Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Şiir, Çetin Ceviz mi? (Ömer Akşahan)

Başlatan Tiversonus, 29 Ocak 2010, 13:00:37

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Şiir, Çetin Ceviz mi?



Şiirle cevizin ilişkisi usuma düştüğünden beri konuyu kafamda evirip çevirdim. Bu ilişkinin boyutunu farklı yönlere taşıyarak, derinliğini anlamaya; aralarındaki benzerliğin hangi noktada kesiştiğini sezmeye çalıştım.


Kimi şairler ince bir zar örter, bu kolay anlaşılır şiirdir. Kimi soyut şiirlerse çetin cevize benzer. Kat kat kabuklarla örtülür şiir. Böyle şiiri anlamak her yiğidin harcı değildir. Bizde İkinci Yeni diye adlandırılan şiir akımı bu tür şiirle ortaya çıkmıştır. Örneğin bu akımın en popüler şairi Ece Ayhan:


O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey


incecik melankolisiymiş yalnızlığının


intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam


caddelerinden ölümler aşkı pera'nın


           

Şairler, dünyaya, sevdiğini bekleyen mahzun bir genç kız gibi tül perde ardından bakar. Bu, onlara diğer insanlardan bir farklılık kazandırır mı; bilinen tek şey, yazınla ortaya çıkan kurmaca dilin en özgün yapıtlarının şiirde verildiğidir.


"Sanatlarda başarıyı duygular değil, us sağlar. Duygular usun süzgecinden geçmeden sanatlaşamazlar. Yaratıcılık bir özeleştiri sürecidir; sanatçının us yoluyla kendini denetlemesidir."diyen Memet Fuat'ın bu değerlendirmesini ceviz örneğiyle açalım.


Diyelim ki, şair bir esin yardımıyla kaleme aldığı dizelerle oluşan şiirine bakıp, artık bu şiir oldu derse, o metin, cevizin yeşil kabuğudur. Gerçek şiire ulaşabilmesi için daha en az iki kat içe doğru yolculuk yapması gerekir. Çünkü şiir kendini kolay ele vermez çetin bir cevizdir. Şair de ceviz gibi inatçı olmak zorundadır. Aksi halde şiirini olgunlaştıramaz. Şiirin oluşumunda şair yardımcı öğelere gereksinim duyar. Şiir, salt şairin kendi özünden ortaya çıksa da, onun dış dünyaya çıkışı, bebeğin doğum sonrası haykırışına benzer istemsiz bir davranış sergiler. İlk okumaları yaptığı yanında çevresinde onu izleyen dostları olsun ister. Böyle dostlara sahip değilse şair, şiir yazamaz mı elbet yazar ancak kimi prematüre bebek gibi eksik, kusurlu bazen de ölümle burun buruna gelen yapıtlar çıkar ortaya.


Şiir, kuvöze konulsa da çok iyi bir bakım olmadan yaşaması ancak bir mucizedir. Ancak şairin şiir hastalıklarına da reçete yazabilen bir aile hekimi bulması ne de zor bizim toplumuzda!


"Yazarların nerede yazdığına değil, ne yazdığına bakmak gerekir..." bu sözü Memet Fuat, Hilmi Yavuz'un Zaman'da yazmasını eleştiren kişiye karşı söyler. Bu sözü bir de şu pencereden bakarak söylersek nasıl bir anlam çıkar ortaya acaba? "Şairlerin nerede yazdığına değil, ne yazdığına bakmak gerekir." buna göre, kimi şairlerin örneğin Nahit Ulvi Akgün'ün düz ve temiz A3 boyutundaki kâğıtlara şiir yazdığını biliyoruz. Bu bilgi ancak magazin kültürüne hitap eder. Şairin şiirine bir katkısı olamaz. Öte yandan Sergey Yesenin otel odasında intihar ederken, son şiirini duvara bileğinden akan kanlarla yazmıştı. Bu şiirin kanla yazılması şiirine ne katmıştır? Hiç! Nazım Hikmet gibi yıllarca hapishane koğuşlarında çile çekenler de nerede olduklarıyla değil yazdıklarıyla aramızda yaşamaktalar. Nerede, nasıl yazdıklarıyla değil, ortaya koydukları yapıtlarla ölümsüz olmuşlardır.





Birisi


Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden

Dalıveriyoruz arada bir

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile

Bir şey var aramızda

Senin gözlerinde ışıldıyor

Benim dilimin ucunda

 

Nahit Ulvi Akgün






Onun gözlerinde ışıldayan, şairinse dilinin ucunda söyleyemediği şey, insanın en büyük iç sıkıntısı? Çetin cevizi andıran şiir gibi, aşktır adı!


Ömer Akşahan

sirera

Dün gece spiral bir kaosun içinde fena bir iç sıkıntısı duyumsadığımda bana gelen bir şair Kemal Kale. Ruhu şâd olsun ve Tiversonus' un da 🙏
Yazarın aradığı şiir ve ceviz ilişkisinde şair,  29 yıllık yaşamında en olgun cevizlerle kuşanmış ve vermiş onları. Dünyanın en dost şiirlerini... İşte bir tanesi.

YETMİŞ RENKLİ MADENİMİ..

 
Getirsem sana, getirebilsem,

Yaşlı ve yüklü asmalardan kara üzümler,

Sapsarı güller ki, güneşin bahçesinden,

Yaşamak üzerine körpecik sözler,

Getirsem sana, getirebilsem..



Getirsem sana, getirsem

Maziden; kumun, taşın, çakılların içine dökülen ilk,

Yağmur suyuna girmiş ilk kara dutları,

Allah sandığım o bulutları,

Sütmısırların küle bulanmış kebaplarını,

Dumanlı dumanlı..



Getirsem sana, getirebilsem,
Düşlerimi, yekpare,

Nabzın ninnisiyle uyuttuğum şu yetmiş renkli madeni,

Getirip koyabilsem avuçlarına,

Bütün ellerimi, bütün dillerimi,

Getirebilsem sana, getirebilsem...

Kemal Kale 
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)