Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Taşların ruhu?

Başlatan Neron, 25 Ekim 2017, 17:53:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Neron

Bu konuyu düşünürken bugün aklıma bu konuda bir soru geldi. Taşların, kayaların da çok ilkel düzeyde de olsa ruhu olduğu söyleniyor.

Peki ama taşlar, kayalar nasıl ölür ki? Her ruhlu varlık ölünce ruhu 5. yoğunluğa gidiyor ve bir süre sonra reenkarne oluyor. Taşlar, kayalar nasıl ölür?

Bu konuda hiç soru sorulmamış K\'lere.
 

bozadi

#1
Celselerde geçtiğini ben de hatırlamıyorum. Bu konudaki sorular epeyce çoğaltılabilir ve bunun içinden basit bir cevapla veya açıklamayla çıkılabileceğini de sanmıyorum doğrusu.

Ama zihnimde ilk canlanan bazı olasılıkları paylaşmak isterim. İnsanlardan veya başka gelişkin canlılardan özel bir ilgi/sevgi görmedikçe, belirli bir kayanın veya toprak parçasının bağımsız bir ruhu olabileceğini sanmıyorum. Yani 1. yoğunluk ruhlarının çoğu, parmakla gösterilebilir belirli bir mineral parçasının veya tek bir belirli bitkinin (bitkilerin de çoğu 1. yoğunluk) ayrı/bağımsız bir ruhu yoktur herhalde. Çok geniş toprak/taş parçalarının veya aynı türden (hatta belki farklı türlerden) bitkinin bir ruhu vardır diye düşünüyorum. Ama Ra'nın ve K'ların verdiği bilgilere göre, üst boyut varlıklarından yoğun bir bireysel ilgi, 1. yoğunluk ruhlarının bireyselleşme yönündeki evrimini hızlandırabiliyor. K'ların "Bilgisayarların ruhlanmasıyla" ilgili tartışması da ilginçti.

Ölüm meselesine gelince, bu konuda derinlemesine bir fikrim olmamakla birlikte, bir toprak veya taş parçasının/grubunun ruhunun 5. yoğunluğa gitmesi meselesi insanlarınkiyle aynı olmak zorunda değil, yani kendine özgü bazı farklılıkları olabilir ama yine de şunu hayal etmekte zorlanmıyorum: diyelim ki büyük bir taş veya toprak grubunun ruhu bedeninden ayrılıyor ve 5'e gidiyor. O durumda o taş ve toprağın durumunda devrimsel bir değişim, dönüşüm veya çürüme olmak zorunda değildir herhalde. Çoğu durumda taş-toprak durduğu gibi duruyordur ama ruhsuz kalıyor mudur? Yoksa başka bir 1. yoğunluk ruhu tarafından mı devralanıyordur?

Yanlış hatırlamıyorsam K'lar hayvanların ruhunun insan ruhundan farklı olduğunu söylemişlerdi. 1. yoğunluk ruhlarının çok daha kendine özgü bazı işleyiş koşulları vardır herhalde, her ne kadar en büyük resimde temel ilke aynı olsa da.

fidelista

#2
Taşların ruhu yok ama kendi çapında primitifde olsa bilince sahipler milyarlarca yıl babında bir tekamül sonra bitki ve hayvan bilincine ulaşabiliyorlar anladığım kadarıyla.

bigsenfoni

#3
Kasyopyalilar "ruh esittir farkindalik"yada buna benzer birsey demislerdi.Birde kara deliklere giren madde/valik/cisim baska bir evrenden bir cesit atom olarak cikma konusu vardi.Yani su anda birlesik atom maddeleri olarak gördüğümüz cisimler zamaninda baska bir alemde tekamülünü tamamlamis 4 kh ruhunun parcaları ve bastan basliyorlar.(kisa döngü)Tabi bu benim vardigim teorik düşüncem.

Bu alemde hersey canli ve tekamüllerini sürdürüyorlar.Bazilari kendilerinin/bunun farkinda ve bazilarida değil.Birkeresinde yeni aldigim ametist tasimin bana cebimdeki anahtarlarin onu rahatsiz ettigini söylemisti(astral rüyada )ve bundan/hayatinndan pek memnun degildi.Birkac gün sonra tasim yok oldu yani beni terk etti gibi birsey.Artik nereye gittiyse...belkide boyut değistirdi.

Bir defasinndasinda da ayni astral bir rüyada üctane tasimin aralarinda kavga ettiklefine/tartistiklarina sahit oldum.Ikitanesi digerini sikistiriyordu.Onlarinda kendi boyutlarinda bir yasami var zannedersem.Birde tuz tasimin frekansina yada metafiziki/enerji kendi boyutuna konsantire oldugumda onun ritmik birsekilde dans eder gibi hareket ettigini gördüm.

Baslamisken bunuda yazayim... [:)] bir yaz aksami kis arkadadimla bilgisayarin basinda otururken.Nerden ciktigini anlanadigim sinege benzer ucan bir böcegin yanimdan gecerken sesini duydum, arkama döndüğümde bunun normal bir böcek olmadigini farkettim ve takib etmeye basladim.Normal olmiyacak sekikde yavas ucuyordu oturma odasinda biraz uctu ve gözümün önünde (40-50 cm)bir böcekten ikitane oldu biri sag tarafa biri soltarafa doğru uctu (büyük Y seklinde) ve ikisi birden yok oldu yada baska bir boyuta gecti!Bu boyuta uğradi ve kendini ikiye ayirdi diger boyutlari gezmeye devam etti gibi...Belkide bana göre cok kücük ama kendiletine göre kocaman formda ve kesfe cikan bir uzay gemisiydi ve kendini böcek formunda gösteriyordu yada benim beynim öyle algilamisti.Gözün önünde yok oldu,gercekten cok ilgincti...

Dedigim gibi bu alemin kendisi canli ve farkinda.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

gerçek tosun paşa

#4
1 ve 2. boyutun 5. boyutla ilişkisinin farklı olduğunu kaslar söylemişlerdi. Ruhlar alemine gidip ders çalışma safhasında değiller tabi çünkü ruh imzasını atmadan yüksek bilince açılan farkındalığa sahip olunamıyor ama çok büyük enerji girdapları ya da panelleri de diyebiliriz şeklinde toplanıp akan bir bilinç var ve olan şey mutlaktır. Var olan şey var olmayan her düşünce unsuruna (dünya, gezegen, madde, beden, zaman, uzay) nüfus eder ve uygun şartlarda değişik formlarda bizim hayat bulma dediğimiz şey olur. Bu enerji girdaplarının çeşitli ayrımları (hava, su, toprak) olmasına rağmen bence aynıdır.

Ölüm diye bir şeyin olmadığı aslında aşikar. Yitip giden bedenler hayalin gerçekliğinden başka birşey değil büyük resimden bakınca. Nasıl ki taşlar ölmüyorsa ondan yüksek yoğunlukta olan varlıklar da ölmezler. Nasıl taşlar belirli aşamadan sonra enerji girdaplarından ayrılıp farklı bir girdaba dahil ediliyorsa 3.boyuttan sonra bu işlemler bireysel perspektiflerden yapılabilir. Nasıl taşın ve hayvanların ruhları enerji girdabı olarak ruhlar aleminde varsa, bir insanın ruhu da hangi maddeyle temasta olursa olsun 5.boyuttadır.

Konuyu da anlatması çok zor. :)

Neron

#5
Katkılarınız için teşekkürler arkadaşlar. Bir de İngilizce forumda sormaya çalışayım bakayım. Ama orada verilen cevapları dil engeli nedeniyle anlamak zor oluyor. Neyse...

Bozadi, bitkilerin bir kısmı 2. boyut mu? K ifadelerinde öyle bir bilgi var mı? Bunu bilmiyordum. Bir de taşlara ve kayalara ilgi gösterince ruhları oluşuyor sözünü de ilk kez okudum.

Bigsenfoni, astral rüya olduğunu nasıl anlıyorsun? Bazan çok ilginç rüyalar görüyorum. Dün de gördüm. Ama bunun ne tür rüya olduğunu nasıl anlayabiliriz?

 

gerçek tosun paşa

#6
Gelişmiş bitki formları 2.boyut evet. Birde bu konularda kelimeler kifayetsiz kalır. Taşlara ilgi gösterince ruhlarının oluşması da basitçe bir anlatımdır. Taşların hiç bir zaman 3.boyut algısıyla kavranabilecek ya da konuşabilecek gibi bir ruh oluşumu olmaz. Taşlar çok büyük enerji havuzlarıdır. Her şey enerjidir. Bilmem anlatabiliyor muyum? Çok okuman çok meditasyon yapman gerekli kişisel bir yönelim ve uzun bir kavrayış evresini istemen lazım. Yoksa biri bana gelip forumda herşey enerjidir deseydi "hee heee" derdim. :) Yani şöyle düşün her şey enerjiyse taşlar büyük bir enerji girdabına bağlana biliyorsa taşlar nedir o zaman? Farklı amaçları ve kullanım şekilleri vardır keşfedebildiğimiz ölçüde. Örnek vereyim sana taşlar şamanların büyülerinde ve kara büyülerde kullanılmak üzere çok önemlidir aynı zamanda şifacılık ve eterik korunma içinde kullanılabilir. Varlığın zıtlık olması yönüyle ilgili.

Neron

#7
Peki gtp, senin bu yazdıkların aklıma suyun etkilenmesini getirdi. Su da mı o anlamda taşlar gibi ruha sahip oluyor? Çünki suyu da olumlu enerjiyle etkileyebiliyormuşsun. 

Bizler bir zamanlar 1. Yogunluktaydık. Yani taşta, bitkide yer alıyorduk. Mesela taşta idiysek, nasıl oldu da tekâmül edip 2.ye geçebildik? Yani taştaki ruhun tekâmülü nasıl olabilir?

Dediğin gibi, kelimelerle anlamak zor. "Her şey enerjidir" bu doğru. Bunu anlayabiliyorum. Madde zaten enerjinin türevi.

Mesela evrenden isteyin, evren kabul eder, gerçekleştirir şeklinde bir ifade var. Bu da doğru galiba. Niyetimizi doğru ifade edebiliyorsak oluyor galiba bir şekilde.
 

gerçek tosun paşa

#8
Su bir tür metaldir dolayısıyla minerallerden oluşur yani cevabı evet. Açık konuşmak gerekirse nasıl yapacağını biliyorsan her şeyi etkileyebilmen olasıdır. 1 ve 2. yoğunluk dersleriyle artık işimiz kalmadığı için bunları konuşuyoruz. Yani daha düşük boyutları tabi düşünebiliriz ama asıl soru ilerisi.

"Mesela evrenden isteyin, evren kabul eder, gerçekleştirir şeklinde bir ifade var. Bu da doğru galiba. Niyetimizi doğru ifade edebiliyorsak oluyor galiba bir şekilde." ifadeni de basitçe elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım. Bu aslında karmik süreçlerle ilgili yani çok ileri seviye bir ders ciddi anlamda bizim algımızın bir hayli üstünde ama niyet konusunda sana katılıyorum. Gerçekten niyet ve istek aynı noktada birleşiyorsa çeşitli olumlamalarla onlara yaklaşabilmen mümkün. Bazı insanlar gerçekten çok pozitif yaklaşımlarda bulunabiliyor. Cidden içlerinde elde etme üzerine bir şeyler var. Ben bu kadar pozitif ve olumlu yaklaşamam. Mümkün değil o yüzden KH olarak istediğime yaklaşmak daha mantıklı geliyor. Aslında açık olayım pozitif kelimesi çok içi boş bir kavram. Bu örneğini verdiğim insanlar bir şekilde istediklerini alabilirler. Ben şansa inanmadığım için şansa diye ifade edemem ama yaratılış aşaması gereği diyebilirim. Bunun dışında yüksek enerjilere kanallık ederek istediklerin üzerine düşmek daha bilinçli ve olası olacaktır. Burada nasıl bir enerji dilediği kişinin kendi vereceği kararla ilgilidir. Evren enerjisi akıl ve bilincin enerjisidir , madde enerjinin türevi değildir. Enerji maddenin sebebidir. Akıllı enerjiyi kullanmak her varlık için mümkün olsa bile durup dururken bu çok fazla mümkün olmayacaktır zira akıllı enerji dediğimiz şey bizden başka bir şey de değildir.

Bizler bir zamanlar 1. yoğunluktaydık cümlesini şöyle ele alalım. Evet ama Neron bir ot ya da mineral değildi. Bir otun neron olduğu bilinci yoktu. var olduğunu anlayabilmen ve varlığı hissedebilmen evvela yeterliydi.Hizmete ve tekamüle devam ediyorduk. Mesela uyurken ne yaparsın? Hiç bir şey yapmazsın. Yatarsın bedeninin fiziksel gereklilikleri devam eder ama ne kadar varsın? bir eylemde bulunmak olarak uyumak nedir? sen uyurken geçen zaman ve olayların farkında olmazsın bilincin farklı bir evre ve gerçekliktedir. sen uyurken olanları öğrenmek için bazı şeylere ihtiyaç duyarsın. ama sana neron diye seslenirlerse uyanacaksın ve olanı algılayabilmeye devam edeceksin ama uykuda da vardın ki seslenince bilinçle uyandın değil mi? 1 ve 2. boyutlar dediğim gibi totemler gibi özelliklere sahip geniş enerji girdaplarıdır onların deneyimini 3.boyut bir  insan gibi ele alamazsın 3.boyut bir varlık kendi ruh imzasını taşıyıp bireyselleşmiş ve farklı bir deneyim evresine geçmiştir.

Doğayı düşün neron, belgeselleri düşün. Çift aşamalı bir sistemi düşün hem birbirine bağlı hem birbirinden zıt. 2-4-6 tek 7. Her boyut kendinden altında olanları kaplıyor. Gözlerinin gördüklerinden kopya çek. İnek otu yiyor ot suyu içiyor insan gelip ineği yiyor. insanın enerjisini kullanan başka varlıklar oluyor. Sonra 5 ve 6. boyutlarda fiziksel deneyim gerekliliği sona eriyor ve enerjinin ne olduğunu tam olarak kavramaya başlıyor kozmik düzeni öğreniyorsun ve kolektif olanla bireysel olan arasında sürekli yolculuk ediyorsun.

Neron

#9
Ben bu "evrenden isteme" konusunu trafikte denedim ve oluyor gibi sanki. Araç kullanırken şanslı olduğumu hissetmeye başladım. Belki de bana öyle geliyor. :)

Pozitif birisiyim zaten ve araç kullanırken de pozitif kalmaya çalışıyorum ve kendime telkin ediyorum. Oluyor, önüm açılıyor.

 

gerçek tosun paşa

#10
Oluyorsa güzel denemeye devam  :) ben trafikte çok sinirli ve olumsuz oluyorum işte böyle farklar var :D

bona fide

#11
taşları bilmiyorum ama arabaların ruhu olduğuna inanmaya başladım ne zaman arabam hakkında art niyetli olsam arabam benden intikam alıyor. zihnimden geçirsem dahi öyle. biri gelip arabaya sağdan soldan geçiriyor.geçen aynı trafik polisine denk geldim bana genemi sen dedi. ve şu ana kadar hiç bir hasarda sorumlu ben değildim. sanki arabam, beni değiştirmeyi aklından geçirirsen seni sanayiden çıkarmam diyor. tamircilere hızlı çıkarsınlar diye parça değişimine giderken börek yaptırıyorum rüşvet getirdim size diyorum. geçen eleman abla en son getirdiğin superdi aynısı olsun dedi dosya açtırmaya gittiğimde. arabama oturup kendisinden özür dileme seanslarıma girmeyeceğim.
 

bozadi

#12
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

Bozadi, bitkilerin bir kısmı 2. boyut mu? K ifadelerinde öyle bir bilgi var mı? Bunu bilmiyordum.
Aslında bu konuda benim kafamın da karışık olduğunun farkına vardım sen bunu sorunca. Yani bitkilerin 1. yoğunluk mu, yoksa 2. yoğunluk mu olduğu konusunda net bir bilgim/sezgim olmadığını fark ettim.

K celselerinde bitkilerin 1. yoğunluk olduğuna dair ifadeler geçmiş (ayrıntılı inceleyemedim). Ama 2. yoğunluk iması da var sanki bazı yerlerde. Hatta Laura ve ekibinin hazırladığı CassWiki sayfasında (https://thecasswiki.net/index.php?title=Density) bitkiler ve hayvanlar (flora ve fauna) 2. yoğunluktur gibi bir ifade var. "Biyolojik bir bedene/mekanizmaya" sahip olmak 2. yoğunluğun bir ölçütü gibi görünüyor.

Ra'nın yaptığı bir açıklama bu konuya biraz daha ışık tutuyor sanki (GTP de buna referansta bulundu sanırım):

Alıntı Yap
RA: İkinci yoğunluk derecesi, yukarı, sonsuzluğa doğru uzanma dürtüsü olmayan, gelişmiş bitki ve hayvanlara ait bir yoğunluk derecesidir.

Yani bitkiler iki gruba ayrılıyor gibi görünüyor "ilkel" ve "gelişmiş" şeklinde. Bu durumda gelişkin/kompleks bir biyolojik bedensel işleve sahip olan bitkiler 2. yoğunluk olsa gerek ama yine de bu gelişkinliğin bilimsel ölçütü nedir, tek hücrelilik / çok hücrelilik gibi birşey mi, bundan hiç emin değilim.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

Bir de taşlara ve kayalara ilgi gösterince ruhları oluşuyor sözünü de ilk kez okudum.

Bu "ruh oluşumu" konusunda da bilgim/sezgim çok yetersiz ve kafam ciddi şekilde karışık ama örneğin Ra, çok nadir durumlarda bir arazi parçasının bile 3'e mezun olabileceğini söylemiş gibi görünüyor:

Alıntı Yap
SORU: Bu iletişimimizde akıl, beden ve ruhun tekâmülü ile ilgileneceğiz. Başlangıç olarak, ikinci yoğunluk derecesinden üçüncüye geçişi incelemek bana iyi bir fikir gibi geldi. Daha sonra da, Dünya üzerindeki üçüncü yoğunluk derecesi varlıklarının tekâmülünü ayrıntılı olarak araştırmak ve bu ara da da bu tekâmüle yardımcı olan ya da onu engelleyen mekanizmalar üzerinde özellikle durmak istiyoruz. Bütün varlıklar ikinci yoğunluk derecesinden üçüncüye geçerler mi, yoksa bu geçişte hiç bulunmamış olan varlıklar da var mıdır?

RA: Sorunuz sizin illüzyonunuza (maddesel aleminize) can veren zeki enerjinin uzay/zaman sürekliliği idraklerini içermektedir. Bu illüzyona ait kavramlardan hareketle, bazı varlıkların bir titreşim derecesinden diğerine geçiş yapmadıklarını söyleyebiliriz; çünkü süreklilik (kontinyum) süreci sonludur. Ama bizim, tüm evreni ya da yaratılışı bir ve sonsuz bir varlık olarak algılayan idrakimize göre, bu olgu, bu varlığın (bu 'bir'liğin) kendi zeki enerjisi içindeki bir canlı olarak kalp atışından başka bir şey değildir; ve bu kalp bir yaratılıştan diğerine geçtiğinde sanki bir kez atmış gibidir. Bu idrak çerçevesinde, her bir bilinç varlığı, her bir yoğunluk derecesini deneyimlemiştir/deneyimlemektedir/deneyimleyecektir.

SORU: O halde, ikinci yoğunluk derecesinde bulunan bireyselleşmiş bir varlığın üçüncü dereceye geçmeye hazır olduğu noktayı ele alalım. Bu ikinci yoğunluk derecesi varlığı bizim "hayvan" adını verdiğimiz varlık mıdır?

RA: "Ruh kazanabilecek olanlar," ikinci yoğunluk derecesi varlıkları üç tiptir: Birincisi hayvanlardır. En üstün ve hakim düzeyde olan bunlardır. İkincisi bitkiler, özellikle sizin "ağaç" diye adlandırdıklarınızdır. Bu varlıklar yeterince sevgi verip alabilir ve böylece bireyselleşebilirler. Üçüncüsü ise minerallerdir. Bazen belli bir yöre/yer, kendisi ile ilişkide olan bir üçüncü yoğunluk derecesi varlığından aldığı ve karşılığında verdiği sevgi vasıtasıyla bireyselleşmek yolunda kudret kazanıp harekete geçebilir. Bu en az görülen geçiş tipidir.

SORU: İkinci yoğunluk derecesinden, üçüncüye geçiş gerçekleştiğinde, geçen varlık, hayvan, bitki (ağaç) ya da mineral olsun, nasıl ruh sahibi olur?

RA: Varlıklar ruh sahibi olmazlar. Kendi varlıklarının her parçasında, hücresinde ya da atomunda mevcut olan zeki enerjinin farkına varırlar. Bu farkındalık, kendisine zaten verilmiş olanların farkındalığıdır. Bütün yoğunluk dereceleri sonsuz olandan kaynaklanırlar. Kendini-farkındalık, içten kaynaklanır; ancak belli deneyimlerin idraki, hücrenin veya atomun ya da bilincin yukarı doğru spiraller çizerek yükselişini sağlayan bir katalizör rolü oynar. O halde, sizin deyiminizle nihai kendini-idrake (ermeye) doğru kaçınılamaz bir çekimin var olduğunu görebilirsiniz.

SORU: O halde -örnek olarak dünyamızı ele alırsak- üçüncü dereceye geçişten sonra varlıkların bizim görünüşümüze büründüklerini söyleyebilir miyiz? İnsan şeklinde mi olurlar?

RA: Sizin gezegeniniz örnek olarak alındığında dediğiniz doğrudur.


bozadi

#13
Yukarıdaki tartışmalarda konusu geçtiği için aktarmak istedim; Laura'nın 1. yoğunlukla ilgili yaptığı yorumdan bir alıntı:

Alıntı Yap
Rupert Sheldrake'in kristaller arasındaki morfik rezonans hakkındaki iddiaları, bir yoğunluk seviyesindeki öğrenmeye yakın birşey olabilir. Bu iddiaya göre, belirli bir çözelti kristalize hale getirildiğinde, o çözelti başka yerlerde yapılan deneylerde daha kolay/hızlı bir şekilde kristalize olacaktır. Suyun hafızasıyla ilgili iddialar da birinci yoğunluktaki öğrenmenin bir diğer örneğidir.


bozadi

#14
"İsteyin, evren verir" konusu basitçe onaylanabilecek veya reddedilebilecek bir konu değil gibi düşünüyorum. Laura ve ekibi bu görüşü genellikle "New Age" diye etiketleyip olumsuz eleştiriyor. Konunun bazı gerçeklikler içerdiğini ama bu görüşün insanlara empoze ediliş tarzında bazı "katakulliler" çevrildiğine dikkat çekiyorlar. Burada en önemli ayrım noktalarından biri bireysellik ile toplumsallık arasındaki ilişki. Aynı zamanda subjektiflik ile objektiflik arasındaki ilişki.

Benim aklıma gelen en kaba örnekle ifade etmeye çalışayım. Eğer yaşadıklarımız tamamen "bireysel" istek durumumuzun bir sonucu ise, o zaman bu kadar çok haksızlığa, adaletsizliğe maruz kalıyor olmamızı, çok adaletsizlik arzulamış olmamıza bağlamamız gerekebilir.

İlle de yanlış olmamakla birlikte doğruluğu değişken ve bazen çok ciddi risklere de açık olan bu "Evrenden iste olur" yaklaşımının potansiyel olarak tehlikeli bir diğer yönü ise, hayatımıza feci şekilde tecavüz etmekte olan global faşistlerin ekmeğine yağ sürme potansiyelidir. Yani "tecavüzü görmezden gel, mutlu olmana bak" veya "tecavüz kaçınılmazsa zevk almana bak" anlayışına kayabilir bu yaklaşım. İşin tuhafı, bu yaklaşımların bir ölçüde yapıcı olarak kullanıldığı durumlar da olabilir. Elbette tecavüzü onaylamak anlamında değil ama hayatımızdaki bütün bu berbatlıklar oluyor diye kendimizi iyice kahretmeye gerek yok, varoluşun özüne dair inancımız pozitif olmadığı sürece ve bu pozitifliğe inanmadıkça, güvenmedikçe, deneyimlemedikçe, sorunlarla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi elde etmemiz de çok zorlaşabilir. Sanırım burada meselenin özü, içinde bulunduğumuz faşist dayatmalar realitesiyle ilgili geniş çaplı bir farkındalık oluşturmaya ne ölçüde istekli olduğumuz veya bununla yüzleşmekten ne ölçüde kaçtığımızla ilgili sanırım. Yani maruz bırakılmakta olduğumuz şeytani koşulları adeta bir doğa kanunu veya Allah'ın emri gibi "itiraz etmememiz" gereken birşey olarak mı göreceğiz, ve bu anlamda durumu büyük ölçüde "görmezden mi geleceğiz", yoksa durumu sorgulayıp bu konuda toplumsal bir farkındalık ve itiraz / karşı duruş sergilemek üzere örgütlenecek miyiz? Örgütlenme ille klasik "siyasi" örgütlenme şeklinde olmak zorunda değil, bazen öyle olması doğal ve gerekli olabilecek olsa da.

Elbette bir insan pozitifliğe inansın, adalete, sevgiye, sevince inansın, güvensin, bunları deneyimlesin ama bunu genel olarak "egosal konforu" için mi arzuluyor, yoksa tüm toplum için mi? Toplum genelinin pozitif değerlere inanmasını, güvenmesini zorlaştıran, hatta imkansızlaştıran "son derece negatif odaklı" bireylere ve gruplara karşı bir farkındalık ve direnç artışı için mücadele ediyor mu, etmiyor mu? Bizi iliklerimize kadar sömürüp hayatımızı mahveden bireyleri ve birey gruplarını (ki bu deneyim "hayatımız" dediğimiz deneyimin ciddi bir kısmını teşkil etmiyor mu?!) görmezden gelecek şekilde, adeta bir balon içinde yaşanacak bir pozitiflik anlayışı belki kısavadede istisnalar olabilse de, uzunvadede BH'ye değil KH'ye doğru kayma eğilimi gösterecektir.

Elbette, hepimiz hala ciddi ölçüde KH frekansları içinde yaşamak zorundayız, dolayısıyla gündelik hayatımızın pek çok aşamasında şahsi çıkarımıza odaklanmak zorunda kalırız, buna adeta "mecburuzdur", pek çok sorunu görmezden gelmek zorunda kalırız ama yine de ara ara durup akıl ve vicdan kontrolleri yapıp BH ya da KH yönünde kritik bazı kararlar alırız. Sonra sonuçları gözden geçirip tekrar kararlar alırız vs. Ve klasik toplumsal yaşam koşulları içinde BH'ye doğru odaklanış, aynı eğilime sahip bireyler arasında bir dayanışma eğilimi gerektirir. Ve bu dayanışmanın güçlenmesi için de, o dayanışmayı zayıfltma ve parçalama yönünde ciddi adımlar atacak olan görünür ve görünmez "KH ajanlarının" faaliyetlerine karşı uyanık ve tedbirli olmayı gerektirecektir. "Kötüyü görme, duyma, konuşma" şeklindeki bir pozitiflik anlayışı BH'nin değil, KH'nin ekmeğine yağ sürer. Şu an için algım bu yönde. Bu görüşlerin hem ayrıntılarında, hem de bütününde, alternatif görüşlere açığım.