avatar_bigsenfoni

Aklimdaki 4.BH sorulari...

Başlatan bigsenfoni, 21 Ocak 2015, 03:28:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

Acaba su anda 4 BH'er ne yapiyor...bir sikintilari var mi?Hayatlarini nasil geciriyorlar?amaclari nedir?bir amaclari varmi?Mutlular mi?Onlar icin mutluluk nedir?Amac nedir?Hayat nedir?Bu enerjiyi/lerini nereden aliyorlar?Beklentileri nedir /varmi?varsa nasildir?

BH olmak nasil bir seydir?baska varliklari korumak mi?Onlar icin korumak ne anlama geliyor?Bilgilendirmek mi?peki verecekleri bilginin derecesini nasil  bilebiliyorlar?Kac türlü 4 BH varligi su anda gezegenimizde vardir?Varsa nerededir?Bu kadar karmasanin, karisikligin, negatrifligin, icinde BH Frakanslarini nasil koruyabiliyorlar?olgun olduklari icin mi koruyabiliyorlar?Hic etkilenmiyorlar mi?etkilennmiyorlarsa bu vurdumduymazlik degilmi?Hissizlik degil mi?etkileniyorlarsa nasil bir tepki veriyorlar/vermiyorlar mi?Neden vermiyorlar bir bildiklari mi var? ne biliyorlar?Hala ilerliyorlar mi?Nereye dogru ilerliyorlar?Ilerlemek nedir?

Birde insanoglunun Ileri gittigini sanipta gerilemesi var... nedir bu nasil bir geri ilerlemedir?


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#1
Konuyla ilgili görüşlerimi, tahminlerimi paylaşmaya nereden başlayacağımı tam olarak kestiremiyorum, rastgele biryerden başlayıp giderek somutlaştırabilmeyi umuyorum.

Egoyla başlamak istiyorum. Gerçek bir BH varlığında egonun egemenliği geri dönüşsüz olarak sona ermiş olacaktır diye düşünüyorum. Peki egodan ne anlamalıyız bu bağlamda? Ego hayata, varoluşa güvenememek, ona yabancılık, korku ve hatta nefret ve düşmanlık duymak, bu nedenle de şahsi varlığını koruma ve sürekli güçlendirme yolunda kendi bireysel çıkarlarını herşeyin merkezine veya herşeyin üzerine yerleştirme gerekliliği duyup buna göre davranmak ve yaşamaktır diye düşünüyorum şu anda.

Şimdi şu dünyada içine doğduğumuz koşullara bakalım. Nasıl bir ortamda ve çevrede büyüdüğümüzü hatırlayalım. Ve bugün hala nasıl bir ortamda yaşadığımıza bakalım. Dünyada içine girdiğimiz ve halen içinde bulunduğumuz bu deneyimin ciddi ölçüde egotik olduğunu sanırım hepimiz kabul ederiz. Dünyada, insanlık deneyiminde güven değil, güvensizlik egemendir. Sevgi değil, korku ve nefret egemendir. Sosyo-ekonomik, siyasi, askeri, dini ve başka her açıdan bir avuç "elit" egonun insanlık üzerinde olağanüstü bir kontrol gücüne sahip olduğu bir dünyada/hayatta yaşıyoruz. Bu yeni birşey değil. Binlerce yıldır böyle, zaman zaman forumun çeşitli başlıklarında ele aldığımız gibi.

İnsanlık hem İlüminati dediğimiz en yüksek, en elit egoların egemenliği ve çıkarları gereği insanlık üzerinde kurdukları tahakkümün etkisiyle, hem de ve muhtemelen öncelikle kendi egolarının (İlüminaticilerin egoları kadar kararlı ve kesin bir seviyede olmasa da) etkisiyle, bu işkenceli koşulları ciddi oranda benimsemiş durumdadır. İnsanlık buna "hayat" demekte ve/veya dedirtilmektedir. İnsanlık hangi koşullarda yaşamını sürdürdüğüyle ve bunun nedenleri ve nasıllarıyla ilgili gerçekliklerle yüzleşmeye yanaşmaktan korktuğu için (ki elbette bu korkuda hem kendi duyarsızlığının, tembelliğinin ve hem de geçmişten bugüne maruz kaldığı travmaların yarattığı korku ve zehirlenmişlik halinin ciddi payı vardır), çoluğunu çocuğunu yetiştirirken de ona içinde bulunduğu işkenceli koşulları sorgulamadan itaat etmeye ve hatta dayatılan frekansları benimsemeye ve o frekansta "yükselmeye" (!) teşvik eder. Evet, insanlık dediğimiz kitlenin pek çok bireyinde egonun yanında bazı BH veya BH'msi güdüler ve frekanslar da vardır ve bunun varolması ölçüsünde çocuklarına ve etkileştiği insanlara çeşitli zamanlarda azımsanamayacak ölçüde pozitif tutum ve davranışlar sergileyebilirler. Karşılık beklemeden yardım, destek, onaylama sunabilirler. Ama bu hem her zaman mümkün olmaz, hem de dünyada nasıl bir sistemin içinde yaşamakta olduğumuz gerçeğiyle yüzleşme ve yüzleştirme çabasından büyük ölçüde sakınma tutumunu da değiştirmez. Yani çok kritik bir gerçeğe körlük taslanır ve hatta taslanmaz, o körlüğü benimser insanlar. Hayatımızın kontrolünün (kaba bir ifadeyle "yularımızın") ciddi ölçüde "birilerinin" elinde olduğu gerçeğiyle yüzleşilmez, yüzleşilmesinden de pek hazzedilmez. Gerilim ve sıkıntı yaratır bu. Devlet, din, eğitim, siyaset, bilim, ticaret vs dediğimiz kurumsallıklar üzerinde de İlüminati'nin "örtülü" ama çok yüksek seviyede bir kontrolü söz konusudur. Elbette ki bu resmi olarak ilan edilmez. Ama aklı-vicdanı yeterince mevcut olanlar bu adı konmamış şeytani egemenliğin ve kontrolün farkındadır. Şeytanın soğuk nefesi her yerdedir. Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım, kötülükten, işkenceden, egosal tutumlardan kaçamayız. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, bizler artık bu oyuna "hayat" diyoruz. Nötrlükten katmer katmer uzak, negatifliğin feci şekilde ağır bastığı koşulların içinde doğup büyüyoruz ve içine doğduğumuz bu "işkence sistemini" (Matrix'i)  "olağan hayat koşulları" olarak kabulleniyoruz.

Peki böyle bir sistemin içine doğup o koşulları sorgulamamaya teşvik edilerek büyümenin bilincimizde, varlığımızda yaptığı etkiler, sonuçlar nelerdir? Derin bir "korku" ve "güvensizliğe" dayalı sahte bir benlik örüyoruz kendimize. Egoyu. İçinde yaşadığımız "sistemin" en büyük amaçlarından biri bu. İnsanlarda birer ego meydana getirip onu giderek güçlendirmek ve o sahte benliğin giderek öz-varlığa sızmasını, onu dönüştürmesini, asimile etmesini sağlamak. Kişilik dediğimiz şey, öz-varlığımızın ve egomuzun karışımıyla şekillenen bir şablon gibidir.

Öz-varlık aslında "gerçek varlık" veya kısa ve net bir şekilde "varlık" ve/veya "bireysel varlık uzantısı" diyebileceğimiz şeydir. BH varlığı dediğimiz şey de budur. BH bireyi/varlığı, sahte benlikle değil, gerçek benlikle yaşar. İçinde bulunduğu deneyim seviyesinden 7. yoğunluğa kadar uzanan yolu görür, sezer, bilir. Ona korku yoktur. Çünkü "gerçeği" bilmektedir ve gerçek onu özgür kılmıştır. Kalıcı, kesintisiz olarak. Bir BH toplumuyla birlikte. BH yalnızlığı sevmez, birlik-beraberliği, paylaşmayı, destekleşmeyi, kendini başkalarının/diğerlerinin hizmetine sunmayı sever.

Gerçek, herşeyin bir olduğu ve o bütünlüğün sevgiye dayalı olduğu, sonsuz olduğu, tarifsiz bir güzellikte, zenginlikte ve çeşitlilikte olduğudur. Biz o sevginin, o zenginliğin, o sonsuzluğun ta kendisiyizdir. Bilen ve bilinen, seven ve sevilen, takdir eden ve edilen aslında en nihayette birdir. Birşeyin bilinmesi, ayırt edilmesi, takdir edilmesi için, onun zıddının da mevcut olması icap eder. Mutlak birliğin en bilinen karşıtı "çokluktur." Düşünün; küçücük bir gezegende 7 milyar insan, kimbilir kaç çeşit ve sayıda hayvan, bitki, mineral, element, molekül ve atom var! Evrenin ve belki de evrenlerin içeriyor olabileceği çeşitliliği, sınırsızlığı, zenginliği tasavvur etmeye çalışalım. Ve tümü aynı ve nihai olarak bir olan varlığın, sevginin, bilincin parçaları, uzantıları. Çokluk, Ra'nın deyişiyle bir "sapmadır". Bu anlamda sapma ille de kötü, olumsuz birşey değildir. Sevgi bile bir sapmadır. Çünkü seven ve sevilen "ayrımı" gerektirir. Mutlak birlik dışındaki herşey bir sapma olarak tanımlanır temel olarak.

Anladığım kadarıyla varlığın neden var olduğu, varlığı kimin var ettiği, bu düzenin ne zaman, nasıl kurulduğu gibi sorular, varlığın değil, egonun sorularıdır kalıp itibariyle ve tatmin edici cevapları olamayacaktır. BH'ye, varlığa, varlığın özüne dair bazı şeyleri BH olmadan, egoyu bırakmadan anlamak mümkün değildir.

Varoluş yolculuğu dediğimiz şey, varlığın bilinmesi, sevilmesi, onaylanması gereği meydana gelen çokluk ile mutlak birlik arasında dolaşılması, gezinilmesi, keşfedilmesi, sonsuz zenginliğin, güzelliğin, sınırsız potansiyelin bilinmesi ve doğrulanması yolculuğudur. Hepsi, herşey nihai olarak aynı varlıktır. Varlık belirli bir şahıs değildir ama döngüsünde sonsuz sayıda bireyler olarak bölünür, uzar. Mutlak, bilge ve sevgili varlık sahip olduğu tüm sonsuzluğu, tüm özgürlüğü hiçbir parçasından esirgemez. Hepsi kendisi çünkü. Hepsi bir. Mutlak birliğin parçası olduğu halde bir patlamayla varoluşun en çoklu yerlerine uzayan uzantı, hala mutlak birlikle bir olmasına rağmen, tekrar mutlak birliğe döneceği yolculuğunda bireysel bir özgür iradeye (artacak bilgi düzeyine paralel olarak) sahip olduğu için,  özgür iradesini kullanış biçimi itibariyle özüne, aslına yabancılaşması, reddetmesi, inkar etmesi de mümkündür. Ego oluşuyor dolayısıyla. Çünkü bireysel varlık çokluğa uzandığında, her ne kadar sırf var olması itibariyle 7. yoğunluktaki mutlak varlıkla bağlantılı olsa ve ona dönme arzusu taşısa da, varoluş merkezinden çok uzakta oluşan hikayeler, gelişen koşullar bağlamında özgür irade gerçek-varlığın doğasına uygun olmayan şekillerde de evrilebiliyor. Sanırım tembellik, duyarsızlık, karşılaşılan aksiliklere ve zorlukluklara gösterilen tepkiler itibariyle zaman içinde varlığın gerçek doğasını unutma, yabancılaşma, duyarsızlaşma, yanlış anlama, yargılama, hatta ondan nefret etme gibi tepkiler gelişebilir, ki bu da egonun gelişim süreci oluyor sanırım. Ve kutbiyet veya kutbiyetler arası etkileşimler denebilecek olay da burada başlıyor. Bu hususta şimdiye kadar pek ayrıntılı düşünmedim. Bu paylaştığım görüşlerin herhangi biri üzerinde ayrıca durabiliriz, düzeltme, netleştirme, derinleştirme, amacıyla vs.

Elimizdeki bilgilere göre 2. yoğunluğun sonlarına doğru bireysel özgür iradenin iyice ayırt edilmesinden ve bireyselleşme imkanının farkına varılmasından ve istenmesinden sonra başlayan 3. yoğunluk deneyiminde "kutbiyet" deneyimleri başlıyor enkarnasyonlar sürecinde. Bireyselleşme, toplumsal ilişkiler, doğa ile olumlu-olumsuz çeşitli etkileşimler oluyor. 3. yoğunluğun belki belirli bir seviyesine (ortasına) kadar ciddi oranda hayvani / otomatik güdülere göre hareket ediliyor. Yani temel ihtiyaçların en etkili şekilde karşılanması, konfor ihtiyacı, derken sosyal etkileşim ihtiyacı, derken bireyler yavaş yavaş içinde bulundukları yerel hikayeden kafalarını kaldırıp bir bütün olarak hayatın, evrenin ne olduğunu sorgulamaya başlıyorlar. Onun içindeki yerlerini sorgulamaya başlıyorlar. Hayatın çeşitli farklı yönleri arasındaki ilişkileri, etki tepki zincirlerini çözüyorlar. İnsanları, doğayı, uzayı gözlemliyorlar. Hayatla aralarındaki ilişkinin doğasını anlamaya çalışıyorlar. Ve bu süreçte kutbiyet denen şey giderek gelişmeye, şekillenmeye başlıyor.

Bizim açımızdan bu işi en çok karmaşıklaştıran şeylerden biri, KH (ego) kutbiyetinde yoğunlaşarak 4. yoğunluk seviyesine yükselmiş olan bazı varlık gruplarının da bizim kutbiyet geliştirme ve seçme sürecimize sinsince müdahalelerde bulunuyor olmalarıdır. Ama nihayetinde onların müdahalelerinin önemli bir bölümü ilgili BH varlıkları tarafından engelleniyor veya dengeleniyor bir şekilde. Farklı deneyim seviyelerinden / boyutlarından varlıkların müdahaleleri de elbette önemli bir konu olabilecek olmakla birlikte, bizim için öncelikli olan şey, içinde yaşadığımız ortamda biraz dikkat ve farkındalık geliştirme çabasıyla rahatça tespit edilebilecek olan elitist KH grupları tarafından insanlık geneline yapılan müdahale ve muameleler ve bu doğrultuda kurulan düzen ve bizim binlerce yıldır bu düzen içinde uğratıldığımız travmalar, maruz kaldığımız işkenceler, bunun egosal gelişime etkisi gibi çeşitli temel konulardır.

Bizler güvenden çok güvensizlik deneyimliyoruz şu hayatta, şu düzende. Sevgiden çok nefret deneyimliyoruz. Devlet dediğimiz, din dediğimiz, ordu dediğimiz, siyaset dediğimiz, eğitim dediğimiz, ticaret dediğimiz vs mekanizmalar üzerinden, yani doğumdan mezara kadar hayatımızın pek çok temel koşullarını belirleyen, şekillendiren toplumsal kurumlar üzerinden hepimizin hayatını sürekli zorlaştıran, bize işkence eden, bizi aptallaştırmaya ve köleleştirmeye çalışan negatif eğilimli (ileri düzey ego) gruplar var. Dünya gezegeninde bu yüksek egolar İlüminati diye adlandırılan çatı altında belirli bir işbirliği içinde çalışıyorlar çıkarları gereği. Kendi aralarında da egosal çekişmeleri ve çatışmaları var pek muhtemel olarak ama amaçlarının ve çıkarlarının zorunlulukları nedeniyle belirli bir uyumu sürdürmek zorunda hissediyorlar. 

İnsanlık hem kendi egosallığı, tembelliği ve duyarsızlığı nedeniyle, hem de (bununla da bağlantılı olarak) 4KH (Kertişler) ve 3KH (İlüminati) güçlerinin şiddetli baskı ve işkenceleri nedeniyle, yaşam koşullarında KH'yi, yani egoyu besleyip büyütecek bolca ve sürekli katalizörlerle karşılaşıyorlar. Güvensizlikler, korkular, nefretler, haksızlıklar, adaletsizlikler, sömürüler, katliamlar, işkenceler denizinde yüzüyoruz her gün ve buna "hayat" diyoruz. Ve tüm bu nedenlerden dolayı bilincimiz ciddi şekilde travmaya uğramış, zehirlenmiş, zayıflamış, bölünmüş ve hipnotize olmuş durumda.

Düşünebiliyor musunuz? Varlığın özü ve bütünlüğü o kadar sonsuz bir bilince, sevgiye, zenginliğe sahip olduğu ve bunu koşulsuzca paylaştığı halde, bizlerin şu gezegen üzerinde yaşadığımız hayatın cehennemini düşünün.

Buradan şu da anlaşılabilir ki, gerçek bir BH varlığı tüm varoluşla harika bir birlik ve uyum içindedir. Tüm varoluş onun yuvası ve herşeyidir. KH varlıkları kesinlikle BH varlıklarından daha güçlü, daha avantajlı değildirler. Tam tersi doğrudur.

Dolayısıyla, BH varlıklarının sürekli bir neşe, güven, sevgi hali içinde olduklarını varsayabiliriz. Kendi aralarında mükemmel bir uyum ve işbirliği içinde yaşadıklarını varsayabiliriz. "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" anlayışı BH'nin imzasıdır. Sadece teorik olarak değil, gerçekten de hem kendi aralarında hem de tüm varoluşla bir olduklarını görürler, bilirler. Ve onun sonsuz neşesini, güvenini, huzurunu, mutluluğunu deneyimlerler. Bu onlar için zaman zaman deneyimlenen birşey değildir, doğal halleridir. Onların da medeniyetleri, teknolojileri, hayatları, dersleri, çabaları, arayışları var. Ama onların arayışlarında endişe, korku, ümitsizlik olamaz. Şüphesiz ve emin bir şekilde yolculuklarına devam ederler.

Ayrıntısıyla olmasa bile, genel hatlarından bazıları itibariyle onların yaşam biçimlerini tahayyül edebilmemiz için, bizlerin kendi hayatımızda tattığımız, deneyimlediğimiz en pozitif, en korkusuz, doğayla ve toplumla en uyumlu, en birlik ve beraberlik içinde, en bilgi ve sevgi dolu halimizin tamamen kesintisiz halde devam etmesi durumundaki olası gelişmeleri düşünmemiz icap eder. Bu elbette 4BH'den ziyade bir 3BH gezegeni / toplumsallığı içindeki durumu ifade eder ama eğer biraz konsantre olursak, bir 3BH gezegenindeki hayat durumunu yeterince tatmin edici şekilde zihnimizde canlandırabileceğimiz gibi, elimizdeki bazı bilgilere ve sezgilerimize göre o durumu 4BH'ye de (daha kaba bir şekilde de olsa) projekte edip kısmen bazı tatmin edici çıkarımlara ulaşabiliriz.

Majisyen

#2
Bozadi'nin yazısını okurken aklıma geldi.Şimdi bu K'lar 6. yoğunluk 4 BH 4. yoğunluk.K'lar ile celse vasıtasıyla iletişim kuruluyor.Peki ya dördüncü yoğunluk?Yanılmıyorsam onlarla farklı bir yöntem var.Hatırladığım kadarıyla K'lar celseyle 4BH iletişimini faks makinasıyla telefon etmeye benzetiyorlardı, yani böyle olmaz deniyordu.Bense saçma bir mantık belki ama şöyle düşünüyorum.4BH yoğunluk olarak bize daha yakın, bu durumda K'lar ile kurulan iletişimden daha kolay olarak 4BH ile iletişime geçilebilir.Fakat bildiğim kadarıyla somut bir metod yok bu konuda.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bigsenfoni

#3
Tesekkürler arkadaslar...bu aralar frekansim cok dengesiz...

(programlamalar/deprogramlamalar,disaridan/ iceriden/stress/isyerinden/kurumlardan saldirilar manipule rüyalar(*)..derken kafam allak bullak oldu ve cok enerji kaybettim ve savunma sistemim zayifladigi icin su anda soguklardan kaynaklanan üsütmem var   toparlandigim zaman 3 BH ve uzantisi 4 BH varliklari ile  ilgili tahminlerimi /teorilerimi paylasmaya calisacagim.




(*)kafa karistirma amacli rüyanin/projekte edilen sahte realitedeki filmin kontrolunu ele aldigim da artik rol yapan babam rolundeki negatif varlikla bayagi bir telepatik münakasaya girmistim ve sonunda pes etti ve bana ne istiyorsun diye sordu bende bir patlama seklindeki cevabim ''BENI RAHAT BIRAKIN''olmustu ve tam rüyadan ayrilacaktim ki önümde masada oturan ve rüya esnasinda hic farketmedigim ve bir anda farkettigim zannedersem öbür negatif varligin kontrolu kaybettigini anlayip destek güc misali yardima gelen bir 50-60 yaslarindaki killandigim..,:D ve ona sende nerden ciktin simdi gibilerinden telepatik bir atis yaptigim bayan bir seyler söyliyecektim ama bosver dedi... ve yavas yavas temasi kesip uyandim! gercekten igrenc bir sahte ani yerlestirme tesebbüsü rüyasi/programi/projeksionu/filmi idi.iste böyle, insanlari sevdiklerine, ailelerine arkadaslarina karsi düsman etmeye,o kisilere karsi kötü hisler yerlestirmeye ve kafalarini karistirmaya calisiyorlar...negatif bir ögretmen ve  ögrencisine karsi psisik bir savasti!!!asagi yukari 1,5 senedir musallat oldular!!!ve hala pes etmediler bakalim ne olucak...Bu zamana kadar hep pozitif bir sekilde bunlari savmaya/kendimi müdafaya calistim.Yaradan bize sabir  versin.Illa aynanin karsisina gecirecekler beni ve alternatif geleceklerden birinde de oldu...zaman hatti oraya dogru gidiyor...!Ama su anda sükürler olsun ki daha pozitif ve farkindayim.

Bu arada konunun dagilmasini istemiyorum rüyalar ve bu yasadiklarim ile ilgili yazilarinizi/sorularinizi /tecrübelerinizi baska bir baslik altinda devam ederserniz sevinirim...dedigim gibi 4.BH ile ilgili tahminlerimi/sorgulamalarimi/teorilerimi frekansim düzeldiginde ve enerjimi toparladigimda sizlerle paylasmak isterim ve tabi ki bu konu ile ilgili yazilarinizi ve fikirleriniz severek okumaya devam ediyorum.

Kalbiniz temiz, gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.