Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_fidelista

Çin'den gelen Covid aşısı

Başlatan fidelista, 05 Aralık 2020, 16:13:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#105
Yani kaç doz olursa olsun korona aşısı yaptıranlarla karşılaştırıldığında, HİÇ KORONA AŞISI OLMAMIŞ kişiler arasında hastalığa yakalanma ve hastaneye yatırılma oranı çok ama çok daha düşük!!!

bozadi

#106
Ve bu konuda en çok dikkat edilmesi gereken konu şu: "Aşısı tamamlanmamış" kişiler konuyla ilgili haberlerin çoğunda, sözde uzmanlar tarafından "aşısız" olarak ifade ediliyor!!!!

bozadi

#107
Kelime oyunuyla yapılan bu üçkağıtçılığın ciddiyetini düşünebiliyor musunuz?

bozadi


bozadi


bozadi


bozadi

#111
8 Ağustos 2021

Meğer iki doz aşı olanlar da aşısız sayılıyormuş
Artan vakalara rağmen yoğun bakım ünitelerinde yoğunluk olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. İsmail Cinel, aşının yoğun bakıma yatışların azalmasına katkı sağladığını belirtti. Cinel, iki doz aşı olup üzerinden 5-6 ay geçen vatandaşların da aşısız sayıldığını söyledi.
Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmail Cinel, aşının yoğun bakıma düşüşleri azalttığını belirterek "Şu anda vaka sayısı 25 binken daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı. 2'nci pikte 33 bin vaka varken hasta sayısı 6 binlerdeydi" dedi.

İKİ DOZ AŞININ KORUYUCULUĞU 6 AY SONRA BİTİYOR

"Aşısız ne demek?" diyerek konuya açıklık getiren Cinel, iki doz aşısını olan vatandaşların 5-6 ay sonra aşısız olarak değerlendirildiğini çünkü, aşının koruyuculuğunu yitirdiğini söyledi.

Hürriyet'ten Meltem Özgenç'in haberine göre, Prof. Cinel şöyle konuştu:

"Kişi aşı hiç olmamış, ya iki doz aşı olmuş ama üzerinden 5-6 ay geçmiş koruyuculuğu bitmiş ya da iki doz aşı olmuş ama üzerinden 15 gün geçmeden hastalığa yakalanmışlar.

Şimdi tüm Türkiye'de bu rakamları net olarak çıkarabilmek için Sağlık Bakanlığı'ndan izin aldık. Bu izinle birlikte yoğun bakım ve servislerde yatanların aşılı-aşısız oranını çıkaracağız."

YATANLARIN YÜZDE 95'İ AŞISIZ

"Şu anda 4'üncü pikteyiz. Diğer piklerden farklı olarak delta varyantı ile karşı karşıyayız. Deltadaki sayıları ikinci, üçüncü pikle kıyasladığımızda, hastaneye ve yoğun bakımlara yatışlar daha az. Bunun en önemli nedeni de aşı.

Aşıyla toplumsal bağışıklığı sağlayamadık, fakat aşıladığımız kadarıyla bile bize fayda getiriyor ve daha az hasta yoğun bakıma ve servislere yatıyor.

Şu anda vaka sayısı 25 binken, daha fazla yoğun bakım hastası olması lazımdı. Ama sayı yaklaşık 600-700 civarı. 2'nci pikte 33 bin vaka varken hasta sayısı 6 binlerdeydi.

3'üncü pikte ise 65 yaş üstünü aşıladığımız için toplam hasta sayısı 60 bin olmasına rağmen ağır hasta sayımız 3.500 olmuştu. Fakat şurası çok net. Servise yatanların da yoğun bakımlara yatanların da yüzde 95'i aşısız.


Kaynak: Yeniçağ


bozadi

#112
Bu son alıntıladığım haberde hem "aşısız" kelimesi üzerinden yapılan algı operasyonu (resmen üçkağıtçılık, yalancılık) adeta resmi bir şekilde itiraf edilmiş oluyor, hem de iki doz aşıya biçilen "6 ay" koruyuculuk ömrüne dikkat çekmek istiyorum. Daha önce alıntıladığım haberde üç doz için 9 ay deniyordu. Yani neredeyse bir aşı 3 ay koruculuk sağlıyor gibi birşey. Ve bu bağlamda şunu tekrar vurgulamak istiyorum ki, iki veya üç doz aşı vurulan vatandaşların çok büyük bir kısmı, koronaya karşı ömür boyu veya hiç değilse yıllarca sürecek bir koruma sağladıklarını, tekrar tekrar bu aşıları olmak zorunda kalmayacaklarını düşünüyorlardı çünkü böyle düşünmeye kasıtlı olarak "sevk edildiler". Pfizer/Biontech'in servetine tamamen risksiz bir şekilde yeni servetler katarken sayısız yan etki ve ölüm riski almaya devam!!!

bozadi

#113
İlk defa veya tekrar aşısı olanların sayısı sürekli artıyor ama hastalığın ve ölümün durduğu yok. Deli gibi mutasyonlar devam ediyor. Hastalığın ve mutasyonların bizzat aşılar (özellikle mRNA) ve maske yoluyla yayıldığını düşünmek için epeyce neden var.

bozadi

#114
15 Ağustos 2021

Bu ne şiddet bu celal
Melih Altınok
Bu ne agresiflik anlamak mümkün değil.

Sabah akşam ekranlarda, sosyal medyada henüz aşı olmamış vatandaşa hakaretler, tehditler savruluyor...

Her gün bir yenisi ortaya çıkan varyantlarda işe yaramadığı ve bulaştırmayı engellemediği bilimsel olarak kanıtlanan mRNA aşılarına mesafeli insanlar aptal yerine konuluyor, aşağılanıyor.

Sağlıklı insanlar, sadece aşı olmadıkları için, korona testi pozitif çıkan hastaların sorumlusu olarak hedef gösteriliyor...

Zihni sinir yasak önerileriyle veliler, öğrenciler tedirgin ediliyor, korkutuluyor.

Çinlilerin o meşhur bedduası tutmuş gibi, "ilginç zamanlarda" yaşıyoruz.

Yalnızca lümpenlerden, trollerden söz etmiyorum... Ya da pandemiyle ilgili basında dile getirilmeyen bilimsel tezleri yazan meslektaşlarını "ilgililere" şikâyet eden ilaç mümessilinden hallice gazetecilerden bahsetmiyorum...

Sorsan işi bilim olan insanlar da bu lincin ve karartmanın ortağı.

Hekimlerin örgütü olan "solcu" Türk Tabipleri Birliği ekranlarda "resmi tezler" dışındaki bilimsel tezlerin dile getirilememesi için RTÜK'e başvuruyor!

Sanki farklı şeyler söyleyen bilim adamları, hekimler programlara çağrılıyormuş gibi...

Bildiğiniz engizisyon işte. Neyin bilimsel olduğuna, neyin olmadığına DSÖ kriterleriyle kurumlar karar veriyor...

Hadi foncuları falan anladık da halkın oyuyla seçilen siyasetçilerin ağzını bozması neyle açıklanabilir?

Bakın, AK Parti Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız, bir kısım seçmenine büyük harflerle "AŞI YAPTIRMAYANLARLA GÖRÜŞMEYECEĞİM, İSTEKLERİNE YARDIMCI OLMAYACAĞIM" diye ayar veriyor.

Sayın vekil!

İster aşı olsun ister olmasın, Denizlili her seçmen sizin velinimetiniz. Onlar asıllar, siz sadece adı üstünde vekil.

Mecbursunuz şucu bucu demeden her biriyle görüşeceksiniz, isteklerine de yardımcı olacaksınız.

Çünkü Denizlilerden bu vaatle oy aldınız.

Sinirle har vurup harman savurduğunuz o oylar sizin değil; seçmenlerinizin.

Eğer sözünüzü, görevinizi, Anayasa'yı yok sayıyorsanız da azarladığınız halkın size verdiği mazbatayı yavaşça yere bırakacaksınız.

Kaynak: Sabah


bozadi

#115
Üstteki köşe yazısında Solcu olarak tanımlanan bir gruba yapılan eleştiriye dair ben de zaman zaman bu konuda tekrarladığım eleştirimi bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Solun öncüleri, vahşi kapitalist bir ABD şirketi olan Pfizer'ın (ve dolaylı olarak Biontech'in) geçmişindeki karanlıkları araştırıp korona konusunda yapılan şeytani vurgunu en çok eleştirmesi gereken grupken, bu konuda resmen global şeytanlarla aynı yatağa giriyorlar. Sol için ne acı verici bir gaflet, rezalet, hatta hıyanet!

"Materyalist" eğilimin Sol üzerinde bazı faydaları da olmakla birlikte genellikle ilericililik adı altında gericileştirici, hatta gerizekalılaştırıcı etkileri yoğun oluyor görebildiğim kadarıyla. Bu materyalist ("bilimsel"!) gerizekalılığın etkisiyle Solun sözcülerinin halka yönelik şeytani emperyalist operasyonları var güçleriyle destekleyecek noktalara ulaşması oldukça ibretlik!

İdeolojik körleşmenin akılda ve vicdanda meydana getirdiği metastazların, tümörlerin etkisi.

gerçek tosun paşa

#116
Akp ve Fahrettin Koca bir nevi baş edemiyorlar. Yok olmuyor yani çok güçlüler :) Yangın, sel, Taleban ve aşı olaylarından sonra terazi o kadar yana yattı ki... Tabi burada hem ABD nin hem ABD yi de aşan güçlerin etkisini iyi kavrayabilmek lazım.

Özet: AKP GG (bu saatten sonra hükümetin lastiği belinde durmaz)


Aşılardan fon ödemesi alınıyor. Bir de mültecilerden de bu ay sonu Suriler ve son baharda Afganlar için toplamda 9-10 milyar euro gibi bir para gelcek. -40Milyar da gezen ülkem ekonomisi para bulma ümidiyle kaldırımın sağından yürüdüğü için biraz daha ciddi bir para karşılığında bize sürahi sürahi aşı içirtebilir :)

bozadi

#117
23 Ağustos 2021

PCR testi 'zorunlu' tutabilir mi?
Eylül'de başlayacak 'zorunlu' PCR testinin ücretli mi ücretsiz mi olması gerektiği tartışması, 'Karar yasal mı değil mi? Kişiler PCR testine zorlanabilir mi?' tartışmasına evrildi. Birçok kişi uygulama karşısında mahkemeye gideceğini belirtirken hukukçular da kararın Avrupa'da örnekleri olmasına rağmen anayasaya aykırı olduğunu ifade ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, okullarda 6 Eylül'de yüz yüze eğitimin başlamasıyla henüz aşı olmamış öğretmen ve diğer personelin haftada en az 2 defa PCR testi yaptırmasını isteyeceklerini söyledi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da yüz yüze eğitim kapsamında zorunlu olarak istenecek PCR testlerinin devlet hastanelerinde ücretsiz yapılacağını açıkladı.

Bunun üzerine 'zorunlu' PCR testinin ücretli mi ücretsiz mi olması gerektiği tartışması, 'Karar yasal mı değil mi? Kişiler PCR testine zorlanabilir mi?' tartışmasına evrildi.

Dr. Aslan: Her tür kısıtlama anayasaya aykırıydı

Hürriyet'ten Fulya Soybaş'ın haberine göre İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Ana Bilim dalı öğretim üyesi Dr. Volkan Aslan, zorunlu PCR ya da zorunlu aşı uygulamalarının makul, anlaşılır ve hatta karşılaştırmalı örneklere uygun olduğunu ancak anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Dr. Aslan, şu ifadeleri kullandı:

"ABD ve Avrupa'da aynı tedbirler uygulanmakta. Hatta biz geç bile kaldık! Naçizane, çok daha sert tedbirler alınması gerektiğini düşünüyorum ancak bir hukukçu olarak tedbirlerin hukuka aykırı olduğunu söylemeliyim. Mart 2020'den yani pandeminin başından beri alınan sokağa çıkma, maske zorunluluğu, restoranların kapanması gibi her tür kısıtlama anayasaya aykırıydı. 'Zorunlu' PCR testi uygulaması da aynı nedenden anayasaya aykırıdır.

İçişleri Bakanlığı PCR testi zorunluluğuyla ilgili genelge yayımladı. Genelgede konser, tiyatro gibi etkinlikler ve uçak-otobüs yolculuklarında 6 Eylül'den itibaren PCR testi isteneceği belirtildi.

'Genelge yeterli değil mi?'

"Genelge yeterli değil mi?" sorusuna ise, Dr. Aslan, şu yanıtı verdi:

"Hayır, değil. Sıkıntı prosedürde. 1982 anayasası 'Temel hak ve özgürlükler sadece olağanüstü dönemlerde, kanun ile kısıtlanabilir' diyor. Bu şu demek; pandemi gibi olağanüstü bir durumda 'zorunlu' uygulamalar ancak OHAL ya da TBMM'nin bir pandemi yasası çıkarması ile mümkün. 'Ha genelge ile uygulanmış ha kanun. Ne fark eder?' diyenler var. Çok fark var. Yasal zemine oturmayan her kısıtlama hak ihlallerini meşrulaştırır, aşı karşıtlığını kuvvetlendirir."

'Hukuk devletinden verilen her ödün salgın hastalıklar kadar tehlikeli olabilir'

İçİşleri Bakanlığı genelgenin dayanağı olarak İl İdaresi Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gösteriyor ancak bu yeterli değil çünkü o kanunlarda (kolera- tifüs gibi hastalıklardan bahsediliyor) böyle bir hastalıktan bahsedilmiyor. İtalya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde de benzer uygulamalar var. Ancak bu ülkeler OHAL ya da pandemi yasası ile durumu yasal bir zemine oturttu. Bizde ise parlamento yasallık sorununu umursamıyor, yüksek mahkemeler de tedbirlerle ilgili tatmin edici kararlar vermiyor. Unutulmamalı ki hukuk devletinden verilen her ödün salgın hastalıklar kadar tehlikeli olabilir."

'Birçok konuda olduğu gibi işin hukuki boyutunu sonradan tartışıyoruz'

Avukat Mahir Işıkay ise konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Birçok konuda olduğu gibi işin hukuki boyutunu sonradan tartışıyoruz. Kamu sağlığını korumak için şüphesiz her türlü önlem alınabilir. Elbette toplum sağlığı çok önemlidir ancak bunu yaparken bireyin vücut bütünlüğünün ihlalini nasıl engelleyeceğiz? Hak ihlallerinin önlenmesi, tıbbi tedbirler ve de zorunlu uygulamalar ile sonuçları bakımından daha açık, öngörülebilir, anlaşılabilir kanuni dayanağa ihtiyaç vardır. Eğitim hakkı, sağlık hakkı gibi kamusal hizmetlerde aşılı- aşısız vatandaş ayrımı yapılamaz ve kişinin PCR testi olup, olmayacağı 'zorunlu' kılınamaz. Zira bu konuda bir yasal düzenleme bugüne kadar yapılmamıştır."

'Bir zorunluluk varsa bunu kanun ile yapmak lazım'

Hukukçu, Dr. Rezan Epözdemir, 'zorunlu' PCR testi uygulamasının vücut bütünlüğüne bir müdahale olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bir zorunluluk varsa bunu kanun ile yapmak lazım. Genelge ile 'zorunluluk' olmaz. Nitekim anayasanın 19. maddesi 'Tıbbi zorluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel- tıbbi deneylere tabii tutulamaz' der. Eğer bu maddeye dokunmayı düşünüyorsanız o zaman 13. maddeyi hatırlayacaksınız; 'Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hakkın özüne dokunmayacak, ölçülülük ilkesi ile demokratik toplum düzeninin gereklilerine uygun şekilde kanun ile sınırlanabilir' der. "

Anayasa mahkemesi de Avrupa İnsan Hakları mahkemesi de zorunlu PCR ve zorunlu aşı uygulamalarına ancak kanun ile yapılması halinde izin veriyor. Tüzük, yönetmelik, genel düzenleme ile yapılamaz. Bu nedenle zorunlu PCR yaptırmak istemeyenler idare mahkemesine iptal davası açacaklardır."

"O halde parlamento neyi bekliyor? Kapsamlı bir kanun çıkarmak zor mu?" sorularına da Dr. Epözdemir "Neden bekliyorlar bilemiyorum ancak yapılabilir, çok zor değil. Sonuçta siyaset üstü bir mesele. Parlamentoda hemen hemen tüm partiler, kamu sağlığı ile alakalı olduğundan, ortak karar verecektir diye düşünüyorum" diye yanıt veriyor.


Kaynak: Sputnik


walldes

#118
Sevgili Bozadi, aşı İle yaptığın paylaşımlarına ek olarak Dr Serhat Fındık ın bugünkü açıklamalarını paylaşarak katkı sunmak istedim. Linki: https://youtu.be/IUscPFZfe6o
Aşı olmama rağmen hala Taliban'ın bile becerebildiği pr çalışmasının çok daha donanımlısı İle karşı karşıya olduğumuz şüphelerim var. Mesela tamamen açılan Avustralya da 1 yerel vaka İle tam kapanma yapılması. Okulların açılması kararı İle hemen haberlerde hastalığı ağır geçiren 12 yaşındaki çocuk haberi. Vs  çok örnek var. Niye insanları bu kadar psikolojik gerilime maruz bıraktılar. O bile başlı başına şüpheli. Bu arada arada sırada saçmalıyorum. Elimde değil, olan olaylar bende derin rezonans yaratıyor. Yapım böyle, yapacak bir şey yok.
 

bozadi

#119
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen walldes

Sevgili Bozadi, aşı İle yaptığın paylaşımlarına ek olarak Dr Serhat Fındık ın bugünkü açıklamalarını paylaşarak katkı sunmak istedim. Linki: https://youtu.be/IUscPFZfe6o
Aşı olmama rağmen hala Taliban'ın bile becerebildiği pr çalışmasının çok daha donanımlısı İle karşı karşıya olduğumuz şüphelerim var. Mesela tamamen açılan Avustralya da 1 yerel vaka İle tam kapanma yapılması. Okulların açılması kararı İle hemen haberlerde hastalığı ağır geçiren 12 yaşındaki çocuk haberi. Vs  çok örnek var. Niye insanları bu kadar psikolojik gerilime maruz bıraktılar. O bile başlı başına şüpheli. Bu arada arada sırada saçmalıyorum. Elimde değil, olan olaylar bende derin rezonans yaratıyor. Yapım böyle, yapacak bir şey yok.
Paylaştığın için teşekkürler walldes. Prof. Dr. Serhat Fındık aşı faşizmi konusunda uzun zamandır en sağlam duruş sergilediğini gözlemlediğim kişilerden.

Ben hiçbir dinin mensubu değilim ama Serhat Fındık'ın İslam/Allah referansını sıkça kullanıyor olmasından rahatsız olmuyorum çünkü vicdanı, adaleti ön plana çıkarıyor. İnsanlığı ön plana çıkaran hangi ideolojiden olursa olsun saygı ve sempati duyarım. İnsan olmanın gereği budur; hangi kesimden olursan ol, insanlıkta birbirini desteklemek, kardeşlik, dostluk gösterebilmektir.

Serhat hocanın anlattıkları arasında, en tehlikeli varyantların en çok mRNA aşısı yapılmasıyla ünlü ülkelerden türemiş olması çok dikkat çekici. Suriye'de, Irak'ta neden türemiyor bu varyantlar da İngiltere, ABD, İsrail gibi en çok aşı yapılan ülkelerden türüyor?

PCR testinin kovid teşhisi için hiç güvenilir bir yöntem olmadığına dair sayısız gösterge ve kanıt olmasına rağmen sorgulanamaz bir güvenilirliği varmış gibi bir hava yaratılması trajikomik. Türkiye'den de dünya genelinden de PCR'ın ne kadar güvenilmez test sonuçları verdiğine dair bir sürü haber yayınlanıyor.

İnsanlar en çok "kapanmadan" korktukları için "aşıkopatlığa" boyun eğiyor ve hatta hizmet ediyorlar sanırım.

Aşı konusunda abartılı bir "bilim aşıklığı" eğilimi görülüyor ama korona aşısının, maskenin, PCR'ın dayatılma şekli konusunda akıl ve mantıkla çelişen, bilimin ve vicdanın köküne kibrit suyu döken o kadar çok şey var ki... Bu kitlesel aptallık halleri... Hele ki bilim adına!

"Kıyamet/dönüşüm" sürecinin doğal bir parçası gözüyle bakıp aşırı ciddiye almamaya, aşırı kafayı takmamaya çalışıyorum.