avatar_fidelista

Bu ne şiddet, bu ne celâl

Başlatan fidelista, 04 Şubat 2021, 04:13:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista


Bu ne şiddet, bu ne celal


Sanırsınız ki, Ege'deki adalarımızı Boğaziçili öğrenciler işgâl etmiş...

Sanırsınız ki, İdlib'de askerlerimizin başına bombaları onlar yağdırmış...

Sanırsınız ki, "Fransız İslâmı" icadı da onların fikri...

ABD ve AB'ye "beyaz sayfa açma" çağrısı yapılırken, Yunanla "diyalog" peşinde koşulurken, Putin "ezeli dost" sayılırken, "Zihinsel tedaviye ihtiyacı var." denilen Macron bile "Sevgili Emmanuel" olurken yurdumuz gençliğine bu ne şiddet, bu ne celâl, bu ne anlayışsızlık?!..

Sorun ne?

Tepeden atanmış bir rektör istemiyorlar. Tüm isyanları buna.

Ama her zamanki algı operasyonuyla mesele buradan çıkarılıp, "din düşmanlığına" evriltildi.

Velev ki, birkaç kendini bilmez Kabe'ye saygısızlık etti; bu kadar sorunla karşı karşıya iken devlet aklı neyi gerektirir?

Halkın arasına yeni bir nifak sokulmaması için konuyu uhuletle ve suhulutle halletmeyi mi, bizatihi devlet eliyle yangına benzin dökmeyi mi?

Oysa milletimize ve gençliğe neler neler vaad etmişlerdi!..

Buyurun, hep birlikte hatırlayalım.

HÜKÜMETİN ROLÜ TOPLUMA TERCİHLER EMPOZE ETMEK DEĞİLDİR

Erdoğan, 15 Mart 2003'te Başbakanlık görevini Abdullah Gül'den devralırken, "59. Hükümet, hiçbir ayrımcılığa ve gerginliğe prim vermeyecektir. Milletimizin hem ortak aklı hem de ortak vicdanı olacaktır. Herkesin vatandaşlık haklarını kullanması, hükümetimizin en büyük önceliği olacaktır." demedi mi?

1 gün sonra, "AKP'nin açtığı ak sayfa ile artık gerilim tüccarlarının tasfiye olduğunu" müjdelemedi mi?

Ya, 18 Mart'ta TBMM'de "Partimizin hükümet etme mantığını ortaya koyacak" dediği hükümet programını okurken şunları anlatmadı mı?

"Hukuk ve adalet anlayışımız gereği, hukukun üstünlüğü içerisinde, devletin, topluma ve bireylere dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep aidiyeti gibi sebeplerle ayırım gözetmesi söz konusu olmayacaktır. Bu konular etrafında ayrımcı politikalar peşinde koşanlar, karşılarında, AK Parti hükümetini aşılmaz bir engel olarak bulacaklardır."

Üniversiteler ve gençlik için şu görüşleri dillendirmedi mi?

"Üniversiteler, her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldığı, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecektir. Bize göre; sınırlandırılmayan, keyfiliğe ve hukuksuzluğa olanak sağlayan, katılımı ve temsili önemsemeyen, bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri hiçe sayan totaliter ve otoriter anlayışlar, sivil ve demokratik siyasetin en büyük düşmanlarıdır. AK Parti iktidarı, her türlü dayatmacı, buyurgan, tek tipçi, toplum mühendisliğine dayanan yaklaşımları sağlıklı bir demokratik sistem için engel olarak görür. Bu çerçevede hükümetin rolü, topluma tercihler empoze etme gücünü ele geçirmek olmayıp, barışı, anayasal düzeni ve adaleti korumakla sınırlıdır. Devletin ideolojik bir tercihle kendisini dogmatik bir alan olarak tanımlaması, savunulmaması gereken bir durumdur. Asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devlet, vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil, vatandaşın tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlettir. Hükümetimiz, toplumun gençlere, gençlerin de Türkiye'ye güvenini sağlamayı temel hedefleri arasında görmektedir. Özgür düşünceli, kendi başına karar verebilen, sorgulayan, kendi toplumunun ve evrensel doğrulardan haberdar olan ve hayatın güçlükleriyle baş edebilecek donanımlı ve yetenekli gençler yetiştirmek önemli hedeflerimiz arasındadır."

6 Mayıs 2003'teki Grup toplantısında, "Bizim önceliğimiz Türkiye'dir ve biz asla partizanlık yapmayacağız. Bizim, ülkemizin başına uzun yıllardır musallat olan adama iş bulma gibi bir kaygımız asla yok ve olamaz. Bizim kaygımız ehliyetli, liyakatli ve bunu ispatlamış insanları işin başına koymaktır.'' sözü vermedi mi?

2003'ün 19 Mayıs'ından 1 gün önce, Samsun'da düzenlenen AKP Gençlik Şöleni'nde, "Sizin umutlarınızı karartanlar biliniz ki iktidara bir daha kolay kolay gelemeyecektir. Çünkü siz iktidar olacaksınız. Çünkü, siz milletsiniz. Bizim iktidarımız, gençliğin iktidarıdır. Bizim için hepimiz çok değerlisiniz.'' diye konuşmadı mı?

BUZAĞI ALTINDA ÖKÜZ ARAYAN SİYASETÇİLERDEN KURTULALIM

3 Haziran 2003'te şu çağrıyı yapmadı mı?

"Türkiye'yi küçük düşürecek söz ve beyanlardan kaçınalım. Dünyanın gözleri üzerimizdeyken, ilkel tartışmalardan çıkalım ve halkımıza hukuku, demokrasiyi, ekonomik refahı ve adaleti lütfen çok görmeyelim. Biz içeride birbirimizin meşruiyetini, vatandaşlık haklarını tartışıp, didiştikçe Türkiye dışarıya yanlış bir fotoğraf verdi. Gelin, hep birlikte, birbirimize zaaf isnat etmekten, vehimler üretmekten ve öküz altında buzağı arama aşamasını da geçip, buzağı altında öküz aramaktan başka bir şey yapmayan, milletten kopmuş siyasetçilerin gündemlerinden kurtulalım. Hepimiz bu ülkenin ekmeğini yiyor, suyunu içiyoruz. Artık enerjimizi toprağa vermekten, çağdışı ideolojik tartışmalardan yakamızı kurtaralım. Önce devlet olarak insanımıza güvenelim, ülkemize güvenelim ki, vatandaşın da devlete güvenini tesis edelim."

Yine o dönemde şunları söylemedi mi?

"Bu ülkede herkes söyleyecek nesi varsa bunu rahatlıkla söyleyebilsin istiyoruz. Gençlerin fikir dalaşında değil, fikri müzakerelerde bulunmasını istiyoruz ve şekilci, kalıpçı değiliz."

"Artık bu milletin evlatlarını birbirinden ayırmak devrini kapatalım. Bitsin bu dönem. Biz asla dincilik yapmayacağız. Çünkü bizim ülkemizde Müslümanlar da var, Müslüman olmayanlar da. Dini bir partinin önüne getirmek veya bir partinin malzemesi haline getirmek ihanettir. Bizim ortak paydamız, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak biz birbirimizi seviyoruz, sevmeye de mecburuz. Millet bu meseleyi halletmiş de, bu meseleyi halledemeyen bazı yukarda gezindiğini zanneden zavallılar var. Olay bu..."

BU MİLLET SİZİ TEPEDE TUTMAYA MECBUR DEĞİL

"Gençlerimizin ülkemizin geleceğinden umudu kestiği, yönetenlerin yönetmekten aciz kaldığı, kimseye yararı olmayan tartışmalarla zihinsel enerjimizin çalındığı o zor yılları aklımızdan hiç çıkarmamamız gerekiyor. Türkiye'nin bir daha aynı günlere dönmemesi, omuzlarımızdaki emanetin şuurunda olmamıza bağlıdır. Türkiye'nin aynı girdaba yeniden sürüklenmemesi için dikkatli ve kararlı hareket etmemiz gerekiyor. Allah'ın izniyle bir daha aynı korkulu rüyaları görmeyeceğiz. Ben bu kürsüden milletime söz veriyorum."

"Bu ülkede bu saatten sonra hiç kimsenin antidemokratik sınırlamalarla, temsil haklarının gölgelenmesiyle, temel özgürlüklerinin tartışmaya açılmasıyla uğraşmaya niyeti yoktur. Bu ülkenin kendine özgü şartları olduğunda herkes hemfikirdir. Ancak Türkiye'ye özgü bu şartların, bu sıkıntıların varlığı, Türkiye'ye özgü bir demokrasi tarifi yapmayı haklı çıkarmaz. Türkiye kendi insanına, kendi demokratik geçmişine ve siyasi kültürüne güvenebilecek kadar olgun bir ülkedir."

"Siyasi tarihimiz, siyasetin sosyal alandaki veya sosyal alan içindeki yeri ve işlevini anlayamadığı, bu hassasiyete sırt çevirdiği için siyaset sahnesinin dışında kalan partilerin ve siyasetçilerin silik hatıraları ile doludur. Bu tablolardan gerekli dersleri alarak yola çıkan bir partiyiz. İlerlemezsek, geriye düşeceğimizin şuuru içindeyiz ve içinde olmalıyız. Bu millet hiçbir zaman sizi tepede tutmaya veya daha da ileri götürmeye ne mecburdur, ne mahkumdur. Eğer gereğini yapmazsak, gereğini yapmazsanız, o zaman da indirmek onun en tabi hakkıdır."

12 Ekim 2003'teki AKP 1. Olağan Büyük Kongresi'ni de hatırlayalım. Şöyle konuşmadı mı?

"Vurguyla söylüyorum: Bizler, insanımıza bakarken kafamızda bir 'yurttaş şablonu' olmaksızın bakıyoruz. Her inanca, her kültüre, her kimliğe 'eşit yakınlıkta' duruyoruz. Bizler; kadının hukukunun tam olarak korunduğu, kadının topluma her alanda daha çok kılavuzluk ettiği ve daha çok katkıda bulunduğu, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğinin teminat altına alındığı, eğitimde ve çalışma hayatında fırsat eşitliğinin sağlandığı, alın terinin hakkını tam olarak aldığı, sanatın ve kültürün baş tacı edildiği, sanatçıların ve kültür adamlarının haklarının korunduğu ve gerçek saygıyı gördüğü bir Türkiye'nin rüyasını görüyoruz. Yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini örtbas etmek için rejim bunalımı çıkarma oyunu oynayanların bu zevksiz oyunlarının son kullanma tarihi geçmiştir. Hiç kimse, yaptıkları yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin ortaya çıkmasını engellemek için rejim üzerine bir tartışma çıkarmaya girişmesin. İşini iyi yapmayan siyasetçi, rejim bekçiliği yapmaya; milletin verdiği emaneti istismar eden bürokrat milliyetçilik kisvesine bürünmeye, yolsuzluk yapan işadamı devletin temel nitelikleri üzerinden polemik üretmeye kalkışmasın. Buradan bir kere daha ilan ediyorum ki, milletin kanını emen bu oyunların son kullanma tarihi geçmiştir. Yağma Hasan'ın böreği burada bitmiştir; bugünden sonra milletin hakkı milletin dışında hiçbir odağa, kişiye, kuruma, çeteye yar edilmeyecektir."

26 Ekim 2003'te, "Türkiye artık dayatmacı ve 'ben bilirimci' tavırlarla yönetilebilecek bir ülke olmaktan çıkmıştır." demedi mi?

TALEPLERİNİZİ HER ZEMİNDE DİLLENDİRİN

Bu örnekleri 19 Mayıs 2004'ten 1 gün önce Gaziantep'te düzenlenen Gençlik Şöleni'ndeki konuşmasıyla bitirelim. Şunları vurgulamadı mı?

"Sizin başaramayacağınız hiçbir şey, varamayacağınız hiçbir hedef yok; kendinize sonuna kadar güveniniz. Sizlere açık yüreklilikle şu sözü veriyorum: Türkiye bir daha asla köhne yönetim anlayışlarına ve demode zihniyetlere teslim edilmeyecektir. Türkiye bir daha asla geleceğinden taviz vermeyecek, dünyanın gittiği yönün aksine yürümeyecektir. Geleceğin aydınlık fikirleri, Türkiye'nin çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkması ve kendi değerlerimizden ilham alarak daha güçlü bir medeniyet fikrine ulaşmamız adına bizleri zorlayınız. Bu ülkenin gelecek yolculuğunda değişim ve demokrasi fikrinin lokomotifi sizler olunuz. Vaktinizi dünün yanlışlarını eleştirerek heba etmeyin; memleket meseleleriyle ilgilenin, sorunların çözümü için bizlerle birlikte kafa yorun. Türkiye'nin gelecek vizyonu adına taleplerinizi seslendirmeye meşru olmak kaydıyla her zeminde devam ediniz. Bizler her zaman yanınızdayız."

Bir nereden nereye öyküsü daha!..

BOĞAZİÇİ'NDEN YARGITAY DERSİ

Ancak anlatmak istediğim başka. Türkiye o sözlerden, ideallerden buraya nasıl geldi?

Kimilerinin korku, kimilerinin başka sebeplerle hukuksuzluğa teslim olması; Anayasa ve yasaları değil, buyrukları esas alması yüzünden, değil mi?

Sadece 1 ay öncesini hatırlayalım; Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanırken, bir atama daha gerçekleştirildi.

Yargıtay'ın kapısından girip de tek dosyanın kapağını açmamış bir isim, 107 üyenin oyuyla jet hızıyla Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi.

Her türlü güvenceye sahipler... Gözaltına alınma veya tutuklanma ihtimalleri de yoktu, ama oy veren, vermeyen; hiçbir Yargıtay üyesinin sesi çıkmadı/çıkamadı!..

İşte buna karşılık direnen bir avuç genç, onlara sahip çıkmaya çalışan öğretim üyeleri...

Onları peşinen suçlamak yerine, devleti yönetenler başta olmak üzere hepimiz bari bu tablodan payımıza düşen dersleri çıkarsak!..

Müyesser Yıldız

https://odatv4.com/bu-ne-siddet-bu-ne-cell-03022111_m.html

gerçek tosun paşa


bozadi

#2
Henüz tamamını izlemedim ama izlediğim kısımlarında Cüneyt Özdemir'in her iki tarafın artı ve eksilerine dair değerlendirmeleri bana genel olarak makul göründü.

https://www.youtube.com/watch?v=XJym3Hb2lJA



bozadi

#3
Özdemir'in videosunun yaklaşık ilk yarısı Boğaziçi meselesi hakkında. Genel itibariyle gayet akıllı ve vicdanlı bir değerlendirme olmuş bence.

fidelista

#4
Polisin bu orantısız güç kullanması, gözdağı verme korkutma sindirme amacıyla yapılan bir iş ,beni sorgulayanı böyle yaparım görün millet ,ona göre uslu durun olayı.Tabi polis emiri alan kişidir bunlara göz yuman kişi sorgulanırsa ipin ucu en üst yöneticiye kadar gider .

Dionysos

#5
Bu olayı sadece kısmen twitter daki tag savaşlarından takip ettim...
Bazı söylem ve kavramlar belki ılımlı gibi ama rahatsız edici radikal şeylerde gördüm.
Dün bildirim panelime düştü. Nevşin mengü Şişlide tencere tava sesleri diye bir tweet atmış gelen 2. ya da 3. yanıt sanırım fetö operasyonlarından bir fotograf ve sanırım kişiler iç çamarışıyla yere uzanmış ya da diz çökmüş pozisyonda. Görsel de rahatsız edici bir yazı ve artı aynı oranda rahatsız edici olumsuz da bir yorumla birlikte... Sanırım bu ülke için yeni normal bu...
Rahatsız olmanın dışında nereye gidiyor olduğumuzu kestirmek zor değil...ya da kendilerinin...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

gerçek tosun paşa

#6
Olayın bu kadar sert tepkiye dönmesinin sebebi hükümetin dış güçlere meydan okumasıdır. Gezi ve 15 Temmuz olaylarına göndermedir. Olayların iç yüzü tartışmaya açık ama ben şahsen üst düzey koltuk sahiplerinin eğitim kurumu ve öğrencileriyle bir zoru olduğunu düşünmüyorum fakat bu koltuk sahiplerinin yaptığı ve sürekli tekrarladığı asıl hata toplumdaki hoşgörüsüzlük ve kutuplaşmayı sürekli tetikleyici bir iletişim yoksunluğuna sahip olmaları ve tarzı.

"Filler sevişirken olan çimenlere olur."

fidelista

#7
Demokratik bir toplumda insanlar tepkilerini şiddete başvurmadan ifade etme hakkına sahiptir bu durum var olan sorunların açığa çıkmasını ve çözüm olasılıklarını gündeme getirir bu apseli dişin ağrıması gibi bir şey,bu tepkilere kulak tıkar hatta saldırganca yaklaşırsan olaylar sorgulanamaz ve yanlış mecralara yönelirler ve içten maniple edilmeye başlar o zaman apsemiz kanserlesmeye başlar.
Dürüst ve samimi olmayan demokrasiye inanmayanlar dan beklenen bu davranışlar ,bu hoşgörüsüzlük ayırımcılık ötekilestiricilik,ele geçirme sahip olma hırsı ülkenin gücünü yok ediyor.
Yöneticilerimiz bunları görüp ülkeyi birleştirecek yerde darmadağın etmekle meşgul.
Under the dome dizisindeki Koca Cime ne kadarda benziyor.

Dionysos

#8
Ayşe Buğra'ya en yüksekten "provokatör" denen bir ülkeye üniversite falan lazım değil. Samimi söylüyorum.
Dünyanın birçok yerinde Osman Kavala için muhtemelen "Ayşe Buğra'nın kocası" diyorlardır.
Ümit Kıvanç

NOKTA
Savaş Yılmaz


Hukuk tanımayan bir kindarlık, yurttaşlara 'denen kişi' tanımlaması...
Ayşe Buğra'nın saygınlığı bununla lekelenmez.
Uğur Gürses

"Kavala denen kişinin karısı" diye kendisinden seviyesizce bahsedilen Prof.Dr. Ayşe Buğra hoca Türkiye'de sosyal politika alanının en üretken, değerli isimlerindendir. Kurucusu olduğu Sosyal Politika Forumu ile yaptığı araştırmalar, yetiştirdikleri vb. ile katkısı paha biçilemez.
Hakan Koçak

Osman Kavala düşmanlığına, Ayşe Buğra düşmanlığı eklendi. Bu insanları tanıyoruz. Her zaman makul ve insanları, ülkelerini severek davrandılar. Düşmanlık hissi duyulacak insanlar olmadığını biliyoruz.
Şükrü Hatun


---------------------------------
Umarım bunlar karma marmadır ve derstir ya da her neyse ve herkes için iyi bir şeyler olur ve oluyordur..
Bazen öyle düşünüyorum ama bazen emin değilim...
Sahipsiz
-------------------------------

Ne görüyorsunuz_?
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#9
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Ayşe Buğra'ya en yüksekten "provokatör" denen bir ülkeye üniversite falan lazım değil. Samimi söylüyorum.
Dünyanın birçok yerinde Osman Kavala için muhtemelen "Ayşe Buğra'nın kocası" diyorlardır.
Ümit Kıvanç

NOKTA
Savaş Yılmaz


Hukuk tanımayan bir kindarlık, yurttaşlara 'denen kişi' tanımlaması...
Ayşe Buğra'nın saygınlığı bununla lekelenmez.
Uğur Gürses

"Kavala denen kişinin karısı" diye kendisinden seviyesizce bahsedilen Prof.Dr. Ayşe Buğra hoca Türkiye'de sosyal politika alanının en üretken, değerli isimlerindendir. Kurucusu olduğu Sosyal Politika Forumu ile yaptığı araştırmalar, yetiştirdikleri vb. ile katkısı paha biçilemez.
Hakan Koçak

Osman Kavala düşmanlığına, Ayşe Buğra düşmanlığı eklendi. Bu insanları tanıyoruz. Her zaman makul ve insanları, ülkelerini severek davrandılar. Düşmanlık hissi duyulacak insanlar olmadığını biliyoruz.
Şükrü Hatun


---------------------------------
Umarım bunlar karma marmadır ve derstir ya da her neyse ve herkes için iyi bir şeyler olur ve oluyordur..
Bazen öyle düşünüyorum ama bazen emin değilim...
Sahipsiz
-------------------------------

Ne görüyorsunuz_?

Yazdım yazdım sildim...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#10
Yukarıdaki Ne görüyorsunuz_? sorusu için bir uzantı; twitter alıntıları

Bundan böyle hiç kimse bana Erdoğanın (adını apostrofla bile ayırmıyorum) 'hepimizin Cumhurbaşkanı" olduğunu iddia etmesin. Buna uygun bir ifade ve saygı beklemesin.
Ne biçim üslup bu?
Sadik Usta

Profesör Ayşe Buğra'ya otokrat Erdoğan'ın sözlü sataşmasını en güçlü şekilde kınıyorum!
M. Efe Caman

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Ayşe Buğra diyeceksiniz!
Göksu Kızı

Ayşe Buğra Hocanın yaşadığı saldırıya, aşağılamaya rağmen cevabına bakın.
"Memleketim için üzülüyorum, açıklamalarından dolayı esef duyuyorum".
Satı Buruncu

(Not: Sadece Ayşe Buğra mı? Daha duruma uygun/tanımlı yorum bulamadım arıyorum)

(Not2: Aynı an da ülkenin "Kadın"ve erkeleri yanındayız diye eş tag atıyordu, oto tag..)
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#11
Prof. Dr. Ayşe Buğra diyeceksiniz, çünkü prof olmak "kocadan kadina" geçmiyor
Anladin!!
Yıldız Çakar

Devlet başkanının Ayşe Buğra'dan söz ediş biçimi tek kelimeyle ayıptır.
İlker Aytürk

Ayşe Buğra çok değerli bir hocamız, önemli bir akademisyendir. Lütfen ismini ağzınıza almayın.
xx xx

Ayşe Buğra hoca sosyal politika alanının en üretken en saygın ismidir. Sosyal politikaya dair kendisinin eserlerinden çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Hiç kimse onun gibi bir bilim insanını hedef gösteremez, saygınlığını gölgeleyemez.
ömer furkan

Boğaziçi'nde okumuş ve 36 yıldır orada kesintisiz öğretim üyeliği yapan Prof. Ayşe Buğra için, "Kavala denen kişinin karısı" diyor.
Tek adamın ve rejiminin bilinç akışı bu.
bahadır özgür


Erdoğan Kavala'nın eşi Prof. Ayşe Buğra (Boğaziçi) için canlı yayında "o soroscunun provokatör karısı" dedi. Çok ayıp. Ayşe çok önemli bir hocadır, Türkçe yazılmış en iyi üç iktisat kitabından birinin (İktisatçılar ve insanlar) yazarıdır.
Eser Karakaş

Ayşe Buğra, intihal yapmadığı, saygın ve değerli bir bilim insanı olduğu için hedefe konuldu. Bu aileye yapılan haksızlıklar saymakla bitmiyor.
Ömer Zülfü Livaneli

Ayşe Buğra'nın itibarı meslektaşlarının ve öğrencilerinin duyduğu saygıdan kaynaklanır. Buna yapabileceğiniz birşey yok. Sizin iradeniz ve iktidarınızın dışında, ötesinde bir gerçek bu.
Sinan Birdal

Ayşe Buğra Türkiye ve Dünyanın sayılı eleştirel iktisatçılarından ve iktisat tarihçilerinden biridir. Ayşe Hocamıza bugün yapılan hakaret ve hedef gösterme Türkiye tarihine kapkara bir şekilde kaydoldu. Kötülüğün sıradanlaştığı bu dönem...
Ali Yaycıoğlu

Ayşe Buğra kıymetli bir akademisyen ve bilim insanıdır.
...
Erdoğan, halkın en az yarısının istifa etmesini istediği, bilime de hukuka da düşman tarihi geçmiş bir siyasetçidir.
Cenk Yiğiter

Ayrıca, Ayşe Buğra yazdıkları ile benim gibi, maalesef öğrencisi olamayan birçok bilim insanı için örnek alınmış bir kişiliktir. Kendisinin eşinden bağımsız bir kişilik olarak, ülkemizin çok önemli bir bilim insanı olduğunun bilinmesini isterim.
Õner Günçavdı

Hep alttan alta aynı merkezden ısıtılıyor bu senaryolar. Birkaç gün önceden troller, gazeteciler (!) falan aracılığıyla dolaşıma çıkarıyorlar, sonu buraya varıyor.
Bu arada Ayşe Buğra hoca dünyanın en güzel insanlarından, en iyi hocalarından biridir. Allah sizi ıslah etsin.
Mehmet Fatih Uslu


Boğaziçi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi Prof. Dr. Ayşe Buğra'ya, 'Şarkıcı karısı Binnaz' jargonuyla söz söyleyen; Cumhurbaşkanı
Sarman Salepci

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın atadığı Rektör #MelihBulu'nun bile hoş görünmek için saygıyla söz ettiği Ayşe Buğra'dan birinin karısı olarak söz ediyor olmasını protesto ediyoruz.
feminist gündem

Ayşe Buğra bilgisi, ürettikleri, yetiştirdikleriyle, nezaketiyle bizlerin akademisyen olarak ancak kendisi gibi olmayı dileyecegimiz çok kıymetli bir bilim insanıdır. Buradan bunu hatırlatmak zorunda kalışımız bile çok üzücü.
Ertug Tombus

Yalnızca sosyal politikacılar ya da Boğaziçililer değil, ciddi anlamda sosyal bilimler alanında çalışan herkes bir Ayşe Buğra kitabı, makalesi, çevirisi okumuştur. Bir zamanların popüler kalıbıyla söyleyeyim: Ayşe hocanın ilminin zekâtı yedi ceddinize yeter.
celil kaya



"Kavala denilen kişinin karısı" değil, Prof. Dr. Ayşe Buğra!
Eril aklıyla kadını erkek/eşi üzerinden tanımlayan Erdoğan, bir kez daha rejimin ve AKP'nin erkekliğini göstermiş oldu.
Üniversiteli Kadın Kolektifi

Eminanım'ın kocası bilmez ama, Ayşe Buğra'nın pozisyon, isim için kimsenin bir şeysi olmaya ihtiyacı yok.
Adrenalin Arsızı

Ayşe buğra ooosman kavalanın eşimiymiiiiiiişşş
Hülya DEMİRÖREN

Sosyal politika çalışan ama siyaseten Saraya yakın akademisyenlerin diyecek sözü yok mu Ayşe Buğra'ya saldırılar hakkında? Susacaklar mı bu rezalet karşısında? Kongrelerde hangi yüzle bakacaklar hocanın yüzüne? Yoksa ders okumalarından komple çıkaracaklar mı hocanın eserlerini?
onur can taştan


Osman Kavalının karısı değil, Boğaziçi Üniversitesinde bir akademisyen :Ayşe Buğra
Sizin ; bir yerlere yamama, birine ait olması gerekliliği, emanetliği üzerinden gördüğünüz kadınlar birer bireydir.
Kimsenin karısı,kızı,kardeşi olarak anılmaya ihtiyaçları yoktur,olmayacaktır.
Elpis

Hiç bir bilim kadını "X denen kişinin karısı" değildir
Fizik ve Kimya'da çift Nobelli Marie Curie, "Pierre Curie'nin karısı" değildir. Marie Curie'dir
Halide Edip, "Adnan Adıvar'ın karısı" değildir. Halide Edip'tir
Özlem Türeci "Uğur Şahin'in karısı" değildir. Özlem Türeci'dir
Burak Dalgın

(Not: bunu kadın öznesine genelleyen, kadın özenesinin üstüne almış biçimde kolektive eden son bir kaç yorum hariç yorum göremedim. Sosyolojik çarpıtmada hedef gösterilen kişi hedef alınmış. Sosyolojik analizde sosyolojik koruma kollama ve savunma kadın kimliği üzerinden yine kadına/kadın kimliğine yapılmalıydı..)
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

fidelista

#12
Üniversiteleri kafalarına göre dizayn etmek istiyorlar direnenlerde adice saldırıyorlar olayın özü budur.
Türkiyede 200 den fazla üniversite var araştırma yok ,tezler copy paste olayı olmuş,düzgün bir üniversiteyi darmadağın ediyorlar sonra ülke dünyada nal toplayan bir ülke oldu diye ağlaşmaya başlıyoruz ne biçim bir ülke olduk,fakir Küba bu yıl 100 milyon doz aşı üretecek bizde yalvar yakar aşı arıyoruz,bilime değer vermeyen bir ülke sömürge olmaya mahkumdur.

bozadi

#13
Haksızlıkları, hukuksuzlukları eleştirmek, karşı koymak güzel ve gerekli ama meselenin sadece "AKP taraftarlığı ve karşıtlığı" yapay düalitesine indirgenmeye çalışılmasında sorunlu bir yön var bence. Doğal/gerçek düalite iyilik (pozitiflik, BH) ile kötülük (negatiflik, KH) arasındadır. AKP ile ilgili meselelerde taraflardan biri BH'yi diğeri KH'yi temsil etmiyor sabit bir biçimde. İki tarafta da hem BH hem KH eğilimleri var ve biri diğerine genellikle baskın görünmüyor bence. Sabit biçimde "AKP taraftarı" veya "AKP karşıtı" olmak çekici görünmüyor bana dolayısıyla. İster iktidar, ister muhalefet olsun, olumlu bulduklarımı desteklerim, olumsuz bulduklarımı eleştiririm.

İyilik iyiliktedir, doğruluk doğruluktadır, güzellik güzelliktedir. Kimsenin tekelinde değildir. Ne AKP ne de herhangi bir muhalifi, iyiliğin veya kötülüğün, doğruluğun veya yanlışlığın, güzelliğin veya çirkinliğin merkez üssü, temsil veya irtibat bürosu değil. Dolayısıyla bu partilere öyle bir muamele yapılması, meselenin bilinçli veya yarı bilinçli bir şekilde "çarpıtılmasına" hizmet ediyor belki de.

Dionysos

#14
??

Alıntı YapHavadan Boğaziçi.

 Ne düşündüğümü biliyorsun, ne düşündüğünü biliyorum, herkes ne düşündüğünü biliyor ve bizim bildiğimizi biliyorlar.

https://twitter.com/canokar/status/1357973713610829829

Alıntı Yap1. Boğaziçi arazisinin 71'de Robert Kolej'den TC Hükümeti'ne devri esnasında arazinin yalnızca üni faaliyeti kapsamında kullanılması şartı getirilmiş. Arazinin başka bir amaçla kullanımı halinde geri alınacağı, yetkili mercinin New York eyalet mahkemesi olacağı belirtilmiş.

https://twitter.com/ozgunemrek/status/1358020681355640834

??
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com