Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Hayatını birşeye adamak?

Başlatan bozadi, 17 Nisan 2021, 17:12:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Qui, çok güzel bir tartışma konusu.

Öncelikle şunu sormak istiyorum sana: KH'yi değil de BH'yi seçmen gerektiğini düşünüyor musun? KH eğilimlerini azaltıp BH eğilimlerini artırman gerektiğini düşünüyor musun?

Qui-gon jinn

#31
Bozadi, ben cevap bekliyordum öncelikle ama neyse, maden sordun ben kişisel durumu açıklamaya çalışayım ve önceki mesajlarıma da bazı ekler yapayım.

Verilen bilgilere göre, seninde dediğin gibi mevcut durumda hepimiz KH'yiz. Bunun oranını bilmiyorum ama  tam bir profile ulaşıldığında otomatikman 4. yoğunluğa geçildiği de söylenmişti. Yani tam bir profile ulaşıldığın da 3. yoğunluk varlığı değilsin artık. Mevzuniyet ile beraber bilinçli bir şekilde (sanırım) yaptığın kutup seçimi neticesinde 4.yoğunlukta bir tarafa geçiyor ve diğer tarafla fazla etkileşim içinde bulunmadan kendi kutbun içinde yoğunlaşmaya devam ediyorsun diye biliyorum, yanlış çıkarımlarda bulunmadıysam eğer.

Bu eklerle birlikte, 3.yoğunlukta BH miyiz, KH miyiz, yada BH adayı mıyız, KH adayı mıyız bilmiyorum, söylediğim gibi zaten bu mezun olurken yada olduktan sonra yapılan bir taraf seçimi ki, mezun olabilecek miyiz o da bir muamma. Bu duruma rağmen, ben kendim için, kendi hisiyatımı yazayım ama bu ne kadar objektif realiteyi yansıtan bir görüş olur bilemem, bu değerlendirmeyi doğru ve gerçekçi bir şekilde yapacak noktada olmadığımızı düşünüyorum.

Velhasıl kendi hayatımın geneline baktığımda ve verilen bilgilerdeki; "kendin ile hiç ilgilenmemek", "Başkalarını düşünüyor musun?" gibisinden kriterleri de baz alarak BH ağırlıklı bir eğilimim olduğunu gözlemliyorum, fakat dediğim gibi bu ne kadar objektif bir değerlendirmedir bilemem...

Bu bağlamda, yani BH ağırlıklı bir varlık olduğum düşüncemden hareketle KH'yi değil de BH'yi seçmen gerektiğini ve KH eğilimlerini azaltıp BH eğilimlerini artırman gerektiğini düşünüyorum evet, cevabım budur, fakat bence burda KH'nin varoluşsal durumu ile alakalı senden farklı bir bakış açısına sahip olduğumu düşünüyorum ki, şimdi o konuya gelip sorularımı soracağım yine.

Kardeşim yazdıklarından anlıyorum ki, KH'nin geçersiz olduğu düşünüyor ve adeta varoluşun diğer yarısını yatsıyor gibisin. Eğer öyleyse gerçekten ben buna katılmıyorum ve itirazımı yeniden dile getireceğim. Hatırlarsın sen yıllar önce de 7.Yoğunluğun iyi, BH olduğunu dile getirmiş ve bende itirazımı yapmıştım. Bu bağlamda geçen gün başka bir başlıkta yıllar sonra şu şekilde konuya bir yaklaşım sergilemişsiz, hatırlatırsam;

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Bu konuyla bağlantılı olarak, daha önce 7. yoğunluğu "%100 BH" olarak algılamış ve tasvir etmiş olmamın doğruluğu-yanlışlığı üzerinde zaman zaman düşündüm, hala da düşünüyorum. Belki de bu ifade şekli kısmen doğru, kısmen yanlış. %51'le 4'e mezun olunuyor ve sonrasında yükseldikçe BH kutuplaşması/oranı giderek artıyor şeklinde algıladım elimizdeki kaynaklardan ve yolun sonu 7y olduğuna göre de BH kutuplaşması orada %100 oluyor diye düşündüm, hala da temel olarak öyle düşünüyorum ama bu fikrin yanlış bir yönü de olduğunu düşünmeme neden olan açıklamalara tekrar tekrar rastlıyorum bir süre unuttuktan sonra.

Burada görüyorum ki, tam katılmasan da yıllar sonra artık öyle olmadığını da değerlendirmeye başlamışsın. Bilmiyorum bunlar elbette senin derslerin ve keşfetmen gerek şeyler ve ben arada bir girip müdahale ediyormuş gibi olarak üzerimde gereksiz bir odak ve karma da oluşturuyor olabilirim ama yine de cahil bir adam olarak duramıyorum işte ve dahil oluyorum...:)

Velhasıl sen şimdi KH için böyle değerlendirmeler de bulununca verilen bilgilerden de haraketle bunların objektif değil, subjektif bir bakış açısı taşıdığı görüşündeyim ki, bunun böyle olmadığını düşündürecek bilgiler de hiç hatırlamıyorum doğrusu. Tersine bu iki kutbun mükemmel bir denge sağladığı ve biri olmadan diğerininde olamayacağı söyleniyor. Şimdi merak ediyorum sen, ben hep örneğini verdiğim gibi tersi yönde bilgilerle karşılaşıyor olsam da, söylediğin şekilde bir bakış açısına nereden sahip oldun ve buna dair bilgiler nelerdir? Gerçekten merak ediyorum, atladığımız, görmediğimiz, bilmediğimiz bilgiler mi var, en azından celselerde? Bunları, örneklendirilirse çok iyi olur tabii, yeniden senden açmanı rica ediyorum...

bozadi

#32
"Mutlak" bir şekilde değil ama evet, ben BH'yi iyilikle, KH'yi kötülükle ilişkilendiriyorum. K'ların BH-KH'ye iyi veya kötü demenin "subjektif" olduğunu belirtmiş olmasından çıkarılabilecek bir ders olduğuna ve benim bu derse "ihtiyacım" olduğuna, yani senin bu konuda bana yönelttiğin eleştirinin haklı bir yönü olduğuna katılıyorum ama bu durum BH-KH'yi iyilik-kötülükle ilişkilendirmenin her durumda mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Bunda öyle bir mutlakiyet görürsen, K'ların "hepiniz KH'siniz" demesinden sonra bizim "objektiflikle" bir işimiz olmadığı sonucuna varmamız gerekebilirdi.

Benzer şekilde Ra kendisini "Bir'in Yasası'nın elçisi" olarak tanıtıyor ve "Bir'in Yasası ne BH'ye göz kırpar ne de KH'ye" diyor. Ama bunu söyleyen Ra'nın KH değil BH olduğunu da görüyoruz. Düşünebiliyor musun? BH-KH tanımayan ebedi yasanın elçisi olduğunu söylemesine rağmen BH'yi seçtiğini söylüyor! Ama meselenin bundan biraz daha derin bir yönü de var elbette. 3y'deki BH-KH algısı ve deneyimi ile 6y'dekinin aynı olmadığı anlaşılıyor açıklamalardan. 6y'den bakıldığında BH KH'dir ve KH de BH'dir. Aynı şekilde K'lar "başkalarına hizmet ederek kendime hizmet ediyorum" diyor örneğin. 6'da BH-KH yolları birleşiyor (henüz 7y'deki kadar mutlak düzeyde olmasa da). Ama 3 ve 4'te öyle değil, tam tersine BH-KH'nin birbirinden en ayrıştığı, "çatıştığı" aşamalar bunlar ve bunda bir yanlışlık yok, hatta bunun doğallığı ve "gerekliliği" vurgulanıyor.

İşte 3 ve 4y'nin kendine özgü koşulları nedeniyle buradaki varlıkların BH-KH ile ilgili olarak "iyi-kötü" kategorizasyonlarına sahip olmalarının doğallığı ve hatta "gerekliliği" ortaya çıkıyor.

K'ların "uzun dalga döngüsü" dediği, Ra'nın ise "perdelemeden öncesi" dediği, insanlığın tamamen eterik bir 3y deneyiminde (cennette) yaşadığı süreçte "iyi-kötü" kavramlarının olmamasının neden olduğu "yozlaşmadan" bahsediyor bu kaynaklar.

Örneğin Ra'nın söz konusu yozlaşma süreci ve bunun iyilik-kötülük kavramlarıyla bağlantısı hakkındaki açıklaması :

Alıntı Yap
Bunu göstermek için sizin ilkel kabileler adını verdiğiniz topluluklardan birindeki oldukça uyumlu ve değişmeyen varoluş biçimini gözlemleyelim. Varlıklarda yasak ve serbest (haram ve helal, tabu ve caiz) kavramı vardır ama yasa amansız ve acımasızdır, değiştirilemez ve tüm olaylar önceden kararlaştırıldığı şekilde cereyan ederler. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü kavramları yoktur. Bu tek renkli bir kültürdür. Bu açıdan bakıldığında Lucifer (Şeytan) dediğinizin gerçek bir ışık-getirici olduğunu söyleyebilirsiniz, çünkü iyi ve kötü bilgisi bu Logos'un akıl/beden/ruhlarını sürekli hoşnutluk ve rahatlık içeren cennetvari koşullarından ayırmış, ayrıca onlara ilerleme, çalışma ve öğrenme güdüsünü vermiştir.


Nitekim hem Ra hem de K'lar çok çeşitli örneklerde KH varlıklarının "kötülüğünden", BH varlıklarının "iyiliğinden" bahsediyorlar. Peki bu durumda bize "subjektiflik aşılamaya çalıştıkları" sonucuna mı varmak gerekiyor?

Bir mutlak, evrensel perspektif var, bir de ilüzyon içindeki lokal perspektif var. Bu iki perspektif birbirinden tamamen yalıtık değil ve hatta özünde bir ama doğal ve gerekli olarak farklılılaştıkları durumlar da var. Ra ve Kasyopya gibi kaynaklar bu iki perspektif hakkında "dengeli" bir bilgilendirme yolu seçiyorlar doğal olarak (ve BH yolunun, objektifliğin gereği olarak). Mutlağın gözünden bakıldığında iyilik ve kötülükten bahsetmenin anlamsızlığı görülüyor ama 3 ve 4y'de bu tanımlar hiç de anlamsız olmadığı gibi tam tersine son derece anlamlı, "gerekli" ve hatta "teşvik ediliyor!" Sürekli mutlağın perspektifinden bakmamız mümkün değil ama sürekli lokalin perspektifinden bakıldığında da yolunu kaybetmek, kısırdöngülere girmek çok kolay. Sonuç olarak yine "denge" kavramı gündeme gelmiş oluyor. BH-KH'nin iyilik-kötülükle özdeşleştirilmesi meselesi böyle birşey. Duruma göre doğru veya yanlış. Hangi açıdan baktığına göre geçerli veya geçersiz.

7y'nin "iyi" veya "BH" diye tanımlanması meselesinde de aynı prensip geçerli gibi algılıyorum. Bir kısmını alıntılamış olduğun mesajımda bunu açıklamıştım, farklı şekillerde tekrar açıklamaya çalışabilirim.

bozadi

#33
Alıntı Yap
Mevzuniyet ile beraber bilinçli bir şekilde (sanırım) yaptığın kutup seçimi neticesinde 4.yoğunlukta bir tarafa geçiyor...

...3.yoğunlukta BH miyiz, KH miyiz, yada BH adayı mıyız, KH adayı mıyız bilmiyorum, söylediğim gibi zaten bu mezun olurken yada olduktan sonra yapılan bir taraf seçimi ki, mezun olabilecek miyiz o da bir muamma.

"Mezun olurken veya olduktan sonra taraf seçmek" kavramında bir yanlışlık var sanırım. Mezun olduğun için taraf seçmiyorsun, taraf seçtiğin için mezun oluyorsun, benim anlatılanlardan anladığım kadarıyla. Burada taraf "seçmek" derken de seçimi "gerçekleştirmeyi" kastediyorum tabi. "Seçim yapmak ile seçimi gerçekleştirmek" arasındaki fark, "BH adayı ile BH varlığı" arasındaki fark gibi, benim kastettiğim şekliyle.

Qui-gon jinn

#34
Bozadi, cevapların için teşekkür ederim. Bakış açını ve çıkarımlarını şimdi daha  ayrıntılı öğrenmiş oldum. Bende bu hususlara dair bakış açımı az çok ortaya koyduğum için, şimdi aynı veya benzer şeyleri tekrar yazıp uzatmaya gerek duymuyorum, yeterince anlaşılmıştır heralde. Burda şu söylenebilir ki, seninle bu hususlarda ki bakış açılarımız, değerlendirmelerimiz ve çıkarımlarımız farklı görünüyor. Örneğiyle RA'dan yaptığın alıntı da ben senin yorumunundan farklı bir yönde çıkarım sağlıyorum ki, o da başka bir yorum oluyor işte. Lakin hangi yorum objektif realiteye gerçekten yakın ve onu yansıtıyor, 3. yoğunlukta yaşayan sınırlı bir varlık olarak (nihai olarak değil tabii) bunu layığıyla değerlendirecek kapasitede henüz bulunmadığımızı düşünüyorum.

Neyse Bozadi kardeşim bazı meşkuliyetler ve hafta başından itibaren yeğenime yardım etmek için mağaramdan bir süre uzak kalacak olmam dolayısı ile hemen geri dönüşler de bulunamayabilir ve konulara katkı sağlamaya çalışamayabilirim. Bu sebeple şimdiden senden ve diğer herkesten kusurlarıma bakmamanı rica ediyorum.

Velhasıl burda senin ve benim yorumlarımız çoğunlukla mevcut, okuduk güzel, lakin ben kendi adıma oluşacak boşluk neticesinde de bu konularda diğer arkadaşların yorumlarını da duymak isterim. Sanki bu konularda hep sen ve ben değerlendirmelerde bulunuyormuşuz gibi oluyor çoğunlukla ve bir yanı hep eksik kalıyormuş gibi hissediyorum.

Evet sevgili arkadaşlar Bozadi ve Qui-gon jinn'nin görüşlerini okudunuz, sizler neler düşünüyor ve hangi bakış açılarına sahipsiniz, duymak isterim doğrusu. Katkılarınızı merakla bekliyorum...

Herkese selamlar, sevgiler ve sağlıklı günler dilerim.

Dionysos

#35
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi
bu videoların senin için ne ifade ettiğine, neden paylaşma gereği duyduğuna dair bir açıklama yapmadın
Aslında o mesaja devam edecektim yani ikinci bir mesaj yazacaktım..
Apocalipto da ki o sahneden sonra yağmacılar gelir ve hiç bir aynı olmayacaktır. Yani orman da normal -atalarından devraldığın olağan- hayatını yaşıyorsundur bir yerlerde  tanrılara kurban toplayan bir kabile ve gelişmiş uygarlık ve onların ormanlardan kurbanlık toplayan hazırlıklı bir avcı timi felan olduğunu bilmiyorsundur ve buna/olacaklara  hazırlıklı değilsindir.  Karşılaştığın diğerleri biraz önce dehşeti görmüştür. Daha sonra olacakların çoğu kontrolünde değildir.
Celselerde Oz Büyücüsü'ne yanılmıyorsam Dorothy'di bir atıf var. Bir fırtına çıkıyor ve Dorothy'nin evreni değişiyor.
Buna benziyor.
Son 2 yıldır facebook psikiyatri ve sağlık gruplarındayım. Kendi ölçütünde sağlık sorunları -çaresizlik- deneyimleyen bir çok insana tanık oldum. Çoğu hiç yere yok yere gibi ya da bilgi eksiği ve diğer sorunlar.
GAPS'ın yazarı Dr. Natasha Campbell'ın bir videosun da şöyle diyor: "Bu çocuklara yardım edilecekken..." (hiç bir şey yapılmıyor anlamında)

Orta yaşla birlikte ufak tefek sağlık sorunları belki kimi kronik artık geliyor sanırım onu da farkediyorum.
Bazen artık hayat bana boşu boşuna acı çekiyormuşuz gibi geliyor ve bazen bütünüyle anlamsız ve boş geliyor.
Tıpkı bunun gibi;
https://incil.info/kitap/Vaiz/1

K'lar doğal olarak geleni sürdürün diyor. Doğal olarak geleni sürdürüyoruz. Bilmiyorum.

Eğer K'ların dediği gibi kaderler, ortak amaçlar gruplar varsa yani gerçeğin bir mekaniği matrisi varsa (ki kader varlığını dayatır gibi bir şey diyorlar) ona uygun bir yön bulmalı. Bunun dışında ahlaki bir erekselliğin ve çabanın bir anlamı var mı bilmiyorum..

Yüreğinin arzusunu bul /ara diyorlar..

Hayatı artık bütünüyle geçici ve kısa hissediyorum. Bilmiyorum..
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#36
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Bazen artık hayat bana boşu boşuna acı çekiyormuşuz gibi geliyor ve bazen bütünüyle anlamsız ve boş geliyor.
Tıpkı bunun gibi;
https://incil.info/kitap/Vaiz/1

K'lar doğal olarak geleni sürdürün diyor. Doğal olarak geleni sürdürüyoruz. Bilmiyorum.

Eğer K'ların dediği gibi kaderler, ortak amaçlar gruplar varsa yani gerçeğin bir mekaniği matrisi varsa (ki kader varlığını dayatır gibi bir şey diyorlar) ona uygun bir yön bulmalı. Bunun dışında ahlaki bir erekselliğin ve çabanın bir anlamı var mı bilmiyorum..

Yüreğinin arzusunu bul /ara diyorlar..

Hayatı artık bütünüyle geçici ve kısa hissediyorum. Bilmiyorum.. 
BH-KH'yi iyilik-kötülükle ilişkilendirme durumunda bir tür ahlaki durum ortaya çıkmış oluyor, değil mi? Sonuçta biz halen ve adeta kaçınılmaz bir şekilde KH nitelikli bir yaşam sürdüğümüz için, BH'yi/iyiliği güçlü bir şekilde amaç haline getirdiğimizde veya varlığımızı, hayatımızı ona adama eğilimi geliştirdiğimiz ölçüde aslında bir bakıma KH'liğimizin yerleşikliğiyle,  gücüyle (alışık olduğumuz yaşam biçimini köklü bir şekilde değiştirmenin, adeta tersine çevirmenin zorluğuyla) yüzleşmek zorunda kalıyoruz ve bu da moral bozucu etkiler yapabiliyor çünkü bu yaşam koşullarında şelaleye tırmanan balıklarınki kadar, hatta muhtemelen daha zor görünüyor bunu yapmak (bilinçli ve kalıcı olarak giderek BH'leşmek). Toplumsal mevcudiyetimizden bağımsız olarak sadece kendi içimizde, kendi bilincimizde BH'leşme pratikleri geliştirmenin zorluğu, hamlığı nispeten kolay aşılabilir diye düşünüyorum. Ama en yakın çevremiz de dahil olmak üzere 7-8 milyar insan şu veya bu düzeyde KH formatında yaşarken, mensubu olduğumuz sosyo-ekonomik-siyasi-dini sistem (aşağı-yukarı tüm "ideolojileriyle"!) bu düzenin, bu statükonun adeta bekçiliğini, muhafızlığını yaparken, bizi o düzenle kaynaştıran sayısız arzularımız ve korkularımız varken, tek başına bilinçli ve kalıcı BH'leşme çabası, disiplini geliştirmek, sürdürmek gerçekten çok zor. Bunu şahsen deniyorum ve adeta imkansız denebilecek zorluğuyla yüzleşiyorum. KH'liğimle tam olarak yüzleşmenin ve BH'leşmenin görünürde veya teorik olarak hem çok kolay, hem de imkansız denecek kadar zor olduğunu görüyorum. Alışkanlıklar güçlü. Bir dünya dolusu insanın yarattığı "hayat" ilüzyonundan bağımsızlaşmak, onun içinde onun bir parçası olarak yaşamaya devam ederken bir yandan da onun adeta tam tersi bir varoluşa doğru ilerlemek...

BH'leşmenin (iyi'leşmenin) "ahlaki" bir konudan ziyade "varoluşsal" bir konu olarak ele alınmasının uygun olacağını sanıyorum. Alışkın olduğumuz düşünce kalıplarının etkisiyle, "ahlak" deyince, egemenliği sorgulanamayacak varoluşsal bir dış güç tarafından ezici bir şekilde yargılanma korkusunu çağrıştırıyor olabilir bu. Sonuçta orada bir "ikilik" var. BH (ve dolayısıyla "iyi") ise özü itibariyle bir'liktir, kelimenin olabilecek en gerçek manasıyla "bir"dir. Dolayısıyla BH'nin/iyiliğin özünde "yargılayan ve yargılanan" düalitesi olamaz, tıpkı "sen ve ben" dahil olmak üzere herhangi başka bir düalitenin de var olamayacağı gibi.

Bh'nin ve dolayısıyla iyiliğin özü "varlıktır". Mutlak varlık. Varolan herşeyin mutlak birliği, mutlak tekliği; varoluşun hakikati.


Qui-gon jinn

#37
Bozadi bazı bakış açılarına katılmadığımı belirtmekle beraber, kendi bakış açıma dair birkaç şey söylemek istiyorum. Sen sanki KH bir sorunmuş gibi aksettiriyorsun mesajlarında ama ben Dünya üzerindeki, doğrusu varoluştaki BH, KH ile ilgili bir "sorun" olduğunu düşünnmüyorum.  Dünya üzerinde insanların BH veya KH olmasın da sorun yok, sorun bu iki kutupta da gerçekten yoğunlaşamamaları ve dedikleri gibi "ölümcül ilüzyonun en derininde" olmaları diye düşünüyorum. Evrende varlıklar arasındaki tek gerçek farkın "ruhsal bilgi birikimi" olduğunun, varolan herşeyin dersler olduğunun, 3.yoğunluktaki nihayi amacın dersleri tamamlayıp bir sonraki seviyeye tekamül etmenin söylendiği yerde, insanlar bunu ne kadar gerçekleştirebilmektedir. Bence varsa sorun olabilecek tek şey şu halde mezun olamayarak aynı yoğunluğu tekrarlamalarıdır ki, Dünya insanlığı bence şu halde büyük oranda bu şekilde bir durumda gözükmektedir. İnsanlar ruhsal bilgi birikimini arttırma da son derece yetersiz durmaktadırlar ve evet bunda  gerçek KH'nin de payı büyüktür. Lakin yine de seçimler kişinin elindedir, büyüyüp gelişmeyi seçmek kişinin elindedir, hatırlayın o celselerdeki satırları. Eğer gerçekten bilgi isteniyorsa, evrenin ne yapıp ne edip bu bilgiyi o kişiye ulaştıracağının söylendiği satırları hatırlayın. İnsanlar İster gelişip BH, ister KH, yeterki gelişsinler, tekamül etsinler, evrensel anlamda bizlerden beklenen bu diye düşünüyorum...

Bir ek de şunu diyeceğim ki, bir celse bilgisinde de çok net ifade edildiği gibi KH olan bir varlıkta varoluşu tam anlamıyla kavrayabilir. Bu hususta objektif realite uymayan bir algı var sanki ortada diye, yine kendi adıma düşünüyorum.

Velhasıl, önceki mesajımda diğer arkadaşlardan da tartıştığımız hususlar hakkında yorumlar rica etmiştim ama henüz sallayan olmamış görünüyor.:) Neyse artık, herkesin kendi takdiri tabii. Ben an itibari ile bambaşka bir noktadan herkese selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.

bozadi

#38
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Bozadi bazı bakış açılarına katılmadığımı belirtmekle beraber, kendi bakış açıma dair birkaç şey söylemek istiyorum. Sen sanki KH bir sorunmuş gibi aksettiriyorsun mesajlarında ama ben Dünya üzerindeki, doğrusu varoluştaki BH, KH ile ilgili bir "sorun" olduğunu düşünnmüyorum.  Dünya üzerinde insanların BH veya KH olmasın da sorun yok, sorun bu iki kutupta da gerçekten yoğunlaşamamaları ve dedikleri gibi "ölümcül ilüzyonun en derininde" olmaları diye düşünüyorum.
Qui, son mesajımda olaylara evrensel/mutlak perspektiften (özellikle 6y ve tabi 7y) ve bir de lokal perspektiften (3y ve bir ölçüde 4y) bakmak arasındaki farktan ve bu bakış açıları arasında kurulması icap eden bir dengeden bahsetmiştim. "KH'nin sorun teşkil edip etmemesi" meselesinde de aynı şeyi tekrarlamak durumundayım: KH'nin sorun teşkil ettiği bir bakış açısı da var, etmediği de var. Her iki perspektif hakkında da fikirlerimi, önerilerimi paylaşmaya gayret ediyorum.

Qui-gon jinn

#39
Bozadi kusuruma bakma lütfen, biraz geç cevap veriyorum. 2 yıl sonra ilk kez şehir dışına çıkmış oldum ve ancak yeni dönebildim ama arada da fırsat bulup laf yetiştirmekten de geri duramamıştım hani...:)

Neyse, bende kısa bir yorumumu eklemek istiyorum şimdilik. Hangi youğunluğun bakış açısıyla değerlendirlemeler de bulunulduğu netleştirilirse, kanımca karşı değerlendirmeler de o derece sağlıklı ve tutarlı olur diye düşünüyorum. Bahsettiğin ayrımların diğer insanlar ne kadar farkında oluyor ve o şekilde değerlendirmeler de bulunuyorlar çoğu zaman bilmiyorum ama benim bazı bazı yazdıklarına itirazlarım bu ayrımın çok net ifade edilmediği durumlar da oluyor gibi, pek tabii benimde yazarken bu duruma daha fazla dikkat edip, daha net açıklamalarda bulunmam lazım ki, bu iş daha sağlıklı gerçekleşsin.

Selamlar, sevgiler kardeşim.

bozadi

#40
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Bozadi kusuruma bakma lütfen, biraz geç cevap veriyorum. 2 yıl sonra ilk kez şehir dışına çıkmış oldum ve ancak yeni dönebildim ama arada da fırsat bulup laf yetiştirmekten de geri duramamıştım hani...:)

Neyse, bende kısa bir yorumumu eklemek istiyorum şimdilik. Hangi youğunluğun bakış açısıyla değerlendirlemeler de bulunulduğu netleştirilirse, kanımca karşı değerlendirmeler de o derece sağlıklı ve tutarlı olur diye düşünüyorum. Bahsettiğin ayrımların diğer insanlar ne kadar farkında oluyor ve o şekilde değerlendirmeler de bulunuyorlar çoğu zaman bilmiyorum ama benim bazı bazı yazdıklarına itirazlarım bu ayrımın çok net ifade edilmediği durumlar da oluyor gibi, pek tabii benimde yazarken bu duruma daha fazla dikkat edip, daha net açıklamalarda bulunmam lazım ki, bu iş daha sağlıklı gerçekleşsin.

Selamlar, sevgiler kardeşim.
Belirttiğim iki perspektif hakkında görüşlerimi paylaşırken her durumda hangi yoğunluktan bahsettiğimi spesifik olarak belirtmem pek kolay değil. Kabaca 3'ün (kendi yoğunluğumuzun) perspektifi ve 7'nin (Bir'in, mutlağın) perspektifi diye ikiye ayrılabilir sanırım ve yaptığım yorumlara bakıldığında, hangisine dair yorumda/görüşte bulunduğumu anlamak, okuyanlar için (ve yoğunluk kavramlarına az-çok aşina olanlar için) çok zor olmaz diye tahmin ediyorum. Tabi ben burada "3'ün ve 7'nin perspektifi" derken, sanki bu konuda söylediğim herşey, yaptığım tüm yorumlar profesyonel, adeta "resmi" bilgi/yorummuş gibi bir tavır taslamak maksadıyla söylemiyorum. Zaman zaman dile getirdiğim gibi yorumlarımda, görüşlerimde pek çok eksikler ve yanlışlar olması son derece muhtemeldir ama genel itibariyle elimizdeki kaynakların birbirleriyle uzlaşmalı şekilde yaptıkları açıklamaları elimden geldiğince dikkate almaya çalışıyorum.

Benim söz konusu iki perspektif konusunda kendimde geliştirmem gerektiğini düşündüğüm husus, senin eleştirini de bir yönüyle kabul etmemi gerektiren, iki perspektifi mümkün olduğunca "dengelemekle" ilgili. Bu konuda mükemmel bir dengeye yakın bile sayılmam muhtemelen. Ama bunun neden olduğu sorunlar, sıkıntılar, o dengeyi kurma doğrultusunda çaba harcamaya zorluyor beni. Forumdaki aşağı-yukarı tüm tartışmalar da bu yönde doğrudan veya dolaylı geliştirici etkiler yapıyor. Bunun için sana ve diğer herkese teşekkür ediyorum.

Qui-gon jinn

#41
Söylediğin gibidir kardeşim... Eğer herhangi faydalı bir etkide bulunabilmişsek ne mutlu bana, keza bende, bana sunulan faydalar için sana ve diğer herkese teşekkür ederim. Umarım bu "networking"ler gerçekten işe yarıyordur.

Feylefus

#42
Temiz bir vicdanı referans almak şartıyla;  bana, bu hayat yolculuğumda, her eylemde iyi hissetirecek şeyler yapmaya adadım. Mesela Zordaki birine yardım etmek, hoşuma gidiyor. Bir problemi çözmek! Birisini mutlu etmek... - Bu dürtü nereden geliyor bilmiyorum-  Yapabildiğim kadar " başkalarına hizmet" etmeye adanmış hayatların, kötülüğe adanmış hayatlardan daha değerli olduğuna kaniyim... Gördüğüm her kötülüğü anlayışla karşılayıp, bu kötülüğü iyilikle öldürmeye çalışıyorum.   Beni, yaşanılan bu oyunda geri bıraksa da... Yolda zaman zaman kafam karışıyor ve yolumu kaybediyorum. Ama bir müddet sonra toparlanıyor ve yola devam ediyorum. Enerjiyi gizli bir kaynaktan alıyorum, o kaynağı tam tanımlayamamıyorum. Belki de ben öyle bir kaynak uyduruyorum. Ancak öyle olsa bile bu kaynağı uydurmama neden olan güç  ne? Bilmiyorum.  İçten içe bir görev üstlenip dünyaya indiğimi sezinliyorum. Sanki tekrar yükseleceğim ve bu kez daha üst bir katmana çıkacağım gibi bir acayip inanışa kapılmış gidiyorum. En doğruya en güzele en iyiye giden bir yol peşindeyim :)
13 Katmanlı Kozmik Komplo

bozadi

Alıntı yapılan: Feylefus - 04 Temmuz 2024, 17:09:00 En doğruya en güzele en iyiye giden bir yol peşindeyim :)
Aynen katılıyorum bu tanımına Feylefus. "Ben sadece en iyiye gidiyorum." şeklinde bir amaç duygusu, sezgisi var içimde (her zaman olmasa da). Bununla bağlantılı olarak, hayatını birşeye adamak mevzusunda aslında "görev" duygusu neredeyse ikinci planda kalıyor. Bir keyfin, bir güzelliğin, bunlarda giderek giderek giderek derinleşmenin, "en"e doğru ilerleyişin motivasyonu var öncelikle sanki. Yani, evet, "başkalarına hizmet"ten bahsediyoruz ama Tanrı veya evren veya herhangi birşey öyle istedi diye değil, insan tamamen kendi isteğiyle saf iyiliğin, saf güzelliğin izinde, sezgisinde ilerlerken ve güçlenirken, bu gücü, bu motivasyonu paylaşma isteği "başkalarına hizmet" eğilimi şeklinde tezahür ediyor/edecek belki de.

Bu anlamda "benim dinim-imanım pozitiflik" şeklinde bir özetleme yapabilirim. Pozitiflik varlığın ta kendisi. Ben özüme, pozitifliğin saf merkezine doğru ilerliyorum ve bunu temel olarak "keyifli" olduğu için yapıyorum. Güç varlığın/pozitifliğin kendisinden geliyor ve o benim. Ve o var olan herşey aslında. Negatiflik tercihi yok olma tercihi gibi birşey. Ama negatifleşmeyi seçen varlıklar bile eğer yok olmaya kararlı değillerse, eninde sonunda pozitifliğe geçmek durumunda oluyorlar.

"Dinim pozitiflik" derken, pozitifliği harika veya kesintisiz deneyimliyorum anlamında değil, hatta aksine vaktimin çoğunda pozitiflikten ziyade negatiflik (negatif duygu ve düşünceler) deneyimliyorum diyebilirim. Pozitifliğin veya giderek pozitifleşmenin "yolum" olduğuna kani oldum. Biri öyle istiyor veya bekliyor diye değil, ben bunu keyifli bulduğum için. Bunun kendi özüme (ve herşeyin ortak özüne) doğru ilerleyiş olduğunu sezdiğim için. Dünyadaki klasik yaşam şartları / etkileşimleri bu bakış açısını pek desteklemiyor, hatta egemen sosyoekonomik şartlar genellikle tersini dayatıyor, işkence ediyor ve işkenceyi normlaştırmaya çalışıyor ama çok şükür o eski dünyanın sonu yaklaşıyor, hatta epey yaklaştı. Artık dünyadan ziyade kendime, yoluma odaklanmam gerektiğini hissediyorum. Hani derler ya, "Önce Allah, sonra sen veya sonra şu veya bu". Yani "önce dünya" değil. Önce mutlak gerçeklik olarak algıladığımız şeyle aramızdaki ilişki, hukuk gelmeli. Bu da bana göre saf varlığa, saf pozitifliğe doğru ilerleyiş. Saf varlıkla aramızdaki özdeşlik ilişkisine dair sezgi veya bilinç güçlendikçe, pozitiflikten/varlıktan aldığımız güç miktarı da artıyor ve bu gücü harcayış süreci giderek "başkalarına hizmet" olarak tezahür edecek olan şey gibi hissediyorum.

bozadi

Pozitiflik her an mevcut. Kendi varlığımızın özü pozitif. Varoluşun özü saf pozitiflik, saf varlık, birlik. Dünyada neredeyse egemen realite (egemen din, egemen yasa!) olarak dayatılan ve son derece yaygın olan negatiflik tam anlamıyla bir "hastalık". Tam anlamıyla sistemleştirilmiş bir cinnet, cinayet, intihar hali. Ve bu hastalığa "hayat" diyoruz, sonra da hayatın veya hayatımızın bu kadar kötü olmasına şaşırıyoruz.

Egemen yaşam şartlarımız halen epeyce negatiflik yükü ve baskısı içerdiği için, bunları konuşmak, ciddiyetle düşünmek çok kolay değil.

Aleyteki tüm şartlara rağmen varlığımızda, içimizde, dışımızda algıladığımız, hissettiğimiz, deneyimlediğimiz herhangi bir "pozitiflik", saf varlığın (Tanrı'nın) uzantısı. O kadar kıymetli, o kadar paha biçilmez. Herhangi bir pozitiflik derinlemesine takip edildiğinde, bizi saf varlığa, özümüze kadar (7y) götürecektir nihayetinde. Ama hayat dediğimiz, dayatılan şartlar "pozitifliği yok etme" programına göre işletiliyor. İşte böylesine tuhaf, hastalıklı, zorlu bir durumdayız. Gafletten çıkmak çok kolay aslında ama neredeyse tüm dünya aksi yönde, ağır bir gaflet hali içinde yaşarken ve biz de kitleden, kitlelerden çok etkilendiğimiz, adeta "belirlendiğimiz" için, gafletten/hastalıktan çıkışı seçmek teorik olarak çok kolay olduğu halde, uygulama bir o kadar zor olabiliyor, imkansızlaşabiliyor.

Ben "gafletten çıktım" diyemiyorum henüz ama çıkabileceğimi ve bunun aslında ne kadar basit olduğunu görebildiğimi düşünüyorum. Alışkanlıklarımı bırakma/değiştirme sürecinde olduğuma inanıyorum. Basit gerçeğin ne olduğunu teorik olarak güçlü ve keyifli bir şekilde algıladım, şimdi sadece ona "inancımı" pekiştirmek kaldı.