önceki Başüstat Kaya Paşakay ve birkaç üst düzey yöneticiyi yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla masonluktan attı.

Eski başüstadın taraftarları yeni başüstadı kıskançlıkla suçluyor. Anlaşılan onları daha fazla kızdıran şey Paşakay'ın ne yaptığı veya ihracı değil olayın basına sızdırılması. Bir mason Hürriyet'e "Asıl kendileri böyle bir rezalete meydan vererek masonik ilkelere aykırı davrandılar" dedi.

'Biz verirdik'
Ve ardından şu akıl almaz cümleler: "Keşke bunu yapmasalardı. Para yediyse dahi biz ne kadar gerekiyorsa cebimizden verirdik."

Yani, parayı verip olayın üzerini kapatmak dururken "yolsuzluk" açıklanıp masonluk rezil edilmemeliydi.

Kötü örnek
Masonluk büyük paraların döndüğü bir yerdir. Masonluğa girilirken, bir üst derceye çıkılırken, merasimlerde, periyodik toplantılardan sonra hep para ödenir. Ama muhasebe ve kontrol ilkeldir.

"Orası Genelkurmay gibidir" dedi bir dostum. "Başüstada ne yaptığı sorulamaz."
Türkiye'de uluslararası muhasebe şirketleri var. Bunlardan herhangi biri hem (varsa) yolsuzluğu ortaya çıkarır hem de ileride tekrarlanmaması için sistem kurar.

Masonlar yalanla yaşamaktan vazgeçsinler. Kötü örnek oluyorlar.

Kaynak: milliyet.com.tr

bozadi

Temmuz 2006

Çölaşan Nereden Koşuyor?


Emin Çölaşan'ın Masonik Bağlantı ve Faaliyetleri[/b]





..."Atatürk'ün Yahudi uşakları diye azarladığı bu milletvekillerinin listesi nedense kitapta yer almıyor. Bir tek Şükrü Kaya'nın ismi veriliyor. O tarihlerde meclis'te çok sayıda mason var. İşte bunlardan birisi; aynı kitabın 11. sayfasında Refik Şevket İnce'nin de Mason olduğu belirtiliyor. Refik Şevket İnce kimdir peki? Bunu da Emin Çölaşan'ın ağzından öğrenelim: "Saruhan (Manisa) milletvekili Refik Şevket İnce benim dedem. Annemin babası." Hürriyet, 23.04.2002"

[...]

İlhami Yangın-Kırmızı Çizgi Dergisi

Emin Çölaşan'ın ilk yazıları Akşam Gazetesi'nde çıktı. O tarihlerde Akşam gazetesinin Ankara temsilcisi İlhami Soysal'dı. İlhami Soysal bir nevi Emin Çölaşan'ı gazeteci yapan kişidir. Şimdi İlhami Soysal'ın yazdığı Dünyada ve Türkiye'de Masonluk ve Masonlar kitabına bir göz atalım:

Kitabın ilk bölümünde iki röportaj var bu iki röportajı yapan isim Emin Çölaşan. Röportaj yaptığı kişilerden birisi Erol Simavi. Çölaşan Erol Simavi'ye Mason olup olmadığını soruyor. Simavi'de Mason olduğunu belirterek Masonluk lehinde övücü açıklamalar yapıyor. Burada hemen bir parantez açıp soralım? Erol simavi gibi birisine o zamanlar basit bir muhabir olan Emin Çölaşan "siz mason musunuz?" sorusunu sorabilir mi? Türkiye de nerede görülmüş böyle bir şey?

İkinci röportaj ise yine Emin Çölaşan tarafından Prof. İhsan Doğramacı ile yapılıyor. Emin Çölaşan Doğramacı'ya mason olup olmadığını soruyor. Doğramacı da Mason olduğunu belirterek yine tarihe düşecek notlar düşüyor.

Her iki röportajda da en çok dikkat çeken masonluğun övgü ile anlatılması adeta reklamının yapılması. Bu satırlar Emin Çölaşan'ın açıkça mason olup olmadığını açıklaması açısından son derece önemlidir.

Neyse aynı kitaptan bilgiler aktarmaya devam ediyoruz:

İlhami Soysal kitabında Atatürk'ün Mason localarını kapatmasını Eski Van Milletvekili İbrahim Arvas'ın hatıralarından yararlanarak anlatıyor. İşte Arvas'ın hatıratındaki bu bölüm:

"...Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahsetmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da birçok locaları vardır. Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı: Birincisi dönmeler, ikincisi Masonlardı.

Bir gün eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt'u çağırdı, kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitap verdi; "Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Grup Başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et. Senin de bu işle büyük şeref payın olacaktır" dedi.

Grup günü Esat Bozdurt riyaset makamına bir takrir veri ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Grup dinledi. Hulasası söyle idi:

Bizim Eba ecdat atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık. Masonluk da koku dısarda Yahudi tarikatından başka birey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararıyla kapatalım.
Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti.

Meclis'teki masonları bir telaş aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz, basından sut dökülmüş kediye beziyordu. Meşhur hatip Mahmut Esat Bey'e söz yetiştirebilir mi idi? Şükrü Kaya masonluğun bir hayır(!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman grubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar.

`Hayır eserleri dediğiniz nedir, birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun in aşağı' dediler.

Mahmut Esat ise, masonluğun kökü dışarda gizli, memleket ve millet için muzır bir tarikat olduğunu ve heryerde umumi reisleri yani meşrik-i azamları Yahudi bir çok vesikalarla ispat etti.

Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmaya başladılar. Gruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş, her tarafta `kapatalım' sesleri yükseliyordu.

O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:

`Arkadaşlar, çok mühim bir isin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu isi bir defa da Devlet Reisi'ne götürelim, onun da reyini alalım, gelecek hafta buğun tekrar huzurunuza getireceğim' dedi.

Bu söz, grubun tasvibine Mazhar oldu ve gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, biz herhalde bütün locaları kapatırız, dediler. Ertesi günü Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak müjdeyi verdi:

`Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.'

Salonda bir kıyamettir koptu; alkışlar, bağırmalar ve `kahrolsun Yahudi uşakları' sesleri tavanları çınlatıyordu.

Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı.

Grup dağıldıktan sonra Doktor Mim Kemal'i öne katarak Meclis'teki masonlar toplu olarak Reisi Cumhur'a gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisi Cumhur'a hitaben:

- Efendim, biz maiyeti devletinizdeyiz, fakat siz mesrik-i azamımız olursanız, biz pervane gibi etrafınızda donup dolaşırız demiş. Reisi Cumhur;'Peki birşey soracağım, bana cevap verin de, sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve matbuunuzun ismi nedir?'

`Biz Cevova'ya tabıyız ve reisimiz Barıca Mişon cenaplarıdır' demişler.

Bunu üzerine küplere binen Mustafa Kemal Pasa, onlara hitaben:'HAYDİ DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN YAHUDİ UŞAKLARI. Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi, ben sizin gibi bir çift Yahudi'ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim Divan-ı Harbi Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karsımdan' diyerek, onları kovmuş; onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkmayan Reisi Cumhur'a verdiler ve derin bir nefes aldılar.

Reisi Cumhur Mustafa Kemal Pasa bu suretle bütün mason localarını kapattı."

Burada ince bir ayrıntı var. Atatürk'ün Yahudi uşakları diye azarladığı bu milletvekillerinin listesi nedense kitapta yer almıyor. Bir tek Şükrü Kaya'nın ismi veriliyor. O tarihlerde meclis'te çok sayıda mason var. İşte bunlardan birisi; aynı kitabın 11. sayfasında Refik Şevket İnce'nin de Mason olduğu belirtiliyor. Refik Şevket İnce kimdir peki? Bunu da Emin Çölaşan'ın ağzından öğrenelim: "Saruhan (Manisa) milletvekili Refik Şevket İnce benim dedem. Annemin babası." Hürriyet, 23.04.2002

[...]

Çölaşan'ın kardeşi AKP iktidarı ile ortak iş bitiriyor
Emin Çölaşan'ın aile çevresi çok ilginç. Bu ayrıntıları şimdilik bir kenara bırakıp inanamayacağınız bir detayı sunalım sizlere: Emin Çölaşan'ın kardeşi Refik Çölaşan, İngiliz ve Fransız Ortaklı Konsorsiyumla 47 milyon Euro'luk proje yürütüyor. Bu projenin bir ayağında AKP iktidarı var. Üstelik bu iş Refik Çölaşan'ın AKP iktidarı ile birlikte yürüttüğü yüzlerce işten sadece birisi. Refik Çölaşan'ın AKP iktidarı ile yaptığı işler öylesine çok ki ayrı bir dosya tutmayı gerektiriyor. Tarım Bakanlığı yetkilileri Refik Çölaşan'ın bu hükümet zamanında bir çok işe aracı olduğunu belirttiler. Emin Çölaşan'ın kardeşi Refik Çölaşan Ziraat mühendisi. Bir çok ziraat mühendisinin iş bulamadığı bu dönemde iktidar karşıtı bir gazetecinin kardeşinin bu denli büyük paralar kazanması hayrete değer.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen bir takım parti yetkilileri de Maliye Bakanı Unakıtan'ın oğlunun yurt dışından mısır getirmesinin alabildiğince eleştirildiği günlerde bu olayı eleştiren Emin Çölaşan'ın kardeşinin AKP ile milyonlarca euro'luk işler bitirmesinin inanılmaz olduğunu söylediler.

Kaynak: indymedia.com

bozadi

Haziran 2006

Emin Çölaşan Kimdir?




      "Emin Çölaşan...Ön adı Mustafa. Yani Mustafa Emin Çölaşan... Gazeteci-yazar... Hürriyet Gazsetesinde yazıyor... Haftada bir NTV'de Mustafa Balbay ve Yavuz Donat'ın da katıldığı 'Kapalı Kapılar Ardında' adlı haber-yorum programına katılıyor...Siyasseten dine, politikadan ekonomiye,. Uluslararası ilişkilerden toplumsal sorunlara çok geniş bir yelpazede hemen her gün yazıyor ve konuşuyor... Yazılarındaki genel üslup: eleştiri. Hemen herkesi ve her kesimi eleştiriyor dense yeridir. Peki, herkesi eleştiren ve kendini daima kapalı kapılar ardında duran bu ünlü yazarımız nasıl biri? Ne yer, ne içer? Nasıl yaşar? Ne kadar zengindir? Aile çevresi nasıldır?...

      Bilen biliyor. Emin Çölaşan Hüsamettin Cindoruk ile çok yakın akrabıdır. Hüsammetin Cindoruk Emin Çölaşan'ın halasının oğludur. Emin Çölaşan'ın karısı Tansel Çölaşan da Danıştay üyesi olup İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Başkanıdır. Çölaşan'ın devletin üst düzeyiyle olan bağı bu kadarıyla sınırlı değildir. Şu anda Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı olan ve tarihteki ilk kadın başkan Tülay Tuğcu da Emin Çölaşan'ın çok yakın akrabasıdır. Tülay Tuğcu, Emin Çölaşan'ın kayınbiraderi olan Taner Tuğcu'nun eşidir. Taner Tuğcu ise Ankara'nın ünlü ve eski avukatlarından olup üst düzey bir masondur. Büyük Mason Locası Derneği Ankara Vadisi Uyanış Locası üyesidir.

      Aynı locada Çölaşan'ın bir diğer halasının oğlu Mustafa Atasoy ve onun eşi Pınar Atasoy'un da üyeliği bulunmaktadır. Mustafa Sabih Atasoy Ankara'da tekstil işiyle uğraşmaktadır. Atasoy'un eniştesi Kamil Özçoban ise Zara isimli tekstil mağazalarının sahibidir. Sinema yönetmeni Ziya Öztan Emin Çölaşan'ın bacanağıdır.

      Bilindiği üzere Çölaşan'ın yazılarında aşırı bir militarizm ve katı bir devletcilik hakımdir. Bu durum onun aile yapısından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü ailede devletle içiçe bir görüntü hakimdir. Malum olduğu üzere Çölaşan'ın da ilk yaptığı iş devlet memurluğu olmuştur. Kendisi ilk olarak devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışmıştır ama her nedense daha sonra gazetecilğe merak salmıştır.

      Çölaşan ailesindeki bu devletçi geleneği ailenin en büyüğü olan ve Emin Çölaşan'ın adını taşıdığı Emin Beye kadar uzanmaktadır. Emin Bey İttihat ve Terakki Partisi üyesi bir asker olup aynı zamanda baytardır. Emin Bey orduda veteriner olarak görev yapmıştır.

      Yakın aile ve akraba çevresinde ünlüler ve sıradışı sıfat taşıyanlar özet olarak bu şekildedir. Peki Türkiye'de yazar olmak ne demektir, yazalar ne tür imkanlara sahip olurlar, hayat standartları nedir? Bu ve benzeri soruların yanıtlarını Emin Çölaşan örneğinden yola çıkarak takip edelim."
 
Kaynak: aktifhaber.com

bozadi

11.02.2013

Darbeciler, mason komutanlar ve CHP


Türkiye'deki darbeler, PKK dahil, terör örgütleri hepsi CIA patentlidir, Amerika menşelidir, Özel Harp Dairesi ürünüdür. Darbeci subaylar bir şekilde mason locaları ile irtibatlıdır. CHP darbeci bir zihniyetten gelmektedir. Darbeci bir zihniyete dayanmaktadır. Darbeciler, masonlarla iş birliği yaparak ordu içine gizlenmektedir. Gazeteci-Yazar, Öğretmen ve romancı Ali Erkan Kavaklı yazısında darbecilerin masonların ve CHP'nin bağlantılarına dikkat çekiyor. [/b]



11.02.2013 10:37 Ali Erkan Kavaklı (Moralhaber.net): Darbe yapacak cunta, mason komutanlar ve CHP.. CHP Milletvekili Osman Aydın, seçim bölgesi için gittiği Konya'da, "Eskiden ihtilâller olurdu, arada bir iktidar değişikliği söz konusu olurdu. Şimdi o ihtilâli yapacak komutan kalmadı. Hepsini tasfiye ettiler."demiş.

İhtilâl kelimesi, arkasında kültürü de içerir. 1789 Fransız İhtilâli dendiği zaman bir kültür devrimi de akla gelir. Bizdeki askerî kalkışmaların kültür devrimi ile ilgisi yoktur, sadece halkın seçtiği hükümetleri devirme operasyonudur. Dolayısıyla yaptıkları ihtilâl değil, sadece darbedir. Adice ve alçakça halkın iktidarını indirip iktidarı azınlıklara peşkeş çekmedir.

Osman Aydın bu arada CHP'nin projesizliğini, iktidara alternatif olamama çaresizliğini çok güzel dile getirmiş. CHP, Avrupa ve Amerika'daki benzerleri gibi sosyal demokrat bir parti değil. Halkın özlediği, yoksul ve dar gelirli insanları refaha ulaştıracak projeler ve politikalar üretmiyor. Varsa yoksa darbeler... İktidar olma ümidini darbecilere bağlamış. Çok yazık.

Darbeleri, Amerika'da özel harp eğitimi almış subaylar yapar. Amerika kapitalist ve emperyalist bir ülke. NATO eliyle ordu içinde Özel Harp Dairesi kurmuş. Amerika'da eğittiği subayların zaaflarını tespit eder, onlara burada darbe organize ettirir.

Amerika'nın eğittiği subaylar, vatandaşımızın menfaatlerini ve ülkemizin kalkınmasını gözetmezler. Önemli olan kendi çıkarları ve darbe yaptıran Batılıların menfaatleridir. Her darbeden sonra ülkemiz fakirleşmiştir. Türkiye'de organize edilen 1960, 1971, 1980 ve 1997 28 Şubat darbeleri hep CIA ve Pentagon patentlidir. CIA, bölgemizde İsrail'in çıkarlarını gözetir, MOSSAD ile birlikte çalışır.

1952 yılında Sabri Yirmibeşincioğlu'na kurdurulan Seferberlik Tetkik Kurulu, bugünkü adıyla Özel Harp Dairesi, zamanla darbe organize cuntasına dönüşmüştür. Darbeci subaylar, Amerika'da özel harp eğitim almış ve darbeden önce de Amerika'dan onay almışlardır.

Darbeci subaylar bir şekilde mason locaları ile irtibatlıdır. İtalya Gladio'su, P2 Mason Locası ile birlikte çalıştı. Türkiye'de her darbeden sonra kurulan hükümetlerde mason biraderler önemli bakanlıkları paylaştı. 1980 Darbesinden sonra hükümet kuran, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Bülent Ulusu masondu. Balyoz darbe planının mimarı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın damadı Dani Rodrik Yahudi'dir. Süleyman Yeşildağ'ın Mason Komutanlar(*) isimli kitabında belirttiği gibi, her locada bir Yahudi bulunur, localar İsrail'in menfaatlerini gözetirler.

Darbe yapmak için iç ve dış şartların olgunlaştırılması gerekir. İçerinin karışması için terör örgütlerine ihtiyaç vardır. Dış şartlar ise Amerika ve İsrail'in onayıdır.

İçerinin karıştırılması çok önemli. Bu sebeple darbeciler, içeride terör örgütü kurarlar, kurdururlar. İçeriyi karıştırmak ve demokratik yollarla seçilmiş hükümetleri aciz ve ülkeyi idare edemez hâle getirmek için terörü azdırırlar.

Balyoz ve Ergenekon iddianamelerinde yer alan bilgilere göre terör örgütleri yok edilmemeli, naylon terör örgütleri kurulmalı ve darbe ortamının hazırlanmasına çalışılmalıdır. Terör örgütleri ile ilgilenecek subaylar belirlenir ve görevlendirilir. Balyoz Darbe Planına göre Deniz Kurmay Albay Koray İbrahim Özyurt, DHKP-C ve Hizbullah ile ilgilenecek. Tuğamiral Levent Görgeç, Devrimci Karargâh Örgütü ile; Veli Küçük ve Ümit Oğuztan'da çıkan belgelere göre Küçük, PKK ile ilgilenecek. Ümraniye'de Ergenekon sanığı, emekli Astsubay Oktay Yıldırım'da çıkan el bombaları ile Hizbullah ve DHKP-C terör örgütü el bombaları aynı seridendir. 1984 yılında Eruh'ta PKK adına patlatılan ilk bomba MKE ürünüdür.

Türkiye'deki darbeler, PKK dâhil, terör örgütleri hepsi CIA patentlidir, Amerika menşelidir, Özel Harp Dairesi ürünüdür.

Düşman ilan ettikleri hedefler de aslında Adnan Menderes, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan veya Tayyip Erdoğan değil, doğrudan doğruya halkın seçtiği iktidarlardır.

CHP darbeci bir zihniyetten gelmektedir. Darbeci bir zihniyete dayanmaktadır. Darbeciler, masonlarla iş birliği yaparak ordu içine gizlenmekte, Pentagon ve CIA eliyle ordu içinde örgütlenerek halkın seçtiği iktidarları indirmektedirler. Yapılacak şey, oyunu iyi görmek ve sivil toplumu güçlendirmektir. Halk sivil toplum örgütleri kurarak, seçtiği iktidarlara sahip çıkmalıdır.

Partiler, kelimenin tam manasıyla sivil toplum örgütü olmalıdır. Partiler dışında da sivil toplum örgütleri kurup güçlendirmek ve halkın seçtiği iktidarları, darbeci cuntalara teslim etmemektir. cuntacılar, karşılarında halkı ve güçlü sivil toplum örgütlerini görmelidir. Almanya, Amerika, İngiltere ve Fransa'da darbe olmamasının ve Türkiye'de subaylara darbe organize ettirilmesinin sebebi budur.

CHP, orduda darbeci cunta aramak yerine halkın gönlünü kazanacak projeler geliştirmeli.

* Beyin Vitamini: Konuyla ilgili geniş bilgi sahibi olmak isteyenlere Süleyman Yeşilyurt, Mason Komutanlar adlı Kültür Sanat Yayınları arasında çıkan kitabını tavsiye ederim.(Tel: 0312.425 80 91) Ayrıca www.kontrgerilla.com sitesindeki iddianamelere bakmalılar. (Ali Erkan Kavaklı / Moralhaber.net)

ERGENEKON'DA ADI GEÇEN MASONLAR

Birinci Ergenekon iddianamesinde, örgütün gizlilik için masonik bir yapılanmayı örnek aldığı belirtiliyor. Sanıklar arasında çok sayıda mason olması da dikkati çekiyor. Bunlardan biri, Aydın Ortabaşı gibi Yüksek Şura altında faaliyet gösteren Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti üyesi Ümit Sayın. Fakat daha sonra istifa ettiği öne sürülüyor. Sayın'ın ünlü MSN yazışmalarında mason olduğunu ihbar ettiği bir isim de İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek. Sayın, Perinçek'in masonların 'çekirdek kadrosu'nda yer aldığını ve çok derin bir isim olduğunu anlatıyor. Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ve emekli Tuğamiral İlker Güven'in mason olduklarına dair belgeler iddianamelere yansıdı. Bunun haricinde emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un da mason toplantılarında görüldüğüne dair bilgiler yansımıştı. Yine ilk iddianamede, Emin Gürses'le telefonda konuşan Şener isimli şahsın, sanıklardan Kemal Gürüz hakkında, "Mason, Demirel'in sağ kolu." dediği yer almıştı. Cumhuriyet Gazetesi'nin ölen Başyazarı İlhan Selçuk'un da 28 Şubat sürecinde mason locasında gizli toplantılara katıldığı ve darbe görüşmeleri yaptığına dair bilgi notları iddianameye girdi. Kemal Alemdaroğlu da Karaköy Rotary başkanlığı yaptı.

İTALYAN P2 LOCASI, GLADİO SKANDALI PATLAYINCA TÜRK MASONLARI UYARDI

Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan sanıklardan birinde ele geçirilen bir belge, Nato üyesi Avrupa ülkelerindeki Gladio/Kontrgerilla örgütlerinin hala diri ve işbirliği içinde olduğu iddiasını doğruluyordu. Ergenekon davasının 1 no'lu sanığı eski Jandarma Komutanı Org. Şener Eruygur'dan ele geçirilen ve ikinci davanın 36. klasöründe yer alan belge "Convent'te (Otel) alınan kararlar" başlığını taşıyor. Avusturya'daki mason toplantısında alınan ve kamuoyuna içeriği deklare edilmeyen belgenin girişinde, "İtalya'daki P2 skandalından sonra 31. ve 33. maddelerde işaret edildiği gibi Yunanistan'daki kardeşlerin açıklamaları krize neden oldu. Buna benzer olayların Türkiye'de de meydana gelebilmesi mümkündür. Kardeşlerimize gerekli tedbirleri derhal almalarını tavsiye ederiz." deniliyor. Türkiye'deki masonların daha güçlü ve tedbirli olabilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda tartışan localar, gerektiğinde masonik yapı aleyhtarlarıyla, Yahudi aleyhtarlarının tespit edilerek imha edilmesini bile kararlaştırmış. Gladio skandalı üzerine yapılan toplantıyla ilgili bu belge ve onun Ergenekon davasının en önemli sanığı olarak 1 no'da yargılanan Eruygur'da ele geçirilmesi, Ergenekon'un uluslararası bağlantıları olduğunu net şekilde ispatlamaktadır. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)


Kaynak: kontrgerilla.com

believer planet

paylaşımların için teşekürler bozadi...takipteyiz
herşey mümkün