Tezahürün Şafağı - Dinler - Gelecek

Başlatan Tiversonus, 27 Haziran 2009, 14:02:40

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus



"Big Bang" ya da "Büyük Patlama" ; evrenin 13.7 milyar yıl önce aşırı sıcak ve yoğun bir noktadan meydana geldiğini savunan, geniş şekilde kabul görmüş bir modeldir. O evrenin evrim kuramıdır. İnsanın evreni tamamıyle anladığı söylenemez. Bazı kanal bilgilerinde "Büyük Patlama" nın sayısızca olduğu söylenir. Sonsuz bir süreçten bahsedilir. Biz bir tanesini tam anlayamaz iken şimdi çokça patlamalara kafa yormak sonraki derslerimizden olsa gerek. En azından şimdiki evrenimizi oluşturan patlamayı anlamaya çalışalım derim öncelikle.


Sorulacak ilk soru şu: "Büyük Patlama" dan önce yani tezahür başlamadan önce ne vardı ? "Tezahür Etmemiş Olan" vardı. Bizler tezhürün tarafında bulunduğumuz için "Tezahür Etmemiş Olan" ı anlamakta zorluk çekiyoruz. Normal olan da budur zaten: O, nitelendirilemeyen, geçmişi olmayan, saf varoluştur. "Tezahür Etmemiş Olan" saf varoluştur. Herşeyin başlangıcı O kaynaktır. O'nun bildiğimiz hiçbir şey olamayacağı açıktır; çünkü bir şeyi bilebilmemiz için onun tezahür etmiş olması gerekir. "Tezahür Etmemiş Olan" "Büyük Yokluk" tur; aynı zamanda açığa çıkmamış olan sonsuz kudrettir. "Tezahür Etmemiş Olan" tek "Birlik" tir.


"Tezahür Etmemiş Olan" ı sonsuzluk olarak düşünmek gerekir. Bir rakam ile nicelendirmek yanlış olur; en büyük rakamların bile daha büyükleri bulunur. Sonsuz olanı, insan zihninde imgelemek zor olacaktır, bu nedenle sonsuz olanı "Bir" olarak ya da "Birlik" olarak nitelendirmek gerekecektir. Bir; varolan ve varolmayan herşeydir, yani yedinci yoğunluktur.


Yalnız O sürekli olandır; geri kalan herşey bir illüzyondur, geçicidir, yanılsamadır, sapmadır. Onun hakkında söyleyebileceğimiz tek şey, "O, O'dur". O'na kısaca biz teklik anlamında "Bir" diyoruz, sevgi,enerji, sonsuz kudret, Tanrı v.b. isimler de kullananlar var. Tezahür ile birlikte tezat (dualite, ikilik) başlar. "Büyük Patlama" ile enrji açığa çıkar, sonra bu enerji gelişim/tekamül yolculuğuna devam ederek galaksilere, güneşlere, gezegenlere, aklımıza gelen herşeye dönüşür.



Şimdi bulunduğumuz üçüncü yoğunluk illüzyonu ve yaratılışın tüm katları, ''deneyimlemek'' üzere birer dershaneler gibidirler. Hayat sadece ve sadece tek şey olan dersler ve deneyimler üzerine kuruludur. Yaşam deneyimlerdir ve dersler üzerine kurulmuştur.


"Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür." Ne güzel söylemiş osho değil mi ? Ra Bilgileri'nde de "Bir'in Yasası"na ilerlemek için bir alıştırmdan bahsedilir: "Karşıdakine bakın Yaratan'ı görün, aynaya bakın Yaratan'ı görün, herşeye bakın Yaratan'ı görün" denilir.


"Din insanların anladıkları şey değildir. Din Hıristiyanlık değildir. Hinduizm değildir. Müslümanlık değildir. Dünyada varolan tüm dinler -ki sayıları hiç az değildir, dünyada üçyüz din vardır- ölü kayalardır. Onlar akmazlar, onlar değişmezler, çağla birlikte hareket etmezler. Tüm sözde dinler yaşantınızı, sevginizi, sevincinizi yıkarak ve kafalarınızı Tanrı hakkında, cennet ve cehennem, reenkarnasyon (genedoğum) ve çeşitli saçmalıklar hakkında fantazilerle, kuruntularla ve halüsinasyonlarla doldurarak size mezar kazıyorlar.


Hakiki dindarlığın peygamberlere, kurtarıcılara, kutsal kitaplara, kiliselere, papalara, rahiplere ihtiyacı yoktur çünkü dindarlık, yüreğinizin çiçek açmasıdır. O varlığınızın en merkezine ulaşmaktır. Ve varlığınızın en ortasına ulaştığınız an bir güzellik, saadet, sessizlik, ışık patlaması olur. Tümüyle farklı bir kişi olmaya başlarsınız. Yaşamınızda karanlık olan herşey ve yaşamınızda yanlış olan herşey kaybolur."



Bilgi getiren herhangi bir din, gerçeğin titreşimi ile yaşayan bir dindir. Gerçek din hayatın kendisidir. Evrenimizde karanlık güçler ve ışık güçleri vardır. Karanlık güçler asli görevini yapmak için insanları bilgiden uzak tutmaya çalışır. Kütüphaneleri yakar, insanların bilgi ile bağlarını kesmeye çalışır. Buradaki bilgi aynı zamanda DNA' larımızdır. Işık /bilgi, ışık/sevgi güçleri insanlığa yardım amacıyla, toplumsal uykuya bir son vermek amacıyla, bir plan dahilinde, "bilgi" yi gezegene taşımak istemişlerdir. Böylece peygamberler, avatarlar, ermişler diyebileceğimiz enkarne olmuş ruhlara veya yükseltilmiş ruhlara " bilgiler" verilmeye başlanmıştır. Bu kişiler de "can atanlara" bu bilgileri yaymışlardır. Işık ailesinden gelenler "bilgiler" di. Daha sonra bu bilgiler "dinlere" dönüştürüldü. Karanlık güçler ve işbirlikçileri kurnazdılar, bu "bilgi" leri, tanrısal olan bu "bilgi" leri kullanarak insanlar "öz" ünden koparıldı. Ritiellere sokuldu, kavga, nefret, kin tohumları kalplerine ekildi ve hatta din adına savaşlara sokuldu. Karanlık güçler kurnazdı, yapılan ritüellerle açığa çıkan düşük frekanslı enerjileri besin olarak kullanıyorlardı. Din, Tanrısal olanın (insanın) "kul/köle" yapılmasını sağlıyordu artık. Bu çok kurnaz bir plandı, insanları ibadet alanlarına hapsediyordu; hayat ile bağlarını koparıyordu, diğer Bir'in parçalarına karşı şiddet uygulanıyordu. Bilgiler artık "kurumsal" hale getirilmişti, bir hiyerarşileri vardı artık, emir komuta zincirleri oluşturuldu. Kiliseler kullanılarak, kadının sadece çocuk için seks yapması sağlanıyordu, "Sonsuz Zeka" ile irtibatı sağlayan yol böylece kapatıldı, bilgiye giden yol böylece kapatıldı. Din adına maddi çıkar savaşları yapıldı. Din yaşamın her alanına el atmıştı, büyük tahribatlar din adına yapıldı. Bu kurumlar halen işbaşındalar.


Din, gerçek din; hayatın ta kendisidir. İnsanın hayvanlarla etkileşimidir, diğer insanlarla ilişkisidir, tabiatla işilkisidir, hatta kayalarla, taşlarla etkileşimidir. İnsanlar doğaya zarar verdiler, ormanları maddi karlar için yok ettiler, denize kirli atıklar attılar, nükleer silahlarla insanları öldürdüler. Hala bunlar devam etmektedir. Geçenlerde "gelişmiş" bir ülke sayılan Kanada'da fok balıklarına yapılanlar ve Japon balıkçıların balinalara yaptıkları medyaya yansıdı. Ortadoğuda yapılanlar ortada.


Çevreyi ve tabiatı aşılacak bir engel gibi görenler var. Kendi bireysel çıkarları için ormanları yok edenler var. Bireysel çıkarları için doğayı tahrip edenler var. Kendi bireysel maddi çıkarları için , hayvanları ve doğayı kısaca gezegeni yok edenlerin geleceği kendi gelecekleri olacak. Tükettikleri herşey gibi kendi gelecekleri de tükenecek. Onlar tarihte ders alınacak birer anı olacaklar. Kısaca kendi seçimleri gibi olacaklar. Onlar yok olacaklar.


İçersinden "yaşam" geçen herşeye saygılı olmak zorundayız. Hayvanlara saygı ve sevgi içinde olmalıyız, ağaçlara da aynı şekilde, kısaca yaşama ve hayata saygı göstermeliyiz. İnsan etkileşimde olduğu herşeye, yaratılışın "gerçeğine" göre davranmalıdır, yaratılışın gerçeği bize etkileşimde olduğumuz her şeyde "öz" olduğunu söyler. Bu yaratıcı "öz" e nasıl davranırsan, o şekilde sana geri dönecektir. Yaşama saygılı olursan yaşayacaksın, belki bir geleceğin olacak, gelecek bizim seçimlerimizle şekillenecek.


Gerçek din kısaca hayatın kendisidir; varolan herşeyle etkileşimlerimiz "Tanrı" ile yani "öz" ile etkileşimlerimizdir; din hayattır.Gerçek dindarlık ise, insanın hayata ne verdiği ile ölçülür. Hayata ne verdiğimiz ise geleceğimiz olacaktır. Öyle ise seçimlerimizin "içinden hayat geçen herşeye saygılı olmak" yönünde olması dileğimdir. Geleceğimiz, seçimlerimizdir.




***********************************
Not: Ra Bilgileri, Kasyopya Celseleri,Pleyades Öğretileri, Kozmik Doktrin ve Osho'nun yazılarından alıntılarla bir derleme yazıdır, akıcı olmadığının farkındayım am umarım mesaj hedefim olan bir kişi dahi olsa hedefine ulaşmıştır. Bilgi/Işık/Sevgi üzerinizde olsun.

Tiversonus

#1
Yıldızlar Ve Molekül Üretimi



13,7 mr. yıl önce bir avuca sığacak kadar küçük olan evrenimiz bir patlama ile birlikte müthiş bir hızla genişlemeye başlar. Gözlemleyebildiğimiz evrenin tarihinin böyle başladığına inanılmaktadır. Genişledikçe, trilyonlarca serecelik sıcaklık yerini soğumaya bırakmış bugunkü -270 santigradlara kadar soğumuştur. Bu ısı, evrenin hertarafından gelen mikrodalga radyasyonun ısısıdır ve büyük patlamadan hemen sonra evreni dolduran sıcak gazların soğuması ile aratakalan radyasyondan olduğuna inanılmaktadır. Radyasyon evrene yayıldı.



Genişleyen evren madde ve anti-madde üretmiş ve çokaz bir farklılık olmalı ki madde artakalmıştır. İşte o fazla kalan maddenin çocuklarıyız(en azından fiziksel olarak) veya gözlemlediğimiz fiziksel maddeler o fazladan olan ve anti-madde ile birleşip yokolmayan maddenin sayesinde varolmuştur. Evrendeki ilk madde, hidrojen ve helyum gazlarıdır. Demekki içtiğimiz su veya vucudumuzu oluşturan (yüzde yetmiş) sudaki hidrojen atomu, büyük patlamanın eseri olan bir atomdur. Sıcak ortamda, atomaltı parçalar birbirlerine kaynayarak/bağlanarak bu gaz üretimi yapılmıştır. 1 milyon yıl geçince genişleyen evrenin sıcaklığ iyice düşer ve yeni atomların yaratılması/üretilmesi için sıcaklık yeterli değildir. Atomların üretimini başka bir şey gerçekleştirecektir.



Evren genel olarak homojen yoğunlukta olsada bazı "çatlaklar" ı bulundurmaktaydı, bu yoğunluk çatlakları gaz ve toz bulutlarını toparlamaya başlar. Gaz ve toz bulutları "kütlesel çakim" sayesinde bu yoğunluk çatlaklarında kümeleşir ve spiral şeklinde dönmeye başlarlar. Bu "çatlaklar" olmasa idi atomların üretimi olmayacak ve evren yaşam olmayan bir yer olarak kalacaktı. Maddenin anti-maddeden biraz fazla oluşması nasıl bir kritik öneme sahip ise bu yoğunluk çatlakları da kritik bir öneme sahiptir, evrende yaşamın oluşabilmesi için.



Küçük gaz ve toz bulutları yoğunluk çatlaklarında, kütlesel çekiminde etkisiyle büyük bulutlar oluştururlar. Çekimsel çökmeyle birlikte bugünkü güneşimize benzer yıldızlar doğar ve nükleer santral gibi çalışarak ısı, ışık ve radyasyon yayarlar. Yıldızların çevrelerinde bulunan diğer gaz ve toz bulutları bu yıldızların çekim alanı içerisinde, yıldızın etrafında toparlanırlar ve yıldızın etrafında bir yörüngede dönmeye başlarlar. Bu toz ve gaz bulutları gezegenleri oluştururlar, yıldızlara nazaran küçük olduklarından onlar henüz gezegen olabileceklerdir ve onlarda evrende hem kendi hemde bağlı olduğu yıldızın etrafında dönerler. Milyonlarca hatta milyarlarca sürecek bir süreçtir bu. Hala yeni atomlar üretilmemiştir.



Yıldızlar kütlesel çekimin etkisi ile merkezlerine doğru çökerler ve merkezde çokbüyük bir ısı ve basınç oluşur. Yıldız hidrojen yakıtını tükettiğinde sonu gelmiştir. Bu durumda yıldız büzülür. Sıcaklığı çok yükselen yıldız bu defa helyum atomlarını bir süreç sonunda karbona çevirmeye başlar. Vücudumuzdaki karbon yıldızlararası ortamda bu şekilde oluşmuştur. Bu esnada yıldızın sıcaklığı 100 milyon derece gibi dayanamayacağı dereceye çıkan yıldız genişlemeye başlar. Yıldız bu süreç sonunda yarıçapı 100 kat büyüyerek bir kırmızı deve dönecektir. Bu süreci izleyen dönemde merkezindeki helyumu bitiren yıldız, bir karbon atomuyla bir helyum atomu birleşerek oksijene dönüşüm başlar. Bu esnada dışarıya muazzam bir enerji fışkırması gerçekleşir. Yıldızın merkezinde demir atomu üretilir. Sonunda yıldızın çekirdeği demire dönüşür. Demir çekirdek reaksiyonlarının önemli bir halkasıdır. Yaklaşık 1 milyar santigratta demir oluşur. Küçük yıldızların demir üretemez, ancak büyük yıldızlar bunu gerçekleştirebilirler. Güneşten on kat daha kütleli bir yıldız çekirdeğindeki helyumu tükettiğinde, nükleer yanma devresi devam eder. Karbon çekirdeği daha da sıkışır ve karbonu oksijene, neona, silikona, sülfüre ve son olarak da demire çevirecek kadar yüksek sıcaklığa ulaşır. Yıldız bir element fabrikasıdır.





Güneşimizden onlarca kat büyüklüğünde kütleli yıldızlar demiri üretebilmektedir. Enerjisi biten büyük yıldız önce merkeze büzülür ve burada sıkışan demir çekirdek dengesini yitirerek patlar. Büyük yıldızların şiddetli patlamalarına süpernova denir. Patlama sırasında açığa çıkan inanılmaz dereceki ısıdan dolayı demirin protonları ve elektronları birbirinden ayrışır ve sonra bunlar ikili olarak birleşerek nötronları oluşturur . Böylece süpernova patlamasıyla demirden daha ağır maddenin (nikel, bakır, çinko, gümüş, platin, altın uranyum v.b) üretimi gerçekleşir. Süpernova tarafından fırlatılan gaz kabuk yıldızlararası ortama ilerlerken, yeni meydana gelen ağır elementleri de yıldızlararası ortama katarak zenginleştirir; buna da süpernova kalıntısı denir. Böylece ölen bir yıldız yaşamın kaynağı olmaktadır. Patlamadan sonra geriye üç şey kalır: Beyaz cüce, nötron yıldızı veya karadelik. Patlayan yldızın kütlesine bağlıdır bu durum. Süpernova patlamasıyla patlayan yıldız patlamadan önce, örneğin bizim güneşimizin kütlesinin ortalama 1.5-2 katında idiyse beyazcüce, 2-5 katında idiyse nötron yıldızı ve 5 katının üzerindeyse karadelik olarak yeni yaşamına devam eder. Yıldızlar böylece evrene, yaşam için gerekli yeni elementler enjekte edilmiş olurlar. Vucudumuzdaki karbon atomları bir süpernova patlamasından gelmiştir keza demir de. Şu ana kadar varlığı saptanmış 120' ye yakın element vardır, daha fazlası keşfedilmeyi bekliyor olabilir.



Element fabrikası gibi çalışan yıldızlar olmasaydı bildiğimiz yaşam oluşamazdı. Bizler (insan) yıldız tohumlarıyız, evrenin çocuklarıyız.
"Gezegenleri ile birlikte güneş, partneri olan bir "kahverengi yıldız" etrafında döner". Kasyopya celselerinde verilen bu bilgi bilim çevrelerinin bir kısmında kabul görür: Yıldızların gözükmeyen ikizleri vardır. Yıldızın hareketlerinde görülen salınım, kahverengi cüceyi ele verir. Nereden bakılırsa bakılsın, tuhaf olan bu nesnelerin sayısının, evrendeki yıldızların sayısına eşit olduğu sanılıyor. İlki 1995'te keşfedildi ve bugüne kadar listeye birkaç tane daha eklendi. Faal yıldız ikizinden gaz bultlarını emerek beslenir bu durum ikizi ile arasındaki çekim dengelenene kadar sürer. Kahverengi yıldızlar, nkleer tepkime yapamayacak kadar hafiftirler. Aslında bu konu üzerinde bilimimiz henüz keşif aşamasındadır. [/font=Courier New]