dışarıda sergilediğimiz yalan, içimizin gerçekliğidir!

Başlatan Elza Ojalvo, 11 Aralık 2015, 22:13:31

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Elza Ojalvo

sosyal medyada dışarıya sergilediğimiz yalan kimliklerimiz, içimizin gerçekliğidir! öykündüğümüz en ideal niteliklerle dolu önüne geçilemeyen bir arzuyu işaret eder insana.

hiç sorduk mu kendimize "neden internet iletişim ağı, sosyal medya bu kadar etkindir bizim üzerimizde?  gerçek yaşamımızdan daha fazla zaman ayırırız sanal dünyaya.

egomuzdaki dönüşümün sınırlarını bu soruyla keşfedebilir miyiz? bence keşfedebiliriz!
çünkü insan egosu artık, kesintisiz bir biçimde, bir tek nicelik olarak değil aynı zamanda nitelik olarak da yön alıp gelişiyor.

hayatlarımızı bir gözden geçirelim şimdi; kendi yaşamımızda bir zaman tüneline binip yıllar öncesine uzanalım; eskiden bir insan, birlikte sinemaya tiyatroya gidebileceği, bir cafede kağıt oynayabileceği,   evcil hayvanlarını alıp parklarda sahilde yürüyüşlere çıkabileceği sekiz on arkadaşa sahip oldu mu, kendisini nitelikli dolayısıyla mutlu insan olarak kabul edip bu yaşamdan tatmin olurdu.

şimdiki insana böyle bir yaşamdan söz edecek olsanız, kendisine küfür gibi algılar.
İnsan, artık zamanını az eylemle ama dolu bilgiyle ve dünya üzerindeki herkes ile sınırsız bağ kurarak geçirebileceği bir arzuyla yüklü.. hatta aynı coğrafya üzerinde yaşayan ve kendisiyle bilindik şeyleri paylaşacak insanlarla -sınırlı paylaşımlar içerisinde dost olmak gibi- vasat bir hayata tahammülü olmayan, egoizmin başka bir boyutu ile karşı karşıya!

o vasat yaşamın yerine, kendini en iyi en mükemmel şekilde ifade edebileceği bir yer arıyor! bu şimdiye kadar gerçekleştiremediği ama kendi içinde varolduğunu hissettiği bir potansiyelin, ortaya çıkarılması arzusu gibi. sınırsız iletişim içinde, bu arzuyu tek başına hayata geçirmesinin mümkün olmayacağını keşfetmiş şekilde, içsel benzerlikler bulabileceği güdüsüyle, olmak istediklerine dair içsel arzusunu dillendiren sanal kimliklere bürünüyor. bunun adına hiç değilse, dışarıda yalan olsa da, içeride gerçekleşmesi mümkün kılınabilecek olan potansiyelini taçlandırmak için çabalıyor ve bu amaç uğruna yalan söyleyebileceği bir iletişim yolu arıyor.

aslında böylece gerçekte, bu yalan kimlikle, kişi kendini daha çok ifade ediyor.
Bu yalanlarda yanlış bir şey yoktur! Ne de olsa yarattığımız o yalan kimlik bizim içsel gerçekliğimizi ifşa ediiyor! biz bu çaba ile gerçekte en büyük arzumuzu ortaya koyuyoruz; ne olmak isteyip de olamadığımızı başkalarını kandırarak kendimize ifşa ediyoruz. bu da bize, egonun başka arzularla yön aldığını ve başka bir boyut kazanma çabası içerisinde olduğunu gösteriyor.

twitter, pinterest, instagram, facebook v.s. sosyal medya ağları, bizim bu yeni arzumuz için biçilmiş kaftan aslında.  bireyler, bu sosyal platformlarda sadece göstermek istediği bir kimliği yansıtıyor. en güzel fotoğraflarını seçerek koyuyor, en takdir göreceğine inandığı nitelikleri bu kimliğe monte ediyor. kısacası insan, bilinç evriminde geldiği noktada, asırlardır yıkıcı egosunun yılgınlığı ile gelişmiş arzusunu, yani olmak istediğine dayalı içsel dünyasını yansıtıyor.

bir sosyal medya profilini incelediğimizde,  o profilin sahibi gerçekte tutarsız,  zayıf karakterli, kendine yontmak yönünde tamahkar ve hırslı, korkak ya da ilkel ve saldırgan olabilir. ama insanın egoistik doğası, gelişim arzusunu bile -kendilerini ideal görüntülerle takdim ederek- olmadığı, olmayı arzuladığı yalan görüntülerle veriyor. bu egonun gelişimidir! bu egonun, bir kozadan çıkar gibi yavaşça, en ilkel arzuların yıkıcılığından, içsel potansiyelinin ona sunabileceği yeni nitelikleri edinme yönünde yeni yolculuğudur.

birey, kendi gözüyle hak ettiği, derinlerinde yatan, içsel, çekici, ve gizli olarak bütünlüğün de farkında olan bir içgüdü ile diğerlerini etkileme çabasına giriyor.
bunu gerçekleştirirken, kendisinin gerçekte kim olduğunu bilerek ama diğerlerine –edinmek istediği niteliklere öykünerek- maske ile takdim ediyor.

bu sergilediğimiz kimlikler, her zaman olumlu yönde biçimlenmiş kimlikler olmayabiliyor. bazen de insan gerçekte zayıf bir karakter olduğu için, olduğundan daha kötü görünen karakterleri tercih edebiliyor; sert adam, savaşçı, Don Kişot olarak maskeleniyor. Buna rağmen bu taplonun gerçek olandan daha mı iyi ya da daha mı kötü olduğunun bir önemi yok! çünkü bu kabuk/maske/yalan nihayetinde kişiye hem potansiyelinin varlığını hem de kendi kötü yanını ifşa ediyor. bu ifşa, kişinin yeni bir bilince ulaşması yönünde bir giriş kapısı niteliğindedir. böylece kişi arzularının sebep olduğu sahte eylemle, gerçekte halihazırda olabildiği kadar olduğu kimliği arasında derin bir yüzleşme yaşıyor ve kendini başkalarına karşı süsleyip boyadığı kişiden ne kadar uzakta olduğunu tespit edebiliyor. böylece sorgulama başlıyor "ben kimim?" "arzuladığım ama olmadığım bu kimliğe neden ihtiyaç duyuyorum" "bu kimlik beni daha mutlu ediyor ve kendimi böyle tanıtma ihtiyacı duyuyorsam, ona ulaşma şansım var mı?". bu gerçek varlığının yani doğa ile bütün olan ve evrimle işbirliği içerisinde hareket eden doğasının, kişiyi dönüşüme, değişime zorlama aşamasıdır. önden koşan için geçerli olmayabilir ama evrim skalasında arkadan itilen için, kötülüğünün ifşası en etkili yöntemdir.

eğer sizlerle real ortamda değilsem, beni görmüyorsanız, size olmak istediğim beni yaratır ve ideal içselliğimle yine bana ait olan bir başka gerçeklik içerisinde kendi gelişim kapımı aralarım. Ve inanmayacaksınız belki ama "yalan" en ilkel gelişim aracıdır. bu sebeple otantiktir ve en güçlü değişim dönüşüm mekanizmasını harekete geçirir. sosyal ağlar ve yeni global iletişim biçimi, bu en ilkel gelişim aracını daha etkin bir şekilde kullanmak adına her zamankinden daha müsaittir ve tüm insanlık üzerinde yayılan global bir fenomendir.

şimdi bu örnekten yola çıkarak, bunca kelimenin belini kırdıktan sonra gelmek istediğim asıl nokta şudur;
Tanrı da bizimle perde arkasından iletişim kurarken gerçek niteliklerini gizliyor olabilir mi?
Yani aslında olmak istediği niteliklerini mi bize yansıtıyor?
Yaratan, bizimle birlikte kendi evrimini tamamlayan bir bilinç düzeyi midir?
ta ki mükemmelleşene kadar belki de bütünlüğün somut halini bize ifşa etmeyecek!
Utanç perdesi, belki onun için de geçerlidir ve kendi suretleri ile arasına gerilmiş, evrim sürecinin her sahnesinde önümüze serilir.
B1RL1K