Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Plotinos'un Felsefesi: Bir

Başlatan bozadi, 22 Şubat 2026, 15:26:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi


Yapay Zeka uygulamalarında, Ra-Kasyopya kozmolojisine benzer bir felsefe sunan kaynakları araştırırken Plotinos (veya Plotinus) adlı filozofa rastladım.




Hakkındaki Türkçe vikipedi maddesi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Plotinos

benguonat

Ben de son zamanlarda Hermetizme ve onun etkilediği akımlara, tarihine odaklanan kitaplar okuyorum. Plotinos'un da bahsi çok geçti. Bu videoyu paylaştığın için teşekkürler @bozadi 👍🏻

Dün Laura'nın son podcast çevirisini okudum. Orada diyorlardı ki, "gençler tekerleği ilk kendileri icat etti sanıyorlar" Bu, bende de çok oluyor ;D Sonra fark ettim ki binlerce yıllık tarihte çok defa söylenmiş bunlar. Bu, yeni fikirler değersiz demek değil. "Bir" olan, dönemin şartlarına göre yeniden yeniden ifade ediliyor. Kökeni eskilerde bulabilmek bence bir avantaj yani. Çağlardır kopmamış zincire dahil oluyorsun. 

bozadi

Alıntı yapılan: benguonat - 23 Şubat 2026, 11:24:50 Ben de son zamanlarda Hermetizme ve onun etkilediği akımlara, tarihine odaklanan kitaplar okuyorum. Plotinos'un da bahsi çok geçti. Bu videoyu paylaştığın için teşekkürler @bozadi 👍🏻
İlgini çekmesine sevindim Bengü. Plotinos'un öğretisini daha yakından keşfetmeye çalışacağım, Ra-Kasyopya kozmolojisiyle uyumlulukları ve birbirlerini açıklayıcı yönlerini tespit etme ümidiyle. Bu arada Plotinos'un öğretisi Maharaj'ın öğretisiyle de bayağı yakından uyumlu.


Alıntı yapılan: benguonat - 23 Şubat 2026, 11:24:50 Dün Laura'nın son podcast çevirisini okudum. Orada diyorlardı ki, "gençler tekerleği ilk kendileri icat etti sanıyorlar" Bu, bende de çok oluyor ;D Sonra fark ettim ki binlerce yıllık tarihte çok defa söylenmiş bunlar. Bu, yeni fikirler değersiz demek değil. "Bir" olan, dönemin şartlarına göre yeniden yeniden ifade ediliyor. Kökeni eskilerde bulabilmek bence bir avantaj yani. Çağlardır kopmamış zincire dahil oluyorsun.
Evet, aynı durumu ve duyguları ben de yaşıyorum. Güncel sayılabilecek kaynaklara ve kendi sezgilerimize dayalı olarak vardığımız sonuçların çok eski bilgi kaynaklarında da geçtiğini fark etmek, bir yandan "tekerleği yeniden icat etme" problemi gibi hissettirse de, aslında daha ziyade, senin deyişinle "çağlardır kopmamış zincire dahil olma" pozitif duygusu çok daha güçlü ve değerli.

Tgur

#3
Bence RA-casiopya kozmolojisin büyük kısmını ihtiva ediyor ama geldiğimiz bilinç yapısıyla her işi orada bitirmemek lazım veya bu benim kanaatim,

Anladığım kadarıyla anlatılan o bir her şeyi oluşturur veya oluşur ancak başka bir gelişme olmaz,

Tanrı = bilinç= her şey ifadesinin derinliğine girdiğimizde bende şu kanaat hasıl oldu,

Gerçek sonsuz yüzlüdür.
Bilinç aşkın bir öz hâlinde arayıştadır.
Yolun yarısında olduğunu hisseder.
Sınır içermez.

gerçek tosun paşa

Teşekkürler bozadi, keyifle izledim.
Plotinos'a helal olsun.  :D

bozadi

#5
K'lar ilk celsede öğretilerinin ne olduğu sorusuna "Bir" diye yanıt verdiler. Ra kendini "Bir'in Yasası'nın mütevazı elçisi" diye tanımlıyor. Ve Plotinos'un öğretisinin özünde de aynı kavram var: Bir.

Plotinos Bir'i tanımlamamızın imkansız veya çok zor olduğunu ama "deneyimlenerek" sezilmesinin mümkün olduğunu söylüyor.

Bir'i tanımlamaya nispeten uygun ifadelerden birinin "sonsuz potansiyel" olduğunu söylüyor ki, Ra-Kasyopya kozmolojisiyle uyumlu bir ifade bu da.

Plotinos'un Bir'le ilgili ilginç ifadelerinden biri, onun "var" olduğunu söylemenin bile yanlış olabileceği şeklinde. Yani, tezahür etmiş bütün varlıkların varlığını sağlayan şey Bir'dir, ama Bir'in kendisine "var olan" demenin yanlış olabileceğini söylüyor. Çünkü onun tüm düalitelerin dışında olduğuna vurgu yapıyor. Buna iyi-kötü düalitesi dahil olduğu gibi, var-yok düalitesi bile dahil. Benim şimdiye kadar Ra-Kasyopya kozmolojisinde 7. yoğunluk hakkında yapılan tasvirlerden anladığım kadarıyla, ona "mutlak varlık" demek mümkün, hatta bir bakıma kaçınılmaz. K'lar 7. yoğunluktan diğer yoğunluklara yayılan varlık enerjisinin "hiçbir düalite tanımadığını" söylemişti.


Alıntı yapılan: S: (L) "Ben O'yum" dişi bir güç mü?

C: Cinsiyet sınıflamalarına takılmış görünüyorsun canım. Bu anlaşılabilir birşey, ama bir açıklama için kendini hazırla, çünkü başka yol yok gibi görünüyor. 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde düalite/ikilik yoktur. "Tanrı Gücü" 7. yoğunluktan "aşağı doğru" yayılır ve tüm yoğunluklara işler. Düaliteyle ilgili hiçbir sınıflama tanımaz, çünkü mükemmel bir şekilde harmanlanmıştır ve bu nedenle sürekli dengededir.

Şimdi, bu açıklamadaki ilginç hususlardan biri, 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde "düalite yok" denmesi. İlginç, çünkü 5. ve 6. yoğunluklarda BH-KH düalitesinin mevcut olduğunu bizzat K'lar söylemişti. 6. yoğunluğun sonlarına doğru birlik deneyimi giderek yoğunlaştığı için artık BH-KH'den bahsetmenin anlamlı olmadığına dair de şeyler geçti. Ra 6. yoğunlukta BH-KH yollarının "birleştiğini" söylüyor ama aynı Ra, 6. yoğunluğun son aşamalarında olduğunu belirttiği "Yüksek Benliğin" bariz bir şekilde "KH değil BH" nitelikli olduğunu da söylüyor.

K'lar "5'ten itibaren 7'ye kadar düalite yok" derken ne kastediyor olabilir? Bu sorunun cevabını vermemizi sağlayacak birkaç ipucu var diye düşünüyorum. Örneğin K'lara göre 4. yoğunluk, KH'nin en yüksek ifade imkanı bulduğu yerdir.

Alıntı yapılan: Dördüncü bilinç yoğunluğu seviyesi, bu varlıklarda olduğu gibi yalnızca kendine hizmet ederek var olunabilen en yüksek yoğunluk seviyesidir. Bu yüzden negatif enerji tüketmeleri gerekir çünkü dördüncü yoğunluk seviyesi, kendine hizmetin yani negatif düşünce kalıbının en yüksek örneğidir.

Yani, bir KH varlığı 4'ten 5'e mezun olabildiği halde, K'lara göre KH'nin en yüksek, en güçlü ifade imkanını bulduğu yer 5Y değil, 4Y. Bunun nedeni hakkında da bazı ipuçları vermişti K'lar. 5Y'de madde beden sona eriyor, reenkarnasyon döngüsü sona eriyor. Halbuki KH düşünce merkezi maddesellikle, fiziksellikle doğrudan ilişkili. Fiziksel (yarı-fiziksel de olsa) beden kullanılan son aşama 4. yoğunluk. Ve yine K'lar, tüm KH enerjilerinin son durağı olduğunu söyledikleri karadeliklerin yalnızca 1'den 4'e kadarki yoğunluklarda (fiziksellik içeren yoğunluklarda) mevcut olduğunu söylemişti.

KH enerjisinin giderek kendini tüketen bir enerji şekli olduğunu biliyoruz. Normalde KH'nin son durağı yokoluştur, nitekim o yüzden K'lar karadelikleri "tüm KH enerjilerinin son durağı" olarak tanımlıyor. Ama elbette bu durum tüm KH varlıklarının KH kutbiyetlerini daima artıracakları ve sonunda yok olmalarının da kaçınılmaz bir kader olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Özgür irade diye birşey var ve KH varlıkları da isterlerse yollarını değiştirebiliyorlar.

Ama her halükarda, %100 KH kutbiyetine ulaşma (yok olma) seçeneğinin en son 4Y'de mümkün olduğu anlaşılıyor, çünkü 4'ten sonra maddesellik bitiyor. 4'ten 5'e mezun olan bir KH varlığı, "yok olmama kararı" (var olma kararı) almış demektir çünkü %100 KH'ye ulaşma seçeneğiyle karşılaşılan son yer 4Y idi. Oraya zaten %95 KH kutbiyetiyle ulaşılabiliyor. Yani 4'e mezun olan bir KH varlığı, KH kutbiyetini 3-5 puan daha artırsa, KH yolunun nirvanası olan yokoluşa / karadeliğe erişiyor. Bir KH varlığı bunu orada yapmadıysa, hatta 5'e mezun olduysa, yok olmak istememiş anlamına gelir bu, ve hatta KH kutbiyetini bırakmasa bile, 4'ten 5'e mezun olmak için KH kutbiyetini azaltması, ve dolayısıyla da BH kutbiyeti artırması gerekir, çünkü "var olma" iradesi göstermiştir (KH mutlak yokoluşa, BH mutlak varoluşa gider). 5Y KH varlığı, kendi kutbiyetinin özü olan MADDEYİ geride bıraktığının farkındadır, ve bunu da ancak KH kutbiyetini azaltarak yapabilir. Varlıkta ona yokoluştan daha çekici gelen birşey vardır ama henüz onun aslında kendi bireyselliğine özgü değil, tüm varlıkları kapsayan şey olduğunu, bir olduğunu henüz anlamamıştır ama çok geçmeden (en geç 6y'de) anlayacaktır.

Konuyu biraz uzattım. Bana göre K'ların "5y'den itibaren düalite yok" demelerinin nedeni, 5'ten itibaren KH'nin artık %100'e ulaşma (yok olma) imkanının kalmamış olmasındandır. Yani 5'ten itibaren tüm varlıkların BH'leşmeleri ve 7. yoğunluğa kadar giderek tüm varlıklarla birleşmeleri artık KADERLEŞMİŞTİR. Düaliteden bahsedildiği zaman, düalitenin her iki tarafının da eşit ölçüde muktedir olması, kendini tam olarak gerçekleştirebilir nitelikte olması gerekir, halbuki 5'ten itibaren KH'nin kendini gerçekleştirme (yok olma) seçeneği geride kalmıştır, bilinçli olarak geride bırakılmıştır, dolayısıyla 5'ten itibaren gerçek veya tam manada KH'den bahsetmek mümkün değil. 5'ten itibaren KH varlıkları için de, BH varlıkları için de KH kutbiyetinin giderek azalması ve BH kutbiyetinin giderek artması, sonunda %100'e ulaşarak tüm varlıkla birleşme kaçınılmazdır ve dayatılan da değil, özgür iradeyle seçilendir.

Daha da önceki konuyla bağlama aşamasına gelecek olursam, Plotinos'a göre Bir'de hiçbir düalite (ne iyi-kötü düalitesi, ne de var-yok düalitesi) olmaması bir bakıma Ra-Kasyopya kozmolojisiyle uyumlu olsa da, K'lara göre sadece 7y'de değil, 5y'de bile düalite olmadığının söylendiğini dikkate alırsak ama halbuki 5y'de hem BH hem KH varlıklarının mevcut olduğunun da söylendiğini düşünürsek, o zaman benim aklıma şu seçenek geliyor: Bir'in düalitesizliği için "ne pozitif ne negatif" demek yanlış olabilir. Mutlak varlıkta sadece pozitiflik olduğu da söylenebilir bana göre. "O aşamada düalite yok" demek, belki de yalnızca negatifin olmamasındandır, yani "pozitiflik-negatiflik" yok denebilir, bu doğru bir ifade olabilir, ama "pozitiflik yok" demek yanlış olabilir. Madem 7Y'ye yaklaşabilmek için BH/pozitif eğilimin giderek artırılması, KH/negatif eğilimin giderek azaltılması gerekiyor, demek ki o aşama pozitifliğin mutlaklaştığı aşama ve nitekim pozitif tek seçenek olarak kaldığı için orada pozitif-negatif düalitesinden bahsedilemiyor, sonucunu çıkarmak mümkün olabilir.

Yalnız, meselenin şu yönü de var: Mutlak birlik (7. yoğunluk veya big-bang) aşamasında bireysellik tamamen geride bırakıldığı için, yani "bireysel deneyim" söz konusu olmadığı için, oradaki pozitiflik deneyiminin, dünyada, şimdi ve burada bildiğimiz şekliyle bir pozitiflik deneyimi olmadığını da kabul edebiliriz. Hem aynı deneyim, hem de bir bakıma tamamen farklı. Kişilerin bittiği, hatta her türlü "iki"nin bittiği, herşeyin MUTLAK şekilde BİR olduğu yerde "deneyim"den bahsetmek çok anlamlı gelmiyor kulağa. İşte bu manada, evet, orada bizim şu an bildiğimiz şekliyle "iyilik"ten bahsetmek çok anlamlı olmuyor. "Hem evet, hem hayır" demek de mümkün olabilir belki. Daha önce dikkatinize sunduğum şu paradokssal soruyu da akla getiriyor bu durum: "Mutlak varlığın tersi mutlak yokluk olduğuna göre, mutlak varlığın tersi var mı, yok mu?"


Plotinos, Bir'in mükemmelliğinden ve sonsuz potansiyelinden kaynaklı olarak Bir'de otomatik (kendiliğinden) bir taşma, türeme (tasavvuf terminolojisinde "sudur" [emanation]) meydana geldiğini, böylece Bir'den evrensel aklın (Yunanca, "nous") çıktığını söylüyor. Emin değilim ama bu "nous", Ra'da geçen "logos" ile eşanlamlı sanırım. Plotinos'a göre nous'tan da evrensel ruh (Yunanca "psykhe") türüyor. Ve psykhe'den de madde alemi veya alemleri türüyor.

Plotinos'un nous'u (evrensel akıl) acaba 6. yoğunluğu ifade ediyor olabilir mi diye düşünüyorum. Çünkü 7. yoğunluktan 6. yoğunluğun türemesi akla makul geliyor. Ama Ra'nın logos'unun 6. yoğunluk olduğundan emin değilim çünkü Ra logos için "sevgi" prensibi diyor ("akıl" değil) ve ayrıca logosun 1'den 7'ye kadarki tüm yoğunlukları yarattığını söylüyor. O durumda logos Tanrı dediğimiz şeyle eşanlamlı oluyor ve her galaksinin logosunun ayrı bir tanrı olduğu sonucu çıkıyor bundan.

Ra'nın şu açıklamalarını gündeme getirerek meseleyi iyice karmaşıklaştırayım:

Alıntı yapılan: SORU: Teşekkür ederim. Bize yaratılışta ilk bilinen şey ne idi, söyleyebilir misiniz? (İlk başta ne vardı?)

RA: Yaratılışta ilk bilinen şey sonsuzluktu. Sonsuzluk yaratılıştır.

SORU: Şu halde bu sonsuzluktan bizim yaratılmış olarak deneyimlediklerimiz doğdu. Tekâmülün bundan sonraki adımı neydi?

RA: Sonsuzluk bilinçlendi, farkındalık başladı. İkinci adım bu idi.

SORU: Peki bundan sonra ne oldu?

RA: Bu farkındalık, sonsuzluğun, sonsuz enerji üzerine odaklanmasını doğurdu. Siz bunu çeşitli isimlerle nitelendirdiniz; en çok rastlananı, "Logos" (Kelâm; evrenin düzeni) ya da "Sevgi"dir. Yaratan, sonsuzluğun, farkındalık içinde ya da bilinçli bir prensip olarak odaklanmasıdır ki biz buna, sizin dilinizde kullanabileceğimiz en uygun sözcüklerle, sonsuz zekâ ya da zeki sonsuzluk diyoruz.

SORU: Bir sonraki adımı söyleyebilir misiniz?

RA: Bir sonraki adım, sizin illüzyonunuzdaki bu uzay/zaman aşamasında hâlâ tekâmülünü sürdürmektedir. Bir sonraki adım, Bir'in Yasası'nın temel sapmalarından birini, yani özgür iradeyi izleyerek yaratıcı prensibe karşı verilen sonsuz bir tepkidir. Böylece, sonsuz sayıda boyut olasılık kazanır. Enerji sonsuz zekâdan, önce yaratıcı gücün rasgele fışkırışı şeklinde akar, sonra bu enerji, hangi yönden incelenirse incelensin, holografik tarzda tezahürler (yani tüm yaratılış) şeklinde ortaya çıkan düzenler meydana getirir. Bu enerji kümeleri, bundan sonra kendi yerel ritimlerini ve enerji alanlarını düzenlemeye başlarlar. Böylece boyutlar ve evrenler yaratılır.

Henüz Ra'nın bu açıklamalarını tam olarak bir yere oturtabilmiş değilim ve açıkçası bu açıklamaların Kasyopya celselerinde bir karşılığı veya benzeri olduğunu sanmıyorum. Hatta Maharaj'da ve Plotinos'ta var benzer açıklamalar ama K'larda yok diyebilirim neredeyse.

Acaba K'ların bu "logos" ve onun öncesi meselesine hiç girmemelerinin nedeni, insanların kafasının allak bullak olmasını istememeleri mi? Yoksa 7. yoğunluk bir şekilde hepsini kapsıyor mu? Bu hususlar üzerinde düşünmeye devam ediyorum.

Ama kesin olan birşey var: Bu bahsettiğim kaynakların tümünde, varlığın amacının "Bir'e dönmek" veya "Bir'le Birleşmek" olduğu vurgulanıyor. Meditasyon, tefekkür, güzellik, sevgi, huzur ve mutluluğun saf kökenine erişme çabasının bizi Bir'le (yani özümüzle) kavuşuma, birleşmeye doğru yaklaştırdığı söyleniyor elimizdeki tüm bu kaynaklarda.



Tgur

#6
Olanların tümü piramidin bir yüzü

Öz, dar kalıpları kırmak ister.
Taşma, aslında geri dönüşü olmayan bir farkındalık eşiğidir

25 .02.2026
Bir varlık ile sahnede
Başka ne olur ilerde
Sınırsızlık  ise
Taşan  bir ile özlerde

gerçek tosun paşa

#7
Bozadi 4'ten sonra KH kutbiyeti hakkında bir nevi kanun olduğunu söylediler. Kanun derken nizam yani enerjinin dengelenebilmesi için bir nevi yansıma gerekliliği. Bu bence bir prensiptir.

Şahsen ben bunun zihnen algılınabileceğini sanmıyorum. Kendim doğayı ve yaşamı incelerken henüz dualite kavramı hakkında bu kadar bilgim yokken ben bunu kendimce zıtlık gereksinimi olarak tanımlamıştım. Mahallede bana plotinyus ibrahim derlerdi.  ;D Mahalleli beni sever sık sık evlerinde ağırlar, yemek, çay ikram ederlerdi. Hey gidi yıllar.

Bu eki görüntüleyemezsiniz.

Gerçi şimdi aklıma geldi bu yemekten sonra mahallede fena kavga çıkmıştı. Can pazarı yaşandı. Daha yediklerimiz midemize oturmadan midemize midemize vurdular. Biz de gerekeni yaptık.

Bu eki görüntüleyemezsiniz.




Şaka bir yana kainat zıtlıklar üzerine kurulu. Kadın-erkekle, yaşlı-gençle, kurt-kuzuyla, sevgi-nefretle sürekli bir devir daim içerisinde. Madde ve anti-madde gibi nesneyi uzay boşluğunda taşımak için nasıl bir kuvvet gerekiyorsa ki biz o kuvveti tam manasıyla tanımlayamıyorsak 4 sonrası KH gerekliliği bence böyledir.

Düzeni taşıyabilmek ya da sapmaları önleyebilmek için bu enerjinin yansımaları gerekir. Belki kalıbın sıvası KH enerjisidir.

benguonat

Güzel bi düşünce fırtınası olmuş 😃 Ben de bu çeşitli öğretilerdeki karşılıkları tam bilmiyorum ama bu puzzle a da birkaç parça ekleyeyim.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Plotinos Bir'i tanımlamamızın imkansız veya çok zor olduğunu ama "deneyimlenerek" sezilmesinin mümkün olduğunu söylüyor.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Plotinos'un Bir'le ilgili ilginç ifadelerinden biri, onun "var" olduğunu söylemenin bile yanlış olabileceği şeklinde. Yani, tezahür etmiş bütün varlıkların varlığını sağlayan şey Bir'dir, ama Bir'in kendisine "var olan" demenin yanlış olabileceğini söylüyor.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Daha önce dikkatinize sunduğum şu paradokssal soruya da akla getiriyor bu durum: "Mutlak varlığın tersi mutlak yokluk olduğuna göre, mutlak varlığın tersi var mı, yok mu?"

Bütün bunlar "Apofatik Teoloji" denen kavrama açılıyor. Sırf bu kavram bile yeterince beyin yakıcı iken, @bozadi  diğer yazdıklarına ayrı mesajlarda cevap vereceğim :D Apofatik Teoloji'nin wiki sayfasında Plotinos'un düşüncelerinden de bahsediyor bu arada.

Belki son yaptığım alıntıda, bu açıdan sormadın mutlak varlığın tersini ama, varlığın tersi bakımından konu Apofatik Teolojiye bağlanıyor. Bu konuyla da çok alakalı olan Corpus Hermeticum'da, "Tanrı tezahür etmemiştir, bu yüzden de en çok tezahür edendir." Diye bir kısım var. Eskiden Budizm ile ilgili metinlerde de okuduğum un-manifest olayı sanırım bu. Bu apofatik teolojiye göre Tanrı var, ama bizim bildiğimiz hiçbir anlamda değil. Her türlü tanımlamanın ötesinde. "Var" tanımı bile yapılamaz. Buna bir anlamda "negatif varoluş" diyebiliriz ama negatif asla kötü anlamda değil. Olumsuz teoloji de deniyor buna. Yine, kötü anlamda değil bu. Bu evrendeki var olma kavramının tersi. Varlığın zıttı yokluk değil. Hani yokluktan gelmedik. Kendisi evrende tezahür etmeyen (unmanifest), evreni tezahür ettirdi (manifest). Her tezahür ettirdiğinin içine de özünden parça koydu. Valla Kasyopya'da Ra'da nereye oturur bu bilmiyorum :D Ama bu Apofatik Teoloji dediğim kavramı arayıp bulmadım. Yıldızları izlediğim bi gece böyle bi şeyi "sezmiştim". Bir iki hafta sonra tesadüfen bu kavram hayatıma girdiğinde şaşırdım. Yani umarım anlatabilmişimdir 😅

benguonat

#9
Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Şimdi, bu açıklamadaki ilginç hususlardan biri, 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde "düalite yok" denmesi.

Alıntı YapBu yüzden negatif enerji tüketmeleri gerekir çünkü dördüncü yoğunluk seviyesi, kendine hizmetin yani negatif düşünce kalıbının en yüksek örneğidir.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 KH enerjisinin giderek kendini tüketen bir enerji şekli olduğunu biliyoruz. Normalde KH'nin son durağı yokoluştur, nitekim o yüzden K'lar karadelikleri "tüm KH enerjilerinin son durağı" olarak tanımlıyor.

Bütün bunlar bana şeyi düşündürtüyor. 5'ten 7'ye kadar düalite yok çünkü artık kişinin ötekileştirdiği gölge yönü ile barışılmış, kişiyi içten içe tüketen davranışlar/düşünceler/duygular terk edilmiş. Öyle ya, duygu düşünce bile bir enerjidir. Acaba diyorum ki, 4KH'nin eninde sonunda yok olacak olması, bireylerin değil de, KH düşünce enerjilerinin mi karadeliğe karışacak olması anlamına mı geliyor? 1Y'ye gidip ilk parçacıklarına ayrılacak olanlar belki de bunlar. Belki biz iyileştikçe bu olay 3KH'de de oluyor. Dönüşüm gerçekleştikçe, içsel barış dışarıda da yansıma bulunca KH taraflar otomatikman yokoluşa dönüyor ve biz&başka varlıklar BH oluyoruz.

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Bir'in düalitesizliği için "ne pozitif ne negatif" demek yanlış olabilir. Mutlak varlıkta sadece pozitiflik olduğu da söylenebilir bana göre. "O aşamada düalite yok" demek, belki de yalnızca negatifin olmamasındandır, yani "pozitiflik-negatiflik" yok denebilir, bu doğru bir ifade olabilir, ama "pozitiflik yok" demek yanlış olabilir. Madem 7Y'ye yaklaşabilmek için BH/pozitif eğilimin giderek artırılması, KH/negatif eğilimin giderek azaltılması gerekiyor, demek ki o aşama pozitifliğin mutlaklaştığı aşama ve nitekim pozitif tek seçenek olarak kaldığı için orada pozitif-negatif düalitesinden bahsedilemiyor, sonucunu çıkarmak mümkün olabilir.

Bence de. Benim fikirlerimle de örtüşüyor.

Bir de insanların pozitif negatifliği ile daha kavramsal olan pozitif negatiflik arasında da fark var. Belki tam doğru tanımlayamadım. Hani öyle bir bilinç haline geliriz ki "varolan her şeyin dersler" olduğunu cidden anlarız. O zaman negatiflikler eziyet olmaktansa sıçrama tahtası olur gibi. + - tanımlaması biraz da bizim bakış açımıza göre bence. Davranışsal anlamda tabi ki de 7Y sadece pozitiftir ama kavramsal anlamda tam dengededir her şey. Kavram karmaşası olduğundan kafalar karışıyor :D

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 12:06:37 Yalnız, meselenin şu yönü de var: Mutlak birlik (7. yoğunluk veya big-bang) aşamasında bireysellik tamamen geride bırakıldığı için, yani "bireysel deneyim" söz konusu olmadığı için, oradaki pozitiflik deneyiminin, dünyada, şimdi ve burada bildiğimiz şekliyle bir pozitiflik deneyimi olmadığını da kabul edebiliriz. Hem aynı deneyim, hem de bir bakıma tamamen farklı. Kişilerin bittiği, hatta her türlü "iki"nin bittiği, herşeyin MUTLAK şekilde BİR olduğu yerde "deneyim"den bahsetmek çok anlamlı gelmiyor kulağa.

Burada bir kitaptan alıntı yapacağım. Çok güzel bir anlatım. Ki hepimiz de bunu deneyimlemişizdir ama kelimelere dökememişizdir:

Kaynak: Hayatlar Arası Hayat, Dr. Joel L. Whitton, Joe Fisher

Alıntı YapMetaşuur hâlinde olmak varoluşun ta özüne karışmaktır; bireyin kimlik duygusunu feda ederek paradoksal biçimde kendisini her zamankinden daha çok bildiği bir hâle geçmesidir. Metaşuur hâlinde olmak bedensel engellenmelerden kurtulmuş olmak, evrenle bir olduğunu hissetmek, sonu olmayan bir bulut denizinde bir bulut olmaktır.

Not: Nous logos olayına da bişiler yazacağım ama şu an beynim bomboş bi şeye döndü

bozadi

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 25 Şubat 2026, 13:14:28 Gerçi şimdi aklıma geldi bu yemekten sonra mahallede fena kavga çıkmıştı. Can pazarı yaşandı. Daha yediklerimiz midemize oturmadan midemize midemize vurdular. Biz de gerekeni yaptık.
Resimler çok fena 🤣😂

bozadi

#11
Alıntı yapılan: benguonat - 25 Şubat 2026, 13:25:24 Bütün bunlar "Apofatik Teoloji" denen kavrama açılıyor. Sırf bu kavram bile yeterince beyin yakıcı iken, @bozadi  diğer yazdıklarına ayrı mesajlarda cevap vereceğim :D Apofatik Teoloji'nin wiki sayfasında Plotinos'un düşüncelerinden de bahsediyor bu arada.
"Apofatik teoloji" terimini ilk kez duyuyorum ama eşanlamlısı olduğu söylenen "negatif teoloji"yi zaman zaman duyuyorum ve çok ilgimi çeken kavramlardan biridir.

Örneğin Maharaj buna çok vurgu yapar ve hatta onun öğretisi "neti neti" diye de biliniyor: "O değil, bu değil".


Alıntı yapılan: S: Öyle ise siz en yüce halde olduğunuzu nasıl biliyorsunuz?

M: Çünkü o haldeyim. Tek doğal hal odur.

S: Onu tarif edebilir misiniz?

M: Ancak negatiflerle: Nedensiz, bağımsız, bağlantısız, bölünmemiş, oluşturulmamış, sarsılamaz, sorgulanamaz, çaba sarf ederek ulaşılamaz. Her pozitif tarif bellekten gelir, dolayısıyla onu tarifte geçersizdir. Bununla birlikte, benim halim son derece hakikidir, bu yüzden de mümkün, gerçekleştirilebilir ve ulaşılabilirdir.


Alıntı yapılan: M: ... Zihin düzeyinde ancak negatif terimler içinde tarif edilebileceğinizi ne kadar berrak bir biçimde anlarsanız, arayışınızın sonuna o kadar çabuk ulaşacak ve sınırsız varlığınızı idrak edeceksiniz.

Alıntı yapılan: M: ... Doğmamış bir çocuk, doğum sonrası hayatı nasıl bilemezse, çünkü onun zihninde, geçerli bir tablo oluşturabileceği hiçbir şey yoksa, zihin de gerçeği, gerçek olmayan terimler aracılığıyla düşünemez. "Bu değil, o değil" şeklindeki negatif beyanlar hariç.

Bu arada Ra'dan benzer bir ifade aklıma geldi:


Alıntı yapılan: SORU: ... Dördüncü yoğunluk derecesindeki koşulları kısaca betimlemeniz mümkün mü?

RA: Sözlerimizi dinlerken, dördüncü yoğunluk derecesini betimleyecek sözcüklerin bulunmadığını da göz önünde tutmanızı istiyoruz. Sadece ne olmadığını açıklayabiliriz, bir de yaklaşık olarak ne olduğunu. Dördüncü yoğunluk derecesinin ötesini betimleyebilecek sözcükler ise iyice azalır ve giderek tümüyle sözcüklerden yoksun kalırız.

Dördüncü yoğunluk derecesinin ne olmadığına gelince: Özel olarak tercih edilmedikçe orada sözcükler kullanılmaz. Bedenler ağır kimyasal araçlardan oluşmazlar. Varlık burada kendi içinde uyumsuzluğa düşmez.
İnsanlar arasında da uyumsuzluk yoktur. Burada herhangi bir yolla uyumsuzluğa neden olma olanağı da yoktur.

Bu yoğunluk katının ne olduğunu yaklaşık olarak ifade edersek: Bu iki ayağı üzerinde duran canlıların bulunduğu bir yaşam katıdır, bu araçlar çok daha yoğun ve hayat doludurlar. Bu katta insan diğer benliklerinin düşüncelerinin ve titreşimlerinin farkındadır. Bu katta, üçüncü yoğunluk derecesine ait ıstıraplar idrak edilir ve onlara şefkat ve merhametle yaklaşılır. Bu yoğunluk derecesinde, bilgelik ya da ışığa erişmek için çaba gösterilir; bu katta her ne kadar bireysel farklılıklar varsa da bunlar grubun ortak tutumuyla, otomatik olarak uyumlu kılınır.

Öyle görünüyor ki, bizim bazı şeyleri kavramsal olarak anlama çabamızda bir terslik var. Örneğin 3. yoğunluk KH düzlemi içinden, 4. yoğunluk BH alemini anlamaya çalışıyoruz ve görünüşe göre bunda az veya çok bir yanlışlık, bir terslik var. Kasyopyalılar da zaman zaman buna dair bazı itirazlar yapıyor, bazı üst yoğunluk realitelerini 3. yoğunluk KH zihniyetinin feci sınırlılıkları ve çarpıtıcılıklarıyla kavrama çabası hakkında.

Bu arada bu "zıtlıklar" (kontrast) meselesinin sanırım en önemli yönlerinden biri de şu: Birşeyi bilmek ancak onun zıddını bilmekle tam olarak mümkün olabiliyor sanki. Örneğin kötülüğü tatmadan iyiliğin ne demek olduğunu tam olarak anlayamamak, karanlık olmadan ışığın bir anlam ifade etmemesi, KH olmadan BH diye birşeyin olamayacak olması. Birşeyin değerini ancak onu kaybedince derinlemesine anlamak vb.

Tasavvufta Allah'ın evreni "bilinmek için" yarattığından bahsedilir (Ben bir gizli hazine idim, bilinmek istedim). Buna belki Tanrı'nın "kendi kendini bilmeyi" arzulaması da denebilir sanırım. "Kendini bil", ezoterizmin, ruhçuluğun temel ilkesidir. İşte, kendini bilmek de kendinin zıddını bilmeyi gerektiriyor gibi bir durum var sanki (belki her zaman, her durumda değil ama yine de nadir bir durum da değil).

Ra, insanlığın "düşüş" öncesi fizik bedensiz (tamamen eterik) "uzun dalga" döngüsünde, 3. yoğunluk BH aleminde olduğunu ama oradaki koşulların fazla rahatlığı nedeniyle bir tür şımarma ve hatta varoluşsal bir tür hastalık, tekamül edememe haline girme gibi bir durum olduğunu anlatıyor. Eterikten fiziksele (K'ların deyişiyle uzun dalga döngüsünden kısa dalga döngüsüne) geçiş sanki bir tür "çözüm" olarak gerekmiş. Bu biraz K'ların atıf yaptığı, İncil'de geçen "Müsrif/Savurgan Oğul" hikayesini çağrıştırıyor. (Babasından miras payını hemen isteyen, mirastan payını alınca başka diyarlara gidip o parayı zevk ve sefa yolunda çarçur edip bitirip sonra içler acısı bir duruma düşen ve en son babasının yanına dönüp özür dileyen oğul hikayesi). Yani bir şımarma var, sonra o şımarıklığın acı verici sonucunu (düşüşü) yaşamak ve kaybettiği şeyin değerini anlayıp tekrar yükselişe geçmek gibi.

Bu arada K'lar insanlığın eterik alemden (cennetten) fizikselliğe (cehenneme) düşüşünden bahsederken, bunun sadece dünya insanlığına özgü bir hikaye olmadığını, varoluşta epeyce sık yaşanan bir durum olduğunu söylemişti:

Alıntı yapılan: S: (J) "Seçmedikçe özgür iradenize müdahale edilemez" demişlerdi. (T) İnsan ırkı olarak, özgür irademizle BH'den KH'ye geçtik. (L) Demek insanlık olarak içinde bulunduğumuz bu durumu bir seviyede kendimiz seçtik; Düşen Melek, Lusifer efsanesi. Bu biziz. Altına gitmek için o kapıdan geçmekle düşmüş olduk ve kapıdan geçdiğimizde yılan bizi ısırdı.

C: Ama bu sürekli tekrarlanan bir sendrom.

S: (L) Sadece insan ırkı için sürekli tekrarlanan bir sendrom mu, yoksa tüm yaratılış için de geçerli mi?

C: İkincisi.

Yani sanki varlıkların/ruhların birçoğu (hepsi?) doğrudan eterik alemde (uzun dalga döngüsünde) yaratılıyor ama bunların epeyce bir kısmı bir tür şımarma/yozlaşma geçirerek o veya bu şekilde madde alemine intikal etmek/ettirilmek durumunda kalıyormuş gibi geldi bana.

Ama sonuçta elimizdeki kaynaklara benzer şekilde Plotinos'un öğretisinde de geçtiği gibi, Bir'den çıkarak madde alemine kadar dağılan enerjiler, ruhlar var bir şekilde. Plotinos madde için "var denemez, aslında yoktur" gibi ilginç birşey söylüyor. Bu belki tam olarak doğru değil ama tam olarak yanlış da olmayabilir, çünkü madde ruhun özden en uzaklaşmış, bilinç düzeyi en düşük, yokluk sınırındaki seviyesi.

İşte, ruhların belki hepsi değil ama epeyce bir kısmı, kendini tanıyabilmek için, kendisinin zıddıyla yüzleşmek durumunda kalıyor: Maddeyle. Bakın Maharaj bu konuda ne diyor:


Alıntı yapılan: M: ... Bedenli varoluşunuz için duyduğunuz arzu, sıkıntınızın kök-nedeni budur.

S: Ama o kadar çok sayıda jiva (ruh) bedenleniyor. Kuşkusuz bu bir muhakeme hatası olamaz. Bir amaç olmalı. Bu ne olabilir?

M: İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüz yüze gelmelidir, kendisi olmayanla. Arzu deneyime götürür. Deneyim de ayırt etmeye, bağımlılıklardan kopuşa, kendini-biliş'e götürür – yani kurtuluşa. Ve kurtuluş nedir zaten? O doğumun ve ölümün öte sinde olduğunuzu bilmektir. Kim olduğunuzu unutmakla ve kendinizi ölümlü bir yaratık olarak düşünmekle o kadar çok dert yarattınız ki, uyanmanız gerek; kötü bir rüyadan uyanırcasına uyanmalısınız.

bozadi

#12
Alıntı yapılan: benguonat - 25 Şubat 2026, 13:25:24 Bu apofatik teolojiye göre Tanrı var, ama bizim bildiğimiz hiçbir anlamda değil. Her türlü tanımlamanın ötesinde. "Var" tanımı bile yapılamaz. Buna bir anlamda "negatif varoluş" diyebiliriz ama negatif asla kötü anlamda değil. Olumsuz teoloji de deniyor buna. Yine, kötü anlamda değil bu. Bu evrendeki var olma kavramının tersi. Varlığın zıttı yokluk değil.

"Varlığın zıddı yokluktur" ifadesinde bir yanlışlık olduğunu sanmıyorum ama senin kastettiğin şekliyle, insanın durumu ve Tanrı'nın durumu arasında bazı zıtlıklar olması kulağa mantıklı geliyor. Hele ki bizim 3 KH durumunda olduğumuz, yani epeyce negatiflikle içli-dışlı olduğumuz, Tanrı'nın ise mutlak pozitiflik olduğu düşünülürse (gerçekten öyle olup olmadığı bir tartışma konusu elbette), arada bariz bir zıtlık var. Bizde "ego" var, Tanrı (mutlak birlik seviyesinde) ise egonun zıddı.

Kasyopyalılar "Mutlak yokluk, mutlak varlığı destekliyor" diyor:

Alıntı yapılan: C: Evren herşeyi kapsar. Kara delikler ise tüm KH enerjilerinin son durağıdır.

S: (F) Yani bu, biz veya KH olarak tanımlanan herhangi birinin, o yolda kalmaya devam etmesi durumunda en sonunda varacağı yerin bir Kara Delik olacağı anlamına mı geliyor?

C: Yakın.

S: (L) Çok hoş. Peki "mutlak yokluğa" giden enerjiye ne oluyor?

C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın ne olduğunu tahmin edin.

S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?

C: "Tanrı."

S: (T) Pleiades Öğretileri'nde bahsedildiği şekliyle Baş Yaratıcı'dan mı bahsediyoruz?

C: Evet, Baş Yaratıcı.

S: (T) Baş Yaratıcı ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?

C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı'nın bir parçasısınız.
Yani, K'lar varoluşun en özündeki şeye ve hatta onun kapsadığı KH-BH tüm varlıklara "Mutlak Varlık" diyor çekincesizce. Ama ilginç bir şekilde hem Maharaj'da, hem de Plotinos'ta, o en özdeki şeyin "varlık-yokluk" düalitesi de dahil olmak üzere tüm düalitelerin ötesinde olduğu vurgulanıyor. Ra'da ise "sonsuz yaratan" derken logos mu kastediliyor, yoksa logos öncesi birşey mi kastediliyor, onu anlamaya çalışıyorum. Çünkü Ra sanki şöyle diyor: "önce sonsuzluk vardı, sonra sonsuzluk bilinçlendi, 'farkındalık' başladı, sonra farkındalığın kendinin farkına varmasıyla (?) yaratıcı prensip olan logos oluştu". "Farkındalık" kelimesi ilginç, çünkü Maharaj'a göre "mutlak varlık" denen şey ile "farkındalık" aynı şey. Yani en öz, en saf haliyle farkındalık, mutlak varlığın ta kendisi. Bu ifade K'ların "ruh bilinçtir" ve "bilinç merkezi unsurdur" (yani "bilinç varlıktır") şeklindeki ifadeleriyle de uyuşuyor gibi görünüyor.

İşte, Plotinos'un Bir'i de Maharaj'ın "Farkındalık" dediği şey olabilir. Bu arada Maharaj "bilinç" (consciousness) ve "farkındalık" (awareness) kelimelerini farklı anlamlarda kullanıyor. Bilinç, tezahür etmiş olan, yani düalite alemlerindeki şeylere dair bilinci ifade ederken, farkındalık ise tezahür etmemiş, Tanrısal olanı, yani bilincin en saf, tüm düalitelerden arınmış halini temsil ediyor Maharaj için.

Sonuçta, elimizdeki tüm kaynaklara göre, en merkezde, en özde bulunan şey bilinç veya bilincin en saf hali anlamında farkındalık. O farkındalık saf varlık sanırım. Benim açımdan bütün mesele, o saf farkındalığa "varlık" denip denemeyeceği. Kasyopya bilgileri açısından baktığımda, ona varlık denmesinde (ve hatta saf pozitiflik olarak anlaşılmasında) hiçbir sakınca olmadığı sonucuna varıyorum. Ama Plotinos ve hatta bazen de Maharaj'ın bazı açıklamaları ve hatta Ra'nın logos ve logosu yaratan unsur hakkındaki açıklamaları, en özdeki unsura "var" demenin (ve hatta saf pozitiflik, saf varlık demenin), o şekilde algılamanın uygunluğu-uygunsuzluğu konusunda kafamı karıştırıyor.

Ben bu elimizdeki kaynakları biraz derinlemesine kavramadan önce, "varlık" ile "farkındalığı" aynı şey olarak düşünme eğiliminde değildim. Sanki farkındalık, varlığın bir özelliği imiş gibi (farkında olabilir de, olmayabilir de, veya şu ölçüde veya bu ölçüde farkında olabilir). Ama bu kaynaklarda bilinç veya farkındalık ile varlık kavramlarının eşanlamlı olduğu, aynı şey olduğu yönündeki açıklamaları ciddiyetle düşündükçe, varlık ve farkındalığın aynı şey olabileceğine ciddi ciddi ihtimal vermeye başladım. Teorik olarak kabul ediyorum ama pratikte bunu ne kadar iyi kavradığımdan veya benimsediğimden emin olamıyorum. Belki yukarıda bahsettiğim kafa karışıklığım da tam olarak bundan kaynaklanıyordur.

bozadi

Alıntı yapılan: benguonat - 25 Şubat 2026, 14:13:46 Acaba diyorum ki, 4KH'nin eninde sonunda yok olacak olması, bireylerin değil de, KH düşünce enerjilerinin mi karadeliğe karışacak olması anlamına mı geliyor?
Tüm 4KH bireylerinin yok olacağını varsaymıyorsun, değil mi? Sanırım bazıları KH'liği %100'e ulaştırarak yok oluyor, bazıları ise yok olmamaya karar veriyor. Yok olanların "KH düşünce enerjileri" mi, yoksa "bireysellikleri/şahısları" mı yok oluyor, sorusu konusundaki fikrim şu: İkisi aynı şey bence. Bireysellik, varlık ve düşünce/bilinç/farkındalık aynı şey.

Bu arada, daha önce belirtmiş miydim, emin değilim ama 4KH varlığının yok olması sanırım 5Y merkezli ruhun sadece 4KH uzantısının yok olması anlamına geliyor. K'ların şu açıklaması beni böyle düşünmeye sevk etti:

Alıntı yapılan: S: (L) O halde Kara Deliklere giden şey Baş Yaratıcı'nın bir parçası olmuyor?

C: Doğru.

S: (L) Baş Yaratıcı kendisinin bir parçasını nasıl kaybedilir?

C: Baş Yaratıcı birşey "kaybetmez."

S: (L) Peki var iken Kara Deliğe gittiği için yok olan şeyler?

C: Yansıma olarak 1'inci seviyede tekrar üretilir.

S: (L) Yani Kara Deliğe giden enerji diğer taraftan çıkıyor mu?

C: Hayır.

S: (L) Primal atom gibi birşey mi oluyor?

C: Hayır.

S: (T) Tekrar döngüye mi giriyor?

C: Hayır. Yok olanın yerine yansıma olarak primal atomlar üretiliyor.

Bu üstteki alıntıyı yalnızca bağlam bilgisi olarak verdim, asıl kastettiğim açıklama şu:

Alıntı yapılan: (DD) Parçalanan ruh ne oluyor?

C: Primal madde. Döngüye en baştan başlama. Bilinç kazanmak için geçirilen milyonlarca veya milyarlarca yıl.
Döngüye en baştan başlayan kim? Az önce belirttiğim gibi, bana öyle geliyor ki, bir 4KH varlığı yok olduğunda, onun 5Y'deki varlık özü yok olmuyor, sadece çürüyen, kangren olan 4KH'deki uzantısı yok oluyor.

Biliyorsunuz, 1'den 4'e kadarki tüm ruhların bireysel varlık özünün 5Y'de olduğu söylenmişti. Buna KH varlıkları da dahil görünüyor. Ve bana öyle geliyor ki, 5Y'deki tüm varlık özleri teorik veya potansiyel olarak BH eğilimli. Tıpkı bir 4KH varlığının 6Y'deki Yüksek Benliği'nin pozitif olması gibi, bence 5Y'deki bireysel varlık özü de pozitif, çünkü K'ların dikkat çektiği gibi, 5Y'de düalite yok, 4'ten sonra artık tek yol BH.

Ve işte, 4KH'deki bir varlık yok olduğunda, orada asıl yok olan varlık özü değil, varlık özünden yabancılaşmayı, yani varlığa yabancılaşmayı %100 noktasına ulaştıran "sahte benlik", "ego". Bizlerin de hali hazırda şu veya bu ölçüde sahip olduğumuz sahte benlik, ego. Yani bu sahte benliği, bu negatifliği bırakmayıp bir de %100 seviyesine ulaştırmayı becerirsek, 5Y'deki varlık özümüzden kopma (yok olma) irademizi gerçekleştirmiş oluyoruz. Özgür irade nelere kadir...

benguonat

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Şubat 2026, 16:04:28 Ve işte, 4KH'deki bir varlık yok olduğunda, orada asıl yok olan varlık özü değil, varlık özünden yabancılaşmayı, yani varlığa yabancılaşmayı %100 noktasına ulaştıran "sahte benlik", "ego". Bizlerin de hali hazırda şu veya bu ölçüde sahip olduğumuz sahte benlik, ego. Yani bu sahte benliği, bu negatifliği bırakmayıp bir de %100 seviyesine ulaştırmayı becerirsek, 5Y'deki varlık özümüzden kopma (yok olma) irademizi gerçekleştirmiş oluyoruz. Özgür irade nelere kadir...

Evet ben de öyle düşünüyorum 👍🏻 Ama daha önceden bu mevzuyu sanki komple varlık 1Y'ye gidip ayrışıyor gibi anlamıştım.

Logos'un ne olduğu konusunda hiç yorum yapmayayım kafam karıştı şimdi :D Baya incelemem lazım. Nous ise benim anladığım kadarıyla zihin, akıl diye tercüme edilse de insani bir kavram değil, ilahi,kozmik,evrensel akıl... artık nasıl tanımlarsanız. Ben nous'u insanı tüm varoluşun bilgisine eriştirip tekamül ettirecek olan unsuru diye anlamıştım. 6Y gibi bi yere koymak aklıma gelmemişti. Hani hep derler ya ruhun tekamülü diye. İşte bu nous kavramında iş biraz karışıyor ;D Yunanca bile değilmiş bu kelime, mısırcaymış. Onlar da yunancaya çevirmeden aynen olduğu gibi aktarmışlar kelimeyi. Türkçe'ye zihin veya akıl diye çevrildiğinde işler karışıyor. Bu kavramlar asıl deneyimlenerek anlaşılacak şeyler bence. O yüzden Logos'un ne olduğu hakkında şimdi kendimi zorlamayacağım.👍🏻

Bu arada @gerçek tosun paşa ben mesajları ilk okurken fotoları yüklememiş tarayıcı. Şimdi görüyorum 🤣🤣🤣 eskiden forumlarda elinde "muhahaha" yazan bi tabela tutan smiley vardı yok mu o burada ya? ;D