Felsefeyi netleştirmek...

Başlatan bozadi, 08 Aralık 2015, 14:41:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

arinmak

#45
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi


Peki Ra ve K'lar "kendine" ve "başkalarına" dönük o tutumu tanımlarken ve hele ki Ra tekrar tekrar 4. yoğunluğun "Sevgi Yoğunluğu" olduğunu söylerken, neden "Hizmet" sözcüğünü tercih ediyorlar? Yani "Kendine Sevgi" ve "Başkalarına Sevgi" demek yerine, "Kendine Hizmet" ve "Başkalarına Hizmet"? Sanıyorum ki burada sevginin ne anlama geldiğini vurgulamaya çalışıyorlar. Sevginin tanımının sapmasını önlemeye çalışıyorlar belki de. Sevginin varlığı hizmetin varlığıyla ölçülüyor. Hizmet yoksa, sevgiden bahsetmek anlamlı olmuyor.

"Hizmet" sözcüğü "ihtiyaç" sözcüğüyle yakından bağlantılı bildiğiniz gibi. Yani en gerçek, en makbul hizmet, gerçekten en çok ihtiyaç duyulan şeyler sezilerek yapılan hizmet olsa gerek.

3.boyut kh olduğumuzun farkındayım. geçmiş celselerde k lar açıkça kelimelerin , anlamlarını eksik yada yanlış bildiğimizi söylemişti.

İnsan en çok sevdiklerini üzmez mi ? En çok sevdiklerimiz bizi üzmez mi ? Saygıyı nasıl konumlandırmalıyız ?
Hepimizin başına gelmiştir. İçinde sevgi olmasada ... Saygı duyduğumuz veya saygı gösterdiğimiz yada bize saygı duyan veya saygı gösteren kişilerle iletişimimiz... daha sorunsuz olmuyor mu ?

Sevgi ne kadar yüksek olursa olsun , saygının oranıda önemli değil mi ?
Sevgi ve saygıyı nasıl oranlandırmalıyız ?

Belkide 3.kh olduğumuz ve ciddi saptırmalara maruz kaldığımız için , sevgimizde sorunlu oluyordur.

Alıntıladığım kısmın son cümlesi , hergün karşımıza çıkan fakat bilinç olarak fark edemediğim bir noktaya götürdü.
 

bozadi

#46
Katkın için teşekkür ederim arinmak. İnceleyelim.

Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki, şahsen hayatımdaki insanlara ne kadar az gerçek sevgi (koşulsuz "varoluşsal" onay ve destek hizmeti) sunduğumla yüzleşmeye çalışıyorum. Ve bunları söylerken, kendimizi veya birbirimizi yargılama isteğine neden olmamayı umuyorum. Evet, hepimiz bir şekilde 3KH'yiz, hepimiz KH düzeni koşullarına azımsanamayacak ölçülerde itaat ederek veya etmek zorunda kalarak yaşıyoruz, hepimiz yukarıda tasvir etmeye çalıştığım saldırıların mağduruyuz, hepimiz şu veya bu düzeyde (ve değişken biçimlerde) egosalız ve hepimiz birbirimizi zaman zaman üzüyoruz, incitiyoruz, bilerek veya yeterince farkında olmadan.

Sevgi ve Saygı terimleri arasında objektif bir karşılaştırma formülü bulmamız şu an kolay görünmedi bana. Belki de mümkün olduğu kadar gerçek veya varsayımsal örnekler üzerinden gitmemiz daha faydalı olur. Günlük hayattan örnekler. Böyle bir örneği ele alarak sevgi-saygı kavramları arasında nasıl bir ilişki olduğunu anlamaya çalışmak faydalı olabileceği için, senden bir örnekle konuyu geliştirmeye çalışmanı rica ediyorum.

En çok sevdiklerimizi incittiğimiz ve en çok onlar tarafından incitildiğimiz görüşünü büyük ölçüde kabul ediyorum. Bence bu genel olarak isabetli bir görüş yani. Bunun "beklentilerle" de ilgisi var gibi geliyor bana. Yani örneğin, çoğu zaman çok sevdiğiniz biri tarafından incitilmeyi beklemezsiniz. Koruma kalkanlarını indirebiliriz ve karşı taraf beklemediğimiz ve bizi çok rahatsız eden birşey söylediğinde ve yaptığında bu bizi gerçekten çok incitebilir. Ama burada yaşanan sorunun doğruları-yanlışları özel bir inceleme gerektirir sanırım. Yine belki bir örnek üzerinden daha kolay ve faydalı bir şekilde ilerlenebilir.

arinmak

#47
karı-koca çok sevdiler ki evlendiler(mantık evliliği , yada çevre etmenleri veya mecburiyetten vsvs... onları saymıyorum). Bir zaman sonra birnin diğerine yada birbirlerine yaptıkları.
anne , baba , evlat
akrabalar
eş , dost ....

örnekler çoğaltılabilir. birinin veya birilerinin yada birbirlerine yaptıkları. sevdikleri halde yapıyorlar . yolları kalıca veya geçici olarak ayrılıyor. ayrılmasada hiç birşey eskisi gibi olmuyor.
bir arada olup birbirlerini sevmeye ve üzmeye devam edenlerde var.

sevgi ,saygı ... derken asıl nedenin korku veya mecburiyetler olabildiği durumlarda var.
büyüdükçe saygı zannedilen şeyin korku olduğu...
saygı zannettiği şeyin , mecburiyet veya muhtaçlık olduğu. misal ekonomik özgürlüğünü kazanan ve kazanmadan önceki durum. değişen insanlar var.
yada ekonomik özgürlüğünü kazandığı , artık kendi ayakları üzerinde durduğu için ailenin korumayla karıştırdığı üstünlük kurmayı , evladının ondan uzaklaşma korkusundan dolayı azaltması veya vaz geçmesi.

konu geniş , yüzeysel yazsamda örnekler ve ihtimaller fazla , her örneğin ayrıntısına girilmeye çalışılsa benzer örnekleri yaşamış olanların bile sebep-sonuçları farklı olabiliyor veya bazı noktalarda ayrılabiliyor.

çok fazla ihtimal ve bilinmeyen var. içten içe aslında hepsi bir , sebep tek diyorum. ama onu bulamıyorum.

bu kadar sapmaya , bukadar karışıklık ... normal olduğunu düşünüyorum (belkide fazladır bilmiyorum )

ekleme kendimden bir örnekle , konuyu daraltıp , ayrıntıya girebilirdim. ama kendimden örnek vermek istemedim.[:)]
 

bozadi

#48
Okudum ama meşguliyetten dolayı cevap hakkımı birkaç saat bekleteceğim konsantre olabilmek için :)

beyrutkapı

#49
İnsanlar arası ilişkilerde karmanın önemini ve bir bütün olarak evlilik kurumunun yine geçmişteki bir karmanın kalıntısı olduğunu hatırlatmak isterim. Kişiler arası özgür ve insanları hapsetmeyen ilişkiler kurulamamasının nedenleri var. Ve elbette çok sık tekrarladığımız, bir kh gezegeninde Bh adayı olmaya çalışan kh bireyleriyiz hepimiz. Sadece bu kadarı bile insanların neden bu durumda olduğunu açıklamaya yetiyor bence. Herhangi bir ilişkinin yada hayatın kurbanı gibi gözükmek sadece belli seviyelerdeki seçimlere işaret eder. Ra nın çok sık tekrarladığı gibi, tüm bu negatif koşullar bir yerde insanları özgür iradeleri yönünde seçimler yapmaya zorlar. Bu da esasında deneyimin ve kutuplaşmanın temelidir.
sonsuz bir oyunda gördüğümüz tüm eksikler bir yanıyla oyunun özü. Evrenin sonsuz zamanı ve kaynağı var. Bu hayatta olmazsa bir başkasında, bu gezegende olmazsa bir başka gezegende. Kişi bu bakış açısını bir kez kavradığında, gerçekten önemi olan çok çok az şey olduğunu fark ediyor.
 

bozadi

#50
Yerinde, güzel açıklamalar beyrutkapı. Ve özellikle sonlarda bahsettiğin "bakış açısı", hepimizin benimsemeye çok ihtiyaç duyduğu bakış açısı. Maruz kaldığımız bunca berbat koşullara rağmen samimi, tatmin edici ve tekrar tekrar dönebileceğimiz bir huzur, güven, sükunet duyabilmemizin başka yolu yok. Acizliklerden, bağımlılıklardan kurtulmamızın başka yolu yok. Evrenin veya hayatın aslında ne olduğu konusundaki büyük resme dair inancımızı ve farkındalığımızı giderek pekiştirmeye çok ihtiyacımız var, şimdi ve burada.

Hiçbir şeye aşırı önem atfetmemeyi, kompleks yapmamayı, beklenti içinde kıvranmamayı sağlıyor varoluşun sonsuzluğu, zamansızlığı, ve bizim de onun ta kendisi olmamız. Evet, bunun kalıcı farkındalığına ermek hemen mümkün olmayabilir ama tüm bu işkencelerin ve sahteliklerin ortasında tekrar tekrar gerçeğin kapısına gitmekten başka yapacak ne var?

Olacak, buna ereceğiz. Önümüzde dünya değil, evrenler yıkılsa bozulmayacağız. Hiçbir şey, ama hiçbir şey varlığımızın özü ve ta kendisi olan sonsuz dinginliğin, güzelliğin, güvenin, aynı zamanda coşkunun, sevincin farkındalığını elimizden alamamalı. Bu farkındalığı gerekirse tekrar tekrar keşfetmekten ve kalıcı hale getirmekten başka çaremiz, yolumuz yok. Üç beş çapulcu şeytana boyun eğmiş kitlelerle birlikte maruz kaldığımız işkencelere direnip aynı zamanda bu işkence bataklığını kurutabilmek için ihtiyaç duyduğumuz yardımın başka bir adresi yok.

Alıntı Yapİçinde sevgi olmasada ... Saygı duyduğumuz veya saygı gösterdiğimiz yada bize saygı duyan veya saygı gösteren kişilerle iletişimimiz... daha sorunsuz olmuyor mu ?

Sevgili arinmak, hayatımızdaki bireylere sevgi sunma (onlara koşulsuz bir varoluşsal onay ve destek sunma) gerekliliğinden bahsederken aslında çok havada kalan birşey söyledim. Bu söylediğim şeyin pek çok ayrıntısıyla ele alınması gerekiyor.

Öncelikle, bu bahsettiğim anlamdaki sevgi veya hizmet pratiğini hayatımızdaki herkese sunmamız veya yapmamız gerekmiyor. Bunu yapacak bireyler arasında belirli bir düzeyde samimiyet ve iyi niyet olması icap eder. Bu konuda öncelikli olan, bunu gerçekten yapmayı isteyebileceğin kişilerle yapmak. Ve yine, bu bahsettiğim pratik için karşı tarafla bu amaçla özel bir ritüel yapmak gerekmiyor, hatta bu konuyu aramızda ele alıp tartışmadan, böyle birşeyin ne kadar "önerilebilecek" birşey olduğundan bile emin değilim. Açıkçası ben önerdiğim pratiği aslında ilgili kişi veya kişilere resmi olarak haber bile vermeden, zihinsel bir pratik olarak yapmayı önerecektim ve şimdi öneriyorum.

Ve yine, yukarıda bu pratikten ilk bahsederken aklımdan geçen şey şuydu: hayatında en çok değer verdiğin kişi veya kişilerle, aklında/gönlünde bir diyalog kurmak. Onu karşına almak, sakince, güzelce, rahatça ona bakmak ve ona telepatik olarak birşeyler söylemek. "Seni seviyorum" gibi. Ve bu alelade bir "sevgi" beyanı da olmamalı. Sevgiden neyi kastettiğini de telepatik olarak onunla paylaşmalısın. İşte burada, forumda ele aldığımız ve tartıştığımız bilgilerin önemli bir kullanımı olabilir. Yani karşıdaki kişiye şöyle birşeyler söylemek örneğin: "Ne yaşadığını biliyorum. Doğru dürüst ifade bile edemediğimiz bir işkencenin içindeyiz. Yeterince sevilmediğini, desteklenmediğini, yaralı olduğunu, acı çektiğini biliyorum. Şimdiye kadar ne olmuş olursa olsun, bundan sonra, yavaşça da olsa birbirimizi giderek daha gerçek, daha derinlemesine seveceğiz. Daima birlikteyiz. Hepimiz evrendeki en yüce gerçeğin ta kendisiyiz ve ben senin varlığının gerçek potansiyelini giderek ortaya çıkarmana destek olmak istiyorum, bunu seve seve yaparım. Yapacak daha önemli, daha güzel birşey yok ne bu dünyada, ne de varoluşun herhangi başka bir yerinde. Varlığım senin içindir. Senin huzurun, güvenin, sevgin içindir. Korkularından, endişelerinden, komplekslerinden, yaralarından arınmanda ve varlığının sonsuz kudretini ve güzelliğini keşfetmende sana hizmet etmekten sonsuz gurur ve sevinç duyuyorum." gibi.

Önemli olan bunu fizyolojik ve/veya ruhsal anlamda aile olan veya olma eğiliminde olan bireylerin yapması öncelikli olarak. Ve dediğim gibi, bunu ille karşı tarafa söylemeye gerek yok, belki söylenmese daha iyi. Bunu yaptığınız zaman kendinizi daha iyi hissediyorsanız, karşı tarafa şu veya bu düzeyde mutlaka bir sinyal gönderirsiniz. Karşı taraf bunu bilinçli zihniyle fark etmese bile ruhunun bir seviyesinde mutlaka algılayacaktır ve bu mutlaka bir düzeyde bir şifa etkisi yapacaktır. Ama yine de bu konuda hiçbir şiddetli beklenti içinde olmamak daha iyi. Yaptığınız şeyin size verdiği mutlulukla yetinin ve bunu yapmayı gerçekten seviyorsanız yapmaya devam edin.

Ayrıntıları tartışabilmek ve meseleyi giderek netleştirmek, daha iyi hale getirmek ümidiyle...

bozadi

#51
Bunu en sevdiğimiz, en değer verdiğimiz bireyler için yapmayı bir alışkanlık, pratik haline getirdikçe, inanın karşı taraf etkilenmiş gibi görünmese bile hiç değilse sizin bizzat bu pratiğiniz nedeniyle karşınızdaki insanlara karşı davranış biçiminizde, farkında olarak ve olmayarak verdiğiniz mesajlarda, bıraktğınız izlenimlerde olumlu bazı gelişmeler olacaktır bence. Ve dahası, bunu yaptıkça aslında sizin kendi yüksek benliğinizle, evrenle, hayatla olan bağlantı kanallarınız giderek temizlenecek, açılacak ve ilham, rehberlik ve enerji alacaksınızdır yavaş yavaş da olsa. Ve sabırlı olursanız, bu moral ve enerji artışı herşeye etki edecektir, beklenmedik biçimlerde de olsa.

Bu pratiği özellikle veya öncelikle zaten en çok değer verdiğiniz, en çok önemsediğiniz, aranızda zaten azımsanamayacak bir sevgi/saygı bağı olan bireylerle yapmanızı öneriyorum. Pratik yaptıkça çemberi dikkatli bir şekilde genişletebilirsiniz. Kendisine böyle bir mesaj göndermenizden memnun olacağını sezdiğiniz bireyler. Sevgiyi, gerçek sevgiyi almaya ve paylaşmaya istekli olduğuna inandığınız bireyler. Emin değilim şu aşamada ama belki de bunu belirli bir ilgi ve saygı duyduğumuz ama belki yine aramızda bir sorun veya soğukluk olan bireylerle bile deneyebiliriz. Tabi bu durumda pratik en sevdiğimiz bireylerle olan pratiğimiz gibi değil de, daha kısa bir çeşit iyi niyet paylaşımı gibi olabilir belki.

Bu zihinsel sevgi paylaşımı pratiğini biraz da şu yüzden yapıcı buldum: Pek çok komplekslerden, sorunlardan, tartışmalardan, başka engellerden dolayı, sevdiğimiz veya değer verdiğimiz insanlarla fiziksel yaşam koşullarınızda bunu yapmak pek kolay birşey değil sanırım. Yani aslında hepimizin buna ihtiyacı var ama bizzat yaşam koşullarımız bunu engellemeye, zorlaştırmaya yönelik olarak dizayn edildiği için, herkes farkında olduğu ve olmadığı binbir türlü dert, stres ve kompleks içinde olduğundan, böyle birşeyi kalkıp fiziksel/somut bir şekilde yapmayı teklif etmek veya yapmaya kalkışmak, her zaman yapıcı sonuçlar doğurmayabilir. Denemedim ama zaten genellikle kompleksli bir insan olduğum için pek denemek de istemiyorum. Yani, "gel şöyle bir pratik yapalım, bak anlatıyorum..." diyerek bu bahsettiğim şeyi "açıklamaya" çalışmak çok problemli olabilir gibi geliyor bana. Yüzyüze açıklayamayacağınız, ifade edemeyeceğiniz o kadar çok zorluk veya engel var ki, tek taraflı ama samimi diyalog amaçlı telepatik bir çalışma çok daha "pratik" bence :)


arinmak

#52
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

İnsanlar arası ilişkilerde karmanın önemini ve bir bütün olarak evlilik kurumunun yine geçmişteki bir karmanın kalıntısı olduğunu hatırlatmak isterim.

evlenmek , çocuk yapmak ; ben bunun sadece 5. boyuttayken ruhların kendi aralarında yaptıkları anlaşma tarzı birşey zannediyordum. Evlenmemek çocuk yapmamak karma yaratma ihtimali var diye hatırlıyorum amam...
Birde evliliğin geçmişten bir  karma olması... işler karışıyor
(bununla ilgili bişeyler okumuştum ama nerede , ne zaman hatırlayamadım. Sanırım uykuma direndiğim bir zamandı )
Bazen içimden tekrarlıyorum ... benle ilgili karması olanlar varsa affediyorum.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Herhangi bir ilişkinin yada hayatın kurbanı gibi gözükmek sadece belli seviyelerdeki seçimlere işaret eder.

hayatımdaki 2 önemli tercihte bulunmasaydım ilizyonun içinde mutlu bir hayatım alacaktı. Canım nekadar yansada , kendimi kurban olarak değil , çok şanslı biri olarak görüyorum. ( bu cumle beni geçmişe götürdü , anlamsız bir mutluluk oluştu. Teşekkürler )

son paragrafın farkındayım ama tam olarak benimsiyemiyorum... , ufak ufak azaltsamda kaygılar devam ediyor.

bozadi
geçmiş yaşamlarımda ne yaptğı mı bir bilsem, sevgiyle ilgili çözmem gereken , tam olarak anlamlnadıramadığım , somutlaştıramadığım şeyler var.
fiziksel olarak neden bukadar güçsüz olduğumu merak ederdim ve neden fiziksel gücümü arttırmak için herhangi bir çaba içinde olmadığı mı ( ra bilgilerinde sevgi yasasını öğrenebilmek için zayıf bedenler seçermişiz )

bunu okuduğum gün internette karısı tarafından aldatılan boksör videosu denk geldi ... ardından bir kaç şey daha...
bizzat yaşadığım oylaylardan da örnek eklenebilir ama... bir şekilde dönüp dolaşıp sevgiye geliyorum.

rüyalarında fiziksel temas gerektiğinde abartısız küçük bir çocuğa dönen ben , 2-3 yıldır malkoç oğlu olmaya başladım.

dünyadaki olumsuzluklar ..... öfkelendiriyor.

güçlü bir bedene sahip olsam çok kavgacı birisi olurdum.

birde yapım gereği ; duruma göre en fazla beşe kadar yolu var derim , alttan alırım. en son olayına ve kişisine göre fena haşlardım. [:)]

uzun zamandır alttan alıyorum , susuyorum , lafı azımda tutuyorum , kalp kırmadan hatasını nasıl söylerim. haklı - haksız aramadan nasıl ortak bir noktada buluşuruzun derdindeyim. henüz dengeyi kuramadım. ben altta kalıyorum[:)] . Amaçım hatalarından dolayı karşımdakine geri adım attırmak değil , ortak bir noktada buluşmak.

sevgi , saygı , alttan alma , görmezden gelme , negatif hamleleri sakince boşa çıkarmaya çalışma ...

eskiden ilizyonda olsa bazı şeyler ne rahatmış , eksik , yanlış bildiklerin , yeni yeni öğrendiklerin ....

herşeye rağmen minik minikte olsa ilerlemek güzel.

aile , dost , akraba ... zamanla düzene girer heralde.
 

twine

#53
Hepinizi, hepimizi seviyorum sevgili arkadaşlarım :)) arinmak, beyrutkapı, bozadi ve diğerleri.. kendi varlığımı sizden ayrı tutmuyorum. Cevaplarımı biraz işten güçten dolayı geciktiriyorum farkındayım kusura bakmayın. Eckhart Tolle ile ilgili paylaşımımda, adamın bazı kritik meselelere farklı bakış açıları getirmesi, kendi içinde bunları yüksek dinginlik ve farkındalık seviyelerinde çözümlemeler yapması her zaman dikkatimi çekmiştir. Bizim açımızdan da kendi spiritüel ve BH yolunda gelişimimiz için faydalı olabileceğini düşündüğüm tarafları bunlar aslında.

Bu başlık altında tartışılan, en karamsar hissettiğimiz zamanlarımızda yeniden mutlak varoluşun kendisiyle ve onun muazzam potansiyeli ile nasıl bağlantıda kalabileceğimiz, nasıl tekrar damla gibi değil de okyanus gibi hissedebileceğimiz konusunda etkili ve son derece basit yaklaşımlar ve ipuçları içerdiği için videoyu eklemiştim. Paylaşımlarında egoyu ve ben-merkezciliği, öz varlığımızla aramızdaki en büyük engel/perde olarak sık sık gündemde tuttuğu -ki dünyanın karanlık düzen sahipleri tarafından şu anki kaotik duruma ve düşük frekansa çekilmesinde en önemli sebeptir hemfikir olduğumuz gibi- özellikle "Sufizm Bilgeliği" paylaşımlarında, şiirlerle desteklediği etkileyici öğretileri vardır. Eksik tarafları, farkında olarak veya olmayarak üstünde durmadığı, geçiştirdiği müthiş öncelikli konular da illaki olabilir.

Sevigli Arınmak özellikle karı-koca ilişkileri çerçevesinde gerçek sevginin nasıl sömürülüp, bireylerin kendi çıkarları doğrulutusunda nasıl saptırılabileceği açısından güzel örneklemeler yapmış. Bozadi' nin de günlük yaşamımızda uygulayıp deneyimleyebileceğimiz, sevgiyi ve pozitiviteyi yükseltebileceğimiz önerme getirdiği pratiklerini çok sevdim. Umarım bu uygalamaları, pratikleri günlük yaşantımıza, kendi çevremize yansıtıp gerek bireysel, gerekse forum ailesi olarak deneyimleyebileceğimiz aktivitelerle (Örneğin doğa yürüyüşleri, kamplar, tatil gezileri gibi. vs ) hep beraber yakalama şansları da bulabiliriz.
 

arinmak

#54
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Okudum ama meşguliyetten dolayı cevap hakkımı birkaç saat bekleteceğim konsantre olabilmek için :)
Ekleme yapma sebebim , hemen cevap yazmanız için değildi.

başka bir konuda celse öncesi ve sonrası diye yazmıştım.
Celse sonrası birşeyler yazarken , sormak isterken zorlanıyorum. uzun yazmaya kalksam herşeyi karıştırıyorum. yazının başlangıcıyla sonu arasında fark oluyor. ben bile ne yazdığımı anlamaya biliyorum ve o yazıyı göndermeden siliyorum.

Kısa ve sade yazarak sormaya öğrenmeye çalışıyorum. Bu da yazdıklarımı , forumda paylaştıktan sonra ,  bir kaç gün takip etmeme sebep oluyor. Eksik birşey yazdığımı görürsem ekleme yapıyorum.

Mesela dün attığım son ileti , konuya ondan önce attığım iletilere bakınca , nerden nereye oldu.

ilizyondan çıkış için atılan ilk adım... zorluyor [:)]

bozadi , beyrutkapı , twine .... kısaca HERKEZE verdikleri bilgiler ve öneriler için çok teşekkürler




ekleme ; eksik ve yanlış bilinenler , kavramlarda ki derinlikler , eskisi gibi yada günlük hayattaki gibi değil.
 

bozadi

#55
Ben de hepinize teşekkür ederim arkadaşlar. Tüm zorluklara rağmen ortak çabalarımızı sürdürelim, eminim şu anda yerine oturmayan taşlar da zamanla yerine oturacak, pek çok husus giderek netleşecek ve resim berraklaşacaktır.

bozadi

#56
Zihninizde telepatik bir sevgi iletişimi kurduğunuz bir bireyle sonradan problemler ve hatta ciddi problemler de yaşayabilirsiniz. Buna fazla takılmayın. Veya siz kendiniz zaman zaman ciddi şekilde sevgisiz bir halde bulabilirsiniz kendinizi. Buna da çok takılmayın. Akışına bırakın. Uzunvadeli amaçlarımız doğrultusunda işbirliği yapabildiğimiz sürece herşey yoluna girer. Hepimizde bir sürü KH duygu/düşünce/davranış kalıpları mevcut hala. O yüzden kesintisiz bir şekilde BH modunda kalamıyor olduğumuz için kendimizi şiddetli bir şekilde yargılamayalım. Kaybolmuşluk, kaybetmişlik duygularının altında ezilseniz, boğulsanız bile, o da sonsuza kadar sürmeyecektir.

Bu bahsettiğim odaklanmış sevgi diyalogları (monolog gibi görünse de) kadar önemli olduğunu tahmin ettiğim bir husustan bahsetmek istiyorum.

Bireyler-arası iletişim ve etkileşim sürecinin dışında, bir de bir "teklik", bir "yalnızlık" boyutu denebilecek birşey var. Biraz daha ayrıntısına girmeye çalışacağım bu iki şeyden biri diğerinden daha öncelikli veya daha önemli mi, emin olamıyorum şu anda ama teklik/yalnızlık diyebileceğim deneyim boyutunun  "birlikte yaşamdan" daha az önemli olmadığını düşünüyorum. Teklik/yalnızlık derken neyi kastettiğimi açıklamaya çalışayım.

Yukarıda ve aslında forumun her yerinde vurgulamaya çalıştığım, bizim ve herkesin çeşitli biçim ve miktarlardaki KH duygu/düşünce/davranış programları ve bunları besleyen şeytani yaşam koşulları nedeniyle, hayatımızdaki insanlarla bir sürü sorun yaşıyoruz. arinmak'ın da belirttiği gibi, bazen en ciddi sorunları hayatımızdaki en önemsediğimiz, en çok değer verdiğimiz bireylerle yaşayabiliyoruz. Ve hayatımızda en çok değer verdiğimiz insanlarla ilişkimizin yapıcılığının azaldığı süreçlerde ciddi bir moral bozukluğu ve enerji kaybı deneyimleyebiliyoruz. Bu aynı zamanda karamsarlık, huzursuzluk, güvensizlik ve daha fazla sorun anlamına geliyor çoğu zaman.

Çeşitli olumlu ve olumsuz yönleriyle "ilişkiler" şüphesiz hepimiz için hayati düzeyde önemli. İlişkisiz bir yaşam mümkün ve anlamlı değil. Hayatımızdaki insanlar ve diğer insan kitleleri olmadan hayatımızın da bir anlamı olmazdı sanırım. Yani bir şekilde birbirimize bir tür gönüllü bağımlılığımız var.  Bunda itiraz edilebilecek birşey yok ama ilişkilere "fazla bağımlılık" konusunda gözden geçirmemiz gereken bazı olasılıklar var gibi görünüyor bana. Yani özellikle kendimizi nasıl hissettiğimiz konusunda ilişkilere bağımlılığın (ve aslında hatta "yaşam koşullarımıza" bağımlılığın) yeterince farkına bile varamadığımız ciddi olumsuz etkileri olabilir.

Forumda doğal olarak tekrar tekrar ele almaya ve daha iyi kavramaya çalıştığımız "7. yoğunluk", "zamanın olmaması", "Tanrı'nın kendisi olmamız" gibi kavramlarla da yakından bir bağlantısı var bu konunun. Eğer biz buysak, Tanrıysak, herşeysek, varoluştaki en yüce hakikatsek, eğer BH, sevinç, huzur, güven, adalet, sevgi varoluşun özüyse ve bizim bireysel varlığımız da aynı vardan var olduysa, o zaman bunun huzurunu, güvenini, sevincini varlığımızın görünmez derinliklerinden ortaya çıkarmamız gerekiyor. Hiçbir şey bundan daha önemli, daha öncelikli olamaz.

Biliyorsunuz, 3. yoğunluk bireyselliğin keşfinin derinleştirildiği ve giderek rafineleştirildiği, saflaştırıldığı bir deneyim seviyesi. Sağlıklı, gerçek bir "birey" olabilmemiz için, tüm evrenle, tüm varoluşla veya "var olmakla" nasıl bir ilişkimiz olduğuna dair güçlü bir farkındalığımız, inancımız, güvenimiz olmalı. Güçlü gruplar, kitleler, güçlü bireylerden oluşur. Farkındalığın, bilginin "güç" olduğu vurgusunu hatırlayacak olursak, en önemli veya öncelikli bilginin var olmakla veya varoluşla ilgimizin, ilişkimizin ne olduğu konusundaki bilgi ve farkındalık olduğu, en derin gücün bu farkındalıktan geleceği sonucu çıkıyor olabilir. Tabi bu her zaman çok doğrudan olmak zorunda değil, daha dolaylı şekillerde de olabilir. İşte, tüm aleyhte koşullara rağmen hayatımızda işlerimizin, güçlerimizin, özellikle de "ilişkilerimizin" yapıcı ve verimli gitmesi ölçüsünde, nispeten derin bir sevinç, huzur, güven duyabiliyoruz ve bu tür deneyimlerin etkisini uzun bir süre boyunca bir moral ve ümit kaynağı olarak kullanabiliyoruz. Problemli olan veya olabilecek olan şeyse, o aleyhteki koşullar fazlasıyla etkili olduğunda, işlerimiz güçlerimiz uzunvadeli veya derinlemesine bir şekilde ters gittiğinde ve / veya ilişkilerimizde ciddi verimsizlikler veya krizler yaşadığımızda varlığımızın koşulsuz-kayıtsız-sonsuz özü ve kendisi olan varoluşsal sevinci, huzuru, güveni, sevgiyi ciddi oranda kaybedebiliyor olmamız. Evet, elbette söylemesi kolay, ama derinde veya esasta kendimizi nasıl hissettiğimiz dünyaya "bu kadar" bağlı veya bağımlı olmamalı. Dünya derken, tabi öncelikle yaşam koşullarımızın, işlerimizin-güçlerimizin ve belki özellikle ilişkilerimizin gidişatını kastediyorum ama aslında tüm gezegenin kendisini de kastedebilirim. Önemi var mı? Veya ne derecede var?

Bunları söylerken, "ilişkilerimize önem vermeyelim, hayatımızda kimseye derin bir değer vermeyelim, hiçbir şeyi ciddiye almayalım" gibi bir anlamda söylemiyorum. Şu şeytanların düzeninde bu kadar berbat koşullara biraz da ilişkilerimiz sayesinde katlanabiliyoruz belki. Birbirimizden azımsanamayacak bir güç ve moral buluyoruz. "Elle gelen düğün bayram" deyişi biraz da bu durumu ifade ediyor sanki. Veya işlerimiz yolunda gittiğinde derin bir varoluşsal sevinç, moral, güven, huzur duyma cesaretini veya imkanını bulabiliyoruz. Ama koşullar veya işler-güçler veya ilişkiler bazen de bizi en çok boğan, en çok güvensizliğe, huzursuzluğa, en derin travmalara sevk eden şeyler haline de gelebiliyor.

O yüzden, hayatımızdaki insanlarla ve diğer insanlarla ve yaşam koşullarımızla olan "ilişkimizin", varoluşun veya "var olmanın" kendisiyle olan doğrudan ilişkimizi tamamen belirlemesine izin vermemek konusunu biraz düşünebileceğimize inanıyorum. Varoluşun bütünüyle olan ilişki deyince, uçsuz bucaksız ve hatta belki ciddi oranda karanlık veya belirsiz bir okyanusla ilişkimizi düşünmek gibi birşey bu belki de ama "birbirimizden" cesaret alarak, Varlıkla olan bağımızı biraz daha ciddi şekilde düşünmemiz icap ediyor olabilir.

arinmak

#57
yeni iletinin içinde geçenler  , yeni soru sormaya uygun....

Sevgili bozadi konu bütünlüğü aramadan , kalbinden geçenleri yazmaya devam et.

( yoğunluktan , cumaya kadar soru soramıyorum , iyi dinlen [:)] )

 

bozadi

#58
Bu başlıkta son yazdıklarımdan beri geçen sürede kafamda birşeyleri daha güzel toparlama şansım olduğunu düşünüyorum.

Hani pozitif insani değerler dediğimiz şeyler var ya: iyilik, doğruluk, güzellik, adalet, sevgi, sevinç, huzur, güven... Bunlar BH Aleminin doğal özellikleri. BH Alemi demek, "Varlık Alemi" demek. Çünkü BH "varoluş" demek, tüm varlıkla birliğini, bütünlüğünü keşfetme, onaylama, kutlama demek, bütünsel varlığa hizmet etmek demek. BH farkındalıklarının ve deneyimlerinin doğal ve kesintisiz gerçek olduğu alem BH Alemi veya Varlık Alemi. O alemde yaşayan sınırsız sayıda varlık mevcut. Ve biz orada değiliz. Biz, 3. yoğunluk bireyler olarak, BH ile KH alemleri arasında bir seçime teşvik edildiğimiz bir durumda veya seviyedeyiz ve her iki alemin hizmetkarlarının etkilerine maruz kalıyoruz ve bildiğiniz gibi dünyada ne yazık ki KH güçleri hala ciddi oranda egemenler ve bunda da genel dünya insanlığının çoğunluğunun tembellikleri, duyarsızlıkları, çiğlikleri, egoları büyük rol oynadı.

İçinde yaşadığımız hayatta veya düzende adaletsizlik, nefret, işkence, katliam eksik olmuyor. Varlık Aleminde yaşamadığımızı bize çok güzel anlatıyor, hatırlatıyor bunlar çünkü Varlık Aleminde adaletsizlik, sevgisizlik, işkence ve katliam olması mümkün değil. Bunlar KH alemlerinin veya KH etkisinin baskın olduğu alemlerin özellikleri.

Hani diyoruz, isyan ediyoruz ya; "Nerede adalet? Nerede eşitlik, kardeşlik, paylaşım?" İşte, bunlar BH Aleminde ve biz şu anda orada değiliz. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dünyada adaletsizlik, sömürü, işkence ve katliam olması kadar doğal birşey olamaz ve zaten bunun doğallığı ve olağanlığı son zamanlarda giderek daha da doğrulanır hale geldi.

Peki ne yapmalı. Arkadaşlar, öncelikle BH Aleminin, yani Varlık Aleminin varlığını zihninizde canlandırabilmeli, sezebilmeli, inanmalı, güvenmelisiniz. Elbette her yönüyle tamamen homojen bir alem değil, pek çok seviyeleri, farklı boyutları var ama BH Aleminde, yani Varlık Aleminde neyin olduğuyla ilgili çok basit bir fikir/tahmin/sezgi yürütebilirsiniz: İçinde bulunduğumuz BH/KH karışık ve KH egemen deneyim ortamında, tüm olumsuzluklara rağmen zaman zaman duyumsayabildiğiniz veya erişebildiğiniz tüm samimi, derin, güçlü pozitiflikleri düşünün. Sevgi, sevinç, huzur, güven... Ne olursa. İşte onların kaynağı ve kesintisiz olarak yaşandığı, egemen olduğu alemden bahsediyoruz. Adaletin, sevginin, doğruluğun, güzelliğin, paylaşımın egemen olduğu bir alemden bahsediyoruz. O alem pek çok farklı yoğunluğu, boyutu ve yerleri kapsıyor ama temel özellikleri yukarıda belirtildiği gibi sezilebilir.

Şu anda orada değiliz ama istersek oraya doğru ilerleyebiliriz veya orayı buraya çekebiliriz (aynı şey).

Şu dünya üzerinde bize kesintisiz bir şekilde yapılmakta olan işkencelerin temel amacının "gözümüzü boyamakla" ciddi bir ilgisi olduğunu anlıyorum. Güneş balçıkla sıvanıyor adeta. Yani şu gezegen üzerinde öyle şeylere maruz kalıyoruz ki, bilinçli olarak farkında olmasak da, tüm varoluş hakkında bazı sonuçlara varıyoruz veya "vardırılıyoruz". Dünyadaki lokal deneyimimizin baskın özelliklerini farkında bile olmadan tüm varoluşa projekte ediyoruz doğal olarak. Yani dünyadaki hayat berbat olduğu için, tüm varoluştaki hayatın da berbat, adaletsiz, sevgisiz, sevinçsiz, huzursuz, güvensiz, tehdit edici olduğu sonucuna varıyoruz ve bu çıkarımları yaparken bunu yaptığımızın bilinçli olarak farkında bile değiliz. Bu çok doğal bir sonuç.

Ve korktukça, güvensizleştikçe, sevinçsizleştikçe, huzursuzlaştıkça, sevgisizleştikçe Varlık (BH) Alemiyle bağlantılarımız da zayıflıyor. Evet, hepimizin BH Alemiyle bağlantısı var, olmaması mümkün değil çünkü BH Alemi demek Varlık Alemi demek. Hepimiz halihazırda biraz yarım yamalak şekilde de olsa "varız". Varolan herşeyin BH Alemiyle bağı vardır.

Şu sonuç çıkıyor: İçinde yaşadığımız alem büyük ölçüde sahtelikler alemi. Sevginin, adaletin egemen olmadığı bir alem sahtelik alemidir, yalanların, yalancıların alemidir. Ve zaten hayatımızın büyük ölçüde yalancılar ve onların yalanları, sömürüleri, işkenceleri, adaletsizlikleri, katliamları ekseninde sürdüğü gerçeğini hatırlarsak veya yüzleşirsek, bu durum kendini kolayca gösterir.

Dolayısıyla, eğer bizler sevgiye, adalete, güzelliğe, iyiliğe "inanan" insanlarsak, neye inandığımızı iyice bir netleştirmemiz faydalı olacak gibi görünüyor. O "inandığımız", uğruna pek çok olumsuzluğa katlandığımız, mücadele ettiğimiz pozitivitelerin içinde yaşadığımız dünyada halihazırda egemen olmadığı, hatta tam tersinin egemen olduğu apaçık ortada, öyle değil mi? Peki bizim inandığımız şeyin aslı, esası, temeli, orijini nedir? Varlık (BH) Alemi. Yani Gerçek Alem. Biz sahteliğin içinde yaşıyoruz.

Bence bu durumda yapılması icap edecek şey iki yönlü olabilir: 1-Varlığımızın da dayalı olduğu BH Aleminin varlığına iman etmemiz, inanmamız, güvenmemiz ve bunun mutluluğunu, sevincini deneyimlememiz ve paylaşmamız gerekiyor. 2-Bu bağlamda kendi aramızda güçlenecek örgütlenme doğrultusunda karşı karşıya olduğumuz psikopat güçlerin hayatımız üzerindeki faaliyetlerine karşı en ideal şekilde nasıl tepki vereceğimizi görüşüp gerekli karşı koyuşu sergilememiz gerekiyor.

1 no'lu şık bir bakıma çok kolay görünebilecek olmakla birlikte aslında 2'ncisinden daha zor olabilir. Çünkü halihazırda hep birlikte müşahade etmekte ve maruz kalmakta olduğumuz gibi şiddetli psikopatik baskı, adaletsizlik ve işkence koşulları içinde yaşıyoruz. Ve sonuçta teknik olarak hala KH varlığı niteliğindeyiz. Yani zaten adalet, eşitlik, sevgi, paylaşım konusunda çok ideal durumda değiliz, bir de bunun üzerine egemen KH güçlerinin üzerimizde uyguladığı şiddetli baskılar nedeniyle korku, endişe, güvensizlik, huzursuzluk, sevgisizlik, nefret, yıkım, hastalık, ümitsizlik hepimizin hayatında ciddi seviyelere ulaşabiliyor, öyle değil mi? İşte 1 numaralı şıkta belirtilen şeyi yapmak o yüzden hiç de göründüğü kadar kolay değil. Ama işte "inanç" dediğimiz olay bu. Apaçık görünene inanmak, onun varlığını doğrulamak zaten kolay. Önemli olan özellikle gözümüzden, gönlümüzden kaçırılmaya çalışılan şeyi (BH Alemini ve onunla bağımızı) ısrarla incelemeye ve ona güvenmeye çalışmak. Bu 1. madde konusunda kendimizi geliştirdikçe, 2. madde konusunda da kendiliğinden ilerlemeler olacak, yapılması icap edenler kendini açıkça gösterecek ve yapılacaklardır diye düşünüyorum. Aslında bir bakıma bu iki madde eşzamanlı olarak ilerleyecek sonuçta. Ama "inanç" kısmı üzerinde elimizden geldiğince netleştirme ve fikir ve işbirliği yapmamız gerektiğini hissediyorum. Devam edeceğim.


bozadi

#59
Kendimizi gerçekten çok iyi hissetmek için bir neden var mı, herhangi bir zamanda? Eğer dünyada karşı karşıya olduğumuz genel koşullar dikkate alınacak olursa, kendimizi bilinçli veya bilinçaltı olarak kötü hissetmek için çok ama çok sebep var. Korkmak, gerilmek, üzülmek, kahrolmak için sayısız neden... Üstelik, bizde bu negatif duygu ve düşünce kalıplarını uyaracak, tetikleyecek koşulları, olayları, adaletsizlikleri, işkenceleri, katliamları neredeyse "düzenli" ve "resmi" bir şekilde uygulayan güçlerle çevriliyiz. Ve işin kötüsü, negatif duygu ve düşünce kalıplarımız arttıkça, pozitiviteyle, sevgiyle, huzurla, güvenle bağımız, ona inancımız da bundan ciddi yara alıyor.

Peki çeşitli şiddet düzeylerindeki tüm bu olumsuz koşullarda kendimizi nasıl iyi hissedeceğiz veya hissetmeli miyiz? Elbette hissetmeliyiz. Kendimizi çok iyi hissedebilmeliyiz mümkün olan hemen her durumda. Çünkü pozitiviteyle bağlantımızın zayıflaması, evrensel/varoluşsal/ruhsal gıda ve rehberlikleri almamızı zorlaştırıyor. Zaten faşist güçler biraz da bunu bildikleri için hayat sahnemizi işkencehaneye çeviriyorlar. Pozitif duygu ve düşüncelerimizi giderek daha fazla sınırlandırabilmek, hatta tamamen "iptal" edebilmek için.

Peki hem kendi içimizde hem de dışımızda bu kadar olumsuz programlayıcı etkiyle ve koşulla çevrelenmişken, ağır bir tehdit ve saldırı altındayken, nasıl olacak da kendimizi iyi hissedeceğiz?

İşte burada "inanç" faktörünün önemi geliyor. Dikkat edin, normalde kendinizi iyi hissetmek için ille dışarıdan olumluluğu tetikleyecek veya harekete geçirecek bir olay veya koşul "gelişmesi" gerekmez. Kendini gerçekten iyi hissetmek dediğimiz şey aslında sizin kendi varlıksal akıl/duygu kanalınız yoluyla neredeyse herhangi bir zamanda, kendi bireysel iradenizle erişebileceğiniz bir "realitedir/alemdir" adeta. BH Aleminin, Varlık Aleminin realitesi. Ve insanın kendisini iyi hissetmesi için Varlık Alemiyle, Gerçek Alemle etkileşime girmesi yeterlidir aslında. O alem varlığınızın da kökenidir, yani oraya aitsinizdir. Hepimizin ebedi memleketi, vatanı, yuvasıdır. Tabi KH varlığı dediğimiz varlıklar da her ne kadar "varsalar" da, onlar Varlık Alemine o kadar ters bir tepki gösterirler ve kendilerini o kadar şiddetli bir şekilde yokluğa sürüklerler ki, Varlık Alemi için "onların vatanı" demek pek anlamlı değildir çoğu için, ta ki KH eğilimlerini azaltıp BH eğilimlerini artırmaya başlayıncaya kadar.

İşte, bizim gerçek vatanımız, gerçek evimiz olan Varlık Alemi veya Başkalarına Hizmet Alemi içinde değiliz şu anda, ona uygun frekanslarda titreşmiyor, yaşamıyoruz henüz. Orada olma veya oraya girme konusunda bir seçim/irade geliştirme süreci içindeyiz. Biz dünyada ne yaparsak yapalım, neyi seçersek seçelim veya seçmezsek seçmeyelim, ister şu veya bu şekilde var olmaya devam edelim, ister etmeyelim, Varlık Alemi her zaman var olmaya devam edecek, tıpkı şu anda da var olduğu gibi.

Ve biz de artık gerçek evimize, yuvamıza ulaşmanın kavrayışı, niyeti ve çabası içinde olmalıyız, değil mi dostlar? Unutmayalım ki, Varlık Alemi her zaman var ve oraya ulaşmamızı zorla engelleyen veya engelleyebilecek olan hiçbir dışsal faktör yok aslında. Bizi bulunduğumuz yerde tutan tek şey kendi pasif ve aktif KH eğilimlerimizdir. Bunların tümünün bilinçli olarak farkında da değiliz.

Verilen bazı bilgilere göre, BH Alemine, yani Varlık Alemine geçiş yapmak, mezun olmak için %51 düzeyinde BH Olmak, o oranda BH frekanslarında titreşmek gerek. Demek ki henüz o oranda BH değiliz, o oranda Var değiliz bilinçli olarak. Bireysel varlığımızın ne kadar göreceli, ne kadar belirsiz bir durumda olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Ve zaten nasıl gerçek manada "var olmadığımızın" kanıtlarını yaşamımızda bulmak hiç zor değil aslında. İşte düşünün, Global ve Lokal psikopatlar devleti, dini, şunu, bunu kullanarak saçmasapan mazeretlerle ve mazeretsiz bir şekilde hayatımızda pek çok adaletsizlik, işkence ve katliamlar uyguluyorlar. Ve bizler bilmem kaç milyonluk koca bir toplum olarak bir olup da aslında hepimizi incitmesi, yaralaması, geleceğimizi karartması kaçınılmaz olan şiddetli hak-hukuk ihlallerine, ekonomik, dini, siyasi, askeri adaletsizliklere karşı koyabiliyor muyuz, engelleyebiliyor muyuz, hakkımızı-hukukumuzu koruyabiliyor muyuz gerektiği şekilde? Hayır. İşte, gerçek manada "Var" olmadığımızın kanıtları. Bunun hiçbir mazereti yok aslında. Vay orda devlet varmış, ordu varmış, biz vergimizi veriyoruz, oyumuzu veriyoruz, sorumluluklarımızı yapıyoruz, gerisi devletin, dinin, ordunun, şunun bunun sorumluluğuymuş diye birşey yok. Şeytanlar, yani adanmış KH güçleri zaten özellikle din/devlet/ordu gibi hayatımızı yönetmesi için vekalet verdiğimiz kurumları en sinsi ve etkili şekillerde kontrolleri altında bulunduruyorlar ve hepimiz de bunu çok iyi biliyoruz ama bildiğimizi kendimizden ve birbirimizden saklamak zorunda kalıyoruz. Ve o KH güçleri bizi ideolojilere zorlayıp birbirimize düşürmek, temel şeytanlığı karşı ideolojide aramak, suçlamak, saldırmak için gerekli koşulları en ideal şekilde oluşturuyorlar. Yani bize hayatımızdaki egemen adaletsizliklerin, işkencelerin, katliamların suçunu atmak için bolca malzeme yaratmış oluyorlar ve adaletsizliği gidermek üzere mücadele etmek için bize içine girmeye hazır "roller" sunmuş oluyorlar. Elbette bu demek değil ki tüm ideolojik mücadeleler ille de %100 KH'ye hizmet eder, hayır, ama gerçekten daha çok KH'ye hizmet eder bu yollar son analizde.

Yokuz biz henüz gerçek manada ve var olup olmayacağımız konusunda seçime, karara, iradeye teşvik ediliyoruz, olumlu-olumsuz çeşitli süreçlerle.

Şimdi durduğumuz yerde tüm toplumu "var olmaya" yönlendirebilecek halimiz yok. Öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ve nasıl en ideal, en kolay şekilde "var olunur"u incelemeye gayret ediyoruz. Varlığın özüne, esasına, gerçek doğasına uygun, istikrarlı bir bilince ve davranışa nasıl ulaşırız?

Bilgi ve inanç kavramları çok önemli elbette. Kendimizle, varlığımızla, hayatla, evrenle, varoluşla ilgili ne görüyoruz, algılıyoruz, hissediyoruz? Elbette ki, henüz doğru dürüst var olmayışımızla da bağlantılı olarak ve akıl/yürek bileşimimiz üzerinde çok yıkıcı, sarsıcı baskı faktörlerine sürekli olarak maruz kalmakta olduğumuz için, algılarımız, sezgilerimiz de her zaman istikrarlı değil. "Görüntü" gidip geliyor adeta. Netleşiyor, bulanıklaşıyor vs. Kendimizi çok iyi ve çok berbat hissettiğimiz durumlar arasında gidip geliyoruz ve ne yazık ki olumsuzluklar genellikle baskın durumda genel yaşam koşullarımız itibariyle.

Buna rağmen birlikte istikrarlı, güven verici, kucaklayıcı, sevgiye, bilince, çözüme, şifaya dayalı bir bilince ve inanca sahip olmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince, çok da iyi ediyoruz.

İçimizdeki, varlığımızdaki, şu veya bu düzeyde, şu veya bu zamanda ve biçimde eriştiğimiz tüm pozitif duygu ve düşünceler, Varlığın gerçek karakterine, doğasına dayalıdır. Varlık Aleminin, BH Aleminin sızıntısıdır.

Eğer biz tüm içsel ve dışsal olumsuz koşullarımıza rağmen daha iyiye, doğruya, güzele erişmek istiyorsak, öncelikle iyinin, doğrunun, güzelin kaynağını, yani Varlık Alemini ve varlığımızın onunla olan doğal bağını ve aidiyetini anlamalı, sezmeli, onaylanmalı, kutlamalıyız arkadaşlar. Hani bebekken, çocukken, anne-babamız bizim tüm ihtiyaçlarımızın, hatta varlığımızın kaynağıdır, tıpkı onun gibi, BH Alemi de varlığımızın sonsuz ana-babası, kaynağı ve besleyicisidir. Ona aidiz. Varlığa aidiz. İyilik, doğruluk, güzellik dediğimiz herşey varlığın doğal ve sonsuz özelliğidir. Bizim dünyada maruz kaldığımız negatifliklerin hemen hepsi, bizi Varlığın gerçek doğasından uzaklaştırmaya, ona olan inancımızı-güvenimizi ve onunla olan bağlantımızı zayıflatma amaçlıdır. Ve ne yazık ki bu koşullara kendimiz düştük, genel dünya insanlığının egosallıkları, tembellikleri, şımarıklığı vs vs yüzünden. Şimdi zor yoldan da olsa Varlıkla bağımızı doğrulamamız, isteğimizi göstermemiz, irademizi pekiştirmemiz gerekiyor. Aleyhte bir sürü şiddetli koşul varken. Akışın tersine yüzen veya tırmanan  balıklar gibi.

İnanç, sezgi, bilgi bu işin çok önemli bir parçası.

Birlikte ne yapabileceğimize bakmaya devam edelim.