OSHO / KITAPLARINDAN ALINTILAR

Başlatan Tsunami, 05 Mayıs 2009, 16:48:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#30
Ekleyen: hangi ego ile eklediğimi düşüneceğim, banyoda ya da sonrasında birazdan:)) Ve bu ruh (osho), detay ile uğraşısından dolayıdır yeterince değeri bulamamış spiritüeller tarafından yoksa "doğru söylediğinden" olabilir mi? Bir keresinde "halk, kendinden zeki insanları, politikavıları sevmezler, seçmezler, ahmakları seçerler" demişti...Yani sevgili Osho, eğer ki 4. yoğunluk ruhu değil ise ben de 3. yoğunluk bir hayvanım:))) Sevgiler, sevgili Osho!!!

Bakın şu kırmızı renkli cümle neyi çağrıştırdı: Kasyopya celsesinde buna benzer bir söz, yani bu insan Kanal!!! Elbette şimdi fiziksel olarak burada değil, malum, ABD de öldürüldü...

Alemtac

#31
KENDİNİZİN ÜSTADI OLUN

 

İtibarı yiyemezsiniz, parayı yiyemezsiniz, prestiji de yiyemezsiniz. Bunlar sadece oyunlar: anlamsız, aptal, sıradan... Eğer yeterince zekiyseniz, sadece yaşamınızı yaşamanız, diğer hiçbir şeye takılmamanız gerektiğini anlarsınız. Tüm diğer hususlar anlamsızdır: bu sizin yaşamınız.  Sevgiyle, büyük bir tutkuyla ve şefkatle, sonsuz bir enerjiyle yaşamalısınız onu. Kutsamanın med-cezir dalgaları olmalısınız. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa, yapın. Vazgeçmek gerekir. Vazgeçmek demek, yanlış rotayı bırakmak demek, toplumun zorladığı, ayarttığı yanlış yolları bırakmak demek. Kendi yaşamınızın kontrolünü elinize alın; kendinizin üstadı olun.

Osho

 

Çeviri: Güneş Kurtulan

http://lovepeaceandharmony.ning.com

 

 

Alemtac

#32
SORUMLULUK

Sorumluluk karşılık verme yetisi demektir. Bu bir görev demek değildir. Sorumluluk karşılık vermeye hazır olmak demektir. Sevgi bir karşılıktır !  ( bir çoğumuz koşulsuz sevginin eksik algılanışı sonucu,  sevginin bir karşılık olduğunun farkında değiliz... Sevgi akıştır, paylaşımdır , insan ilişkilerinde tek taraflı bir sevgi ve özveri  , koşulsuz sevgi demek değildir, kendinden taviz vermektir...  ) Başkası çağırdığında hazırsınızdır. Başkası davet ettiğinde ona katılırsınız. Davet etmediğinde müdahele etmezsiniz , ihlal etmezsiniz. Başkası şarkı söylediğinde  karşılık olarak siz de şarkı söylersiniz. Başkası size elini uzattığında karşılık olarak tutarsınız.

 

Sorumluluk karşılık vermeye açık olmak , hazır olmak demektir. Biri sizi çağırıyor ve karşılık vermiyorsunuz, kapalı kalıyorsunuz. Biri sizi sevmek istiyor, fakat yardım etmiyorsunuz , işbirliği yapmıyorsunuz ; daha çok engeller çıkartıyorsunuz. Eğer yaptığınız buysa ve sevgililerin çoğunluğu bunu yapmaya devam ediyor , başkası çağırınca karşılık vermiyorsanız  , o zaman siz çağırdığınızda da o karşılık vermez. Çünkü başkası sizi çağırdığı zaman karşılık vermemenin çoğunlukla  egonuzu okşayan bir şey olduğunu görürsünüz.

 

Sevdiğiniz gelir ve mutludur ve sizinle birlikte derin bir sessizlik yaşamak ister, fakar siz kapalı kalırsınız. Sonra siz çağırdığınız zaman yanıt gelmez. Birbirlerini çağıran kuşları gördünüz mü?  Sorumluluk  budur.

 

Bir guguk kuşu öter; sessizlik olur ; sonra başka bir guguk kuşu karşılık verir. Sesleriyle , şarkılarıyla yanıt verirler. Birbirinden çok uzak ağaçlarda olabilirler, sonra uçarak yaklaşırlar; karşılık vermişlerdir. Çok geçmeden aynı ağaca gelirler, sonra sevgi içinde bir arada otururlar. Başkasının varlığı hazır ol diye çağırdığında hazır olun; her şeyinizle karşılık verin. Cimri olmayın , sorumluluğun anlamı budur.

 

Fakat size göre sevginin sorumluluğu yoktur. Bu sözcük yıkılmıştır , bozulmuştur, zehirlenmiştir.

 

Bir anne çcuğuna şöyle der ; Ben senin annenim bana karşı sorumlu olmalısın. Bir koca şöyle der ; Ben senin kocanım ve senin için çok çalışıyorum. Bana karşı sorumlu olmalısın. Bir baba oğluna şöyle der; Sorumsuz olma . Birşey yaparken hep beni düşün. Bu sorumluluk değildir, güzel bir sözcüğü bozdunuz. Çirkinleşti. Sorumluluk adeta görevle eş anlamlı oldu. Ve görev çirkin bir sözcüktür.

 

Bilinçli olmak tüm sorumluluğu omuzlarınıza almak demektir. Sorumlu olmak Buda olmanın başlangıcıdır.

 

Yaşamınızın tüm sorumluluğunu alın. Eğer yaşamınız çirkinse bunun sorumluluğunu duyun. Eğer yaşamınız acıdan başka birşey değilse bunun sorumluluğunu alın. Başlangıçta bu cehennemin nedeni benim düşüncesini kabul etmek zordur, fakat sadece başlangıcta. Çok geçmeden bu değişim kapıları açmaya başlar, çünkü eğer bu cehennemden ben sorumluysam o zaman cennetimi de yaratabilirim. Eğer kendim için bu kadar acı yaratabildiysem o kadar çoşku da yaratabilirim. Sorumluluk özgürlük getirir, yaratıcılık getirir.

 

Her ne iseniz bunu kendinizin yarattığını gördüğünüz an tüm dış nedenlerden ve şartlardan kurtulursunuz. Şimdi bu size kalıyor ; güzel bir şarkı söyleyebilirsiniz , güzel bir dans edebilirsiniz , mutlu bir hayat sürebilirsiniz , yaşamınız daimi bir bayram olabilir; bunu kimse bozamaz. İnsan ancak kendisine karşı tüm sorumluluğu üstüne aldığı zaman birey olur.

 

Sevgi sorumluluk tanımaz , çünkü sevginin kendisi sorumluluktur. Sevgi ile sorumluluğu ayırmak sadece aptallıktır.

 

Ben sorumluyum.

 

En önemli sorumluluk ulusa ya da kiliseye ya da başka birine karşı değildir. Gerçek sorumluluk kendinize karşıdır. Ve bu da , yaşamınızı kendi ışığınıza göre yaşamanız ve hiç taviz vermeden yaşamın yönelttiği yere doğru gitmeniz gerektiğidir. Toplum size saygı duymayacaktır , saygıdeğer bir vatandaş olmayacaksınız - fakat kimin umrunda? Ancak alelade insanlar toplumun saygısını umursarlar. Gerçek kişi sadece tek bir şeyi umursar ; hayatımı yaşıyormuyum , yaşamıyormuyum , hayatımı kendi vizyonuma, kendi varoluşuma göre mi yaşıyorum? Bu benim hayatım ve kendime karşı sorumluyum.

 

Bütün ahlaki kurallara göre sorumluluk bir tür görevdir ve bir görev yüktür. Bunu yapmak zorundasınızdır, çünkü size kendinize rağmen bunu yapmanız söylenmiştir. Bu bir gerektir. Ve eğer bunu yapmazsanız kendinizi suçlu hissedersiniz. Sorumluluğunuzdan kaçtığınızı hissedersiniz. Eğer bunu yaparsanız esir olduğunuzu , birey olarak yıkıldığınızı, özgürlük olarak yıkıldığınızı hissedersiniz.  İşte zihnin ve egonun oyunu...

 

Bu sizin hayatınız. Başka biri yok. Eğer gülerseniz siz gülersiniz; eğer ağlarsanız , siz ağlarsınız. Başka kimse sorumlu değildir.

 

Size ulusa karşı bu sizin sorumluluğunuz denir. Şimdi ulus bir kurgudur. Doğa söz konusu olduğu sürece, varoluş söz konusu olduğu sürece dünyada ulus yoktur. Tüm haritalarınız tümüyle anlamsızdır ve daha bilinçli bir insanlık bunları yakacaktır, çünkü insanlığın herhangi bir kısmına karşı ayrım yapan bütün sınırlar çirkindir, deliliktir.

 

Sahta sorumluluk kavramı Tanrı adına , ulus adına , aile adına , din adına size hakim olmak isteyen kurnaz rahipler , politikacılar tarafından yaratılmıştır.

 

Herkes mutsuzluğundan başkalarının sorumlu olduğunu hisseder. Koca mutsuzluğundan karısının sorumlu olduğunu düşünür, kadın mutsuzluğundan kocasının sorumlu olduğunu düşünür. çocuklar mutsuzluklarından ebevyenlerinin sorumlu olduğunun düşünür ve ebevyenler mutsuzluklarından çocuklarının sorumlu olduğunu düşünür. Bu öyle bir karmaşaya dönüşmüştür ki. Ve mutsuzluğunuzdan başkası sorumlu olduğu zaman, sorumluluğu vererek özgürlüğünüzü kaybettiğinizin farkında değilsiniz. Sorumluluk ve özgürlük bir madalyonun iki yüzüdür.

 

Zihin her zaman sorumluluğu başkasına atmak ister ; zihin her zaman köle olmak ister. Zihin bir köledir. O özgürlükten korkar , o sorumluluktan korkar - bu yüzden dünyada bu kadar çok kilise, bu kadar çok organizsyon vardır, çünkü onların tuzağına düşmeye hazır çok insan  vardır.

 

Tao Üç Hazine , Cilt III

The Book of the Books , Cilt III

Osho

 

bigsenfoni

#33
Osho'nun Gurdjieff ve Gurdjieff'in öğrencisi Nicoll Üzerine Görüşleri:

Soru: Sevgili Osho, çoğu üstat hakkında eleştirel olmanıza rağmen, Gurdjieff ile ilgili bir eleştirinizi duyduğumu sanmıyorum. Bu özellikle mi yapılan bir şey? Gurdjieff, Usta'sından aydınlanmayı çalan "kurnaz adamdan" bahseder. Nasıl yapılacağı konusunda kafam karışık. Ben sizin sessizliğinizi, coşkunuzu, erdeminizi nasıl çalabilirim?

OSHO: Gurdjieff gerçekten dikkat çekici bir mistikti, dünyaya gelmiş en kayda değer kişilerden biriydi. Ancak onu anlamak, diğerlerini anlamaktan çok daha zordur. Doğru, G. çok ketumdu. Eğer ondan bir şey elde etmek isterseniz, bu kolay bir iş değildi. Kitabını dahi okumaya kalksanız, on sayfadan daha fazla okuyamazsınız. 1000 sayfalık bir kitap. Kitabın adı "All and Everything" ancak 10 sayfadan daha fazla okuyamazsınız, çünkü o öyle bir şekilde yazar ki ne söylediğini anlamaya çalışmak çok zordur. Bir cümlesi bir sayfa boyunca devam eder.

Cümlenin sonuna geldiğinizde, başta yazanı unutmuş olursunuz. Ve başlangıcın ve sonun arasında ne olduğunu kimse bilmez. G., kendi kelimelerini yaratırdı, yani hiçbir sözlüğe başvuramazsınız. Bu kelimeler hiçbir dile ait değildi, onun icat ettiği kelimelerdi. Ve bu kelimeler uzun kelimeler, bazen cümlenin yarısı yalnızca tek kelime. Onu okumak veya telaffuz etmeye çalışmak bile zor. 1000 sayfa olan o kitabında, çok derin olan belki en fazla 10 cümle var.

Gurdjieff, bunları bir kartpostala bastırabilirdi ancak bu adam başlı başına bir türdü. O, 1000 sayfalık kitabında var olan o 10 cümleyi sizin bulmanızı ister ve bu da işi gerçekten zorlaştırır. Hiçbir kitap G.'nin yazdığı gibi bir şekilde yazılmamıştır. İnsanlar kitaplar yazmak için sessiz yerlere, yazlık evlerine, plajlara dağlara giderler. G. ise lokantalara ve meyhanelere giderdi. Ve yüzlerce insanın gelip gittiği, girip çıktığı, olabilecek tüm konuşmaların ortasında oturup, kitabını, şaheserini yazardı.

Her gün, akşamları, öğrencileri onun evinde toplanır ve öğrencilerden biri o gün G.'nin yazdığı şeyi okurdu. G., diğer öğrencilerin yüzlerini takip ederek, anlayıp anlamadıklarını kontrol ederdi. Eğer anlarlarsa, bir sonraki gün değiştirirdi, eğer kimse anlamazsa aynı kalırdı. O kitabı yazmak tam 10 senesini aldı ve sırları o 1000 sayfalık kitabın içine sakladı. O doğru söylüyor, çalmak zorundasın. Bu neredeyse çalmak gibi bir şeydir.

Daha önce hiç bulunmadığın bir eve giriyorsun. Gecenin karanlığında - o evde yaşayan insanların bile bir masaya ya da sandalyeye takılır diye hareket edemediği karanlıkta – çalmak için gelen adamın muazzam bir kurnazlığı vardır. Karanlıkta, yabancı bir evde, hiç ses çıkarmamayı ve hiç takılmamayı başarır. Ve mucizevi bir şekilde, hazinenin saklı olduğu yeri bulur. Haritası yoktur, hazinenin nerede olduğunu bilmesinin hiçbir yolu yoktur. Ancak usta hırsızların bir iç görüsü vardır.

Gurdjieff'in kurnaz adamı, binlerce benzer kapının arasından doğru kapıyı bulma hünerine sahip bir adamdır. G.'nin zor bir insan olduğu doğru, onunla iş birliği yapmak neredeyse imkânsızdı. Öğrencilerinden biri olan Nicoll, Amerika'da onunla birlikte seyahat ediyordu. Gecenin bir yarısı, trende, Gurdjieff, sarhoş olmadığı halde, bir ayyaş gibi davranmaya başlamıştı.

Öğrencisi, "Ne yapıyorsun Usta?" diye sormuş, G. ise Nicoll'a vurarak, "Sen de kimsin? Seni daha önce hiç görmedim" diyerek, bir kompartımandan diğerine sendeleyerek, bağıra bağıra terbiyesizce şeyler söyleyerek, yolcuların bavullarını trenden dışarı atmış ve trendeki herkesi uyandırmıştır. En sonunda tren durmuş ve makinist ve idareci gelmiştir. Ancak Gurdjieff adeta bir kaya gibi o kadar kuvvetli bir adammış ki, hiç kimse onu tutmaya dahi yeltenmemiş, lakin adamları camdan dışarı atabilirmiş.

Ve Nicoll, zavallı adam, insanlara onun büyük bir üstat olduğunu anlatmaya çalışıyormuş. İnsanlar Nicoll'a bakıp, "Sen delisin. O ayyaşın teki ve sen de delisin. O mu büyük bir üstat? – gecenin bir yarısı insanların eşyalarını oraya buraya atarak, terbiyesizce şeyler söyleyip değişik dillerde konuşan?"

Bir şekilde makinist ve idareciyi sakinleştiren Nicoll, "O büyük bir üstat ancak ne yapabiliriz, bu onun yolu." der ve kompartımanlarında, kapıyı dışarıdan kilitlemek suretiyle Nicoll ve Gurdjieff'in kalmasına izin verilir. İçerde her ne yapacaklarsa yapmalarına izin verilir, "Ancak trendekileri daha fazla rahatsız etmeyin." Kapı kilitlendikten sonra, Gurdjieff, rahatlamış bir şekilde güler ve Nicoll'a sorar: "Mizansen nasıldı?" Nicoll klimanın çalıştığı kompartımanda terlemektedir.

Nicoll, "Mizansen mi? Beni az daha öldürüyordun. Benim deli olduğumu sandılar ve ben senin kesinlikle sarhoş olmadığını biliyordum, çünkü o ana kadar kesinlikle çok iyiydin. Ve sonra aniden ...?"

Gurdjieff, "Bu senin için bir testti, o şekilde davransam bile benimle kalıp kalmayacağına dair bir test. Hala içimdeki üstadı görebilecek miydin?" Nicoll "Seninle cehenneme bile giderdim. Her ne yaparsan yap, iyi bir şey yapacağına dair içimde çok derin bir güven var. Başından beri biliyordum ancak diğer yolcular ve makinist ve idareci? Bütün kalabalık bana karşıydı ve ben senin kadar güçlü bir adam değilim."

Gurdjieff, bir Kafkas'tı ve Kafkaslar gerçekten kuvvetli erkekleriyle meşhurdur. Joseph Stalin de bir Kafkas'tı. Rusça'da "Stalin" çelik gibi adam anlamına gelir. Ancak Gurdjieff, Stalin'in de ötesindeydi. Bu, takipçiler için bir sınavdı. Kendinizi düşünün, siz olsanız kaçardınız. Yakalanıp hapse gireceğini bilsen... Makinistin ve idarecinin ve mühendisin söylediği şey "Eğer durmazsan, senin Üstadını hapse tıkacağız. Bir sonraki durakta polis olacak, onları bilgilendirdik."

Ancak benim gibi bir adama güvenmek kolaydır. Ben seni öyle bir duruma sokmam. Benden bir şey çalmana gerek yok çünkü ben her şeyi senin önünde masanın üstüne koyuyorum. Gurdjieff'in sözleri sadece kendisi ve öğrencileri ile alakalı. Benimle ve seninle kesinlikle ilgisi yok. Ben senin üstadın değilim, ben senden bir şey gizlemiyorum. Senin çalmana gerek yok. Ben sana hediyeyi vermeye çalışıyorum ve sen koşmaya devam ediyorsun.

Ben sana hediye olarak gerçeği tanıtmaya çalışıyorum. Ancak gerçek – hediye olarak kabul edilse bile – çok zor bir olgudur, çünkü eğer gerçeği kabullenirsen, bugüne kadar birlikte yaşadığın tüm yalanları bırakmak zorundasın. Gurdjieff'in kendi tarzı vardı, benim kendi tarzım var. Ve ben biliyorum ki, benim bir şey saklamama gerek yok, çünkü sen benden saklanıyorsun ve ben sana gerçeği, sevgiyi, merhameti, meditasyonu – her şeyi - cebine koymaya çalışıyorum. Ve sen koşup kaçıyorsun çünkü biliyorsun ki ben üşengeç bir adamım ve senin arkadan koşmayacağım.

Sen sadece nezaketle almalısın. Burada çalmaya gerek yok. Neden hırsız haline getirilesin ki? Neden kurnaz adam olmalısın? Ben senin o saf çocuk olmanı istiyorum, hazır ve açık ve hassas. Ve ben soran kişilerin niteliklerine, karakterine bakmaksınız üzerlerine yağmur gibi yağmak istiyorum. Ancak sen yağmur bulutunun geldiğini görünce çok korkuyorsun ve elbiselerinin ıslanacağı korkusuyla hemen evine koşuyorsun. Evet doğru, sen kurusun ve eğer üzerine yağmama izin verirsen, sulu olacaksın.


Çeviren: Asena Metin

Kalbiniz temiz gözünü acik olsun
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#34
"Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur;gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır. Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan, eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin, artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin, artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun. Tüm kaygı yok olur."

OSHO

Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#35
Bir kez ve herkes için bu anlaşılmalıdır: Hiçbir enerji asla bastırılamaz.

Enerji dönüştürülebilir ama asla bastırılamaz. Gerçek din simya; dönüştürme teknikleri, yöntemleri içerir.

Gerçek din hayvanı bastırmayı değil, hayvanı saflaştırmayı, hayvanı ilaha yükseltmeyi, hayvanı kullanmayı, ilahi olana gitmek için hayvana binmeyi içerir. O muazzam güçte bir araç halini alabilir çünkü o güçtür.

Seks muazzam bir enerji olarak kullanılabilir; ona binerek Tanrı'nın kapısına kadar gidebilirsin. Ancak şayet onu bastırırsan giderek ve giderek daha çok düğüm halini alacaksın...

Eğer seksi bastırırsan öfkeli olacaksın; sekse dönüşmekte olan tüm enerji öfkeye dönüşecektir. Ve seksi olmak öfkeli olmaktan daha iyidir. Sekste en azından sevgiye ait bir şey vardır; öfkede saf şiddet vardır ve başka bir şey yoktur.

Şayet seks bastırılırsa kişi saldırgan olur; o kişi ya başkalarına ya da kendisine karşı saldırgan olacaktır, iki olasılık şunlardır: Ya bir sadist olacak ve başkalarına işkence edecektir ya da bir mazoşist olup kendisine eziyet edecektir. Ancak yapacağı şey eziyet olacaktır.

Asırlardır askerlerin cinsel ilişki kurmasına izin verilmediğini biliyor musun? Niçin? Çünkü şayet askerlerin cinsel ilişkisine izin verilirse, onlarda yeterince öfke, yeterince saldırganlık birikmez. Onların cinsellikleri serbest kalır, yumuşarlar ve yumuşamış bir kimse savaşamaz. Askeri seksten mahrum bırak ve onların daha iyi savaşması kaçınılmazdır. Aslında onun saldıranlığı cinselliğinin yerine geçer.

Ve Sigmund Freud yine tüm silahlarımız erkeklik organı sembollerinden başka bir şey değildir derken haklıdır: Kılıç, süngü, bıçak. Bunlar sadece erkeklik organı sembolleridir. Askerin başka birisinin bedenine, bir kadının bedenine girmesine izin verilmemiştir. Artık o girmek için çıldırıyor; artık o herhangi bir şey yapabilir. Çok büyük bir sapkın arzu onun varlığını ele geçirmiştir artık. Bastırılmış seks; birisinin bedenine süngüyle, kılıçla girmek ister...

Asırlardır asker cinsel arzularını bastırmaya zorlanmıştır.

Bu yüzyılda bir şeyin gerçekleştiğini gördük. Amerikan askerleri dünyadaki bilimsel olarak, teknolojik olarak en iyi donanımlı askerlerdir; onlar en iyi donanmış askerlerdir ama onlar tüm diğer askerlerden daha zayıf olduklarını kanıtlamışlardır. Vietnam'da, yoksul bir ülkede yıllar boyunca deneyip durdular ve sonunda yenilgiyi kabul ettiler. Niçin? Tarihte ilk kez Amerikan askeri cinsel olarak tatmin olmuştur; problem budur. Tarihte cinsel olarak tatmin olmuş, cinsel açlık çekmemiş ilk asker, o kazanamaz. Vietnam gibi yoksul bir ülke, Vietnam gibi küçük bir ülke: Bu bir mucizedir. Eğer psikolojiyi anlamazsan bu bir mucizedir. Tüm teknolojiyle, tüm modern bilimle, tüm bu güçle...bir Amerikan askeri hiçbir şey yapamaz.

Ancak bu yeni değildir; bu antik bir hakikattir. Hindistan'ın tüm tarihi bunu kanıtlar. Hindistan büyük bir ülkedir. En büyüklerden biri, sadece Çin'den sonra gelir, dünyadaki ikinci büyük ülkedir ve o, pek çok sefer küçük ülkeler tarafından fethedilmiştir. Türkler, Moğollar, Yunanlılar; kim gelirse bu büyük ülke hemen yenilmiş, ele geçirilmiştir. Sebep neydi? Ve fethetmeye gelen bu insanlar yoksul insanlardı ve açlık çekiyorlardı.

Benim kendi Hindistan tarihi analizime göre Hindistan geçmişte cinsel olarak bastırılmamıştı. O günler Khajuraho, Konarak, Puri gibi tapınakların inşa edildiği zamanlardı. Hindistan cinsel olarak bastırılmamıştı. Sözde birkaç mahatma'ya rağmen ülkenin büyük bir kesimi cinsel olarak tatmin olmuştu; bir yumuşaklık, bir sevgi niteliği, bir zarafet vardı. Hindistan için savaşmak zordu. Ne için? Sadece kendini düşün: Eğer kavga etmek istiyorsan kendini cinsel olarak birkaç gün aç bırakacaksın. Muhammed Ali'ye ve diğer boksörlere sorabilirsin: Dövüşmeden önce birkaç gün cinsel perhiz yapmak zorundadırlar. Bu bir mecburiyettir. Olimpik yarışmacılara sorabilirsin: Olimpik yarışlara katılmadan önce birkaç günlüğüne kendilerini aç bırakmak zorundadırlar. O sana hamle kazandırır, o sana büyük bir saldırganlık verir, o seni savaşmaya muktedir kılar. Daha hızlı koşarsın, daha hızlı saldırırsın çünkü içinde enerji kaynıyor. Çünkü asker bastırılmıştır.

Sadece dünyadaki tüm orduların cinsel olarak tatmin olmasına izin ver ve barış olacaktır. Sadece insanların cinsel olarak tatmin olmasına izin ver ve daha az Hindu-Müslüman çatışması, Hıristiyan ve Müslüman Haçlı Seferleri olacaktır. Tüm bu saçmalık kaybolacaktır.

Şayet aşk yayılırsa savaş kaybolacaktır: Her ikisi birlikte var olamaz.

Bastırmak doğru yol değildir: Dönüştürmek doğru yoldur.

Hiçbir şeyi bastırma. Şayet cinsellik varsa onu bastırma aksi taktirde başa çıkması daha zor olan yeni bir karmaşa yaratacaksın.

Şayet sen doğal kendiliğinden cinselliğe gelebilirsen her şey çok basit olacaktır. Her şey o kadar basit olacaktır ki hayal bile edemezsin. O zaman enerjin doğaldır ve doğal enerji dönüşümün önünde hiçbir engel yaratmaz. Bu yüzden seksten süper bilince diyorum. Transformasyon ilk önce sen doğal varlığını kabul edersen gerçekleşir.

Doğal olan her şey iyidir. Evet, daha çoğu mümkündür fakat daha çoğu sadece sen doğanı bütünüyle kabul edersen, eğer onu kucaklarsan, eğer onunla ilgili hiç suçluluğun olmazsa mümkün olacaktır. Suçlu olmak, suçluluk hissetmek dindar olmamaktır. Geçmişte sana tam tersi söylenmiştir: Suçluluk duy ve sen dindarsın. Sana diyorum ki suçluluk duy ve asla dindar olmayacaksın. Tüm suçluluğu bırak!

Sen, Tanrı seni ne yaptıysa osun. Sen, varoluş seni ne yaptıysa osun.

Seks senin yaratımın değildir: O Tanrı'nın armağanıdır.

OSHO

Kalbiniz temiz, gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#36
Osho'nun sezgi kitabindan,

Ben tamamen akıla karşı değilim. Bazı faydaları vardır ancak bunlar kısıtlıdır ve senin bu kısıtlamaları anlaman gerekmektedir. Eğer bir bilim adamı olarak çalışıyorsan aklını kullanman gerekir. Çok güzel bir mekanizmadır ancak eğer bir köle olarak kalıp, sahip olmadığı sürece çok güzeldir. Eğer bir sahip olur ve sana hükmetmeye başlarsa, o zaman tehlikeli olur. Bilincin kölesi olarak zihin çok güzel bir uşaktır; zihin bilincin sahibi olması durumunda tehlikeli bir sahip olur. Burada önemli olan verilen önem. Ben tamamen akla karşı değilim. Ben de aklımı kullanıyorum, nasıl karşı olabilirim? Şu anda seninle konuşurken aklımı kullanıyorum. Ama ben ona hükmediyorum, o bana hükmetmiyor. Eğer onu kullanmak istiyorsam kullanıyorum. Eğer kullanmak istemiyorsam, onun bana hükmedecek bir gücü yok. Ancak senin aklın, senin zihnin, senin düşünme sürecin, istesen de istemesen de devam ediyor. Sanki bir hiçmişsin gibi, seni dikkate almadan sürekli devam ediyor; hatta sen uyurken bile işlemeye devam ediyor. Seni hiç dinlemiyor. O kadar uzun süre hükümdarlık sürmüş ki, sadece bir hizmetçi olduğunu tamamen unutmuş durumda. Yürüyüşe çıktığın zaman bacaklarını kullanırsın. Ancak oturduğun zaman artık bacaklarını oynatmana gerek yoktur. İnsanlar bana soruyor, "Osho, iki saat boyunca koltukta oturarak konuşuyorsun ve pozisyonunu bile değiştirmiyorsun. Bacaklarını bir kere bile oynatmıyorsun." Neden oynatayım? Yürümüyorum ki! Ama biliyorum, sen koltuğunda otururken bile, tam olarak oturmuyorsun. Bacaklarını oynatıyorsun, pozisyon değiştiriyorsun, doğruluyorsun. Bin bir farklı şey yapıyorsun; büyük bir huzursuzluk içinde olduğun yerde dönüp duruyorsun. Aynı şey zihnin için de geçerli. Eğer seninle konuşuyorsam, zihnimi kullanıyorum. Konuşmayı kestiğim an, zihnim de anında duruyor! Eğer seninle konuşmuyorsam zihnimin çalışması için bir gerek yok, o yüzden sessizliğe bürünüyor. Zaten öyle olmalı, nötr kalmalı. Uyurken de rüya görmüyorum; buna gerek yok. Sen rüya görüyorsun, çünkü gündüzden yapılmamış o kadar çok iş var ki, zihnin gece de çalışıyor. Bu aslında bir fazla mesai; gündüz bitirememişsin. Hem zaten nasıl bitirebilirsin? Aynı anda bin bir farklı şey yapıyorsun. Hiçbir şey tamamlanmıyor; her şey eksik kalıyor. Hem de sonsuza dek eksik kalıyor. Öleceksin ama hiçbir şey tamamlanmış olmayacak. Tek bir yönde bile işlerin tamamlanmış olmayacak, çünkü bütün yönlere doğru aynı anda koşuyorsun. Birçok parçaya dönüşmüşsün, bir bütün değilsin. Zihnin seni bir tarafa çekiyor, kalbin başka bir tarafa çekiyor, bedenin de başka bir yöne gitmek istiyor; sen her zaman bir şaşkınlık içindesin. Hangisini dinleyeceksin? Ayrıca zihnin de tek değil, birçok zihnin var. Sen çok ruhlusun; içinde bir zihin kalabalığı var. Bir birlik, bir uyum yok. Sen bir orkestra değilsin; hiçbir şey akortlu değil. Her şey başına buyruk hareket ediyor; kimse diğerini dinlemiyor. Sadece gürültü yaratıyorsun; müzik değil. Akıl, eğer bütünün hizmetçisi olarak işlev görürse iyidir. Doğru yerini bulan hiçbir şey kötü değildir. Ama eğer yanlış yerdeyse, o zaman her şey yanlış olur. Eğer başın omuzlarının üstündeyse bir sorun yoktur. Ama eğer başka bir yerdeyse, o zaman bir yanlış vardır. Bilim adamı olarak çalıştığın zaman akıl gereklidir. Bir pazaryerinde çalışırken akıl gereklidir. Kelimelerle iletişim kurmak, insanlarla konuşmak için akıl gereklidir. Ancak sınırlı bir kullanımı var. Aklın hiç gerekmediği çok daha yüce şeyler bulunuyor. Kendisine ihtiyaç duyulmayan yerlerde de çalışmaya devam ediyor; sorun da zaten bu. Bir meditasyoncu aklını kullanır, ancak sezgisini de kullanıyor. Onların işlevlerinin farklı olduğunu biliyor. Kafasını kullanıyor, kalbini de kullanıyor. Kalküta'da bir yüksek mahkeme yargıcının evinde kalıyordum. Eşi bana şöyle dedi: "Siz kocamın saygı duyduğu tek kişisiniz. Eğer siz bir şey söylerseniz, o dinler. Başka hiç kimseyi dinlemez. Ben elimden geleni yaptım ama başaramadım. O yüzden bunu size söylüyorum." "Peki sorun nedir?" diye sordum. "Sorun her gün daha da kötüleşiyor. Günde 24 saat yargıç olarak kalıyor. Benimle birlikte yatağa girdiği zaman bile, sanki benden 'Sayın Yargıç' dememi bekliyor gibi. Çocuklara sanki birer sanıkmış gibi davranıyor. Herkese öyle davranıyor. Çok yorulduk. O kürsüden hiç aşağıya inmiyor. Sürekli bu rolü oynuyor; hiç unutmuyor. Sanki kafasına kazınmış gibi" dedi. Doğru söylüyordu. Kocasını tanıyordum. Mahkemede bulunduğun sürece yargıç olmak iyidir. Peki ama adliye sarayından ayrıldıktan sonra? O, bu rolü evine taşıyor. Eşine aynı şekilde davranıyor, çocuklarına ve diğer herkese aynı şekilde davranıyor. Eşi ondan korkuyordu, çocukları ondan korkuyordu. Eve adımını attığı an içeriye bir korku yayılıyordu. Bir dakika önce çocuklar keyifle oyun oynarken, hemen oyunu keserlerdi; eşi anında ciddileşirdi. Ev birden bir mahkeme salonuna dönüşürdü. Milyonlarca insanın durumu bu: Aynı kalıyorlar, ofislerini evlerine taşıyorlar. Aklına ihtiyaç vardır. Başının kendi işlevleri vardır. Kendi güzelliği vardır, ancak yerini bilmesi gerekir. Başın uzanamadığı çok daha büyük şeyler vardır ve o noktalara uzandığın zaman başını bir kenara koyman gerekir. Bunu yapacak kapasiteye sahip olmalısın. Bu esnekliktir. Bu zekadır. Akıl ile zekayı karıştırmamaya dikkat etmeyi unutmamalısın. Akıl, zekanın sadece bir parçasıdır. Zeka çok daha büyük bir olgudur; akıldan çok daha çok şey barındırır çünkü hayat sadece akıldan ibaret değildir. Hayatta sezgi de vardır. Zeka, sezgiyi de barındırır. Birçok büyük keşif sadece akılla değil, sezgiyle yapılmıştır. Hatta bütün büyük keşifler sezgiyle yapılmıştır. İçinde çok daha derin bir şey varolmaktadır. Onu unutmamalısın. Akıl sadece bunun dış çeperi, çevresi. Varlığının merkezi değildir. Varlığının merkezinde sezgi bulunmaktadır. Aklını bir kenara koyduğun zaman, dış çeperden kavranması mümkün olmayan, içindeki bir şey işlemeye başlar. Merkezin işlemeye başlar ve merkezin, her zaman bütünle uyum içindedir. Dış çeperin egondur. Merkezin ise Tao ile uyumludur. Merkezin senin değildir, benim değildir; merkez evrenseldir. Çeperler şahsidir. Senin çeperin sana aittir, benim çeperim bana aittir. Ancak benim merkezim ve senin merkezin farklı şeyler değildir; merkezde hepimiz buluşuruz ve tek oluruz. O yüzden mistikler varoluşun tekliğini kavrar. Çünkü sezgiye dayanır. Bilim sürekli böler, parçalar. En minik parçacığa kadar uzanır. Dünya bir çokluğa dönüşür; artık evren değildir. Hatta bilim adamlarının evren kelimesini kullanmayı bırakması gerekir. Onun yerine yeni bir kelime kullanmaya başlamalılar. Evrenin mistik bir yönü bulunmaktadır, evren tek demektir. Mistik tekliğe ulaşır; bu merkezin deneyimidir. Ancak merkez, sen dış çeperden merkeze yöneldiğin zaman harekete geçebilir. Bir kuantum sıçramasına ihtiyacı vardır.

Osho-Sezgi
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#37
Zihnini yargılamadan izlediğinde bir şeyi fark edersin.İzlediğin sey olmadığını...Çünkü birsey izlenebiliyorsa,onu bir izleyen vardır.

Osho
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.