Mineraller

Başlatan Pınar, 09 Haziran 2009, 23:39:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

MAGNEZYUM (Mg)

magnezyum vücutta en fazla bulunmakta olan dördüncü mineraldir ve sağlık için lazımdır. vücutta magnezyumun yaklaşık %50\'si kemiklerde bulunur. diğer yarısı da doku hücrelerinde ve dokularda bulunmaktadır. magnezyumun yalnızca %1\'i kanda bulunur. fakat vücut kandaki magnezyum seviyesini koruyabilmek için büyük efor sarf eder.

magnezyum, vücuttaki 300\'den fazla biyokimyasal reaksiyon için lazımdır. normal kas ve sinir işlevlerinin gerçekleşmesi için, kalp ritminin hareketsiz tutulması için, güçlü bir bağışıklık sistemi için ve güçlü kemikler için magnezyum lazımdır. bundan başka magnezyum kan şekeri seviyesinin düzenlenmesine ve normal kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur. buna ilaveten enerji metabolizması ve protein birleşiminde de yer alır. hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve şeker hastalıklarının engellenmesinde magnezyumun büyük bir rolü bulunmaktadır. diyetteki magnezyum ince bağırsaklarda absorplanır ve böbrekler yoluyla vücuttan atılır.

gıda kaynakları

bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiğinden, bitkilerdeki mineral oranları da değişebilir.

ıspanak gibi merkezinde klorofil (bitkilere yeşil rengi veren molekül) molekülü bulunmakta olan sebzeler magnezyum için iyi kaynaktır. bazı baklagiller (fasulye ve bezelye), fındık, tohumlar, ve tüm tahıl ve işlenmemiş tahıl magnezyum için iyi kaynaklardır. işlenmiş tahıl magnezyumca fakirdir. beyaz un arıtıldığında ve işlendiğinde magnezyumca zengin kısımları ve kepek uzaklaşır. tüm tahıldan yapılmış ekmek, işlenmiş beyaz undan elde edilmiş ekmeğe göre daha çok magnezyum içerir. musluk suyuda magnezyum kaynağı olabilir. fakat su kaynağına göre magnezyum miktarı değişir. doğal olarak çok mineral içeren sular "sert su" olarak adlandırılırlar. sert su, normal suya göre daha çok magnezyum içerir.

magnezyum gereksinimini karşılamak için baklagiller, fındık, tüm tahıl ve sebzelerden meydana gelen bir diyetle beslenmek lazımdır.

magnezyumun bazı önemli gıda kaynakları:
kakao tozu
ayçiçeği çekirdeği
kabak çekirdeği
kepek
fındık
yerfıstığı ezmesi
buğday gevreği
patlamış mısır
ıspanak
bütün tahıl ekmeği

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği günlük alım miktarı için 300 mg/gün değerini belirlemiştir.

genelde, magnezyum alımı kişinin yaşına göre değişiklik gösterir. gebe bayanlarda, bebek gelişimi için daha çok magnezyum ihtiyacı vardır.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri magnezyum emilimini arttırmaktadır.

d vitamini ve kalsiyum – d vitaminin etkin formu (1,25-dihidroksikolekalsiferol kalsitriol) magnezyumun bağırsaklardaki emilimini artırmaktadır. kandaki magnezyum seviyesinin yetersizliği, düşük kan düzeyi, paratiroit hormonuna (pth) direnç ve d vitaminin bazı etkilerine dirençle sonuçlanır.

aşağıdaki gıda bileşenleri magnezyum emilimini engellemektedir.

çinko – takviye durumunda alınan yüksek dozlardaki çinko magnezyum absorpsiyonuna müdahale etmektedir.

vücuttaki görevleri

magnezyum 300\'den fazla önemli metabolik reaksiyonlarda bulunmaktadır.

enerji üretimi

enerji üretimindeki karbonhidrat ve yağların metabolizması için sayısız magnezyuma bağlı kimyasal reaksiyon lazımdır. magnezyum mitokondride adenozin trifosfat (atp) bireşimi için lazımdır. atp molekülü magnezyumla kompleks oluşturarak (mgatp) pekçok metabolik olaylarda enerji sağlamaktadır.

elzem moleküllerin sentezi

magnezyum, nükleik asitlerin (dna ve rna) ve proteinlerin bireşiminde pekçok basamak için lazımdır. karbonhidrat ve yağ sentezine katılan bazı enzimlerin etkinlikleri için magnezyum lazımdır. glutation (önemli bir antioksidan) bireşimi için magnezyum lazımdır.

yapısal rolü

magnezyum, kemiklerin, hücre membranlarının ve kromozomların yapısında önemli bir rol oynamaktadır.

hücre membranlarında iyon taşınımı

magnezyum, hücre membranları üzerinde potasyum ve kalsiyum etkin taşınımı için lazımdır. magnezyum iyon taşınım sistemindeki rolü nedeniyle, sinir sisteminde, kas hareketinde ve kalbin normal ritminde önemli bir görevi vardır.

hücre sinyalleri

proteinlerin fosforilasyonu ve siklik adenozin monofosfat (camp) gibi hücre sinyal molekülünün oluşumu için mgatp lazımdır. camp paratiroit bezinden paratiroit hormonu (pth) salgılanması gibi olaylarda yer almaktadır.

hücre göçü

hücre sıvısında yer alan magnezyum ve kalsiyum düzeyi çeşitli hücrelerin göçünü etkilemektedir. hücre göçündeki bu tesirler yaraların iyileşmesinde önemli bir yere sahiptir.

eksikliği

kalp damar hastalıkları ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi rahatsızlıklara karşı koruyucu tesiri bulunmakta olan magnezyum, optimum miktarı için günlük beslenme miktarı yeterli olmayabilir.

magnezyum durumunu sindirim sisteminin ve böbreklerin sağlık durumu etkilemektedir. magnezyum bağırsaklarda absorplanır ve daha sonra kan vasıtasıyla hücre ve dokulara iletilir. yaklaşık olarak magnezyumun üçte birinden yarısına kadarı vücutta absorplanır. chorn\'s hastalığı gibi mide-bağırsak rahatsızlıkları vücudun magnezyumu absorplama kabiliyetini engelleyebilir. bu tür rahatsızlıklar vücudun magnezyum eksikliğiyle sonuçlanabilir.

eksik magnezyum alımında sağlıklı böbrekler eksikliği telafi etmek için magnezyumun idrar yolu ile atılımını limitler. bununla beraber, idrar yolu ile aşırı magnezyum kaybı bazı ilaçların yan tesirleri olabilir. bundan başka dikkat edilmeyen şeker hastalıkları ve aşırı alkol alımı idrar ile aşırı magnezyum kaybına sebep olabilir.

toksisite

doğal olarak gıdalarda bulunmakta olan magnezyumun henüz gelişi hoş bir yan tesiri tespit edilmemiştir. fakat aşırı magnezyum alımının tesirleri, takviye olarak alınan çeşitli magnezyum tuzlarının alımında gözlenmiştir. aşırı magnezyum alımının ilk belirtisi ishaldir. magnezyumun bu etkisinden faydalanılarak iyileştirici olan müshil olarak kullanılıyor.

takviye magnezyum alımında magnezyumun ters etkilerine karşı böbrek işlevi bozuk olan kişiler daha çok risk altındadırlar ve bu kişilerde normal dozlarda alınan magnezyum içeren müshil veya asit giderici, toksisite semptomları ortaya çıkmasına neden olur. aşırı yüksek magnezyum oranları (hypermagnesemia) kan basıncında düşüşe (hipotansiyon) sebep olurlar. halsizlik, dalgınlık, kalp ritminde bozukluk, böbrek işlevi bozuklukları gibi magnezyumun diğer belirtileri de ciddi hipotansiyonla alakalıdır. hipermagnezemia olaylarıda, kaslarda zayıflık ve nefes alıp vermede güçlük gözlenebilir. ciddi hipermagnezemia da kalp kriziyle sonuçlanabilir.

düzenleme

magnezyumun vücuttaki dengesi mide-bağırsak sistemindeki absorpsiyon ile böbreklerdeki boşaltım arasındaki iyi bir denge ile düzenlenmektedir.

magnezyum, homojen olarak ince bağırsaklar vasıtasıyla emilir ve bu olay d vitamini ile bağımlıdır. absorplanan magnezyumun oranı, diyetteki d vitamini miktarı ile ters orantılıdır.

magnezyumun vücuttaki dengesini düzenleyen diğer bir organ da böbreklerdir. glomerulideki filtre edilen magnezyumun %3 ila %25\'i vücuttan atılır ve magnezyumun serum seviyesi ile bağlantılıdır. kısıtlı magnezyumlu rejimler magnezyumun serum konsantrasyonunda tespit edilebilir değişiklik olmasından önce henle döngüsündeki tekrar emilimi arttırır. böbreklerde magnezyum atılımının düzenlenmesinde en önemli mekanizma, henle döngüsünde ve proksimal tüpte meydana gelen filtre edilmiş magnezyumun tekrardan emilimindeki değişimdir. magnezyumun tekrardan emilimi başlıca henle döngüsünde (%65) ve proksimal tüpte (%20-%30) oluşur. ufak miktarda distal tüpte de (%2-%5) gerçekleşir. endokrin sistemi magnezyum homeostasis\'in düzenlenmesinde de rolü olabilir. çeşitli çalışmalar göstermiştir ki aldosteron idrar yolu ile magnezyum atılımını etkileyebilmektedir.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#1
KROM

kromun beslenme açısından lazım bir mineral olduğu bilinmesine karşın kromun vücutta nasıl çalıştığı tam olarak bilinmemektedir. kromun en fazla bilinen iki formu 3 değerlikli ve 6 değerlikli formlarıdır. 3 değerlikli krom gıdalarda bulunmakta olan ve vücut tarafından en iyi kullanılabilen formudur. biyolojik olarak etkin formunun yapısı tam olarak bilinememektedir.

gıda kaynakları

gıdalardaki krom miktarı gıdaların yetiştiği bölgelerdeki toprağın mineral içeriğine göre değişkenlik göstermektedir. gıdaların krom içeriğiyle ilgili çok fazla bilgi bulunmamaktadır. işlenmiş et, tahıl ürünleri, yenmeye hazır kepek, yeşil fasulye, brokoli ve baharatlar krom bakımından olabildiğince zengindirler. sükroz ve früktoz gibi basit şekerleri içeren gıdalar, krom bakımından fakir olmasının yanı sıra krom kaybına neden olmaktadır. tıpkı gıdaların değişik kısımlarındaki krom miktarı önemli bir biçimde farklılık gösterebilir.

kromun bazı önemli gıda kaynakları:
maya
et
yeşil fasulye
fındık
kırmızı fasulye
elma
fıstık
brokoli
muz
portakal suyu

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği ve amerika bitişik devletleri bir alım miktarı belirlemiştir. yetişkinlere göre kabul edilen krom alımı 30-50 µg/gün değerleri arasında olmalıdır.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri krom emilimini arttırmaktadır:

c vitamini – hayvanlara kromun c vitamini ile tıpkı anda verilmesiyle birlikte emilimi artmıştır.

aşağıdaki gıda bileşenleri krom emilimini engellemektedir:

karbonhidratlar – basit şekerlerce zengin rejimler (sükroz), kompleks karbonhidratlarca zengin diyetlere (bütün tahıl) göre daha fazla idrar yoluyla krom atılımının artmasına sebep olurlar.

demir – krom demirin transfer proteini olan transfferinin bağlayıcılarından bir tanesidir. fakat çoğu çalışma sonuçsuz kalmıştır. kalıtsal hemochromatosis'den ötürü aşırı demir birikmesi, kromun taşınımına müdahale eder.

vücuttaki görevleri

kromun biyoaktif formu, ensülinin tesirini artırarak glikoz metabolizmasında yer almaktadır. kromun ensülin reseptörleriyle etkileşimi sayesinde, ensülin hücrelere glikoz ile enerji sağlayarak kandaki glikoz miktarının artması engellenir. kromun glikoz metabolizmasındaki etkisine ek olarak, ensülin yağ ve proteinlerin metabolizmasında yer almaktadır.

eksikliği

krom eksikliği, uzun dönemden beri serumla beslenen ve serumlarına krom katılmamış üç hastada gözlendi. bu hastalarda ensülin gereksinimi artmıştır ve anormal glikoz kullanımı gözlenmiştir. ek olarak, iyi beslenmemiş bebeklerde bozulan glikoz toleransına, ağız yolundan alınan krom klorür cevap vermiştir.

birçok çalışmalar, erkek koşucularda tertipli egzersizlerden dolayı, idrar yolu ile krom kaybının olduğunu göstermiştir. dolayısıyla tüm tertipli egzersiz yapan kişilerin almaları gereken krom miktarı artmaktadır. yine son yapılan çalışmalarda, yaşlı erkeklerde ağırlık kaldırma gibi egzersizlerden dolayı idrar yoluyla krom kaybı olduğu ortaya çıkmıştır. bununla beraber direnç egzersizleri çok az yada hiç krom kaybına neden olarak, krom emilimini artırmıştır.

günümüzde yapılan çalışmalarda yetersiz alınan kromun duyarlılığı kısıtladığı göstermiştir. kromun besleyici değeri hala araştırılmaktadır.

toksisite

altı değerli krom veya krom (vı) karsinojen olarak bilinir. tozlu ortamlarda kroma maruz kalma neticesi akciğer kanseri vakalarının ve deride iltihaplanma olaylarının gerçekleşmesine sebep olur. bundan başka üç değerli kromun veya krom (ııı)'ün insanlara toksik etki yaptığı hakkında birkaç kanıt vardır. gıdalardan alınan fazla kromun sağlığa ters bir tesirinin olmadığı da bilinmektedir.

çoğu uzun ömürlü krom (ııı) desteği kullanımının dna'nın hasar görmesine neden olabilmektedir. günümüzde krom (ııı)'ün canlı organizmalarda dna hasarına sebep olduğunu belirten bir kanıt bulunmamaktadır.

düzenleme

kan dolaşımıyla krom vücudun tüm bölümlerine dağılır. daha sonra krom böbreklerden geçerek idrar ile birkaç gün içinde tasfiye edilir. çoğu insan günde az oranda krom alabilir. vücutta ağızdan alınan kromun büyük bölümü birkaç gün içinde dışkı ile vücuttan dışarıya atılır ve hiçbir vakit kana girmez. %0.4–2.1 kadar olan çok az bir kısmı bağırsak zarından geçerek kan dolaşımına girer. gıdalarda bulunmakta olan krom (ııı) diğer maddelere tutunabilir ve böylece kromun karın ve bağırsaklardan kan dolaşımına geçişi daha kolaylaşır. vücut kromun bu formunu hayati vücut işlevlerini gerçekleştirmek amacıyla kullanır. şayet krom ile deri temasa geçerse, deri zarar görmedikçe çok az miktar krom vücuda geçer.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#2
SODYUM - KLOR

tuz (sodyum klorür) yaşam için zorunludur. vücudun sodyum ve klor konsantrasyonu olabildiğince mühimdir ve bir çok mekanizma onları kontrol altında tutabilmek için belirli bir plan içinde çalışır. bilim adamları yaşam için çok az oranda tuzun gerekliliği konusunda birleşseler de sağlıkla ilişkili olarak daha fazla tuzun vücuda girmesi gerekliliği bilim adamları, klinik araştırmacıları ve halk sağlık örgütleri arasında önemli bir tartışma konusudur.

sodyum ve klor kan plazması da dahil olmak üzere hücrelerin dışında bulunmakta olan sıvılarda bulunmakta olan başlıca iyonlardır. böylece bunlar pekçok yaşam destek işleminde kritik rol oynamaktadır.

gıda kaynakları

beslenme rejimimizde yer alan sodyum ve klor'un pekçoğu tuzlardan gelmektedir. az oranda tuzun vücuda girmesi meyve, sebze, ve baklagiller gibi işlenmemiş gıdaların tüketilmesiyle sağlanabilir.

bitki kaynaklı minerallerin miktarı bitkilerin yetiştirildiği yere göre değişiklik gösterebilir, çünkü yetiştikleri toprakların mineral içeriği coğrafi olarak değişiklik arz eder.

sodyum içeren bazı önemli gıdalar :
salam
jambon
ketçap
ekmek
mısır gevreği
çubuk kraker
patates cipsi
çorba
domuz eti
hot dog

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği ve birleşmiş milletler bu konuyla ilgili genelleme yapmamıştır.

vücuttaki görevleri

zar potansiyelinin sağlanması

sodyum ve klor hücre zarları arasındaki konsantrasyon ve yük farklılığının oluşmasında katkıda bulunmakta olan elektrolitlerdir. potasyum hücre içerisinde bulunmakta olan başlıca olumlu yüklü (katyon) bir iyondur, sodyum ise hücrenin dışındaki sıvıda bulunmakta olan bir katyondur. hücre içerisindeki potasyum konsantrasyonu hücrenin dış kısmının 30 kat fazlasıyken hücre içerisindeki sodyum konsantrasyonu dışının 10 kat altındadır. bu hücre içi ve dışındaki sodyum ve potasyum konsantrasyonu farkı zar potansiyeli diye bilinen elektro kimyasal bir farkın oluşmasına sebep olur.

bir hücrenin zar potansiyeli hücre zarından iyon pompalanması ile sağlanır. bilhassa sodyum, potasyum-atpase pompalanır. bu pompalama anında sodyumu hücre dışına çıkartıp yerine potasyumu alabilmek için atp(enerji) kullanılır .vücudun durağan haldeyken harcadığı enerjinin %20 ile %40'ını bu pompalama etkinliği için harcanan enerjinin oluşturduğu tahmin edilmektedir. hücre zar potansiyelinin sıkı kontrolü sinir uyarılarının iletilmesinde, kasların kasılmasında, ve kalbin fonksiyonlarında kritik bir noktadır.

besleyici unsurların emilimi ve taşınması

sodyumun kısa bağırsakta emiliminin klor, amino asitlerin, glikozun ve suyun emiliminde önemli bir rolü vardır. bu besin unsurlarının böbreklerde kanın süzülmesi anında geri emilimlerinde de benzer bir mekanizma söz konusudur. bir çok besin öğesinin sindirimini ve emilimini sağlayan mide öz suyunun önemli bir bileşeni olan klor burada hidroklorik asit (hcl) biçiminde bulunur.

kan hacmi ve kan basıncının sağlanması

sodyum; kan hacmi de dahil olmak üzere hücre dışında bulunmakta olan sıvıların hacminin de ana belirleyicisi olduğu için kan hacmini ve kan basıncını düzenleyen bir çok sistem vücuttaki sodyum içeriğini ayarlayarak çalışır. dolaşım sistemindeki baskı reseptörleri (baroreseptörler) kan basıncında oluşan değişimlere karşı hassaslardır ve sinir sistemine ve endekorin salgı bezlerine böbreklerdeki sodyum emilimini düzenleyecek artırıcı veya azaltıcı sinyaller gönderirler. genellikle sodyumun alı konulması suyun alı konulmasıyla ve sodyum kaybı su kaybıyla sonuçlanır. renin- angiotensis sistem ve anti-diuretic hormon sodyum miktarını düzenleyerek kan basıncını ve kan hacmini etkileyen iki sistemdir.

renin angiotensis-aldosterone sistemi

kan basıncında ve kan hacminde önemli bir azalış(ciddi bir kan kaybı veya su kaybı) gözlendiği durumda böbrekler tarafından kan dolaşımına renin salgılanır. renin karaciğer tarafından üretilmiş büyük proteinleri (angiotensinogen) ufak peptitlere (angiotensin l) parçalayabilen bir enzimdir. angiotensin ı angiotensini değiştire bilen enzimler sayesinde daha ufak peptitler olan angiotensin ıı ye ayrılabilirler. bu değişimi sağlayan enzimler akciğerlerde, karaciğerde,böbreklerde ve kan damarlarının iç duvarlarının yüzeylerinde bulunurlar. angiotensin ıı ufak atardamarların sıkışmasını uyarır ve netice olarak kan basıncının artmasına sebep olur.

angiotensis ıı tıpkı zamanda adrenal salgı bezleri sayesinde aldosterone sentezini sağlayan etkili bir uyarıcıdır. aldosterone böbreklerde etkili olan, sodyum geri emilimini ve potasyum salgılanmasını arttıran steroid hormondur. böbreklerde sodyumun alıkonulması suyun alıkonulmasına sebep olur ve bu durum kan basıncının ve kan hacminin artması ile sonuçlanır.

anti-diuretic hormon (adh) sistemi

kan basıncında ve kan hacminde gözlenecek önemli bir düşüş posterior pituitary bezler tarafından adh salgılanmasını uyarır. adh hormonu böbreklerden suyun geri emilimini tesirler.

eksikliği

sodyum(ve klor) eksikliği genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanmaz. fakat diureticlerin kullanılması, çok fazla ishal olmak veya kusmak kadar vücuttaki sodyum ve klor oranının azalmasına sebep olur. bu durum kan ph'sının artmasına neden olan metabolik alkalosis ile sonuçlanır.

metabolik alkalosisin semptomları şunlardır: nefes alıp vermeyi tesirler, idrar ph'sını alkali durumdan asidik duruma getirir, çok fazla potasyum salgılanmasına sebep olur. hypokalemic metabolik alkalosis bir çeşit potasyum yetersizliğidir, bununla birlikte kan ve dokularda ph'nın artmasına sebep olur. bu bozukluk kasların işlevlerini tesirler, nefes almayı güçleştirir, yutkunmayı zorlaştırır ve ölüme sebep olabilir.

toksisite

çok fazla sodyum klorür alınması, sodyum seviyesinin normale getirilebilmesi için hücrelerden suyun çekilmesine bu nedenle da hücre dışındaki sıvı miktarının artmasına sebep olur. bununla birlikte su gereksiniminin karşılanması şartıyla fonksiyonel olarak böbrekler daha fazla sodyum atılımını temin eder ve sistemi normale döndürür. çok fazla tuz alınımı baş dönmesi, kusma, ishal ve karın krampları gibi rahatsızlıklara sebep olur. susuzluk mekanizmasının bozulmasının veya su girişindeki gelişi hoş bir aksaklığın sebep olduğu çok fazla su kaybı plazmada anormal derecede yüksek sodyum konsantrasyonuna (hypernatremia) sebep olur. fazla sıvı kaybının olduğu hypernatremia'nın semptomları; sersemlik veya baygınlık, düşük kan baskısı ve idrar da azalma olarak sayılabilir. ciddi bir hypernatremia; şişkinlik, yüksek tansiyon, hızlı kalp atışı, nefes alıp vermede güçlük, çırpınma, koma ve ölüme sebep olabilir.

hypernatremia nadiren çok fazla tuzun vücuda girmesinden (çok fazla deniz suyunun yutulması veya benzeri) dolayı ortaya çıkabilir. böbrek yetmezliğinin son basamağında idrarla sodyum atılmasında görülen bazı bozukluklar fazla sıvının vücutta kalmasına bu nedenle şişkinliğe ve şayet tuz ve su alınımı sınırlanmazsa bazı kalp rahatsızlıklarına sebep olabilir.

düzenleme

vücudun sodyum ve su içeriği iyi bir koordinasyona sahiptir. vücut osmolality si vücuttaki su miktarının düzenlenmesi ile kontrol edilir, bu düzen susama ve böbreklerle su atılması ile sağlanır. o smolality düzenlenmesi vücut hacmini idare altına alır. bundan dolayı şayet gelişi hoş bir nedenden dolayı vücutta çok fazla oranda sodyum varsa osmolality vücuttaki su miktarının artmasına neden olacak böylece osmolality normale dönecek. fakat bunun yan tesiri vücut hacminin artması olacaktır. bununla birlikte vücut hacminde görülecek orta derecedeki bir değişiklik osmolality değişiminin genellikle beyin hücrelerinde olmak üzere hücrelerin fonksiyonlarına vereceği zarardan daha toleranslı olacaktır.

vücut hacmi vücuttaki sodyum miktarının değiştirilmesiyle düzenlenir. bu vücut hacminin değişmesiyle doğru osmolality nin sağlanmasında vücuttaki su miktarının tekrar ayarlanması, osmolality düzenleyici mekanizmanın ortaya çıkmasına neden olacaktır. sodyumun alınması vücut hacminin artmasına kaybı ise vücut hacminin azalmasına sebep olur. vücuttaki sodyum miktarında en fazla böbreklerden sodyumun atılması etkilidir,bundan dolayı böbreklerle sodyum atılımı vücut hacminin belirlenmesinde ana faktördür.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#3
İYOT (ı)

iyot, tiroit hormonunun salgılanması için lazım ametal bir elementtir. dünyada iyot eksikliği çok önemli bir sağlık problemidir. iyodun pekçok kısmı denizlerde bulunmaktadır. genelde eski toprak yüzeylerde iyodun büyük bir kısmı erozyonla dışarıya süzülür. himalayalar, andes, alp dağları gibi dağlık bölgelerde ve ganges gibi taşan nehir vadilerinde iyot eksikliği en fazla görülen bölgelerdir.

gıda kaynakları
birçok gıdada iyot içeriği miktarı, gıdanın yetiştiği bölgedeki toprağın mineral içeriğine göre değişir. deniz ürünleri iyot bakımından olabildiğince zengindir çünkü deniz hayvanları iyodu deniz suyundan konsantre edebilmektedir. bazı deniz otları (wakame gibi) iyot bakımından olabildiğince zengindir.

işlenmiş gıdalar, eklenen iyotlu tuz miktarına veya kalsiyum iyodat ve potasyum iyodat gibi gıda katkı maddelerinin eklenmesine bağlı olarak yüksek oranlarda iyot içerebilirler. ingiltere ve kuzey avrupa'da sütlerdeki iyot miktarının yaz aylarında ineklerin çayırlarda otlamasına izin verildiği vakit düştüğü gözlenmiştir.

iyodun bazı önemli gıda kaynakları:
uskumru
karides
midye
istiridye
morina balığı
deniz yosunu
süt
patates
som balığı
yumurta

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği öneri edilen günlük alım miktarını 130 µ g/gün olarak belirlemiştir.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri iyot emilimini arttırmaktadır:

selenyum – selenyum eksikliği, iyot eksikliği tesirlerinin artmasına neden olmaktadır. iyot, tiroit hormonunun bireşimi için lazımdır, fakat selenyuma bağlı enzimler (iodothranin deiodinases) tirokzinin (t4) biyolojik olarak etkin tiroit hormonuna triodotironin (t3) dönüşümü için lazımdır.

a vitamini ve demir – a vitamini ve demir eksikliklerinde de iyot eksikliği tesirlerinin arttığı bilinmektedir.

vücuttaki görevleri

iyot tiroit hormonu, triodotironin (t3) ve tiroksin (t4) için son derece lazım bir bileşendir ve normal tiroit işlevi için dolayısıyla lazımdır. vücudun tiroit hormonu ihtiyacını karşılamak için, tiroit bezi kandan iyot alarak ve bu iyodu tiroit hormonuna çevirerek gerektiğinde kullanmak üzere depolar. karaciğer ve beyin gibi hedef dokularda, fiziksel olarak etkin tiroit hormonu (t3) hücre çekirdeğindeki tiroit reseptörlerine bağlanarak kalıtımı düzenler. dolaşımda en fazla bulunmakta olan tiroit hormonu (t4) hedef dokularda deiyodinaz enzimi ile t3'e dönüştürülür. bu anlamda, tiroit hormonu büyüme, gelişme, metabolizma ve yenileme işlevleri gibi bazı fiziksel olayları da düzenler.

eksikliği

iyot, beyin hastalıklarının engellemesi için gerektiği kabul edilmiş bir metaldir. dünya sağlık örgütüne (who) göre iyot eksikliği bozukluğu (ıdd) dünyada 740 milyon insanı etkilemiştir ve yaklaşık 50 milyon kişi beyin hastalıklarına maruz kalmıştır. 1900'lü yıllardan başlayarak iyot eksikliğini gidermek amacıyla iyot eksikliği görülen ülkelerde iyotlu tuz ve iyotlu bitkisel yağlar kullanılmaya başlanmıştır.

tiroit büyümesi (guatr), iyot eksikliğinin en fazla görülen vakasıdır. tsh tarafından uyarılması ile tiroit büyümesi gözlenir. hafif iyot eksikliğinde, bu adaptasyon yeterli tiroit hormonu sağlayabilir. fakat ciddi iyot eksiklikleri hipotiroidizm ile sonuçlanmaktadır. yeterli iyot alımı guatrı azaltacaktır fakat hipotirodizmin geri dönüşümü bireyin gelişimine bağlıdır.

iyot eksikliği gelişimin her bir evresinde ters etkilere neden olmaktadır. fakat en fazla hasarı beyinin gelişmesinde vermektedir. buna ek olarak tiroit hormonu, doğumdan önce ve doğumdan sonra etkin olan merkezi sinir sistemini gelişiminde son derece mühimdir.

toksisite

akut iyot zehirlenmeleri nadirdir ve genelde çok fazla dozlarda alınmasında gözlenir. akut iyot zehirlenmesinin belirtileri; ağızda, boğazda ve karında yanmalar, ateş mide bulantısı, kusma ishal, zayıf nabız ve komadır.

diyetteki doğal gıdalarla 2,000 µg/gün değerinden daha fazla iyot alımı kolay değildir ve çoğu rejim 1,000 µg/gün değerinden daha az iyot temin eder. japonya'nın kuzey kıyılarında yaşayan ve bol oranda deniz ürünleri ile beslenen insanların günde 50,000 ile 80,000 µg (50-80 mg) iyot tükettikleri fakat gelişi hoş bir hissedilir tesirinin olmadığı gözlenmiştir.

düzenleme

tiroidin tertipli çalışması beyin ve tükürük bezlerini de içeren kompleks bir işlemdir. hipotalamus tarafından trh (tirotropin salgılayan hormon) salgısına cevaben, tükürük bezleri tsh (tiroit uyarıcı hormon) salgılar, tiroit hormonu sentezlenir ve t3, t4 tiroit bezi tarafından serbest bırakılır. yeterli t4 varlığı tükürük bezlerinin trh'a duyarlılığını azaltır ve böylece tsh salgısı durur. t4 miktarının düşmesi ile tükürük bezleri tsh salgısını artırır ve bu olay iyodun bağlanması ile sonuçlanır. bunun yanı sıra t3 vet4 üretim ve salgısının artmasına sebep olur. iyot eksikliği t4'ün yetersiz üretimi neticesi gelişir. kandaki t4 seviyesinin düşmesine cevaben tükürük bezleri tsh salgısını arttırır. netice olarak aşırı yüksek tsh miktarı tiroit bezin büyümesine yani guatr'a sebep olur.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0


Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#4
KALSİYUM (Ca)

kalsiyum vücutta en fazla bulunmakta olan mineraldir. vücutta kalsiyumun yaklaşık %99'u kemik ve dişlerde bulunurken geri kalan %1'lik kısmı da kan ve yumuşak dokularda bulunmaktadır. normal fizyolojik işlevlerin gerçekleşmesi için kandaki kalsiyum seviyesinin dar bir konsantrasyon aralığında olması gerekir. yeterli kalsiyum alımı kemik sağlığı ve kırılma riski veya osteoporoz (kemik erimesi) açısından mühimdir. kalsiyum alımı yetersizliğinde kandaki kalsiyum seviyesini korumak için kemiklerden kana kalsiyum geçişi olur. dolayısıyla kalsiyumun fizyolojik işlevleri, yaşamın sürdürülmesi açısından son derece mühimdir. dolayısıyla sağlıklı bir iskelet sistemi için yeterli kalsiyum alımı kritik bir faktördür.

gıda kaynakları

bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiği için bitkilerdeki bakır miktarı da değişebilir.

süt ve süt ürünleri kalsiyum için zengin bir kaynak olmasının yanısıra emilebilen kalsiyum için de iyi bir kaynaktır, bununla beraber bazı sebze ve tahıllar da kalsiyum içermektedir. fakat sebze ve tahıllardaki kalsiyumun biyoyararlılığının göz önüne alınması gerekir. lahana familyasına ilişkin kalsiyumca zengin bitkilerin (brokoli, lahana, hardal, şalgam) içerdiği kalsiyumun biyoyararlılığı sütteki kalsiyumun biyoyaralılığına yakın olmasına karşın, bazı gıdaların yapısında kalsiyum emilimini azaltan bazı bileşenler bulunmaktadır.

kalsiyumun bazı önemli gıda kaynakları :
edam peyniri
çedar peyniri
susam tohumu
sardalye
tofu
kurutulmuş incir
meyveli yoğurt
süt
muesli
yeşil fasulye

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği öneri edilen günlük alım miktarını 800 mg/gün olarak belirlemiştir.

genelde kalsiyum alımı kişinin yaşına göre değişmektedir. kemik gelişimi açısından çocukların yetişkinlere göre daha çok kalsiyum alması gerekir. gebe bayanlarında bebek gelişimi ve tıpkı zamanda kemiklerindeki ve dişlerindeki kalsiyum seviyesini korumak amacıyla yüksek kalsiyum alması gerekir.

günlük kalsiyum alımı 1500 mg/gün değerini geçmemelidir. çünkü 2500 mg/gün değerinde toksisite (zehirlenme) semptomları ortaya çıkabilmektedir.

inhibitörler/uyarıcılar:
aşağıdaki gıda bileşenleri kalsiyum emilimini arttırmaktadır.

d vitamini – optimum kalsiyum emilimi için d vitamini gerekir.

aşağıdaki gıda bileşenleri kalsiyum emilimini engellemektedir.

oksalik asit – oksalat olarak da bilinir. kalsiyum emilimini engelleyen en güçlü inhibitör maddedir ve yüksek konsantrasyonlarda ıspanakta, raventte; düşük konsantrasyonlarda da tatlı patates ve kuru fasulyede bulunmaktadır.

fitik asit – kalsiyum emilimini azaltan fakat oksalik asite göre daha az güçlü bir inhibitördür. mayanın fitaz (fermantasyon anında fitik asidi granüllerine parçalayan bir enzim) enzimi, ekmek ve diğer fermente gıdalarda fitik asit içeriğini azaltır. yalnızca buğday kepeği ve kuru fasulye gibi konsantre fitat kaynakları "ca" absorpsiyonunu azaltır.

sodyum – yüksek miktarda sodyum alımı kalsiyumun üre ile kaybıyla sonuçlanmaktadır, bunun nedeni sodyum ve kalsiyumun böbreklerde tekrardan emilimindeki rekabet veya paratiroid hormonu (pth) salgısına sodyumun etkisinden kaynaklanmaktadır. bireyler arasında kalsiyumun tutulması, idrar kaybı sonucunda yaklaşık yüzde ellilik bir değişim göstermiştir. sodyumun kemik erimesinde büyük bir potansiyel tesiri vardır.

protein – diyetteki protein alımının artması halinde, idrar yoluyla kalsiyum atılımı çoğalır. bununla birlikte, yetersiz protein alımı da osteoporotik kırılmaların iyileşmesini yavaşlatmaktadır. albumin serumu değerleri (proteinin besleyici değerinin göstergesi) kalça çatlaması riskiyle de ters orantılı olarak bağlantılıdır.

fosfor – fosfor, genel olarak proteince zengin gıdalarda bulunmaktadır. bundan başka idrar yoluyla kalsiyum atılmasını azaltmasıyla da bağlantılıdır. bununla beraber, fosforca zengin gıdalar sindirim salgılarındaki kalsiyum miktarını artırdıklarından dolayı, kalsiyumun dışkı ile kaybına neden olmaktadırlar. böylece, fosfor artırılmış protein alımı sebebiyle kaybedilen net kalsiyumu dengelememektedir.

kafein – yüksek orandaki kafein kısa bir müddet için idrardaki kalsiyum miktarının artmasına yol açmaktadır.

vücuttaki görevleri

kemik yapısı

kalsiyum kemik ve dişlerin başlıca yapıtaşıdır. kemiklerin mineral bileşenleri başlıca hidroksiapatit [ca10(po4)6(oh)2] kristallerin meydana gelir ve bu kristaller bolca kalsiyum ve fosfat içerir. kemik, yaşam boyu devamlı olarak değişime uğrayan dinamik bir dokudur. kemiğin oluşmasını başlatan kemik hücreleri "osteoklast" olarak isimlendirilmektedir. kemik üreten hücrelere "osteoblast" denir ve bunlar yeni kemik üreterek eskileriyle değiştirirler. normal gelişme sırasında üretilen kemik tekrar absorplanan kemik miktarını geçer. şayet tekrar absorplanma yeni oluşumdan fazla olursa osteoporoz gerçekleşebilir.

kas fonksiyonları

kalsiyum vücuttaki kan damarlarının kasılıp gevşemelerine, sinir uyarılarının taşınımına, kas hareketlerin gerçekleşmesi ve ensülin gibi bazı hormonların salgılanmasına yardımcı olmaktadır. iskelet kasları ve sinir hücreleri gibi uyarılabilir hücreler, membranları içinde kalsiyum kanalları içermektedir ve bu sayede kalsiyum konsantrasyonunun hızlı değişimi sağlanmaktadır. örneğin bir kas lifi kendisini hareket ettirecek bir uyarı aldığında, hücre membranları içindeki kalsiyum kanalları açılarak kas hücrelerine biraz kalsiyum iyonları geçmesi sağlanır. bu kalsiyum iyonları hücre içerisindeki proteinlere bağlanarak hücre dışına çıkarlar. kalsiyumun özel bir proteine bağlanması işlemi troponin-c olarak adlandırılır ve bu olay kas hareketlerinin başlamasını sağlamaktadır. kalsiyumun bu şekilde değişik bir proteine bağlanması ile kas hareketi için lazım enerji sağlanmış olur.

pıhtılaşma faktörü

kalsiyum kanamaların durdurulmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. pıhtı oluşumunu sağlayarak kanamayı durduran bir pıhtılaşma faktörüdür. bu olayda kalsiyum iyonları (ca2+) kofaktör olarak rol almaktadır. kalsiyum iyonları diğer pıhtılaşma faktörlerine bağlanıp, bunların harekete geçmesini sağlayarak, pıhtı oluşturup kanamayı durdururlar.

eksikliği

kandaki kalsiyum seviyesinin düşük olması genellikle paratiroid hormonunun fonksiyonunun bozuk olmasının göstergesidir ve nadir olarak diyetteki kalsiyumun düşük olmasından dolayı kandaki kalsiyum seviyesini korumak amacıyla iskeletten kalsiyum tedarik edilir. kandaki kalsiyumun düşük olmasının diğer nedenleri: kronik böbrek rahatsızlıkları, d vitamini eksikliği ve ciddi alkol alımıyla kandaki magnezyum seviyesinin düşük olmasıdır. kronik olarak kalsiyum alımının düşük olması bireylerin gelişmesinde kemik oluşumunun optimum biçimde olmasını engelleyebilir. yetersiz kalsiyum alımı kemik zedelenmelerinin artmasına ve en sonunda osteoporoz oluşmasına neden olmaktadır.

toksisite

kalsiyum eksik alınması ile sağlığın negatif etkilenmesinin yanı sıra kalsiyumun fazla alınması ile de sağlık negatif etkilenebilir. yüksek kalsiyum alımı hipercalcemia denilen yani kandaki kalsiyum değerinin yüksek olması, böbrek işlevlerinin bozulmasına ve diğer minerallerin emiliminin engellenmesine neden olmaktadır. hipercalcemia aşırı d vitamini alımıyla da oluşmaktadır. bunun için 50,000 ıu ve daha yukarı değerlerde d vitamini alınmamalıdır, fakat hipercalcemia'nın beslenmeyle oluşumu çok nadir olarak görülür. bilhassa ilerlemiş basamaklarında hipercalcemia vakaları kanserle sonuçlanmaktadır.

kalsiyumun fazla alımıyla ilgili diğer bir husus da kalsiyumun demir, çinko, magnezyum ve fosfor gibi diğer minerallerin emilimine etki etmesidir.

düzenleme

kalsiyumun hücre sıvısındaki ve kandaki oranları normal fizyolojik işlevlerin gerçekleşmesi için mühimdir. kandaki kalsiyum miktarı düştüğünde, paratiroid bezindeki kalsiyuma duyarlı proteinler sinyal gönderir ve paratiroid hormonu (pth) salgılanır. böylece "osteoclast" ların aktiviteye geçmesi vasıtasıyla kemiklerdeki kalsiyum serbest bırakılır ve böbreklerdeki kalsiyumun geri emilimi artırılarak idrar yolu ile kalsiyumun atılması engellenmiş olur. kandaki kalsiyum miktarı normal değerlere ulaştığında paratiroid hormonu pth salgılamayı durdurur ve böbrekler fazla kalsiyumu idrar yoluyla atar.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#5
FOSFOR (P)

fosfor, vücuttaki her hücrenin işlevleri için alınması lazım bir mineraldir. fosfor vücutta esas olarak fosfat (po4)3- olarak bulunur. vücutta bulunmakta olan fosforun yaklaşık %85'ine kemikler sahiptir.

gıda kaynakları

fosfor gıdaların çoğunda bulunur, çünkü her canlı organizmada bulunması zorunlu bir mineraldir. günlük ürünler, et, ve balık fosfor bakımından zengin gıdalardır. fosfor çoğu polifosfat katkı maddelerinin içeriğinde bulunur ve bundan başka içeceklerde fosforik asit olarak görülür.

fosfor bütün bitki tohumlarının hepsinde (fasulye, bezelye tahıllar ve fındık gibi) fitik asit ya da fitat olarak bilinen fosfat formunda depolanır. fitattan gelen fosforun yalnızca %50'sini insanlar kullanabilir, çünkü insanda fosforu fitattan çıkaran fitaz enzimi bulunmamaktadır. mayalarda fitaz bulunur, bu sebeple ekşitilmiş (mayalanmış) ekmeklerdeki fosfor miktarı, kahvaltılık kullanılan dilimli ekmeklerden daha fazladır. bitkilerdeki fosfor miktarı bir yerden diğerine farklılık gösterir çünkü arazinin mineral içeriği coğrafik olarak farklılık gösterir.

fosfor içeren bazı önemli gıdalar:
karides
et
peynir
yengeç
midye
somon
karaciğer
süt
fasulye
fındık

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği tavsiye edilen günlük alım miktarını 800 mg/gün olarak ayarlamıştır.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenlerinin fosfor emilimi üstünde uyarıcı tesiri olduğu görülmüştür:

kalsiyum ve vitamin d – günlük alınan fosfor hali hazırda bağırsaklarda emilir, fazlası ise böbreklerden atılır. kandaki kalsiyum ve fosfor seviyelerinin ayarlanması, paratiroid hormonu (pth) ve d vitamininin işleyişiyle alakalıdır. kandaki kalsiyum seviyesindeki ufak bir azalma (eğer kalsiyum yeterince alınmamışsa vb.) paratiroid bezleri tarafından hissedilir ve netice olarak bezlerin pth salgılamasında artış görülür. pth, böbreklerde vitamin d'nin etkin formuna (1,25-dihydroxycholecalciferol, calcitriol) dönüşümünü hızlandırır. artan calcitriol düzeyi bağırsaklardaki fosfor ve kalsiyum emilimini de artırır.

pth ve vitamin d kemik gelişimini tesirler, kemik minerallerinin (kalsiyum ve fosfat) kana verilmesini temin ederler. pth uyarımı kalsiyumun üreyle birlikte atılmasını azaltırken fosforun üreyle birlikte atılımını arttırır. fosforun üreyle birlikte atılmasının artması, kandaki düşük kalsiyum seviyesinin normale dönmesi yönünden avantajlıdır, çünkü kandaki yüksek fosfat düzeyi böbreklerdeki vitamin d' nin etkin formuna dönüşümünü önler.

aşağıdaki gıda bileşenlerinin fosfor emilimini engellediği görülmüştür:

früktoz – bazı çalışmalar gösteriyor ki, yüksek früktoz içeren bir rejim (toplam kalorinin %20'si), fosforun üreyle birlikte atılımını çok fazla arttırmış ve kandaki fosfor dengesini negatif yönde etkilemiştir.
7
vücuttaki görevleri

yapısal
fosfor kemik ve dişlerin esas yapısal bileşenlerindendir, ve hydroxyapatite adı verilen bir kalsiyum fosfat tuzu formunda yapıya katılırlar.

enerji ihtiyaçları
tüm enerji üretimi ve depolanması adenozin trifosfat (atp) ve kreatin fosfat gibi fosforilasyonlu bileşiklere bağlıdır. bir adenozin difosfat (adp) molekülüne bir fosfat grubu bağlandığında molekül, adenozin trifosfat (atp) durumuna gelir, ve yüksek enerjili bir bağ ortaya çıkar. bu bağ kırıldığında yüksek bir enerji ortaya çıkar ve molekül tekrardan adp formuna dönüşür. atp "enerji" molekülü, glikoliz ve diğer proseslerle gıdaların kimyasal enerjisini kullanarak oluşturulur. atp, bilhassa kas çalışması, etkin taşıma, ve dna oluşumu gibi çoğu metabolik ve enzimatik etkinlik için kullanılan öncelikli bir enerji kaynağıdır,

dna
fosfat rna ve dna için önemli bir bileşendir. nükleik asitler (dna ve rna) genetik bilginin saklanmasından ve nesilden nesile taşınmasından sorumludurlar. bundan başka fosfat içeren uzun moleküler zincirinden oluşurlar. fosfat bu zincirdeki bazları birbirine bağlamakla görevlidir.

hücre duvarı
atp'den gelen fosfat, kolin ile reaksiyona girerek fosfolipid sentezini başlatır. fosfolipidler (phosphatidylcholine gibi), hücre zarının esas yapı bileşenleridirler. fosfolipidler hücresel geçirgenliliği düzenlemekle görevlidirler ve sinir hücrelerinin dış zarında bulunurlar. bundan başka fosfolipidler, trigliserid ve kolesterol gibi çözünmeyen bileşikleri çözünür hale getirmede yardımcıdırlar.

hormon ve enzim düzenlemeleri
bazı enzim, hormon ve hücre uyarıcı moleküllerin aktivasyonu fosforilasyona bağlıdır. bundan başka fosfor vücudun en önemli tamponlarından biri olarak, normal asit-baz (ph) dengesini korumakla görevlidir. fosfor içeren bir molekül olan 2,3-difsfogliserat (2,3-dpg) kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlanır ve dokulara oksijen taşınmasın tesirler.

sodyum/potasyum pompası
atp den kopan bir fosfat neticesi ortaya çıkan enerji, sodyum/potasyum pompasının düzgün çalışması için lazımdır, bu pompa üç adet sodyum iyonuyla iki adet potasyum iyonunun biyolojik bir zardan değimini gerçekleştirir. bu nedenle vücutta bulunmakta olan sodyum ve potasyum miktarını, onları saklayarak veya atılımını sağlayarak, dengede tutar.

kan pıhtılaşması
iki fosfat molekülü içeren adenozin difosfat kan paletlerinin bir bileşenidir ve palet granüllerinden salgılanarak kan pıhtılaşması için lazım olan palet çökelmesini uyarır.

eksikliği

yeterince alınmayan fosfor, anormal derecede düşük serum fosfor seviyelerine yol açar (hipofosfatemiya). fosfor çoğu gıdada bulunduğundan eksikliğinin görülmesi için ileri açlık derecesine gelinmiş olması gerek.

fosfor eksikliği, aynen vitamin d' den yararlanamayan raşitizm hastalarında da olduğu gibi, böbreklerdeki fosfor emilimi ve atılımının düzensizliği ile sonuçlanır.

toksisite

kandaki fosfatın anormal seviyedeki yükselişinin (hiperfosfatemiya) en önemli negatif tesiri çoğu vakit böbrek gibi iskelet dışı dokularda kalsifikasyon (kalsiyum bağlama) olarak görülür. böyle bir kalsiyum fosfat birikimi doku hasarına yol açar (özellikle böbrek hasarlarına). böbrekler fazla fosfatı elimine etmekte çok etkili olduklarından günlük diyetten dolayı meydana gelen hiperfosfatemiya temel olarak böbrek yetmezliği veya hipoparatiroidism rahatsızlığı olan insanlarda problem olarak görülür. böbrek çalışması normalin %20si olduğu vakit, normal günlük alınan fosfor miktarı bile hiperfosfatemiya'ya yol açar. bundan başka hiperfosfatemiya ağızdan alınan fosforun fosfat tuzu biçiminde bağırsaklardan fazla oranda emilmesinden de ortaya çıkabilir.

düzenleme

üre ile birlikte atılması vücuttaki fosfor düzeyi dengesini düzenlemeyi temin eder.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals hvebook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0



Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#6
FLOR (F)

flor doğal olarak yeryüzü tabakasında, sudan ve gıdalardan olumsuz yüklü florür iyonundan oluşmaktadır. florür (f-) vücuda az oranlarda gerektiğinden bir iz elementtir (yetişkinlerde yaklaşık 2.6 gram gerekli), ve diş sağlığı için günlük ihtiyacı de yalnızca birkaç miligramdır. vücutta bulunmakta olan toplam florürün yaklaşık %95'i kemik ve dişlerde bulunmaktadır. florürün diş çürüklerini engellemesine karşın vücudun büyüme ve hayatın sürdürülmesinde bir rolü olmadığı için vücut için lazım bir mineral değildir. bununla beraber diş çürükleri gibi kronik hastalıkların engellenmesinde önemli bir rolü olduğundan vücut için önemli bir iz element olduğu göz önüne alınmalıdır.

gıda kaynakları

çoğu gıdaların florür içerikleri çok düşüktür (0.05 mg/100g'dan az) ve gıdaların yetiştiği toprakların mineral içeriklerine göre de değişkenlik gösterir. zengin kaynakları çay (yapraklarında daha konsantredir), balık (kemikleriyle tüketildiğinde) gibi kaynaklardır. mekanik ayırma işlemi ile hazırlanmış gıdalar, örneğin tavuk, konserve et, hot dog, ve bebek gıdaları ile vücuda florür girmektedir. günlük alınan florürün 0.3-0.6 mg kadarı gıdalardan alınmaktadır. bir yetişkin erkek florürce zengin bir su ile günlük 1-3 mg florür almaktadır. günlük alım 1 miligramdan az alan bölgeler florürsüz bölgelerdir.

florun bazı önemli gıda kaynakları:
çay
tavuk
sardalye
som balığı
morina balığı
mısırlı et
karides
uskumru
deniz yosunu
sosis

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği gelişi hoş bir günlük alım miktarı belirlememiştir. fakat amerika bitişik devletlerindeki "food and nutrition board" yeterli alım olarak 4 mg/gün değerinde biraz belirlemiştir ve bu değer çocuklarda daha düşüktür.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri flor emilimini arttırmaktadır:

klor (tuz) – klorca fakir diyetle beslenenlerde florürün idrar yolu ile atılması engellenerek, florürün vücutta daha fazla kalması sağlanmış olur.


aşağıdaki gıda bileşenleri flor emilimini engellemektedir:

kalsiyum – kalsiyumla florür tıpkı öğün içinde tüketildiğinde iki mineral çözünmeyen bir kompleks oluşturur ve böylece florürün emilimi azalır. fakat florür monoflorofosfat formunda ise kalsiyum florür emilimini etkilemez.

magnezyum – yine tıpkı biçimde magnezyumla florür çözünmeyen bir kompleks oluşturarak florürün emilimini önler.


vücuttaki görevleri

florür mide ve ince bağırsaklarda absorplanır. kan dolaşımındaki florür kemik ve dişler gibi dokulara çabucak girer. normal oranda alınan florür yumuşak dokularda birikmez. kemiklerde en fazla bulunmakta olan madde kalsiyum ve fosfattan oluşmuş hidroksiapatit kristalleridir. florür, hidroksiapatit kristallerinde bulunmakta olan büyük hidroksil iyonları ile yer değiştirerek floroapatit oluşturur, yada hidroksiapatit kristallerinden içeriye girerek kristal yoğunluğunu artırır. bu durum florürün kimyasal etkinliğinin yüksek olması ve florürün ufak bir molekül olmasından dolayı gerçekleşmektedir. floroapatit dişe parlaklık kazandırır ve kemiklerdeki mineralleri dengede tutar.

eksikliği

florür eksikliğinde diş çürümesi riskinin artması en yaygın bilinen belirtidir. florür içeren diş macunları bilinmeden önce, yapılan çalışmalarda flor oranı yüksek sulara sahip ülkelerde diş çürükleri vakası %40 iken flor oranı düşük sulara sahip ülkelerde diş çürükleri vakası %60'a çıkmaktadır.

toksisite

florür çok oranda tüketildiği durumda toksiktir. dolayısıyla florürce konsantre ürünlerin kullanımı ve depolanması sırasında başta çocuklar ve bazı duyarlı kişilerin akut zehirlenme ihtimalinin dikkatli bir biçimde göz önüne alınması gerekmektedir. yaşamı tehdit eden semptomların oluşmasını tetikleyen minimum doz vücut ağırlığının 5 mg/kg kadardır. bulantı, karın ağrısı ve kusma gibi belirtiler akut florür zehirlenmesinde oluşur. ishal, aşırı salgı, gözlerin sulanması, terleme ve genel yorgunluk gibi belirtiler de gözlenir.

dental floriz

dental florizin en hafif formu yalnızca eğitilmiş gözlemciler tarafından tespit edilebilir ve diş minesi üstündeki ufak ışık geçirmeyen beyaz benek ve lekelerden karakterize edilmiştir. orta derecedeki dental floriz diş üstündeki benekler ve hafif boyalanmadan karakterize edilmiştir ve ağır dental floriz belirli boyalanmaya ve çukurlaşmaya sebep olmuştur. dental floriz orta derece ile ağır formu arasında ön ve köpek dişlerini etkilediğinden kozmetik bir olaya dönüşür.

dental florizin nedeni, ilk hareketsiz dişin (genelde 8 yaşından önce) çıkmasından önce fazla oranda florür alınmasıdır. tıpkı zamanda dozla da bağımlıdır, yüksek florür alımları dişlerde daha belirgin etkilere neden olur. hassas yaştaki çocuklarda öneri edilen alımın 2-3 katına çıkmasıyla hafiften orta dereceye kadar olan dental floriz olma riski meydana gelir, buna rağmen ağır dental floriz oluşma riski öneri edilen florür miktarının 5 katına çıkmasıyla meydana gelir. elli yaş üstünde hafiften orta derceye kadar olan dental floriz oluşma sıklığı çoğalır, bunun nedeni genelde diş macunuyla alınan yüksek dozdaki florürdür. bununla beraber uygunsuz florür desteği kullanımları da katkıda bulunur.

düzenleme

genellikle gıda ve içeceklerle alınan florürün büyük bir kısmı sindirim sisteminden kana çabuk geçer. bununla beraber, kan dolaşımına giren florürün miktarı pekçok faktöre göre değişkenlik gösterir. bu etkenler vücuda alınan florürün miktarı, alınan florürün suda ne kadar iyi çözündüğüdür. yaş ve sağlık durumu gibi etkenler ise florürün vücutta nasıl kullanılacağını etkileyen faktörlerdir. vücuda giren florürün yarısı vücudu idrar yolu ile hızlıca terk eder, genelde bu müddet, çok oranda florür tüketilmedikçe (20 mg ve daha fazla, buda 20 litre veya daha fazla florürlenmiş suya denk gelir) 24 saat içindedir. geriye kalan çoğu florür iyonları vücutta kemiklerde ve dişlerde depolanır.

kaynak:
ısbn 80-89179-01-0



Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#7
BAKIR (Cu)

bakır insanlar ve hayvanlar için lazım bir iz elementtir. vücutta bakır cu1+ (cuprous) ve cu2+ (cupric) formlarında değişkenlik gösterirken, vücuttaki bakırın büyük çoğunluğu cu2+ formundadır. bakırın oksidasyon ve redüksiyon tepkimelerinde kolaylıkla elektron alıp vermesi nedeniyle son derece önemli bir element olmasının yanı sıra serbest radikallerin uzaklaştırılmasında da rol oynamaktadır. bilim adamları halen daha bakırın vücuttaki işlevleri hakkında yeni bilgiler araştırmaktadırlar.
gıda kaynakları

bakır pekçok gıdalarda bulunmakta ve en fazla da organ etlerinde, kabuklu deniz ürünlerinde, fındık ve tohumlarda bulunmaktadır. buğday kepeği ve tüm tahıl ürünleri de bakır için iyi bir kaynaktır. bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları değişkenlik gösterdiğinden, bitkilerdeki bakır miktarı da değişebilir.

bakırın bazı önemli gıda kaynakları:
ciğer
istiridye
sardalye
ayçekirdeği
yengeç
ıstakoz
fıstık
mantar
kuru erik
badem

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği günlük alım miktarını 1,15 mg/gün olarak belirlemiştir.


bakır için öneri edilen günlük alım miktarı, bakır eksikliğini önlemek için baz alınmıştır ve bu değer boşaltım-dolum çalışmaları sonucunda bulunmuştur.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri bakırın emilimini arttırmaktadır:

demir – beslenme ile yeterli bakır alımı demir metabolizması ve kırmızı kan hücrelerinin oluşması için lazımdır. anemi bakır eksikliğin klinik göstergesidir. bakırca yetersiz beslenen hayvanların karaciğerinde demir birikir. bu da kemik iliğinde kırmızı kan hücrelerinin oluşması için demir taşınmasında bakırın lazım olduğunu gösterir.

aşağıdaki gıda bileşenleri bakırın emilimini engellemektedir:

çinko – uzun süreli 50 mg/gün ve daha fazla oranlarda çinko alımı bakır eksikliğiyle sonuçlanmaktadır. yüksek çinko alımı, metalotiyonin olarak bilinen bağırsak hücre proteininin sentezini artırır ve bu protein bazı metalleri bağlayarak onları bağırsak içinde tutar ve emilimlerini önler. metalotiyonin proteini bakıra, çinkoya duyduğu ilgiden daha fazlasını duyar. aşırı çinko tarafından eyleme geçirilmiş yüksek oranda metalotiyonin, bağırsaklarda bakır absorpsiyonunun azalmasına sebep olur. yüksek oranda bakır alımının, çinkonun besleyici değeri üstünde gelişi hoş bir tesiri yoktur.

molibden – molibdenin bakır emilimi üstüne antagonistik bir tesiri bulunmaktadır.

vücuttaki görevleri

bakır, bazı elzem enzimlerin yapısında bulunmakta olan çok kritik ve fonksiyonel bir bileşendir. bu enzimler küproenzimler olarak bilinirler. bakıra bağımlı bazı fizyolojik işlevler aşağıda tartışılmaktadır.

enerji üretimi
bakıra bağımlı sitokrom c oksidaz enzimi hücresel enerji üretiminde önemli bir rol oynamaktadır. sitokrom c oksidaz enzimi, moleküler oksijenin (o2) suya (h2o) indirgenmesini artırarak elektriksel bir enerji üretir ve daha sonra bu enerji mitokondri tarafından atp (hayati enerji depo molekülü) üretiminde kullanılır.

bağ doku oluşumu
güçlü ve esnek bağ dokuların oluşması için lazım kollajen ve elastinin karşı karşıya bağlanmaları için diğer bir enzim olan lisil oksidaz lazımdır. lisil oksidaz enzimi kan taşıyıcıları ve kalpteki bağ dokuları arasında bütünlük sağlanmasına yardımcı olur ve kemik oluşumunda rol oynar.

demir metabolizması
krom içeren iki enzim olan seruloplazmin (feroksidaz ı) ve feroksidaz ıı, fe2+'yi (ferrous demir) fe3+'e (ferric demir) yükseltgeme kapasitesine sahiptir. fe3+ formu da transferrin proteinine yüklenerek kırmızı kan hücreleri oluşturan bölgelere taşınır. fizyolojik olarak bu bakır içeren enzimlerin etkinliği kanıtlanmamış olmasına karşın, demirin depolardan diğer bölgelere taşınımı bakır eksikliğinde bozulmaktadır. bu da bakırın demir metabolizmasındaki tesirini destekler.

merkezi sinir sistemi
beyin ve sinir sisteminin normal işlevleri için lazım reaksiyonlar bakıra bağlı enzimler (küproenzimler) tarafından katalizlenmektedir.

sinirlerin iletimi
dopamine-b-monooxygenas enzimi dopamin'in bir iletgeni olan norepinephrine'e (noradrenalin) dönüşmesini katalizler.

sinirlerin iletiminin metabolizması
monoamine oxidase (mao) enzimi sinir iletkenleri olan norepinephrine, epinephrine (adrenalin), ve dopamine'nin metabolizmalarında rol oynamaktadır. mao enzimi bundan başka serotonin ayrışımında rol almaktadır. bundan dolayı mao enzimi inhibitörleri antidepresan olarak kullanılıyor.

miyelin oluşumu ve bakımı
miyelin kılıfı fosfolipidlerden oluşmuştur ve miyelin bireşimi sitokrom c oksidaz enzimi aktivitesine bağlıdır.

miyelin oluşumu
tirozinaz enzimi melanin pigmenti oluşumu için lazımdır. melanin pigmenti, melanocytes olarak isimlendirilen hücrelerde oluşur ve bu pigment saç, deri ve gözlerin renklenmesinde rol oynar.

superoxide dismutase
superoxide dismutase (sod) enzimi serbest radikallerin hidrojen perokside dönüşmesinin katalizlenmesinde bir antioksidan olarak görev alır. daha sonradan hidrojen peroksit diğer antioksidan enzimlerinin yardımıyla suya indirgenir. sod enziminin iki formu bakır içermektedir. 1) bakır/çinko sod; çoğunlukla kırmızı kan hücreleri içeren hücrelerde bulunur ve 2) hücre dışı sod; akciğerde yüksek oranda, kan plazmasında düşük oranda bulunmakta olan bir enzimdir.

seruloplazmin
bakır içeren seruloplazmin proteini kan serumunda antioksidan olarak görev alır.

genlerin düzenlenmesi
özel bazı genlerin yazılımında bakıra bağlı program etkenlerinin önemli bir rolü vardır. böylece hücresel bakır, özel genlerin programını artırarak veya engelleyerek protein sentezini etkileyebilir. bakır/çinko superokside dismutase, katalaz ve bakırın hücre içerisinde depolanmasıyla ilgili proteinler gibi bakıra bağlı program etkenleri sayesinde genler düzenlenir.


eksikliği

klinik olarak bakır eksikliği çok yaygın değildir. ciddi bakır eksikliklerinde, bakır serumu ve seruloplazmin değerleri %30 değerine düşebilir. bakır eksikliğinin en bilinen klinik durumu anemidir ve bu aneminin demir eksikliğiyle bir ilgisi yoktur ve bakır desteği alınarak tedavi edilebilmektedir. bakır eksikliği tıpkı zamanda nötrofil (nötropeni) olarak bilinen beyaz kan hücrelerinin sayısının çok düşük değerlere düşmesi ile de sonuçlanabilmektedir. bu taktirde vücudun hastalıklara karşı direnci düşer. bakır alımı eksik olan erken doğan bebeklerde ve ufak çocuklarda osteoporoz ve kemik gelişiminde bazı anormallikler riski bulunmaktadır.

inek sütü bakır açısından fakirdir ve yalnızca inek sütüyle beslenen bebek ve çocuklarda bakır eksikliği daha sık gözlenmektedir.

toksisite

bakır toksisitesi genelde çok nadirdir. akut bakır zehirlenmesinin başlıca belirtileri karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi daha fazla bakır sindirimini ve emilimini engelleyen belirtilerdir. daha ciddi akut bakır zehirlenmeleri ciddi karaciğer hastalıklarına, böbrek rahatsızlıklarına, kusmaya ve ölüme dahi neden olabilmektedir. bakıra uzun süreli maruz kalınması karaciğer rahatsızlıkları ile sonuçlanmaktadır.

genellikle, sağlıklı bireylerin 10,000 µg (10 mg) kadar günlük bakır alımı karaciğere zarar vermez. bundan başka bakır metabolizmasını etkileyen genetik bozukluklar (wilson hastalığı, hintli çocukluk çirozu, idiopathic bakır zehirlenmeleri), bakır az oranlarda alınsa dahi kronik bakır zehirlenmesi olduğu için sağlığı negatif yönde tesirler.

düzenleme

bakır vücuda bakır içeren yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile girer. tıpkı zamanda bakır solunan hava ve toz ile de vücuda girebilir. bakır içeren toz ve dumana maruz kalan işçilerin akciğerlerine bakır girebilir.

bakır, tüketildiğinde kan dolaşımına derhal geçip, vücudun diğer taraflarına da dağılır. tüketilen gıdalarda bakırın dışındaki bazı özel maddeler, gastrointestinal sistemden kan dolaşımına bakır geçişini tesirler. vücut kan dolaşımına yüksek oranlarda bakır girişini son derece iyi bloke eder. akciğerler ve deriden vücuda ne kadar bakır girdiği bilinmektedir. bakır vücudu idrar veya dışkı yoluyla terk edebilir. ancak genelde dışkı yoluyla terk eder. bakırın vücuttan atılması birkaç gün sürer. genelde vücutta kalan bakır miktarı sabittir yani vücuda giren bakır miktarı ile vücudu terk eden bakır miktarı birbirine eşittir .

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#8
ÇİNKO (Zn)

çinko neredeyse tüm hücrelerde bulunması zorunlu bir mineraldir. insan vücudunda gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan yaklaşık 100 çeşit enzimi etkin hale gelmesi için uyarır. çinko sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında etkilidir, yaraların iyileşmesi için lazımdır,vücudun tat ve kokuları algılamasına yardımcı olur ve dna bireşimi için lazımdır. bundan başka çinko gebelik, çocukluk ve büyüme döneminde normal büyüme ve gelişmeyi temin eder.

gıda kaynakları

çinko olabildiğince fazla gıdada bulunmakta olan bir elementtir. bir porsiyon istiridye diğerlerinden daha çok çinko içerir. çinko bulunduran diğer faydalı gıdalar: kırmızı et, kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri, fasulye, fındık, tüm hububatlar, zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl ürünleri ve süt ürünleridir. çinkonun hayvansal proteinlerin fazla olduğu gıdalardan emilimi bitkisel proteinlerin olduğu ürünlerden daha kolaydır. çinkonun vücuttaki elverişliliği (vücutta bulunabilirlik ve kullanılabilirlik oranı) ette, sütte ve denizden elde edilebilen gıdalarda olabildiğince yüksektir çünkü bu gıdalar çinkonun emilimini azaltıcı maddeler bulundurmamanın aksine emilimi arttırıcı bazı amino asitleri (cysteine ve methionine) bulundurmaktadırlar. phytates; tahıllı ekmeklerde, tahıl ürünlerinde, baklagillerde ve bazı diğer ürünlerde bulunmakta olan ve çinkonun emilimini azaltan bir maddedir, bundan dolayıdır ki bütün tahıl ürünlerinde ve bitkisel proteinlerde bulunmakta olan çinko vücutta daha az etkilidir. mayaların enzimatik etkinlikleri gıdalardaki phytic asit oranını düşürür bundan dolayı mayalanmış tahıl ekmeklerindeki çinko vücutta, mayalanmamış olanlardaki çinkodan daha etkilidir.

çinko bulunduran bazı önemli gıda kaynakları :
istiridye
kaba yonca
karaciğer
helvacı kabağı tohumu
sığır eti
kızartılmış sığır eti
kuzu eti
yengeç
domuz pirzolası
sardalye

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliğince öneri edilen miktar günde 15 mg' dır.

çinkonun besleyici durumunu bulabilmek için kullanılabilecek duyarlı bir indikatör olmadığı için birkaç belirleyici öğe kullanılarak bu elementin eksikliğini gidermek için günlük alınması gereken miktar hesaplanmıştır.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıda bahsedilen gıda bileşenlerinin çinko emilimini uyarıcı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

cysteine, methionine – bu amino asitler çinkonun emilimini artırıcı etkiye sahiptir.

aşağıda belirtilecek olan gıda bileşenleri çinkonun emilimini azaltıcı etkiye sahiptirler

phytates – çinkonun emilimini azaltır.

demir – yüksek dozda demir çinko ile birlikte alınırsa boş bir midede çinkonun emilimini engelleyebilir, fakat gıda ile birlikte alındığında demirin böyle bir etkiye sebep olduğu görülmemektedir. demir ile kuvvetlendirilmiş gıdaların çinko emilimi üstünde azaltıcı bir tesiri yoktur.

hamile ve emziren bayanlarda demir desteğinin ayarlanması bu demir- çinko ilişkisiyle alakalıdır ve uzmanlar bu bayanlarda günde 60 mğ demir alınmasını çinko takviyesi için önermektedirler.

kalsiyum - yüksek dozda kalsiyum alınması durumunda kalsiyum phytic asit ile birleşerek vücutta çinko emilimini azaltabilir.

vücuttaki görevleri

hücresel mekanizmaların pekçoğu çinkoya bağlıdır. çinko büyüme ve gelişmede, bağışıklık düzeninde, nörolojik fonksiyonlarda ve hücrelerin çoğalmasında önemli role sahiptir. çinkonun işlevleri üç guruba ayrılabilir 1) katalitik, 2) yapısal ve 3) düzenleyici

çinkonun katalitik rolü

yaklaşık 100 değişik enzim çeşidinin kendileriyle ilgili reaksiyonları katalizleme tesirleri çinkoya bağlıdır. tüm bilinen enzim gruplarında çinkoya bağımlı enzimler bulunmaktadır.

çinkonun yapısal rolü

çinko protein ve hücre zarlarının yapısında önemli rol oynamaktadır, parmağa benzer yapısı çinko parmak motifi olarak bilinir ve pekçok proteinin yapısının sağlamlığını temin eder. örneğin çinko bakır – çinko süper oksit dismutase (cuznsod) yapısında kritik rol oynar ve bu enzimin katalitik aktivitesini temin eder. çinko hücre zarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerini etkileyebilir. biyolojik zarlarda çinkonun kaybı bu zarın oksijenin verebileceği zararlara daha açık hale gelmesine ve işlevlerinin kaybolmasına sebep olabilir.

çinkonun düzenleyici rolü

çinko parmak proteinler kopyalama etkeni olarak genlerin anlamlandırılmasında düzenleyici rol oynar (genlere bağlanır ve belirli genlerin kopyalanmasında etkilidir). çinko tıpkı zamanda hücrelerin uyarılmasında, hormonların salgılanmasında ve sinir uyarılarının iletilmesinde rol almaktadır. son zamanlarda çinkonun opoptosisde (genlere bağlı hücre ölümlerinde), büyüme ve gelişme için kritik olan bir çok hücresel işlevde pekçok kronik hastalıkta olduğu kadar etkili olduğu gözlenmiştir

eksikliği

çinko eksikliği nadiren karşılaşılan bir durumdur, fakat yaygın olarak çinko alımının yetersiz olduğu zamanlarda, emiliminin çok zayıf olduğu zamanlarda, vücuttaki çinko kaybı arttığı dönemlerde yada vücudun çinko ihtiyacın arttığı zamanlarda (14 – 16 yaşlarında) görülebilir. çinko yetersizliği şayet ciddi bir boyuta olaşırsa tehlikeli bazı durumlara sebep olabilir.

sonuç olarak çinko eksikliği çeşitli ve ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. büyümenin gecikmesinde, male hypogonadism, sinirlerin duyarlılığında (karanlığa adaptasyonda ve tat algılamada anormalliklere), yaraların iyileşmesinde gecikmelere, bağışıklık sisteminde anormalliklere sebep olabilir ve cognative özellikleri bozabilir.bu rahatsızlıklar çinkonun tekrar eski seviyesine gelmesiyle düzelir. gebe bayanlarda çinko eksikliği gebelik döneminin uzaması, anormal tatlar algılanması, sağlıksız doğum yapılması, zayıf kanamalar ve cenin üstündeki risklerin artması gibi sorunlara sebep olabilir.

toksisite

normal bir beslenme düzeninde çinkodan dolayı gelişi hoş bir zehirlenme olabildiğince düşük bir olasılıktır.

keskin bir çinko zehir tesirinin ortaya çıkması ancak galvanizlenmiş kaplarda bulunmakta olan yiyecek ve içeceklere bu kaplardan çinkonun bulaşması ve bu kontamine olan gıdaların tüketilmesiyle olasıdır. bu tür rahatsızlığın çeşitli göstergeleri vardır bunlar; karın ağrısı, bulantı ve kusmadır. yalnızca günde 225 – 450 mg çinko alınması kusmaya sebep olabilir, günde 50 ile 150 mg alınması halinde hafif bir bağırsak sıkıntısının gözlenebildiği belirtilmiştir. çinko oksit dumanının içe çekilmesi durumunda metal dumanı kaynaklı ateşli rahatsızlık gözlenmiştir. bol oranda terleme, güçsüzlük ve hızlı soluk alıp verme gibi belirtileri vardır ve bu belirtiler çinko oksit'e maruz kalındığında 8 saat içerisinde gözlenir ve tesiri 12 ile 24 saat sürebilir.

düzenleme

çinko karaciğerde yüksek konsantrasyonda pankreas, böbrekler ve balgam salgılayan salgı bezlerinde az oranda bulunur. çinkonun emilimi bilhassa kısa bağırsaklarda görülür çinkoyu kendilerine bağlayabilen moleküller çinkoyu mukoza bağırsak hücrelerinden albumin molekülleri ile kendilerine bağlar karaciğere ve diğer organlara taşırlar.

vücuttaki fazla çinko böbrekler tarafından dışarı atılır.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#9
MANGAN (Mn)

mangan vücut için hem lazım, hem de potansiyel zehirli bir mineral elementtir. bilim adamları hala mangan eksikliğinin ve mangan zehirlenmesinin canlı organizmalar üstündeki negatif tesirlerini anlamak için çalışmalarını sürdürmektedirler. mangan, bazı enzimlerin yapısına katılarak, bazılarında ise aktivatör olarak fizyolojik proseslerin gerçekleşmesinde önemli rol oynar.

gıda kaynakları

bitki kaynaklı mineraller bir yerden diğerine farklılık gösterebilir, çünkü arazinin mineral içeriği coğrafik olarak değişir.

manganın bol bulunduğu gıdalar; tahıllar, fındık, yapraklı sebzeler, ve çay. çok oranda fitik asit içeren; fasulye, tohumlar, fındık, tahıllar, ve soya ürünleriyle çok oranda oksalik asit içeren; kabak, ıspanak, ve tatlı patates, mangan emilimini önemli ölçüde önlerler. çay, zengin bir mangan kaynağı olmasına karşın, içerisinde bulunmakta olan tannin de mangan emilimini düşürür.

mangan bazı önemli gıda kaynakları:
macadamia fındığı
fındık
peca fındığı
hindistancevizi tozu
badem
cashew fındığı
soya fasulyesi
kahverengi pirinç
beyaz bezelye (nohut)
çay

tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

doğal rejim uygulayan insanlarda mangan eksikliği belirlenmediğinden, avrupa birliği mangan alımında genel populasyon için gelişi hoş bir kısıtlama veya düzenleme belirtmemiştir.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenlerinin mangan emilimine uyarıcı olduğu belirlenmiştir.

kalsiyum – kalsiyumun, sağlıklı yetişkinlerde sindirimden sonra kandaki mangan miktarını düşürdüğünü belirten bulgular bulunmaktadır.

demir – bazı bulgulara göre; mangan ve demir bazı ortak emilim ve taşıma yollarını paylaşabiliyorlar. bir yemekteki demir miktarı arttıkça, mangan emiliminin düştüğü görülmüştür.

magnezyum – günlük alınan magnezyumun (200 mg/day), sağlıklı yetişkinlerde sindirim sonrası kandaki mangan miktarını düşürdüğü gözlenmiştir. bu tesirini, manganın emilimini düşürerek ya da mangan kaybını yükselterek yaptığı gözlenmiştir.

vücuttaki görevleri

antioksidan fonksiyonu

mangan superokside dismuteyz (mnsod) mitokondrideki başlıca antioksidan enzimdir. hücrede kullanılan oksijenin %90'ını mitokondri tükettiğinden, bilhassa oksidatif baskıya dayanıklıdırlar. superokside radikali atp bireşimi sırasında, mitokondride üretilen reaktif oksijen çeşitlerinden biridir. mnsod, superokside radikallerinin hidrojen peroksit'e dönüşümünü katalizler. daha sonra diğer antioksidan enzimler sayesinde hidrojen peroksit suya dönüştürülebilir.

metabolizma

bazı mangan-aktiveli enzimler, karbonhidrat, amino asit ve kolesterol metabolizmalarında önemli rol oynarlar. mangan-içeren piruvat karboksilaz enzimi, ve mangan-aktiveli fosfoenolpiruvat karboksikinaz (pepck) enzimi, gluconeogenesis'de (karbonhidrat olmayan yapıtaşlarından glikoz üretimi) önemli rol oynar. arginase, bir başka mangan-içeren enzimdir, ve karaciğer tarafından üre çemberi (amino asit metabolizmasında üretilen amonyağın zehirsizleştirmesini gerçekleştiren proses) için istenir.

kemik gelişimi

bazı hayvan çeşitlerinde mangan eksikliği anormal iskelet gelişimine sebep olmuştur. mangan, sağlıklı kıkırdak ve kemik oluşumu için lazım proteoglikanların sentezlenmesini sağlayan glikosiltransferases enzimi için tercih edilen bir kofaktördür.

yara iyileşimi

yara iyileşimi, yüksek oranda kollejen üretimi gerektiren kompleks bir prosestir. mangan, insan deri hücrelerindeki kollejen oluşumunu sağlayan prolin amino asitinin sentezlenmesinden sorumlu prolidaz enziminin aktivasyonunu gerçekleştirir. genetik bir bozukluk olarak bilinen prolidaz enzimi eksikliği, anormal yara iyileşme ve anormal mangan metabolizması sorunlarına neden olur. bundan başka mangan-aktiveli glikosiltransfereyz gerektiren glikozaminoglikan sentezi de yara iyileşiminde önemli rol oynar.

eksikliği

mangan eksikliği bazı hayvan çeşitlerinde araştırılmıştır. hayvan çeşitlerinde, mangan eksikliği sonucunda; gelişim bozuklukları, fonksiyonel bozukluklar, anormal iskelet yapıları, glikoz duyarlılığı bozuklukları, ve değişmiş karbonhidrat ve yağ metabolizmaları gözlenmiştir. insanlarda ise mangan eksikliğine bağlı bir sendrom görülmesi daha belirsizdir. uzun müddet mangan içermeyen bir rejime maruz bırakılan bir çocukta negatif kemik gelişimi görülmüş ve mangan verilerek bozukluklar düzeltilmiştir. düşük mangan içeren bir rejime maruz bırakılan genç erkeklerde serum kolesterol miktarında düşüş ve geçici deri kızarıkları görülmüştür. bundan başka kandaki kalsiyum, fosfor ve alkali fosfataz oranları yükseldi, bu yüksek değerler mangan eksikliğinden dolayı kemiklerdeki tekrardan yapılanmada artış olduğunu göstermektedir. düşük mangan içeren rejime maruz bırakılan genç bayanlarda damarlardaki anormal glikoz yoğunluğuna tepki olarak bozuk glikoz duyarlılıkları görülmüştür.

toksisite

mangan zehirlenmesi gıdalardan direk olarak değil de solunum yoluyla ya da sindirimde ortaya çıkabilir. soluma yoluyla meydana gelen mangan zehirlenmesi çok çeşitli nörolojik problemlere neden olabilir ve mangan tozu soluyan kişilerde iyi bilinen bir sağlık sorunudur. sindirimde ortaya çıkan mangan zehirlenmesinin tersine solunum yoluyla ortaya çıkan zehirlenmede, solunan mangan karaciğerde metabolizmaya uğramadan önce direk beyine taşınır. mangan zehirlenmesi semptomları aylar veya yıllar içinde yavaş yavaş kendini gösterir. en kötü durumunda mangan zehirlenmesi kalıcı nörolojik sorunlara yol açar. bu problemler parkinson hastalığındakine benzer olarak; aşırı titreme, yürümede zorlanma, ve kas spazmları durumunda kendini gösterir. bu sendrom çabuk sinirlenme, agresifleşme, ve hatta halusinasyonlar görme gibi psikiyatrik semptomlarla da ortaya çıkabilir. yüksek dozda sindirilen mangan da benzer semptomlara sahiptir ancak bununla ilgili kanıt ve bulgu pek fazla bulunmamaktadır.

düzenleme

mangan bağırsaklarda %4 verimlilik ile emilir ve kana transmanganin adlı bir protein ile alınır ve taşınır. vücuttaki mangan miktarı düzeyi farklı yollarla dışarı atımlarla kontrol edilir. emilim kontrolü yoktur.

kaynak:
ursel, a. : natural care – vitamins & minerals hvebook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#10
DEMİR (Fe)

demir yeryüzünde en fazla bulunmakta olan metallerden biridir ve çoğu yaşam formu ve normal insan fizyolojisi için elzemdir. demir iyi sağlığın sürdürülebilmesinde görev alan protein ve enzimlerin tamamlayıcı bir parçasıdır. insanlarda demir, oksijen taşınmasında yer alan proteinlerin zorunlu bir bileşenidir. tıpkı zamanda, hücre gelişiminin ve çeşitlenmesinin düzenlenmesinde zorunludur. demirin yetersiz alımı oksijenin hücrelere ulaştırılmasını kısıtlar, böylece yorgunluk, düşük iş performansı ve bağışıklığın azalmasına neden olur. diğer bir yandan demirin fazla alımı zehirlenme hatta ölüme neden olabilir.

demirin vücutta yaklaşık üçte ikisi hemoglobinde bulunur ve kırmızı kan hücrelerindeki protein dokulara oksijen taşır. ufak oranlarda demir miyoglobinde bulunur, ve kaslara oksijen taşınmasını temin eder ve az oranda da enzimlerde bulunur, bunlarda biyokimyasal reaksiyonlara yardım ederler. tıpkı zamanda demir gelecek gereksinimler için depo görevi gören proteinlerde bulunur ve bunlar demiri kana taşırlar.

demirin en uzun ve iyi tanımı mikro besin elementleri arasındadır. neredeyse tüm yaşayan varlıkların metabolizması için anahtar elementtir.

gıda kaynakları

gıdalardaki demirin, vücut tarafından absorplanan ve kullanılan miktarı bireylerdeki demirin besleyici durumu ve hem formunda olup olmamasına göre değişkenlik gösterir. çünkü hem demir, hem olmayan demire göre değişik bir mekanizma ile absorplanır. hem demir daha kolay absorplanır ve hem demirin emilimi beslenmeyle ilgili etkenler tarafından daha az etkilenir. anemi hastaları veya demir eksikliği görülen bireyler yeterli demir depoları bulunmakta olan bireylere göre tükettikleri demirin (genelde hem olmayan demir) büyük bir çoğunluğu absorplarlar.

hem demir, hem olmayan demire göre daha iyi absorplanır, fakat çoğu gıdalardaki demir hem olmayan demir formundadır.

hem demir – hem demir, büyük çoğunlukla ette, kanatlı etinde ve balıktaki hemoglobin ve miyoglobinden gelmektedir. diyette bulunmakta olan demirin yalnızca %10-15 kadarının hem demir formunda olmasına karşın, diyetteki absorplanan toplam demirin üçte birinden daha fazlası hem demirden elde edilir. hem demirin absorpsiyonu, hem olmayan demirin absorpsiyonuna göre diğer beslenmeyle ilgili etkenler tarafından daha az etkilenir.

hem olmayan demir – mercimek ve fasulye gibi bitkisel gıdalarda bulunmakta olan demirin özel bir formuna hem olmayan demir denir. bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiğinden bitkilerdeki mineral oranları da değişebilir.

demirin bu formu demirce zenginleştirilmiş veya kuvvetlendirilmiş gıdalara ilave edilir.

demirin bazı önemli gıda kaynakları (üst sıra hem demir, alt sıra hem olmayan demir)
ciğer
tavuk
et
istiridye
sosis
mercimek
susam tohumu
soya fasulyesi
yulaf/buğday unu
kuru kayısı


tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)

avrupa birliği genel olarak 15 mg/gün değerini belirlemiştir.

fakat bazı insanlar diğer insanlara göre daha fazla demire gereksinim duyarlar:

6 aylık ve 4 yaşları arasındaki bebek ve çocuklar
son 6 ay için bebeklerin demir depoları genelde yeterlidir. bu dönemde bebeklerin hızlı büyüme oranlarından dolayı, yüksek oranda demir gereksinimi duyulmaktadır.

ergenlik dönemi
erken ergenlik dönemi hızlı büyümenin diğer bir zamanıdır. bayanlarda adetle birlikte kan kaybının oluşmasından dolayı, ergenlik çağında demir gereksiniminin artmasına neden olmaktadır.

hamile bayanlar
gelişen plasenta ve ceninin demir kullanımının artması ile kan hacminde önemli bir artış olur ve bu da hamilelikle demir ihtiyacını artırır.

kronik kan kaybı yaşayan bireyler
kronik kanamalar ve akut kan kaybı demir eksikliğiyle sonuçlanır. 150 gram/litre'lik hemoglobin konsantrasyonu sahip 1 ml'lik kan 0.5 mg demir içerir. bundan dolayı ufak oranlarda bile kronik kan kaybı demir eksikliğiyle sonuçlanabilir. gelişmekte olan ülkelerdeki kronik kan kaybının sebebi parazitsel bağırsak enfeksiyonudur. tertipli olarak kan bağışlayan bireyler ile adet gören bayanların demir eksikliğini önlenmek için demir alımlarını arttırmaları gerekir. çünkü kaybedilen her 500ml'lik kan 200 ile 250 mg arasında demir içermektedir.

helicobacter pylori enfeksiyonu olan bireyler.
h. pylori enfeksiyonu demir eksikliği anemisiyle ilgili bağlantılıdır ve çoğunlukla çocuklarda görülür.

vejetaryenler
bitkisel kaynaklı gıdalardan alınan demir hayvansal kaynaklı gıdalardan alınan demire göre daha az absorplanır. vejetaryen olarak beslenilen diyetlerdeki demirin biyoyararlılığı yalnızca %10 iken karma olarak beslenenlerin diyetlerindeki demirin biyoyararlılığı %18 olduğu tahmin edilmektedir.

düzenli olarak şiddetli (ağır) egzersizlerle meşgul olan bireyler
şiddetli antrenman yapan atletlerin günlük demir kayıpları fazladır. bunun sebebinin gastrointestinal bölgede artan mikroskobik kanama veya kırmızı kan hücrelerindeki hemolisisin artması olduğu düşünülmektedir. bu tür tertipli egzersiz yapan bireylerin ortalama %30 daha fazla demir almalarının gerektiği tahmin edilmektedir.

inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri demir emilimini arttırmaktadır :

a vitamini – a vitamini eksikliği demir eksikliğine bağlı anemiyi arttırmaktadır. a vitamini ve demirin birlikte kullanılması ile aneminin daha efektif olarak düzeldiği gözlenmiştir.

bakır – yeterli bakır alımı normal demir metabolizması ve kırmız kan hücrelerinin oluşması için lazımdır. bakır eksikliğinde anemi gözlenmektedir.

et proteinleri – et proteinleri hem olmayan demirin emilimini artırmaktadır.

c vitamini – c vitamini hem olmayan demirin emilimini artırmaktadır.


aşağıdaki gıda bileşenleri demir emilimini engellemektedir:

kalsiyum – bir öğünde kalsiyum ve demir bir arada tüketildiklerinde demirin emilimi azalmaktadır. buna karşın ferritin (demir depoları) üstüne çok az tesiri olduğu gözlenmiştir.

tannin (çayda), polifenol , ve fitat (baklagiller ve tüm tahılda) bunlar hem olmayan demirin emilimini azaltmaktadır. soyada bulunmakta olan bazı proteinler de hem olmayan demirin absorpsiyonunu engellemektedir.
vücuttaki görevleri

oksijen taşınımı ve depolanması

hem grubu, demir içeren bir bileşiktir ve vücutta önemli moleküllerin yapısında belirli sayılarda bulunur. hemoglobin ve miyoglobin hem grubu proteinleridir ve bu proteinler, vücuda oksijenin taşınması ve depolanmasında görev alırlar. hemoglobin kırmızı kan hücrelerinde bulunmakta olan en önemli proteindir ve vücut demirinin üçte ikisini temsil eder.

oksijenin akciğerlerden vücudun diğer kısımlarına taşınmasında hemoglobinin en önemli görevi kısa müddet içinde elde edilen oksijenin akciğerlerle bağlantıya geçmesi ve dokularda sirkülasyonu anında gerektiğinde oksijeni serbest bırakmasıdır. miyoglobinin oksijen taşıma ve kas hücrelerinde kısa dönem oksijen depolamadaki işlevi, çalışan kaslara lazım olan oksijeni tedarik etmeye yardımcı olmaktadır.

elektron taşınması ve enerji metabolizması

sitokromlar hem grubu içerirler ve hücresel enerji üretimi için mühimdirler ve bundan dolayı mitokondrideki elektron taşınımındaki rollerinden dolayı gereklidirler. atp bireşiminde elektron taşıyıcı olarak görev alırlar. atp hücrede en önemli enerji deposudur. enzimler sınıfına ilişkin sitokrom p450 toksik maddelerin uzaklaştırılması, ilaç ve kirlilik metabolizması gibi önemli biyolojik metabolizmalarda önemli bir işleve sahiptir. nadh dehidrogenaz ve susinat dehidrogenaz gibi hem grubu içermeyen demir içeren enzimler enerji metabolizmasında önemli bir işleve sahiptirler.

antioksidan ve faydalı prooksidan fonksiyonları

katalaz ve peroksidaz hem grubu içeren enzimlerdir ve hücreyi hidrojen peroksit birikmesine karşı korurlar. bu enzimler reaktif oksijen çeşitlerine zarar vererek hidrojen peroksidin su ve oksijene dönüşümünü katalizlerler. bağışıklık sisteminin yanıtı ile beyaz kan hücreleri, bakterileri içerisine çekerek onların ros'a (reaktif oksijen türlerine) maruz kalarak ölmelerini temin eder. bir tek ros ve hipokloröz asidin bireşimi hem grubu içeren miyeloperoksidaz enzimi sayesinde katalizlenmektedir.


dna sentezi

ribonükleotid redüktaz enzimi dna bireşimi için lazım demire bağlı bir enzimdir. bundan dolayı büyüme, yenilenme, iyileşme ve bağışıklık sistemi işlevleri gibi bazı yaşamsal işlevlerin gerçekleşmesi için demir lazımdır.

eksikliği

demir eksikliği, dünyada en fazla eksikliği görülen besin öğesidir. demir eksikliğinin üç esas aşaması vardır. bunlar depo demirinin tükenmesi, erken fonksiyonel demir eksikliği ve demir eksikliği anemisidir.

depo demirinin tükenmesi
demir depolarının tükenmesine karşın fonksiyonel demir kaynağı tükenmemiştir.

erken fonksiyonel demir eksikliği
kırmızı kan hücrelerini oluşturacak fonksiyonel demirin az olmasına karşın anemiye neden olacak kadar az oranda değildir.

demir eksikliği anemisi
demirin kırmızı kan hücreleri oluşturamayacak kadar az olması halinde anemi oluşmaktadır. demir eksikliği anemisi mikrositik ve hipokromik olmak üzere sınıflandırılır. burada kırmızı kan hücreleri normalden daha küçüktür ve hemoglobin miktarı azalmaktadır. demir eksikliği bu aşamada anemiye bağlı olarak yetersiz oksijen dağıtımı ve/veya demire bağlı enzimlerin işlevlerinin yetersizliği semptomlarını ortaya çıkarır.

aneminin tek nedeninin demir eksikliği olmadığının hatırlanmasında yarar vardır ve demir eksikliği teşhis ve tedavisinde yalnızca anemi üzerinde durulursa yanlış teşhis ve yanlış tedaviye sebep olur.

toksisite

6 yaş ve altı çocuklarda, yanlışlıkla aşırı dozda alınmış demir içeren ürünler ölüme neden olmaktadır. buna karşın ağız yolu ile alınan elemental demirin öldürücü dozu yaklaşık olarak vücut ağırlığının 200-250 mg/kg kadardır. akut zehirlenmenin semptonları vücut ağırlığının 20-60 mg/kg değerinde gözlenmektedir. demirin aşırı dozda alınması acil ve ciddi bir durumdur çünkü demir zehirlenmesinin ciddiyeti absorblanan elemental demirin miktarına bağlıdır.

akut demir zehirlenmelerinde dört aşamada semptomlar görülür:

1) tüketimin ilk 1-6 saatinde semptomları: mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, koyu renkli dışkı, yorgunluk, zayıflık, zayıf ve hızlı nabız, düşük kan baskısı, ateş, nefeste zorlanma ve koma.

2) esnasında ölüm gerçekleşmezse, semptomlar 24 saat içerisinde kaybolur.

3) demir tüketiminin 12-48 saat sonrasında semptomlar gözlenir ve kalp damar hastalıkları, böbrek, karaciğer, kan ve merkezi sinir sisteminde bozukluklar gibi önemli belirtiler gösterebilir.

4) tüketimden 2-6 hafta sonra merkezi sinir sisteminde, karaciğerde (siroz) ve karında uzun dönemli hasarlar oluşabilir.

düzenleme

demir depolanması ve metabolizmasında yer alan demire cevap veren elementler kısa zincirli nükleotidlerden oluşmuştur ve haberci rna'da bulunur. demir düzenleyici proteinler (ırp), demire cevap veren elementlere bağlanıp bazı özel proteinlerin sentezini düzen vermek suretiyle haberci rna çevrimini etkileyebilir. demir gereksinimi çok olduğunda, ırp'ye daha çok demir bağlanır ve demirin rna'daki demire cevap veren elementlere bağlanmasına engel olur.

demir gereksinimi az olduğunda, ırp'ye daha az demir bağlanır ve demire cevap veren elementlere daha çok demir bağlanmasına izin verir. bundan dolayı, az demir bulunduğunda demirin depo proteini (ferritin) depolanmasını şifreleyen mrna çevrimi engellenmiş olur. olgunlaşmamış kırmızı kan hücrelerinde, hem grubu bireşimi düzenleyici anahtar enzimini şifreleyen mrna'nın çevrimi demiri korumak için azaltılmış olur.

transferrin reseptörlerinin kodlanmasını sağlayan mrna'daki demire cevap veren elementlere ırp'nin bağlanması olayı ile mrna ayrışımı engellenerek, transferrin bireşimi ve hücrelere demir taşınımı artmış olur.

demir emilimi

demir emilimi alınan ve vücut tarafından kullanılan demirin miktarıyla alakalıdır. sağlıklı yetişkinler diyetteki demirin %10-15'ini absorplarlar ve bu absorpsiyonu pekçok faktör tesirler.

demir emilimi üstüne demirin depolanma miktarının çok büyük tesiri vardır. vücuttaki demir depoları az olduğunda demir emilimi artmaktadır. demir depoları çok olduğunda ise, fazla demirin toksik etkisine karşı vücudu korumak için demir emilimi azalır. tüketilen demirin tipine göre de demir emilimi değişkenlik gösterir. et proteinlerindeki hem grubu demirin absorpsiyonu daha etkilidir. hem grubu demirinin absorpsiyonu %15-35 arasındadır ve diyetle etkilenmemektedir. bundan başka pirinç, mısır, soya fasulyesi, siyah fasulye ve buğday gibi bitkisel gıdalarda bulunmakta olan hem grubu olmayan demirin %2-20'si absorplanabilir. hem grubu olmayan demirin absorpsiyonu çeşitli gıda bileşenlerinin varlığıyla değişkenlik gösterir.

et proteini ve c vitamini hem grubu olmayan demirin emilimini artırır. günlük demir alımı öneri edilenden az olduğunda, demir kaybı çok olduğunda (ağır adet dönemlerinde), demir gereksinimi çok olduğunda (hamileliklerde) ve hem grubu olmayan demir kaynakları çok tüketildiğinde, hem grubu olmayan demirin emilimini artırıcı gıdaların tüketilmesi son derece mühimdir.

kaynak:

ursel, a. : natural care – vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)