Ölüm Ötesi / Ölümden Dönme Deneyimleri

Başlatan Tiversonus, 29 Haziran 2009, 19:24:56

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

MELEN THOMAS BENEDİCT'İN ÖLÜMDEN DÖNME DENEYİMİ


Çeviren : İsmail Ziya



Melen Benedict 1982 yılında ölümden dönme deneyimi yaşamış bir sanatçıdır. Kanser hastalığından dolayı ölmüş ve bir buçuk saatten fazla ölü olarak kalmıştır. Ölüm anında bedeninden yükselmiş ve ışığın içine girmiştir. Evrene duyduğu merakı nedeniyle varoluşun derinliklerine götürülmüş ;hatta büyük patlamanın gerisindeki enerji boşluğu , hiçliğe kadar. Bu yaşadığı deneyim esnasında reenkarnasyon ile ilgili çok büyük miktarda bilgi edinme imkanı bulmuş ve bu yaşadığı ölüm deneyiminden geri dönüşünde bazı bilimsel buluşları da beraberinde getirmiştir.



Bay Benedict ;hücresel iletişimin mekaniği ve Quantum Biyoloji denen ışığın hayat ile olan ilişkisinin araştırmalarına da karışmıştır. Bu araştırma biyolojik sistemlerin nasıl çalıştığı konusuna dramatik yeni bir bakış açısı getirmiştir. Bay Benedict canlı hücrelerin yüksek hızlı şifa ve diğer başka şeylerden kaynaklanan ışık uyarılarına süratle cevap verdiğini tesbit etmiştir. O bir araştırmacı ve 6 tane patent sahibi bir mucit ve konuşmacıdır.

Bay Benedict'in yaşadığı deneyimi onun izni ile burada sizlerle paylaşıyorum



1982 yılında kanserden dolayı öldüm. Ameliyat edilemeyecek durumdaydım ve bana verilecek her kemoterapik ilaç beni daha çok bitkiselleştirecekti. 6-8 ay ömrüm kaldığı söyleniyordu. 1970 li yıllarda bir bilgi ve haber manyağı idim , nükleer kriz, ekolojik kriz ve benzerlerinden dolayı sürekli artan bir umutsuzluk içerisinde idim. Ruhsal bir temelim olmadığından tabiatın bir hata yaptığını ve biz insanların gezegen üzerindeki bir çeşit kanser organizması olduğumuza inanıyordum. Gezegen ve kendimiz için yarattığımız bu problemlerden herhangi bir çıkış yolu göremiyordum. Tüm insanları kanser olarak algılıyordum ve işte bende onu oldum. Beni öldüren de bu oldu. Dünya görüşünüz konusunda çok dikkatli olun, size geri yansıyabilir; özellikle negatif bir dünya görüşü ise. Benim kesinlikle negatif bir dünya görüşüm vardı. İşte beni ölüme götüren bu oldu. Tüm alternatif tedavi metotlarını denedim fakat hiçbir şey fayda etmedi. Artık kabul ettim ki bu yalnızca ben ve Tanrı arasında bir mesele. Daha önce Tanrı ile hiç yüzleşmemiştim hatta hiç ilgilenmemiştim bile. Herhangi bir ruhsal konu ile ilgili hiçbir ilgim de yoktu fakat ruhsal ve alternatif tıp konularında bilgi edinmek için bir yolculuğa başlamıştım. Konu ile ilgili bulduğum bütün kitapları okuyordum ve detaya iniyordum çünkü öbür tarafta sürpriz ile karşılaşmak istemiyordum. Böylece çeşitli dinler ve felsefeler ile ilgili okumaya başladım. Hepsi de çok ilginçti, öteki tarafta bir şeyler olduğu konusunda ümit veriyorlardı.



Öte yandan kendi kendinin patronu olan bir vitray sanatçısı olduğumdan hiç sağlık sigortam yoktu. Bütün birikimlerim testler için bir gecede gitti. Sağlık uzmanlığı ile sigortasız olarak karşı karşıya kaldım. Ailemin finansal çöküş yaşamasını istemediğim için bu konuyu kendim hallettim. Sürekli ağrım yoktu fakat zaman zaman kendimden geçiyordum. Araba sürmeye cesaret edemeyecek duruma geldim ve en sonunda tıbbi bakıma alındım. Kişiye özel bir hasta bakıcım vardı. Son günlerimde benimle olan bu melek tarafından kutsanmıştım. 8 ay sürdü. Çok fazla ilaç almak istemedim çünkü mümkün olduğu kadar bilinçli olmak istiyordum. Daha sonra öyle bir ağrı deneyimi yaşadım ki sanki tüm bilincim ağrı oldu. Şanslıydım ki her seferinde sadece bir kaç gün sürüyordu.



Bir gün sabah saat 4.30 da uyandığımı hatırlıyorum ve artık biliyordum ki bu gün o gündür. Bu gün ölecektim. Bazı arkadaşları çağırdım ve onlarla vedalaştım. Uyanıp hasta bakıcımı çağırdım ve onunla özel bir anlaşma yaptım; öldüğüm zaman vücudumu 6 saat yalnız bırakacaktı. Bunu istemekteki nedenim öldüğüm zaman birçok ilginç olaylar olduğunu çeşitli kaynaklarda okumuş olmamdı. Tekrar uykuya daldım. Ondan sonra hatırladıklarım tipik bir ölümden dönme deneyiminin başladığıdır. Aniden tam farkındalığa ulaştım ve ayağa kalktım, fakat vücudum yataktaydı. Etrafımda bir çeşit karanlık vardı. Vücudumun dışında olmam olağan deneyimlerden çok daha canlı idi. O kadar canlı idi ki evdeki tüm odaları görebiliyordum, evin damını görebiliyordum, etrafını görebiliyordum hatta evin altını bile görebiliyordum Parlayan bir ışık vardı. Işığa doğru döndüm. Işık ölümden dönme deneyimi yaşayan diğer insanların anlattığı gibi idi. Muhteşemdi, somuttu, gerçekti onu hissedebiliyordunuz . Cazipti, çekiciydi ; anne ve babanızın kollarına gider gibi ona gitmek isterdiniz. Işığa doğru gitmeye başladığımda sezgisel olarak biliyordum ki eğer ona ulaşırsam artık ölecektim. İşte bu nedenle ışığa doğru gitmeye devam ederken "lütfen bir dakika bekle, sadece bir an için orada dur "dedim .Bana büyük bir sürpriz olarak tüm deneyim aniden durdu. Siz aslında ölümden dönme deneyiminin tam kontrolüne sahipsiniz. Bir lunapark treninin üzerinde kaymıyorsunuz. Talebim onurlandırıldı ve ışıkla bir miktar diyalog yaptım. Işık sürekli değişik şekiller alıyordu örneğin; İsa, Buda, Krişna, Mandalalar (kutsal şekiller ), meleksi görüntüler ve işaretler.



- "Burada neler oluyor, lütfen ışık kendini bana tanıt, durumun gerçekliğini bilmek istiyorum " diye ışığa seslendim

- Tam kelimeleri söyleyemeyeceğim çünkü bir çeşit telepati idi. Işık cevap verdi. Bana aktarılan cevaba göre ışıktan gelen cevaplar sizin inancınıza göre şekillenir. Eğer bir Budist veya katolik iseniz veya tutucu biri iseniz kendi inançlarınızdan oluşan bir cevap alırsınız. Bunlara bir bakıp inceleme fırsatınız var fakat birçok insan bunu yapmaz. Işık kendini bana açtı, sonra aslında gördüğümün yüksek benliğimizin matriksi olduğunun farkına varmaya başladım. Size tek söyleyebileceğim onun bir neticeye döndüğüdür, insan ruhunun mandalası, gördüğüm bizlerin yüksek benliklerimiz bir matrixtir. Aynı zamanda kaynağa kaptır, her birimiz direk olarak kaynaktan gelen direkt deneyimleriz. Hepimizin yüksek benlikleri var, varlığımızın ruh üstü parçaları. O bana kendisini en gerçek enerji formunda açtı. Onu tek tanımlayabileceğim yöntem yüksek benlik varlığı daha ziyade bir kap gibidir. Hiç öyle görünmemesine rağmen o hepimizin sahip olduğu kaynağa direk bir bağlantıdır. Bizler kaynağa direkt olarak bağlıyız. Aslında ışık bana yüksek benlik matriksini gösteriyordu. Ve tüm yüksek benliklerin tek bir varlık olarak bağlı oldukları gerçeğini net olarak anladım. Tüm insanlar tek bir varlık olarak bağlıdırlar, bizler aslında aynı varlığız. Aynı varlığın değişik cepheleriyiz. Herhangi bir dine vaad edilmemiştir. Bana bildirilen işte buydu. Ve o insan ruhlarının mandalasını gördüm. Bu sanki her zaman istediğimiz tüm sevgiydi, bu herşeyi iyileştiren sevgiydi, şifa veren ve yenileyen.



Ben ışıktan bana açıklamaya devam etmesini istedikten sonra yüksek benlik matriksini daha iyi anlamaya başladım. Biz gezegen etrafında bir birine bağlı yüksek benliklerin bulunduğu bir ağa sahibiz. Bu aynı büyük bir şirket gibi. çevrenizdeki bir sonraki süptil enerji alanı, diyebilirsiniz ki bir ruhsal seviye. Birkaç dakika sonra daha fazla açıklama talebinde bulundum. Gerçekten evrenin ne ile ilgili olduğunu öğrenmek istiyordum ve her şey için hazırdım ve dedim ki



- "BEN HAZIRIM, BENİ AL "

- İşte o zaman ışık bu güne kadar gördüğüm en güzel şeye dönüştü. Bu gezegendeki ruhların mandalası. Şimdi benim negatif görüşlerimden dolayı gezegenimizin başına geleceğini düşündüğüm konulara sıra gelmişti. Böylece ışıktan beni daha da aydınlatmasını diledim. O muhteşem mandala içerisinde bizim özümüzün, çekirdeğimizin ne kadar güzel olduğunu gördüm. Bizler en güzel yaratılışlarız. İnsan ruhu, bizlerin birlikte yarattığımız insan matriksi kesinlikle muhteşemdir, zariftir, egzotiktir. Sizlere benim insanlarla ilgili görüşlerimin o anda ne kadar değiştiğini anlatmama kelimeler yetmez

Dedim ki

- "Aman Tanrım bizlerin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum"

- "Hangi seviyede olursanız olun, ister yüksek, ister alçak; hangi şekilde isterseniz olun sizler en güzel yaratılışlarsınız"

Ruhta herhangi bir kötülük olmadığını şaşkınlık içerisinde fark ettim.

- "Bu nasıl olabilir" dedim

Cevap

- "Hiçbir ruhun doğasında kötülük yok . İnsanların başına gelen korkunç olaylar onlara kötü şeyler yaptırır; ama ruhları kötü değildir. " ve ışık bana dedi ki " insanların aradığı ve onların varlığını destekleyen sevgidir. İnsanları saptıran sevgi eksikliğidir"

Işıktan arka arkaya gelen açıklamalar sürecek gibiydi ki

- "Bütün bunlar insanlığın kurtarılacağı anlamına mı geliyor " diye bir soru sordum

Sonra bir ışık sarmalı yağmurunda patlayan trampet gibi büyük ışık konuştu

- "Bunu her zaman hatırla ve hiç unutma; siz kendinizi kurtarır, bağışlar ve iyileştirirsiniz. Bu her zaman böyle idi ve her zaman böyle olacak. Siz dünyanın başlangıcından önce tüm bunları yapacak güce sahip olarak yaratıldınız."



İşte o anda daha da farkına vardım ki BİZLER HALİ HAZIRDA KURTARILMIŞTIK. Biz kendimizi kurtarmıştık çünkü Tanrının geriye kalan evrenleri gibi, bizler de kendimizi düzeltecek şekilde tasarlanmıştık. İşte ikinci geliş bununla ilgili idi.

Tüm kalbimle tanrının ışığına teşekkür ettim. Yapabileceğim en iyi şey bu basit kelimeler ile ifade ettiğim şükran duyguları idi.

- "Sevgili Tanrım, sevgili evren, sevgili büyük öz, ben hayatımı seviyorum"

Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı. Sanki ışık beni tamamen emiyordu. Bu ışık sevgi bağım bile hala tarif edilemezdir. Farklı bir gerçekliğe girdim, öncekinden çok daha bilge ve derin, daha başka ve fazla şeylerin farkına vardım, çok daha fazla.



O muazzam bir ışık akıntısı idi; çok geniş ve dolu; hayatın kalbinin derinlerinde. "Bu ne ?" diye sordum.



Ve ışık cevap verdi "BU HAYAT NEHRİDİR, BU KUDRET SUYUNDAN KALBİNİN ÖZÜNE İÇ" .

Öyle yaptım. Bir büyük yudum aldım; bir tane daha aldım. Hayatın kendinden içmek; müthiş bir çoşku içindeydim.

Sonra ışık dedi ki " senin bir dileğin var"

Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu; tüm geçmiş, şimdi ve geleceği.

"Evet diye fısıldadım. Ve evrenin geri kalanını görmek istedim; güneş sistemimizin ötesini, tüm insanlık illüzyonunun ötesini. Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi. Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım. Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim. Ne acele. Aniden farkettim ki hayat ırmağı üzerinde gezegenden roket hızı ile uzaklaşıyorum. Dünyanın uçar gibi uzaklaştığını gördüm. Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu. Işık hızından daha süratli bir şekilde galaksinin merkezinden geçtim. Gittik sonra daha fazla bilgi özümseyerek. Öğrendim ki bu galaksi ve tüm evren birçok hayat çeşitleri ile dolu. Birçok dünyalar gördüm. İYİ HABER BU EVRENDE YALNIZ DEĞİLİZ.



Galaksinin merkezinden bu bilinç ırmağı üzerinde geçerken ırmak korkunç enerji dalgaları ile genişliyordu. Bütün tarihi bilgelikleri ile süper galaksi dizileri gözümün önünden geçti. Başlangıçta bir yere doğru gittiğimizi sandım, sanki seyahat ediyor gibi. Daha sonra fark ettim ki aslında ırmak genişlerken benim bilincim de evrendeki herseyi içine alacak şekilde genişliyor. Tüm yaratılış yanımdan geçti, tüm bunlar hayal edilemeyecek harikalardı. Ben gerçekte harika çocuktum, bebek harikalar diyarında. Sanki tüm yaratılış yanımdan geçti ve bir ışık beneği içinde kayboldu. Işık her yandan geldi ve çok daha farklı idi. Evrendeki tüm frekanslardan daha fazla şeylerden meydana gelen bir ışık. Yeniden birçok yumuşak ses patlamaları sezdim ve duydum. Bilincim veya benliğim tüm holografik evrenle hatta daha fazlası ile arayüz olmak için genişliyordu. İkinci ışığın içerisine girince bana az önce artık gerçeği de aştığım ile ilgili bir farkındalık geldi. Bunlar olan durumu anlatabilmek için kullanabileceğim en iyi sözler, yine de açıklamaya çalışayım. İkinci ışığı geçince birinci ışıktan daha da öteye genişledim. Kendimi sessizlikten öte bilge bir durgunluk içerisinde buldum. Sonsuzun ötesini ebediyen algılıyor ve görüyordum. Boşluktaydım. Büyük patlamadan önce, yaratılış öncesindeydim. Zamanın başlangıcının ötesine geçmiştim, ilk söz, ilk titreşim. Yaratılışın tam gözünde idim. Sanki Tanrının yüzüne değiyor gibi bir duyguya kapıldım. Bu kesinlikle din ile ilgili bir duygu değildi. Basitçe MUTLAK HAYAT, MUTLAK BİLİNÇ ile birdim. Ebediyen görüyor ve algılıyordum derken, demek istediğim yaratılışın kendi kendini meydana getirişini deneyimleyebiliyord um. Bu başlangıcı ve sonu olmayandır. Bu düşünceyi genişleten bir akıldır, değil mi? Bilim adamları büyük patlamayı evreni yaratan bir olay olarak algılıyorlar. Oysa ben gördüm ki büyük patlama evrenleri sonsuz olarak ve arka arkaya yaratan birçok büyük patlamanın yalnızca birisi. Bunun için insan terimleri kullanarak oluşturabileceğimiz tek görüntü süper bilgisayarlar tarafından kendi kendinin benzeri geometrik denklemler kullanılarak yaratılanlardı r.



Eskiler bunları hep biliyorlardı. Derlerdi ki " Tanrısallık nefes vererek belli aralıklarla yeni evrenler yaratır ve nefes alarak ta diğer evrenleri yok eder. Bu devirlere YUGAlar denir. ". Modern bilim ise buna büyük patlama diyor. Ben mutlak ve saf bilinçte idim. Tüm büyük patlamalar veya yugaların kendi kendilerini yaratıp ve yok edişlerini algılayabiliyor veya görebiliyordum. . Ani olarak ard arda bunların içine girdim. Gördüm ki yaratılışın her bir küçük parçası bile yaratma gücüne sahip. Bunu anlatmaya çalışmak çok güç. Bu konu ile ilgili konuşabilmekte hala güçlük çekiyorum.



Geriye döndükten sonra bu BOŞLUK DENEYİMİNİ kelimelere sığdırabilmem yıllar aldı. Sizlere şimdi ancak şunu söyleyebilirim "BOŞLUK HİÇLİKTEN DE DAHA AZDIR, BÖYLE OLMASINA RAĞMEN OLAN HERŞEYDEN DE DAHA FAZLADIR". BOŞLUK MUTLAK SIFIRDIR. TÜM OLASILIKLARI OLUŞTURAN KAOSTUR. MUTLAK BİLİNÇTİR. EVRENSEL ZEKADAN ÇOK DAHA FAZLADIR.



Boşluk nerededir? Biliyorum ki boşluk her şeyin hem içindedir hem de dışındadır. Siz şu anda halen hayatta iken her zaman ardarda boşluğun içinde ve dışında olursunuz. Oraya ulaşmak için herhangi bir yere gitmenize gerek yok. Boşluk bütün fiziksel görüntülerin arasındaki vakum veya hiçliktir. Atomlar arasındaki ve onların elemanları arasındaki boşluk. Modern bilim her şeyin arasındaki bu boşluğu araştırmaya başlamış durumda. Ona SIFIR NOKTASI diyorlar. Ne zaman onu ölçmeyi deneseler, cihazları ölçünün dışına çıkıyor veya sonsuza çıkıyor diyebiliriz. En azından şimdilik sonsuzu kesin olarak ölçebilecekleri bir yol yok. Sizin vücudunuz da dahil evrende her yerde her şeyden fazla sıfır boşluğu vardır.



Mistiklerin boşluğa verdiği isim boşluk değildir. O öylesine müthiş bir enerji ile doludur ki, olduğumuz her şeyi yaratan farklı bir enerji. Büyük patlamadan beri her şey bir titreşimdir. İlk titreşim olan ilk sözden beri

İncildeki " Benim " (I am ) in önünde aslında bir soru işareti var

- Benim? Ben neyim?

Yani yaratılış Tanrı tarafından, Tanrının kendini hayal edilecek her yöntemle araştırması ve keşfetmesidir. Sürekli devam eden, her birimiz üzerinden sonsuz bir araştırma. Başınızdaki her bir saç telinden, ağaçtaki her bir yapraktan, her bir atomdan Tanrı; Tanrının özünü araştırıyor. İşte bu yüzden Tanrı bir ağacın yaprağının düşüşünü bile bilir. Bu mümkündür çünkü siz nerede iseniz orası evrenin merkezidir. Herhangi bir atom nerede ise orası evrenin merkezidir. Orada Tanrı vardır, Tanrı boşluktadır.



Ben boşluğu ve yaratılışın yugalarını incelerken bizim bildiğimiz zaman ve mekanın tamamen dışında idim. Bu genişlemiş durumdayken keşfettim ki yaratılış, mutlak bilinç veya Tanrının bizim bildiğimiz anlamdaki hayat tecrübesine gelişidir. Boşluğun kendisi tecrübeden tamamen yoksundur. O ilk titreşim öncesi, yaşam öncesidir. Tanrılık, yaşam ve ölümden çok daha fazladır. İşte bu sebeple evrende deneyimlenecek, yaşam ve ölümden çok daha fazla şey var.



Ben boşluktaydım ve yaratılan ve yaratılacak olan her şeyin farkındaydım, sanki Tanrının gözünden bakıyordum. Ben Tanrı olmuştum. Aniden artık kendim değildim. Tek söyleyebileceğim Tanrının gözünden bakıyor olduğumdur. Aniden her atomun niye var olduğunu biliyor ve her şeyi görüyordum.



Burada en ilginç olan; ben boşluğa girmiştim. Oradan Tanrının orada olmadığı anlayışı ile çıktım. Tanrı burada. İşte bütün mesele. İnsan ırkının sürüp giden dışarıda Tanrı arayışı. Tanrı bize her şeyi verdi, her şey burada. O işte burada. Ve bizler Tanrının, Tanrıyı bizim üzerimizden araştırmalarıyız. İnsanlar Tanrı olmaya çalışmakla o kadar meşguller ki artık farkına varmaları gereken "bizler hale hazırda zaten Tanrıyız ve Tanrı biz oluyor". İşte bütün mesele gerçekte bu.



Ben bunların farkına varınca boşlukla işim bitti ve tekrar yaratılışa dönmek istedim. Bu bana en doğal şey olarak göründü.



Ve aniden ikinci ışıktan dışarı çıktım veya büyük patlamadan. Yine bir dizi yumuşak ses patlamaları ile bilinç ırmağına binerek yaratılışa geri döndüm. Ne müthiş bir gezinti! İçimden galaksi süper kümeleri geri çıktı, çok daha iyi kavranmış olarak. Bizim galaksinin merkezinden geçtim; orası bir KARA DELİK. Kara delikler çok büyük işlemciler, evrenleri yeniden kullanıma sokuyorlar. Kara deliğin öteki tarafında ne olduğunu biliyor musunuz? Biz varız, bizim galaksimiz var, başka bir evrenden yeniden işlenmiş olarak.



O toplam enerji konfigürasyonunda galaksi harika bir ışık şehri olarak parıldıyordu. Büyük patlamanın bu tarafında tüm enerji ışıktır. Tüm atom altı, atom, yıldız, gezegen hatta bilincin kendisi bile ışıktan yapılmıştır ve bir frekansı ve/veya parçacığı var. Işık yaşamdır. Her şey ışıktan yapılmıştır hatta taş bile. İşte bu nedenle her şey canlıdır. Her şey Tanrının ışığından yapılmadır ve her şey çok zekidir



Ben ırmakta gezdikten sonra en sonunda büyük bir ışığın geldiğini gördüm. Biliyordum ki bu ilk ışıktır ve beraberinde yumuşak ses patlamaları var. Gördüm ki içinde yaşadığımız güneş sistemi bizim daha geniş bölgesel vücudumuzdur. Bu bizim bölgesel vücudumuzdur ve biz de tahayyül edebileceğimizden çok daha büyüğüz. Gördüm ki güneş sistemi bizim vücudumuz ve ben de onun bir parçasıyım. Dünya da, biz olan o yaratılmış büyük varlıktır ve biz de o kendi olduğunu bilenin parçalarıyız. Fakat biz yalnızca o parçasıyız. Biz her şey değiliz fakat biz o olduğunu bilenin parçalarıyız.



Güneş sisteminin ürettiği tüm enerjiyi gördüm, müthiş bir ışık şovu idi. Kürelerin müziğini duyabiliyordum. Bizim güneş sistemimiz de tüm diğer göksel varlıklar gibi kendine has bir ışık matriksi üretir; ses ve titreşim enerjisi. Diğer yıldız sistemlerindeki gelişmiş medeniyetler titreşim ve enerji matriks imzalarından evrende bizim algıladığımız anlamdaki hayatı tesbit edebilirler. Bu onlar için çocuk oyuncağı. Dünyanın harika çocuğu olan insan şimdi bile evrenin arka bahçesinde oyun oynayan çocuklar gibi; coşkun ve taşkın sesler çıkarıyor.

Irmağı direkt olarak ışığın merkezine doğru yönlendirdim. Yine yumuşak ses patlamalarını takiben ışık beni içine soluduğunda onun tarafından kucaklandığımı hissettim. Ben o anda o büyük sevgi ışığının içindeydim ve hayat ırmağı içimden akıyordu. Tekrar söylüyorum, o hiç yargılamadan en çok seven ışıktı. O bu harika çocuk için ideal bir anne / baba idi.



- Şimdi ne var? diye merak ettim

- Işık bana ölüm diye bir şey olmadığını anlattı. Artık öyle bir an gelmişti ki tüm sorularımın cevabını aldığımı farkettim ve geri dönüşüm yakındı. Diğer tarafla ilgili bütün sorularım derken tam da anladığınız manada söylüyorum, benim bütün sorularım cevaplandı. Her insanın farklı bir hayatı ve araştırdığı farklı sorular var. Bazı sorularımız evrenseldir fakat her birimiz bu hayat dediğimiz şeyi kendimize ait yöntemlerle araştırırız. Aynen, dağlardan tutun da ağacın yapraklarına kadar var olan tüm diğer yaşam şekilleri gibi.



İşte bu evrende hepimiz için önemli olan budur, çünkü tüm bunlar esas resim olan hayatın doluluğuna katkıda bulunur. BİZLER HARFİ HARFİNE SONSUZ YAŞAM DANSINDA TANRININ KİMLİĞİNİ ARAŞTIRAN TANRIYIZ. Sizin benzersizliğiniz tüm yaşamın yükselişini sağlıyor.



Yaşam döngüsüne geriye dönüşüm başladığında aynı vücuda döneceğimi hiç düşünmemiştim, ne de birisi bana söylemişti. Yaşam işlemi ve ışığa tam güvenim vardı ve işte bu nedenle hiç önemi yoktu. Işık akımı büyük ışık ile birleşirken; bu bana açıklananları ve diğer tarafta öğrendiğim konular ile ilgili duygularımı hiçbir zaman unutmamayı diledim. Aldığım cevap; ruhumu öper gibi bir EVET oldu. Sonra ışık içerisinden geçirilip titreşimsel gerçekliğe geri götürüldüm. Bana ilave bilgiler verilirken tüm işlem tersine döndürüldü. Geri eve geldim ve bana reenkarnasyonun mekaniği ile ilgili dersler verildi. Kafamdaki tüm küçük sorulara cevap verilmişti. Bu nasıl çalışır? , O nasıl çalışır? Reenkarne edileceğimi biliyordum.



Dünya çok büyük bir enerji işlemcisidir, kişisel bilinç orada gelişir ve her birimize ulaşır. İlk kez olarak kendimi İNSAN olarak düşündüm ve bu olmaktan mutlu oldum. Ben bu evrende bir atom olmaktan bile mutlu olurdum. Bir atom. Tanrının insan parçası olmak ise, işte bu en şahane kutsama. Bu kutsama bizim kutsamanın ne demek olduğu ile ilgili en çılgın tahminlerimizden bile çok daha ileri. Teker teker her birimiz için bu müthiş deneyimin insan parçası olmak çok müthiş bir şey. Teker teker her birimiz nerede istersek olalım, çok berbat bir durumda olsak ta olmasak ta bulunduğumuz yer bu gezegen için bir kutsamadır.

Böylece herhangi bir yerde yeniden bebek olacağım düşüncesi ile reenkarnasyon işleminden geçtim. Fakat kişisel kimlik ve bilincin gelişimi konusunda bana bir ders verilmişti. Bu nedenle aynı vücuda enkarne oldum.



Gözlerimi açtığımda çok şaşırmıştım. Neden şaşırdığımı bilmiyorum çünkü bunu çok iyi anlamıştım fakat öyle olmasına rağmen tekrar bu vücutta bulunmak yine de bana sürpriz oldu; bana bakarak gözlerini çıkarırcasına ağlayan birisinin bulunduğu odama geri dönmek. O benim hasta bakıcımdı. Beni bulduktan bir buçuk saat sonra ümidini kesmişti. Benim ölmüş olduğumdan tamamen emindi; ölümün tüm belirtileri mevcuttu. Katılaşmaya bile başlamıştım. Ne kadar ölü kaldığımı bilmiyoruz, fakat hepimiz de biliyoruz ki en azından beni bulmalarının üstünden bir buçuk saat geçmişti. Benim ölü vücudumu bir kaç saat yalnız bırakması ile ilgili isteğime mümkün olduğu kadar saygı göstermişti. Biz vücudun hayat fonksiyonları nın durumunu kontrol edebilecek gelişmiş stetoskop ve benzeri bir çok imkana sahiptik. Benim kesinlikle öldüğümü tespit edebilecek durumdaydı.



Bu bir ölümden dönme deneyimi değildi. Ben kesinlikle en az bir buçuk saat ölümün kendisini deneyimledim. Beni ölü olarak bulduktan sonra bir buçuk saat stetoskop ile kontrol etmiş, kan basıncıma ve kalp atışlarıma bakmıştı. Sonra uyandım ve dışarıdaki ışığı gördüm. Ona doğru gitmeye teşebbüs ettim ve yataktan düştüm. Gürültüyü duyup içeri koştu ve beni yerde buldu. İyileşmeye başlayınca başımdan geçenlerden dolayı şaşkın olmama rağmen saygıyla karışık bir korku hissediyordum. İlk başlarda başımdan geçenlerin hepsi hafızamda değildi. Sürekli bu dünyadan dışarıya kayıyor ve soruyordum "BEN HAYATTAMIYIM ?" Bu dünya diğer dünyadan daha çok rüyaya benziyor.



Üç gün içerisinde tekrar normal hissetmeye başladım, açık fakat hayatımda hissettiklerimden çok farklı bir his. Yolculuk ile ilgili hafızam daha sonra geldi. Artık gördüğüm hiçbir insan ile ilgili bir problem görmüyorum. Bu deneyimden önce kesinlikle çok yargılayıcı idim, birçok insanın kesinlikle berbat olduğunu düşünüyordum hatta aslında benden başka tüm insanların berbat olduklarını düşünüyordum. Fakat tüm bu konularda artık aydınlanmıştım.



Üç ay kadar sonra bir arkadaş artık test yaptırmamı söyledi, bende gidip scan ve diğer gerekli testleri yaptım. Kendimi çok iyi hissettiğimden dolayı kötü bir haberden korkuyordum. Klinikteki doktorun tüm eski ve yeni scanlarıma bakıp

- "Artık burada hiçbir sorun yok " dediğini hatırlıyorum.

- "Gerçekten mi, bu bir mucize olmalı " dedim

- "Hayır bu tip olaylar oluyor, bunlara ANİ İYİLEŞME olayları denir " dedi

Hiç etkilenmemiş gibi davranıyordu. Fakat işte burada bir mucize vardı ve hiç kimse etkilenmese bile ben çok etkilenmiştim.

Hayatın gizinin zihin ile çok az ilgisi var. Evren hiçbir şekilde zihinsel bir işlem değildir. Zihin yardımcıdır, o çok parlaktır. Gerçi şimdilik hepimiz kalbimiz ve daha bilge kısımlarımız yerine zihnimiz ile işlem yapıyoruz.



Dünyanın merkezi çok büyük bir enerji dönüştürücüdür. Aynen dünyanın manyetik alan resimlerinde görüldüğü gibi. İşte bu bizim döngümüzdür, reenkarne olan ruhları geri içine çeken.



İnsan seviyesine ulaşmanın belirtisi kişisel bilinç geliştirmeye başlamamızdır. Hayvanların grup ruhları vardır ve onlar grup ruhu olarak enkarne olurlar. Bir geyik çok büyük bir ihtimal ile her zaman geyik olarak kalacaktır.



Fakat sadece insan olarak doğmak; ister hasarlı, ister dahi olsun sizin kişisel bilinç geliştirmek yolunda olduğunuzu gösterir. Bu yine insanlık denen grup bilinci içerisindedir.

Gördüm ki ırklar kişilikli kümelerdir. Fransız, Almanya ve Çin gibi milletlerin kendi kişilikleri vardır. Şehirlerin kişilikleri vardır, onların bölgesel grup ruhları belirli insanları kendine çeker. Ailelerin de grup ruhları var. Kişisel kimlik kendine benzeyen yan kollar şeklinde gelişmekte. Grup ruhu bizim kişiselliğimizi araştırır. Her birimizin sahip olduğu farklı farklı sorular çok çok önemlidir. İşte Tanrılık, Tanrının özünü sizin üzerinizden böyle araştırır. Sorularınızı sorun, kendi araştırmalarınızı yapın. Böylece özünüzü bulur ve özünüzde Tanrıyı bulursunuz. Çünkü o tek özdür.



Bunlardan daha da ileri, farkettim ki biz insanlar aslında bir birimizin RUH EŞLERİYİZ. Bizler yaratılış yönlerinde kendi benzerleri olan aynı ruhun parçalarıyız, fakat yine de ayrıyız. Ben artık her insana baktığımda bir ruh eşimi görüyorum, her zaman aradığım kendi ruh eşimi. Bunun da ötesinde görebileceğiniz en muhteşem ruh eşiniz kendinizsiniz. Bizler hem erkek hem de dişiyiz. Biz bunu RAHİMde deneyimleriz ve bunu reenkarnasyon durumunda deneyimleriz. Eğer o nihai RUH EŞİNİZİ kendi dışınızda arıyorsanız hiçbir zaman bulamazsınız., çünkü orada değildir. Aynen Tanrının orada olmadığı gibi. Tanrı için dışarıya bakmayın. Tanrı için buraya bakın, kendi özünüze bakın. Yaşayabileceğiniz en büyük aşkı yaşayın ..........KENDİ NİZLE.....İşte o zaman bunun içinden her şeyi sevebilirsiniz.



Sizlerin cehennem dediğiniz yere iniş yaptım ve bu çok şaşırtıcı oldu. Şeytan veya kötüyü göremedim. Benim yaptığım iniş daha ziyade cehalet ve bilmemekten kaynaklanan insanların alışılmış ızdırapları idi. İşte o ızdırap verici bir varlık olarak görülür. Fakat benim çevremdeki milyonlarca insanın her birinin hazır küçük bir ışık yıldızı var. Fakat kendi üzüntüleri, travmaları ve ızdırapları ile o kadar tükenmişler ki sanki kimse buna önem vermiyor. Sonsuz gibi gelen bir süre sonra o ışığı bir çocuğun anne/babasını çağırması gibi yardıma çağırdım. O zaman ışık açıldı ve beni tüm korkular ve acılardan izole eden bir tünel bana doğru geldi ve beni sardı. İşte gerçekte cehennem bu.



Bizim yapmayı öğrenmekte olduğumuz ve öğrenmemiz gereken şey, el ele tutuşup bir araya gelmek. Cehennemin kapıları artık açıktır. El ele tutuşup, birleşip hep birlikte yürüyerek cehennemden çıkacağız.



Işık yüce altın bir meleğe dönüşüp bana geldi . Ona " SEN ÖLÜM MELEĞİMİSİN ?" dedim. O ise bana gösterdi ki o benim ruh üstüm, benim yüksek benlik matriksim, bizlerin süper tarihi parçamızdır. Sonra ışığa alındım.



Yakında bilimimiz ruhu kavrayabilecek. Bu çok müthiş olmaz mı? Bizler ruhsal enerji ve süptil enerjiyi cihazlarla göreceğiz. Fizikçiler atom çarpıştırıcılar ile atomların içinde ne olduğunu anlamak için atomları çarpıştırıyorlar. Onlar quarklara ve çekime kadar ulaştılar. Bir gün onları bir arada tutan o küçük şeye ulaşacaklar ve işte o zaman ona Tanrı demek zorunda kalacaklar. Atom çarpıştırıcılarla sadece onların içinde olanı görmüyorlar, parçacıklar oluşturuyorlar. Tanrıya şükürler olsun ki bunların hayatı çok kısa oluyor; milisaniye veya mikrosaniye kadar. Artık farkına varıyoruz bizler de yaratabiliriz. Her zaman için gördüm ve farkına vardım ki hepimiz bir tüm bilgi noktasından geçer ve kendi benzerini yaratmaya başlarız, bir sonraki seviyeyi. Biz araştırmamız esnasında işte bu yaratma gücüne sahibiz. İşte bu Tanrının bizim içimizden kendini genişletmesidir.



Geriye dönüşümden beri ışığı kendiliğimden deneyimleyebiliyoru m ve istediğim zaman meditasyon yaparak boşluğun içine nasıl girilebileceğini de öğrendim. Hepiniz bunu yapabilirsiniz. Bunu yapabilmek için ölmeniz gerekmiyor. Bu sizin donanımınız içinde var, hali hazırda bunun için kablolanmış durumdasınız.



Vücut varolan en muhteşem ışık varlıktır. Bu vücut inanılmaz bir ışık evrenidir. Ruh bizi bu vücudu eritip yok etmemiz için zorlamıyor. Olan bu değildir . Tanrı olmaya uğraşmaktan vaz geçin, Tanrı siz oluyor; burada.

Akıl evrende koşan bir çocuk gibidir. Dünyayı kendi yarattığını sanıp sürekli bir şeyler talep ediyor. Ben akla sordum

- "Annenin bu işle ne ilgisi var ?"

İşte bu bir sonraki ruhsal farkındalık seviyesidir. Ah evet annem; ve aniden egodan vazgeçiyorsunuz çünkü anlıyorsunuz ki evrendeki tek ruh siz değilsiniz.

Işığa sorduğum sorulardan birisi

- "Cennet nedir ?" idi

- Buna tüm yaratılmış cennetlerde bir gezintiye çıkarılarak cevap aldım. Nirvana, Mutlu Av Alanları, hepsi . Hepsinden geçtim. Bunlar bizlerin yarattığı düşünce formu yaratılışlar. Bizler aslında cennete gitmeyiz, bizler yeniden işlem görürüz. Fakat her ne yarattı isek orada bir parçamızı bırakırız. Bu gerçektir, fakat ruhun bütünü bu değildir.



Hristiyanları n cennetini gördüm. Bizler bunun çok güzel bir yer olduğu beklentisindeyiz ve tahtın önünde durursunuz, ebediyen tapınarak. Denedim çok sıkıcı. Hepimizin yapacağı bu; çocuk gibi. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Bazı cennetler çok ilginçti, bazıları ise çok sıkıcı. Çok eski olanların daha ilginç olduğunu gördüm, örneğin Amerikan yerlilerinin MUTLU AV ALANLARI. Mısırlılarınki harikaydı. Bu böyle sürüp gider.



Bunlardan bir hayli var. Şayet belirli bir dinin Tanrısına inanan bir grup ruhuna ait değilseniz bunların her birinde sizin kendi yorumunuz olan bir kendini tekrar eden desen var. Yine de her biri biraz farklıdır. Bu orada bıraktığınız parçanızdır. ÖLÜM HAYAT İLE İLGİLİDİR, CENNET İLE İLGİLİ DEĞİL.

Tanrıya sordum

- " Dünyada var olan en iyi din hangisi? Hangisi doğru? "

Tanrı katı büyük bir sevgiyle dedi ki

- " İLGİLENMİYORUM "

Bu inanılmaz bir incelik. Manası ise şu, ilgilenen varlıklar bizleriz.

Yıldızları en yüksek Tanrı katı bize diyor ki "Sizin hangi dine ait olduğunuz bizim için önemli değil"



Bunlar gelir ve gider, Budizm ebediyen burada değil, katoliklik de ebediyen burada değil ve bunların hepside her geçen gün daha fazla aydınlanmakta. Şimdi bütün sistemlere daha fazla ışık geliyor. Ruhsallıkta büyük bir reform olacak aynen protestan reformu gibi. Bu konuda birçok insan kavga edecek, bir din diğerine karşı; hepsi de sadece kendisinin doğru olduğuna inanarak.



Herkes kendisinin Tanrının sahibi olduğunu sanıyor, felsefeler de dinler de ama özellikle dinler çünkü bunlar felsefeleri etrafında büyük bir organizasyon oluşturdular. Tanrı katı "ilgilenmiyorum " der demez anladım ki bununla bizim ilgilenmemiz gerek. Bu çok önemli, çünkü bizler ilgili varlıklarız. Bu bizi etkiliyor işte bu nedenle önemli. Elinizde olan ruhsal bir enerji denklemi. En üst Tanrı katı sizin hristiyan, budist veya herhangi bir başka bir dinden olmanızla ilgilenmiyor. Bunların hepsi bütünün çiçeklenen çehreleri. Umarım bütün dinler bunu farkeder ve diğerlerine saygı duyar. Bu her dinin sonu değil ama bizler hep aynı Tanrıdan bahsediyoruz. Tanrı yaşıyor ve yaşamaya fırsat veriyor. Hepsinin farklı bir görüşü var. Ve hepsi de esas resme katkıda bulunuyor, önemli olan da bu.



Öteki tarafa toksik atıklar, nükleer füzeler, nüfus patlaması ve yağmur ormanları ile ilgili korkular ile gittim. Tek tek bütün problemleri severek geri döndüm. Nükleer atıkları seviyorum. Mantar bulutu seviyorum; bu kendimizi gösterdiğimiz en kutsal mandala için bir prototip. O aniden bizi dünyadaki tüm dinlerden ve felsefelerden çok daha fazla bir araya getirdi, yeni bir bilinçlilik seviyesine. Gezegeni 50 kez hatta 500 kez uçurabileceğimizi bilmekteyken, belki en sonunda artık burada hep birlikte olduğumuzu farkettik. Onlar bunu bize devretmek için bir süre daha bazı bombaları devre dışı bırakmaya devam etmeli. Daha sonra artık buna ihtiyacımız yok" demeye başlarız.



Şimdi biz her zamankinden daha emniyetli bir dünyadayız ve daha da emniyetli olacak. İşte bu nedenle toksik atıkları severek döndüm, çünkü bizi bir araya getirdi. Bu şeyler çok büyük. Peter Russel in söyleyeceği gibi, bu problemler artık ruh boyutunda. Acaba bizim ruh boyutunda bir cevabımız var mı? EVET



Yağmur ormanlarının yok olması yavaşlayacak, ve elli yıl içerisinde gezegende her zamankinden daha çok ağaç olacak. Eğer ekoloji ile ilgili iseniz devam edin sizler farkında olmaya başlayan sistemin bir parçasısınız. Bütün isteğiniz ile devam edin fakat kesinlikle strese girmeyin bu daha büyük bir şeyin parçası.



Dünya kendini ehlileştirme işleminde, bir daha hiçbir zaman eskisi gibi vahşi bir yer olmayacak. Doğanın serpilip gelişeceği kaynaklar ve vahşi büyük alanlar olacak. Nufus artışı bilinç sıçraması için gereken optimum rakama çok yaklaştı. Bu nüfus sıçraması politika, para ve enerjiyi değiştirecek.



Rüya gördüğümüzde ne oluyor? Bizler çok boyutlu varlıklarız. Buna berrak ( lüsid ) rüyalarla ulaşabiliriz. aslında bu evren Tanrının bir rüyası. Gördüm ki biz insanlar kendisi de bir benek olan galaksimizin bir beneği olan dünyamızda bir beneğiz. Dışarıda dev sistemler var ve biz ortalama bir sistemiz. Fakat insanlar şimdiden bilinç kozmosunda efsaneleştiler. Dünya/Gaia nın küçücük insanları efsaneleşti. Bizi efsaneleştiren nedenlerden birisi rüya görmemizdir. Bizler aslında efsanevi rüyacılarız. Aslında bütün kozmos hayatın manasını araştırıyor, tam olarak ne olduğunu. Ve tüm zamanların en iyi cevabı küçük rüyacıdan geldi. Bizler rüyasını gördük. Bu nedenle rüyalar çok önemli.



Öldükten sonra ve geri gelince hayat ve ölüme gerçekten saygı duydum. DNA deneylerimizde belki de çok büyük bir gize kapı açıyoruz. Yakında bu vücutta istediğimiz kadar yaşayabilme becerisine sahip olacağız. 150 yıl kadar yaşadıktan sonra kanal değiştirmek isteyecek bir sezgisel ruh duyusu olacak. Aynı vücutta sonsuza kadar yaşamak reenkarnasyon kadar yaratıcı değil, bu içinde olduğumuz fantastik enerji vorteksi içindeki enerji dönüşümü. Bizler aslında yaşam ve ölümdeki bilgeliği göreceğiz ve bundan zevk alacağız.



Şimdi olduğu gibi biz zaten her zaman canlı olduk. Bu içinde olduğunuz vücut her zaman canlı oldu. Bu hiç bitmeyen bir hayat ırmağından gelip Büyük Patlama ve ötesine kadar gider. Bu vücut yoğun ve ince enerji içerisinde bir sonraki yaşama hayat verir. Bu vücut hali hazırda ebediyen canlı



BİZLER BİRLEŞİP EL ELE TUTARAK HEP BİRLİKTE CEHENNEMDEN DIŞARI YÜRÜYECEĞİZ.



Mellen Thomas Benedict[/font=Verdana]

Tiversonus

#1
Yerleştirme

Bir ruhumuz olduğuna inanan kişilerden aldığım izlenim, tüm ruhların olasılıkla tek bir büyük toplanma yerinde karışık durumda bulunduklarını tahayyül ettikleridir. Deneklerimin birçoğu da seanslara başlamadan önce aynı inancı paylaşanlardandır. Seanslardan sonra ise, herkesin ruh dünyasında kararlaştırılmış bir yeri olduğunu kavramış olmanın yarattığı şaşkınlığı ifade etmeleri sürpriz olmaz. İpnoz altındaki kişilerle ruh dünyasındaki yaşamı incelemeye yeni başladığım sıralarda, organize ruh destek gruplarının varlığıyla ilgili söylemlere hazırlıklı değildim. Zihnimde ruhların yeryüzünü terk ettikten sonra kendi başlarına etrafta dolaştıkları şeklinde bir resim vardı.

Gruba yerleştirilmede belirleyici etken ruhun seviyesidir. Fiziksel ölümden sonra ruhun yuvaya dönüş yolculuğu, çok genç bir ruh olmadığı veya Dördüncü Bölümde anlatılan başka nedenlerden ötürü çevreden izole edilmediği takdirde kendi kolonisine ayrılan yere ulaşmasıyla sona erer. Bu küme gruplarındaki ruhlar aynı farkmdalık seviyesine sahip eski yakın dostlardır.

Transtaki kişiler bir ruh kümesinin parçası olduklarını söyledikleri zaman, tıpkı bir insan ailesinde görebileceğiniz, direkt ve sık bir temas halinde bulunan küçük ve birinci derecedeki bir varlıklar biriminden söz etmektedirler. Bu varlıklar birbirlerine karşı yeryüzündeki kavramlarımızın çok ötesinde bir duyar içindedirler.

İkinci derecedeki ruh grupları birbirleriyle çok daha az ya olan toplumsal bir destek topluluğu şeklinde düzenlenil Daha büyük olan ikincil varlık grupları, bir göldeki nilüfer çiçeklerinin
yapraklarına benzer şekilde, dev birincil küme dizilerinden meydana gelmiştir. Ruhsal göller sanki sonu yokmuş gibi görünürler. Bu göllerin içinde bin ruhtan daha az olduğu tahmin edilen bir ikincil grubu hiç duymadım. Bir ikincil grubu oluşturan çok sayıda birincil grup kümeleri arasındaki ilişkiler seyrek görünmektedir ya da kümeler arasında hiç temas yoktur. İki farklı ikincil grubun üyesi olan ruhlar arasında herhangi bir anlamlı ilişkinin ise iyice ender olduğunu bulguladım. Çünkü ruhların sayısı çok fazla olduğu için böyle bir şeye gerek kalmamaktadır.

Birincil alt grup kümelerinin içerdiği varlık adedi üç ile yirmi beş ruh arasında değişir. Bana anlatıldığına göre ortalama birliktelik sayısı on beş civarındadır ve buna İç Daire denir. Değişik grup kümelerine ait üyelerin bir çalışma için birbiriyle temas kurmaları herhangi bir bedenlenme sırasında öğrenilmesi gereken derslerin yönetimiyle ilgilidir. Böyle bir temas, geçmiş bir hayattaki bağlantıya veya söz konusu ruhların belirli kimlik özelliklerine bağlı olabilir. Farklı küme gruplarının üyeleri arasındaki ruh tanışıklıkları yeryüzündeki hayatta çevresel rolleri kapsar. Bir zamanlar lisedeyken yakın olduğunuz, fakat şimdi ancak yıllık buluşma toplantılarında bir araya geldiğiniz bir sınıf arkadaşınız bir benzetme olarak gösterilebilir.

Aynı küme grubunun üyeleri ise sonsuza kadar yakın bir birlik içindedirler. Sıkı bağlarla örülü bu kümeler çoğu zaman birbirine benzer zihinlere sahip ve birbirleriyle daimi bir iş birliği lÇinde üzerinde çalıştıkları ortak hedefleri bulunan ruhlardan meydana gelmiştir. Yeryüzündeki bedenlenmeleri sırasında gemilikle aile üyesi ve yakın arkadaş olarak birlikte yaşadıkları hazfları seçerler.

Bir deneğin eski hayatlardaki bir kız kardeş ya da erkek kardeş ile aynı küme grubunun üyeleri oluşu ebeveynlerle aynı küme grubunun üyeleri oluşu ebebeynleri ile aynı gruba ait

Olmalarından çok daha yaygındır. Yeryüzünde ölmeden arkasından anne babalarımız ruhsal giriş kapısmda bizi karşılayabilirler, fakat onları ruh dünyasında çok fazla görmeyebiliriz. Bu koşulun ardında ebeveynlerin olgunluğuyia bağlantılı nedenler yoktur, çünkü onların ruhları ortaya ç1kar. dıkları çocuktan daha az gelişmiş olabilir. Daha çok, aynı zaman çerçevesi içinde yaşıt olan kardeşler arasındaki bir sosyal öğrenim meselesidir. Anne ve babalar hem iyi hem de kötü karmik sonuçlar bakımından bir çocuğun birinci derecede özdeşleştiği figürler olmalarına rağmen, bir hayat boyunca kişisel gelişimimizi en çok etkileyenler çoğunlukla eşler, kız ve erkek kardeşler seçtiğimiz yakın arkadaşlardır. Bu, bizimle aynı nesilden olmayıp bize farklı yollarla hizmet eden ebeveynlerin, teyzelerin, amcaların, halaların, dayıların ve büyük anne ve babaların önemini azaltmaz.


Bir sonraki vaka bizlere fiziksel ölüm sonrası kişinin küme grubunun içine geri dönmesinin nasıl cereyan ettiğini tanıtacaktır.









Vaka 16

Dr. N: Dağıtım alanından ayrıldıktan ve ait olduğun ruhsal uzaya ulaştıktan sonra neler yapıyorsun?
D: Arkadaşlarımla birlikte okula gidiyoruz.


Dr. N: Yani bir çeşit ruhsal sınıfın olduğunu mu söylemek istiyorsun?
D: Evet, orada ders çalışıyoruz.

Dr. N: Oraya ulaştığın andan başlayarak beni okula götürmeni istiyorum ki neler olup bittiğini takdir edebileyim. Dışarıdan neler gördüğünü anlatarak başla.
D: (hiç tereddüt göstermeden) Kusursuz bir kare biçiminde ve büyük, yontularla bezeli sütunları olan bir Grek mabedi görüyorum, çok güzel. Onu tanıyorum, çünkü burası benim her devirden (hayattan) sonra döndüğüm yer.

Dr. N: Klasik Grek mabedinin ruh dünyasında ne işi var?
D: (omuzlarını silkerek) Bana niçin öyle göründüğünü bilmiyorum, fakat doğal bir görüntüsü var... Yunanistan'daki hayatlarımdan dolayı.

Dr. N: Tamam, devam edelim. Seni karşılamaya gelen birileri var mı?
D: (deneğin yüzünde geniş bir gülümseme beliriyor) Öğretmenim Karla.

Dr. N: Sana nasıl bir şekilde görünüyor?
D: (kendinden emin) Onun mabedin girişinden çıkıp bana doğru geldiğini görüyorum... bir tanrıça olarak... uzun boylu... uzun etekli uçuşan bir giysi giyiyor... tek omuzu çıplak... saçı toplanmış ve altın bir tokayla tutturulmuş... yanıma geliyor.

Dr. N: Kendi üstüne bak. Sen de aynı tarzda giysiler mi giyiyorsun?
D: Biz... hepimizin aynı giyindiği görülüyor... ışıkla parlıyoruz... ve değişebiliyoruz... Karla benim onun şu anda göründüğü tarzdan hoşlandığımı biliyor.

Dr.N: Diğerleri nerede?
D: Karla beni mabet okulumun içine götürdü. Büyük bir kütüphane görüyorum. Küçük topluluklar ses çıkarmadan konuşuyorlar... masalarda. Öyle ağırbaşlı... sıcak... ve çokk tanıdık olduğum güvenlik hissi veren bir ortam ki.

Dr. N: Bu kişiler sana yetişkin kadın ve erkekler olarak mı görünüyor?
D: Evet, fakat grubumda kadınlar daha fazla.

Dr. N: Niçin?
D: Çünkü bu, şu anda onların en rahat ettiği valans.



Not: Bu deneğin cinsiyet tercihini belirtmek için valans (valence) kelimesini kullanması garip bir seçim, fakat uyuyor. Kimyada valans, başka elementlerle bileşik oluştururken oran belirleyen artı ya da eksi değerlerdir. Gruplardaki ruhlar da kadın ve erkek kimliklere veya karışık durumda olmaya eğilimli olabilmektedirler.

Dr. N: Peki, sonra ne yapıyorsun?
D: Karla beni en yakın masaya götürüyor ve arkadaşlarım beni hemen aralarına alıyorlar. Ah, geri gelmek öyle hoş ki.

Dr. N: Bu belirli kişilerin mabette seninle birlikte olmalarının nedeni nedir?
D: Çünkü biz hepimiz aynı çalışma grubundayız. Şu anda bir kere daha onlarla beraber olmaktan ne kadar mutluluk duyduğumu anlatamam (denek bu sahneye kendini öyle kaptırıyor ki tekrar başlamasını sağlamak bir dakikamı alıyor).

Dr. N: Bu kütüphanede seninle birlikte kaç kişi var?
D: (zihinsel olarak sayarken ara veriyor) Yirmi kadar.

Dr. N: Yirmisi de yakın arkadaşın mı?
D: Hepimiz yakınız... Onları çağlardan beri tanıyorum. Fakat beş tanesi en sevdiğim arkadaşlarım.

Dr. N: Yirmi kişinin her biri yaklaşık aynı öğrenim düzeyinde mi?
D: Eh... hemen hemen. Bazıları diğerlerinden biraz daha önde.

Dr. N: Bildiğin kadarıyla kendini grupta nereye koyuyorsun?
D: Ortalarda bir yere.

Dr. N: Öğrendiğiniz derslere gelecek olursak, en iyi beş arkadaşına kıyasla nasıl bir yerdesin? D: Hepimiz aynıyız... birlikte çalışmamız çok fazla.

Dr. N: Onlara nasıl hitap ediyorsun?
D: (kıkırdıyor) Birbirimize taktığımız isimler var.

Dr. N: Neden takma isim kullanıyorsunuz?
D: İşte... özümüzü tanımlamak için. Bunlar yeryüzüyle ilgili şeyleri temsil ediyor.

Dr. N: Senin takma adın ne?
D: Diken.

Dr. N: Bu isim senin kişisel bir özelliğini mi temsil ediyor?
D: (ara) Ben... döngülerimde (hayat devrelerinde) yeni durumlara verdiğim sivri tepkilerle ünlüyümdür.

Dr. N: Kendini en yakın hissettiğin varlığa hangi isimle sesleniyorsun ve neden?
D: (hafifçe gülüyor) Sprey. O döngülerinde halsiz kalır... enerjisini öyle hızlı dağıtır ki her tarafa sıçrar, tıpkı yeryüzündeyken çok sevdiği su gibi.

Dr. N: Aile grubunun çok özellikli olduğu anlaşılıyor. Şimdi bana senin ve arkadaşlarının bu kütüphane ortamında fiilen ne yaptığınızı açıklayabilir misin?
D: Masama giderim ve kitaplara bakarız.

Dr. N: Kitaplar mı? Ne çeşit kitaplar?
D: Hayat kitapları.

Dr. N: Onları iyice tanımlar mısın?
D: Resimli kitaplardır... kaim beyaz kenarlı... altı yedi santim kalınlığında, oldukça büyük.

Dr. N: Bu kitaplardan birisini aç ve senin ve masadaki arkadaşlarının ne gördüğünü bana açıkla.
D= (denek eliyle bir kitabı tutma ve onu açma hareketi yaparken kısa bir ara oluşuyor) Hiç yazı yok. Gördüğümüz her şey canlı resimler halinde.

Dr. N: Aksiyon halinde resimler... fotoğraflardan farklı mı?
D: Evet, bunlar çok boyutlu. Hareket ediyorlar... yer değiştiriyorlar... kristal bir merkezden... yansıyan ışıkla birlikte.

Dr. N: Demek ki resimler düz değil ve hareket eden ışık dalgalarının da derinliği var öyle mi? D: Doğru, faal haldeler.

Dr. N: Arkadaşlarının ve senin bu kitapları nasıl kullandığınızı anlat.
D: İlk başta, kitabı ilk açtığın anda bir odak noktası yoktur. Sonra istediğimiz şeyi düşünürüz, kristal koyudan açığa dönüşür ve... aynı hizaya girer. Sonra... minyatür şeklinde... geçmiş hayatlarımızı ve alternatiflerimizi görebiliriz.

Dr. N: Zaman bu kitaplarda nasıl işlem görür?
D: Çerçevelerle... sayfalarla... zaman hayat kitaplarıyla sıkıştırılır.

Dr. N: Şu anda geçmişinin üzerinde durmak istemiyorum ama kitaba bir göz at ve ilk gördüğün şeyi bana söyle.
D: Geçmiş hayatımda kendimi disipline sokma yetersizliği, çünkü zihnimde bu konu var. Kendimi genç yaşta, aşk yüzünden çıkan bir kavgada ölürken görüyorum. Bir hiç yüzünden öldüm.

Dr. N: Hayat kitabında gelecekteki hayatları da görür müsün?
D: Geleceğe ait olasılıklara bakabiliriz... küçük parçalar halinde... ders biçiminde... çoğunlukla bu seçenekler başkalarının yardımıyla daha sonra önümüze gelir. Bu kitapların asıl amacı geçmiş eylemlerimizi vurgulamaktır.

Dr. N: Küme grubunla birlikte bu kütüphane atmosferinde bulunmanın ardındaki maksatla ilgili izlenimini bana aktarabilir misin?
D: Hepimiz bir döngü sırasındaki yanlışlarımızın üstünden geçmede birbirimize yardımcı oluruz. Öğretmenimiz gelir gider ve birlikte pek çok inceleme yaparız ve seçimlerimizin değerini tartışırız.

Dr. N: Bu binada kişilerin çalışma yapmasına ayrılan başka odalar var mı?
D: Hayır, burası yalnızca bizim için. Yakınımızda değişik gruplar için başka binalar var.

Dr. N: Bu binalarda çalışmalarda bulunan topluluklardaki kişiler sizin grubunuzdakilerden daha geri ya da daha ileri düzeydeki kişiler mi?
D: İkisi de.

Dr. N: Ruhların çalıştıkları başka binaları ziyaret etmenize izin verilir mi?
D: (uzun bir ara) Düzenli olarak gittiğimiz bir tane var.

Dr. N: Hangisi?
D: Daha yeniler için olan bir yer. Öğretmenlerinin bulunmadığı zamanlarda onlara yardım ediyoruz. Size ihtiyaç duyulması hoş bir şey.

Dr. N: Onlara nasıl yardım ediyorsunuz?
D: (gülerek) Ev ödevlerinde.

Dr. N: Fakat bu rehber öğretmenlerin sorumluluğu değil mi?
D: Aslına bakarsan öğretmenler... çok daha ilerideler (gelişim bakımından)... bu grup bizim asistanlığımızı takdir ediyor çünkü onlarla kolaylıkla ilişki kurabiliyoruz.

Dr. N: O zaman bu gruba biraz öğretmenlik yapıyorsunuz.
D: Evet, fakat bunu başka bir yerde yapmıyoruz.


Dr. N: Neden yapmıyorsunuz? Neden daha gelişmiş gruplar arada bir kütüphanenize gelip size yardımcı olmuyorlar?
D: Olmuyorlar, çünkü biz yeni gelenlerden ilerideyiz. Ve biz onlara müdahale de etmiyoruz. Eğer birisiyle bağlantı kurmak istersem bunu çalışma merkezinin dışında yaparım.

Dr. N: Çalışma alanlarındaki ruhları rahatsız etmediğin sürece etrafta herhangi bir yerde dolaşabilir misin?
D: (kaçamak bir yanıt veriyor) Kendi mabedimin civarından ayrılmayı canım istemiyor, fakat herhangi birisine ulaşabilirim.

Dr. N: Zihinsel olarak daha uzaklara ulaşabilmene rağmen ruh enerjinin bu ruhsal mekanla kısıtlı olduğu gibi bir izlenim edindim.
D: Kendimi kısıtlanmış hissetmiyorum...dolaşabileceğimiz bol bol yer var.... fakat kimseye çekim duymuyorum.








Vaka 16'nın dile getirdiği kısıtlanmamışlıkla ilgili beyan, bu son vakada gördüğümüz hudutları bulunan ruhsal yerle çelişiyor gibi görünür. Deneklerimi ruh dünyasına getirdiğim zaman önce gördükleri vizyonlar, özellikle ruhsal düzen ve ruhsal yaşamlarını sürdürdükleri topluluktaki yerleriyle ilgili olanlar kendiliğinden gelir. Ortalama denekler yaşam sürdükleri ve çalıştıkları mekanların özel mülkiyete tabi olduğunu anlatmakla beraber hiçbirisi ruh dünyasını sınırlayıcı olarak görmez. Süperbilinçli hafızaları bir açıldı mı, çoğu kişi sahip oldukları hareket özgürlüğünden ve çok sayıda öğrenim düzeyine ait ruhların eğlendirici bir atmosferde bir araya toplandığı açık alanlara gittiklerinden zorlanmadan söz edebilmektedirler.

Herkese açık bu alanlarda dolaşan ruhlar birçok aktiviteye katılırlar. Bazıları oldukça şakacıdır, örneğin daha yaşlı ruhların ağzından dinlediğim daha genç ruhlara onları nelerin beklediğiyle ilgili "takılmalar" gibi. Bir denek bunu şöyle anlatıyordu: "Birbirimizle çocuklar gibi oyun oynarız. Saklambaçta gençlerin bazıları kaybolur ve sonra onların yolu bulmalarına yardım ederiz." ayrıca zaman zaman ruh gruplarının arasına Orta Çağların ozanları benzeri eğlendiren ve öyküler anlatan "gezginlerin" katıldıkları da anlatılmıştır. Başka bir denek, grubunun en çok "Komik" adıyla ortaya çıkan ve antikalıklarıyla hepsini güldüren garip görünümlü karakteri sevdiğini belirtmişti.


Sık olarak, ipnozdaki denekler ruh olarak birbirine karışmanın ardındaki garip anlamları net bir şekilde açıklamakta zorluk çekerler. Oldukça sık duyduğum bir eğlenme biçimi ruhların düşünce enerjilerini birleştirmek ve göndermek için bir halka oluşturmalarıdır. Bunu yapmada daima daha yüksek bir kuvvetle bağlantı rapor edilir. Bazı kişilerin söylediğine göre "Düşünce ritmleri öylesine uyumlanmıştır ki ortaya bir çeşit şarkı söyleme çıkar." Ayrıca ruhların bir enerji karışımı durumu içinde birbirlerinin çevresinde döndükleri, egzotik ışık ve renk modelleri şeklinde birbirlerine girip ayrıldıkları çok zarif ve süptil danslar da olabilir. Bu dansların tam ortasında mabetler, tekneler, hayvanlar, ağaçlar veya okyanus sahilleri gibi fiziksel şeyler de şekillenebilmektedir. Eski hayatlardan pozitif anıları topluca güçlendiren gezegensel semboller olarak bu imgelerin ruh grupları için özel anlamları vardır. Bu çeşit maddi bir kopyalamanın ruhlar için yeniden fiziksel durumda olmaya özlemi ve hüznü simgelemediği, daha çok bireysel kimliklerinin şekillenmesine katkıda bulunan geçmişteki olayların neşeli bir şekilde paylaşılması olduğu aşikardır. Benim için ruhların bu mistik dışa vurumlan doğaları bakımından törenseldir, ancak asli ritüelin çok daha ötesindedirler.

Süperbilinç durumundaki deneklerin tanımlarına göre ruh dünyasındaki belirli mekanların aynı işlevi yapmalarına rağmen bu bölgelerin her birine ait imgeler çeşitlilik gösterebilmektedir. Böylece biraz önceki vakada gördüğümüz gibi bir denek tarafından bir Grek mabedi olarak tanımlanan bir eğitim alanı bir diğeri için modern bir okul binası olarak simgelenebilmektedir. Daha çelişkili görünebilecek bildirimler de vardır. Örneğin ruh dünyasında zihinsel olarak bir mekandan diğerine yolculuk yapan denekler, bir önceki bölümde de gördüğümüz gibi hem etrafındaki boşluğun küreye benzediğini söyleyecek, hem de ruh dünyasının kuşatılmış veya çevrelenmiş olmadığını, çünkü onun "sınırsız" olduğunu ekleyeceklerdir.


Bana göre aklımızda tutmamız gereken şey, kişilerin trans sırasında bilinçli zihnin yeryüzünde deneyimledikleri ve gördükleriyle bir referans ve ilgi kurma çerçevesi inşa etme eğiliminde olduklarıdır. Transtan çıkan epey sayıda kişi ruh dünyasının çok kapsamlı olduğunu fakat kelimelerle bunları tanımlamayı beceremediklerini söylemişlerdir. Her birey, deneyimlerinin soyut ruhsal koşullarını bir anlam ifade edecek yorumlayıcı sembollere çevirir. Bazen bir denek, onu ilk olarak ruhsal bir yere taşıdığımda, kendi vizyonlarına bile inançsızlığını ifade edecektir. Bunun nedeni bilinçli zihindeki eleştirel alanın mesaj damlacıkları akıtmayı sürdürmesidir. Transtaki kişiler çok geçmeden bilinçdışı zihnin kaydettiklerine uyum sağlarlar.

Grup içerisindeki ruhlar hakkında istihbarat toplamaya başladığım zaman, bu ruhların nereye ait olduklarıyla ilgili değerlendirmelerimi bilgi düzeylerine dayandırıyordum. Yalnızca bu teşhis kriterini kullanarak, bir deneği çabuk bir şekilde belli bir yere koy mak zor oluyordu. Vaka 16, ruh dünyasında yaşamla ilgili araştır malarımın erken döneminde geldi. Önemli bir vakaydı, çünkü seans sırasında ruhları renklerinden tanımayı öğrenecektim.

Bu vakadan önce deneklerin ruh dünyasında gordükleri renkleri tanımlamalarını dinlerken, bu istihbaratın bizzat varlıkların kendileriyle ilgili olduğu için ne kadar önemli olduklarını takdir edememiştim. Deneklerim ruh enerji kitlesinin renk tonlarını rapor ediyorlardı fakat bu gözlemleri bir araya getirememiştim. Doğru soruları sormuyordum.

Kirlian fotoğrafçılığından ve incelemelerin her canlı insanın etrafına kendi renkli aurasını yaydığına işaret ettiği U.C.L.A'da ki parapsikoloji araştırmalarından haberim vardı. İnsan kalıbı içerisindeyken fiziksel bedenimizin dışına ve çevresine akan bir iyonize enerji alanına sahip olduğumuz aşikardır ve bu alan şakta denilen hayati güç noktaları vasıtasıyla bedenle bağlantılıdır. Ruhsal enerji, bana hareket eden, canlı bir güç olarak tarif edildiği için, bir ruhu fiziksel planda tutmak için gereken elektromanyetik enerji miktarı farklı dünyasal renkler üretmede bir diğer faktör olabilirdi.

Ayrıca insan aurasının bir bireyin fiziksel sağlığıyla kombine şekilde düşünce ve duyguları yansıttığı söylenmekteydi. İnsan varlığının çıkardığı bu meridyenlerle deneklerimin ruh dünyasında ruhların ışık yaydığı ile ilgili söylemleri arasında direkt bir bağlantı olup olmadığını merak ediyordum.

Vaka 16 sayesinde ruhların gördüğü ışınım yapan ruh ışığının daima beyaz olmadığını idrak ettim Deneklerimin zihninde her ruh özgün renkli bir aura üretir. Bu enerji tezahürlerinin anlamını deşifre etmeme yardım etmesi bakımından güvendiğim bir vakadır.








Dr. N: Tamam, şimdi çalışma mabedinin dışına çıkalım. Çevrende veya uzakta ne görüyorsun?
D: Kişiler... büyük kişi toplulukları.

Dr.N: Bir sayı verebilir misin?
D: Hrnm... uzaktakiler... sayamıyorum... yüzlerce ve yüzlerce... çok fazla sayıdalar.

Dr.N: Ve kendini bütün bu ruhlarla özdeşleştiriyor musun onlarla bir beraberliğin var mı?
D: Pek değil, zaten hepsini göremiyorum bile, uzaktakiler bir bakıma donuk gibi... ama benim grubum yakınımda.

Dr.N: Eğer yaklaşık yirmi kişilik grubuna senin birincil grubun diyecek olursam, şu anda etrafındaki daha büyük ikincil ruh kitlesi ile birlikteliğin var mı?
D: Hepimiz... birliktelik içindeyiz, ama doğrudan değil. O
diğer kişileri tanımıyorum...

Dr. N: Mabette kendi grubunu gördüğün şekilde bütün bu yabancı ruhların da fiziksel özelliklerini görüyor musun?
D: Hayır, bu gerekli değil. Burada açıklıkta her şey... daha doğal halinde. Onları ruh olarak görüyorum.
Dr. N: Şimdi bulunduğun yerden uzağa bak. Bu ruhları nasıl görüyorsun? Görünümleri nasıl? D: Değişik ışıklar... ateş böcekleri gibi etrafta vızıldıyorlar.

Dr. N: Birbiriyle çalışan ruhların, örneğin öğretmenler ve öğrencilerin her zaman birbirlerine destek olduklarını söyleyebilir misin?
D: Benim topluluğumdakiler öyledir, fakat öğretmenler, derslerimizde yardımcı olmadıkları zamanlarda bir bakıma kendilerine dayanırlar.

Dr. N: Bulunduğumuz yerden hiç rehber öğretmen görüyor musun?
D: (ara) Bazılarını... evet... tabii onlar sayıca bizden çok daha az. İki arkadaşıyla birlikte Karla'yı da görebiliyorum.

Dr. N: Ve sen fiziksel yüz hatlarını görmeksizin de onların rehber olduklarını biliyorsun, öyle mi? Tüm o parlak beyaz ışıklara uzaktan bakıyorsun ve zihninde onların rehber olduklarına hükmedebiliyorsun.
D: Tabii, bunu yapabiliyoruz. Fakat hepsi beyaz değiller.

Dr. N: Ruhların mutlaka beyaz (ışık) olmadıklarını mı söylüyorsun?
D: Kısmen öyle, enerjimizin yoğunluğu bizi daha az paf lak yapabilir.

Dr. N: O halde Karla ve iki arkadaşı beyazın farklı tonlarını mı sergiliyorlar?
D: Hayır, beyaz filan değiller.

Dr. N: Seni izleyemiyorum.
D: O ve iki arkadaşı öğretmendir.

Dr. N: Bu nasıl bir fark yaratıyor? Bu rehberlerin beyaz olmayan bir enerji yaydıklarını mı söylüyorsun?
D: Evet, öyle.

Dr. N: Peki renkleri nedir?
D: Sarı, kuşkusuz.

Dr. N: Oo... demek bütün rehberler sarı enerji yayıyorlar.
D: Hayır, öyle değil.

Dr. N: Nasıl peki?
D: Karla'nm öğretmeni Valairs'dir. O mavidir. Onu buralarda bazen görüyoruz. Hoş bir adam. Çok akıllı.

Dr. N: Maviye nereden gelmiştik?
D: Valairs'den. O açık mavi gözükür.

Dr. N: Biraz kafam karıştı. Daha önce senin grubunun bir parçasını oluşturan Valairs adlı başka bir öğretmenden söz etmemiştin.
D: Sormadın ki. Her neyse, o benim grubumdan değil. Karla da değil. Onların kendi grupları var.

Dr. N: Ve bu rehberlerin sarı ve mavi auraları var, öyle mi?
D: Evet.
Dr. N: Etrafında dolaşan başka hangi renkler var?
D: Yok.

Dr. N: Niçin kırmızı ve yeşil enerji ışıkları yok?
D: Bazıları kırmızımsı ama yeşil ışık yok.

Dr- N: Neden yok?
D: Bilmiyorum, fakat bazen çevreme bakmdığımda bu yerin bir Noel ağacı gibi aydınlatıldığını düşünürüm.

Dr- N: Valairs'i merak ettim. Her ruhsal grubun kümelerine atanmış iki öğretmeni mi vardır? D: Hımm...bu değişir. Karla Valairs'in eğitimi altında, dolayısıyla iki öğretmenimiz var, O'nu az görürüz. Bizim dışımızdaa başka gruplarla da çalışıyor.

Dr. N: Demek Karla'nın kendisi de bir öğrenci ve çok ileri düzeyde değil.
D: (biraz kızararak) Benim için yeterince ileri düzeyde!

Dr. N: Tamam, şimdi bu renk meselesini biraz daha açabilir miyiz? Neden Karla'nın enerjisi sarı ve Valairs'inki ise mavi renk yayıyor?
D: Bunun açıklaması kolay. Valairs... bilgi bakımından hepimizin ilerisindedir ve daha koyu bir ışık yoğunluğu veriyor.

Dr. N: Mavinin tonu, sarı ya da sırf beyaza kıyasla, ruhlar arasında bir farklılık meydana getirir mi?
D: Onu anlatmaya çalışıyorum. Mavi sarıdan daha yoğundur ve sarı da, ne kadar yol aldığına bağlı olarak, beyazdan daha yoğundur.

Dr. N: O zaman Valairs'in ışığı Karla'dan daha az bir parlaklık yayıyor ve Karla da aynı şekilde senin enerjinden daha az parlak çünkü senin gelişim düzeyin ona göre daha aşağıda, öyle mi?
D: (gülerek) Çok daha aşağıda. İkisi de bana göre daha yoğun, daha sabit bir ışığa sahip.


Dr. N: Ve senin kendi ilerlemende nereye doğru yol aldığın bakımından Karla'nın sarı rengi senin beyazlığından nasıl ayrılıyor?
D: (gururla) Ben artık kırmızımsı-beyaza dönmekteyim. Sonunda açık altın renginde olacağım. Son zamanlarda Karla'nın da biraz daha koyu bir sarıya döndüğünü fark ettim. Bunu bekliyordum. O öyle bilgili ve iyidir ki.

Dr. N: Muhakkak öyledir, peki o, sonunda yoğunluk olarak enerji seviyesini koyu maviye mi ulaştıracak?
D: Hayır, önce açık bir maviye. Enerjimizin giderek daha yoğunlaşması daima aşamalı olarak gerçekleşir.

Dr. N: O halde bu üç temel renk; beyaz, sarı ve mavi ışıklar ruhların gelişim düzeylerini simgeliyor ve tüm ruhlar tarafından da açıkça görülebiliyor mu?
D: Evet öyle ve değişimler çok yavaştır.

Dr. N: Tekrar etrafına bak. Tüm bu enerji renkleri bu alandaki ruhlar tarafından eşit oranda mı simgeleniyor?
D: Yo, hayır! Çoğu beyaz, bazıları sarı ve bir kaç tane de mavi var.

Dr. N: Bunu benim için açıklığa kavuşturduğun için teşekkürler.


Alıntı: (Ruhların Yolculuğu, Dr. M.Newton, s.119-s.139 özeti)[/size=1]

Tiversonus

#2
RUHSAL ÖĞRETMENLER İLE TEMAS


--------------------------------------------------------------------------------


Dr. N: Ruhsal öğretmenlerin, öğrencileriyle temas kurma yetenekleri hakkında biraz daha bilgi edinmek istiyorum. Yeryüzündeki dokuz topluluk üyenden birisini rahatlatmak veya öğüt vermek için ruh dünyasından tam olarak ne yaparsın?
D: (yanıt yok)

Dr. N: (ısrar ederek) Ne sorduğumu anlıyor musun? Fikirlerini nasıl aşılarsın?
D: (sonunda) Bunu anlatmak elimde değil.



Not: Deneğin bu noktada bloke edildiğinden kuşkulanıyorum, fakat şikayete hakkım yok. Thece enformasyon sağlamada çok özgür davrandı ve rehberi de öyle. Direkt olarak Kumara'ya başvurmak üzere bir dakikalığına seansı durdurmaya karar veriyorum. Bu konuşmayı daha önce de yapmıştım.



Dr. N: Kumara, Thece aracılığıyla seninle görüşmeme izin ver. Benim bu çalışmam iyi niyetlidir. Öğrencini sorgulayarak iyileştirme bilgimi zenginleştirmek ve insanları içlerinde hazır bekleyen daha yüksek yaratıcı güce yakınlaştırmak istiyorum. Benim asıl misyonum kişilere ruhlarının doğası ve ruhsal vatanları hakkında bir anlayış sunarak ölüm korkusunu alt etmektir. Bu gayretimde bana yardımcı olur musun?
D: (Thece yabancı bir ses tonuyla yanıt veriyor) Kim olduğunu biliyoruz.

Dr. N: O halde her ikiniz de bana yardımcı olmayı kabul eder misiniz?
D: Seninle konuşacağız... istediğimiz zaman.



Not: -Bu bana, eğer zorlama eğiliminde bir soruyla bu iki rehberin tanımlanmamış sınırlarını ihlal edersem, buna yanıt verilmeyeceğini anlatıyor.


Dr. N: Oldu, Thece, üçe kadar sayacağım ve sen benimle ruhların rehber olarak nasıl işlev yaptığı hakkında konuşmada kendini daha rahat hissedeceksin. Yeryüzündeki bir topluluk üyesinin senin dikkatini çekmek için sana hangi yolla işaret verebileceğini anlatarak başla. Bir, iki, üç! (etkiyi artırmak için parmaklarımı şıklatıyorum)
D: (uzun bir aradan sonra) Önce zihinlerini yatıştırmak ve dikkatlerini halihazırdaki çevrelerinden uzağa odaklamalılar.

Dr. N: Bunu nasıl yapabilirler?
D: Sessizlikle... içlerine ulaşarak... iç seslerine bağlanmak için.

Dr. N: Kişi böyle mi ruhsal yardım çağrısında bulunur?
D: Evet, en azından benim için böyle. Merkezi bir düşünceye benim de katılımımı sağlamak için daha içerideki bilinçlerini genişletmeliler.

Dr. N: Topluluğundaki dokuz üyenin hepsi de yardım için sana ulaşmada aşağı yukarı aynı derecede yetenekli midir?
D: Hayır, değildir.

Dr. N: Bu konuda en çok problem yaşayan Ojanovvin olabilir mi?
D: Hmm, diğer bazıları gibi...

Dr. N: Niçin?
D: Benim için sinyalleri almak kolaydır. Yeryüzündeki kişiler için daha zordur. Yöneltilmiş düşüncenin enerjisi insan duygusunun üstüne çıkmalıdır.

Dr. N: Ruhsal dünya çerçevesinde, başka rehberlere çaresizlik sinyalleri gönderen milyarlarca ruh arasından kendi topluluğunun mesajlarını nasıl ayırt ediyorsun?
D: Anında bilirim. Bütün gözcüler bilir, çünkü kişiler kendi bireysel düşünce örüntülerini yollarlar.

Dr. N: Düşünce parçacıkları alanındaki titreşimsel bir kod gibi mi?
D: (gülerek) Sanırım bir enerji örüntüsünü bu şekilde tanımlayabilirsin.

Dr. N: Tamam, o halde rehberliğine ihtiyaç duyan birisine bunun karşılığında nasıl ulaşırsın? D: (gülerek) Yanıtları kulağına fısıldayarak!

Dr. N: (biraz hafife alarak) Dost bir ruhun, yeryüzünde başı sıkışan bir zihne yaptığı şey bu mu?
D: Duruma göre değişir.

Dr. N: Hangi duruma? Öğretmen ruhlar insanların günlük problemlerine oldukça kayıtsız mı kalırlar?
D: Kayıtsız değiliz, aksi takdirde iletişim kurmazdık. Her durumu ölçüp biçeriz. Hayatın geçici olduğunu biliyoruz. Bizler daha... tarafsızız, çünkü insan bedeninin içinde olmadığımız için insani duygularla kuşatılmış durumda değiliz.

Dr. N: Fakat durum ruhsal rehberlik gerektirdiği zaman ne yaparsınız?
D: (ciddi) Sükunetteki gözcüler olarak, sıkıntılı düşüncenin uyandırmasından türbülans miktarını teşhis ederiz. Sonra dikkatli bir biçimde temas kurar ve hafifçe zihne dokunuruz.

Dr. N: Lütfen bağlantı sürecini biraz daha tanımla.
D: (ara) Sıkıntıdaki bir kişiden gelen düşünce düz değil dönen bir pervanenin çıkardığı hava cereyanını andıran şekilde çalkantılıdır. Başlangıçta acemiydim ve hala Kumara'nın becerisine sahip değilim. Büyük bir ustalıkla... en iyi alıcılık için beklemek gerekir.

Dr. N: Binlerce yıllık deneyime sahip bir gözcü nasıl beceriksiz olabilir?
D: İletişimde herkes aynı değildir. Gözcülerin yetenekleri de değişir. Eğer benim topluluğumdan birisi krizdeyse, fiziksel olarak incinmiş, üzgün, kaygılı, küskünse, bana büyük miktarlarda kontrol dışı negatif enerji yollarlar, bu beni uyarır ama onları da tüketir. Bir gözcünün çabası bu noktadadır, ne zaman ve nasıl iletişim kurulacağını bilmek. Kişiler acilen rahatlama istedikleri sırada, uygun derin düşünce modunda olmayabilirler.

Dr. N: Yetenekler anlamında, deneyimsiz bir rehber olarak nasıl yeterince becerikli olmadığını anlatabilir misin?
D: Kendimi bahsettiğimiz düşünce örüntülerine göre ayarlamadan çok çabuk yardım etmek için acele ediyordum. Ayrıca insanlar bir uyuşukluk içine girebilirler. Örneğin yoğun bir kederin içindeyseler, onlara ulaşamazsın. Dikkati dağılmış ve düşünce enerjisini etrafa savuran gürültülü bir zihnin dışında kalırsın.

Dr. N: Topluluğunun dokuz üyesi bir yardım çağrısının ardından senin zihinlerine daldığını hissederler mi?
D: Gözcüler zihne paldır küldür girmezler. Daha çok... yumuşak bir dalıştır. Onlara gayret ve huzur veren fikirler aşılarım... onlar bunu ilham olarak kabul ederler.

Dr. N: Yeryüzündeki kişilerle kurduğun iletişimler sırasında en büyük problemin nedir?
D: Korku.

Dr. N: Bunun üzerinde biraz durur musun?
D: Öğrencilerim için hayatı çok kolaylaştırarak şımarmalarına yol açmamak... derhal üstüne atlamak yerine zorluklarının çoğunu kendilerinin halletmelerine izin vermek için dikkatli olmam gerekiyor. Eğer bir gözcü, buna dikkat etmeden çok çabuk işe girişirse, daha çok sıkıntıya maruz kalıyorlar. Kumara bunun uzmanıdır...



(Ruhun Yolculuğu, M.Newton, s.235-239)[/size=1]





Buradan Çıkan Sonuçlar:

1. Sıkıntıdaki bir kişiden gelen düşünce sinyallerini almak kolaydır (Ruhsal rehberler için).

2. Örneğin kişi yoğun bir kederin içindeyse; Rehber, kederli kişinin zihnine ulaşamaz.

3. Rehber, dikkati dağılmış ve "düşünce enerjisini etrafa savuran", "gürültülü bir zihnin" dışında kalır.

4. Önce "Zihin" yatıştırılmalı (yeryüzündeki kişinin).

5. Dikkatlerini, halihazırdaki çevrelerinden uzağa odaklamalılar, (yeryüzündeki kişinin), "Sessizlikle, içlerine ulaşarak bunu yapabilirler."

6. Merkezi bir düşünceye, Rehber'inin de katılımımı sağlamak için daha içerideki bilinçlerini genişletmeliler (yeryüzündeki kişiler).

7. Kişiye "gayret ve huzur" veren fikirler (ilham) aşılanır.

8. YERYÜZÜNDEKİ KİŞİLERLE KURULAN İLETİŞİMLER SIRASINDA EN BÜYÜK PROBLEM REHBER VARLIK İÇİN; KİŞİNİN TAŞIDIĞI KORKU' DUR.

Tiversonus

#3
Bavullar ve Kapı

Burada daha önce tanıdığım bir kadınla karşılaştım. Dünyada yaşarken, insanlara yardım etmekle meşguldü. Onunla burada karşılaştığımda mutsuz görünüyordu. Ona acımıştım. Cennetin kapısının çok dar olduğundan yakınıp duruyordu. İnliyor gibiydi. Yanına yaklaştım ve...


- "O halde durumunuz cennetlik değildir", dedim.

Bana, ölümünden hemen sonra cennete gireceğini umduğunu fakat oraya bir türlü giremediğini söyledi.

- "Peki, oraya girmenizi engelleyen nedir?" diye sordum. Zira o, cennet denilince; sınırlanmış, belli bir yeri anlıyordu!...

- "Kapı çok dar. Gelin benimle. Bunu sizde göreceksiniz", dedi.

Bunun üzerine birlikte gittik. Bir zaman sonra, muhteşem bir tapınağa giden geniş mermerlerden yapılmış bir merdivene ulaştık. Merdiveni çıktık. Ben de peşinden çıktım.

- "Bu tapınakta ne işiniz var?" Dedim.

Zira ona kliseye gitmek için değil, cenneti görmek için eşlik etmiştim. Bana şaşkın şaşkın baktı. Ve ilave etti...

- "Nasıl!... Buranın cennetin girişi olduğunu bilmiyormusunuz?" Dedi.

Onu hayal kırıklığına uğratmamak için bir şey söylemedim. Biraz sonra giriş kapısının altına geldik. Geçit anlattığı kadar dar değildi. Birlikte girdik. Henüz meşhur kapıya varmadığımızı anladım. Bu kapı yapının öbür ucundaydı. Bir süre sonra kadıncağızın sözünü ettiği kapının önüne geldik. Kapının üzerinde altın yaldızlı harflerle şunlar yazılıydı:

" Gökler'in Melekutu'na Giriş "

Kadıncağız her iki eline çok büyük iki valiz aldı. Ve elindekileri bir an bile bırakmadan, inatla kapıdan içeri girmeye çalıştı. Tabii ki girmesi imkansızdı.

- "Cennette bunlara ihtiyacın olacak mı?" diye sordum. Yarı şaşırmış yarı gücenmiş bana dönerek:

- "Ama bayım, bunlar yaptığım iyi şeyler", dedi.

İtiraf etmeliyim ki, bu zihin saflığı karşısında şaşırdım kaldım. Ne yapmalıydım? Onu, kocaman valizlerden birinin üstünde cesareti kırılmış bir durumda oturmuş olarak bırakıp gittim.

Oluşturulan tapınağın, kadının kendi düşüncelerinin mahsulü olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Cennettin dr kapısı ise, tanımadığı ve farkında bile olmadığı rehber varlığının ona bu şekilde verdiği sembolik bir dersten başka bir şey değildi...



Yazan: Albert Pauchard ( Cenevre Ruhsal Araştırmalar Derneği Başkanı)

Tiversonus

#4
~ ~ ~ ~ ~Alberth Pauchard~ ~ ~ ~
SEVİNÇ VE GÜZELLİK ALEMLERİ
RUH VE MADDE YAYINLARI



ÇOCUKLAR ÜSTÜNE


Çocuklar burada Koruyucu Varlıkların yönetimi altında bir araya toplanmışlardır. Onlar için ayrılmış yerleri henüz ziyaret etmemiş olan biri, bana bu alemde çocukların olmadığını söyledi. Bunun mantıklı olduğunu da ekledi, çünkü ona göre çocukluk bir fiziki beden sorunuydu, bedenden ayrıldıktan sonra ruh yetişkin olduğu için çocukluktan da söz edilemezdi, bu elbette onun görüşü!

Ama hata yapıyordu, çünkü göksel vatana dönüş yolunda dünyevi yükleri taşıyan dünyevi bir varlık gibi olunur, yani insanlar belirli bir süre için dünyasal şuurlarını muhafaza ederler, ama Tanrı Evine döndükten sonra yaş diye bir şey yoktur, kolayca anlayabileceğiniz bir şeydir bu. Burada yaşlı birinin çabucak genç bir adam haline gelmesi hiç sorun değildir, yaşlılık ve çöküntü izleri kaybolur, gençleşilir. Çocuklar dünyevi hayatın ürünü oldukları sürece çocukturlar. Dünyaya dönüş yolunda ise, ruhlar yaşadığınız aleme yaklaştıkları ölçüde çocuklaşıyorlar, daha önce yaşadıkları bedenin yaşı hiç önemli değil. Oraya yeni bir enkarnasyon için dönmeden önce hepsi Tanrının Evinde bir süre ikamet ediyor.

Çocuklar burada elbette dünyadaki gibi okula filan gitmiyorlar. Onları kuşatan bir ışık aleminde toplanıyor, Koruyucu Varlıkların gözetiminde anne sevgisini tadıyor, yaratıcı hayal güçlerini geliştiriyor, hatta oyuncaklar bile edinebiliyorlar! Siz bu Koruyucu Varlıklara isterseniz Kutsal Anneler de diyebilirsiniz. (Sayfa: 19-20)



"RUH" TARAFI...


Size mesaj vermek isteyen biri var, yerimi ona bırakıyorum:

"İnsan psişesi mantıkla değil görülen ve hissedilen şeylerle büyür. Şimdiki zamanın insanı tek bacağı üstünde sekerek ilerliyor, yani sadece akılla yürüyor. Akıl, temel güç ve eğilimlerin kabı olan "psişik yanı" geliştirmek için yeterli değildir, dünyanın bugünkü durumu bunun kanıtıdır. Bilim bir dev, ruh ise az beslenmiş bir cücedir. Bu yüzden insanoğlu büyük bir uygarlık görüntüsü altında vahşi bir ruh gizler. Hiçbir ekonomik ve politik sistem yoktur ki bu dengesizliğe bir çare bulmuş olsun. Birçok ruh Görünmez Gözeticiler tarafından ruhlarının geliştirilmesi için çalıştırıldı. Burada morali kastetmiyorum, o alanı dünyada yeterli sayıdaki uzmana bırakıyorum! Ben daha çok unutulmuş bir bilimden söz ediyorum, izleri halk masallarında, geçmişin hikayelerinde ve mitolojik geleneklerde muhafaza edilen bir bilimden. İnsanlık şuuru evrensel ruhtan yoksundur, bu yüzden insan en büyük öksüzdür! "(Sayfa: 31-32)



MANTIKTAN ŞİİRE


Dünyadaki var oluş üç plan içindeki hayatın bir yansımasıdır. İnsanlığın gelişmesi dünyadan başlayarak sırayla bu planları takip eder.

Gelişme ilkel toplumlarda fizik becerinin, ustalığın gelişmesiyle başlar. Başlangıçta astral büyük yer tutar, zihnin hemen hemen hiç yeri yoktur. Bilgi çocukluk çağında olduğu gibi "irade dışı bir kavrayışla" elde edilir. Bu tüm bilgilerin sembol ve imajlarla geldiği ve açıklandığı bir dönemdir. Daha sonra zihni (mental) gelişme dönemi gelir. Bu dönem bizim şu anda içinde bulunduğumuz ve akılla karakterize edilen dönemdir. İnsani evrim spiral şeklinde gelişir, insanlık yükselirken aynı noktalardan devri olarak yeniden geçer, ancak her seferinde bir öncekinden daha yüksek bir düzeyde. Şu anda etrafınızda sembolizme ve içgüdüye dönüş görüyorsunuz. Fiziki planı terk ettikten sonra normal plan astral alemdir. Akli gelişme astral alemde yapılmaz, doğal olarak fiziki alemde edinilmiş olanların hiç birisi kaybolmaz. Akıl artık insanın işlerini yöneten bir güç, insan gelişiminin en son amacı değildir, o geçmişte kalmıştır, astral (içgüdü) artık onun yanında yerini alıyor. Bir başka deyişle imajinasyon, şiir (dörtlükleri kastetmiyorum) ve müzik haklarını yeniden ele geçirmek üzereler! (Sayfa: 35-36)



AYNI KONU HAKKINDA


Tekrar ediyorum, aklı bileme çağı sona ermiş, bu konuda yapılan çalışmalar bitmiştir. Şimdi bir başka alan gelişmektedir, uygarlaştığı söylenen insanın şuurunun dışında kalan bir alan. Aklını geliştirebilmesi için geçici olarak karanlığa sokulan uygar insan doğuştan getirdiği melekeleri yeniden keşfetmek zorundadır. İlkel insanda bu yetenekler hala aktif durumdadır. Uygar insan diğer yeteneklerini geliştirmek için doğuştan getirdiği yeteneklerini azaltmak zorunda kalmıştır. Bunu iyi düşününüz!

Böylece insanın içgüdüsel dediğimiz yanı tümüyle geri plana itilmiş ve ihmal edilmiştir, oysa çağımız bu ihmal edilmiş yanın uyanış çağıdır. Sarsıcı ve şiddetli bir uyanış, belki de insan kendini böyle bulacak! İçgüdü açıkça hakkını alıyor, artık engellenmiş, baskı altına alınmış değil. Uyanıyor ve hakkını istiyor, sonunda gelişmiş idrakle ve ondan doğacak güvenilir melekelerle birleşecek. Şunu iyi bilin ki şiir alemi Hayat Kaynağına mantıktan daha yakındır. Spiritüel hayat yalnızca spiritüel çalışmadan ibaret değildir, gerçek spiritüel hayat insani enerjinin tüm tezahürlerini kapsar. İnsan faaliyetlerinde hiçbir aşağı hayat şekli yoktur, yüksek ya da alçak burada sadece faaliyetin gerisindeki zihniyet tarzında yer alır. İşte hepsi bu! (Sayfa: 37-38)



ZAMANIN GÜÇLÜKLERİ


İnsan, hayatındaki özel güçlükleri bir basamak gibi kullandığı ölçüde kelimenin tam anlamıyla insandır. Başarıya gelince, başarı dediğimiz şeyin buradan görünüşüyle dünyadan görünüşü tamamiyle farklıdır. Dünya hayatının değişiklikleri bize geçici, kısa süren bir özellikteymiş gibi geliyor, çabucak önemli ve etkili sonuçlar çıkarılıyor sadece. Bunu anlamak dünyadakiler için zor mudur? Şüphesiz, ama fark etmiyor musunuz ki zor diye adlandırdığımız şey tüm insanlığın kaderidir. İnsanların hatası, nasibini genel nasipten ayırmak ve fizik dünyayı abartmaktır.

Yapılacak iş koyu bencil görüş açısının dışına çıkmak, düşünceyi evrenselleştirmek ve kaderi yapılabildiği ölçüde şuurlu hale getirmektir. İşte burada inanılmaz bir güç var. Spiritüel hayat bilgi ve inanış değildir, yoğun bir iç mücadele ve araştırmadır. Elbette bu elden geldiğince maddi koşulları iyileştirmeye çalışan tehlikesiz ve akılcı faaliyetleri ortadan kaldırmaz, biri diğerini engellemez. (Sayfa: 41)



KÜÇÜK BİR İNCİLİN YARAMAZLIKLARI !



Küçük Peder S. bulunduğumuz aleme göçtükten sonra beni ziyarete geldi. Mutlu ama çok resmi bir hali vardı. Redingot, silindir şapka, yakasında bir çiçek ve elinde bir İncil.

- E peder, dedim, sonunda buraya gelmekten memnun musun?
- Elbette, dedi. Karımı yeniden gördüm, sizinle de görüşmek istiyordum, işte tesadüfen karşılaştık.

Ona karşılaşmamızın bir tesadüf olmadığını anlattım. Gençleşmiş görüntüsü hakkında komplimanlar yaptım. Küçük Peder iyiydi, her şeye rağmen gerçekten iyiydi. Neden bu kadar resmi giyindiğini sordum. Bu alemde insan sahip olduğu en iyi elbiseyi giymelidir diye cevap verdi. Birlikte hoşça vakit geçirdik, sonunda ona hoşça kal diyecektim ki peder birden İncilini kaybettiğini fark etti, oysa onu düşünmediği için İncil ortadan yok olmuştu. Canı çok sıkılmıştı. Ona İncili aramanın boşuna çaba olduğunu söyledim, elbette İncili bir türlü bulamadı. Sonunda İncilin elinde olduğunu kendine tekrarlamasını rica ettim, şaka yaptığımı sandı. Bir süre sonra,

- İyi ama İncil elinizde duruyor, dedim.


Baktı, gerçekten de İncil elindeydi. Sonunda peder bir şeyi bulmak istediği zaman onu bulmak istediği yerde hayal etmesi gerektiğini öğrendi. Daha sonra birçok kere görüştük, yeni alemine uyum sağlamakta zorlanmadı. Ama kilise alışkanlığından bir türlü kurtulamıyor, her gün düzenli olarak dua etmek için kiliseye gidiyor. Burada elbette kiliseler de, düzenli olarak oraya giden insanlar da var! (Sayfa: 45-46)



BÜYÜK DENEYİM


Daha evvel size "Tüm dikkatim içeri yönelmişti, kendimi görüyordum, bireyi değil insanı görüyordum" demiştim. Evet ben Albert Pauchard'ı görüyordum, sanki her şey benim dışımdaydı, tüm özellikleriyle gözlemliyordum onu. Bunu yaparken, yani Albert Pauchard adındaki bireyi gözlemlerken anladım ki ona bakan Ben "Albert Pauchard" değildim. Yavaş yavaş o bakan Ben'in kim olduğunu anladım, asıl Ben'i, Özü göremiyordum, ama gittikçe artan bir sıcaklıkla onu hissedebiliyordum. Bunu size anlatmak çok zor!

Sonunda anladım ki o bildik kişiliğimiz asıl benliğimizin bir "gölgesiydi" sadece, dünyevi ve göksel hayatlarda mükemmelleşecek bir gölge! Çünkü tüm hayat şu tek noktaya varmak içindir, gerçek Benliğimizin şuurunda olmak. Bana öyle geliyor ki gerçek Ben konusunda küçük bir yanılgınız var. Ondan söz ederken sizin dışınızda, sizden ayrı bir şeymiş gibi konuşuyorsunuz, bu yüzden ona hiçbir zaman ulaşamayacaksınız!

Yüksek Benle Aşağı Ben (sizin kullandığınız ifadeleri kullanıyorum) tek ve aynı gerçekliktir, bunu tam anlamıyla kavramaya çalışın. Ulaşmanız gereken Yüksek Benlik değildir, çünkü o her zaman orada, hatta hayatınızın temelindedir. Sadece Yüksek Benliği sizden ayrıymış gibi düşünen kişisel şuurunuz uykusundan uyanmak zorundadır. Kimliğinizi Yüksek Benlikle birleştirmeye çalışınız. (Sayfa: 54-55)



GÖRÜŞ AÇISI


Dünyevi hayatın devam etmesi için gerekli olan şeyler bulunduğum alemde yoktur. Burada hiç sıkılmadan yalnız kalabilirsiniz. Birçok şey görüşme, konuşma olmadan anlaşılabilir. Doğal olarak çıkara ait nedenlerin bizde var olma hakkı da yoktur. Ne gruplaşmalara, ne toplumsal yasalara, ne politikaya, ne de ekonomiye ihtiyacımız var. Yapılması gereken ilk şey, astral alemin koşullarına uyduktan sonra kendinize kim olduğunuzu ve izlenmesi gereken amacın ne olduğunu sormaktır.

Dünyadayken tüm görünmezlerin yüzlerini "dünyevi zamanın akışına" çevirdikleri zannedilir. Ama burada edinilmiş eski alışkanlıklardan kurtulur kurtulmaz yüzler zamanın akışına çevrilmez, aksine şu anda ebedi olan "olayların özüne" nüfuz edilir. Burada dünyadaki olayların çok önemli şeyler olmadığını anlamak temel noktadır. Ebedi hayatın tohumları yeryüzünde ekilmez, tohumlar en yukarda ekilir! (Sayfa: 58-59)



İKİ ALEMİN SINIRINDA


Bulunduğum ortamın başlangıç ve şimdiki koşulları arasındaki fark şudur. Başlangıçta imajinasyona bağlı yaratıcılık irade dışı gerçekleşiyordu, oysa şimdi iyi yönlendirilmiş irade aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu yavaş yavaş öğreniliyor, çevremdeki kişiler için de durum aynı. Şunu bilmelisiniz ki yer farklılığı yok, nitelik farklılığı var. Örneğin, titreşimler daha yoğun ve daha hızlıdır, şimdi bana normal gelen ışık başlangıçta gözlerimi alıyordu.

Hala çevremde manzaralar ve binalar görüyorum. Evet kiliseleri, fabrikaları, kimya laboratuvarlarını ve inşaat şantiyelerini görüyorum, fakat her şey semavi diyebileceğim bir ışıkla kuşatılmış. Eşyalar dışardan ışıklandırılmışa benzemiyor, ışığı kendi içlerinde taşıyor, kendi ışıklarını yayıyorlar. Buradaki her varlık, her eşya ışık içinde ışıktır, karanlıkları aydınlatan bir ışık değil!

İnsan Mental Plan diye adlandırdığınız zeka ve akıl alemine yeniden doğduğunda aynı imajinasyonları şuurluca düşünmüş ve olgunlaşmış halde yaratacak. Şunu iyi bilin ki burada şuur ve varlık alemleri belirli sınırlarla işaretlenmemiştir. Burada hiçbir zaman tek bir alemde yaşanmaz, sanki alemler dünyadakinden daha çok farklılaşmış ve özelleşmiş gibidir. Arzu ya da ilham kendini otomatik olarak alemimizin özel maddesi aracılığıyla gerçekleştirir, sizdeki madde gibi direnç göstermez. Ama bir an gelir bu "kendiliğinden yaratımın" imkanları tükenir ve bir başka istek ortaya çıkar, eşyanın nedenini ve nasılını anlamak! O zaman mental faaliyete eğilim artar. Şimdi içinde bulunduğum ortamla ilişkilerim bu türdendir, çünkü ben iki alemin sınırındayım. Duygu ve akıl alemlerinin, siz bunlara astral ve mental alem diyorsunuz. Örneğin, bu ortamda kendiliğinden oluşan kitaplıklar şuurlu olarak yönetilen düşünce tarafından yaratılmaktadır. Umarım nüansı kavrıyorsunuz, çünkü burada "nüans" çok önemli. (Sayfa: 60-62)



FARKLI ALEMLERE BİR GÖZ ATIŞ


Burada sanatsal etkinliklerin nasıl gerçekleştirildiğini merak ediyorsunuz. Gerçeği söylemek gerekirse burada sizin yaptığınız gibi enstrümanlarla müzik yapılmıyor, resim bir tuvalin üzerine çizilmiyor ya da bir kaya parçasına çekiçle heykel oyulmuyor. Daha çok sanatçının zihinsel anlayışı, duygusu ve rüyeti, alemimizin maddesine zarif bir şekilde ışık, renk ve görüntülerle yansıtılıyor. Buradaki iş dünyasal anlayışınızdan farklı, bir düşünce, bir yaratıcı imajinasyon burada bir iştir. Şekillerle işlenen ya da bozulan ağır maddeler yoktur, burada düşünmek yaratmaktır!

Bu bölgede bulunmam neye yarıyor? Daha evvel söylediğim gibi burası coğrafi anlamda bir yer değil, bu bir şuur hali! Şuur genişlediği ve yoğunlaştığı ölçüde ortam da değişir. Bu kendiliğinden ve hissedilmez bir biçimde, bir tür iç gelişmeyle olur. Başlangıçta biraz vardı, ama şimdi zaman kavramımız yok, farkında olmadan "ebedi şimdiye" kaydık. Bölge dediğim zaman bir şuur halini ve buna denk gelen ortamı kastettiğimi anlamalısınız.

Alemleri bir gökdelenin katları gibi algılamayın. Size daha önce imajinasyon alemiyle düşünce aleminin sınırında olduğumu söyledim. Birinin nerede bitip diğerinin nerede başladığını anlamak zor. Birinde düşünülmediğini, diğerinde hissedilmediğini sanmayın, bu süreçlerden birinin diğeri üstünde belli bir üstünlüğü var, hepsi bu. Her alem bir üst alemin yansımasıdır. Düşünce Aleminin ötesinde ondan daha üstün olan Kulluk Alemi vardır. Bu alemin ötesinde de yaratılışı yöneten yasa ve düşüncelerin doğduğu Saf Akıl Alemi bulunur. Sizin dünyanız ise Toplayıcı Alemdir, yüksek alemlerin çalışmalarını kendinde toplar ve yansıtır, onları kendi düzeyine göre tezahür ettirir. Hiçbir zaman bu olgunun içeriğini düşünüp tartamayacaksınız. Saf Akıl Aleminin ötesinde Yaratma İradesi Alemi bulunur. Orada her şeyin "irade" halinde olduğunu söylemek istiyorum, anlıyor musunuz? Bu eksenin üst kutbudur, alt kutbu ise dünyanızdır. En azından burada öğretildiği kadarıyla durum böyle, yani Bütün yukarda, Bütün'ün yansıması ise aşağıdadır. (Sayfa: 65-66)



BİRÇOK PLANDA AYNI ANDA BULUNAN ŞUUR



Yüksek denilen Planlar (Alemler) bir gökdelenin katları gibi üst üste konulmamışlardır. Yüksek Planlar arasındaki ayrılık, Astral Planla Dünyasal Plan arasındakinden daha azdır. Tüm planlar birbirinin içine girmiştir, ben aktif olarak birçok planın şuurunda olabilirim, ama şu anda en çok Astral Planı seviyorum, çünkü orada dünya bedenimi muhafaza etme ve araştırma yapma imkanım var. Ruh bir plandan vazgeçtiği anda onu terk eder, ama nasıl şuurumda yüksek planları görebiliyorsam, aynı şekilde şuurumu arkamda bıraktığım planlara da döndürebilirim.

Bedenin kayıt ve ifade aleti olarak bir planda bırakılması yarar sağlar. Böylece bazı varlıklar herhangi birini beklemeye karar verdiklerinde, o varlık gelene kadar Astral Planda kalabilirler. Farklı birçok plandaki bu şuur zaten dünyada da en azından belli ölçülerde vardır. Dünya hayatınız sadece maddi değildir öyle değil mi? Ete kemiğe bürünmüş olmasına rağmen durum elverirse zihin yüksek izlenimleri de kaydedebilir. Dallarda asılı damlaların güneş ışığını yansıttığını düşünün, bu yüce bir duygu değil mi ? (Sayfa:71-72)



BİRAZ İNSAN MEKANİĞİ


Gündelik hayatın basit eylemleri, yani alışkanlıklar dediğim hareketler otomatiktir. Bu otomatizmaları iki alem arasındaki sınırı geçerken beraberimizde getiriyoruz, anlıyor musunuz? Artık burada alışkanlıkların "niçini" yoktur ve her şey denizdeki fırtınanın dinmesinden sonra çalkantının uzun süre devam etmesi gibidir. Bu otomatizmalar fizik bedeni terk ettikten sonra da devam ediyor, yavaş yavaş zayıflıyor, soluyor ve doğamız yüksek düşünceye yanıt veren bir sükunete kavuşuyor. O andan itibaren özgür irade giderek yönetimi ele alıyor. Bu dönüşümün gerçekleştiği anı belirlemek zordur, genellikle süreç yavaş yavaş oluşur.

Astral beden dediğiniz arzular bedeni güçlü bir alettir, bir makinedir. Ancak bu makinenin beslenmesinin büyük bölümü fiziksel ihtiyaçlarla sağlanır. Dünyaya çok yakın astral bölgelerde hayat genellikle eskiden olduğu gibi devam eder. Bir karşılaştırma yapacak olursak, okullar, hastaneler, kiliseler, şehirler ve resmi binalar ancak gelişme kaydedildiği ölçüde ortadan kaybolur. Onlar bir dış güç tarafından ortadan kaldırılmazlar, daha çok içteki güç tarafından yok edilirler! (Sayfa: 80-81)



EK BÖLÜM


Celse tutanakçıları verdiğim bazı bilgileri tekrarlamamın yararlı olacağını düşünüyorlar. Bu yüzden daha evvel verdiğim bilgilerin bazılarını yineleyeceğim.

Astral Plan, okültizm tarafından duygu ve aktivite alemine verilen isimdir. Her varlık ölüp bedenini terk ettikten sonra bu aleme gider. Astral Plan planetimizde doğal hayatın vuku bulduğu Fizik Plana komşu bölgedir. Komşu kelimesi yaklaşıktır, gerçekte Astral Alem altımızda, üstümüzde, çevremizde ve daha çok içimizdedir. Orada sudaki bir balık gibi yaşar ve hareket ederiz. Astral Planın bizim için ulaşılamaz ve algılanamaz oluşu, bedenimizi oluşturan parçacıkların astral cevhere oranla çok ağır olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu alemin en çarpıcı özelliklerinden biri astral şekillerin dış hatlarını (kontürlerini) çabucak değiştirmesidir. Astral bir varlık dış görünümünü şaşılacak kadar kısa bir sürede değiştirebilir.

Burada hayat fizik dünyadan daha yoğun, şekil daha esnektir, astral maddenin şekil alması için tek bir akli titreşim yeterlidir. Astral madde sürekli olarak istek, duygu ve düşüncelere tepki gösterir, şekiller sanki kaynayan sudaki kabarcıklar gibi kendiliğinden ortaya çıkarlar. Bir şeklin kalıcılığı onu doğuran düşüncenin gücüne bağlıdır, dış çizgilerin netliği düşüncenin açık seçik olmasına bağlıdır, rengi ise düşüncenin netliğine, daha doğrusu duygu, istek ve imajinasyonun kalitesine bağlıdır. Yaratıcı insan düşüncesi hemen tepki veren bu astral cevher içinde rahatlıkla çalışabilir.

Dünyadaki tüm dinlerde büyük rol oynayan maddeleşmiş "gökler" (cennetler ve cehennemler) bu astral maddenin içindedir. Dindarlar burada isteklerinin en son sınırına kadar tatmin olurlar. Dinlerinin yüzeysel bilgileri ve simgeleriyle beslenmiş varlıklar hayal güçleriyle şuursuz olarak astral maddeden istedikleri şeyi inşa edebilirler. Böylece Astral Planda evler, okullar ve sahip olmayı arzu ettikleri cennetler kurarlar. Daha gelişmiş varlıklar ise barındıkları yerleri astralin ışıklı cevherini kullanarak olağanüstü güzellikte manzaralar, ışık okyanusları, dorukları karlarla kaplı dağlar ve verimli bitkilerle donatırlar. Bu görüntüler dünyadaki benzerleriyle kıyas bile edilemez, çünkü astraldekiler peri masallarındaki kadar güzeldirler.

Astral Planda yaşayan varlıklar için kendi alemlerindeki şekil ve nesneler dünyada olduğu kadar elle tutulur, maddi ve gerçektirler. Bedenleri de kendi görüş açılarına göre dünyadaki kadar maddidir, üstelik dünyalıların bilmediği bazı özelliklere de sahiptir. Astral Alem dünyadaki insana sisli ve dalgalı gibi görünür, ama astraldakilerin görüş açısına göre sisli ve dalgalı olan dünyadır. Her varlık planı kendisiyle uyum içindedir. (Sayfa: 85-89)


~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

Tiversonus

#5
~ ~ ~ ~Albert Pauchard~ ~ ~ ~

KADER BİLMECESİ

RUH VE MADDE YAYINLARI


BÜYÜK BİLİNMEZLİK


Ölüm, ruh alemine çağrılan kişiyi ne arındırır ne de kutsal kılar. Hiçbir dini ayin, hiçbir kasvetli tören bunu değiştiremez. Mantıklı değil mi? Yaratılışta mantıklı olmayan hiçbir şey yoktur. İnayetle kurtuluş yanlış yorumlanmış bir vaattir. Tanrının bize verdiği inayet, birbirini izleyen enkarnasyonlar boyunca tedrici bir evrimle olgunlaşmaktır. Bu dezenkarne bir varlık için geçmiş hayatını yeniden değerlendirmek ve gelecek hayatını tanzim etmek için verilmiş bir lütuftur. Yaşarken, ölürken ve ölümün ötesinde güvenilmesi gereken bir lütuftur. Eğer insan ölümün anlamını kavrarsa bu lütuf sonsuz hayata götüren bir yol, insana şuur sağlayan bir geçiştir.

Ölen bir varlığın Astral Aleme girişi çok farklı şekillerde tezahür eder. Öte alemin gerçekliğinden hiçbir zaman şüpheye düşmemiş insanın görkemli girişinden, öte aleme inanmayan birinin yabancı bir yere utangaç girişine kadar geniş bir yelpaze izler. Her yeni gelen ruhun yanında, ister görünsün ister görünmesin daima dost varlıklar vardır. Öte alemi inkar etmek, ruhun kendi durumunun farkında olmasını engeller ve onu sınırlar. Fakat bir süre sonra değişik yollarla aydınlatılır ve durumu anlamasına yardımcı olunur. Ölümün amacı insanı yücelik ve soyluluğa taşımaktır. Buna nasıl ulaşılır diyeceksiniz, düşünceyi spiritüel şeylere bağlayarak, ölmek için yaşayıp yaşamak için ölerek! (Sayfa: 100-102)



KADER BİLMECESİ


Kaderden, olayları yönlendiren tesadüflerden, kaçınılmaz alın yazısından söz edenler kelimeleri kullanıyor ama gerçeği tanımıyorlar. Reenkarnasyona inanan insanlar mesajımı açık ve akla yatkın bulacaklar, çünkü reenkarnasyon kaderin anahtarıdır. Hepimizin bir alın yazısı var. Bazıları için kendilerini nelerin beklediği, başlarına iyi ya da kötü nelerin geleceği bilinemez bir şeydir. Bundan kaygı duymaz, kendilerini olayların akışına bırakırlar, bu da bir kaderdir. Dünya hayatını olgunluğa doğru bir yol alma, sürekli bir ruhsal gelişme gibi görenler için kader tamamiyle başka bir şeydir. Kader ruhun çözmek, eritmek zorunda olduğu güçlükler bütünü ve uğraşacağı denemelerdir, daha önceki enkarnasyonunda yapmış olduğu hataları telafi ederek olgunlaşacağı zorunlu hayat koşullarıdır. Tüm önemli şeyler ezelde yazılmıştır, ama sanıldığı gibi kimilerine mutluluk ve refah, kimilerine hastalık ve yoksulluk, kimilerine de sayısız güçlük veren Tanrı tarafından yazılmamıştır. Kader yazılmıştır, çünkü her eylem, her düşünce yaşanır ve sonuçları bir enkarnasyondan diğerine yansır.


Bir örnek verelim: Bir köylü çorak bir arazide zahmet çekip yoruluyor, yıllar ona rahat yüzü göstermeden geçip gidiyor, ömrünün sonuna kadar bu zahmetli işi yapmak zorunda. Bu köylü mutsuz değildir, ama mutlu da değildir. Erken başlayıp geç vakit biten işleri ona ruhunu düşünecek boş zaman bırakmamaktadır. Bunun imrenilmeyecek bir kader olduğunu düşünüyorsunuz öyle değil mi? Sizinle aynı fikirde değilim, sebebine gelince bu adam monoton geçen hayatı boyunca sebat etmeyi öğrenmektedir. Geçen mevsimin kötü hava koşulları tüm ürünü yok ettiğinde, ilkbaharda ekime yeniden başlamak sağlam bir sebatın kanıtı değil midir? Kısaca, sebat demek ilerleme demektir, sadakat demektir. Şimdi bu köylü dünyayı terk ettikten sonra elbette dersini öğrenmiş olanların safında yer alacaktır. Mantıklı ve adil olursak, en kolay derslerin sevinçle yerine getirilmediği basit bir hayatı elbette yapılması güç görevlerle dolu yeni bir hayat izleyecektir. Bu konuda fazla bilgisi olmayanların gözünde sıkıntı çeken bu köylü ilerleme kaydetmişe benzemez, oysa hayattan öğrenmesi gereken dersi öğrenmiştir. (Sayfa: 103-104)



DUNYA'DA YARATICI DÜŞÜNCE


Dua etkili bir güçtür, çoğunuzun bilmediği sınırsız bir gücü vardır. Ama dikkat edin, dua var, dua var! Gerçek yakarış sözde değildir, kalpten fışkıran bir coşkudur, ruhun yeteneğidir. En iyi duanın sözsüz dua olduğu sizi şaşırtır mı? Eğer kalpten söylenmiyor sadece dudaklarla okunuyorsa, ezberlenmiş ve kitaplardan okunmuş duaların hiçbir gücü yoktur. Gerçek dua bir düşüncedir. Söz, düşünce olmaksızın boş ve anlamdan yoksun bir sestir sadece. Madem ki her düşünce bir titreşimdir, o halde dua da bir titreşimdir, duaya kabul edilme izni veren güç bu titreşimde yatar. O halde kabul ediliş duanın kendi içindedir, yöneltilenin isteğine bağlı değildir. Tüm sır burdadır, dua eden ve duasının gücüne inanan davayı kazanmış demektir. İnançsız yapılan dua bir hiçtir, değersizdir. (Sayfa: 114-115)



DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ


Sağlıksız düşünce güdüler tarafından telkin edilir, zihin tarafından ilham edilmez. Bizim bakış açımıza göre sağlıksız düşünceye koyu renk veren belirli bir materyal vardır, bu materyal onu yayan kimsenin çevresinde bir sis gibi sürüklenir. Aynı türden bir başka düşünceyle karşılaşır karşılaşmaz onunla birleşir ve bu birleşmeden bir güç doğar. Bu türden iki, üç, yirmi, yüz düşünce zaman ve uzayda bir araya gelerek zararlı bir güç yaratır, çünkü onları doğuran güdüyü tatmin etmek isteyen birileri tarafından massedilir, onlar insanı yenik düşüren ayartılardır. Ruh ve ışık alemine yükselen düşüncelerin aksine kötü ve zararlı düşünceler dünyanın çevresinde kalır, er ya da geç taşıdıkları kötülüğü aktaracak bir alan bulurlar. Oysa soylu ve başkalarını gözeten düşünce bir ışık parıltısı gibi yükselir ve hemen yöneltildiği aleme ulaşır, yayınlayanın ruhunu da ilhamla doldurur. (Sayfa: 117)



BİLGELİK ALEMİ


Bilgelik alemi tüm dünyevi eserlerin hazırlandığı yerdir. Sanat eserleri, herkesin faydalandığı eserler, hatta doğanın eserleri bile oradan ilham edilir. Bu alemin sakinleri dünyayla ilgileniyor ve insanlara yardım etmek istiyorlar. Dünyaya yakın olmak için bu alemi terk ediyor, spiritüel yolda ilerlemek isteyen insanlara yardım etmek için bu alemden ayrılıyorlar. Onlar rehber varlıklardır, artık enkarne olmaya ihtiyacı olmayan uyanmış ruhlardır. Görevleri sürekli değil geçicidir, verecekleri görevleri yerine getirecek insanları ararlar.

Her sanat eseri, topluma faydalı her kitap bir konsantrasyon anında verilmiştir. Birileri için bir tür coşku olan bu durum diğerleri için bir rüyadır, ama herkes esinlenme denen özel bir durumla karşı karşıya olduğunu hisseder. İster şuurlu isterse şuursuz olsun, Bilgelik Aleminden düşünce ve görüntülerin zihinlerde yer etmesi için esinlenme şarttır. Genellikle rehber varlıklarla uygulayıcılar arasında spiritüel bir varlıklar kümesi vardır. Düşünce, gerekli sayıda aracıya sahip mürşit tarafından dile getirilir, buna gereksinim duyulmayan durum pek nadirdir.


İnsan geliştikçe aracılar da azalır. Spiritüel olarak az gelişmiş bir ruh, çalışmak için hazırlanmış insana benzer, zamana ve ruhun durumuna bağlı olarak az ya da çok ilham almış biri gereklidir. Genellikle bilginler ve sanatçılar gerileme ve çöküşü hissederler, temas kurmanın imkansızlaştığı kısır günler ve aylar vardır. Bir hata ya da disiplinin gevşemesinin sonucu olan bu kopuş asla her zaman yardıma hazır olan rehber varlığa bağlanamaz. Yeni bir dönüş, spiritüaliteye doğru yeni bir istek gerekir, böylece çalışma devam edebilir. İnsanlık alemiyle Bilgelik Alemi arasında sürekli ve zengin bir alış veriş vardır. Bebek İsa'ya bağlılığını bildiren maj-krallar işte bu alemden yönlendirildiler! (Sayfa: 128-129)



MELEKLER


Melekler çok kalabalıktır, dezenkarne olmuş ruhlardan tamamiyle değişik bir özdedirler. Siz onları kanatlı görüyorsunuz, çünkü düşünce hızıyla yer değiştirirler. Onları güzel görüyorsunuz, çünkü saf sevgiyi yayarlar. Onları saydam görüyorsunuz, çünkü maddeden değil saf ruhtan oluşurlar. Düşüncelerinin her hareketiyle, her duyguyla görünüm ve renk değiştirirler.


Melekler vardır, onlara inanınız, onlar alemlerimizin nimetleridir, sizin için çalışırlar. Dünya iyi ve güzel olduğu zaman bunun temelinde daima bir melek vardır. Melek, şair, ressam, heykeltıraş ve müzisyenin ruhuna kadar ulaşır ve kalbine biraz güzellik koyar. Şimdi diyeceksiniz ki eserleri uyumsuz, karmakarışık sanatçılar var. Bu sanatçılar spiritüel alemle, yani meleklerin ilahi alemiyle temas halinde değillerdir. Onların kalıcı bir eser yaratma arzuları vardır, ama ilhamları ancak insanca bir muhakeme düzeyindedir. Doğayı örnek almak yerine zihni zırvalarını görülür ve işitilir kılmaya çalışırlar! (Sayfa: 132-133)



BAŞ MELEKLER


Baş melekler, Tanrının evreni yönetmek için yararlandığı kozmik güçlerin kişileştirilmiş halidir. Kutsal Kitapların bahsettiği baş melekler insanlık ve dünyayla ilgilenmekle görevlendirilmişlerdir. Kozmik güç deyince genellikle evrenin maddi yasalarını yöneten güçleri anlama eğilimindesiniz, oysa ruhsal yasalar onların üstündedir ve onlardan daha etkindir.

Mikail ruhsal yasaların ve iyiliğin baş meleğidir. Cebrail aydınlık ve gerçeğin baş meleğidir, her ilahi şeyin bir baş meleği vardır. Adalet ve sevgi kişileştirilmiş ilahi güçlerdir, onları görmüyoruz ama var olduklarını biliyor, ışınlarını hissediyoruz. Yüksek plandaki etkileri büyüktür, Tanrı iradesinin ilk gerçekleştiricileri onlardır. Hepsi de temsil ettikleri erdemin zafer kazanmasıyla görevlidir, erdemi geliştirmek isteyenlere rehberlik ederler. Baş melekler alemi vardır, bu alem Tanrı basamağıdır, tüm güçlerin haznesidir. Orası Tanrının kudretini doğrudan gösterdiği bir alemdir. (Sayfa: 134)


Tiversonus

#6
BARTHOLOME
% 51 ZARARSIZLIK
AKAŞA YAYINLARI

Alıntı: http://altnabilgileri.blogspot.com/


HER İKİ DÜNYAYA AYAK BASMAK (24 Şubat 1985-Albuquerque, New Mexico)

Size bedenin yeni enerjileri alabilmek için yeni sistemler inşa etme sürecinde olduğunu söylemiştim. Yeniyi kabul etme zorluğunun sebebi fizik bedende yatmaktadır, yeni içsel yolların yaratılmasına ihtiyaç var. Fiziksel, duygusal, hatta zihinsel düzeyde karşılaştığınız zorlukların çoğu, bedenin şu anda hayatınızda meydana gelen değişimleri alma ve onlarla birlikte hareket etme yatkınlığını gösteremeyişinden kaynaklanmaktadır. Daha önce size hoş gelen ilişkiler artık doyurucu gelmezler ve içsel berraklığa bir türlü ulaşamazsınız. İnsan psişesi boşluktan korkar, sizi asıl varlığınıza açan engin harikadan korkarsınız, böylece günlerinizi ve gecelerinizi dış olaylarla doldurursunuz, bu yüzden yeni enerji sizi kucaklarken ona yer bulunamaz. Hayatınıza artık güç vermeyen düşünce ve eylemlerle dolusunuzdur. Şu halde biz yeniden söz ederken, yeniyi yaratmak için eskiyi bırakmak zorunda olduğunuzu söylemek istiyoruz.

Bu yeni enerji dünyaya doluyor ve taşıp geçiyor. Harikaya gark olacak yalnızca bu küçük gezegen değildir, evrenin bu bölgesinde yükseltilecek muazzam bir alan var. Evet o başka bir anlayış düzeyine yükseltilecek, dünya değişimin eşiğindedir. Fiziksel değişiminiz dış tezahürleri, psişede ve fizik bedende olmakta olan ve olacak olan içsel değişiklikleri yansıtmaktadır. Onlarla birlikte size hayatınızı değiştirebilecek çok önemli ve yararlı bir araç sunulmaktadır, bu gücün sürekli ve bilinçli alıcısı olma fırsatınız var. Sürekli olarak şöyle bir çağrı gönderebilirsiniz: "Beni doldur, beni bütün kıl. Canlı ve farkında hale gelebilmem için bu bedenin ihtiyacı olan değişimi gerçekleştir. Bana yardım et." Aksi takdirde hayat boyunca sendelemeye, sürekli çözülüp kopan alanları birbirine bağlamak için didinmeye devam edersiniz.

Her birinizin psişesinde inanılmayacak kadar güçlü derin bir arzu kazılıdır. "Olmak istiyorum. Özgür olmak istiyorum, Tanrıyla bir olmak istiyorum, şefkat ve merhamet duygusuyla dopdolu olmak istiyorum, seven olmak istiyorum." Ne istediğinizi biliyorsunuz, eğer bu isteği bir kez berraklaştırabilirseniz ve bir odak halinde koruyabilirseniz aradığınızı bulacaksınız. Bir yandan fani dünyanın koşulları içine gömülmüş, dünya katının yönlendirmeleriyle mıhlanmış haldeyken, bir yandan da bu gücün alıcısı olamazsınız.

Şimdi seçim zamanıdır, yaptığınız seçimler önemlidir. Psişenizin en derin arzusuyla bir değişim geçireceksiniz, öteden beri vaat edilen budur. Lütfen telaşımı ve çaresizliğimi anlayın, çünkü aranızda dikkat ve ilgilerini dünyevi hayattan ayırmak istemeyenler kendilerini zorluklar içinde bulacaklar. Bedenleriniz travma, zihinleriniz karmaşa içine düşecek.

Birçoğunuz hayatınızı sadece yüzeysel olarak değiştirmekten usanmış haldesiniz, varlığınızın derinliklerinden gelen bir değişim istiyorsunuz. Enerji geldiğinde dış şekiller zayıflamaya, geri çekilmeye başlayacaktır. Kalıcı görünen şeyler hayatınızdan kolayca çıkıp gidecekler, korktuğunuz için buna karşı direnmeye, onları tekrar yerlerine koymaya ya da onların yerine başka şeyler koymaya çalışacaksınız. Her gün kendinize karşı uyanık ve canlı olmalı, farkındalığınızı bir başka tarafa yöneltmelisiniz. Şimdi zamanı kendinizi dinlemek için kullanmalı, ilham perinizin size ne söylemeye çalıştığına kulak vermelisiniz!

Fizik beden içinde enerjinin yer değiştirdiğini hissettiğiniz her seferinde, bunu kabul ve tasdik edin, zaman varlığınızı güçlendirme zamanıdır. Yirmi yıl öncesiyle şimdi arasındaki fark, enerjinin şimdi burada oluşudur ve o gitgide güçleniyor. Öyleyse bırakın her şey gözlerinizin önünde dağılıp değişsin. Sizi terk eden şey ne denli önemli olursa olsun, bilin ki bu değişim yerli yerindedir.

Geçmiş dönemlerde dünya örgütlerini ve kurumlarını otorite kabul ederek kendini güçlü hissetmek mümkündü, ama şimdi örgütler ve kurumlar çöküyor, hükümetler artık pek kusursuz görünmüyorlar, dinler sizi Tanrısal güçle doldurabilmekten aciz kalıyorlar. Bunların hepsi tamamen olması gerektiği gibi olmaktadır. Eğer hayat karmakarışık hale gelirse umutsuzluğa düşmeyin, fakat şunu hatırlayın, hayatınız sorumluluğunuzdadır. Lütfen şunu bilin ki, yüksek benliğinize açılabildiğiniz zaman sizi iç ve dış dünyanızda güçlendirecek bilginin her an size ulaşabileceğini bilerek bu yolculuğa başladınız. Öteki dünya tümüyle gözenekli (geçirgen) bir dünyadır, her şeyin içinden geçer. Onun bilgeliği her zaman hazır, her zaman ulaşılabilirdir. (Sayfa: 21-30)


ZARARSIZLIK (16 Aralık 1985- Albuquerque, New Mexico)

Kavramlarla bir anda aydınlanamayışınızın nedeni, titreşim frekansınızın birbirine uymayan enerji alanları içermesindendir. Kısaca anlatmak gerekirse, yeniyi istiyorsunuz fakat eskiyi terk etmeye de hazır değilsiniz. Bu yüzden, yeni bir kavramın aura alanınıza nüfuz etmesine izin vermeden önce o yeni kavramı tekrar tekrar işitmek zorundasınız. Sizler nüfuz edilebilir varlıklarsınız ve her an daha da nüfuz edilebilir hale gelebilirsiniz. Kendinize bir armağan vermek istiyorsanız, şimdi nüfuz edilebilir olmayı seçin.

Bugün aktaracağım en yüce gerçek, bir başka farkındalık düzeyine, varlığın bir başka ifadesine geçmek için tam bir aydınlanmaya gerek olmadığıdır. Bir avatar olmak ya da sadece sevecen, yüceltici, harikulade düşünceler taşımak veya bir ermiş gibi davranmak zorunda değilsiniz. Ama mutlaka bulunması gereken bir şey var ki o da % 51 zararsızlık halidir.

Neden zararsızlık, neden sevgi değil? Sevme kapasitenize tüm saygımı sunarak diyorum ki, daha öğreneceğiniz çok şey var. Varlığınızın tüm bölümlerini açma yolundasınız, o halde lütfen fark ediniz ki dünya katında sevgi adını verdiğiniz solgun ve silik kopyanın gerçeği, şimdiki fikirlerinizin alabildiğine ötesindeki uçsuz bucaksız kudret enginliklerine uzanır gider. Yolda olduğunuza şükredin. Eğer şimdi hissettiğiniz sevgiden hoşnutsanız, gerçek sevgi hali içinde olduğunuz zaman neler hissedeceğinizi bir düşünün!

Zararsızlığı anlamak için biraz semboloji kullanalım. Zihinlerinizde kritik kütle adını verdiğiniz bir noktanın farkındalığına sahipsiniz, yani potansiyel olarak istikrarsız iki unsura sahipsiniz. Bir başına çok küçük ve önemsiz bir parça eklediğiniz zaman, o bütün şey muazzam bir patlayıcı haline gelir. Beklediğiniz bilinç patlaması, kritik kütleyi yaratacak o küçük şeyin eklenmesiyle gerçekleşir. Zararsızlık işte o eklenecek küçük şeydir!

Öyleyse neden % 51? İşte gerçek zararsızlığa ulaşmanız için size destek olacak bu ekstra % 1'dir. Diğer bilinç katlarında zihin bir olay yarattığı zaman anında tezahür eder, bu yüzden yarattığından derhal sorumlu olur. Bir tek düşünceyle başkalarını yok edebileceğiniz, sonra bu yaptığınızı şu ya da bu şekilde "ödemek" üzere geri dönmek zorunda kalacağınız için, bazı kurallar konmuş ve siz onları kabul etmişsinizdir. Kendinizi ve başkalarını incitmemeyi öğreninceye kadar, düşüncenin anında tezahür ettiği bu yaratma alanlarına serbestçe girememeyi kabul etmiş bulunuyorsunuz. Kendiniz için zor bir "karma" biriktireceğiniz o bilinç alemlerinde oyun oynamanın bir yararı olmazdı. Size yararlı olacak şey, giriş koşullarını bildirmek ve bu koşulları karşılamaya kesinlikle muktedir olduğunuzu, çünkü onların yaratılmasına yardım ettiğinizi hatırlamaktır.

Öyleyse nasıl zararsız hale gelirsiniz? Önce kendinize zararsız olmakla başlarsınız. Çoğunuz başkalarının ne istediklerini anlamak, bulmak ve onların gereksinimlerini karşılamak üzere eğitilmişsiniz. Fakat uyanacağınız, bu değiş tokuşlar yüzünden ne istediğinizi ya da kim olduğunuzu bilemediğinizi fark edeceğiniz bir gün gelecek. O idrakle gelen tepkilerden bazıları sizin için ve başkaları için zararlı olur. Asıl benliğinizin zararsızlığını görüp tanıyıncaya kadar, bir başkasına karşı zararsız olup olmadığınızı kestiremezsiniz. Gerçekten de korkacak bir şey olmadığını derinlemesine idrak ederek bu işi ele alabilirsiniz. Korkacağınız hiçbir şey olmadığı zaman savunmaya da, saldırmaya da ihtiyacınız yoktur, başkalarının sizi kusursuz görmelerine de ihtiyaç duymazsınız, kendi gerçeğinizi söylemekte, kendi gerçeğiniz olmakta, kendi gerçeğinizi yaşamakta serbest olursunuz. Başkalarının seçimleri yüzünden tehdit altında olmadığınızı bilene dek kendinizi güvenlikte hissedemezsiniz.

Böylece mesele dünyaya zarar vermeyecek şekilde hareket etmektir. Çözüm içinizde yattığı için, onu keşfetmek üzere kendinizle baş başa sessizce oturun, içinizdeki ve çevrenizdeki enerjileri asla yargılamaksızın hissedin. Bunu her gün yaparsanız, kendi enerjinizin güvenirliliğini ve gücünü hissetmeye başlayacaksınız. Amaç, zararsızlığın varlığınız içinde derin ve net biçimde dans etmesini sağlamaktır, bu mümkündür. Çoğunuz için % 51 pek uzak bir şey değildir, fakat % 50, % 51 değildir. Buna hemen hemen yakın olmak yeterli değildir. Eğer aranızdan yeterli sayıda kişi % 51 zararsız hale gelirse, dünya için kritik kütleyi oluşturmuş olacaksınız.
Dünyanın geleceği önceden bilinemez, çünkü % 51 zararsızlığa herhangi bir anda ulaşılabilir, bu oran da gezegende yaşayanların bilinçleriyle değişecektir. Kritik kütle bir anda gerçekleşebilir, sizin işiniz hangi tarafta olduğunuzdan emin olmaktır. Örneğin, bu ve diğer ülkelerin her yanında sürüp giden korkunç açlığın kritik kütleye ulaşmanızda bir yardımı olup olmadığını kim söyleyebilir? Siz henüz dünyayla ilgili daha geniş planı görüp anlayacak bir idrak içinde değilsiniz!

Kendiniz için kritik kütle, zararlı gördüğünüz her şeyi fark etmeniz, tanıyıp belirlemeniz, sonra da terk etmenizle oluşur. Dünya çapında zararsızlık hali ise, bu zararsızlık alanlarının bir araya gelişiyle üretilen gücün dünya için kritik kütle noktasına ulaşmasıyla gerçekleşir. Dostlarım, bu gezegenin kritik kütle yaratacağı konusunda size garanti veremem. Ama eğer bu gerçekleşmezse, en azından insanların % 51'i istemediği için böyle olduğunu söyleyebilirim. Bireysel olarak kritik kütleye ulaşanlarınıza söz veriyorum ki, farkındalık haliniz hiçbir şekilde zarar görmeyecek, bu gezegeni terk etmenin bir yolunu bulacaksınız.

Eğer hayat farkındalıkla yaşanacak olursa, bunun anlamı korkuların, suçluluk duygusunun, sınırlamaların ve sizi alışkanlık kalıplarının içine hapseden, her anı özgür ve içinizden geldiğince yaşamanıza izin vermeyen fikirlerin terk edilmesi demektir. Durmaksızın davranış kalıpları öneren zihne başvuracağınız yerde içteki enerjiye yönelin, ona dahil olun. Daha önce yaşamış olduğunuz aynı kalıpları tekrarlayarak bu enerjiyi tüketmeyin. Öğretmenin içte olduğuna, sizinle anlayabileceğiniz dilde konuşabildiğine inandığınız zaman aydınlanma bir adım ötenizdedir! (Sayfa: 31-41)


CHALLENGER VE MEYDAN OKUMA (23 Şubat 1986 – Albuquerque, New Mexico)

28 Ocak 1986'da Amerika en hırslı uzay araştırmasını başlatarak Challenger'ı (meydan okuyan) uzaya fırlattı. Bildiğiniz gibi beş erkek ve iki kadından oluşan bu uzay gemisi havalandıktan bir süre sonra infilak etti. Bu konuda bir açıklama yapmam için birçok rica aldım. Challenger gibi olaylar meydana geldiği zaman siz bu olayları doğrusal (lineer) bir biçimde değerlendirirsiniz. Neden ve sonuç doğrusal bir yönde hareket eder, fakat yaratılış doğrusal değildir, o ışınsaldır, her yönde ilerleyen bir patlama gibidir. Bu yüzden, Challenger gibi bir olayı alıp bunun ne anlama geldiğini sorduğunuzda, yaratılışın topyekün patlamasını ve her bir olayın nasıl engin olduğunu da sormuş oluyorsunuz. Hayatınızda yer alan olayların birçok nedeni vardır, eğer dünyanın sadece tek bir karmik realite çizgisi izlediğini söylerseniz, yaratılışın çok düşük düzeyli bir modeline bakıyorsunuz demektir. Karmik realite sınırlı bir tarzda doğrudur, fakat o tek ve tüm gerçek değildir.

Şunu idrak etmelisiniz ki, engine doğru yaptığınız bir dış yolculuğun, engine doğru bir iç yolculukla dengelenmesi gerekir. Uzay, aradığınız şeyin dıştaki göze görünür umududur, ama sonuçta asıl bakılması gereken yer içinizdeki uzaydır. Hepiniz biliyorsunuz ki, Challenger'ı uzaya fırlatma girişimine karşı birçok uyarı sinyali gönderilmişti. Görevli kimselerin sezgileri, bu operasyonun yapılmamasını söylüyordu, işaretler açık ve güçlü bir şekilde ortadaydı. Fakat baskılar nedeniyle sezgilerine kulak tıkadılar ve Challenger'ı uzaya salıverdiler.

Daha önce de söylediğim gibi, hiç kimse bu gezegeni terk edemeyecektir, ta ki dünyanın gidişatı zararsız hale gelinceye dek. Çünkü şu anda bu misyonla görevli insanların eylemlerinin doğasında zararlılık var, onlar bu tür enerjileri uzayın derinliğine göndermeye kalkıştığınızda oluşabilecek temel sorunları anlamıyorlar. Zincirleme reaksiyon diye bir şey var. Diyelim ki siz orada bir koloni kurdunuz, bir terslik sonucu o koloni bir patlamayla mahvoldu, bir reaksiyon modeli hemen harekete geçer ve başka patlamaları tetikler. Uzaya güvenli bir şekilde çıkmayı bilmediğiniz sürece, bu uzay için de sizin için de güvenli olmaz. Hazır olduğunuz, yaptığınız şeylerin güven verici olduğunu anladığınız zaman uzay sizi kabul edecektir. Diyelim ki Sovyetler Birliği uzayda bir koloni kurdu, ne olurdu? Buradaki nefret oraya da taşınmış olmaz mıydı? Dünyada uyum sağlanmadıkça uzaya çıkmanız doğru olmaz, buradaki deneyiminizi uzaya da yaymanın yararı olmaz!

Uyumsuzluklarınızı burada halletmediğiniz sürece, uzaya çıkarak yeni dünyalar kurma hakkını kazanamayacaksınız. Challenger olayı perdenin öbür tarafından, görünmeyen dünyadan gelen bir uyarıydı ve şöyle diyordu: "Lütfen kendi dünyanızda kalın ve oradaki işleri düzene koyun. Dengeye ve uyuma ulaştığınız zaman tüm uzay size kapılarını ardına kadar açacaktır. O zaman bilgiyi paylaşmak için sizleri biz davet edeceğiz. O zamana kadar bu bölgeyi kapalı tutmak hem sizin, hem de uzay için daha güvenli olacaktır."

İçinizde doğru eylemin nasıl bir duygu verdiğini bilen bir güç vardır. O sizin "bilen" olarak adlandırılabilecek yanınızdır. Onun işi çağrılana dek beklemek, sonra da bildiklerini size söylemektir. Zararsızlığı o bilir, sizler tüm yaşam evrelerinden geçerken zararsızlığın ne olduğu hakkında içsel bir bilgi biriktirmiş bulunuyorsunuz. Sezgileriniz güvenliğin yolunu gösterecektir, içinize dönerek ve sizin için en iyi olanın ne olduğunu sorarak güvende olabilirsiniz. Alçakgönüllülükle "bana öğret" dediğinizde, sel gibi akıp gelmeye hazır olan yardımın büyüklüğünden hiç haberiniz yok, yardım her zaman sizi çepeçevre sarmıştır.

Biraz da yeni çağ enerjilerinden söz edelim. Bedeninize bir anda giren enerji aşırı yüksek gerilimdeyse devrelerinizi yakar. Yola engel olan yedikleriniz değildir, inanç sisteminizdir. İnanç sistemlerinizle öyle bir tıkanıklık yaratmışsınız ki, enerji içinizde harekete geçtiği zaman size acı veriyor. Bazen sarsıntılar, titremeler, seğirmeler ya da bedeninizin çeşitli yerlerinde ağrı ve sızılar hissedersiniz. Daha yüksek frekanslarla bağlantı kurduğunuzda, birikmiş inanç sistemlerinin oluşturduğu eski tortuların kalıplaşmış engeliyle karşılaşırsınız. Onlar enerjinin akışını zorlaştıran bir ızgara gibi iş görürler. (Sayfa: 42-52)


SONSUZ GÖKYÜZÜ (22 Haziran 1986- Albuquerque, New Mexico)

Dünya katında, beşeri bir bilinç olarak biriktirmiş olduğunuz her düşünce ve her eylem hala mevcuttur. Tüm toplumsal olaylar, kendinize ait tüm kişisel olaylar, hepsi gezegeninizin çevresinde dönüp duran bir güç, bir enerji girdabı oluşturacak şekilde hareket halindedir. Hareket halindeki enerji diye bir şey vardır, gezegeninizin çevresinde dönmeye devam eder. Bu yüzden, "Dünya karması" ya da "Dünya fikri" diye bir şeyin var olduğunu söyleyebilirsiniz. İnsanoğlunun bu gezegendeki yolculuğunun ta en başından beri, devirler boyunca bugüne dek gelmiş tüm pozitif, negatif fikir ve eylemler, tüm kurallar ve düzenler hepsi hala oradadır!

Spiritüel bir yola başlarken, kendi enerji alanınızı da manyetize etmeye başlarsınız. Bunu yaparken o belli sistemle ilişkili tüm birikmiş gerçekleri ve gerçek dışılıkları da kendinize çekersiniz. Ne yazık ki, gerçek olmayanları süzüp yalnızca gerçeğin tek başına parlamasını sağlamanın bir yolu yok. Enerji enerjidir, ona kurallar koyamazsınız. Böylece belli bir gelenek yoluyla bir zirveye tırmanmaya başladığınızda, kendinizi o belli bilinçle uyumlu kılmak üzere manyetize edersiniz. İnsanlar farklı gelenekleri izler, farklı yollarla farkındalığa ulaşır ve uyanırlar. Şu halde işiniz, bütün bunları sevgiyle geride bırakarak sadece engin gökyüzünden sevmenin yolunu bulmaktır.

Her bireyin içinde onu farkındalığa ulaştıran bir geçit vardır, onun kapısı ya açık ya da kapalıdır. Açık olduğu zaman, bu gezegenin içinden, çevresinden geçen ya da içinde dolaşan her şey içinizden gelip geçmesi için kabul görecektir. Buna izin verin ve uygulamasını yapın, o zaman kendi içinizde bir boşluk duygusu geliştirmeye başlayacaksınız. Fizyolojik düzeyde biliyorsunuz ki, hücrelerin içinde ve çevresinde bir hayli boşluk var, yani siz boşluklarla dolusunuz. İşte o boşluk, o Engin Gökyüzünün idrakini yansıtır. Güzel bulutlar kadar fırtına bulutlarının da içinizden gelip geçtiğini izlemek heyecan vericidir, çünkü zihinsel olarak değil deneysel olarak idrak edersiniz ki, orada bulutların hareketinden başka bir şey de vardır. O duyguyu sınıflandırarak kendinizi tuzağa düşürmeyin, bu "başkalığı" Tanrı olarak etiketlemeyin. Çünkü tapınabilesiniz ve güvencede olasınız diye, zihnin yakalayıp size yorum ve görüş halinde iade etmekten hoşlanacağı bir şey her zaman vardır. Ama bir başka şeye taptığınız anda düalite hazırdır, çünkü tapınma iki'yi öngörür, tapılan ve tapan. O ayrılık düşüncesi zihninizde belirir belirmez yolun dışına düşersiniz!

İçinizde yükselmeye başlayan bu diğer duyguya, bu biliş haline, bu farkındalığa gelince, eğer ona sürekli biçimde dikkatinizi verirseniz, tüm bilmeniz gerekenleri direkt olarak söyleyecektir. Tanrısallığa giden yol sabırdan geçer, insanların her zaman bir şeyler yapmakla meşgul oldukları bir gezegende çok zor bulunan bir niteliktir bu! Sadakatle sürdürülen meditasyonlar bazı yararlar sağlar. Bedeninizin ve psişenizin içindeki boşlukta bir güç ve farkındalık vardır, ona dikkatinizi verdiğinizde tüm sisteminizi yatıştırarak sükuna kavuşturmaya, ıstırabınızı hafifletmeye, içinizde tatlı bir duygu uyandırmaya başlar. Ona "inanç" denir, Tanrısal olanı hissedinceye dek yalnızca inanmaya çalışırsınız. İçinizdeki bu uzaysal niteliğin devinmesine farkındalıkla izin verdiğiniz anda, "bu doğru, Tanrı var ve Tanrı benim içimde" diyen umudu hissedersiniz. Bunu yeterince yaptığınızda Tanrı bir realite haline gelecektir, çünkü o boşluk zihninizdeki kavramdan çok daha engindir.

İşte bu noktada karmaşa başlayacaktır. Tanrının sizi sevip kabul etmesi için neyi istediği, neyi gerekli kıldığı hakkındaki tüm kavram ve kökleşmiş inançlar Tanrının ne olduğu gerçeğine çarparak paramparça olacaktır. Şimdi siz inanıyorsunuz, ama bir yandan da korku duyuyorsunuz. Ya doğru değilse ne olacak? Ya Tanrı orada değilse ne olacak? O anda korku öylesine baskın çıkar ki, insanların çoğu kural ve nizamların onları güvenceye alacağı umuduyla dine dönerler.

Kendinizi Engin Gökyüzü olarak duyumsamayı deneyin ve içinizden gelip geçen sonsuz bulutları gözlemleyin. Düşüncelerinize dikkat ettiğiniz zaman, onların ortaya çıktıklarını ve kaybolduklarını göreceksiniz. Bu arada iki düşünce arasında bir boşluk olduğunu da fark edeceksiniz. Siz sürekli koşup duran bir zihin değilsiniz, boşlukları aradığınız ve dikkatinizi bulutlara verme konusundaki nevrozlu eğiliminizi terk ederek kendinizi Gökyüzüyle özdeşleştirmeye başladığınız zaman, bilincinizin ne denli engin olduğunu anımsamaya başlayacaksınız. Gökyüzünü görebilmek için tüm bulutları yok etmek zorunda değilsiniz. Yapmanız gereken tek şey Gökyüzü olduğunuzu anımsamayı sürdürmektir, bunu yapabilirsiniz, çünkü bu gerçektir. Düşünerek kendinizi yanlış tanımlamışsınız, yine düşünerek o tanımlamayı sona erdirebilirsiniz. Olduğunuzu sandığınız tüm o kutbiyetler siz değilsiniz, evet onlara bir ölçüde sahipsiniz, ama onlar içinizden gelir geçerler.

Bulutlarınızı hiçbir zaman tam anlamıyla ortadan kaldıramayacaksınız, tam anlamıyla ulaşamadığınız bir küçük karanlık nokta daima bulunacak. Öyleyse ne yapmalı? Kendinizi Engin Gökyüzü olarak duyumsamaya devam edin ve bırakın bulutlar ne yaparlarsa yapsınlar. Karma rüzgarları mutlaka esecektir, önerim onları istediğiniz şekilde estirmeye kalkışmamanızdır. Karma, kendi göğünüzdeki bulutları sürükleyen bir enerji formudur. Yapmanız gereken şey, sınırlı kutbiyet mahkumu bir bilinç olduğunuz inancını terk ederek kendinizi yeni baştan tanımlamak ve Engin Gökyüzü olduğunuza derinlemesine yoğunlaşmaktan ibarettir.

Siz icra ettiğiniz eylemler değilsiniz, nasıl ki sinema perdesi üzerine projekte edilen görüntüler perdenin kendisi değilseler. Perdeye en inanılmaz yıkım ve ölüm sahneleri yansıtılabilir, ama perde hiç değişmeden kalır. Siz değişmez olansınız, siz ebedisiniz, gerisi yarattığınız illüzyonlardır! Aslında kim olduğunuz üzerinde yoğunlaşın, bileceksiniz! Başka bir çözüm yoktur dostlarım, bulutlarınızı tam anlamıyla ortadan kaldıramazsınız, buna ihtiyacınız da yok. (Sayfa: 67-75)


GÜVENLİK İÇSEL BİR İŞTİR (28 Eylül 1986- Albuquerque, New Mexico)

Temeli su olan bir gezegende yaşıyorsunuz, gezegenin büyük kısmını su oluşturduğu gibi, bedeninizin büyük kısmını da su oluşturur, öyleyse bilincinizin suya dayalı olduğunu da söyleyebiliriz. Aradığınız şeyi içinde barındıran da bu sudur. Tanrısal olan, hayatınızı daha berrak, daha gerçek kılmak ve daha büyük olmasını sağlamak için sizi güçle bombardıman ediyor. Bu muazzam güç alanı hücrelerinizin içindeki suda yer almıştır. Hücreleriniz birer akümülatördür, ihtiyacınız olanı, sizin için gerekli olanı toplar ve biriktirir.

Hücrelerinizin iki seçeneği var, onlar ya genişler ya da kasılıp büzülürler. Hücreler genişlerken içlerinde toplanmış Tanrısal enerjiyi salıverirler ve kendinizi bir genişleme hali içinde hissedersiniz. Genişlediğiniz ve tüm enerjinizi hayata kattığınız zaman, çevrenizde cereyan eden şeyler her ne olursa olsun kendinizi canlı hissedersiniz. Fakat çoğunuz enerjinizi dünyadan geri çekmişsiniz, içinde bulunsanız bile ondan değilsiniz. Hayata katılmıyor, bu yüzden kendinizi canlı hissetmiyorsunuz. Acı duyma korkusu yüzünden büzülüp kalmış durumdasınız. Hücreleriniz kasılıp büzüldüğü zaman, depolanmış Tanrısal enerjiye ulaşmanız mümkün değildir. Acı duyduğunuz için dünyadan el etek çekmek iyi bir duygu vermez. Kalbiniz tam anlamıyla açık olmadığı zaman ağrır, ağrıyan bir kalbiniz varsa, sebebi birinin sizi incitmiş olması değildir, sebep kendi kabuğunuza çekilmiş olmanız, bu yüzden hücrelerinizin kasılıp büzülmüş olması, dolayısıyla fiziksel acı üretmeleridir. Bir kalbin ağrıması psişik değil fiziksel bir fenomendir, beden üzerindeki bir baskıdır, siz onu sanki kalbiniz parçalanıyormuş gibi hissedersiniz.

Güvenlik kasılıp büzülmüşlük içinde bulunmaz. Bir şey yanlış ve çarpık gelişti, kasılıp büzülmenin size güvenlik sağlayacağına inandınız, şimdi de bunun tersini uygulayın. Korkutucu bir durumda solunum yoluyla genişlemeye başlayın. Doğal soluk alma eylemi ciğerlerinizi havayla doldurur, omurganızı dikleştirip göğsünüzü genişletir. O zaman kalbiniz size rehberlik eder, çünkü kalp sevgiyi hissettiğiniz yerdir. Eğer yol sevgiyse, herhangi bir durumda sevgi vermenin sizi incitebileceğini nasıl düşünebilirsiniz? Sizi güvenlikte tutan beden hücrelerinizden çıkan sevgidir. Genişlemeyi seçtiğinizde, sevginizin çevrenizi değiştirme gücü vardır. Meditasyona oturduğunuzda hücreleriniz gevşeyip açılabilir.

Başladığımız yerde bitirelim. Siz denizden çıkıp karaya ayak bastığınızda, hücreleriniz hala denizin suyunu taşıyorlardı. O hücre suyu, ışık toplayıcısı (kolektörü) olan parçanızdır. İki seçeneğiniz var: Açılmak, uzanmak, genişlemek sevgi getirir, kasılıp büzülmek korkunuzu artırır. Bu zamanda enkarne olmanın avantajı, dünyayı baştan başa geçen Tanrısal Gücün frekansının büyük ölçüde yükselmiş olmasıdır. Tanrısal Gücün miktarı değişmez, fakat frekans yükseldiğinde uzanıp onu kucaklayabilir ya da kasılıp büzülerek dışlayabilirsiniz! (Sayfa: 76-81)


TANRISAL İLİŞKİ (22 Şubat 1987- Albuquerque, New Mexico)

Tanrıyla ilişki kurmanızı engelleyen en büyük etken suçluluk duygusudur dostlarım. Dünya deneyiminizin başlangıcında size rehberlik edecek tek bir kuralınız vardı, hatırlarsanız onun üzerinde daha önce konuşmuştuk. O hala yol gösterici kuraldır, zararsızca yaşamak, elinizden geldiğince hiç kimseye zarar vermeden yaşamak. Neyin zararsız olduğunu hissetmek için yaratılıştan gelen yetenekle o zamanlar birbirinizi açık seçik görebiliyordunuz. Fakat sonra din adını verdiğiniz kurallar, nizamlar ve farklı yasalar ortaya çıktı. Yeterince iyi olabilmek için birçok "özel şeyler listesi" oluşturdunuz. Belli tür yiyecekler, belli davranışlar, düşünceler, eylemler, duygular ve saire ve saire. Böylece, Tanrıyla ilişkiye geçme girişiminde bulunduğunuzda engeller ortaya çıktı, suçluluk duygusu araya girdi, yüksek benliğinize giden yolu açmaya korktunuz.

Farkındalığınıza suçluluk duygusunun girişiyle Tanrı korkusu ortaya çıktı. Size daha önce de söyledim, çoğunuz Tanrıdan korkarsınız, çünkü yarattığınız Tanrı ürkütücü biridir. Bu imaj sadece insan zihninin bir projeksiyonudur, kesinlikle doğru değildir. Eğer beklenilen nitelikte olamazsanız, helak olacağınız fikri belleğinize derin şekilde kazınmıştır. Güya karanlık bir yere gönderilmekle cezalandırılacak, sihirli bir neden zuhur edinceye kadar da orada kalacaksınız! Şunu bilin ki, içinizde ta derinlerde bir yerin bu inanca verdiği karşılık korkudur. Öyleyse çözüm nedir?

Kendi karanlığınız içinde kalarak kendinize yardım edemezsiniz. Öğrenmeniz gereken şey, gerçekten neyi istediğiniz hakkında yüksek benliğinize açık ve net mesajlar göndermeniz gerektiğidir. Yüksek benliğiniz bir enerji girdabıdır, tarafınızdan uyarılmayı, harekete geçirilmeyi beklemektedir. Kendi hayrınız için ona yönelmenizi sonsuz bir sabırla bekler, ama istediğiniz şeyi açık ve net olarak belirtmelisiniz. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz, o halde açıklamayı ondan isteyin.

Aydınlanmanın sihirli bir tarafı yoktur. Asla! Işık orada içtedir ve patlamayı beklemektedir, ışık orada dıştadır ve içte olanla birleşmeyi beklemektedir. Aradaki tek engel sizsiniz, iç doludur dış da dolu, ama ışığın size kavuşmasını önleyen şey ara yerdeki suçluluk duygusunun örmüş olduğu duvardır! İçsel gücünüzü bugünden itibaren geliştirmeye başlayın, böylece sonunda suçluluk engelini gerçek bir patlamayla aşarak Tanrıyla bağlantınızı yeniden deneyimleyebilirsiniz. İyi olmak zorunda değilsiniz, sadece kötü olduğunuza inanmaktan vazgeçin. O inancı kim olduğunuzu deneyimleyerek değiştirebilirsiniz. Mükemmel olmaya çalışmayın, bunu asla başaramazsınız, fiziksel bir beden içinde mükemmel olamazsınız, çünkü fizik beden her şeyi düalite içinde görür.

Sizden vazgeçmenizi istediğim bir başka şey, alt benliğin en çok sevdiği şeydir. Bu haklı olma arzusudur, hayal ürünü alt benlik haklı olmaya bayılır, çünkü haklı olmak demek kusursuz olmak demektir, kusursuz olmak kendinizi bir süre güvende hissetmenizi sağlar. Öyleyse uyanık olun, yüksek benlikle ilişkinizde ortaya çıkabilecek tek sorun şudur: Gerçeği yansıtmak için her şeyi bırakmaya istekli misiniz? Gerçek; Işık, Sevgi, Güç ve aslında kim olduğunuz hakkındaki realitedir. Bir kardeşinizin bu gerçeği görmesine yardım ettiğiniz her seferinde, kendinize yardım etmiş olursunuz, başka türlü olması mümkün değildir. Unutmayın ki, insan bilincinin derin bölgesi, özgürlük için inanılmaz bir özlem içindedir! (Sayfa: 82-89)


SORULAR VE CEVAPLAR

S- Hata yapar mıyız?

C- Sorunun direkt ve açık oluşunu sevdim. Kısaca hayır diyebilirdim, ama daha geniş görüş açısından bakmak için bir örnek vereceğim. Bir yolcu uçağıyla bir yerden bir yere giderken, uçak nadiren tam rota üzerindedir. Her zaman biraz sapar ve pilot sürekli düzeltmeler yapar, ama sonunda inmesi gereken yere iner. Dünyadaki yolculuğunuza lütfen bu gözle bakın, belli sınırlar vardır ki ondan öteye geçemezsiniz. Bilmek istediğiniz daha derin soru şudur: Canınızın istediği her şeyi yapabilir misiniz? Hayır yapamazsınız, sınırlar vardır, o sınırlar içinde belli bir hareket, belli bir devinim gerçekleşir, böylece kendi içinizde o pilot gibi düzeltmeler yapmanın keyfini duyarsınız. Lütfen buna hata yerine düzeltme olarak bakın.

Menzile mutlaka ulaşacaksınız. İsabetsiz olamazsınız, güzergah saptanmıştır, bunu size bilgimin tüm gücüyle söylüyorum. Yuvaya, Kaynağa geri dönüş için güzergah çoktan oluşturulmuştur. Aramakta olduğunuz şeyi bulamamanız mümkün değildir, yeter ki yol boyunca bazı düzeltmeler yapılması gerektiğini kabul edin. Bunu olabildiğince neşe ve keyifle, olabildiğince az şarlatanlık ve ikiyüzlülükle yapın!


S- Sınırların ne olduğunu anlamamız için daha geniş bir açıklama yapabilir misiniz?

C-Size belli sınırları aşamayacağınızı söyledim. İçinde hayatınızı yaşadığınız sınırların yaratılmasından egonuz sorumlu değildir. Eğer öyle olsaydı, çoktan birbirinizi öldürmüş olurdunuz. Ego öfkelenir ve "dilerim ölürsün, neden geberip gitmiyorsun ki? " der. Ama sınırları koyan yüksek benliktir. Yüksek benlik, rota üstünde kalabilmeniz için içinden geçmek zorunda olduğunuz zorlukların sınırlarını bilir. Bunlar kişiden kişiye değişirler, işte karmaşaya neden olan da budur. Siz tek bir kurallar dizisi olsun istersiniz, sanırsınız ki kurallardır sınırları koyan. Fakat sınırlar bireyseldir, içinde kendinizi rahat hissettiğiniz sınırları bilirsiniz. Kendinize ait bir sınır duygusuna sahipsiniz, kendinizi rahatsız hissetmeye başladığınız zaman sınırlarınızı zorlamakta olduğunuzu anlarsınız.


S- Bize sık sık kurallar olmadığını söylediniz. Eğer kurallar yoksa hayatımı hangi kıstaslara göre yaşayacağım?

C- Dünya katına ilk gelişinizden bu yana, yüksek benlik dediğiniz parçanız deneyimlerinizi kaydetmeye, değerlendirmeye, dışlamaya ya da bağrına basmaya başladı. Tüm hayatlarınızı yaşayıp geçerken, ruhunuz doğal yasaya uygun o doğru deneyimlerinizi saklar, diğerleriyse ortaya çıkar, sonra giderek silikleşir, kaybolup giderler. Birçok hayat boyunca içinizde koruduklarınız, doğal düzene ve Tanrısal yasaya uygun olduğunu deneyimleriniz yoluyla öğrendiklerinizdi. Bir şey yaparken, onun iç yasanıza uygun olup olmadığının söylenmesine ihtiyacınız yoktur. Komşunuzu öldürmenin iyi bir fikir olmadığını idrak etmeniz için, bir elin bunu size göstermesine ihtiyacınız yoktur. Öyle bir tarafınız var ki, muazzam bir "doğru eylem" koleksiyonunu kayda geçirmiş durumdadır, biri size bunları söylediği için değil, siz "yanlış eylemi" yaşamış ve ondaki uyumsuzluğu fark etmiş olduğunuz için. Bunu en derin düzeyde idrak ettiğiniz an, "yanlış eylem" deneyimi iptal edilir. Artık doğru eylem, hayatınızı ona göre yaşadığınız standart haline gelir.
Bir hayatı bırakıp bilincin bir başka alanına geçtiğiniz zaman, bir başka kişi ya da bir başka bilinç için zararlı olabilecek hiçbir şeyi birlikte götüremezsiniz. Bunu gerçekten anladığınız zaman o deneyimleri geride bırakırsınız. Götürdüğünüz, biriktirmiş olduğunuz zararsız düşünceler, duygular ve eylemlerdir. Onlar ufak şeyler ya da çok büyük şeyler olabilir, fakat yüzyıllar boyunca sizi temin ederim ki birikiminiz büyük olmuştur.


S- Kendimi nasıl huzur içinde hissedebilirim?

C- İnsanın kendini huzur içinde hissetmesinin bildiğim tek yolu, "Tanrı cennetindedir ve benim dünyamda her şey yolundadır" şeklinde derin bir içsel duyguya sahip olmasıdır. Durum ne kadar kötü görünürse görünsün, her şeyin her an uyum içinde olduğu duygusudur bu. Bu duyguyla birlikte garip, harika şeyler yapma cesareti gelir. Kendinize günde yüz kere "huzur istiyorum" deyin. "Onu şimdi içimde duymak istiyorum, hiçbir şey bunun kadar önemli değil, haklı olmaya, işitilmeye ihtiyacım yok, barış ve huzura ihtiyacım var şimdi" deyin. Sonra farkındalığınızı dış dünyadan ayırıp içinize, huzurun olduğu yere yönelin ve onu hissetmenize olanak sağlayın. O her zaman orada hazırdır, onu barış ve huzur gücü haline dönüştürmek için harekete geçirmenizi bekler. Bu, bu kadar basittir.


S- Dua hayatımda çok önemli hale geldi. Ama dua etmenin birçok yolu var, nasıl dua edileceği konusunda öğütlerde bulunan birçok insan var. Dua konusunda bir şeyler söyler misiniz?

C- Birincisi, ister doğru ister yanlış şekilde dua ettiğinizi düşünün, yeter ki herhangi bir şekilde dua edin. İkincisi, duanın hedefi aralıksız duada olmak, herhangi bir şekilde sürekli dua etmektir, böylece dua hayatınızın bir parçası haline gelir. Basit olarak dua bilincinizi içe yöneltmek ve daha yüksek bir titreşimi başlatmaktır, bunu ne kadar çok yaparsanız titreşim o kadar güçlenir. Bunun içindir ki, ne için dua ettiğinize ya da nasıl dua ettiğinize aldırmam. Dua eylemiyle birlikte artan bir titreşim oluşturursunuz, sonunda, örneğin son bir saat içinde şu ya da bu şekilde dua etmemiş olduğunuz için üzüntü duyarsınız. Kısa zamanda şunu fark edersiniz ki, bir yanınızla yüzünüzü her an Tanrısal olana çevirebileceğiniz bir yaşam biçimine ihtiyacınız var. Bunun ötesinde olup bitenler önemli değildir.

İyi dua ile kötü dua arasındaki tek fark, kalbinizle mi yoksa zihninizle mi dua ettiğinizdir. Eğer kalbinizle yapıyorsanız, titreşimin harekete geçirildiğini hissedersiniz, eğer otomatik zihinsel bir süreçse fazla bir şey olmaz. Tanrısal olanla bir diyalog istiyorsanız, buna tüm varlığınız katılır, onu duyumsadığınız yer göğüs bölgesidir, yani kalp dediğiniz yerdir. Dua zihinsel bir işlem ya da başkalarının sözlerini düşünmeden tekrarlamak değildir, dualarınızı hissedin. Dua titreşim frekansını yükseltmek içindir, titreşim frekansını başka yollardan yükselttiğinizde duayla yapılan aynı şeyi yapmış olursunuz.


S- Tanrıyı bulmakla, para kazanmak arasında bir seçim yapmak zorunda mıyız?

C- Yüzyıllar boyunca, arayış içindeki varlıklar maddi zenginlikten uzak durmak istediler, çünkü onlara paranın Tanrıyı uzaklaştırdığı öğretilmişti, buna yeterince uzun süre inandınız. Gelecekteki deneyimleriniz, derin bir Tanrı özlemiyle birlikte maddi zenginliğe de sahip olunabileceğini hepinize keşfettirecek. O zaman para ve Tanrı birbirinden ayrı şeyler gibi hissedilmeyecek, üstesinden gelinmesi gereken şey akışın dengelenmesi olacaktır. Çoğunuz maddi kazançları kendinize saklamayacaksınız, birçoğunuz parayı bir elinizle alırken diğer elinizle vereceksiniz. İşte farklı olan da bu olacak, servetin yeni sahipleri onun yeni dağıtıcıları olacaklar.
Uzun bir zaman boyunca, arayış içindeki varlıklar maddi şeylerden uzak yaşadılar ve bir yoksulluk bilinci geliştirdiler. Bu tür bilinci şöyle söyleyerek tersine çevirmeye çalışın: "Bu evrenin bana vermek istediği tüm bolluk ve bereketi ayrım yapmaksızın kabul etmeye ve almaya istekliyim. Onu sorumluluk duygusuyla paylaşmak için elimden geleni yapacağım." Eğer bu fikri psişenize derin bir biçimde ekerseniz, paranın kötü olduğu ya da onu hak etmediğiniz yolundaki o eski inançların üstesinden geleceksiniz. Evrenin size sel gibi akıtacağı her şeye kendinizi açmak için istekli olun. Almaya hazır olun, sonra vermenin sevincini tadın, bu tadın benzeri yoktur!


S- Bir dostum için soru sormak istiyorum. O çok yakınlarda kanser olan karısını kaybetti. Hayatındaki en önemli kişiyi kaybetmenin acısıyla nasıl başa çıkacağını bilmek istiyor.

C- Dostunuza bir anda verebileceğim bir yanıt yok. İnsan olmanın zorluklarından biri de, diğer realitelere açılan kapıların fiziksel doğumla kapanmasıdır. Arkadaşınızın içinde bulunduğu durum açıktır, o karısının sadece bir beden olduğuna inanıyor, ruhsal kanalları karısının iyi durumda olduğunu hissedecek kadar açılmış değil. Lütfen arkadaşınıza yasına sahip çıkmasını ve onu dolu dolu yaşamasını söyleyin. Kaybetme acısının içinde acının bir panzehiri bulunur! Acıyı hissetmeyi sürdürdükçe, bir gün gelir içinizdeki hazine gün ışığına çıkar.

Eğer kendi kaderinizin efendisiyseniz, neden ölümü içeren bir yaşam seçersiniz? Bu çok cüretli bir sorudur ve yanıt kısmen şudur: Amaç, yüzyıllar boyunca dünya deneyimlerinin tadını çıkararak koşuşturmak değildir, buraya sadece bir beden olmadığınızı anlamak için gelirsiniz. Ölüm bunu hatırlatmak için vardır, ıstırap, hastalık ve kayıp hepsi de daha yüce bir amacın bulunduğunu hatırlatmak içindir. Fakat acı çeken birine, her şeyin kendi iyiliği için gerçekleştiğini söylemenin bir yararı olmaz, bu kalbin duymak istediği birşey değildir. Kalp acı çekmektedir, acısına saygı gösterilmelidir. Zamanla acı azalır ve yeni idrakler, yeni farkındalıklar gelmeye başlar. Ölümle sona eren bu hayat bozyapın çok küçük bir parçasıdır. İnsan psişesinin hissetme ve başka bilinç hallerine geçebilme kapasitesiyle kıyaslanacak olursa çok küçük bir bölümdür.


S- Kişi öldükten sonra, yani ruh bedeni terk ettiğinde derhal enkarne olur mu, enkarne olurken niçin belli bir an'ı seçer?

C- Siz ve bu an, hayran olunacak bir güzellik oluşturmaktasınız. Hem dünyevi hem de dünya ötesi, hem geçmiş hem de gelecek olaylarla her yönden bombardıman edilmektesiniz. Tüm bunlar zaman ve mekan dediğiniz şeyin dışında cereyan eder. Birlikte inanılmayacak kadar zengin bir goblen meydana getirmektesiniz. Tüm parçalarınız canlıdır, küçük bir parçanız da fizik bedeninizdir ki, onu kendiniz olarak kabul ediyorsunuz. Ama dostlarım o goblen çok daha geniş ve büyüktür!

O ufak parçanız, o uçsuz bucaksız goblenin bir köşesinde küçük bir dram oynamakta, sonra da ölüm dediğiniz şeyi meydana getirmektedir, aslında böyle bir şey yoktur kuşkusuz. Ruh bedeni terk eder mi diye sordunuz, evet gerçekten terk eder, çünkü geldiği gibi geri döner. Doğduğunuzda ruhunuz gelip bedeniniz içine kilitlendi, öldüğünüz zaman da kilidi açarak çıkıp gider, fizik beden içine hapsedilmekten kurtulduğu için genişler. Sizi temin ederim ki bu harika bir duygudur, tıpkı şişe içindeki cine benzer, bir anda şişenin tıpası fırlar ve cin dışarı çıkıp göğü doldurur. İşte öldüğünüz zaman ruhunuzun hissettiği böyle bir duygudur.

Bedeni terk ettikten sonra çevrenize bakmaya ve son dünya hayatınızın olaylarını inceleyip ayıklamaya başlarsınız. O yeni idrakinizle, son hayatınızda gerekeni idrak edememiş olduğunuzu anlarsınız, çünkü dünya katına idrak etmek için geldiğiniz şey Tanrısal olduğunuz bilgisidir. Siz çeşitli deneyimler içinden geçen tanrısınız ve bu ayrılıklar dünyası bir illüzyondur. Eğer bunu idrak edememişseniz, fark edersiniz ki bunu başarıncaya dek belli bir farkındalık düzeyinin üstüne çıkamayacaksınız. Böylece yeniden enkarne olmaya karar vereceğiniz bir noktaya gelirsiniz. Zamanı, yeri ve en uygun insanları seçip enkarne olursunuz. Temelde bu iş bu kadar basittir, basittir çünkü siz öylesine enginsiniz ve bu kararı vermek için gerekli sınırsız bilgiye ulaşma olanağına sahipsiniz. Olanaklar sonsuzdur, hepsi de bilgisayarınızda mevcuttur. Sadece elinizdeki verilere dayanarak kararınızı verip geri dönersiniz.


S- Aids denilen hastalığın dünyayı böylesine dehşet verici biçimde sarması ne anlama geliyor?

C- Bir varlık ölüm için en uygun anın geldiğini fark ettiğinde ölmeyi seçer. Her şeyin dengelendiği ve ölümün en iyi şey olduğu bir zaman vardır. Yapılması gerekli şeyin yapılması için moment azami dereceye ulaşmıştır. Zihinsel, fiziksel ve duygusal açıdan varlık hazır ve gönüllü olduğu anda gitme zorunluluğu doğar. Bu içten seçim derin bir düzeyden gelen istek ve iradeyle yapılır. Biri sokakta yürürken başına bir tuğla düşer, bunun yersiz ve anlamsız bir kaza olup olmadığını merak edersiniz. Ama hayır, o eylemin yerli yerindeliği ve uygunluğu hakkında içsel bir biliş vardır. Olay geride kalanlar için kasvetli ve zor görünür. Bununla birlikte insanlar seçenekler dağarcığından bulabildiklerini seçerler. Varlığın bütünü gitme vaktinin geldiğini söylediğinde, kişi çevresine şöyle bakıp bir yol seçer. Kalmak gerekli olmaktan çıktığı zaman, kalış uygun olmaktan çıkar. Acı verici ama doğru!
Birinin diğerine yardım etmek için öldüğünü asla söylemeyin, bu doğru değildir. Bir bilinç ölür çünkü zamanı gelmiştir. Ölmeye başladığınızda bunu bileceksiniz. Diyeceksiniz ki, "ben sadece o kişi için ölmüyorum. Ben ölüyorum çünkü buna ihtiyacım var, çünkü mekanizmamda belli şeyler bana zamanın geldiğini söylüyor. Kalkış rampası hazır ve ben gidiyorum." Çevrenize bakar seçiminizi yaparsınız. Orada ne varsa, neye ulaşabilirseniz, size ne öğretici olacaksa onu alırsınız. Aidsten ölen birçok insan muazzam bir güçle, zaferle ölüyor. Bu fırsatın gücü ve yoğunluğu artık kullanışlı olmaktan çıktığı zaman bir çare, bir tedavi bulunacak. Eğer konuya olumlu yönden bakacak olursanız, göreceksiniz ki insanlar bu gezegeni terk etmek için yeni ve yaratıcı seçimler yapma ihtiyacındalar.


S- Hastalık ve ölüm konusunda kendi seçimimi yaptığımı hissediyorum, fakat hayvanlar için ne diyeceğim? Yakalandıkları hastalıkları nasıl açıklayacağım? Onlar seçimlerini kendileri mi yaparlar, yoksa hastalıkları sahiplerinden mi kaparlar?

C- Yaban doğada doğmayı seçen bir hayvanın bilinciyle, evcilleştirilmeyi ve insanlarla birlikte yaşamayı seçen hayvanın bilinci arasında bir fark vardır. Hayvanların sizinle birlikte yaşayarak yapmaya çalıştıkları şeylerden biri de, hissetme kapasitelerini genişletmek, başkalarının duygularını anlayıp paylaşmaktır. Evcilleşmiş hayvanların empatik deneyimleri, farklı kararlar almaları gereken vahşi doğadaki hayvanların deneyimleriyle aynı değildir.

Sizinle yaşayan bir hayvan varsa, ondan neler almakta olduğunuzu hayal bile edemezsiniz. Siz onları eğitirken, onlar tarafından eğitilirsiniz de! Bu insan bilincinin bir yöne, hayvan bilincinin bir başka yöne gidişi tarzında değildir. Onlar birbirlerinden öğrenirler, bazen hayvan daha istekli bir öğrencidir. Bu empati deneyiminin bir yan ürünü olarak hayvanlar insan arkadaşlarındaki inançların bazılarını yankılandırırlar, bu da insan psişesinin hastalıklarına maruz kalmaları demektir. Eğer yabanıl hayatta olsalardı bu hastalıklara yakalanmayacaklardı. İnsana karşı duydukları empati nedeniyle, kimi zaman insan hastalıklarından bazılarını kendi bedenlerine almak için bilinçli kararlar verirler. Bir hayvanın bedeni hastalığa ve acıya insandan farklı davranır. Onlar bu zorlukları doğal şekilde kabul ettikleri için insanlara oranla daha az acı çekerler.


S- Çocuklar neden özürlü doğarlar? Onları iyileştirmeye çalışmalı mıyız?

C- Hepinizin Bir olduğunu, tüm hayatın Bir olduğunu deneyim yoluyla anlamanız için, insani durumların sunduğu belli bazı büyük verilerle güreşmeniz gerekir. Bunlardan biri de özürlü doğmak ya da yaşarken özürlenmektir. Sizinle aynı fikirde değilim, bir özürlü çocuğun ya da kişinin geçmişte yanlış bir şey yaptığı için şimdi bunun bedelini ödemek zorunda olduğu şeklindeki zannınıza katılmıyorum. Bana göre bu özürlü varlıklar dünyaya daha çok sevgi, ışık, güç ve güzellik getirme kararlılığıyla gelirler. Başarıya ulaştıklarında, zafer kazanmış kahramanlar gibidirler, ihtiyaç duymadıkları tek şey merhametinizdir! Onlara acımaya nasıl cüret edebilirsiniz ki, inanılmaz bir kısıtlanmışlık içinde, İsa'nın temsil ettiği nitelikleri dünyaya verebileceklerini göstermek için bir savaşçı olarak gezegene gelmişlerdir. Kanımca onlar alkışlanmaya layıktırlar.
Onları iyileştirmeye çalışmalı mısınız? Mutlaka. Kimileri, belli dertlerin onlara karmaları gereği verildiğini, dolayısıyla bu konuda bir şey yapılmasına gerek olmadığını söylerler. Eğer hayatınızda özürlü biri varsa sizin karmanız ne oluyor? Hiç kimse hayatınıza nedensiz yere öylesine düşüvermez, bunların uygun bir nedeni daima vardır. Bir özürlü çocuk varsa şu soru sorulmalıdır: "Bu olayın benimle ilgisi ne?" Genellikle bu soru, o varlığa bir neşe ve kabul hali içinde şefkat ve kararlılıkla bakma yeteneğinizle ilgilidir. Lütfen anlayın, gözünüzle gördüğünüzden çok daha fazlası cereyan etmektedir. Eğer bedenden fazla bir şey olduğunuzu anımsayabilirseniz, onların da öyle olduklarını anımsayacaksınız!
Hiçbir fiziksel dert, kendini farklı ve hayatın dışında hissetmek kadar acı vermez, en büyük acı budur. Size düşen, farkındalığınızı onlarınkiyle birleştirerek ayrılık duygusunu gidermektir. Onları içinize kabul edin, utanıp uzağa itmeyin, yüzlerine, gözlerinin ta içine bakın, doğruca varlıklarının derinliğine bakın. Ve bırakın sizi görsünler, bu anlar kendinizi tümüyle verdiğiniz anlardır. Buna karşılık onlar da bilecekler ki, siz Bir Olanın varlığını fark etmektesiniz, siz kendi payınıza düşeni yerine getirirken, onlar da kendi paylarına düşeni yerine getireceklerdir.


S- Ecstasy ( esrime) adlı ilaç ruhsal gelişme ve uyumlu ilişkiler için kullanılabilir mi?

C- Öyle sanıyorum ki Ecstasy tamamen yeni bir şey ve yaratıcı ilaç kategorisinin oluşturulmasına yardımcı olmuş, yani belirli bir amaç için yaratılmış. Dünyada ilk uyanışınızdan ve buraya saplanıp kaldığınızı hissedişinizden bu yana, ölmeden bedenin kısıtlamalarından kurtulmanın yollarını arayıp durdunuz. Kiminiz hayatlar boyu kolay çıkış yolunu seçme alışkanlığına hizmet ettiniz. Tütün, alkol, seks ve uyuşturucu gibi yollar, bedenin sınırlamalarından kolay kaçış çareleri sağladılar, böylece yaygın yöntemler haline geldiler.

Bir ilaç deneyimi sırasında neler olduğuna bir bakalım. Böyle bir ilacı bünyenize aldığınız zaman, uzun bir süredir korku yüzünden kapalı olan alanları açarsınız. Korku sizin için başlıbaşına bir sorunken, korkunuzu daha da artıracak bir ilacı almanın pek anlamı yoktur. Bu ilaçlardan bazıları kesinlikle korku üreticidir. Olabildiğince çok sayıda merkezi zorla açmak ve oralardaki gizli malzemeyi karşı konulmaz bir deneyim halinde bir seferde ortaya dökmek onların işidir. Bu tezahüre "negatif gezi" adını vermeniz şaşırtıcı bir şey değil!

Bazı ilaçların etkisi ise belli bir merkezin yumuşak ve nazik biçimde açılması şeklinde olur, Ecstasy de bunlardan biridir. Şimdi bu onun tamamen zararsız olduğu anlamına mı gelir? Hiçbir şey tamamen zararsız değildir dostlarım. Onu önerir miyim? Onu ne önerir, ne de mahkum ederim. Şunu anlamanızı istiyorum ki, bu ilaçlar enerji alanınızın bir bölümünü birdenbire ve zorla açarlar, oysa bu konuda kararlı olsaydınız bu işi kendi başınıza da yapabilirdiniz. İlaçların getirdiği zorluk tembellik vermelerindedir, onları yutarak yükselme deneyimleri yaşamak kolaydır, ama sizi tembelleştirdikleri de bir gerçektir. Eski günlerde, inisiyasyon törenlerinin bir bölümü bedene belli doğal maddeler almaktı. İnisiyenin farklı bilinç düzeylerini anlaması için, şaman ona bu maddeleri kullandırırdı. Fakat biz kontrollü bir kullanımdan söz ediyoruz, o maddeyi veren ya da töreni yöneten kişi neyin olacağını tam anlamıyla bilirdi. İnisiyeyi izler, gerek duyduğunda müdahale ederdi, bugünlerde böyle şamanlar yok. Öyleyse bu işlevi siz üstlenmeli ve kendinizi güvenebileceğiniz bir çevreyle kuşatmalısınız.

İlaç bünyenize darbe etkisi yaptığında bazı merkezleri açar ve bir an için sizi farklı bir realiteyle yüz yüze getirir. Bu noktada durum zorlaşır, zihniniz ilacın bir deneyim yaşattığını ve bunu ilaçsız olarak tekrarlamanın mümkün olmadığını söyler. Bu doğru değildir! Çünkü o haldeyken deneyimlediğiniz şeye, o anda açılan kapıya doğal halinizdeyken de ulaşabilirsiniz. Lütfen anlayın, bu deneyimler sadece bedeninize dıştan bir şey aldığınız zaman yaşanmaz. Bir merkezi açtığınız ve orada olanı gördüğünüz zaman yaşamış olduğunuz deneyimin gerçek olup olmadığını anlamak, onu kendi başınıza harekete geçirerek keşfetmek artık size kalmıştır. İşte bunun için geçmişte insanların çoğuna kutsal törenler için izin verilmezdi, çünkü onlar o bilinç halini hayatlarına dahil etmek için günbegün çalışmaya istekli değildiler.

Bu ilacı kullananlar değişik bilinç hallerinden hoşlanırlar, fakat bu hali gerçek anlamda hayatlarına dahil etmek için gerekli disiplinden geçmek istemezler. İlaç aldığınızda yapılması gereken tek dua, aynı deneyimi normal zamanda nasıl tekrarlayabileceğinizin size gösterilmesini dilemektir. Bırakın o deneyim size rehberlik etsin, ilaca bağlı olmayan yolu bulun ve hayatınıza devam edin. Size bilgi verildiğinde onu idrak etmiş gibi hareket etme sorumluluğunuz var! İlaç deneyimi karmaşa ve şaşkınlık yaratıcı olabilir, çünkü çoğunuz o sorumluluğu kabul etmezsiniz.

Eğer bu ilacı kullanmayı seçerseniz, bilin ki önemli olan niyetinizdir. Onu daha alt düzeydeki merkezleri uyarmak için kullananlarınız, daha alt düzeydeki deneyimleri yaşayacaklardır. Her ne yaparsanız yapın önemli olan niyetinizdir. Aradığınız deneyimleri sağlaması için kendi dışınızdaki bir şeyden medet ummayın. Salt yaşama sevinciyle, anbean yaşanan keyifle, sadece yaşayarak yükselmenin mümkün olduğunu öğreninceye kadar kimse bu gezegeni (boyutu) terk edemez. Bunu yapabildiğinizde, bu her yönüyle kendinizi Yaradan'a açtığınız ve Tanrısal olanın içinizden akıp gittiği anlamına gelir.


S- İlişkilerde bir kişinin amacı diğerininkinden daha önemli olabilir mi?

C- İlişki ne hakkındadır? İlişki farklı frekanslara sahip ama birbirine çekilecek kadar da benzerlikleri olan iki kişi arasındadır. Eğer birbirinize çok güçlü ve yoğun biçimde çekilirseniz, aşık olmak dediğiniz deneyimi yaşarsınız. Ne zaman bir kıskançlık, sahiplenme, gıpta, öfke ya da benzeri bir duyguya kapılırsanız, bünyeniz alarm vermek zorundadır. Bilmelisiniz ki, o anda henüz tamamlamamış olduğunuz alanlarınızdan biriyle karşılaşmışsınızdır, düzeltilmesi gereken o alanlarla hemen yüzleşmeye başlamalısınız. İlişkilerin düzeltilmesi, pürüzsüz ve akıcı hale getirilmesi basit bir şekilde yapılabilir. İlk adımda % 100 sorumluluk üstlenin. Eğer kıskançlık duyuyorsanız sizi kıskançlığa sevk eden şey dışarda bir yerde değildir. Dışta bir olay cereyan etmiş olabilir, fakat gerçek şu ki içinizde bir şey buna yanıt vermiştir, çünkü kıskançlık isteyip de sahip olamadığınız bir şeye başkasının sahip olduğunu gösterir. Çözüm onu edinmektir, öbür kişinin onu size vermesini talep etmek değil. Ben burada maddi nesnelerden söz etmiyorum, huzur, güven ve mutluluk gibi içsel konulardan söz ediyorum.

Psişenizin çözümlenmesi gereken birçok farklı bölümü vardır. O bölümlerden kaynaklanan projeksiyonları karşınızdaki kişiden uzaklaştırıp tekrar kendi içinize yöneltirseniz, istediğiniz şeyi elde edebileceğinizi göreceksiniz. Öyleyse yana yakıla ihtiyaç duyduğunuz şey kendi içinizdedir. Şimdi aldığınızdan daha fazlasına layık olduğunuza inanmadığınız sürece hiçbir şey değişmeyecektir. Hayattaki amacınız bütün olmaktır.


S- İnsan uzun yıllar güvenmiş olduğu biri tarafından ihanete uğradığını hissettiği zaman içinde kabaran duygularla nasıl başa çıkabilir?

C- Yapılacak ilk iş öfkenizi ve acınızı kabul ve teyit etmektir. Geçmişteki koşullanmalar yüzünden öfke, düşmanlık ya da ihanet kabul edilemez olarak yargılanır. Ne hissediyorsanız onu hissettiğinizi dürüstçe kabul etmelisiniz. Fizik bir beden içindesiniz ve bir duygu bedenine sahipsiniz, duygu bedeninin işi de duyguları hissetmektir. Duygusal tepkilerinizi kabul ve teyit etmek, onların doğrultusunda hareket etmek değildir. Kendinize duygu ve heyecanlarınızı hissetme olanağı verirseniz, genişlediğinizi hissetmeye başlarsınız, kendinizi daha çok kabullenmeye, daha bütün hissetmeye başlarsınız ve zamanla o olaya ilişkin duygularınızda dengeye gelebilirsiniz.


S- Korku konusunda bir şeyler söyler misiniz?

C- Korkuya düştüğünüzde korkunuzu artırıcı biçimde davranırsınız, çünkü karşınızdaki kimselerin de aynı şekilde korkuyla hareket etmelerine neden olacak tüm o paranoyakça şeyleri yapmaya başlarsınız. Bu da korkunuzla ilgili inancınızı körükler, bu böylece devam edip gider. Şimdi bunu nasıl durdurmalı? Bu süreci gerçekten durdurabilecek tek bir yol vardır, o da ona yakın bir dikkat göstermekle ve onu bedeninizde gerçekten hissetmekle başlar.
Eğer korkuyu yıldırıcı ve dehşet verici bir şey değil de, gerçek ve yardımcı bir şey olarak kabul ederseniz, sorunun çok büyük bir bölümünü çözmüş olacaksınız. Enerji sizinle konuşacaktır, o size rüyalar, imgeler, semboller aracılığıyla; vizyonlar, fikirler, dürtüler aracılığıyla seslenecek, anlayabileceğiniz bir biçimde sizinle konuşacaktır. Onu temel bir ikilemi çözmek için yaklaşmakta olan bir enerji gibi görebilirsiniz. Onun değerini takdir edecek, yaklaşmasını sevgi ve özenle kabul edeceksiniz. Sonra çok garip bir şey olur. Korkuyu deneyimlemek istersiniz, bu deneyimi istemeye başladığınız zaman oyun hemen hemen sona ermiştir, çünkü şimdi içinizdeki sona ermemiş süreci sona erdirmek için hazırsınız demektir. O an geldiğinde işler yoluna girmiştir.


S- Cinsel ilişkinin en yüksek amacı nedir? Eğer herşey Yuvaya dönüş içinse cinsel eylemin yardımını nasıl kullanabiliriz?

C- Cinsel ilişki enerji alanınızı değiştirir, eşinizin enerjisiyle derin bir düzeyde birleşip kaynaşır. Öyleyse cinsel ilişkiye girmeden önce kendinize sormanız gereken ilk ve son soru şudur: "Ben bu kişinin özünü kendi hayat deneyimimin, duygu tonumun bir parçası olarak istiyor muyum?" Eğer yanıt evetse, o zaman bunun tadını çıkarmanızı, eğer yanıt hayırsa, o zaman bir kez daha düşünmenizi öneririm.

Bir cinsel birleşmede birbirinizin özünden içinize aldıklarınız, beşeri kattaki bir başka yoldan aldıklarınıza oranla çok daha fazladır, onun bu kadar çekici olması da bu yüzdendir. Cinselliğin çekiciliği sadece zevk açısından değildir, o çekicidir çünkü zaman/uzayın birkaç anı boyunca siz bir başka insanla birleşebildiğinizi bilirsiniz. Kendinizde bir çoğalma, bir dolgunluk hisseder, enginleşirsiniz, artık yalnız değilsinizdir. Birleşim iki insan birbirine önem verip özen gösterdiği zaman gerçekleşir. Cinsel enerji her zaman cinsel eylemle gelmez. Cinsellik doğru şekilde kullanıldığında çok güçlendirici bir aygıttır, yani farkındalıkla kullanıldığında demek istiyorum, ustalıkla değil! Bilinçli seçimleriniz sayesinde cinsellik sizi Yuvaya götüren yol olabilir.


S- Dünya insanları arasındaki barış ve sevgiye ne oldu?

C- Enerji arttığı zaman, bu ister bir titreşimin güçlendirilmesi olsun, ister bir yardım çağrısına yanıt olsun, gezegensel sistemin sadece pozitif yönlerini artırmaz. Eğer böyle olsaydı işler çok daha kolay olurdu. Fakat enerji gezegen ortamına girdiği ve orada kaldığı sürece, her şeyi eşit ölçüde aktive eder. Güneş nasıl her yerde parlarsa, enerji de öylece her şeye nüfuz eder. Böylece, gölgede gibi görünenler daha koyulaşırken, ışıkta gibi görünenler daha aydınlık gözükeceklerdir.

Dostlarım, karanlığın arttığını gözlemlediğiniz zaman yapılacak fazla bir şey yoktur. Sadece gitgide artan bir güçle günbegün kendi ışıklı yanınızı aktive etmeyi sürdürün. Kutbiyetlerin artışını durduramazsınız, onlar birlikte artarlar, fakat bu umutsuzluk verici bir açıklama değildir, bu bir özgürlük sözüdür. Kendi içinizdeki gücün artışına ne kadar çok hizmet ederseniz, durum ne denli zor görünse de zamanla her şeyin doğru yönde ilerlemekte olduğunu o kadar iyi anlayacaksınız. (Sayfa: 173-235)

Tiversonus

#7
Dannion Brinkley'nin Ölüme Yakın Deneyimi ve 13'cü Burç


1975 yılında, Dannion Brinkley gökgürültülü bir fırtına esnasında telefonda konuşuyordu. Telefon kablosuna düşen bir yıldırım başına ve vücudunun diğer kısımlarına binlerce voltluk elektrik gönderir. Kalbi durur ve ölür, fakat işin aslında, bir NDE yaşamıştır. Brinkley morgda 28 dakika sonra yeniden canlandığında, anlatacağı müthiş bir hikayesi vardı. Aşağıdakiler Paul Perry ile yazdığı kitabı Saved By the Light'tan alınmıştır.


Sonrasında duyduğum ilk ses bir yük trenine benzeyen bir sesin kulağıma ışık hızıyla gelmesiydi. Elektrik şokları bütün vücudumdan aktı ve her hücremi pil asitinin içinde eridiğini hissettim. Ayakkabımın çivileri yerdeki çivilere yapışmıştı dolayısıyla havaya fırladığımda ayaklarım ayakkabılarımdan çıktı. Gözümün önünde tavanı gördüm ve yatağımın üzerine düşerken bir dakika için nasıl bir gücün bu kadar acıya sebep olabileceğini ve beni bu şekilde tutabileceğini tahmin edemedim. Bir saniyenin bile yarısı kadar olan bir süre bir saat gibiydi.


Korkunç bir acıdan sonra kendimi huzur ve sakinlik verici bir denge hissiyatında buldum. Daha önce hiç bilmediğim ve şu ana kadar da hiç hissetmediğim bir histi. Sanki çok güzel bir sakinlik içinde banyo yapmak gibiydi. Ne olmuş olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu, ama bu kadar huzur içinde olmama rağmen nerede olduğumu bilmek istiyordum.


Etrafıma bakmaya başladım, havada dönüyordum. Aşağımda yatağın üzerine fırlatılmış vücudum vardı. Ayakkabılarım tütüyordu ve telefon ellerimde erimişti. Sandy'nin odaya koştuğunu görüyordum. Yatağın yanında durup bana korkunç bir ifadeyle bakıyordu, tıpkı bir ebeveynin çocuğunu yüzme havuzunda ters dönmüş bir şekilde yattığını gördüğündeki ifade gibiydi.


Tommy 10 dakikadan az bir süre içerisinde geldi. Ters bir şeyler olduğunu biliyordu çünkü patlamayı telefondan duymuştu. Tommy'nin beni tutmasını ve ambulans geciktiği için küfürler ettiğini izledim..Siren sesleri duyulmaya başlamıştı. Sağlık görevlileri beni sedyeye koyup ambulansa götürürlerken üçünün tepesinde uçuşuyordum, Sandy, Tommy ve kendim.


Havalandığım yerden, herkesten 5 metre kadar yükseklikte, yüzüme düşen yağmuru ve ambulans ekibinin arkalarının ıslandığını görebiliyordum. Gördüğüm perspektif bir televizyon ekranı gibiydi. Öfke ve acı duymadan, sedyedeki kişinin titreyip, seğirip, sıçradığını seyrettim. Ölü bedenimden ambulansın önüne doğru baktım. Bir tünelin oluştuğunu gördüm, bir hortumun gözü gibi açılıyor ve bana doğru geliyordu. Ben hiç kımıldamadım, tünel bana doğru geldi.


Çan sesleri vardı tünel bana doğru ve sonra da etrafımda spiral çizerken. Hemen sonrasında görülen hiçbirşey yoktu. Ne ağlayan Sandy, ne ambulans ekibinin ölü bedenime kalp masajı yapması, ne hastaneyle telsizden yapılan çaresiz konuşmalar.. sadece bir tünelin beni bütünüyle sarışı ve yedi çanın ardı ardına ritmik bir şekilde çalan güçlü güzel sesleri..


Karanlığa doğru baktım. Yukarıda bir ışık vardı ve ona doğru elimden geldiği kadar hızlı hareket etmeye başladım. Bacaklarımı kıpırdatmadan ışık hızıyla hareket ediyordum. İlerledikçe ışık daha da parlaklaşıyordu ta ki bütün karanlığı yok edecek ve beni tamamiyle gözalıcı bir ışık cennetinde bırakana kadar. Bu gördüğüm en parlak ışıktı, ve buna rağmen gözlerimi birazcık bile acıtmıyordu. Bu ışık, karanlık bir odadan güneşli bir odaya geçildiğinde hissedilen acının tam tersine, gözlerimi rahatlatıyordu.


Sağıma doğru baktım ve sisin arasından gümüş bir formun bir siluet şeklinde görünmeye başladığını fark ettim. Yaklaştıkça sevgi kelimesinin bütün anlamlarını içeren derin bir sevgi hissetmeye başladım. Sanki sevgilim, annem ve en yakın arkadaşımın binlerce kat fazlası gibiydi. Işık varlık yakınıma geldikçe, bu sevgi hissiyatı o kadar yoğunlaştı ki dayanamayacak kadar zevk vericiydi.


Işık varlık tam önümde durdu. Onun özüne doğru baktığımda, renk prizmaları, sanki her birinden gökkuşağının renklerini yayan binlerce minik pırlantadan oluşmuş gibiydi.


Onun varlığında kendimi çok rahat hissettim, varlığındaki samimiyet sanki hissettiğim bütün duyguları hissettiğine inanmamı sağladı. Aldığım ilk nefesten yıldırım çarpmasıyla cızırdayana kadar.. Bu varlığa bakarken kimsenin beni ondan daha fazla sevemeyeceğini, ve kimsenin bana karşı ondan daha fazla empati, sempati, cesaretlendirme, yargısızlık ve merhamet duyamayacağını hissediyordum.


Işık varlık beni içine çekti ve bunu yaptığında bütün hayatımı yeniden deneyimledim, bütün başıma gelenleri hissettim ve gördüm. Sanki bir su baskını olmuş ve beynimde kayıtlı olan bütün hatıralar dışarı taşmış gibiydi.


Hayatımı gözden geçirmeyi bitirdikten sonra bir noktaya gelmiştim, az önce tanık olduğum şeylere baktığımda tek bir sonuç çıkıyordu. Utanmıştım. Farkına vardım ki çok bencil bir hayatım olmuş, insanlara çok ender yardım etmişim. Kardeşlik sevgisiyle neredeyse hiç gülümsememiştim ve kimseye kötü durumda olduğu için 1 Dollar ( Burada tercümenin düzeltilmesi gerekiyor) vermemiştim. Hayatım kendim ve sadece kendim içindi. İnsanlara hiç önem vermemiştim.


Işık varlığa baktım ve çok derin bir üzüntü ve utanç hissettim. Bir azarlama, ruhumun kozmik bir şekilde sallanmasını bekledim. Bütün hayatımı gözden geçirdim ve gördüğüm gerçekten değersin bir insandı. Bir azarlama değil de ne hak ediyordum?


Kim olduğun Tanrının yaptığı bir farklılıktır.... Dedi varlık...Ve o fark sevgidir...


Aslında hiçbir konuşma olmuyordu, ve bu düşünce bana telepatik ( farklı bir telepati yoluyla )bir şekilde iletiliyordu. Bugüne kadar bu kelimenin manasının ne olduğundan emin değildim. Fakat söylenilen buydu.


Tekrardan bir gözden geçirme süresi yaşatıldı. İnsanlara ne kadar sevgi vermiştim? Onlardan ne kadar sevgi almıştım? Ve biraz önce gördüklerime bakılırsa, yaptığım her iyi olaya karşılık neredeyse 20 kötü olay yaratmıştım. Eğer suçluluk şişmanlık olsaydı, 230 kilo gelirdim.


Işık varlık uzaklaştığında, suçluluğun getirdiği ağırlık üzerimden kalktı. Gördüklerimde acıyı ve ıstırabı hissetmiştim fakat tüm bunlardan hayatımı değiştirebilecek bilgiyi öğrenmiştim. Varlığın mesajını başımın içinde telepati şeklinde duyabiliyordum:


İnsanlar dünya üzerinde iyilik yaratmak için varolan güçlü spiritüel varlıklardır. Bu iyilik, genellikle cesur hareketlerle gerçekleştirilmez, insanlar arasındaki şevkatli tekil haraketlerle varolur. Önemli olan o küçük şeylerdir, küçük davranışlardır, çünkü kendiliğinden gelişen heraketler onlardır ve insanın gerçek kişiliğini gösterir...


Çok mutlu olmuştum. Artık insanlığı geliştirecek basit sırrı biliyordum. Hayatınızın sonunda hissettiğiniz sevgi ve iyi hisler yaşarken verdiğiniz sevgi ve iyi hislere eşit. Bu kadar basitti.


...Artık bu sırra sahip olduğum için hayatım daha iyi olucak... dedim Işık varlığa.


O sırada fark ettim ki geri gitmiyordum. Artık yaşayacak bir hayatım kalmamıştı. Üzerime yıldırım düşmüştü. Ölmüştüm.


Kanatsız kuşlar gibi, katedrallerle dolu bir şehre sürüklendik. Katedraller içeriden parlayan bir ışıkla dolu kristalden yapılmış gibiydiler. Korkmuştum. Bu yerin havada titreşen bir gücü vardı.. Bir öğrenme yerinde olduğumu biliyordum. Hayatımı yeniden gözden geçirmek için veya değerinin ne olduğunu anlamak için değil, bilgilendirilmek için oradaydım.


Yapıya girdiğimde, Işık Varlık artık benimle değildi. Onu görebilmek için etrafıma bakındım ve kimseyi göremedim. Odada sıralar hizalanmıştı, ve yayılan ışık her şeyin parlamasını ve sevgi gibi hissedilmesini sağlıyordu...


Hemen sonra, podyumun arkasındaki boşluk Işık varlıklarla doldu. Benim de oturmakta olduğum sıralara doğru bakıyorlardı, ve onlardan şevkatli ve bilge bir ışık saçılıyordu.


Sırada oturdum ve bekledim. Daha sonra olan şey ruhsal yolculuğumun en muhteşem kısmıydı.


Podyumun arkasında dururlarken varlıkları sayabiliyordum. Onüç tanelerdi, omuz omuza yan yana duruyorlardı ve sahneye yayılıyorlardı... Onlar hakkındaki diğer şeylerin de telepatik bir yolla farkındaydım. Her biri insanoğlunun sahip olduğu değişik duygusal ve psikolojik özellikleri temsil ediyorlardı. Mesela, varlıklardan biri kuvvetli ve tutkuluyken bir diğer artistik ve duygusaldı. Biri cesur ve enerjikti, biri sahiplenici ve sadıktı. İnsan terimlerine göre, her biri zodyağın bir burcunu simgeliyordu.


Spiritüel terimlere göre, bu varlıklar burçları da geçiyordu. Bu duyguları benim hissedebileceğim bir yoğunlukta çıkartıyorlardı.


Şu anda artık bu yerin bir öğrenme yeri olduğunu biliyordum. Burada bilgi içinde demlenip, daha önce hiç eğitilmediğim gibi eğitilmiştim. Kitaplar yoktu, ezberleme yoktu. Bu ışık varlıklarının huzurunda, bilginin kendisi olmuştum ve bilinmesi gereken her şeyi biliyordum. Her türlü soruyu sorabilir ve cevabını bilebilirdim. Sanki bilgi okyanusunda bir su damlası veya ışığın bildiği her şeyi bilen bir ışın olmak gibiydi.


Varlıklar bana birer birer geldiler. Her biri yaklaştığında, göğüslerinden video kaseti büyüklüğünde bir kutu çıkıyor ve tam suratıma yakınlaşıyordu.


Bu ilk olduğunda, bana vuracağını düşünerek ürpererek geri çekildim, ama vuruştan hemen önce, kutu açıldı ve dünyada olacak olan bir olayın küçük bir televizyon resmi gibi bir şeye dönüştü. Seyrederken, resme doğru çekildiğimi hissettim ve sonra da olayı sanki içindeymişim gibi canlı olarak yaşadım. Bu oniki kere oldu ve oniki kez gelecekte dünyayı sarsacak olayların ortasında durdum.


O sırada bunların gelecekte olacak olaylar olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim çok mühim olayları gördüğümdü ve bunlar sanki bana gece haberleri gibi geliyordu, yalnız bir tek farkla; ekrana doğru çekiliyordum.


Dannion'e daha sonra kehanet niteliğindeki vizyonlar gösterilmiş ve 28 dakika sonra morgdaki bedenine geri döndürülmüştü.


http://www.near-death.com/experiences/evidence11.html

Tiversonus

#8
Hayata tekrar gelen ABD'li pilot

ABD'de yaşayan 3 yaşındaki çocuğun anlattıkları ailesini hareketi geçirdi.

3 yaşındaki James Leininger her gece "Uçak alev aldı, düşüyorum" diye çığlık atarak uyanıyor, sonra da "Ben James Huston'ım... Jack Larsen, Natoma" diye sayıklıyordu. Bir süre sonra bir anormallik olduğunu farkeden ailesi, onun savaşta ölen bir pilotun ruhunu taşıdığına inandı ve reenkarnasyonu araştırmaya karar verdi.

ABD'de, İkinci Dünya Savaşı'nda ölen bir pilotun yeniden dünyaya gelişinin hali olduğunu söyleyen 3 yaşındaki çocuğun gerçek hikayesini anlatan "Soul Survivor" adlı kitap satış rekorları kırıyor.

"Soul Survivor" (Sağ Kalan Ruh) adlı kitap, bir haftada New York Times'ın en çok satanlar listesine 35. sıradan girdi.

Küçük James Leininger 3 yaşına kadar normal bir çocuktu ancak 3 yaşında garip kabuslar görmeye başlayıp "Ben James Huston'ın" diye tekrar tekrar sayıklaması ailesini endişelendirdi. Küçük çocuk, bir gün oyuncakçıda gördüğü uçak için "Bu bir Corsair" dediğinde annesi Andrea büyük bir şok geçirdi.

James'in kâbuslarında uçağının Japonlar tarafından vurulduğunu, alev aldığını ve düştüğünü anlatması üzerine annesi oğlunun 2'nci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden bir pilotun reenkarnasyonu olduğuna inanmaya başladı. Ancak babası Bruce ikna olmadı ve ona uçağının nereden kalktığını sordu. James, tereddüt bile etmeden "Natoma" diye cevap verdi.

Natoma, 2'nci Dünya Savaşı'nda kullanılan bir uçak gemilerinden birinin ismiydi. Küçük çocuk birkaç hafta sonra bir kitapta Japonya'da Japon ve ABD'li askerlerin karşı karşıya geldiği Iwo Jima adasının resmini gördü ve babasına "İşte uçağım burada düştü" dedi. Jack Larsen ise onun en yakın arkadaşı olan bir başka pilottu.

Bruce, oğlunun hikayeyi uydurduğunu kanıtlamak için Jack Larsen'i bulmaya karar verdi. Natoma gazilerinin toplantılarına katıldı ve nihayet Larsen'i buldu. Ancak acı gerçeği ondan öğrendi. 1945'teki Iwo Jima Savaşı'nda yalnızca bir ABD'li pilot ölmüştü ve o da terhis olmadan önce son görevine giden 21 yaşındaki James Huston'du.

Huston'un uçağı Japonlar tarafından vurulmuş ve aynı oğlunun anlattığı gibi alev alarak okyanusa çakılmıştı. Bruce James'in yaşayan son akrabası 84 yaşındaki kardeşi Anne'i buldu ve oğluyla bir araya getirdi. Anne 2 yaşındaki çocuğun anlattıklarını dinledikten sonra büyük bir şok geçirdi ancak onun kardeşinin reenkarnasyonu olduğuna inandığını söyledi. Leininger ailesinin yazdığı ve James'in hikayesini anlatan "Soul Survivor" adlı kitap ABD'de satış rekorları kırıyor.

http://www.kalitelihayat.com/dunya-dan-haberler/hayata-tekrar-gelen-abdli-pilot.html

Tiversonus

#9
--Dr. Karl Nowotny---
BİR DOKTORUN RUHSAL
DÜNYADAN MESAJLARI
(Üçüncü Cilt)

RUH VE MADDE YAYINLARI

http://altnabilgileri.blogspot.com/2009/10/dr.html




RUHSAL ENERJİLER ÖLÇÜLÜ KULLANILMALIDIR



Ruhsal enerjiler her durumda rehberlik edici ve destekleyicidir. Negatif anlamda ne kadar baskı varsa, ruhsal etkilerden faydalanılması için bir o kadar da pozitif anlamda imkan vardır. Şimdi, enerjinize ilave olarak dışardan bir enerjinin bedeninize nüfuz ettiğini düşünün, bu enerji sizinkiyle karışır, sinir sisteminizi kullanır ve onu kontrol altına alır. Eğer enerji bunu dikkatle yapar, mevcut imkanları ve sağlığınızı göz önünde bulundurursa fayda sağlayıp güçleneceğinizden emin olabilirsiniz. Ama sağlığınız dikkate alınmadığı takdirde, günün birinde bedeninize verdiği zararın ortaya çıkacağını ve bunu hiçbir doktorun teşhis edemeyeceğini bilmelisiniz.


Ruhsal bir etkinin pozitif veya negatif oluşu, etkiyi gönderen ruh varlığının iyi veya kötü, olgun veya geri kalmış olduğunu göstermez. Daha çok etkiyi gönderen varlığın enerjisinin kişinin enerjisiyle etkileşimini, organizma üzerindeki etkisinin pozitif ya da negatif olduğunu gösterir. Olağanüstü başarılar kazanmış bazı ünlülere bakınca bunu görmek mümkündür. Bazıları kendilerini aşırı derecede zorlamışlardır. Örneğin Beethoven işitme duyusunu o denli zorlamıştır ki, maddi ton ve vibrasyonları alamaz hale gelmiştir. Bu yeteneğini kaybetmiş olmasına rağmen ruhsal bir varlığın zihninde ürettiği tonları işitebilmiştir. Organik yönden özürlü oluşu, ona ilham veren ruhsal varlığı engelleyememiştir. Bu olayda, doğanın insanlar için koyduğu sınırların aşıldığını görüyoruz.


Elbette dış etkilerin aşırı baskısı altında kalmayan sanatçılar da vardır. Goethe böyle bir sanatçıydı, en iyi eserlerini dünyayla ilişkisini kesmeden kısa bir süre önce verdi. Ruhsal enerji dengesini kurmayı iyi biliyordu. Schumann'ın hayatı farklı bir konudur. Onun çok iyi yardımcıları vardı, sonsuza kadar değer taşıyacak eserler üretti. Ama beste yapmaya duyduğu aşırı tutkuyu fizik bünyesiyle dengeye getiremedi. Bu yüzden kısa zamanda sağlığı bozuldu, zihinsel güçleri tükendi ve kendisiyle ilgilenen varlıkların ilhamlarını alacak yeteneği kalmadı. Sanatçı beyin gücünü yitirdiği zaman ruhsal yardımcıları geri çekildiler, ama o çalışmaya devam etmek istiyor, yaratıcı yeteneğinin sona erdiğini kabullenemiyordu. Eğer beste yapmaktan vazgeçecek olsaydı yakınları buna tepki göstereceklerdi. Acil yardım çağrıları sadece canını sıkan geri düzeyli varlıkları cezbediyordu. Sonunda kafası karışmış bir halde obsesyona yenik düştü.


İnsan dünya enkarnasyonu sırasında zaman ve mekanla sınırlanmıştır, normal ve sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsa bu kısıtlamaları kabul etmek zorundadır. Defalarca söylediğim gibi geceler uyumak içindir, çünkü bu saatlerde insan bilmediği alemlerden gelen enerjilerle şarj edilir. Bunu unutmayın ve her türlü medyumik bağlantıyı önce bu ölçüye göre değerlendirin. İyi bir sanatçının bazen çalışmaktan vazgeçerek içindeki çağrıya nokta koyması gerekir, çünkü aşırı taleplerle sonuna kadar başa çıkamaz. (Sayfa: 29-35)




CİNSELLİĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ



Her insanda, kısmen şimdiki hayatında taşıdığı ruhsal olgunluktan, kısmen de genetik mirasından gelen cinsel eğilimler vardır. Birbirini tamamlaması gereken bu unsurlar bazen birinin, bazen de ötekinin lehine bozulabilir. Materyalist yönü baskın insanlar bir eşle cinsel ilişkiyi ruhsal uyumdan, yani diğerinin ruh ve canıyla bir olma duygusundan daha önemli sayarlar. Madde geçici olduğundan ona bağlı tüm zevkler de geçicidir, çözülüp dağılmaya mahkumdur. Oysa ruhsal bağlılık sonsuza kadar sürer, yani ölümün de ötesine geçer.


Bunu hisseden bazı insanlar cinsel arzuya karşı koyma eğilimi gösterir, onu ilkel ve değersiz bulurlar, ama bu insanlığın çok küçük bir yüzdesi için geçerlidir. Maddeye egemen olmak, akla yakın bir gelecekte gerçekleşmeyecek bir rüyadır. Cinsellikte, hem davranış tarzında, hem de ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesinde bir orta yol bulunmalıdır. Herkese uygulanacak kurallar koymak zordur, ayrıca insanın kendine tanınan imkanları kullanarak evrimleşmesi elinden alınamayacak bir haktır. Ama ne var ki toplum hayatı sınırlayıcıdır, uygarlığın genel kabul görmüş normlarına uyum sağlamayı gerektirir, bazı hallerde insan istediği sonuçları elde edemez. Kısaca, cinsellik konusundaki toplumsal normlar insanın kendine uygun bir yol çizmesini engeller. Ayrıca, ruhsal olgunluğun zekayla ve bilgiyle eşanlamlı olmadığını da unutmamak gerekir, bunlar sadece maddi plandaki gelişmenin temelleridir. (Sayfa: 139-144)



İNTİHAR VE SONUÇLARI



Bireyin yaptığı her hareket kendi kararının bir yansıması ve iradesinin ürünüdür. Bir insan neden kendini öldürür? Çünkü dünyadaki görevlerini başaracak irade gücü kalmamıştır, en azından onun görüşü böyledir. İnsanın iradesi tükendiği zaman sonuç razı olma, duygusuzluk ve pasifliktir. Yaşama iradesini kaybettiğine inanan birinin, yaşadığı hayattan kurtulmak için daha az iradesi kalmıştır, çünkü doğa yasalarına göre herkesin arzusu dünyada mümkün olduğu kadar uzun süre yaşamaktır. Her insanda bulunan bu içgüdünün varlığı inkar edilemez.


Hayatı sona erdirmek hiçbir şekilde hür iradenin işi değildir. Elbette ilgili kişi bu fiili gerçekleştirmektedir, ama pasif haldeyken iradesi o kadar zayıflamıştır ki diğer enerjiler onu ele geçirip kullanacak hale gelmişlerdir. Özgüvenlerini büyük ölçüde yitirmiş insanlar çoğu zaman tüm güçleriyle intihar düşüncesine karşı direnirler. Direnirken çaresiz kalacaklarından korkarlar, bunu yapmak istemediklerini söylerler, ama daha ileri gitmeleri için baskı yapılıyormuşçasına devamlı yönlendirilirler.


Obsesyonun nedenlerine ve egemen ruh enerjisinin tipine göre çok çeşitli etkiler ve baskı türleri vardır. Problemin temelinde her zaman kişinin başarısızlığı yatmaktadır. Bu kendinden kaynaklanan bir kabahat dolayısıyla olabilir, hayata yanlış bakışından kaynaklanabilir, aşırı fiziksel ıstıraptan ya da fiziksel özürlerinden dolayı da olabilir. Bunlar duygusallık içinde her şeyden vazgeçmesine yol açar ve kişi negatif enerjileri almaya istekli hale gelir.


Her insanın ölüm anının önceden belirlendiğini biliyoruz. Öyleyse önceden belirlenmiş dünyadan ayrılış gününe kadar yaşamak neden bu kadar önemli? Canı istediği zaman hayatını sona erdirmek insanın hür iradesine bırakılmamış mıdır? Dünyaya gelmek için de hür irademizi kullanmıyor muyuz? Evet ama o işlemde öte alemdeki spiritüel normlar geçerlidir, yani varlığın hür iradesi hiçbir zaman kozmik yasaların üstünde değildir, insan bu yasaları çiğneme özgürlüğüne sahip olsaydı kaos yaşanırdı. Bu spiritüel normların neler olduğunu size açıklayacak kelime bulamıyorum. İlahi düzen gereği her insan onlara uymak ve olgunlaşmak için kendine ayrılan zamanı kullanmak zorundadır. Eğer dünyadan zamansız ayrılacak olursa ruh varlığı tamamen maddeye bağlı vaziyette kalır, ama maddeden yeterli derecede yararlanamadığı için çok ıstırap çeker. Ayrıca önceden belirlenmiş dünyadan ayrılma vakti gelinceye kadar ruhsal aleme ve onun canlandırıcı enerjisine de uyum sağlayamaz. Bu tür varlıklar zaman ve mekana bağlıdırlar, sadece bu bile sonsuz ıstırap çekmelerine neden olur.


Aklından intihar düşüncesi geçen bir hastayı tedavi eden psikiyatristin en zor görevi, bunları hastasına açık seçik anlatabilmektir. Hasta yakınlarına da onu anlayıp hoşgörmeyi öğretmek büyük önem taşır. (Sayfa: 144-149)



ÖFKE MANTIKLI BİR REAKSİYONDUR



Şimdi çevre tesirleri karşısında duyulan ve aniden insanı hükmü altına alarak pişman olacağı şekilde hareket etmesine ve konuşmasına sebep olan öfke hakkında konuşacağız. Aslında insanın yetişme tarzı dürüst duygularını bastırmasına sebep olmasa, bu tür kontrol edilemeyen reaksiyonların çoğu gayet doğal ve makul kabul edilebilirdi. Ama bazen bu hal, hesapçı bir zihnin soğukkanlılığıyla deneyimlediği olaylara dürüstçe tepki vermesini engelleyen cesaretten yoksunluk halidir. Böyle bir kişi öfkesini dışa vuracak cesaretten yoksundur, ama karşısındakine için için düşmanlık besler. Eğer insanlar bu gibilerin gerçek yüzlerini görebilseler dehşete düşerlerdi. Bu öyle bir çirkinliktir ki, çoğu zaman öfke nöbetine tutulmuş birinin kızarmış suratından daha kötüdür.


Bizler ruh aleminden içteki kişiliği, yani maskelerin ardında gizlenen şeyleri görebiliriz. Oysa dünyada yaşayan biri genellikle içten pazarlıklı soğukkanlılığa güvenmeyi tercih eder. Bu tür çirkinliğin, çoğu zaman öfke ve nefretin dürüstçe ifade edilmesinden daha tehlikeli olduğunu söylerken size yeni bir şey söylemiş olmuyorum. Gerçekle sahte olanı ayırt edebilmek için deneyimli bir görüşe ihtiyaç vardır. Dürüst bir insanı ayırt etmek kolaydır, çünkü hoşuna gitmeyen insanlara fazla dostluk gösterisinde bulunmaz, çoğu zaman da dünyanın en kibar ve görünüşte en hayırsever insanlarından daha fazla sempati toplar.


Ruh varlığının ışığı daima dışına vurur, bunu fark edip anlamak insanlarla ilişkilerimizin en önemli tarafıdır. Karar verirken kesin bir sonuca varmadan önce dikkat edin, bir insanın kişiliğini toplumun uyguladığı ölçülerden farklı bir ölçüyle değerlendirmeye çalışın. Övgüler sıralayan bir nezaketin, dürüstçe ifade edilmiş sempati veya nefretten daha üstün olduğunu söyleyerek çocuklarınızı yanlış yönlendirmeyin. Eğer samimiyetsizliği yücelten bir tarzda yetiştirilmişseniz, lütfen yeni bir düşünce tarzını benimseyerek dürüstlüğe aykırı olan her şeyden uzak durun. Deneyimsiz küçük bir çocuk gibi tepki verin. Aklınızdan geçen her şeyi söyleyin demiyorum, dürüst olmak için vicdanen nereye kadar gidebileceğinizi düşünmeniz yeterlidir.


Geleneksel nezaketiniz ruh aleminde takdir toplamaz. Dünyada haklarında pek iyi düşünülmeyen yontulmamış diyebileceğiniz pek çok genç, iyi öğrenim görmüş ikiyüzlü bir insandan çok daha değerli ışınlar yaymaktadır. Meselenin can alıcı noktası, günlük hayatın her yönünde içtenlik göstermektir. Zorlamalar, baskılar düşüncelerinizi saptırıp sizi vicdanınıza zıt bir şekilde hareket etmeye yönlendirdiği zaman kendi içinize dönün. Birçokları için bu gayet nahoş bir deneyim olacaktır, ama bu idrak kendinizi takdir etmenize değecek yeni bir kişiliğe atılan ilk adımdır.


Sinir nöbetleri, saplantıdan doğan çılgınlıklar, kontrolsüz taşkınlıklar, isteklerini hiçbir şekilde tatmin edemeyen ve olayları böyle zorlayabileceğini düşünen olgunlaşmamış varlıklardan gelen tesirlerin sonucudur. Bu noktada, her aşırı öfke nöbetinin bir çeşit obsesyon olmadığını söylemeliyim. İnsani özellikler dış etkiler olmaksızın da abartılabilir, bazı aşırı tepkiler o insanın içindeki halle doğrudan ilişkilidir.


Kendilerini aşağı ve sosyal düzenin sınırlarının ötesinde görenler ya da çevrenin gereksinmelerini karşılayamadığını düşünen zayıf kişiler bazen bir güç gösterisi içinde bu duygularını maskelemektedirler. Kendileri için kritik bir anda sakin kalmakta zorluk çeker, abartılı şekilde tepki verirler. Cahilin akıllı olduğunu ispatlamaya çalışması gibi, bazen bir korkağın da aşırı cesaret sergilemesi mümkündür. Öfke ve sinir nöbetleri çoğu zaman korkunun karşı ucunda yer alır, depresyon da abartılı kahkahalarla ve sahte neşe haliyle gizlenmeye çalışılır! (Sayfa: 150-157)




RUHSAL FENOMENLERİN YANLIŞ DEĞERLENDİRİLMESİ


Eğer insanlar kötü kişilik özelliklerinin ruh aleminde nasıl devam ettiğini ve nasıl sonuçlandığını görebilselerdi, ruhsal alemle bağlantıları coşkuyla kabullenmek şöyle dursun onlara kuşkuyla bakarlardı. Tüm yeteneklerini dünyadaki görevlerini başarıyla yürütmekte kullananların, bu işi hayatın amacı olarak görenlerin ayakları yere sağlam basar, bilinmeyen alemlerle ilgilenmek türünden bir arzuya kapılmazlar.


Dünyadaki görevleriyle başa çıkmakta kendini yetersiz hissedenlerse çektikleri zorlukları unutturacak bir sığınak arar ve dış ruhsal etkilere hasretle kucak açarlar. Kendilerini hiç kimsenin bilmediği, anlamadığı tamamen yabancı enerjilere bırakırlar. Hayatlarında yeni bir destek bulduklarına inanarak çevrelerine yabancılaşır ve gerçeklerden uzaklaşırlar. Bu tavır onları hayat planından da uzaklaştırır, izlemeleri gereken yoldan saparlar, canları ve ruhları dengesiz durumdadır. Yüce olduklarını söyleyen güçlerin empoze ettiği inançlar sağduyularını ve mantıklarını reddetmeye kadar varır, yücelere çekildiklerini sansalar da aslında giderek alçalmaktadırlar. (Sayfa: 169-171)




TRANSANDANTAL MEDİTASYONUN ZARARLARI


Transandantal Meditasyon, insanın psişesi zarar görmeden uygulanması pek mümkün olmayan bir sistemdir. İnsanın ruhsal evrimini ileri götürmez, karakterini geliştirmez. Kişinin kendi kapasitesine aşırı değer vermesine sebep olur, çevresindekilere karşı terbiyesi kıt bir hale getirir. Giderek yükselen kademeleri deneyimleme isteği kişinin sağlıklı bir yaşam tarzına dönmesini güçleştirir. Ancak izlenen yolun tehlikeleri açığa çıktığı, garip ve anlaşılmaz rahatsızlıklar görüldüğü zaman tüm bu etkilerden kurtulma arzusu duyulur.


Bazı ruhsal varlıklar pohpohlayıcı sözlerle meditasyon yapan kişilere sokulmaya çalışırlar, her istediklerini yerine getirmesi için onları zorlarlar. Bu isteklerin yüksek düzeyli varlıklardan geldiğini düşündükleri için istekleri yerine getirmekten mutluluk duyarlar. Bu tür rahatsızlıklar işitme halüsinasyonları şeklinde ortaya çıkabilir. Arada o kadar yoğun bir telepati işleyebilir ki, etki altındaki kişi düşüncelerin kendine ait olduğunu zanneder. Ancak kendi fikirleriyle bunlar arasında bir tutarsızlık olduğunu, inandığı kavramlarla çeliştiğini fark edebilirse dış enerjiler tarafından obsede edildiğini anlayabilir. Kişi hür iradesinden mahrum olmak istemiyorsa bu etkilere karşı koymalıdır.


Saldırılara karşı koyma gücünü elde edebilmek için, obsedör ruhun etki derecesini anlamakta göz önüne alınacak bazı kriterler vardır. Bu kriterlerin en önemlisi yüksek düzeyli bir ruhun maddi şekilde, örneğin işitme şeklinde dikkati üzerine çekmeyeceğidir, çünkü işitme halüsinasyonları insan bedenindeki enerjiyi alıp götürür. Hür iradenin tıkanmasından başka bir anlama gelmeyen baskı da aynı şekilde zarar verir ve dünyasal görevleri yapmak için ihtiyaç duyulan enerjiyi azaltır. Yüce bir varlık asla emirler vermez, insanı bir şey yapması için zorlamaz. (Sayfa: 172-175)



TUTKU ZİHİNSEL BİR RAHATSIZLIKTIR


Tutku, etkisi altında bulunan insan tarafından meydana getiriliyor değildir. Bu gibi durumlarda insan isteklerini sınır tanımaksızın şiddetlendiren sadece negatif ruh enerjileri değil, daha çok bu ruh enerjilerinin dünyadaki eski alışkanlıklarını devam ettirme isteğidir. Bu amaçla hayatta kendilerine en yakın kimselere ya da aynı zayıflık belirtilerini gösterenlere bağlanırlar.


Böyle bir obsedör varlık mutlaka o tutkuyu artırma isteğinde değildir, çünkü dünyadaki insanı ne kadar hükmü altına alırsa alsın kendine istediği zevki veremeyeceğini defalarca fark etmiştir. Engellenmediği için obsede etmeye, tatmin olamadığı için de dünyadaki kurbanına sıkıntı vermeye devam eder. Bunların, öldükten çok sonra bile dünyaya bağlı kalan ruh varlıkları olduğunu açıklamalıyım, onlar sizin gibi maddenin tadını çıkaramazlar. Ya dünyadan çok erken ayrıldıklarından ya da hala orada faaliyet gösterip dünyanın tadını çıkaracaklarına inandıklarından daha yüksek ruh alemlerine geçemezler veya bunu istemezler. Bu tür obsesyon altında kalan insanların yardımımıza ihtiyaçları vardır.


Istırap, kefaretin, cezanın veya nefretin karşılığı değildir. Telafi etmek daha doğru bir ifade şeklidir, her kim yanlış bir şey yapmışsa iyi işler yaparak bunu telafi edebilir. Beden önemsizdir, önemli olan ruhun evrimidir. Bu yargı kulağınıza sert gelebilir, ama bulunduğum yerden bakıldığında durum kesinlikle budur. Size ruhsal olgunluk gibi görünen özellik, çoğu zaman eğitimin sonucundan başka bir şey değildir. (Sayfa: 190-197)



RUH ALEMİNDE KİŞİSEL İLİŞKİLER


Dünya insanının bakış açısına göre insan madde alemini terk ettiği zaman kişisel ilişkiler de biter, oysa durum hiç de öyle değildir. Ruh ve can dünyada kalanlarla ilişkilerini keserek özgürlüklerine kavuşur, ruh aleminde yeni ufuklar ararlar, ama bunun tam bir kopma olması şart değildir. Ruh varlıkları enkarne oldukları zaman genellikle aynı çevreye dönerler, çünkü herhangi bir nedenle geçmiş hayatlarında kendilerine yakın olmuş insanlarla yeniden ilişkiye girmek isterler ya da vaktiyle yapmış oldukları hataları telafi etmeyi düşünürler. Elbette bu istek dünyaya birlikte getirdikleri hayat planının sınırları içinde kalır. İki insan bazen birbirlerini uzun zamandır tanıyormuş gibi bir duygu hissederler, bu durumda her iki ruh da birbirlerine tanıdık gelen ışımaları fark etmişlerdir. Dünyadan öte aleme göç eden her varlık geride kalanlarla bağlantısını kesmeyebilir, bazen onlarla bağlantısını devam ettirir. Bunun pek çok nedeni vardır, ama en önemlisi dünya hayatının nasıl bittiğiyle ilgilidir.


Eğer dünyadan ayrılma anı sonsuz yasalara uygunsa, ruh varlığı iradesini kullanarak ilerleyeceği yolu bulmakta özgürdür. Ama hayattan ansızın koparılmışsa, ilahi emirlere uygun bile olsa ayrılış için gerekli hazırlığı henüz yapamamış demektir. Bu durumda geldiği yeni ortam onu şaşkınlığa düşürür, o kadar şaşkındır ki kendini hala dünyada zanneder. Bu varlık olgunluk düzeyine göre er ya da geç bu durumu idrak edecek ve ruh aleminde yolunu bulacaktır.


Karanlık varlıkların dünyadakilerle ilişki kurmasının tek yolu zayıf iradeli insanlara ulaşabilmekten geçer, özellikle de ruh alemini tanımak isteyenler seçilir. Bu tür insanlar dünya hayatının kıymetini bilmedikleri için o hayatın üstüne çıkmak ister, bu tutkuları yüzünden kendilerini negatif enerjilere teslim ederler. Sonunda hayallerinde var olan bir yücelikten en koyu, en kasvetli derinliklere gömülürler. Aslına bakılırsa dünyalı bir insanın böyle ışıklı yüceliklerin deneyimini yaşaması zaten mümkün değildir. (Sayfa: 216-219)




SORULAR VE CEVAPLAR



S- Ruh ve canın hangi özellikleri irsiyetle geçer, ruh varlığı hangi özelliklerini bir önceki hayatından getirmiştir?

C- Bizler ruhsal özelliklerin irsiyet yoluyla geçmediğini düşünürüz. Can ve ruh bölünmez bir şekilde birbirine bağlıdır ve sonsuza kadar dış etkilerden bağımsız olarak varlığını sürdürecektir. Beyin ve organ gelişmesi büyük ölçüde ana babaya bağlıdır. Beceri ve yetenekler bu yüzden ana babanınkine benzer, hatta aynen onlar gibi olur. Sanatçıların ve üstün yetenekli bilim adamlarının enkarnasyonuna çoğu zaman bu yolla karar verilir, ama hiç şüphesiz hür ve bağımsız şekilde gelişebilmelerine de olanak tanınır. Ruhsal anlamdaki evrim ana babadan geçmez, tamamen varlığın kendi isteklerine bağlıdır, aksi takdirde uzun ömürlü olmaz. Bir varlığın ruhsal olgunluğu, ruhunun derinliklerinde yatan hayat planına göre artar. Bu şuurdışı bir özelliktir, dış baskıların etkisinde kalmaz.


S- Reenkarnasyon hangi şartlar altında isteğe bağlı, hangi şartlar altında zorunludur?

C- Reenkarnasyon sonsuz yasalara göre düzenlenir, hiçbir dünyasal güç onların düzenini bozamaz. Bu yasaların nasıl yapıldığını açıklamaya izinli değilim, ama onların her ruh varlığı tarafından iyi bilindiğini söyleyebilirim. Her varlık olgunlaşmaya ihtiyaç duyar, hür iradesi ve kendi arzusuyla er ya da geç dünyaya dönmek isteyecektir. Yeryüzündeki bir insan, öldükten sonra tekrar dünyaya dönmek niyetinde olmadığını söylese bile bu asla onun son kararı değildir. Bu tür insanlar olgunlaşmak için çok büyük bir itilim duyarlar, ruh dünyasında maddenin ağır baskısı altında olmadıkları için bu kararı daha kolay verirler.


S- Hayvanlar ve bitkiler de enkarne olur mu? Onların da dünya öncesi ve sonrası bir yaşamı var mı?

C- Hayvanların bizi anlayabildiğini biliyoruz, onlar da sevgi ve benzeri duygular taşıyorlar. Bu yüzden, hayvanların da bir can ve ruh taşıdığı, daha doğrusu bir ruh varlığı tarafından yönetildiği sonucuna varabiliriz. Ruh ve can işgal ettikleri yere bağımlı değildir, onlar ölümsüzdür. Bitkilerin gelişimi çok düşük seviyededir, evrimleşerek belli bir düzeyin üstüne asla çıkamazlar, aynı şekilde hayvanlar da kendi sınırları içinde kalacaklardır. Bitki nasıl bitki olarak kalıyorsa, bir hayvan da evrimleşerek insan olamaz. Bu konuda ciltler dolusu kitap yazılsa bile yine de bu konuları idare eden gerçek ilke ve nedenler hakkında bir anlayış kazanamazsınız.


Bir köpeğin canının dünya hayatı sona erdikten sonra yaşamaya devam edeceğinden ve ruh dünyasındaki yerini alacağından hiç kuşku duymayın. Hiçbir can yok olmaz, eğer canlı bir varlık bir ruh tarafından işgal ediliyorsa, beden dağıldığında ruh yok olamaz. Çok ilkel hayat formları bile ruha sahiptir, ama onların gelişerek diğer hayat formlarına geçeceğini ya da daha yüksek bireyler haline geleceğini asla düşünmeyin. Bir maymun asla insan olmayacak, bir kedi köpek, bir köpek de fil olmayacaktır. Hayvanlar ancak kendi hayat formları içinde daha yüksek bir olgunluğa erişebilirler. İyi eğilimleri olan iyi huylu hayvanlar, iyi muamele gördükleri takdirde hem duygusal açıdan, hem de zeka açısından şaşırtıcı bir ilerleme gösterebilirler, insanlar için de durum aynıdır. Birçok hayvanın kişiliğine, bir insan kişiliğinden daha fazla saygı gösterdiğimi söylersem bana inanın!


Bir hayvan nasıl insan olamıyorsa, insan da geriye gidemez, yani daha düşük düzeyli bir hayat formu haline gelemez. Yanlış bilgiler veren öğretiler olduğunu biliyorum, insanları korkutarak itaate zorlamak için bu saçmalıklarla tehdit ederler, ama ileri sürdükleri savlar tüm evrim yasalarıyla çelişmektedir.


S- Ruh ve can nasıl olgunlaşır?

C- Olgunluk tam bir kendini adama ve iyi niyet ister. Başlıca şartı bilgi değil bilgeliktir, her şeyi kucaklayan sevgi ve bilginin özüdür. Ruh ve canın ışık enerjisi olduğunu ve yüksek evrimin ışık gücünün artmasıyla meydana geldiğini bilmek gerekir. Olgun bir cana ve ruha sahip varlıkların, daha düşük düzeydekilere oranla daha güçlü ışımaları bunu göstermektedir. Dünyada benzerleri olmadığı için bu ışın tiplerini tarif edemiyorum. Bunlar dünyanızdaki maddi ışınlara benzemez, bu yüzden frekanslarının artması da fizik yasalarına tabi değildir. (Sayfa: 251-270)




Elbette çok farklı bakış açılarını taşıyan bir alıntı olması nedeniyle paylaşıyorum. Her eserin bir sapma payı mutlaka olacaktır, yorum okuyucuya aittir.

Tiversonus

#10
İşte Sevgili Kasyopya'lıların Dünya İnsanlığına verdiği en önemli hizmetin, celselerdeki Ruhsal Gerçekler olduğunu düşünüyorum..."Üçüncü yoğunlukta güvenlik mi?" vurgularını hatırlıyorum. Devamlı bir farkındalık durumu ve dikkati yakalamamız öneriliyor...Kendini o kadar "güvende" hisseden insanlar var ki, acaba bu doğru bir yaklaşım mı? Öte yandan bunu bir histeriye dönüştürmek de pek anlamlı gelmiyor. Dengeli kalabilmek belki anahtardır.

Herşeyden de önemlisi bir frekansı yakalamak, korumak en önemli korumadır diye düşünüyorum. Kalbe odaklanarak, -Yüksek Benliğimizden de "ilahi eril ve dişil enerjilerimizi dengelemesini" istemek- meditasyon yapmak, topraklanma önerisi, bence değerli bir öneri idi.

Elimizde heykeltraşın yontucu aletleri ile hep dışarıya odaklı olmanın faydasını da göremiyorum. Bu bir frekans işi. Ve ışık ailesi aynı zaman da bilgi ailesidir deniliyor, buradan bazı şeylerin farkına/ayırdına varabilir miyiz diye de düşünüyorum. Bilgi ve ışık ve sevgi...Bir şeyi de herhalde ürünlerinden tanıyacak kadar üstat olmuşuzdur, değil mi:)) Sevgili "birbirlerimizi değersizleştirme" üstadları...Elbette ben de bu tuzaklara düştüm zamanında.

Zihinsel, duygusal, ruhsal ve fiziksel bedenlerimizin ürettiği frekansın toplamı olan frekansal-varlıklarız sadece, evet bu...İşte güzel bir formulasyon:)) "dilenirsen, dilendirirsin", evet bu başima geldi...Hangi frekansı yayınlar isek, o bir şekilde kendimize dönüyor...Ya da heykeltraş edası ile birbirlerimize şekil verme tuzağına devam ederiz...Elbette denge dedik ya, bir öneri, tavsiye sunumu farklı bir şey...

İçimden geldi yazdim işte:)))



Bunu eklemeliyim:

İlim bilim bilmektir,
Karşıdakinin Ne olduğunu bilmektir!
Onu dövecek, kücük düşürecek, yargılayacak şeyleri bilmektir!
Bunlari yapmiyor isek, nasil öğreneceğiz?, yaşamadan bilmek nasıl bir bilmektir?
Sen kendini dövmez isen bu ne biçim ilim bilmektir!

Neşeye yatırım olsun:))))

Alemtac

#11
Dediğiniz gibi farklı bakış açıları taşıyor olmasına rağmen, güzel bir yazıy dı. Eleştirmek adına birşey söylemeyeceğim :) Yalnız şunu söylemek istiyorum; "İçimden geldi yazdım" dediğiniz kısa paragraf, üstteki yazıdan daha fazla bilgi taşıyor. İçten gelene inanıyorum ben :) Gerçekten ışık ailesinin bilgi ailesi olduğuna örneksiniz, teşekkürler.
 

Tiversonus

#12
Hmmm, balkonda güneş yüzüme vuruken, Başmelek Mikail, Yüksek Benlik v.b ışık ailesi üyelerinin de yardımını isteyerek ve uzunca bir imgeleme meditasyonu yaptıktan sonra ve kalp meditasyonu ve niyet dillendirmesi yaptıktan sonra, offfff ben marjinal mıyım yahu neyse bu kısa işten sonra yazdım:))

Belki de güneş çarpmıştır:)) Diyorlar ya güneşin zararları var diye:))