Stafford Betty’nin “The Afterlife Unveiled” Adlı Kitabından Alıntı

Başlatan bozadi, 05 Mayıs 2019, 19:10:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Feylefus

Sn Bozadi ve Sn Qui-gon jinn ve Sn Fidelista;
Ne kadar güzel paylaşımlar yapmışsınız. Gülümseyerek okudum ve biraz daha beslendim. Sanırım bu alan için beslenmenin sonu olmayacak.

Bir de zaman zaman uzaylı gri küçük varlıklarla fiziksel temas kuran insanların çok ilginç yorumlarını da gündeme getirmek istiyorum. Bu varlıkların bizden binlerce yıl ileride olduğu, çok yüksek teknolojiler kullandıkları ortak bir payda söz konusu.

Elli bilmem kaçıncı paralelde yakalanan bir uzaylı varlığın videosu yayınlanmıştı. İnsanlığa şöyle diyordu" sizi dogmalar ve nükleer savaşlar yok edecek! Aranızdan pek az insan kurtulacak ve onlar da bizim atalarımız..."
...........
Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Grilerle veya Reptilyanlarla yapıldığı iddia edilen röportajların muhtemelen tamamı sahte bence. Ya bilinçli, ya yarı-bilinçli dezenformasyondan ibaret olduklarını düşünüyorum.

Şu linklerdeki tartışmalara gözatmanı tavsiye ederim:

İçimizden Ziyaretçiler
https://www.baskalarinahizmet.com/index.php/topic,1523.0.html

Sözde Uzaylı Röportajı
https://www.baskalarinahizmet.com/index.php/topic,3318.msg33825

The Lacerta Files / Reptilian Röportajı
https://www.baskalarinahizmet.com/index.php/topic,2065.0.html

bozadi

#46
Bi de Edward Snowden'ın yayınladığı (!) uzaylı röportajı videosu var tabi:

https://www.baskalarinahizmet.com/index.php/topic,2066.0.html


Qui-gon jinn

#47
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

"Benim temelde neye ihtiyacım var?" diye sorma gereği duyuyorum. İyi hissetmeye ihtiyacım var. Mutlu olmaya, umutlu olmaya, pozitif olmaya.

Kardeşim söylediklerini anlıyorum, hepsi çok güzel ama şimdilik senden hepsini bir süreliğine kenara bırakmanı rica ederek tekrar ve tekrar sormak istiyorum; "Kim?" bu İyi hissetmeye, mutlu olmaya, umutlu olmaya, pozitif olmaya ihtiyacı olduğunun düşünen, "Kim?"...

Gerçekten çok ince bir nokta olduğunu düşünüyorum bu soru da ve sadece sana değil aslında okuyan herkese de yöneltmek istiyorum, çünkü dediğim gibi gerçekten çok önemli, hatta belki de hayati nitelikte bir olgu olduğu görüşü ve kanaati içerisindeyim....

Bana böyle düşündüren kendi deneyimimi konuşayım, ki aslında öncesinden ertesi gününe hemen forumda paylaşmıştım bunu ama sağolsun Dionysos kardeşimin devasa alıntıları arasında kaybolup gitmiş gibi oldu. :) Neyse şimdilik başka birşey söylemektense, en iyisi o mesajımı tekrar alıntılayayım buraya daha faydalı olabilir diye geçiyor içimden ve bende tekrar paylaşayım, umarım orada söylediklerim ve paylaştığım video'nun içeriği meseleye tamamı ile ışık tutar.

Bu arada İlginçtir o kanalda kısa aralıklarla yeni videolar yayınlanıyordu ama o video yayınlandığından beridir 4 ay geçti ama hala yeni bir video yayınlanmadı nedense, öylece kaldı yani, bilemiyorum ki ne oldu acaba? Herneyse velhasıl ben tam anlatamıyorum, umuyorum ki "bilen" bir ustanın anlatısı daha doğru ve açıklayıcı olacaktır. Sevgiler.

Alıntı YapEklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Zihin...Sen ne korkunç bir düşmansın böyle bana...Çok farkındalığında değilmişim, üstatlar nasılda haklıymış meğer...Gecenin bir vakti net bir şekilde kafama dank etti ki, gerçekten de senden daha korkunç bir düşman yokmuş bu mevcudiyette bana...Evrenin bütün güçleri toplansa şimdi karşımda bu kadar zorluk hissetmezdim herhalde...

Lakin şimdiden biliyorum ki, elbette ebedi hakikat karşısında bir hükmün kalmayacak ve yine şimdiden hissediyorum ki o zaman geldiğinde üstatlar bir konuda daha haklı çıkacak ve sen hükmederken yıkıcı olduğun kadar, yüce hakikatin hükmü altında ise son derece yararlı bir araca dönüşeceksin...


Alıntı YapEklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Herkese merhaba, yukarıdaki mesajımın üzerine bazı değişen düşüncelerimi paylaşmak ve Mooji babanın bir videosunu da eklemek istiyorum. Üstadın orada adeta duygu ve düşüncelerime tercüman olduğunu, tam anlamı ile sorunu teşhis edip, çözüm yolunu da ziyadesiyle göstermiş durumda olduğunu düşünüyorum...

https://www.youtube.com/watch?v=6RZx8T9pHkw

Benim ne zamandır bu video aklımda idi ama izlemesi kendi açımdan çok enteresan bir anda gerçekleşti diyebilirim. Öyle icap ediyordu heralde ki, şahsen bende bu şekilde faydalı etkisinide üzerimde müthiş derecede hissetmiş oldum. Bazı şeyler zamanı gelmeden olmuyor, anlaşılamıyor, çünkü kişi bunları alacak doğru bir bilinç durumunda henüz bulunmuyor. Farkındalık sağlanmadığı için zamanından önce karşılaşmak pek bir fayda sağlamıyor, hatta bazı durumlarda istenenin çok aksi durumlarda meydana gelebiliyor maalesef. Şahsen bende şayet bir gün evvel izlemiş olsaydım, üstat her zaman ki gibi adate salağa anlatır gibi anlatmasına rağmen "gerçek" manada birşey anlamamış, istenen farkındalığa dair çok bir gelişme kaydetmemiş olacaktım. Üstadın şimdi neyi işaret ettiğinin, en azından büyük oranda diyelim, farkındayım...

Bir önceki mesajımda zihnin alt edilmesi gereken en büyük düşmanım olduğu söylemiştim ama üstat burada tersine zihin ile hiç savaşılmamasını söylüyor ve soruyor zihnin acı çektirdği kişi "kim?" Evet, kim bu zihinle savaşan veya savaşmak isteyen? Kim? Üstat bu sorgulamayı bizlere nerdeyse her konuşmasında yöneltiyor. Ben ise doğru olmayan bir algı halinde hep hakikati işaret ettiğini ve bu "Kim? diye sorduğu şeyi bulursam hakikati bulucağımı falan "farz ediyordum." Oysa üstat hakikati değil, herzaman ki gibi hakikatin ne olmadığını işaret ediyordu....

Burada İronik bir durum var ki, benim bu forumdaki yazımlarımdan da hatırlayanlar olabilecektir belki, bende aslında hep bunu savunuyordum her zaman. Birebir şöyle yazıyordum hatta "Bahsedilen tüm o şeyler hakikatin ne olduğu değil, ne olmadığıdır sadece". Bunu düşünüp savunan ben, üstatdın anlattıklarına karşı nasıl bu durumu dikkate almadan ilerliyordum hep, enteresan vallahi. İtiraf etmeliyim ki, terzi kendi söküğünü dikemez deyişinde olduğu gibi yeminle kendi yazdıklarımdan, savunduklarımdan bihaber durumda olabiliyorum çoğu zaman, millete anlatıyoruz ama çoğu zaman kendimiz için dikkate almıyoruz iyi mi...:)

Neyse, velhasıl kimdi bu üstadın dikkati çektiği, işaret edip durduğu, kim kim diye sorup durduğu kişi? Şu an itibari ile tek kelime ile benim cevabım şudur; "Kimse".......

"Qui-gon jinn seni yeniceğim aslanım" yazmıştım ya, hayır, seni yenemeyeceğim aslanım, çünkü sen yoksun, hiç olmadın ki. Haklısınız Mooji baba, rolüme kendimi fazla kaptırmışım, özdeşleşmişim...


Videonun bana sağladığını düşündüğüm sekilde sizlere de fayda sağlamasını temenni ediyorum. Hepinize sevgiler.

Qui-gon jinn

#48
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Feylefus

Bir de zaman zaman uzaylı gri küçük varlıklarla fiziksel temas kuran insanların çok ilginç yorumlarını da gündeme getirmek istiyorum. Bu varlıkların bizden binlerce yıl ileride olduğu, çok yüksek teknolojiler kullandıkları ortak bir payda söz konusu.

Elli bilmem kaçıncı paralelde yakalanan bir uzaylı varlığın videosu yayınlanmıştı. İnsanlığa şöyle diyordu" sizi dogmalar ve nükleer savaşlar yok edecek! Aranızdan pek az insan kurtulacak ve onlar da bizim atalarımız..."
...........
Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?


Sevgili Feylefus, bahsettiğin gri varlık videosunu izlemiştim, çoğunlukla sahte olduğu dile getirilmişti ki, bende benzer şüphe ve duygular içerisindeyim açıkcası. Varlığının azından aktarılanlara baktığımda bana tamamen uydurulmuş bir senaryo gibi gözüktü doğrusu ama belli de olmaz, sonuçta K'ların dediği gibi "herşey mümkün", belki de doğrudur ve o şekildedir. Sevgiler.

bozadi

#49
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Kardeşim söylediklerini anlıyorum, hepsi çok güzel ama şimdilik senden hepsini bir süreliğine kenara bırakmanı rica ederek tekrar ve tekrar sormak istiyorum; "Kim?" bu İyi hissetmeye, mutlu olmaya, umutlu olmaya, pozitif olmaya ihtiyacı olduğunun düşünen, "Kim?"...

Gerçekten çok ince bir nokta olduğunu düşünüyorum bu soru da ve sadece sana değil aslında okuyan herkese de yöneltmek istiyorum, çünkü dediğim gibi gerçekten çok önemli, hatta belki de hayati nitelikte bir olgu olduğu görüşü ve kanaati içerisindeyim....


Sevgili Qui, "sıkıntı çeken kim?" sorusuyla ilgili olarak "sahte benlik" teşhisi yaptığıma dair bir açıklama yapmıştım:

Alıntı YapEklenti:

Ama okuduğum kaynakların "sen en yücesin", "tanrısın", "var olan herşey, tek olan, bir olan tanrının ta kendisidir" şeklindeki açıklamalarının ilhamı, bazen bir şekilde sızmayı başarıyor işkencehaneme (benliğime, veya "sahte benliğime") ve buna az-biraz inanabildiğim zaman, acizlikle mücadeleme yardımcı oluyor gerçekten.

Tüm mesele de bu değil mi? Ego, yani sahte benlik? Mooji de bunu vurgulamaya çalışıyor sanırım. Nitekim sen de alıntıladığın önceki mesajında da, o sorunun cevabının "hiç kimse" olduğunu belirtmişsin ki, bu da "sahte benlik" ile eşanlamlı diye kabul ediyorum. Tolle'un da üzerinde en çok durduğu mesele.

Sahte benlik, milyarlarca insan tarafından paylaşılan sahteliğe dayalı bir "hayat" tarafından beslendiği için, bu özdeşleşmeyi kırmak basit bir mesele değil gibi görünüyor. Ama biz bu meseleye, elimizdeki çok değerli kaynakların da yardımıyla pek çok farklı yönden ışık tutarak egodan arınma konusunda uzmanlık geliştirebiliriz gibi geliyor bana.

Kastettiğin biraz daha farklı birşeyse, biraz daha ayrıntılı açıklama rica etmem gerekiyor :)

Qui-gon jinn

#50
Kardeşim ustanın sözlerinden benim anladığım; kısaca "Yel değirmenleri ile savaşıyorsunuz, bundan vazgeçin." dediği şeklindedir. Eğer "Ben" dediğimiz gerçekte bir illüzyon ise onunla nasıl savaşırsın? Bunu yapmak o illüzyona süreklilik ve enerji katmaktan başka ne işe yarar ki, sadece onun "hiç" olmadığını görmek, bilmek gerekir... Sahte zihin ürüne benliğin "varlığına" ve onun başına geldiğini düşündüğümüz şeylere odaklanıp oradan oraya sürüklenip durmak faydasız, çünkü hiçbirisi gerçek değil. Burda aklıma K'ların "zaman yok" söylemindeki bir bölüm geldi, açıkcası ona da benziyor biraz, hatırlatırsam;

C: İki kişi arasındaki şöyle bir konuşmayı düşünün: Billy ve Gene. Billy, Gene'ye diyor ki; "Zaman diye birşey yok." Gene diyor ki; "Gerçekten mi? Ama ben zamanın ne olduğunu öğrenmek istiyorum." Billy diyor ki; "Ama daha şimdi söyledim ya, zaman yok. Zaman mevcut değil. Herhangi bir formda, herhangi bir referans çerçevesinde, herhangi bir gerçeklik formunda, herhangi bir yoğunluk seviyesinde mevcut değil. Zaman yok." Ve Gene diyor ki; "Bu çok ilginç. Peki zaman nedir?" (17 Haziran 1995)

Velhasıl bu konuda en sade şekli ile ifade edebileceğim söz; "tanımlanan tüm şekillerde "Ben" diye birşeyin hiç olmamasıdır", başka da nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Zaten başkasının ifade etmesinin de bir anlamı yok, kişi bunu elbet kendisi görmelidir diye düşünüyorum. Sevgiler.

bozadi

#51
Sevgili kardeşim, zaman zaman benzer eğilimler hissetsem veya üzerinde düşünsem de, bunda biraz aşırılık olabileceğini algılıyorum.

Şimdi, mesele, bireysel varlığımız (benliğimiz) ile mutlak varlık (benlik) arasındaki köprüleri kurmak, aradaki özdeşliği hatırlamaya, anlamaya çalışmak diye düşünüyorum. Bireysel benliğimiz ilüzyon olabilir ama tüm derslerimiz de ilüzyonda mevcut olan şeyler. Hayat dediğimiz şey çok büyük oranda ilüzyon zaten. İlüzyon olmasa, "bilgi" kavramını nereye koyarız? Neyi tartışacağız, neyin ağ çalışmasını yapacağız, neyin bilgisini artıracağız? İlla ki birşeyler tartışacağız, birşeyler için ağ çalışması yapmaya çalışacağız, birşeyler hakkında sürekli bilgimizi artırmaya çalışıyor olacağız. Daha 3'teyiz. 7'nin kapısına varana kadar daha arada 3 koca yoğunluk seviyesi var. Tüm bu süreçte olan biten hep bireylerin ve grupların öğreniş, araştırma, kendini geliştirme, deneyim süreci değil mi ve bunların tümünün içeriği "ilüzyon" değil mi? Ve tüm bunları yaşayan kim? Tanrının bireysel uzantıları, bireysel benlikler ve benlik grupları. Hepsi kendine özgü karakterleri, hikayeleri, zayıf ve gelişkin yönleri, yetenekleri ve eksikleri olan bireyler. En temel ders konusu veya deneyim, çoklu bireysel benliklerin mutlak ve tek olan benliğe/varlığa doğru yolculuğu değil mi?

Benliğin, benliklerin tartışma konusu olması çok doğal görünüyor. Ve tabi ki ilüzyon olmayan mutlak benlik/varlıkla uyumlu hale gelmek için sahte benliği ayırt edip ondan arınma sürecine girmek, bunun için işbirliği yapmaya çalışmak. Ki bu BH kutbiyetinin artırılması demek diye düşünüyorum. Ve BH'leştikten sonra da, yani 4BH ve sonrasında bireysel benliklerin anlam ve öneminde bir değişiklik olmuyor gibi. Enkarnasyon düşünme/değerlendirme merkezi 5y'de olan bitenler (spatyomla ilgili elimizdeki kitaplara göre) tamamen bireylerin, "kişilerin" derslerinin nasıl gittiği üzerinde dönüyor gibi. Bireylerin değerlendirilmesi, hepsinin kendine özgü koşullarına göre desteklenmesi, yardımcı olunmaya çalışılması, takdir edilip sevilmesi, bireylerin kendi aralarında ağ çalışması yapması vs. K'ların da bu konuda çok aksi yönde bir açıklaması yok sanırım.

Yani BH olduktan sonra bile, ister 4'te, ister 5y enkarnasyon aralarında olsun, benlik, kişilik, kişilerin bireysellikleri, farklılıkları, kendilerine has özellikleri gibi mevzular hiç de gerçeklik veya önem kaybedecekmiş gibi görünmüyorsa, bizim mevcut koşullarda bireysellik, bireysel benlik gibi kavramları bilincimizden silip atma, gündemimizden tamamen çıkarma gibi bir gereklilik duymamıza gerek yok sanırım.

Gerçi Maharaj bile çok vurgu yapıyor "Kişi"nin sahteliği, önemsizliği konusunda. Ki Maharaj'ın da bu konuda biraz aşırıya kaçıyor olabileceğinden şüphelenmiyor değilim, Kasyopya ve diğer kanal ve hipnoz-bazlı bilgi kaynakların bu konularda verdikleri bilgileri dikkate alınca. Gerçi Maharaj olsun ve muhtemelen Mooji de dahil olmak üzere, dünyada egemen olan şiddetli egosal "benlik" (sahte benlik) anlayışına meydan okumak için bu kadar vurgu yapıyor olabilirler. "Mutlak benlikten" (7y) bağımsız, ayrı bir benlik olamayacağına vurgu yapmaya çalışıyorlar. Yoksa önümüzdeki yoğunluklar boyunca bireysellik, bireysel benlik, derslerin en temel konusu veya odağı olarak önemini sürdürecek gibi görünüyor.

Ve bizim hem sahte benlik, hem de gerçek (mutlak benliğin bir parçası ve kendisi olan) benlikler, bireysellikler hakkında düşünüp konuşmamız, tartışmamız son derece doğal, kaçınılmaz ve gerekli gibi görünüyor. Tabi bu özellikle "sosyal etkileşimler" ve ağ çalışmaları bağlamında böyle. Kendi içimizde mutlak varlıkla birliğimize, bütünlüğümüze (ve dolayısıyla muhtemelen BH frekanslarına) odaklandığımız durumlarda, "bireyselliği" geçici olarak da olsa bırakma, aşma tarzı deneyimlerin de gayet gerekli ve son derece değerli olacağını düşünüyorum. BH'ye geçtikten sonra zaten sanıyorum ki bireysellik/şahsiyet ile toplumsallık arasında çok dengeli bir örtüşüm ve uyum oluşuyor. Bireysel/ayrık benliklerin önemi ortadan kalkmasa da, bu ayrılığın geçiciliğinin farkındalığı standart hale geliyor sanırım. Artık tüm hayat giderek mutlak birleşmeye doğru bir "geri sayım" moduna giriyor belki de. Ama bu herhalde zaman anlamında o kadar "yavaş" olan birşey ki, hem öyle, hem değil. "Geri sayım" modu hem var, hem yok. Bireysellik hem paha biçilmez bir kıymete sahip, hem de bir o kadar önemsiz.

Qui-gon jinn

#52
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Şimdi, mesele, bireysel varlığımız (benliğimiz) ile mutlak varlık (benlik) arasındaki köprüleri kurmak, aradaki özdeşliği hatırlamaya, anlamaya çalışmak diye düşünüyorum.


Hayır kardeşim bence asıl mesele neyi "seçtiğin"... Herşey Bir ve aynı şey diyor ve bunun ebedi gerçekliğine inanıyoruz değil mi? Bu sözü kimbilir kaç defa okumuş ve dile getirmişizdir. Peki öyle ise neden ayırıyor ve kendimizi kendi oluşturduğumuz kendi sahte zihinsel hapishanelerimize hapsederek sınırlandırıyoruz. Bunu yapan "Kim?"... "Kim?" yine yeni yeniden çeşitli argümanlarla bu hapishanenin sınırlarını hep daha da güçlendirmeye çalışan?...Ve inatla kendi oluşturduğu bu sahte fikir hapishanesenin varlığının gerçekliğine inanarak sınırların ötesine geçmeyi hiç seçmeyen? "Kim?"...

Hazır Maharaj ustadan bahsetmişken onun söylediği bir söz vardı, şimdi onu hatırladım tekrardan, o uzun ve ünlü eserinde aklımdan hiç çıkmayan yegane söz bu olmuştu benim için; "Sizi tutsak etmiş olan, kendi hakkınızda beslediğiniz fikirdir." Hatta yeri gelmişken o sözün geçtiği kısmı biraz daha uzun alıntılamak isterim;

"Gerçeğe varış, sizin bir kişi olmadığınız olgusunun fark edilmesidir. O nedenle de bu görev, kaybolma (yok olma) kaderinde olan kişi'nin görevi olamaz. Onun bu kaderi, kendisini kişi olarak imgeleyen varlığın görevidir. Onun kim olduğunu bulun, imgeleme ürünü olan kişi o zaman eriyip kaybolacaktır. Kurtuluş, bir şeyden kurtuluştur. Sizin hangi şeyden kurtulmanız gerekiyor? Besbelli ki, kendiniz olarak kabul ettiğiniz kişiden kurtulmanız gerekir, çünkü sizi tutsak etmiş olan, kendi hakkınızda beslediğiniz fikirdir..."

Bir alıntı da Kasyopyalılardan yapmadan geçmek istemem;

S: (L) 4'üncü yoğunluk adayı olmanın ölçütleri nedir?
C: Ölçüt yoktur. Ölçüt, diğer bireylerin ilerleyişini izleyen bir birey veya bireylerin mevcut olduğu bir yargı sistemini ima ediyor. Bu, bir anlamda başından sonuna sizin tam kontrolünüz altındaki doğal bir öğrenme sürecinin bir parçasından ibarettir. Bu anlamda, içinde olduğunuz ortamı siz seçersiniz; yani bu, sizden yüksek bir kaynağın yaşam ortamı tavsiyesi veya sizden yüksek bir kaynağın dayattığı yaşam ortamı mecburiyeti değildir; sadece bir ortamın varlığı ve sizin onun içinde varolma seçiminizdir. Dolayısıyla, aday olmak yalnızca sizin HERHANGİ bir yoğunluk seviyesi adayı olmayı seçtiğiniz anlamına gelir. Kişinin öğrenme yoluna devam etmek üzere yaptığı bir seçimdir. (5 Ağustos 1995)

Velhasıl kelam sen görüşlerini çok güzel ifade etmişsin kardeşim ,hiç merak etmeyesin. Farklı noktalardan bakıyoruz bazen, bazen de aynı şeyleri konuştuğumuzu düşünsekte aslında çok farklı olgulardan bahsedebildiğimiz oluyor. Neyse, ben bu mesajlarımda olduğunu düşündüğüm ince bir noktaya dikkati çekmeye kendimce çabaladım sadece, lakin tabii ki sen buna katılmak ve seçmek zorunda değilsin elbette, eyvallah. Başka da bu konuda belirtmek istediğim bir husus şimdilik kalmamıştır, söyleyebileceklerimi söylediğimiz düşünüyorum kardeşim. Sevgiler.

bozadi

#53
Akışına bırakalım :)


Feylefus

#55
Sadhguru eğlenceli ve oldukça bilgili bir mistiktir. Kendisinin ölüm kitabı da çıktı ve ingilizce olarak yayınlandı. PDF olarak da elde edilebilir.
https://isha.sadhguru.org/in/en/wisdom/sadhguru-spot/a-book-on-death
13 Katmanlı Kozmik Komplo