Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İnsan DNA'sında Dünya dışı Genler

Başlatan Tiversonus, 27 Haziran 2009, 14:14:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#75

Sevgili erica arborea,
Bir parladınız bir söndünüz ve şimdi ışıl ışılsınız,

Üzüntümü ayrılık kararı verdiğinizde belirtememiştim ,iyiki öyle yapmışım ,yazmama kararınızı da tekrar analize sokunuz ,okuyup fikirleri açmadıktan sonra gelişimin kriterlerini önleyen  tuzakların nasıl farkında olabiliririz ,

Bana bakmayın ,yazımda aralarım bol olur ama sizleri büyük bir şevkle takip ediyorum ve zevk alıyorum ,burada büyük bir samimiyetle bilgilenme yolunda harika ve çok değişik masum faaliyetler var,birbirimizi kıracak denilen oluşumlarda dahi bu çaba apaçık görülüyor ,tabiki sipürtüel kırılmalardan bahsediyorum ..

Sözün özü ,siz forum yazarısınız ve bizi sizden mahrum etmeyiniz..

Tgur

#76
İlaveten,

Hatıladığım kadarı ile hadiseyi bu noktalara getiren husus, duygu ve düşünce üzerindeydi,
Duygu ,Bozadi dostumuzun da belirttiği gibi düşüncenin dışında bir olgular yoğunluğudur,düşünce ile karıştırılmamalıdır ve duygu ,kimyasallardan etkilenen bedenlenmiş halin etki altında olduğu tesirlerle davranışlarını belirler.
Biz bu hali genel bilgelik tavrı içinde incelemeye kalkarsak ve bütün yoğunluklarda uygulandığı
izlenimlerine kapılırsak bence hatalı oluruz zira "bedensizken bilgelik en büyük haldedir"(ref=kasyopya),
Anlaşılacağı gibi düşünce bu yoğunluktaki tavrı ile duygulardan etkilenmiştir ,duygu da çeşitli kimyasallardan tetiklenmiş sadece ve sadece bedensel bir haldir.

Konunun biraz daha anlaşılması veya daha fazla karışması için şu evvelki bildirimimi aktarıyorum,
-------------------------------------------------------------------------------------
S: (L) Asıl "Dul'un Oğlu" Horus gibi görünüyor. Kutsal Kase hikayelerindeki Perceval da "Dul'un Oğlu" olarak biliniyordu. Buradan Mısır ve Kelt arayışı arasında bir ilişki olduğunu açıkça gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? "Dul'un Oğlu"nun tanımının, "bedenlenmiş bilgeliğin yolunda yürüyen" bir kişiyle ilgili olduğunu söylemiştiniz. Bu neden bedenlenmiş bilgelik olarak tanımlanıyor?
C: Bedensizken bilgelik en büyük halindedir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------
Bedensizken bilgelik neden en büyük,
Bunu açıklarken birçok konu aydınlanır diye düşünüyorum,
Bedenin maruz kaldığı etkilerin bazılarını tanımlarsak analizi netleştiririz ,

Beden, madde özelliklerinde duygu yaratan kimyasallardan etkilenir ,bu kimyasallar hakkında bu topicte (Genel kanal bilgileri tartışmalarında) birşeyler anlatmıştım,oradan tekrar vurgulayacağım husus ,bu kimyasallara rutin faaliyetlerini yürüten hücrelerin ekstradan bağımlı olması konusu bizi sıkıntı ve üzüntülere alışkın bir hale sokar ,daha açık ifade etmek istenirse; bizim sıkıntılı durumlarımızda onu nötralize etmeye bir kimyasal salgılanır (mesela dopamin,seretonin veya uyku hali getirip olayı atlatmak için meletonin gibi) ve bu kimyasallara alışan hücreler bu döngüden etkilenip ,( sıkıntı üretip kimyasalla nötralleşme döngüsü ) sıkıntıya bağımlılık halini oluşturur.
Anlaşılacak şudur ki ,bağımlılığa takılmış bir bilinç bilgeliğin oldukça uzağındadır,




erica arborea

#77
sevgili tgur, ilginize, iltifatınıza teşekkür ederim. mahrumiyet söz konusu bile olamaz sizin için, bilgi yağıyor ve siz de alabiliyorsunuz. bağımlılığın her türlüsü gelişmeye engel olur, kanca gibi takılı kalır, ilerleyemezsiniz. farkında olduğumuz, olmadığımız tüm bağımlılıklarımızdan kurtulmayı ve kendimizi bulmayı diliyorum. sevgiler.
 

bozadi

#78
"din" de o bağımlılıklardan biri olabiliyor sıkça.

bozadi

#79
organize/resmi din kadar spiritüel gerçekleri karartmaya, saptırmaya, bunlara yönelenleri yok etmeye adanmış, bunda etkili bir araç olarak kullanılmış başka bir kurum yoktur herhalde.

ve din saplantısı ('ben yahudiyim', 'ben hıristiyanım', 'ben müslümanım' saplantısı) hala pek çok beynin mutlak bazı gerçeklere açılmasını zorlaştırıcı etkiler yapıyor.

bozadi

#80
sahicilikleri ölçüsünde, müslümanların tasavvufu, hıristiyanların gnostisizmi, yahudilerin kabalası buna karşı bir çözüm getirmeye çalışmış ve takdir ve sevinç nedeni olan belirli bir başarı elde etmiş anlayabildiğim kadarıyla, zararı dengeleme konusunda. samimi tanrı/birlik inancını ve bunun güvenini, sevgisini paylaşmaya niyet ettiğine inandığım senin gibi bireyleri de dinin o olumlu yüzünün bir parçası olarak görüyorum erica arborea. çok samimi söylüyorum bunu. seni organize/resmi dinin dezenformatif öğretilerinin bir temsilcisi olarak görmüyorum kesinlikle. ama yine de, "çok kısmi de olsa" etkilenmişliğin olduğunu düşünüyorum o zehirden. bünyenin o zehre yenilmeyecek, hatta o zehri bala çevirebilecek potansiyelde olduğunu da seziyorum, gözlemliyorum, ve bu benim için bir sevinç sebebi doğal olarak.

bozadi

#81
akıl, düşünce, bilgi, uyanış, aydınlanma kavramlarının bastırılması, beynin, ileri kavrayış yeteneğinin önünün kapatılması için de "aşk/sevgi/duygu" kavramları asırlardır çok bereketli birer dezenformasyon aracı olarak kullanılmıştır ve hala kullanılmaktadır. "new age" denen (büyük ölçüde) saçmalık da dünya çapında bunun bir aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.

aşk/sevgi/duygu düşmanlığına adanmış biri değilim bu arada. (veya öyle düşünüyorum.)

bozadi

#82
peşpeşe çok sayıda mesaj gıcık birşey, özür dilerim.

4. yoğunluk "sevgi yoğunluğu" olarak tanımlanıyor. 4. çakra kalp çakrası. 4. burç olan yengeç de ailecil bir sevgi/dayanışma anlamına sahip. ama yengeç burcunun karşıtı/bütünleyicisi olan oğlak burcunun temsil ettiği şeyler dikkate alınmadan, "yengeç"in ifade ettiği şeyler tek başına çok kandırıcı olabiliyor. bağımlılık "yengeç" burcu ile ilgili çok önemli bir anahtar kelimedir, problemli durumlarda. yani oğlak'ın temsilleriyle yeterince dengelenmemiş bir yengeç enerjisinin meydana getirebileceği bir problem.

yengeç anneyi temsil eder. oğlak babayı, klasik anlamıyla. anne koşulsuzca sever, korur vs arketipsel olarak. ama bu eğilim bazen, hatta bizim yaşam koşullarımızda pek çok zaman pek iyi bir anlayışı temsil etmez, eğer oğlak'ın temsil ettiği dengeleyici faktör öğrenilmiyorsa. yani soğukkanlılık, ciddiyet, bilgilenme, öğrenme/eğitim, kendini geliştirme, aklını eğitme vs.

oğlak'ın yengeç'e kattığı/öğrettiği şey, "balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek" şeklinde özetlenebilir belki. tabi yengeç de oğlak'a birşeyler öğretir, oğlak'ın aşırılıklarını giderecek şekilde.

yengeç sevgi/duygu/sığınma/sıcaklık kavramlarıyla yakından ilgili. oğlak ise bilgi/eğitim/kendini geliştirme/ciddiyet kavramlarıyla. ikisinin bir dengesi gerekiyor elbette.

bilgi, zeka, akıl, bilinç kavramlarının "kurtulunması gereken" şeyler gibi ima edilmesinin istenmeden de olsa dezenformatif bir etki yapabileceğini düşünüyorum.

bu konulardaki "olası" haklılık/isabetlilik seviyem, son süreçte sergilediğim aşırı bazı agresyonları haklı çıkarmaz hiçbir şekilde. biliyorum ve özür diliyorum. ve bu durum her zaman böyle değil, onu da belirtmek isterim. ama hepimizin anormallikleri de var ve hepimiz bunları iyileştirmeye çalışmaya devam ediyoruz.

bozadi

#83
tasavvuftaki "sevgi" vurgusunun da öyle riskli bir yanı var bence. yeterince çalışma, kendini geliştirme, eksiklerini-yanlışlarını, bilgi açıklarını tespit ve giderme çabası olmadan, yapılması gereken çeşitli yüzleşmeler yapılmadan, sadece duyguya-sevgiye odaklanma arzusu, kaçışçı bir eğilim olabilir ve ilerleme gibi görünürken çok ciddi gerilemelerle, moral kayıplarıyla neticelenebilir gibi geliyor bana.

durup, mevcut yaşam koşullarımızda, astro-kozmolojik olarak yengeç-oğlak dualitesini daha iyi anlamaya çalışmamızın faydasına inanırım. ustası değilim ve hem yengeç hem de oğlak enerjilerinin temsil ettiği şeylerle ilgili sapmalar, dengesizlikler deneyimliyorum hayatımda, ama kim ideal akıl-ruh sağlığına sahip? nispi bir tahammülü hak edecek kadar gelişim çabası gösterdiğime ve göstereceğime inanıyorum. her zaman bu kadar sivri değilim. belirli bir dalgalanma periyodu var sanırım, adet görür gibi! :) periyodu bir tespit edersem size haber veririm. gerçi tırmanışları sezmekte zorlanmazsınız sanırım! :)

bozadi

#84
fazla molped'i olan var mı? :) reklam için özür dilerim. annem molped kullanıyor, ordan aklımda kalmış sanırım. evi bir karıştıriim, bulurum. :)

iki espiriyle durumu kurtarmaya çalışıyor falan da değilim bu arada. :)

bozadi

#85



bu gezegende yüzbinlerce yıldır yoğun/şiddetli/sürekli trajediler, vahşetler, baskılar, acılar yaşanıyor ve bu durum bugün devam ediyor.

kendi ülkemizi ele alalım. bu topraklarda, ne katliamlar, ne baskılar, ne vahşetler, ne acılar yaşandı. ve hala da yaşanıyor. bir listesini çıkarmaya çalışalım ve acı gerçeklerle yüzleşelim isterseniz? siyasi olarak, dini olarak, ekonomik olarak, sosyal olarak, her anlamda. hayalet gibi ortalıkta dolaşan negatif kümülatif enerjiler psişik olarak bir cehennem kılıyor yaşam sahnemizi ama itiraf edemiyoruz. öyle birşey yokmuş gibi yaşamaya mecbur bırakılıyoruz. sürekli bastırılan bir endişeler, korkular, mutsuzluklar, ızdıraplar dünyası/hayatı. ve üstüne koşulsuz sevgi. süper. psişik olarak iyice bölünmek için süper bir yol yani 'bana göre'. bunun ortası yaşanan tüm bu durumların sebep-sonuç zincirini "anlamaktan" geçer. neden yaşanıyor tüm bunlar? "sevgisizlikten" deyip kestirip atmak isteyecek arkadaşları şimdiden kınıyorum. : ) herhalde sevgisizlikten. ama nasıl? hikayesi nedir bunun? bu hikayenin şimdi ve burada yaşadığımız genel olarak spiritüel farkındalıktan 'kopuk' gündelik hayat realitesiyle ilişkileri nelerdir? nasıl bir süreç bu içinde bulunduğumuz? nasıl ele almalı? bu gamsız hayata ne gözle bakmalı?

bunlarla yüzleşmemiz gerekiyor. tüm bunları neden yaşadığımızı anlamamız gerekiyor. sabırla, iyi niyetle yüzleşmemiz gerekiyor kendimizle, birbirimizle, kaderle, derslerle. öyle sadece sevgiye, sıcaklığa sığınma çabasıyla olacak bir iş gibi gelmiyor doğrusu bu bana. ne dersiniz? madem spiritüel/ruhsal gerçekliklerle ilgili sağlam bir güven temelimiz var veya olabiliyor, o zaman anlamaya, açıklamaya çalışalım neden böyle bir hayat yaşamakta olduğumuzu ve nasıl nitelikli bir güvene kavuşabileceğimizi. ne yaşarsak yaşayalım, yeter ki sebebini bilelim, anlayalım, yüzleşelim, onu ve kendimizi olduğu gibi kabul etmeyi kolaylaştıralım.

hepimiz komplekslerle, suç-ceza duygularıyla, korkularla, endişelerle doluyuz, genetiğimiz böyle şekillendi ve bu çok da doğal! ve bugün yaşadığımız hayat da çok farklı değil. böyle bir dünyada yaşayıp da bunun aksini düşünmek çok absürt. kendimizi, hayatımızı, durumumuzu olduğumuz gibi kabul etmeyi bilmeli, öğrenmeliyiz. ama bunun için olanı biteni anladığımızdan emin olalım. nihai olarak gerçekten korkulacak birşey yok, buna inanabiliyorum, sezebiliyorum zaman zaman. mutlak güven realitesi ile burnumuzun dibindeki seyreltilmiş cehennem realitesi arasındaki bağlantıları kuralım. ve bu da iyi niyetli bir soğukkanlılık, akıl, mantık, bilgilenme, yüzleşme niyetiyle gerçekleşebilir. bu negatif bir niyet mi? sevgisiz bir niyet mi? kötü bir niyet mi?

bir dehşet duygusu içinde olmamız gerektiğini savunmuyorum. "pozitif duygular geliştirmeye kalkışmayın, bunu savunmayın" anlayışında da değilim. sadece buna odaklanılması bana kötü bir fikir gibi geliyor. bu başarısızlığa mahkum bir kaçış arzusu gibi görünüyor bana pek çok zaman. lütfen bu görüşüme tepkilerinizi paylaşın.

sürekli aşırı stres içeren olayların/durumların/süreçlerin yarattığı derin endişe/korku ile, mutlak gerçeklerin korkusuzluğu, güveni arasındaki bağlantıları dikkatli bir şekilde kurmamız gerekiyor. sadece sevgiye, güzel duygulara konsantre olunarak yapılabilecek birşey gibi gelmiyor bu bana. ne diyorsunuz? yani elbette bunun olumlu bir katkısı var, ama herşey bundan mı ibaret? hiç sanmıyorum. soğuktan donmak üzere olan bir insanı bir anda kalorifer dairesine sokma fikrini getiriyor bu aklıma. hepimizin hayatı bununla ilgili çelişkilerle dolu değil mi? bir yanda her gün kendini sürdüren, psikolojik olarak vahşi diye tanımlanabilecek yaşam koşulları, korkular, endişeler, kompleksler ve diğer tarafta koşulsuz, sınırsız mutlak sevgi tavrı geliştirme çabası. (bunu ben de sürekli denemekten alıkoyamıyorum kendimi bu arada!) bu formülün ne kadar dengeli olduğu konusundaki görüşlerinizi almak isterim arkadaşlar.

bozadi

#86
sevgiyle ilgili bir derdim yok! sizde fazla varsa bu tarafa da gönderin hatta. :) her birinizin azımsanamayacak bir sevgi potansiyeline sahip olduğunuza inanmakta da zorluk çekmiyorum. ve buna seviniyorum. ama birşeyleri yanlış zorluyor olabiliriz gibi geliyor bana. ben de tam anlatamıyorum anlatmak istediğimi. neyse akışına bırakmaktan başka yapacak birşey yok galiba! ama şu anda yaptığım şey de benim için bir akış. yani azımsanamayacak oranda severek, isteyerek yaptığım birşey. sadece giderek daha dengeli bir şekilde yapmaya niyet ediyorum.

"allah seni bildiği gibi yapsın" dedirten forum yönetim yardımcınız... (ayrıca bkz. kendi çalıp kendi oynamak)

Tgur

#87
Sevgili bozadi,kısaca,

Reenkarnasyona inanıyor muyuz ,evet..

İnsanlığın 1 ve 2 yoğunluktan evrimle geldiğine inanıyor muyuz ,evet..

Zamanın izafi olduğuna inanıyor muyuz, evet..

Şu an diye işaret ettiğimiz zamanda 2 yoğunluktan gelen yeni insanlarla  üst yoğunluktan tekrar bedenlenen gezgin veya ileri yoğunluk varlıklarının burada olabileceğini  kabul ediyor muyuz, evet..

Kh gurubu tarafından kotarılıp gelen organik portalları yani ruhsuzları biliyor muyuz, evet..

Kh tarafından ayrıca genetik müdaheleler ile topyekün kıstırılmış DNA özelliği ile sınırlandığımızı da biliyor muyuz, evet..

O halde feryat edeceğimiz yerde bilgilenmek ,bilgiletmek ve beklemekten başka ne kalıyor bize ,

Tepkili olmak, aynaya doğru bağırmaktan başka bir işe yaramaz onu da öğrendik..
Yanılıyor muyum..


bozadi

#88
evet, bu çeşitli tespit ve eleştirilerinize katılıyorum sevgili Tgur. çıkarmam gereken payı çıkarmaya çalışıyorum.

mutlak güven unsuru olarak şu fikri de benimsiyorum: "baş yaratıcıdan gelip baş yaratıcıya dönüyoruz ve nihai olarak herşeyle birlikte onun ta kendisiyiz de aynı zamanda. endişe edilecek birşey yok."

hep beraber loş, sakin bir ortamda oturup zaman sınırlaması olmaksızın meditasyon yapabildiğimizi ve bunu tekrarlayabildiğimizi hayal ediyorum bazen.

sakin, huzurlu bir ortamda oturmuş tefekkür halindeyiz hep birlikte. farkındalık giderek artıyor ve hayatımıza ve herşeye giderek daha büyük bir durugörüyle bakabiliyoruz.

yaşam koşullarımızın şu an için topluca böyle birşeyi yapmamıza ve tekrarlamamıza müsaade edeceğini sanmıyorum, ama bunu düşünmek bile ilham verici geliyor bana. fizik ötesi bir şekilde bunu yapıyor bile olabiliriz.

daldan dala atlıyorum sanırım. neden bu konuya girme gereği duydum bilmiyorum. sadece bilinçsel olarak dengeleyici geldi bana sanırım.

Tgur

#89
Evet sayın kardeşim,
Dingin ve sakin olduğumuzda ,
ruhsal feryat ve hezeyanlarımızdan kurtulduğumuzda daha doğrusu olanı bir başka tepkisiz yorumla yorumladığımızda ve varolan herşeyin enerjisel düğümler halinde bu yoğunluk deneyimini yapan bir in oyunu olduğunu hatırladığımızda,biz zaten gerekeni yapmaktayız ,birbirimizi sevgi dalgaları ile yüceltmekteyiz ve daha fazla bilgiye uzanmak için neler yapacağımızı araştırmaktayız ,

Yeter ki birbirimizi bilgiden mahrum bırakmayalım ..