Türkiye tarihinin en büyük oy yolculuğu (22.06.2019)

Başlatan bozadi, 22 Haziran 2019, 21:10:43

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

22 Haziran 2019

Türkiye tarihinin en büyük oy yolculuğu

Seçmenler, yurdun dört bir yanından oy kullanmak için İstanbul'a dönmeye başladı.


İptal edilen 31 Mart İstanbul seçimlerinin ardından, yeni seçimin tarihi 23 Haziran olarak belirlenmişti. İstanbul seçimlerinin tam da yaz tatiline denk gelmesi tartışmalara neden olmuştu. Herkesin kafasında \"tatile gidenler geri dönecek mi\" sorusu varken, sosyal medyada tatilden oy kullanmak için İstanbul\'a dönenlerin binlerce seçmenin videoları, resimleri paylaşıldı. Seçmenler, yurdun dört bir yanından ve yurt dışından oy kullanmak için İstanbul'a dönmeye başladı. Dönüş yollarında uzun trafik kuyrukları oluşurken, otogarlar ve havaalanları da dolup taştı.

Sandık başına gitmek üzere şehir dışından tarifeli uçakla İstanbul Havalimanı\'na gelenler nedeniyle geliş terminalinde yer alan bagaj bölümünde ve çıkışlarda yoğunluk meydana geldi. Özellikle sabah saatlerinde Antalya, Sivas, Trabzon, Malatya, Diyarbakır ve İzmir\'den gelen uçakların dolu olması dikkat çekti.  



DAVUL ZURNA EŞLİĞİNDE İSTANBUL\'A DÖNÜŞ

Sivas\'ın Divriği ilçesinde, 512 İstanbul seçmeninin davul zurna eşliğinde halay çekerek dönüş yoluna çıktığı görüldü. İstanbul\'a dönen seçmenler, \"Her şey çok güzel olacak\" diyerek halaylar çektiler.



Bir başka dönüş haberi de Elazığ\'ın Arapgir ilçesinden kalkan 3 otobüsten geldi. Twitter\'da paylaşılan videoda, oy kullanmak için yola çıkan seçmenlerin \"her şey çok güzel olacak\" dediği görüldü.



Yurtdışından da oy kullanmak için seçmenler İstanbul\'a geliyor. Münih\'ten CHP\'li seçmenler İstanbul\'a dönüyor.



TATİL BÖLGELERİNDEN DÖNÜŞ

Ülke turizminin en çok tercih edilen yerlerinden olan Çeşme'de otellerdeki doluluk oranının düştüğü belirtildi. İstanbullu tatilcilerin, Çeşme ve Alaçatı'dan oy kullanmak için yola çıktığı ifade edildi.

BİLET ALAMAYANLAR İÇİN SEFERBERLİK BAŞLATILDI

Kimi vatandaşlar, bilet bulamayan ve oy kullanacak olan seçmenler için araçlarında yer olduğunu, bilet alamayan öğrenci olan seçmenler için gidiş-dönüş biletleri alabileceklerini Twitter'dan duyurdu. Oy kullanmak isteyen ve gidiş-dönüş bileti alamayan seçmenlerin de yardım istediği görüldü.









"ANAMI DA ALDIM GELİYORUM"

2003 yılında dönemin başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "ananı da al git" dediği Ahmet Güler sosyal medya hesabından annesiyle çekildiği bir fotoğraf paylaştı. Ahmet Güler paylaşımında Erdoğan'a ithafen, "Ananı da al git demiştin ya ben sana inat anamı da aldım geliyorum bekle bizi İstanbul her şey çok güzel olacak" dedi.



Her yaştan seçmenin, yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçimi için İstanbul\'a doğru yola çıktığı görüldü.






Kaynak: OdaTV


bozadi

22 Haziran 2019

İstanbul'a gelmeye çalışan vatandaşlara akıl almaz engelleme


Ekrem İmamoğlu için oy kullanmaya gelen vatandaşların otobüsünün hareketine polis izin vermedi.




Antakya'dan, yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde, mazbatası elinden alınan Ekrem İmamoğlu için oy kullanmaya gelen vatandaşların otobüsünün hareketine polis izin vermedi.

BirGün gazetesi muhabiri Serbay Mansuroğlu, kişisel Twitter adresinden olaya ilişkin paylaşımlarda bulundu. Mansuroğlu, yaptığı paylaşımlarda, polisin İstanbul'a hareket edecek olan otobüse geçiş izni vermediği anları paylaştı.



BirGün muhabiri, otobüsün lastiklerinin kontrol edildiğini, sanayiye gidip lastikleri yenilediklerini belirtti. O anlar, "Demir hattında ve kara yolunda ölümlü kazalar yaşanırken yapılmayan denetimler şimdi yapılıyor" diye anlatıldı.







JANDARMA GBT KONTROLÜ YAPTI

Muhabir Mansuroğlu, otobüsün lastiklerini değiştirdikten sonra İstanbul'a doğru yola çıkılacağı sırada jandarmanın otobüsü durduğunu ifade etti. Otobüsü durduran jandarmanın GBT kontrolü yaptığı bildirildi.





Kaynak: OdaTV


bozadi


bozadi

22 Haziran 2019

Saray dalga geçti ama...


Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, senarist ve yönetmen Gani Müjde'ye yanıt verdi.




İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO), 21 Haziran'dan başlamak üzere, yenilenecek olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinin gerçekleşeceği 23 Haziran tarihine kadar bazı şehirler arası seferlerin "yolcu talebi olmaması" nedeniyle duyurmuştu.

Senarist/yönetmen Gani Müjde İDO'nun bu kararına Twitter hesabından "zamanlama manidar" diyerek tepki göstermişti.

Gani Müjde'nin "İdo 21 Hazirandan başlayarak onlarca seferi iptal etmiş. Avşa, Bandırma, Bursa, Marmara Adası filan... Sebep Tarife değişikliği... Zamanlama manidar" paylaşımına Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun'dan cevap 2 gün sonra geldi.



Fahrettin Altun, Gani Müjde'nin Twitter adresinden yaptığı açıklamaya, "Sadece bu değil Gani Bey! Yüzerek de kimse geçemesin diye denize elektrik vereceklermiş. Hasbelkader sandığa ulaşan olursa diye uçan mühür mürekkebi bile yapmışlar.  En son teknoloji diyorlar" diye cevap verdi.

Altun'un siyasetin dışına taşan üslubu tartışma yaratırken birçok kişi İDO'nun iptal ettiği seferlerin listesini hatırlattı. İşte İDO'nun sayfasındaki o seferler:








Kaynak: OdaTV


bozadi

Mansur Yavaş'ın Ankara BB başkanlığına seçilmemesi için AKP ve MHP tarafından yapılan saldırıların ve üçkağıtçılıkların çok daha fazlası son zamanlarda Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul BB başkanlığına tekrar seçilmemesi için yapılıyor. Özellikle Erdoğan'ın kendisi ucuzculuğun resmen dibine vurmuş durumda.

Uluslararası arenada AKP-MHP ittifakının son birkaç yıldaki tutumunu sonuna kadar destekliyorum ve muhalefeti bu konuda sonuna kadar eleştiriyorum ama bu durum AKP ve müttefiklerinin hiçbir karanlık tarafı olmadığı anlamına gelmiyor. Özellikle büyükşehir belediyelerinde rantçılığın başının arşa değdiği, her türlü yolsuzluğun döndüğü, israfın ve yozlaşmanın dibine vurulduğu çok iyi biliniyor. İşte bu konuda da muhalefeti sonuna kadar destekliyor, AKP ve müttefiklerini sonuna kadar eleştiriyorum. Dünya arenasında, evet, gerçekten bir beka meselesi var ama iç siyasette ve özellikle büyükşehir belediyeleri düzeyinde yalnızca rantçılığın bekası söz konusu gibi görünüyor.

CHP özellikle bütün geçmişiyle birlikte düşünüldüğünde ahlaken AKP'den daha temiz midir bilmiyorum ama son yıllarda çok şükür CHP'nin gerçekten bir halk partisi haline gelmesi konusunda özellikle Kılıçdaroğlu'nun çabaları sayesinde çok olumlu gelişmeler oldu, Ankara ve pek çok başka belediye bu sayede CHP'ye geçti ve Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul belediye başkanı olması da AKP ve müttefiklerinin karanlık taraflarının azaltılması için bence harika bir dengeleyici etki olacak. AKP ve müttefikleri sayısız yolsuzluklarıyla, yiyicilikleriyle, şımarıklıklarıyla, korkunç yozlaşma ve israflarıyla bu gereksinimi bizzat kendi elleriyle yarattılar. Bu durum CHP ve diğer muhalif kesimlerde önemli bir uyanış, dayanışma ve direniş eğilimine vesile oldu, çok şükür.

Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul belediye başkanı olması bence bu ülkenin, bu milletin çok ihtiyaç duyduğu bir gelişme olacaktır. Benim gönlümden geçen belirli bir partinin veya ittifakın tek başına iktidar olması değil, particiliğin aşılarak ideolojiler üstü bir dayanışmayla gerçek hakkın, doğrunun, adaletin, insanlığın yolunda ilerlenmesidir.

bozadi

22 Haziran 2019

Kılıçdaroğlu: Ankara'da oturup ahkam kesiyorduk, onu değiştirdik


Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Öcalan'ın, HDP'ye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için tarafsızlık çağrısı yaptığı ifade edilen mektubuna ilişkin, "Bizim gündemimizde yok, hiç yok. Bizim gündemimizde bir yerel seçim var, İstanbul seçimleri var. Biz, İstanbul seçimlerinde hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşların oyuna talibiz" dedi.




CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kral FM ile yerel ve bölgesel yayın yapan bazı radyoların canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın mektubuna ilişkin değerlendirmesi hatırlatılan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Ne denir bu iddialara? CHP'nin kiminle ittifak yaptığı zaten belli, seçimlere nasıl hazırlandığı belli. Biz en başından 'sandıkta ittifak yapacağız' dedik. Ekrem Bey, İstanbul'da 16 milyon İstanbullunun oyuna talip. İster HDP'li olsun, ister AK Partili olsun, ister Saadet Partili olsun, ister Vatan Partili olsun. Bütün vatandaşların, haksızlığa uğrayan bir kişinin hakkını teslim etme gibi bir yükümlülüğü var. Dolayısıyla biz, kimlik ayrımını yapmıyoruz. İnsanları kimliklerinden ötürü ötekileştirmiyoruz. İnsan, Allah'ın yarattığı en değerli varlıktır ve her insanın görüşü, kimliği ve inancı ne olursa olsun benim başımın üzerinde yeri vardır."

'TELKİNLE DÜNYA GÖRÜŞÜMÜZÜ DEĞİŞTİREN BİR PARTİ DEĞİLİZ'

Öcalan'ın mektubuyla ilgili soruya ise Kılıçdaroğlu, "Gündeme kim getiriyor? Bizim gündemimizde yok, hiç yok. Bizim gündemimizde bir yerel seçim var, İstanbul seçimleri var. Biz, İstanbul seçimlerinde hiçbir ayrım yapmadan, bütün vatandaşların oyuna talibiz. Biz, herhangi birisinin telkinleriyle siyasal görüşümüzü, dünya görüşümüzü değiştiren bir parti değiliz. Bizim görüşümüz belli. Biz adaletten, hukuktan yanayız" yanıtını verdi.

'BİZİM FETÖ, PKK İLE ALAKAMIZ YOK'

HDP'nin, Öcalan'ın mektubuna karşı duruşunu bozmayacağı yönündeki açıklaması ile Kandil ve Pensilvanya'dan Ekrem İmamoğlu'na geldiği ifade edilen mesajların sorulması üzerine de Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Ben böyle bir mesajı hiç duymadım, bilmiyorum. Birisinin kalkıp da 'Ekrem İmamoğlu'na oy verin' demesi, İstanbul'da yaşayan bir vatandaşımız Ekrem İmamoğlu'na oy verirse biz bundan memnuniyet duyarız. Ama efendim 'Kandil'den söylendi, Pensilvanya'dan söylendi'. Tamamen Ekrem Bey kazanmasın diye havuz medyasının ve onun aktörlerinin dile getirdiği konulardır. Bizim terörle, bizim FETÖ, PKK ile alakamız yok."

Kılıçdaroğlu, PKK'yı net bir şekilde eleştirmediği iddialarına ilişkin de şu görüşleri dile getirdi:

"Teröre ve terör örgütlerine destek olanların Allah belasını versin. Ama onların dünya kadar televizyonları, gazeteleri ve radyoları var. Bunları ifade etmiyorlar. FETÖ'ye de karşıyız, PKK'ya da karşıyız, teröre, terörü yaratanlara, besleyenlere, yanında duranlara ve masa kuranların tamamına lanet olsun. Tamam mı?

Bir siyasal partinin, bir terör örgütüne destek vermesi suçtur. Suçu kim takip eder? Savcılık... Siyasal partilerle ilgili kim takip eder? Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı... Siz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıysanız ve 'suçlu' diyorsanız, gereğini yapın. Ama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 'böyle bir suç yok' diyorsa, sizin böyle bir suçlama yapmaya hakkınız yok."

'TUZAĞA DÜŞMEYİZ'

HDP'ye oy veren 6.5 milyon vatandaşın terörist ilan edilmesinin ülkenin huzurunu bozacağını belirten Kılıçdaroğlu, "HDP meşru bir parti mi, parlamentoda grubu var mı? Var. TBMM Başkanvekilliği var mı? Var. Bu HDP'ye oy verenlerin CHP'ye oy vermemesi için bizi farklı bir yerde tutmak istiyor iktidar partisi. Biz, bu tuzağa düşmeyiz" diye konuştu.

'ORDU VALİSİNİN ÖZÜR DİLEMESİ GEREKİYOR'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu'nun seçilse bile Ordu Valisine hakareti nedeniyle ceza alması halinde görevine devam edemeyeceği açıklamasının hatırlatılması üzerine ise Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Niye oturamaz? Milli iradenin üzerinde mi? Cezayı kim verecek? Hayır, Erdoğan verecek. Talimat verecek hakime. Milli iradeden üstün ne vardır? Demokrasilerde en büyük irade milli iradedir. Ne hakareti? İzledim, hakaret falan yok. Hakaret varsa Ordu Valisinin gelip özür dilemesi gerekiyor."

Ekrem İmamoğlu'na VİP'i kullanamayacağının daha önceden söylenmesi gerektiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Normalde 'VİP'e alınmaması lazım' diyorsa vali, 'VİP'e kimse giremez, yasaklandı' der. Ekrem Bey de normal hattından çıkar gider. X-ray cihazından geçecek, sonra diyecekler ki 'yasak'. Niye aldın kardeşim bunu? Apronda yüzlerce kişi Binali Bey'i yolcu ediyor. Buna niye ses çıkarmıyorsunuz? Bu çifte standart" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir televizyon kanalında bir araya gelme teklifinde de bulunan Kılıçdaroğlu, "İstediğiniz kanalda, istediğiniz gazetecilerle, konuyu da o seçsin" ifadesini kullandı.

'KOLTUKLAR BAKİ DEĞİLDİR'

Ekrem İmamoğlu'nun önümüzdeki dönemde CHP Genel Başkanlığına ve sonrasında da Cumhurbaşkanlığına aday olma ihtimaline ilişkin soruya ise Kılıçdaroğlu, "Hiç meraklanmayın, başarılı herkesin benim başımın üzerinde yeri vardır. Halkın iradesine, her türlü iradeye saygılıyız. Koltuklar baki değildir. Baki olan insanlıktır, adalettir, hukuktur. Koltuk dediğiniz nedir ki? Kim olursa olsun, çalıştığı, ürettiği sürece, halkı kucakladığı sürece başımın üzerinde yeri vardır" yanıtını verdi.

'ANKARA'DA OTURUP AHKAM KESİYORDUK, ONU DEĞİŞTİRDİK'

CHP'lilerin halktan kopuk olduğu eleştirilerini de cevaplandıran Kılıçdaroğlu, "Son 10 yılda en büyük değişimi yaşayan parti CHP. Ankara'da oturup ahkam kesiyorduk, onu değiştirdik. Adalet yürüyüşünü yaparken bir tek parti bayrağı bile taşımadık. Bu yeni siyaset anlayışının doğmasına yol açtı" görüşünü dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun ortada gözükmediği ve halktan kopuk tavır içinde olduğu iddiası için de "Bütün o tabloları değiştirdik. Canan Hanım, bütün ziyaretlerim sırasında benim yanımda. Her şey değişti. Daha da değişecek. Bu toplumun değerlerine herkes saygı duyacak. Herkes halkın değerlerine saygı gösterecek. Halk kadar değerli bir şey yok. Öyle davrananlara da 'kusura bakmayın' diyeceğiz" diye konuştu.


Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

Binali Yıldırım'ı pek çok bakımdan beğeniyordum ama seçim sonucu kabaca netleştikten sonra yaptığı açıklamanın olgunluğu ve centilmenliğiyle bu duygu ve düşüncemi daha da pekiştirdi.

bozadi

23 Haziran 2019

Erdoğan'dan Soylu'ya Pelikancılardan Perinçek'e Gökçek'ten Karagül'e 23 Haziran'ın kaybedenleri


Türkiye yenilenen İstanbul seçimlerini geride bıraktı. Kazanan Ekrem İmamoğlu yine kazandı. Peki seçimde kimler kaybetti?




Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kaybetti. 31 Mart seçimlerinden sonra mazbatasını alan seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığının düşürülmesinde aktif rol oynadı. 23 Haziran'a kadar ürettiği stratejilerin seçmen nezdinde etkisi olmadığı, tabanın da bu stratejilere tepki gösterdiği görüldü.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kaybetti. 31 Mart'tan sonra İBB seçiminin yenilenme kararının alınmasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olmadığı yerlerde Süleyman Soylu yer aldı. Bakan Soylu, kutuplaştırıcı dil kullandı hatta hakaret etti. Seçmeni kaybetti.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak kaybetti. Bu süreçte ekonomi daha da kötüleşti. Bakan Albayrak'ın Kardeşi Serhat Albayrak'ın CEO'su olduğu Turkuvaz medyaya ait gazetelerde provokatif dil kullanıldı, manipülasyon yapıldı. Seçmen tarafsız ve doğru haber yapan yayın organlarını takip etti. Albayrak kaybetti.

Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan kaybetti. İmralı adasında bulunan PKK lideri, seçime üç gün kala Anadolu Ajansı'nın servisiyle konuştu. HDP'nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın seçmenine "oy verin" mesajı vermesine karşı yandaş medya ve AKP'nin girişimleriyle Öcalan devreye sokulmaya çalışıldı. Fakat Kürt kökenli seçmen vatandaşlık hakkını kullandı, terör örgütü lideri Öcalan'ın üzerlerinde bir tahakkümü olmadığını gösterdi. PKK lideri kaybetti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kaybetti. AKP ile Cumhur İttifakı'nda yer alan MHP, iktidar ortağı olarak görülüyordu. MHP lideri Bahçeli, 31 Mart seçimlerinden sonra, İBB Başkanlık seçimin tekrarlanma kararının alınması durumunda "Seçim gününe kadar İstanbul'da bulunacağım, karargahımızı İstanbul'da kuracağım. Yani İstanbul'a mitili atacağım"demişti. Seçim yenilenme kararından sonra Bahçeli adete kayboldu. "Mitili atacağım" diyen Bahçeli ancak 15 Haziran'da İstanbul'a gelebildi. Bahçeli, söylediğinin aksine seçim gününe kadar İstanbul'da kalmadı, iki gün sonra Ankara'ya döndü. Bahçeli, tutarsız ve etkisizdi. Bir kaybeden de o oldu.

Anadolu Ajansı (AA) kaybetti. Her seçimde bir skandala imza atan, 31 Mart seçimlerinde veri akışını kesen AA vatandaşın güvenini kaybetti. Sandıklardan gelen AA'nın hoşuna gitmeyen şaşırtıcı veriler nedeniyle AA skandala imza atarak veri akışını geç başlatacağını duyurdu. 

Tarafsız değil yandaş olan ve provakatif haberler yapıp halkı yanlış bilgilendiren, kutuplaştırmayı artıran gazeteler, yayın organları kaybetti. Seçmen doğru, tarafsız haber yapıp habercilik ilkelerine uyan yayın organlarını takip etti ve tercihini bu yönde kullandı. Yandaşlar, provokasyoncu yayın organları kaybetti.

AKP'nin Seçim İşleri'nden Sorumlu Genel Yardımcısı Ali İhsan Yavuz kaybetti. 31 Mart seçimlerinde, AKP İBB'yi kaybedince arka arkaya yapılan itiraz açıklamalarını çoğunlukla Ali İhsan Yavuz yapmıştı. Yavuz, "Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ama fark edemedik" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.

Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu kaybetti. Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, katıldığı bir Ramazan etkinliğinde Ekrem İmamoğlu hakkında Yunanistan basınında "İstanbul'u fetheden Yunanlı" diye manşet atıldığını öne sürmüştü. Göksu, Ekrem İmamoğlu üzerinden Trabzonlulara "Yunan" benzetmesi yapmıştı. Halkı kin ve düşmanlığa sevk edecek sözler sarf eden ve seçim boyunca tartışılan Göksu bu seçim sonuçlarıyla kaybetmiş oldu.

AKP'nin YSK Temsilcisi Recep Özel kaybetti. İstanbul seçimlerinde adı sık sık duyulan AKP'li Recep Özel, YSK'nın İstanbul'da seçimi yenileceği yönündeki kararı duyurmuştu. AKP'nin YSK stratejisini uygulayan isim kaybetti.

Ordu Valisi Seddar Yavuz kaybetti. Ramazan Bayramı'nda Karadeniz turuna çıkan Ekrem İmamoğlu ve ailesinin Ordu'da VIP salonuna alınmamıştı. İmamoğlu'nun salona alınmaması talimatını Ordu Valisi Seddar Yavuz'un verdiği belirtilmişti. Provakasyona yol açan, gündem oluşturmaya çalışan Ordu Valisi de bu sonuçlarla kaybetti.

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül kaybetti. Karagül, yandaş gazeteciler gibi suçlayıcı, kışkırtıcı dil kullanmıştı. Muhalefeti sürekli teröristlikle suçladı. Karagül ifadeleriyle ve yayın yönetmeni olduğu Yeni Şafak'ın haberleriyle kaybetti.

Pelikan yapılanması kaybetti. 31 Mart seçimlerinden sonra Pelikancılar bir dönem iktidarı belirlediklerini düşünüp yeniden iktidara yön vermeye çalıştılar.  Hilal Kaplan'ın seçim gecesi Twitter'da yaptığı "YSK, İstanbul'da oyların tamamını yeniden sayacak" paylaşımıyla başlayan, bazı basın-yayın organlarında çıkan 'sandık başkanlarının gözaltına alındığı' haberleriyle alevlenen ve bazı kesimler tarafından "Pelikan grubu hortladı" nitelendirmesi ortaya çıkmıştı. Provakatif haberler yapılmış devletin yalanlamalarına rağmen yalan haberler üretilmişti. Halk bu haberlere kulak asmadı. Pelikan yapılanması ve Hilal Kaplan gibi gazeteciler kaybetti.

İktidar yandaşı cemaatler kaybetti. Dini siyasete alet eden cemaatler kaybetti.

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek kaybetti. Melih Gökçek, İBB Başkanlık seçiminin yenilenme kararından sonra, özellikle Twitter adresinden sert açıklamalarda bulunmuştu. Gökçek ailesine ait Beyaz TV'de yapılan kışkırtıcı haberler de halk nezdinde yankı bulmadı. Melih Gökçek ve Gökçekler kaybetti.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek kaybetti. Doğu Perinçek, yenilenen İBB Başkanlık seçimlerine kendi adaylarıyla gideceğini açıklamıştı. Perinçek, 23 Haziran'a giden süreçte CHP ve İBB Başkanı İmamoğlu'na ağır suçlayıcı dil kullanmıştı. Partisinin ise AKP ve MHP ile aynı cephede olduğunu ilan etmişti. Son olarak Öcalan hamlesine de destek vermişti. Perinçek bu hamleleriyle kaybetti.

Liste kuşkusuz daha uzun.

Ama "kaybedenler" denilince ilk akla gelenler böyle.

Kaynak: OdaTV


bozadi

24 Haziran 2019

Balkona bu kez İmamoğlu çıktı


İmamoğlu, "Herkese selam söyleyin, herkesi kucaklayın. Hepinizin hemşehrilerimize selam söyleminizi istiyorum. Kimseyi ayrıştırmayın, artık partizanlık bitti. Artık liyakat ve ahlak var. Artık hak, hukuk, adalet var." dedi.




İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü'nde vatandaşlara sesleniyor.

İmamoğlu, "Barışmaya, buluşmaya geldik. Sevgi kazandı" dedi.

"GELECEĞİ İNŞA EDECEĞİZ"

İmamoğlu konuşmasında şunları kaydetti:

"İstanbul, sevgi kazanacak demiştik. Ne mutlu bana ki sevgi kazandı sevgi. Biz bu şehrin çocukları için, o güzel çocukları için, biz bu şehrin enerjisi, biz bu şehrin vicdanı, kadınları için, biz bu şehrin beyefendileri için; kısacası herkes için geldik.

Yıkın bütün ön yargıları, zihninizdeki bütün önyargıları yıkın. Hiç kimsenin yaşamı, inancı bizi ilgilendirmiyor herkesi kucaklamaya geldik. Biz bu şehirde inançlara saygı için geldik.

Yok Alevisi Sünnisi herkesi kucaklamaya geldik. Biz bu şehirde azınlık diye bir kavram yok, biz bu şehirde Rum'u Ermeni'si, Süryani'si, Yahudi'si herkesi kucaklayacağız. Biz bu şehirde demokrasiyi inşa edeceğiz. Biz bu şehirde adaleti inşa edeceğiz. Biz bu güzel şehirde size söz veriyorum geleceği inşa edeceğiz.

"BEN ATATÜRK CUMHURİYETİ'NİN PROJESİYİM"


Biz bu şehirde maneviyatını bilen, maneviyatına sahip çıkan, milli değerlerine her zaman sahip çıkan, vatanın birliği ve bütünlüğüne her yerde sahip çıkan, her yerde tam bağımsız Türkiye diyen, fikri hür ve vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Size söz; biz bu şehirde ne aldatacağız, ne aldanan olacağız.

Hepinizin huzurunda; ben bu güzel yurdumun insanına sesleniyorum. Ben bir projeyim, ben Atatürk Cumhuriyeti'nin projesiyim.

Siyaseti ahlakla buluşturacağız. Benim bu şehirde hepinize söz veriyorum, çocukları, gençlerin Ekrem abisi olmaya geliyorum. Çok güzel işler başaracağız. Bugün demokrasiyi tamir edeceğiz. 6 Mayıs'ta bir avuç insana en güzel cevabı verdiniz, helal olsun size. Artık güleceğiz. Artık gülelim öyle değil mi? Bu akşam harika bir akşam, bu akşam muazzam bir akşam.


Huzurunuzda sevgili eşime, çocuklarıma, -ben İstanbul'un gençlerini evlatlarım gibi seviyorum- her şey çok güzel olacak diyen Berkay'a çok teşekkür ederim.

Benim ailem siyasette ben koşarken sadece bana destek olacak. Siyaset hizmet alanıdır.

"ARTIK PARTİZANLIK BİTTİ"

Siyaset hizmet, görev alanıdır. Hizmet edeceğiz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na teşekkür ediyorum. İttifakımız İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e, Buğra Bey ve Canan Hanım'a teşekkür ediyorum. İstanbul İttifakı'na teşekkür ediyorum.

İstanbul İttifakı'nda herkes var. HDP'li, AK Partili, MHP'li, DSP'li, BBP'li kardeşlerim vardır. Partiler hizmet için araçtır.

Asıl olan millettir. Her zaman millet üstündür, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bunu hiç unutmayacağız. Yarından itibaren çalışmaya başlayacağız.

Bu güzel akşamda bizi yalnız bırakmadınız, bundan sonra da yalnız bırakmayın. İstanbul'u hep birlikte ayağa kaldıracağız. İstanbul'da seferberlik başlatacağız. Kısa zamanda büyük işler başarmamız lazım. Yol arkadaşlığınız için çok teşekkür ediyorum. Herkese selam söyleyin, herkesi kucaklayın. Hepinizin hemşehrilerimize selam söyleminizi istiyorum. Kimseyi ayrıştırmayın, artık partizanlık bitti. Artık liyakat ve ahlak var. Artık hak, hukuk, adalet var."









Kaynak: OdaTV


bozadi

İmamoğlu'nun bu güzel sözlerinin, insani ümitlerinin, vaatlerinin kısa veya orta vadede gerçekleşmesi ne kadar mümkün olur, bilmiyorum. Gerçekçi olmak gerekirse, bunun hiç de söylendiği kadar basit olmayacağıyla yüzleşmek gerek. Bunlar gerçek, yürekten, insancıl duygular, düşünceler, özlemler. Ama asırlardır devam eden bilinçsel, ruhsal hastalıklarımızın bir anda ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi olmaz.

Dünya genelinde insanlığın yaşam koşulları üzerindeki genel egemenliklerini halen sürdürmekte olan güçler, bu tür sahici insancıl uyanış ve mücadele teşebbüslerini kendi çıkarları ve bekaları için apaçık ciddi bir tehdit olarak görecek ve bu tehdidi ortadan kaldırmak için her türlü operasyona girişeceklerdir. Doğrudan parçalayıcı, yok edici saldırılar işe yaramıyor veya mümkün değilse, dolaylı, "yozlaştırıcı" operasyonlar yoluyla tehdidi zayıflatıp yok etmeye çalışacaklardır.

Dolayısıyla başta İmamoğlu çok ciddi bir sınavla karşı karşıya bence. İnsanlar ideolojik prangalarla yaşamaya çok alışkınlar. Egemen global faşizan güçler böl-yönet operasyonlarını yoğunlaştıracaklardır ve onların operasyonlarına piyonluk yapmaya hazır ve istekli pek çokları da olacaktır, her tür ideolojik maskeden. Bu durumda özellikle farklı ideolojik çevrelerin siyasi liderlerinin bu tür operasyonların mutlaka meydana geleceğinin bilinci içinde böl-yönet nifaklarını boşa çıkarıcı güçlü tavırlar göstermeleri gerekecektir. Bunun için de bu siyasi liderlerin alışıldık ideolojik ve siyasi çıkar çatışmalarının ötesinde pozitif, insani, evrensel bir doğrultuda samimi işbirliği yapmaları gerekecektir. Ve ne yazık ki bu hiç alışıldık veya "beklenebilecek" bir durum değil. İnsanların ideolojik/siyasi prangalarını ve egosal çıkar çatışmalarını bir kenara koyup samimi, insani ve evrensel işbirliği yapmaları son derece istisnai, rastlanması zor bir durum. Bunun meydana gelebilmesi için maalesef herkesi etkisi altına alan olağanüstü büyük yıkımların, zorlukların, travmaların meydana gelmesi gerekiyor genelde. Tüm toplum kesimlerini etkileyen doğal veya askeri/siyasi afetler, travmalar. Bu tür çok geniş çaplı, toplum genelini etkileyen travmalar bile her zaman pozitif yönde bir dayanışma eğilimi sağlamayabilir.

K'ların açıklamalarına göre aslında önümüzdeki zamanlarda hem doğal, hem de siyasi/askeri pek çok ciddi yıkımlar tırmanarak devam ediyor olacak. Bunların şiddeti ve yıkıcılığı muhtemelen biraz da insanların o felaketlerin en kötü noktasına ulaşmasını beklemeden kendi aralarında ideoloji ve siyaset üstü insani birlik, beraberlik, dayanışma geliştirmelerine bağlı. İnsanlık en baştan beri en çok yapması gereken şeyleri yapmayı ne kadar erteler, ötelerse, doğal ve yapay afetlerin dozu da o kadar artacak muhtemelen, ta ki zihinsel prangalardan kurtulup apaçık ve bambasit doğruyu görene, hatırlayana, yapana kadar. Ki bu anlamda doğal felaketler ne kadar kötü gibi görünürse görünsün aslında insanlığa hizmet ediyor dolaylı olarak. Ve üstelik doğal felaketler, insan eliyle meydana gelen, getirilen felaketlerden çok daha masum, çok daha "sindirilebilir" sayılır.

Doğal yıkımların tırmanışına işaret eden olaylara şahitlik ediyoruz ama bunların ilerleyiş durumunu bekleyip görmemiz gerekecek. Askeri-siyasi afet olarak İlüminati diye özetlenen ve özellikle ABD ve İsrail ve uzantıları/müttefikleri ekseninde yüzünü gösteren global egemen faşist güçlerin düzeninin giderek sarsılıyor olması gibi bir durum var. Rusya öncülüğünde son yıllarda İlüminati ahtapotuna karşı son derece beklenmedik ve ümit verici gelişmeler oldu ve olmaya devam ediyor.

İlüminati'nin, yani dünyadaki egemen KH ağının başkenti olan ABD devletinin ve uzantılarının Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyada uzun zamandır kurmaya, derinleştirmeye çalıştığı faşizan yönetim ağı çok çeşitli yollarla insanları köleliğe alıştırma operasyonlarını sürdürüyor: ekonomik olarak zayıflatma, siyasi-askeri tehditler, kitleleri ideolojik olarak kutuplaştırıp birbirine düşürme, terör yoluyla zayıflatma, hava, su, yiyecek-içecekler ve radyoaktif yollarla insanların vücutlarını ve dolayısıyla zihinlerini zehirleme vs.

AKP'nin karanlık olduğunu düşündüğüm yönlerini ne kadar eleştirsem de, bana göre Tayyip Erdoğan'ın son yıllarda ülkemiz üzerindeki örtülü ABD hegemonyasına karşı bir tavır geliştiriyor ve sürdürüyor olması, bu konuda Rusya ve müttefikleriyle destekleşmeyi "iki ileri bir geri" de olsa devam ettiriyor olması, bence tam da Atatürk'ün anti-emperyalist mücadelesi ve zaferine yaraşır, paha biçilmez bir tutumdur.

Üstelik ben Erdoğan'ın gidişatla ilgili yaptığı bazı gözlemlere ve sezgilere dayalı olarak, muhalif kesimlerin liderleriyle de bu konuda işbirliği yapmaya ihtiyacı olduğunu, olacağını sezdiğini, bu nedenle "Türkiye ittifakı" söylemlerini gündeme getirdiğini düşünüyorum. Elbette pek çok başka konuda olduğu gibi bu konuda da "iki ileri bir geri" gibi zikzaklar oluyor ama çok şükür şimdilik bu ihtimal ortadan kalkmış değil. Hatta CHP'nin doğrudan ve dolaylı ittifaklar yoluyla son seçimlerde gösterdiği başarılar ve özellikle bugün hayırlısıyla İmamoğlu'nun İstanbul BB başkanlığına geleceğinin netleşmesi ve AKP'nin pek çok karanlık yönlerine karşı sağlam bir mücadele başlatmasının beklenmesiyle birlikte, Erdoğan'ın belki hemen olmasa da, zikzaklarla da olsa, muhalefetle samimi işbirliği geliştirme seçeneğini daha da ciddi olarak değerlendirmek durumunda olacağını sanıyorum.

Belki ABD ve unsurları İmamoğlu'nun zaferinin Erdoğan'ın "tahttan indirilmesi" ve ABD karşıtı tavrın tekrar düşüşe geçmesi yönünde bir sürecin başlangıcı olacağını düşünüyor olabilirler ama bence öyle olmayacak, olmamalı. İmamoğlu veya onun şahsında CHP ve diğer muhalifler, güçlerindeki olası bir artışı, ABD'nin operasyonlarına peşkeş çekerlerse, başta kendilerine ve millete ihanet etmiş olacaklardır. İşin kötüsü, başlıca muhalif kesimlerin neredeyse tümü ABD'ye karşı sağlam bir tavır geliştirme konusunda son derece isteksiz görünüyorlar. Ama bence bu çok hızlı bir şekilde değişebilecek bir durum. Buna dair bazı işaretlerin zaman zaman kendini gösterdiğini düşünüyorum. Yani ABD'nin doğrudan ülkemize karşı sergilediği aşağılayıcı, saldırgan, sömürücü tavırlara karşı ortak bir duruş sergileme eğilimi konusunda zaman zaman olumlu bazı işaretler, potansiyeller ortaya çıktığını gözlemliyorum çok kesin olmasa da.

İmamoğlu'nun zaferi her ne kadar AKP ve Erdoğan için siyasi bir yenilgi ve tehdit teşkil etse de, henüz CHP'nin veya muhalif bir ittifakın iktidarı genel olarak ele geçirmesi gibi bir durum söz konusu değil. Genel siyasi (meclis) hakimiyeti hala AKP'de, Erdoğan'da.

İmamoğlu partizanlığı aşma, her ideolojik kategoriden tüm insanlara samimi ve etkili hizmet etme, yolsuzlukları, yozlaşmaları, israfı giderme gibi vaatlerini "samimiyetle" (parti ve ideoloji ötesi vicdani bir güdüyle) gerçekleştirme ölçüsünde tüm halkın pozitif ve insani bir gelecek için ümidini artırıyor olacaktır ve bu bence tüm toplum üzerinde son derece pozitif bir etki yapacaktır. Ve bu da ABD'nin temsil ettiği global KH ağının çıkarlarıyla ciddi şekilde çelişen bir durum olacaktır. Yani o durumda sadece Erdoğan/AKP ve müttefikleri değil, İmamoğlu/CHP ve müttefikleri de ABD'nin, daha doğrusu İlüminati'nin hedefi haline gelecektir. Erdoğan global faşist ABD egemenliğine karşı Rusya ve müttefikleriyle dayanışmayı artırmakta olduğu için, İmamoğlu ise global faşist güçlerin böl-yönet operasyonlarına karşı siyaset ve ideoloji ötesi, insani birlik ve dayanışmayı, kardeşliği, adaleti desteklediği için.

Sonuçta kesin olan birşey varsa, o da ABD ve unsurlarının ülkemiz, milletimiz, halkımız üzerindeki karanlık operasyonlarını tırmandırmaya, pozitif girişimleri caydırmaya, pişman etmeye çalışacak olmasıdır. Ve bana öyle geliyor ki bu karanlık operasyonlar tırmandıkça, toplum ve çeşitli toplum kesimlerini temsil eden siyasi liderler bu duruma karşı topyekün işbirliği ve direniş mücadelesi seçeneğiyle yüzleşeceklerdir. Belki kimileri bu olasılığı desteklemek istemeyecek, hatta ortadan kaldırmaya çalışacaktır, dolayısıyla da kendilerini ifşa edeceklerdir, hangi kesimden, hangi ideolojiden veya siyasetten olursa olsun, ki her kesimden de çıkacaktır böyleleri. Ama acaba bu konuda egemen veya giderek güçlenen eğilim ne olacaktır?