Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kometler ve İsa'nın gelmesi sıralaması?

Başlatan sybleman, 11 Kasım 2022, 16:23:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

#15
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen walldes

Önüne bir sopaya bağlı havuç İçin tavşan gibi koşturulmamız ne acı. Büyük resmî/planı hiç öğrenmeyecek biri olmak. Madem gelecek sürekli ihtimal üzerine değişiyor. Niye rüyalarımıza önem veriyoruz. Yada kahinleri okuyoruz. Her şey çok çelişkili.

Açıkçası varlığa kaynak olarak baktığımızda ve onun sureti tüm bu evrene kimsenin kimseyi koşturduğu yok. Varlığın özündeki tekamül isteği onu sürekli devinim halinde tutuyor. Ama eğer 3KH dünyasını kast ettiyseniz tavşan halimiz trajikomik.

Gelecek inançla değişir. Önce bir şeye inanmak lazım ki onu en başta idealize edelim sonra peşinden gelelim. İnançla birlikte edinilen bilgi ve farkındalık "geleceği" oluşturuyorsa bu devinim orayı sürekli kılacak ve doğal olarak rüyalara da kehanetlere de inanacağız ki sonsuz döngü devam etsin. Sonuçta o rüyalardan ve kehanetlerden bazıları illa gerçek olacak :)

walldes

#16
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

ŞŞimdi 3 kh olarak bh yönelimli olma diye bir şey mümkün mü bilmiyorum? sanmıyorum

Bunu daha önce de konuşmuştuk, celselerde katrilyonlarca 3BH gezegeni olduğu belirtilmesinin yanında, Dünyada da 3BH bireylerin olduğu bilgisinin yer aldığını hatırlıyorum. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bunlardan birine yaşlı bir teyzemiz örnek gösterilmişti ve tam yada ona yakın bir 3BH insan olarak tanımlanmıştı. Dönüp bakmak lazım ama eğer tam BH olarak tanımlandı ise, "tam BH profiline ulaşan bir 3.Yoğunluk varlığının otomatikman 4.Yoğunluğa geçeceği" bilgisi ile bu durumun nasıl örtüşebileceğini ayrıca değerlendirmek gerekecektir.

Bir de Sevgili sybleman affınıza sığınarak size celseler genelinde ifade etmek istediğim bir mesele var; kendi tanımladığınız şekilde celseleri "yeni ve hızlı" bir şekilde okumaya başladığınızdan mıdır heralde sebep, bilemiyorum, kendi namıma görüyorum ki  çoğunlukla sorduğunuz celse bilgilerine ilişkin sorular genelde celselerde yazılanların tam tersi nitelikte belirtilmiş gibi duruyor. Şimdi tek tek örnek vermeyeyim, zaten Bozadi kardeşim bir kaçına celselerde aslında tersi söyleniyor manasında cevaplar vermiş. Velhasıl kelam eğer böyle bir durum varsa şayet, size biraz daha yavaş ve özümseyerek gitmenizin daha faydalı olabileceği yönündeki düşüncemi ve tekrardan nacizane tavsiyemi sunmak istiyorum. Zaten hatırlarsanız daha öncesinde de celselerde de bu hal tavsiye ediliyordu diye konuşmuştuk. Elbette görüşüme katılmayabilirsiniz saygı duyarım ama benim dışarıdan böyle bir gözlemim mevcuttur ve doğrusu bende yeniden bunu belirtmeden geçmek istemedim. Sevgiler.
Ben de tam tersini düşünüyorum bu aralar. K.ların dediği bekleyin ve görün sözü gibi. Sürekli bir Pasifize hale doğru yönlendirilmek. Dinlerde aynı. Sürekli kendi hesabımızı Tanrı'ya veya K ların bahsettiği dalgaya yüklemek. " dalga gelmeden KH lerin hesabının görüleceği kişiye özel olarak felaketlerin yaşanacağı" vs. Ben şahsen durum buysa yeniden 3 Y olarak gelirim herhalde:)) Sıkıntı da yok benim açımdan. Tek derdim sürekli aynı döngüde olmak olurdu. Ve bekleyip göreceğiz modunda artık kaç döngü ise Yaşar giderdim. Peki biri bize bekleyin ve görün diyeceğine ' dinler dahil' bekleme yaşa dese veya iki saat iki gün vs sonra her şey bitecek dese ne yapardık? İnsanlık niye kendi kaderini elinde tutamıyor? Niye çocuksu ve tembel?
 

bozadi

#17
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen walldes

Önüne bir sopaya bağlı havuç İçin tavşan gibi koşturulmamız ne acı. Büyük resmî/planı hiç öğrenmeyecek biri olmak. Madem gelecek sürekli ihtimal üzerine değişiyor. Niye rüyalarımıza önem veriyoruz. Yada kahinleri okuyoruz. Her şey çok çelişkili.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen walldes

 Ben de tam tersini düşünüyorum bu aralar. K.ların dediği bekleyin ve görün sözü gibi. Sürekli bir Pasifize hale doğru yönlendirilmek. Dinlerde aynı. Sürekli kendi hesabımızı Tanrı'ya veya K ların bahsettiği dalgaya yüklemek. " dalga gelmeden KH lerin hesabının görüleceği kişiye özel olarak felaketlerin yaşanacağı" vs. Ben şahsen durum buysa yeniden 3 Y olarak gelirim herhalde:)) Sıkıntı da yok benim açımdan. Tek derdim sürekli aynı döngüde olmak olurdu. Ve bekleyip göreceğiz modunda artık kaç döngü ise Yaşar giderdim. Peki biri bize bekleyin ve görün diyeceğine ' dinler dahil' bekleme yaşa dese veya iki saat iki gün vs sonra her şey bitecek dese ne yapardık? İnsanlık niye kendi kaderini elinde tutamıyor? Niye çocuksu ve tembel?
walldes, açıklamalarını, yorumlarını tam olarak kavrayabildiğimden emin değilim ama genel algıma göre, gerçek tosun paşa'nın açıklamalarına ilaveten birkaç yorum yapmak istiyorum bu hususta.

Aslında son mesajının sonunda ifade ettiğin, "İnsanlık niye kendi kaderini elinde tutamıyor? Niye çocuksu ve tembel?" cümlesi, insanlığın durumuyla ilgili olarak sorguladığın, itiraz ve hatta belki isyan ettiğin pek çok şeyi açıklıyor sanırım. Yani, insanlığın pek çok sorunu, insanlığın tembelliğinden kaynaklanıyor. Bu sorun, insanlığın "cennetten düşmesi"ne (BH aleminden KH alemine geçmesine) neden olmuş. Dünyanın fiziksel ortamına gelmeden önce fizik bedensiz, eterik BH aleminde 3y ile 4y arasında bir yerdeymişiz. 3y zaten 7 yoğunluk skalasında ortanın altında bir seviye. Yani 7 yoğunluğu bir "ömür" gibi düşünecek olursak, 3. yoğunluk yaşamın ortasından biraz gerisine tekabül ediyor (4y'yi tam ortada sayarsak). Kısacası, çocuksu sayılabilecek bir seviye zaten. (çocukluk-gençlik arası). Esasında eterik alemde, doğal/otomatik BH düzleminde var olmuş / var edilmişiz, açıklamalara göre. Ama o alemin "aşırı" (?) rahat" denebilecek koşullarından dolayı, ruhsal tekamül için yeterli çaba harcamama sorunu olmuş. 3'ten 4'e mezuniyet için gerekli çalışmaları bir türlü yapmamışız. Bu durum çok ciddi sorunlara yol açmış. O süreçte "unutma perdesi" diye birşey yokmuş anladığım kadarıyla. 3y'de olsak da, otomatik BH kutbiyeti sayesinde 7y başta olmak üzere tüm varoluşu bir bütün olarak algılama, dolayısıyla tam bir korkusuzluk, rahatlı hali varmış. Bu iyi birşey gibi görünüyor ama yozlaştırıcı bir potansiyeli de var demek ki. 4'e mezuniyet için gerekli öğreniş/deneyim çabasını göstermeme, sürekli 3'ü tekrarlayıp durma, bununla bağlantılı yozlaşma süreci neticesinde "unutma perdesinin", yani fiziksel doğum-ölüm sürecinin getirilmesi gerekmiş, Ra'nın açıklamasına göre (doğru anlıyorsam). Bunu "logos" denen çok yüksek bilinçler yapmış gibi görünüyor Ra'nın açıklamasına göre. K'lar fiziksel boyuta geçişin insanlığın tercihlerinin doğal bir neticesi olduğunu söylüyor. Ra'nın ve K'ların bu konudaki açıklamaları çelişkili olabilir gibi görünse de, aslında öyle değil gibi geliyor bana. Her neyse, Ra bu hususlarda şu açıklamaları yapmış:


Alıntı Yap
SORU: O halde unutma sürecinin başlangıcından önce, başkalarına hizmet yolunda kutuplaşma kavramı dışında hiçbir kavram mevcut değildi.

RA: (...) Bu toplumlar, varlıkların bileşim (akıl/ beden/ruh bileşimi) olmayan yapısı nedeniyle sürekli bir ilham potansiyeli içinde bulunduklarından böylesine gelişmişlerdi; ama yine aynı yapı yüzünden, istekten, kişisel istekten, hayata ait şevk ve canlılıktan yoksundular.

SORU: Demek ki bizim bakış açımıza göre çok büyük bir tekâmül deneyimi yaşanmış olmasına rağmen, bir noktada, tekâmül etmekte olan Logos daha büyük bir deneyim yaratacak bir deneye girişmeyi uygun gördü. Öyle mi?

RA: Dediğiniz doğrudur ama şunları da eklemek iyi olur. Logos üçüncü yoğunluk derecesinde, sizin mezuniyet dediğiniz olayın yaşanmasına gereksinim duyulduğunun bilincindeydi. Bundan önceki tüm deneyler, birçok deneyim kazandırmış olsalar bile, çok hayati bir unsurdan yoksundular; yani kutuplaşmadan... Deneyimler varlıklara yeterince kutbiyet kazandıramadığı için, varlıklar üçüncü yoğunluk derecesi devrelerini boyuna yineleyip duruyorlardı. Kutuplaşma potansiyelinin daha elde edilebilir hale gelmesi isteniyordu.

SORU: O zaman mümkün olan tek kutbiyet, başkalarına hizmet kutbiyeti olduğuna göre, söylediklerinizden anladığım kadarıyla bütün varlıklar başkalarına hizmetin gerekliliğinin farkındaydılar ama bunu başaramıyorlardı. Bu devrede, akıl/beden/ruhların durumu neydi? Mümkün olan tek kutbiyet bu olduğu halde, mezuniyet için gereken çapta başkalarına hizmet etmekte neden zorlanıyorlardı?

RA: İsterseniz, son derece mutlu olan varlıkların, durumlarını değiştirme veya iyileştirme eğilimini ne kadar az göstereceklerini düşünün. İşte bileşim olmayan akıl/beden/ruhların durumu da aynen böyle idi. Başkalarını sevme ve başkalarına hizmet etme olanağı tabii ki vardı, ama bir de kendi benliğindeki Yaratan'ın çok güçlü, karşı konulamaz bir biçimde farkında olmak da vardı. Yaratan ile ilişki, ana ile cenin arasındaki göbek bağına benzetilebilirdi. Yani, mutlak bir güvenlik hüküm sürüyordu. Bunun için de hiçbir sevgi fazla önemli, hiçbir acı çok korkutucu olamazdı; bu yüzden de ne sevgiye hizmet etmek ne de korkudan yararlanmak için fazla bir çaba gösteriliyordu.

SORU: Bunu, şimdiki illüzyonumuzda (madde âlemimizde) çok zengin ve güvenli bir ortamda doğmuş olanların durumuna benzetebiliriz galiba. Değil mi?

RA: Bunun çok yerinde bir benzetme olduğunu söyleyebiliriz.
(...)
SORU: ... Daha önce söz ettiğimiz ve zenginliğe benzetilen koşullar, tüm deneyim yelpazesi boyunca -ister enkarnasyonlar arası olsun, isterse varlıklar enkarneyken olsun- mevcuttu, bu yüzden varlıklar, mezuniyet için gerekli bu kutuplaşmayı yaratma arzusunu tezahür ettiremiyorlardı (bu irade ve isteği gösteremiyorlardı). Dediğim doğru mu?

RA: Durumu kavramaya başlıyorsunuz. O devirdeki varlıkları, bir anlamda, ilkokul öğrencilerine benzetebilirsiniz. Varlık, okul ödevini yapmış olsa da olmasa da beslenecek, yedirilip içirilecek, giydirilecek ve korunacaktır. Onun için de varlık ödev yapmak yerine oyun oynamayı, yemek yemeyi ve tatil yapmayı yeğler. Çoğu varlık da kendini geliştirmek, ilerlemek için bir neden oluncaya kadar gelişme, ilerleme çabası göstermez.

SORU: Çok önceki bir celsede, dördüncü yoğunluk derecesi pozitifine hasat edilebilmek için, varlığın başkalarına hizmet yönünde kutuplaşmasının %50'den fazla olması gerektiğini söylemiştiniz. Perdeden önce de bu durum aynı mıydı?

RA: Bu kolayca yanıtlanabilecek bir soru değildir, çünkü perdeleme sürecinden önce kendine hizmet kavramı gelişmemişti. Dördüncü yoğunluk derecesine geçmek üzere mezun olmak için gerekli olan, Tek Sonsuz Yaratan'ın beyaz ışığının belli bir yoğunluğunu kullanabilme, kucaklayabilme ve bu ışıktan haz duyabilme yeteneğidir. Sizin uzay/zaman'ınızda bu yetenek, sözünü ettiğiniz hizmet yüzde oranlarıyla (en az %51 oranında başkalarına hizmet) ölçülebilir.

Perdeleme sürecinden önce ise ölçü, bir varlığın, basamaklarının her biri ışığın belli bir niteliğini massetmiş bir merdiveni ne ölçüde tırmanabileceğiydi. Varlık ya üçüncü yoğunluk ya da dördüncü yoğunluk derecesini gösteren ışık basamağı üzerinde duracaktı. İki basamak arasında eşik bulunuyordu. Bu eşiği geçmek çok zordu. Çünkü her yoğunluk derecesinin sınırında direnç bulunur. Üçüncü yoğunluk derecesi sınırını aşmak isteyen her varlığın iman veya irade melekesini idrak etmesi, besleyip geliştirmesi gerekiyordu. Ev ödevlerini yapmamış olan varlıklar, ne kadar sevimli olurlarsa olsunlar geçemezlerdi. Üçüncü yoğunluk derecesi deneyimsel sürekliliğine perdeleme süreci getirilmeden önce, Logoslar'ın karşı karşıya bulundukları durum işte buydu.



bozadi

#18
İnsanlığın bugünkü tembelliği, yozlaşması ve hastalıkları, binlerce yıl önceki o eterik alemde başlamış bir sorun. Aslında bu sadece dünya insanlığının başına gelen bir durum değil sanırım. K'ların deyişiyle "uzun dalga" (reenkarnasyonsuz) eterik BH aleminde var edilen birçok varlık grubu benzer yozlaşmalar yaşayıp KH alemine düşüş yaşıyor gibi görünüyor:

Alıntı Yap
S: (J) "Seçmedikçe özgür iradenize müdahale edilemez" demişlerdi. (T) İnsan ırkı olarak, özgür irademizle BH'den KH'ye geçtik. (L) Demek insanlık olarak içinde bulunduğumuz bu durumu bir seviyede kendimiz seçtik; Düşen Melek, Lusifer efsanesi. Bu biziz. Altına gitmek için o kapıdan geçmekle düşmüş olduk ve kapıdan geçdiğimizde yılan bizi ısırdı.

C: Ama bu sürekli tekrarlanan bir sendrom.

S: (L) Sadece insan ırkı için sürekli tekrarlanan bir sendrom mu, yoksa tüm yaratılış için de geçerli mi?

C: İkincisi.


bozadi

#19
Ra'da bundan bahsedildiğini hatırlamıyorum ama K'lar cennetten düşüş sürecinde, KH varlıklarının (Kertişlerin) insanlığı fizikselliğe, fiziksel zevklere cezbedici faaliyetleri de olduğundan bahsediyor. Düşüşten önce, eterik alemde, insanlık zaten tembel ve zevkine düşkün bir durumdaymış. Kısa dalga döngüsüne (reenkarnasyon / unutma perdesi) geçiş, Ra'nın deyişiyle "Logosların" uygulamaya koyduğu bir karar mıydı, yoksa onların bir müdahalesi olmaksızın insanlığın tamamen kendi istediği için geçiş yapmak istediği birşey miydi, bilmiyorum, eldeki bilgilerden net bir sonuç çıkaramıyorum bu konuda, ama bir şekilde bu geçiş olmuş. Unutma perdesi, reenkarnasyon içeren fiziksel alem, zorlukları nedeniyle insanlığın en azından bir kısmının uyanmasına vesile olma imkanı sunuyor sanırım. Yani bedavaya sahip olunan yüksek imkanlar kaybedilince, bu her ne kadar çok acı verici olsa da, uyandırıcı bir etkisi de oluyor sanırım, en azından insanlığın bir kısmı için. K'ların "acı çekmek DNA'ları etkinleştiriyor" demesi biraz da bununla ilgili sanırım :) Uyanmaya, acıyı sorgulamaya, acı çekmeye neden olan durumun sonlandırılmasına yönelik bir teşvik sağlıyor.

Ra'da, "perdeleme öncesi" süreçte de reenkarnasyon olduğu söyleniyor. Bu konuda K'lar farklı açıklama yapıyor. K'lar, düşüşten önceki eterik alemdeki deneyimimizde reenkarnasyon olmadığını, reenkarnasyonun fiziksel aleme geçmemizden sonra başladığını söylüyor. Ne kadar önemli bir mevzu olduğunu bilmiyorum ama K'ların açıklamasını benimsiyorum şu an için. Çelişki gibi görünen şeyin başka bir açıklaması da olabilir belki, bilmiyorum.

sybleman

#20
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi
K'ların "acı çekmek DNA'ları etkinleştiriyor" demesi biraz da bununla ilgili sanırım :) Uyanmaya, acıyı sorgulamaya, acı çekmeye neden olan durumun sonlandırılmasına yönelik bir teşvik sağlıyor.

Bu dediğine katılıyorum. Bir çok insan kötü bir travma sonrası bir aydınlanma, uyanma yaşadığından bahsediyor. Bir kaza, ölüme yakın deneyim veya bir yakınının ölmesi gibi bir durum oluşuyor.

Düşününce oluşturduğum önsezi şu şekilde. Aslında kehanetlerde bulunmuşlar ama zaman algısı farkımızdan dolayı gerçekleşme ihtimalleri var, hatta sıralamanın değişme ihtimalleri de var. Hiç bir şey olmama ihtimali de vardır muhtelemen.

bozadi senin paylaştığın bir cevaptan ulaştığım kehanetleri ve gerçekleşme durumlarına bakarsak, oldukça doğru sonuçlar da olmuş görünüyor.

https://cassiopaea.org/2011/12/04/the-cs-hit-list-01-prophecy-prediction-and-portents-of-things-to-come/

Bunu görünce şaşırdım, kendim araştırıp test etmeyi düşünmüştüm, zaten yapılmuş bu çalışma ve oldukça da net çıkan durumlar var gibi.

Yani aslında K'lara olan inancım arttı diyebilirim, söyledikleri konusunda.

Umarım insanoğlu acı çekmeden bir şekilde ne yaşanacaksa olur. En çok üzüldüğüm de acı çeken çocuklar. Çocuckların acı çekmesine dayanamıyorum.

Zamanın çocukları da çok farklı, sanki akın akın geldiği söylenen yüksek seviye ruhlar gibi hissettiriyorlar. Kızım mesela, aşırı bir sevgi isteği var. Siz ona 1 sevgi verin, o size 10 katını verir. Öyle bir sevgi dolu. Ama ters bir durumla karşılaştığında da aşırı korkar. Birisi ona kızdığında sanki dünyası başına yıkılmış gibi titreyerek korkar. Bu olguya hiç alışamıyor. Sanki bu zamanın çocukları farklı ruhlar. Dünyaya bakış açıları, neşeleri, sevgileri çok farklı.

Yeğenim de öyle, biz ona aile arasında yaşlı ruh diyoruz. Küçük gibi davranılmasını hiç sevmez. Küçüklüğünden beri kendinden önce hep başkalarını düşünür. Çok farklı bir çocuk. Sınıfta bile herkesin düşen silgilerini kalemlerini kalkıp verirmiş, sanki herkese yardım etmeyi kendine görev edinmiş. Birisi öğretmene beni sallarmısınız demiş mesela, bizimki hemen koşmuş. Herkesten o sorumlu gibi :) Yardımcı olmayı çok seviyor.

Bu yeni çocukların gerçekten bizden üst düzey ruhlar oldukları çok belli oluyor.

Belki onların sayesinde bu geçiş sorunsuz olur diye düşünüyorum. Onların sevgisi ve yüksek bilinci ile.

Qui-gon jinn

#21
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sybleman

Umarım insanoğlu acı çekmeden bir şekilde ne yaşanacaksa olur. En çok üzüldüğüm de acı çeken çocuklar. Çocuckların acı çekmesine dayanamıyorum.

Zamanın çocukları da çok farklı, sanki akın akın geldiği söylenen yüksek seviye ruhlar gibi hissettiriyorlar. Kızım mesela, aşırı bir sevgi isteği var. Siz ona 1 sevgi verin, o size 10 katını verir. Öyle bir sevgi dolu. Ama ters bir durumla karşılaştığında da aşırı korkar. Birisi ona kızdığında sanki dünyası başına yıkılmış gibi titreyerek korkar. Bu olguya hiç alışamıyor. Sanki bu zamanın çocukları farklı ruhlar. Dünyaya bakış açıları, neşeleri, sevgileri çok farklı.

Yeğenim de öyle, biz ona aile arasında yaşlı ruh diyoruz. Küçük gibi davranılmasını hiç sevmez. Küçüklüğünden beri kendinden önce hep başkalarını düşünür. Çok farklı bir çocuk. Sınıfta bile herkesin düşen silgilerini kalemlerini kalkıp verirmiş, sanki herkese yardım etmeyi kendine görev edinmiş. Birisi öğretmene beni sallarmısınız demiş mesela, bizimki hemen koşmuş. Herkesten o sorumlu gibi :) Yardımcı olmayı çok seviyor.

Bu yeni çocukların gerçekten bizden üst düzey ruhlar oldukları çok belli oluyor.

Belki onların sayesinde bu geçiş sorunsuz olur diye düşünüyorum. Onların sevgisi ve yüksek bilinci ile.

Kendi öz yeğenlerimden ve diğer bazı akrabaların çoçuklarından da gözlemlediğim kadarı ile gerçekten de böyle bir durum var gibi algılıyorum bende, özellikle de 5 yaş altı çocuklar için, lakin bu görüş ne kadar objektif realiteyi yansıtıyordur bilemiyorum. 5 yaş altı için düşüncem bu yönde ama maalesef daha büyük ve meşhur "Z kuşağı" için hiç öyle düşünemiyorum açıkcası. Son altı yedi yıldır yoğun şekilde içlerinde de olmam dolayısı ile (gizli gizli, şşşt! :) biliyorum çok görece yorum bu söylediğim ama nerdeyse tamamen boşun boşu olduklarını kanaatindeyim. Hayır bende boşu, goy goyu seven bir adamım ama yıllar geçiyor ve gözlemlediğim kadarı ile sadece ve sadece boş yapılmaya devam ediliyor. Böylede de olmaz ki kardeşim yani, birazda bilgi toplamaya gayret edelim, acıkta dolduruverelim değil mi. Hep boş hep boş nereye kadar...

Neyse artık, efendim bir de geçişin sorunsuz olması hakkında temmennilerde bulunmuşsunuz sevgili sybleman, çok güzel. Fakat şöyle bir durum var ki, lütfen bu söyleyeceklerimi korku ve negatiflik yaymak olarak algılamayınız, celselerde anlatılan duruma bakarsanız tersine tam bir yıkım ve kaos ortamı öngörülmekte, ki bu durumda çok doğaldır bence. Çünkü sizlerde takdir edeceksinizdir ki, eskisi yıkılmadan yerine yenisi inşaa edilemez. Geçmişe baktığımızda da bunun hep bu yönde olduğu görülüyor. Dünyalar yıkılıyor, yerine yenisi kuruluyor. O sebeple herşeyin çokta öyle toz pembe ve yumuşak bir biçimde yaşanacağına dair pek bir beklenti içerisinde olunmamalıdır kanaatimce. Laura'ya da daha ilk celselerden bunun uyarısı yapılmış gibi;

S: (L) Guyana'ya taşınsak, yağmur ormanında kütükten bir ev yapsak ve kimseyi rahatsız etmesek bile bu şeyden kurtulamaz mıyız?
C: Laura, Kertenkele varlıklarının mutlak kontrole yönelik var güçleriyle yapacakları girişimin etkisinden, nereye gidersen git kurtulamayacaksın. (16 Ekim 1994)


Herkes, özellikle de çoçuklar için bende çok üzülüyorum ama herşey bizim perspektifimize uymuyor maalesef. Sevgiler.

sybleman

#22
Evet qui Z kuşağı konusuna ben de katılıyorum. Diğer çocuğum da Z kuşağı denilen kuşakta. Aynen katılıyorum. [:)] Sonradan değişirler mi bilmiyorum ama bir insan 7'sinde neyse 70'inde odur söylemine katılıyorum. Bence insan küçükken karakterini belli ediyor.

Evet bahsettiğin kısımları da okudum. Ama işte insan umut ediyor, acı olmasın istiyor. Dediğin gibi güneşin doğması için karanlığın çökmesi lazım. Belki bu acılar daha çok insanda aydınlanma yaratacak, bilemiyoruz.

bozadi

#23
https://cassiopaea.org/forum/boards/the-cassiopaeans-track-record.66/

Bu adreste de Kasyopya celselerinde verilen ilginç bazı bilgilerin doğrulanmasına dair çeşitli tespitler paylaşılmış.

Bir örnek:

https://cassiopaea.org/forum/threads/gulf-war-syndrome-anti-serrin-pills.45532/


4 Aralık 1999 celsesinden:

Alıntı Yap
S: (L) "Körfez Savaşı Sendromu"nun gerçek nedeni nedir?

C: Serin aminoasidinin etkilerine karşı kullanıldığı söylenen ilaçlar; sinir gazı.

S: (L) Yani yaşamı tehdit eden bir etkiye karşı bu insanlara bir ilaç verildi ama aslında ilacın kendisi yaşamı tehdit ediyordu, öyle mi?

C: Evet.


İngilizce bir askeri haber sitesinin 27 Ocak 2015 tarihli bir haberinde, K'ların yaptığı açıklamayı doğrulayan bir araştırma sonucundan bahsedilmiş: Sinir gazı saldırılarına karşı askerlere verilen hapların, belirli bazı genetik özelliklere sahip askerlerde "Körfez Savaşı Hastalığı"na neden olduğu:

İngilizce orijinal:
https://www.militarytimes.com/veterans/2015/01/27/study-links-genetics-anti-nerve-agent-pills-to-gulf-war-illness/

Google Türkçe çevirisi:
https://www-militarytimes-com.translate.goog/veterans/2015/01/27/study-links-genetics-anti-nerve-agent-pills-to-gulf-war-illness/?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=wapp

ABD Gazi İşleri Bakanlığı yetkilileri, bu araştırma sonuçlarını "ilginç" ve "faydalı" bulduklarını söylemişler.


walldes

#24
Verdiğin bilgileri çok dingin bir ruh haline gelince tekrar okuyacağım. Bu aralar kafam çok karışık. Özellikle ruhaniyeti önemsemelimiyim yoksa bir türlü veya doğru dürüst karışamadığım bu hayata asılmalımıyım. Bu saatten sonra ne kadar olur o da ayrı konu. Umarım bahsettiğiniz kuşak benim gibi 50 yaşına gelince bu karışıklığı yaşamaz. Umarım daha güzel bir dünyaya sahip olurlar. Karmamı artık neyse hayatımın tümü olmasada büyük bölümünde herkes hayatını yaşarken ben silgi kalem topladım diyelim:)