Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

KIYAMET NEDİR, NEDEN KORKUYORUZ?

Başlatan Alemtac, 23 Şubat 2011, 15:10:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

KIYAMETTEN KENDİMİZ VE YAKINLARIMIZ İÇİN Mİ, YOKSA DÜNYA İÇİN Mİ KORKUYORUZ? KIYAMET DENİLDİĞİNDE NE ANLIYORUZ?
 

bozadi

#1
çok iyi oldu bence bu başlığı açtığımız. kendi fikirlerimi paylaşmak, herkesin fikirlerini de duymak isterim.

bozadi

#2
ben hem kasyopya celselerinin etkisiyle, hem de aslında çocukluğumdan beri, bizden daha güçlü ve negatif bir gücün hayatımızı kontrol altına alma girişimi ve bizim buna karşı etkili bir şekilde karşı  koyamayışımızla veya koymayışımızla ilişkilendiriyorum kıyameti en çok. ama yine de bu konuda her zaman zihnimde çeşitli belirsizlikler, boşluklar, karmaşalar da var ve o yüzden seviniyorum belki şimdi bilincimi bu konuda biraz düzenleme şansı bulabileceğim için.

bir şekilde gezegenin başına gelebilecek fiziksel her türlü afet de kıyamet yaşatabilir ama zaten bedenli varlığımız o kadar kolay ölen birşey ki, herhangi bir anda herhangi bir insanın ölmesiyle, depremlerle, göksel afetlerle, başka afetlerle falan ölmek arasında çok fazla fark görmüyorum. gerçi daha yavaş, acılı ve psişik olarak çökertici afet biçimleri de olabilir. örneğin son kasyopya celsesinde geçtiği gibi yeni bir kara vebanın dünyanın hemen hemen tamamını sardığını düşünün. yani afet koşullarının gündelik yaşamı büyük ölçüde ve sürekli görünen bir şekilde tesiri altına aldığı bir durum, hızlı ve kolay bir ölümle karşılaştırılamayacak derecede berbat birşey olurdu.

ama tüm bu durumlarda insanı asıl korkutan şey, o veya bu nedenle, kendimizle ve çevremizdekilerle birbirimizi her anlamda korumaya, kollamaya, desteklemeye adanmamış bir yaşam içinde yaşamaya devam etmek sanırım. işte, insanı asıl korkutan şey bu bence. eğer birbirimizi koşulsuz bir şekilde, en doğal eğilim olarak psişik/ruhsal/varlıksal olarak korumaya, kollamaya, desteklemeye adanmış bir yaşam yaşıyor olsaydık, hiçbir şey bizi korkutamazdı gibime geliyor. bu anlamda şu hayatımızın bildiğimiz olağan hali bile her zaman bir cehennem/kıyamet modundaydı bence. yani hep ciddi bir anormallik vardı bu dünyada, bu hayatta. birşeyler korkunç derecede yanlış gidiyordu sürekli olarak. açıkça söylenemeyen birşeyler vardı her zaman. kötünün, kötülüğün, nefretin, kontrolün, varoluşsal bölünmenin, sömürünün sessiz ve güçlü egemenliğiyle ilgili birşey bu. ego yoluyla bu kötülük hepimizde de bir şekilde mevcut olduğu için ve düzen yoluyla egoyla daha derinlemesine danslar yapmaya sevk edildiğimiz, bu yönde toplumsal tesirlerinden etkilendiğimiz için, bunu açıkça sorgulama konusunda da pasif ve isteksiz kaldık. bu bir cehennem, kıyamet deneyimiydi bence her zaman. hala da öyle.

şu an için aklıma gelen, söylemek istediklerim bunlar. konuya çok farklı açılardan yaklaşma eğiliminde olanlar lütfen çekinmesin. elbette her tür görüş, fikir, deneyim, bilgi, yaklaşım vs arasında var olan bağlantılar er geç kurulacaktır.

Alemtac

#3
Kıyamet, yok oluş anlamına da geliyor, yeniden doğuş anlamına da. Kıyamet; dağların un ufak olduğu, bir anda yokoluşsa eğer çocuklarım adına korkuyorum. Yeni doğmuş, doğacak olan bebekler için korkuyorum. Dünyayı çok seviyorum ve bildiğim dünya üzerindeki tüm güzellikler için üzülüyorum. Kıyameti bu anlamda yorumlamak grçekten korkunç. Zaten içinde yaşadığımız da bu değil mi?

Kıyamet; kainat düzeninin bozulup, yıkılması ve bildiğimiz dünyanın yok olmasıdır deniliyor. Kıyam; ayağa kalkmak, et; beden, insan anlamına geliyor. Biz insanların, bilinçte evrimleşmesi olabilir mi kıyamet? Bildiğimiz dünya düzeninin yok olması, şu an hayal edemediğim yeni bir dünya düzeninin gelmesi anlamında olabilir mi?

Kıyamet; uyanma, farkediş. İnsanların şuurlanması, bilgilenmesi, anlamında olabilir.

 

bozadi

#4
herkes kabaca nelerle karşılaşacağını bilerek, kendi isteğiyle doğuyor. fiziksel bedenin başına gelenler veya gelecek olanlar için üzülmeye gerek yok bence. şimdiye kadar kaç kere "öldük" kimbilir. dünyaya birşey olacağı yok göründüğü kadarıyla. başlı başına bir varlık olan bu gezegenin genelinin karşı karşıya olduğu herhangi bir tehdit olduğunu sanmıyorum. kasyopyalılar bunu iyi vurgulamıştı. herhangi bir sorunu inanılmaz ölçüde hızlı bir şekilde iyileştirebilecek kabiliteye sahip. kendini koruma yeteneğine sahip. mesela global ısınma global buz çağını tetikliyor. gezegen kendini korumaya alıyor. üzerindeki frekanslar fazla karıştığında veya kötüleştiğinde "biraz kıpırdanarak" çok uzun süre yeni bir "sözde gelişmiş" medeniyet kurulamayacak hale getiriyor ortalığı. komet döngüleri de bu konuda dünyaya yardım ediyor gibi görünüyor. gezegenin çoğunluğunu kapsayan bir kirlilik veya başka doğal bir problem yok aslında, sanılanın aksine. insanların yaşam alanı dünyanın nispeten çok küçük bir yüzölçümünü/parçasını oluşturuyor. yani kıyamet gezegenin değil, insanların, insanlığın kıyameti, hem olumlu, hem de (çoğunluk için) olumsuz anlamıyla.

Tgur

#5
Çok güzel arkadaşlar ,ben yazımı tamamlayana kadar yazılacakları belirtmişsiniz zaten ,neyse ben de emek verdim boşa gitmesin,


Konuyu açtınız ,gerçekten üzerinde spekülasyon yapılıp birçok anlama çekilen ve bilinmeyenler üzerinde ençok endişe ,korku unsurlarını doğuran bir olgu,

Kıyamın arapça anlamı sadece yok oluşu içermiyor ,sanırım daha çok ayağa kalkmak olarak da devreye alınıyor, hemen aklıma şair Abdülhak Hamidin eşinin ölümü üzerine yazdığı "Makber" de ki dizelerden bir bölümü gelir, "Çık Fatima lahitten kıyam et", yani, eşim Fatma mezardan çık ayağa kalk..

Tabiki bu ayağa kalkmayı "bilinçte de ayağa kalkmak" olarak kabul etmeyi hep dilime dolamışımdır gerçekten şu son zamanlardaki bilinçte yoğun açılmayı izah etme ve insan korkularını pekiştirmekten daha çok ,dinleyenleri bilgilenmeye ayırmaları yolunda motive etme adına  böyle davranmak uygun gelmiştir.

Lineer zaman döngüsü içindeyiz ,zaman ,bizim yaşam kalıbımızın en önemli öğesi ,bilgilenme yoluyla bu kalıbı kırıp diğer gerçeklikleri anlama peşindeyiz ,ancak üst yoğunlukların ne olduğu konusunda şu andaki donelerimizle varsayımlar yapma hatasının da farkındayız,
Malüm Kasyopyalılar  bu konuda konuşanları hepsustururlar,"bekleyin görün".

Bizim zaman olgumuzda bir başlangıç varsa ,sonuç da vardır ,
Kıyamet, bu sonlanma hadisesini anlamlandırırken olumsuzu inşa etmeye istekli ve meraklı Kh ların maniple edip korku unsuru olarak insanlığa yamadıkları ve inandırıcı olması içi kutsal kitaplar aktarıcıları kanalı ile kanal müdahelesinde bulundukları bir olgu.

Şimdi kanala müdahele ne demek, kutsal kitaplar aktarıcısı dediğimiz peygamberlere mi kötü şeyler söyletmişler bre zındık, sorularını da hissediyorum üzerime doğru ,tabii sizler, bilenlerden değil.

Başlangıcın sonuçla kapanacağını söylemiştim ,gezegenlerin birbiri ile astrolojik ilişkileri,diğer ikinci güneşin döngü ve yaklaşımı ile oort bulutları ve komet gelişleri ile ilgili döngüsel hareketlerin yoğunlaşmaları ,insanların bilinçsiz dünyayı kullanmaları ,olumsuz çıkarımların yeryüzü üzerinde elektromanyetik ters tepkileri ile olan sel ,fırtına,deprem gibi hareketlerin çoğalması bu sonlanmanın dramatik işaretlerini bize gösteriyor diyebiliriz,

Ancak bedenin değil ruhun önemli olduğu bilinci zihnimizde bir anlam kazanabilirse,bu felaket senaryolarına kapılmamalıyız dersem ,sizlere iştirak etmiş olurum.



Sevda

#6
ne çok duyarız hayatımızda kıyamet kelimesini,ve alametlerini :) ama şahsen bu kelime beni hiçbir zaman korkutmadı çok zorladıgım anlar dışındada toplu bir kıyamet fikri oluşturamadım,eh yaklaşa bildiğim zamanlardada,ürkütücü gelmek yerine çok adrenalinli bir görüntü çıktı karşıma,tüm dünyanın aynı anda lunaparkta olması gibi :) korkmak yerine eğlenceli bir durum bu bence,düşünsenize kimse ve hiçbirşey için endişelenmenize gerek yok,herne oluyorsa ve herne şekilde oluyorsa herkese aynı anda ve aynı şekilde oluyor ve geride bıraktıgınız için üzleceğiniz hiçbirşey kalmıyor..asıl kötü olan böyle birşey yaşayıp,kıyamet kopuyor sanıpta,olanın sadece kendi başınıza geldiğini görmek,o yüzden bence kıyamet herzaman bireysel ve bu dünyada...kitaplarda ve çeşitli bilgilerde anlatılmak istenen kıyametse,mecazi bir anlatımki,bence başkada anlatım şekli yok,bilinçte ve algıda yaşanacak bir kıyamet ama ben yine inanıyorumki,buda topyekün herkesin biranda ve birarada yaşaması mümkün olmayan bir durum..
çocukluğumdan beri sürekli duyduğum ve hep korkuyla,korkutmak amaçlı söylenen üç kavram ölüm,kıyamet ve cehennem olgusunu alışmak kavramıyla etkisiz hale getirirdim kendimde..insan en kötü şeye bile 2 günde alışıyor,nolmuşki derdim..
belki konuyu biraz dağıttım ama paylaşmak istedim..
 

Scyth

#7
Herkezin dünya ilge igili bir algısı var. Daha önce ki bir mesajım da dünyayı bir çöp kutusuna insanları da etrafındaki kedilere benzetmiştim. Hatırlayın,çöp kutusunun  etrafında kedilerin kıyasıya bir dövüşü vardır. Kavga eden kedileri çöp kutularının etrafında daha fazla görürüz. Ben kedilerin gözlerinin içine bakarım, ilginçtir -ordaki kediler daha ziyade çöplüğün muzaffer fatihlerini- gözlerinde  bir fark hissetmişimdir. Mücadele etmenin verdiği bir fark.
 Benim için kıyamet çöp kutusunun ortadan kaldırıldığı  yeni bir çağın başlangıcı. Bir çöp kutusunun önünden geçerken aldığınız kodudan ve görüntüsünden  nasıl rahatsız olursanız dünyamızdan da rahatsız olmanız aynı şeylerdir. Şikayet etmekte haksız değiliz. Yaratıcılar bu noktayı güzel bir bahçe içinde ki bir çardak etrafında seyriyle huzur bulacağınız türlü bitki ve hayvanın yaşadığı bir cennet olarak tasarlamışlardı ama burası fatihler tarafından kendi dünyalarının pisliklerini döktükleri bir çöplük haline getirildi.
  Benim çizdiğim manzara bu ve benim arzum o çardakda huzulu bir yaşam geçirmek. Ama nasıl bu çöplükten kurtulabiliriz. Evren/ Tanrı bu 300.000 yıllık son periyodun bitişi ile yeni bir çağa başlarken bize bir fırsat sunuyor. Çöpleri kutsal ateşiyle yakacak ve böylece bir süre çöplüğün kalıntıları doğada geri dönüşüme uğrarken aynı zamanda güzel çardağın bitki ve hayvanları çardağın etrafında yeniden peydahlanacak. Çöpleri yakarsanız ortaya sizi rahatsız eden bir koku ve duman görürsünüz kıyam et gelirken gezegenimizin  başına gelicek olanlarda bizi ürkütebilir ama çöplük burdan gitmedikçe çardağın huzuruda geri gelmez. Çöplüğün fatihleri yangın sonrasında kendilerine yeni bir çöplük yaratmak dün olduğu gibi yarınıda -sevgili dünyalarını- aynı tarzda devam ettirmek istiyorlar.
 Kısacası kıyamet bir yangın benim için. O kaosu doğuracak kaos doğmalı ki doğan; düzeni doğurabilirsin. Ömer Hayyamla ilgili bir kitap okumuştum kitaptan şu sevdiğim bir kaç cümle aklımda kaldı. " Hayat bir yangına benzer, oradan geçen alevleri unutur, küllerini rüzgar savurur; yaşamış olan insandır. " İnsanlığın yakın geleceğini böyle değerlendiriyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#8
Kıyametten, söylenenlerden başka bilgimiz olmadığı için korkuyoruz. Sevda'nın dediği gibi, çocukluktan itibaren kulaktan kulağa yayılmış, kimi din kitaplarını yorumlayanların sözleri üzerine kurgulanmış kıyamet hurafelerinden ötürü korkuyoruz. Birazda bencillikten, bedenin acı çekeceği korkusundan. Oysa bizler elektromanyetik özde varlıklarız. Hem görünür hem de görünmez ışığı içeren elektromanyetik spektrumun parçasıyız. "Kuantum fiziği" olarak adlandırılan bilim dalından, ışığın elektromanyetik alanın temeli olduğunu biliyoruz. Işık fotonu, bu alanın en küçük quanta'sıdır ve o aynı zamanda elektromanyetik alanın partikülleri arasındaki iletişimi sağlayan mesajcıdır. Bundan dolayı, bizim ışık varlıklar olduğumuz çok açıktır; karbon – kimyasal – elektriksel ve ışık varlıklar. ( http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=124&Itemid=139

Bu anlamda korkmak ne kadar manasız.

Bir döngüden bahsederiz, örneğin; tohumdan filiz, filizden bitki, bitkiden çiçek, çiçekten meyva ve sonunda gübre olup geldiği toprağa karışmaya kadar giden bir döngüden. Dünyamızda bir canlı olarak aynı doğal döngüyü sürdürüyor. Korkmamız, doğal döngüye engel olmak anlamındadır ve elektromanyetik alanımızdan hepberaber korku yayıyoruz, dünyanın elektromanyetik alanıda bunu alıyor. Oysa dünya ve bizler elektromanyetik alanlarımızı birleştirebilir, aynı frekansta olmayı başarırsak, geçişi hepbirlikte yapmamız mümkündür diye düşünüyorum. Aynı frekansta olmayı başarmak sanırım düşünsel olarak gerçekleşecek birşey. Bir çok kanal mesajlarında nasıl olacağı belirtilmişti. Mesela kalbinizden yeşil bir ışığın çıktığını ve dünyanın kalbinden (çekirdeğinden) çıkan beyaz ışıkla birleştiğini görün gibi.

Aslında en doğrusu, korkusuzca olmak koşuluyla Kasyopyalıların dediği gibi "bekle ve gör" demek. Birşeyler olacaksa, olması gereken birşeyler varsa ne engellemeye çelışmak doğrudur ki sonucu daha büyük bir felaket olabilir, ne de ne olacak acaba nasıl olacak acaba diye endişelenerek falda geleceğini bilmek isteyen insanlara benzemek gerekir. Olacak olanı bilerek zamanını kendi istediği gibi belirlemeye kalkışanlara da diyecek birşey bulamıyorum. Ortadoğu'da halen olan şey tevrat ve incilde kıyamet alemetleri olarak geçiyor muş. Gerçi uzun süreli iktidarın altında sefilleşen halkın isyan etmesi beklenen birşeydi. Yinede bunu fırsat bilenlere sözüm, ref: Kasyopya celseleri.
 

bozadi

#9
görüşlerinizi paylaşmakta olduğunuz için hepinize teşekkürler arkadaşlar. tartışmanın böylece zenginleştiğini düşünüyorum. ben de müsait oldukça ve fikirlerimi netleştirebildikçe ifade etmeye devam edeceğim.

sirera

#10
Çocukluğumda kıyamet nedir diye sorabileceğim bir büyükbabam ve büyükannem vardı, hatta onların arkadaşları ve anne babaları bile vardılar. O zaman benim için yaşça hayli büyük olan bu nurlu, neşeli kişilerin ortak anlatımı şuydu. Onlar çocukken de, onların anne ve babaları çocukken de bu kıyamet söylencesi ve kehanetleri sürekli ve sürekli tekrar edilmişlerdi. Bu durumda kıyamet söylencesinin bir zihin kalıbı olarak işlendiği manipulasyonlardan biri olduğunu düşünürüm bazen. Kıyam etmek anlamında ise, ayağa kalkış, uyanış, yoga da 6 bin yıllık kali yuga çağının sona eriyişle başlar diye anlatılmış. Bilimin ve ruhsallığın bildiğimiz tarihte ilk defa bu kadar içiçe geçmiş olması hem ortak bilinç olarak hem de bireysel olarak bir olduğumuzu yaşayabileceğimiz fırsatlar sunuyor. Bunların görüntüde bir yıkım olarak, kokuşan çöplerin ortadan kaldırılması olarak yorumlayışımız da bir zihin kalıbı olabilir. Seçtiğimiz yolda bu yıkımı ve çürümeyi izlemek yerine hayata hayat katabileceğimiz canlılığı yaşamımıza çekmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve bu bakış açısıyla yaratılan oluşumları desteklemek hayatımıza katmak daha anlamlı olacak, biraz da bu canlılık içinde sahte benliklerimizi ayırd etmiş olursak, hayatımızı sadeleştirebilirsek görünmeyi görmeye başlamamız mümkün olabilir.
Okuduğum homeopatik bir uygulamayı anlatayım size, bana ilginç gelmişti. Mevlana' nın, dünya ateşten bir kabire benzer, burada yavaşlatılmış bir kabulleniş vardır gibi bir sözü üzerine bu tedaviyi düşünmüştüm. Mevlana' nın o sözünü bulduğumda yazacağım.
Homeopatide rahatsızlıklar benzer ögelerle tedavi edilirler. Bu durumda yanmış bir elin tedavisi için şöyle bir anlatım yapılmış. Biz normalde yanık olan elimizi soğuk suya veya buza tutarız. Oysa homeopatik yaklaşımla sıcakla dengeyi sağlıyor olmalıyız. Musluk suyuna birkaç damla kaynar su katıp elimizle hızla karıştırdığımızda ve yanık bölgeyi bu suda 10 dakika beklettiğimizde daha çabuk iyileşme görülüyormuş. Bölge kap içine sokulamadığında temiz bir bez parçası bu suya batırılıp 10 dakika yanık üzerinde bekletilecekmiş Yanık bölgeye direkt buz ve soğukla yapılan müdehalenin organizmanın termostatik dengesini korumak için yanan bölgeye hemen ısı göndermeye başlıyor ve yanık daha da artıyor diye anlatıma devam edilmiş.
Bu durumda bizim gördüğümüz yangın yeri bizim de içinde olduğumuz bir görüntü, biz buna müdehaleyi  olmaması gerektiği yönündeki düşüncemizle yaptığımızda yanmış bölgeye zıt bir tesir gönderiyoruz. Zıt tesirler sivri kişilikler olarak yansıyor belki de bu durum bizi manipulasyona daha açık hale getiriyor ve tabii bilgi koruyor.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Scyth

#11
Kendime şunu soruyorum biri bana gelip sana bir seçim şansı veriyorum. Eğer istersen 2014'te gelecek olan afeti durdurabilirsin. Ama bunu yaparsan dün olduğu gibi yarına taşınacaktır deseydi buna ne cevap verirdim muhakemesini yapıyorum kendimce. Bunu durdurabilme gücüne sahip olsaydık insanların üçte ikisinin yaşamanı kurtarabilir onları bu dramdan uzaklaştırabilirdik. Fakat itiraf etmeliyim ki ben bütün benliğimle gelecek olan afeti bekliyorum artık bu düzenin bir son bulması için; eğer olmazsa buna üzülürüm...
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

sirera

#12
Dünyadaki balık neslinin yunusların yemesinden kaynaklı olarak tükendiği fikri de bir zihin kalıbı olarak sunuluyor. Chem-trail ilaçlama uçaklarının gökyüzündeki çizgilerini görüyorsunuzdur, o zamanlarda zihninize bir bakın. İlizyonu sürdürmek için korkunun ve endişenin nasıl dağıtılan bir etki olduğu açık. Şarbon ve çiçek hastalığı, veba, grip vs salgınları dağıtılarak bunların aşılarıyla neler yapıldığı da açık. Ve çoğu kişi bu kaosun içinde herşeyi sona erdirecek bir düğmeye basmak istiyor.
Dış dünyanın içselliğimize tesirlerini biraz izleyebildiğimizde dünyanın yerine içimizdeki tesirleri görebiliriz biraz akıl tohumları ekebiliriz belki diye düşünüyorum, umuyorum.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Scyth

#13
İçinde yaşadığımız düzen içinde yaşayabilmek için uyum gösteriyoruz. Toplumsal proglamlama, günlük yaşamın gerekleri bizi ne olmaya itiyor? Sistemin bir parçası istesek de istemesekde. Seçim şansımızı var mı diye soralım kendimize. Bir şans ayağımıza geliyor. Sistemi çökertebilecek yegane unsur küresel afetler zinciri. Bizim için mücadele ise yaşamını devem ettirebileceklerin afet sonrasında sistemi devam ettirmek isteyenler ile başlayacak. Kim olduğumuzu o zaman göstericez; kartları açma zamanı yaklaşıyor...
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#14
düzenin yıkılacağından şahsen şüphem yok ama görünüşe göre bu daha çok dünya değişimleri / afetler sayesinde olacak kasyopyalıların söylediklerine göre. düzenin efendileri global bir askeri darbeye yönelik koşulları hazırlamak için ("yeni dünya düzeni" için), çeşitli yerlerdeki isyanların anarşiye kayarak dünya geneline yayılmasını arzuluyor ve bunun için çaba gösteriyor. kasyopyalılar bu güçlerin amaçlarına çok yaklaşacaklarını ama dünya genelindeki afetlerin onların işlerini bozacağını söylüyor.

tabi bu demek değil ki insanlar o zaman sevgi ve kardeşlik içinde yeni ve güzel bir düzen kurabilecekler hemen. mevcut insanlık kitlesinin ezici bir çoğunluğu varoluşsal potansiyellerini kullanma konusunda oldukça "niteliksiz"ler ve 4. yoğunluğa mezun olabilecek durumda değiller. 4. yoğunluk enerjileri yoğunlaştıkça, afetlerle ve başka binbir türlü yolla onlar sahneyi terk edecekler. (tabi bu süreçte ölenler "4'e mezun olamayacak olanlar" diye bir durum olmadığı ortada.)  nüfus epeyce bir azalacak ve doğal olarak kalan kitle giderek "nitelikli" olacak. yaşanan felaketler de onların arınmasına ve özlerine dönmelerine yardımcı olacak. tabi o sırada hala hem bh hem de kh eğilimli "nitelikli" insanlar olacak. ve tıpkı şu anda 4'e mezun olamayacak durumda olanların mezun olabilecek olanlara göre ezici miktarda fazla olması gibi, afetler sonrası hayatta kalan 4. yoğunluk adayı insan grupları içinde bh eğilimlilerin sayısı kh eğilimlilere göre ezici miktarda fazla olacak. çünkü öyle.

buraya kadarki kısım ra'da ve kasyopya celselerinde çeşitli şekillerde tasvir ediliyor. ama dünyanın 4. yoğunlukta üzerindeki epeyce azalmış insan kitlesiyle birlikte bir bh gezegeni haline gelmesi süreci tam olarak nasıl gerçekleşecek, ra'da bu konuda net veya doyurucu bir bilgiye rastlamadım. pleyadesliler ve kasyopyalılar 4kh'nin, yani kertişlerin dünyaya inmesinin muhtemel olduğunu söylüyor. görünüşe bakılırsa insanlığı kendilerine biat ettirmek için en başta kendilerini bizim hamimiz olan yüce varlıklar olarak tanıtacaklar ve çeşitli mucizeler sergileyecekler. ve insanlık onları koruyucu iyi tanrılar olarak algılamaya başlayacak ve kertişler insanlar üzerinde kontrol sahibi olmaya başlayacak. giderek gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlayacak ve bir karmaşa meydana gelecek. o süreçte 4. yoğunluk dalgası dünyaya ulaşacak ve artık 4. yoğunluk frekansıyla titreşen/olan insanlık kendisinin de kertişlerle eşit seviyede/güçte olduğunu görecek. o zaman diğer 4bh gruplarının da yardımıyla bir mücadele ve kamplaşma olacak gibi görünüyor. mevcut nüfus içinde bh eğilimli insanlar çoğunlukta olduğu için 4 bh giderek yerleşecek ve 4kh giderek çekilmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

ra, pleyades ve kasyopyalıların söyledikleri böyle bir senaryo çıkarıyor ortaya bana göre. tabi 4kh gruplarının besin kaynaklarını kaybetmemek için dünyaya inip insanları kendi kontrollerinde 4kh'ye geçirmek amacıyla çaba göstereceğine yönelik ayrıntılı bir tasvir ra'da yok. ra dünya ve nüfusun 4bh olarak sabitlenme sürecine dair pek birşey söylemiyor, bu daha çok pleyades ve kasyopya bilgilerinde tanımlanıyor. ama ra'da da 4KH'nin inme olasılığı ve o durumda neler olabileceğiyle ilgili olarak elkins'in bir sorusu var ve ra çeşitli olasılıkları kısaca değerlendiriyor.